MAR
PROUDHON
ÜZERİNE
Yazar:
Karl Marx’ın J. B. Schweitzer’e 24 Ocak 1865 tarihli mektubu
İlk
Basımı: Der Social-Demokrat, Sayı: 16, 17 ve 18; 1, 3
ve 5 Şubat 1865
Çeviri:
Marksist Araştırmalar [MAR]
Sayın Bayım,
Benden Proudhon
konusunda ayrıntılı bir değerlendirme talep eden mektubunuzu dün aldım. Zaman
yokluğu beni bu arzunuzu yerine getirmekten alıkoyuyor. Üstelik elimde onun
yapıtlarından hiçbiri yok. Bununla birlikte, iyi niyetime sizi inandırabilmek
için alelacele kısa bir taslak çiziktiriyorum. Bunu tamamlayabilir, ekler ya da
kısaltmalar yapabilirsiniz; kısacası, ne uygun görürseniz onu yapabilirsiniz.
Proudhon'un ilk
çabalarını artık anımsamıyorum. Langue Universelle [Evrensel Dil]
konusundaki okul ödevi niteliğindeki yapıtı, çözümü için gerekli en temel
bilgilerden yoksun bulunduğu sorunları kendisinin nasıl nezaketsizce çözdüğünü
göstermektedir. [1]
İlk yapıtı Qu'est-ce
que la propriété? [Mülkiyet Nedir?] kuşkusuz, yazmış olduklarının en
iyisidir. İçeriğinin yeniliğinden olmasa bile, hiç değilse her şeyi
söylemekteki yeni ve cüretkâr tutumuyla çığır açıcı olmuştur. Bildiği Fransız
sosyalistlerinin ve komünistlerinin yapıtlarında mülkiyet, elbette ki
yalnızca çeşitli şekillerde eleştirilmekle kalmamış, aynı zamanda ütopyacı bir
tarzda "ortadan kaldırılmıştır". Bu kitapta Proudhon'un Saint-Simon
ve Fourier ile olan ilişkisi, Feuerbach'ın Hegel ile olan ilişkisiyle hemen
hemen aynıdır. Hegel ile kıyaslandığında Feuerbach çok zayıf kalır. Ama bununla
birlikte, Hegel'den sonra çığır açıcı olmuştur; çünkü Hıristiyan bilincine ters
düşen ama eleştirinin ilerlemesi bakımından önem taşıyan ve Hegel'in mistik bir
yarı-bulanıklık içinde bıraktığı belirli noktalara parmak basmıştır.
Eğer bu ifadeyi
kullanmama izin verilirse, Proudhon'un güçlü, gürbüz üslubu bu kitapta hâlâ
egemendir. Ve kanımca üslubu, bu kitabın başlıca erdemidir. Yalnızca eski
şeyleri yinelemekle kaldığı yerlerde bile Proudhon'un bağımsız keşiflerde
bulunduğu, söylediği şeyin kendisi için yeni olduğu ve öyle sayılması gerektiği
görülür.
"Kutsalların
kutsalı" ekonomik kavramlara el atan provokatif meydan okuma, sıradan
burjuva zihniyetini alay konusu yapan parlak paradoks, yok edici eleştiri, acı
kinaye ve orada burada ortaya çıkan, mevcut düzenin kepazeliklerine karşı
gösterilen derin ve gerçek bir öfke, devrimci bir içtenlik — bütün bunlar, ilk
çıktığında Qu'est-ce que la propriété? kitabının okurlarını
heyecanlandırmış ve büyük bir sansasyon yaratmıştı. Politik ekonominin kesin
bir bilimsel tarihi içinde, bu kitaptan söz etmeye değmezdi bile. Ama bu türden
sansasyonel yapıtlar, edebiyat romanlarında olduğu kadar bilim alanında da bir
rol oynarlar. Örneğin Malthus'un Population [Nüfus] konusundaki
kitabını alınız. İlk basıldığında bir "sansasyonel broşür"den ve
üstelik baştan sona başkalarının yapıtlarından yapılmış aşırmalardan başka bir
şey değildi. Ama yine de insan soyuna yapılan bu iftira ne büyük bir dürtü
yaratmıştı!
Ayrıca, kitaba bilimsel
bir içerik tanınmasa bile, yüksek şiirsel güce sahip çok kayda değer bölümler
içermektedir. Örneğin Code Napoléon [Napolyon Kanunu] üzerindeki
pasaja bakınız. O zamandan beri Proudhon hukuki bakış açısını sürekli
yinelemiştir. Onun bu ilk yapıtı, kendisinin klasik yapıtıydı.
Eğer Proudhon'un kitabı
elimde olsaydı, onun eski üslubunu göstermek için kolayca birkaç örnek
verebilirdim. En önemli saydığı pasajlarda bile Kant'ın çatışkıları ele alış
biçimini taklit etmekte —yapıtlarını ancak çevirilerden okumuş olduğu Kant, o
sıra Bay Proudhon'un tanıdığı tek Alman filozoftu— ve kişi üzerinde, Kant gibi
kendisinin de çatışkıların çözümüne insan kavrayışının "ötesinde"
kalan bir şey gözüyle baktığı, yani bu konuda kendi anlayışının karanlıklar
içinde bulunduğu yolunda güçlü bir izlenim bırakmaktadır.
Ama bütün o yerleşmiş
inançları yıkma görüntüsüne karşın, Bay Proudhon'un toplumu bir yandan Fransız
küçük toprak sahibi köylünün (sonraları küçük burjuvasının) açısından ve onun
gözleriyle eleştirmesindeki, öte yandan da onu sosyalistlerden miras aldığı
ölçeğe vurmasındaki çelişkiyle kişi daha Qu'est-ce que la Propriété?
yapıtında karşı karşıya geliyor.
Bu kitabın
yetersizliğini ortaya koyan bizzat kendi adıdır. Sorun o denli yanlış formüle
edilmiştir ki, doğru bir biçimde yanıtlanması zaten mümkün değildi. Antik
"mülkiyet ilişkileri" feodal mülkiyet ilişkileri
tarafından, bunlar da "burjuva" mülkiyet ilişkileri tarafından
yok edilmişlerdir. Demek ki, geçmiş mülkiyet ilişkileri üzerindeki
eleştiriyi bizzat tarihin kendisi yapmıştır. Proudhon'un ele aldığı şey,
aslında bugün var olduğu biçimiyle modern burjuva mülkiyetiydi. Bunun ne
olduğu sorusu, ancak politik ekonominin bu mülkiyet ilişkilerini iradi
ilişkiler olarak yasal ifadeleri içinde değil, gerçek biçimleri içinde, yani
üretim ilişkileri olarak bir bütün içinde kucaklayan eleştirel bir tahliliyle
yanıtlanabilirdi. Ama bu ekonomik ilişkilerin tümünü "mülkiyet"in
genel yasal kavramları içinde karmakarışık ettiğinden Proudhon, 1789'dan önce
Brissot'nun buna benzer bir yapıtta aynı sözcüklerle vermiş bulunduğu yanıtın
ötesine geçemiyor: "Mülkiyet hırsızlıktır." [2]
Bundan çıkartılabilecek
tek sonuç, "hırsızlık" konusundaki burjuva yasal kavramların,
burjuvanın kendi "namuslu" kazançlarına da aynı biçimde
uygulanabileceğidir. Öte yandan "hırsızlık", mülkiyetin zorla
ihlal edilmesi olarak mülkiyeti varsaydığından, Proudhon gerçek burjuva mülkiyeti
konusundaki, kendisi için bile bulanık olan her türden fantezi içinde karman
çorman olmuştur.
1844'te Paris'te
bulunduğum sırada Proudhon'la kişisel ilişki kurdum. Buna burada değiniyorum;
çünkü bir ticari mala hile veya katkı maddesi katılmasına İngilizlerin sophistication
demesi gibi, Bay Proudhon'un düşüncelerinin bu şekilde tahrif edilip
bozulmasından bir dereceye kadar ben de sorumluyum. Çoğu kez bütün bir gece
süren uzun tartışmalar sırasında, kendisine büyük zarar veren ve Almanca
bilmediğinden doğru dürüst inceleyemediği Hegelciliği ona aşıladım. Paris'ten
çıkartılmamdan sonra benim başladığım işi Herr Karl Grün sürdürdü. Üstelik
Alman felsefesi öğreticisi olarak bana kıyasla üstünlüğü, kendisinin de bu
konudan hiçbir şey anlamamasıydı.
Bunu, bana ikinci
önemli yapıtı Philosophie de la misère vb. çıkmadan kısa bir süre önce,
çok ayrıntılı bir mektupta Proudhon'un bizzat kendisi bildirmişti. Bu mektupta,
diğer şeylerin yanı sıra şöyle diyordu: "J'attends votre férule
critique." ["Eleştirel kırbacınızı bekliyorum."] Bu kırbacı
(yazdığım Misère de la Philosophie [Felsefenin Sefaleti] vb.,
Paris 1847'de), dostluğumuzu ilelebet sona erdiren bir biçimde çok geçmeden
yedi.
Şimdiye dek söylemiş
olduklarımdan da görebileceğiniz gibi, Proudhon'un "Qu'est-ce que la
propriété?" sorusunu fiilen ilk kez yanıtlayan onun Philosophie de
la misère ou Système des contradictions économiques [Sefaletin Felsefesi
ya da Ekonomik Çelişkiler Sistemi] yapıtı oldu. Gerçekten de, ekonomik
incelemelerine başlaması ancak bu ilk yapıtının yayımlanmasından sonra
olmuştur; ortaya attığı sorunun sövüp saymakla değil, ancak modern politik
ekonominin tahliliyle yanıtlanabileceğini keşfetmişti. Aynı zamanda, ekonomik
kategoriler sistemini diyalektik olarak sunmayı da denedi. Gelişmenin aracı
olarak, Kant'ın çözülmez "çatışkıları" yerine Hegelci
"çelişki" konulacaktı.
Kitabının —ki iki kalın
cilttir— bir değerlendirmesi olarak size, buna bir yanıt olarak yazmış
bulunduğum kendi yapıtımı gösterebilirim. Orada, diğer şeylerin yanında,
kendisinin bilimsel diyalektiğin sırlarının içine ne denli az girmiş olduğunu;
öte yandan ekonomik kategorileri ele alış biçiminde spekülatif felsefe
kuruntularına nasıl kendisinin de katıldığını; bunları, maddi üretimdeki
belirli bir gelişme aşamasına tekabül eden tarihsel üretim ilişkilerinin teorik
ifadeleri olarak açıklayacağı yerde, boş sözleriyle nasıl önceden var olan
ölümsüz düşünceler haline dönüştürdüğünü ve bu dolambaçlı yoldan nasıl bir kez
daha burjuva ekonomisinin görüş açısına vardığını da gösterdim.
Bundan başka,
eleştirmeye kalkıştığı politik ekonomi üzerindeki bilgisinin nasıl çok yetersiz
olduğunu ve hatta zaman zaman bir okul çocuğunun bilgi düzeyinde bulunduğunu;
kendisinin ve ütopyacıların kendi bilimlerini, kurtuluşun maddi koşullarını
bizzat üreten bir hareketin, tarihsel hareketin eleştirici bilgisinden
türetecekleri yerde, "toplumsal sorunun çözümü" için a priori
bir formül icat ederek nasıl sözüm ona bir "bilim" peşinde
koşturduklarını da gösterdim. Ama özellikle bütün sorunun temeli olan değişim
değeri konusunda Proudhon'un ne denli şaşkın, yanlış ve yüzeysel kaldığını ve
hatta Ricardo'nun değer kavramının ütopyacı yorumunu yeni bir bilimin temeli
diye nasıl kullanmaya kalkıştığını gösterdim. Proudhon'un genel bakış açısı
konusunda da şu kapsamlı yargıya vardım:
"Her
ekonomik ilişkinin bir iyi ve bir de kötü yanı vardır; bu, Bay Proudhon'un
kendi kendisini aldatmadığı tek noktadır. İyi yanın iktisatçılarca
açıklandığını; kötü yanın da sosyalistlerce suçlandığını görüyor.
İktisatçılardan ölümsüz ilişkilerin zorunluluk anlayışını; sosyalistlerden de
sefalet içinde sefaletten başka bir şey görmeme kuruntusunu alıyor (bunun
içindeki eski toplumu yıkacak devrimci, yıkıcı yönü göreceği yerde). Bilimin
otoritesine dayanmayı arzulamak konusunda her ikisiyle de anlaşıyor. Onun
gözünde bilim, kendisini bir bilimsel formülün yetersiz boyutlarına indirger;
o, formüller arayışı içinde olan bir kimsedir. Bay Proudhon, hem politik
ekonomiyi hem de komünizmi eleştirmiş olmakla işte böyle övünüyor: Oysa durduğu
yer, her ikisinin de çok aşağısındadır. İktisatçıların aşağısındadır, çünkü
elinin altında sihirli bir formül bulunan bir filozof olarak, saf ekonomik
ayrıntılara girmekten sakınabileceğini sanmıştır; sosyalistlerin aşağısındadır,
çünkü düşünce planında bile olsa, burjuva görüş ufkunun ötesine geçecek ne
cesarete ne de kavrayışa sahiptir. ... Bilim insanı olarak burjuvaların ve
proleterlerin üstünden süzülerek uçmayı arzular; oysa sermaye ile emek, politik
ekonomi ile komünizm arasında ileri geri fırlatılıp duran küçük burjuvadır
yalnızca."
Bu yargı kulağa çok
sert gelmekle birlikte, bunun her sözcüğünün altına bugün de imzamı atarım. Ama
aynı zamanda şu da hatırda tutulmalıdır ki, Proudhon'un kitabını sosyalizmin
küçük burjuvaca yorumlanması olarak ilan ettiğim ve bunu teorik olarak
kanıtladığım sırada, o hem politik ekonomistler hem de sosyalistler tarafından
hâlâ olağanüstü bir baş devrimci olarak nitelendiriliyordu. Daha sonraları,
onun devrime "ihaneti" konusunda kopartılan yaygaralara hiçbir zaman
katılmamış olmamın nedeni budur. Daha başından beri, kendisi tarafından olduğu
kadar başkalarınca da yanlış anlaşılmış bir kişi olarak, haksız umutları
gerçekleştirmemiş olması kendi hatası değildir.
Qu'est-ce
que la propriété? yapıtına kıyasla, Bay Proudhon'un sunuş
yöntemlerindeki kusurlar Philosophie de la misère yapıtında çok daha
fazladır. Üslup çoğu kez, Fransızların ampoulé [şişirme, şatafatlı-kof]
dedikleri türdendir. Bay Proudhon'un Fransızlara özgü zihin keskinliği
kendisini başarısızlığa uğrattığı her keresinde, sözüm ona Alman felsefesine
ait olması gereken gösterişli spekülatif dil hemen sahnede boy gösteriveriyor.
Hiçbir zaman için yüceltici olmayan o kendi kendini reklam edici, kendi kendini
yüceltici, kasıntılı ton ve özellikle "bilim" konusundaki boş sözler
ve bunların yapmacıklı teşhiri insanın kulağını tırmalayıp duruyor. İlk
yapıtında parıldayan o içten sıcaklık yerine, burada bazı pasajlarda güzel
sözlerle sistematik olarak yapay bir heyecana sürüklenmiştir. Bir de buna,
kendi orijinal düşüncesinden ötürü duyduğu ilkel gururu çoktan kırılmış bulunan
ve şimdi bilimin bir parvenu’sü [sonradan görme] olarak kendisini
aslında olmadığı ve sahip bulunmadığı şeylerle desteklemek gereğini duyan,
kendi kendisini eğitmiş kişinin bereketsiz, nahoş bilgiçliğini ekleyiniz.
Sonra, bir de Dunoyer (bir "Devlet Danışmanı", ki öyleydi) gibi bir
adama yaltaklanırken, proletaryaya karşı takındığı gerçekçi tavrından ötürü
saygı duyulması gereken Cabet gibi bir adama —ne zekice ne esaslıca ve hatta ne
de haklı olarak— edepsizce ve kaba bir biçimde saldıran küçük burjuva
zihniyeti. Bu Dunoyer'nin bütün önemi de o yazmış olduğu kalın, dayanılmaz
ölçüde sıkıcı üç cilt boyunca, Helvétius tarafından "On veut que les
malheureux soient parfaits" ["Kötü durumdaki insanlardan kusursuz
olmaları beklenir"] diye tanımlanan katı ahlakçılığı telkin etmekte
göstermiş olduğu gülünç gayretten gelmektedir. [3]
Şubat Devrimi, daha
birkaç hafta önce "devrimler çağının" ilelebet sona ermiş olduğunu
tartışma götürmez bir biçimde kanıtlamış olan Proudhon için kuşkusuz çok
uygunsuz bir zamanda geldi. Ulusal Meclis'te yaptığı çıkış, var olan koşulları
anlamakta pek başarılı olmamakla birlikte yine de her türlü övgüye değerdi.
Haziran Ayaklanması'nın ardından böyle bir çıkış yapmak büyük cesaret isteyen
bir işti. [4] Ayrıca bu, Bay Thiers'in Proudhon'un önerilerine karşı çıkan ve
daha sonra özel bir yayın olarak da basılan konuşmasıyla, Fransız
burjuvazisinin düşünsel dayanaklarının ne denli çocukça bir kafa yapısı üzerine
oturtulmuş olduğunu bütün Avrupa'ya kanıtlaması gibi mutlu bir sonuç da
vermişti. [5] Gerçekten de Proudhon, Bay Thiers ile kıyaslandığında, tufan
öncesi dev bir heykel boyutuna ulaşmıştı.
Proudhon'un buluşu olan
Crédit gratuit ["Faizsiz Kredi"] ve buna dayandırılmış
olan Banque du peuple [Halk Bankası], onun son ekonomik
icraatları oldu. Proudhon'un düşüncesinin teorik temellerinin burjuva politik
ekonominin ilk öğelerinin, yani metalar ile para arasındaki ilişkinin yanlış
anlaşılmasından doğduğunun, oysa pratik üstyapının çok daha eski ve çok daha
geliştirilmiş düşüncelerin bir kopyasından ibaret bulunduğunun kanıtını Zur
Kritik der Politischen Ökonomie [Politik Ekonominin Eleştirisine Katkı]
(Berlin 1859, s. 59-64) adlı kitabımda bulmak mümkündür. Belirli ekonomik ve
politik koşullar altında, kredi sisteminin 18. yüzyılın başlarında ve sonra
yine 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de bir sınıfın zenginliğinin bir başka
sınıfa aktarılmasına hizmet etmiş olması gibi, işçi sınıfının kurtuluşunun
hızlandırılmasına da hizmet edebileceği hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar
açıktır. Ama faiz getiren sermayeyi sermayenin temel biçimi olarak görmek;
kredi sisteminin faizi ortadan kaldırma iddiası taşıyan özel bir biçimde
kullanılmasını, toplumu değiştirmenin temeli yapmayı istemek baştan aşağıya bir
küçük burjuva kuruntusudur. Gerçekten de bu kuruntu, biraz daha eklemeler
yapılsa, 17. yüzyıl İngiliz küçük burjuvazisinin ekonomik sözcüleri arasında zaten
mevcuttu. Proudhon'un faiz getiren sermaye konusunda Bastiat (1850) ile
giriştiği polemik, Philosophie de la misère yapıtından çok daha düşük
bir düzeydedir. [6] Bastiat'ya bile yenilmeyi başaran Proudhon, hasmı
darbelerini can alıcı yerlere yöneltince gülünç bir biçimde yaygarayı basıyor.
Birkaç yıl önce
Proudhon —Vaud Kantonu hükümetinin teşvikiyle sanırım—
"Vergilendirme" üstüne bir ödül makalesi yazdı. Bu makaleyle son deha
parıltısı da söndü gitti; geriye petit-bourgeois tout pur’dan [katıksız
küçük burjuvanın kendisinden] başka bir şey kalmadı.
Proudhon'un politik ve
felsefi yazılarına gelince, bunların hepsi de ekonomik yazılarında bulunan aynı
çelişik ikili niteliği gösteriyorlar. Ayrıca bunların değeri Fransa'nın dışına
taşmamıştır. Bununla birlikte, Fransız sosyalistlerinin 18. yüzyıl burjuva
Volterciliğinden ve 19. yüzyıl Alman tanrıtanımazcılığından ne denli üstün
olduklarını kendi dincilikleriyle göstermenin arzulanır bir şey olduğunu
düşündükleri bir sırada, Proudhon'un dine, kiliseye vb. yönelttiği saldırılar
kendi ülkesi için büyük değer taşır. Büyük Petro, Rus barbarlığını nasıl
barbarlıkla alt ettiyse, Proudhon da Fransız lafazanlığını lafla alt etmek için
elinden geleni yaptı.
Louis Bonaparte'a kur
yaptığı ve gerçekte onu Fransız işçilere hoş göstermeye uğraştığı Coup
d'état [Hükümet Darbesi] konusundaki yapıtı ve çarın daha büyük bir
üne kavuşması için kretence bir pişkinlik göstererek Polonya'ya karşı yazdığı
son yapıtı, [7] yalnızca kötü değil, bayağı ürünler olarak da
tanımlanmalıdırlar; ama küçük burjuva bakış açısına tekabül eden bir bayağılık.
Proudhon sık sık
Rousseau ile kıyaslanmıştır. Bundan daha hatalı bir şey olamazdı. Proudhon daha
çok Nicolas Linguet'e benzer; sırası gelmişken söyleyelim, yazmış olduğu Théorie
des loix civiles çok parlak bir kitaptır.
Proudhon'un diyalektiğe
doğal bir eğilimi vardı. Ama bilimsel diyalektiği hiçbir zaman gerçekten
kavrayamadığı için hiçbir zaman safsatanın ötesine geçemedi. Aslında bu, onun
küçük burjuva bakış açısının ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihçi Raumer gibi,
küçük burjuva da "bir yandan" ve "öbür yandan"dan meydana
gelir. Ekonomik çıkarları ve bundan ötürü de politikası, bilim, din ve sanat
görüşleri hep böyledir. Ahlakı da böyledir, her şeyi böyledir. O yaşayan bir
çelişkidir. Buna ek olarak, eğer bir de Proudhon gibi yetenekli bir kimseyse,
çok geçmeden kendi çelişkilerini kullanmayı öğrenecek ve içinde bulunulan
koşullara göre bunları göze çarpıcı, gösterişli, bazen rezilce ve bazen de
parlak paradokslar biçiminde geliştirecektir. Bilimde şarlatanlık ve politikada
uzlaşmacılık böyle bir bakış açısından ayrı düşünülemez. Geriye bir tek egemen
dürtü kalıyor: İşin cakası. Ve bütün gösterişçi insanlarda olduğu gibi onun
için de önemli olan tek şey o anın başarısıdır, günlük başarıdır. Örneğin bir
Rousseau'yu var olan güçlerle uzlaşma görünümünden bile her zaman için çok
uzaklarda tutmuş olan en basit ahlak duygusu, işte böylece ister istemez yok
olup gider.
Gelecek kuşaklar belki
de Fransız gelişiminin bu son evresini, "Louis Bonaparte bu evrenin
Napoleon'u, Proudhon da Rousseau-Voltaire'iydi" diyerek özetleyecektir.
Ve şimdi, ölümünden
bunca kısa bir zaman sonra bana bu adamın yargıcı olma rolünü yüklemiş olmanın
sorumluluğunu kendi üzerinize almalısınız.
Derin saygılarımla,
KARL
MARX
DİPNOTLAR
[1] Burada Proudhon'un
Bergier, Les éléments primitifs des langues, Besançon 1837'de yayınlanan Essai
de grammaire générale adlı yapıtına değiniliyor.
[2] Jean-Pierre Brissot
de Warville, Recherches philosophiques - Sur le droit de propriété et sur le
vol, considérés dans la nature et dans la société.
[3] Ch. Dunoyer, De
la liberté du travail, ou Simple exposé des conditions dans lesquelles les
forces humaines s'exercent avec le plus de puissance, t. I-III, Paris 1845.
[4] Burada Proudhon'un
Fransız Ulusal Meclisi'nin 31 Temmuz 1848'deki oturumunda yaptığı konuşmaya
değiniliyor. Bu konuşmasında Proudhon küçük burjuva ütopyacı öğretiler
doğrultusunda bazı öneriler getirmiş (faizin kaldırılması vb.) ve 23-26 Haziran
1848'de Paris proleter ayaklanmasına katılanlara karşı alınan sert önlemleri
vahşet ve zorbalık belirtileri olarak nitelemiştir.
[5] Thiers'in
Proudhon'un Fransız Ulusal Meclisi mali komisyonuna sunduğu önerilere karşı
yaptığı 26 Temmuz 1848 tarihli konuşması.
[6] Gratuité du
credit. Discussion entre M. Fr. Bastiat et M. Proudhon, Paris 1850.
[7] P. J. Proudhon, Si les traités de 1815 ont cessé d'exister? Actes du futur congrès, Paris 1863. Bu yapıtında Proudhon, Viyana Kongresi’nin (1815) Polonya konusundaki düzenlemelerini savunmuş ve Polonya ulusal hareketine yönelik Rus politikasına karşı çıkmak yerine Rusya lehine bir tutum almıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.