Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

9 Haziran 2023 Cuma

Proudhon Üzerine | Karl Marx

MAR

PROUDHON ÜZERİNE

Yazar: Karl Marx’ın J. B. Schweitzer’e 24 Ocak 1865 tarihli mektubu

İlk Basımı: Der Social-Demokrat, Sayı: 16, 17 ve 18; 1, 3 ve 5 Şubat 1865

Çeviri: Marksist Araştırmalar [MAR]

Sayın Bayım,

Benden Proudhon konusunda ayrıntılı bir değerlendirme talep eden mektubunuzu dün aldım. Zaman yokluğu beni bu arzunuzu yerine getirmekten alıkoyuyor. Üstelik elimde onun yapıtlarından hiçbiri yok. Bununla birlikte, iyi niyetime sizi inandırabilmek için alelacele kısa bir taslak çiziktiriyorum. Bunu tamamlayabilir, ekler ya da kısaltmalar yapabilirsiniz; kısacası, ne uygun görürseniz onu yapabilirsiniz.

Proudhon'un ilk çabalarını artık anımsamıyorum. Langue Universelle [Evrensel Dil] konusundaki okul ödevi niteliğindeki yapıtı, çözümü için gerekli en temel bilgilerden yoksun bulunduğu sorunları kendisinin nasıl nezaketsizce çözdüğünü göstermektedir. [1]

İlk yapıtı Qu'est-ce que la propriété? [Mülkiyet Nedir?] kuşkusuz, yazmış olduklarının en iyisidir. İçeriğinin yeniliğinden olmasa bile, hiç değilse her şeyi söylemekteki yeni ve cüretkâr tutumuyla çığır açıcı olmuştur. Bildiği Fransız sosyalistlerinin ve komünistlerinin yapıtlarında mülkiyet, elbette ki yalnızca çeşitli şekillerde eleştirilmekle kalmamış, aynı zamanda ütopyacı bir tarzda "ortadan kaldırılmıştır". Bu kitapta Proudhon'un Saint-Simon ve Fourier ile olan ilişkisi, Feuerbach'ın Hegel ile olan ilişkisiyle hemen hemen aynıdır. Hegel ile kıyaslandığında Feuerbach çok zayıf kalır. Ama bununla birlikte, Hegel'den sonra çığır açıcı olmuştur; çünkü Hıristiyan bilincine ters düşen ama eleştirinin ilerlemesi bakımından önem taşıyan ve Hegel'in mistik bir yarı-bulanıklık içinde bıraktığı belirli noktalara parmak basmıştır.

Eğer bu ifadeyi kullanmama izin verilirse, Proudhon'un güçlü, gürbüz üslubu bu kitapta hâlâ egemendir. Ve kanımca üslubu, bu kitabın başlıca erdemidir. Yalnızca eski şeyleri yinelemekle kaldığı yerlerde bile Proudhon'un bağımsız keşiflerde bulunduğu, söylediği şeyin kendisi için yeni olduğu ve öyle sayılması gerektiği görülür.

"Kutsalların kutsalı" ekonomik kavramlara el atan provokatif meydan okuma, sıradan burjuva zihniyetini alay konusu yapan parlak paradoks, yok edici eleştiri, acı kinaye ve orada burada ortaya çıkan, mevcut düzenin kepazeliklerine karşı gösterilen derin ve gerçek bir öfke, devrimci bir içtenlik — bütün bunlar, ilk çıktığında Qu'est-ce que la propriété? kitabının okurlarını heyecanlandırmış ve büyük bir sansasyon yaratmıştı. Politik ekonominin kesin bir bilimsel tarihi içinde, bu kitaptan söz etmeye değmezdi bile. Ama bu türden sansasyonel yapıtlar, edebiyat romanlarında olduğu kadar bilim alanında da bir rol oynarlar. Örneğin Malthus'un Population [Nüfus] konusundaki kitabını alınız. İlk basıldığında bir "sansasyonel broşür"den ve üstelik baştan sona başkalarının yapıtlarından yapılmış aşırmalardan başka bir şey değildi. Ama yine de insan soyuna yapılan bu iftira ne büyük bir dürtü yaratmıştı!

Ayrıca, kitaba bilimsel bir içerik tanınmasa bile, yüksek şiirsel güce sahip çok kayda değer bölümler içermektedir. Örneğin Code Napoléon [Napolyon Kanunu] üzerindeki pasaja bakınız. O zamandan beri Proudhon hukuki bakış açısını sürekli yinelemiştir. Onun bu ilk yapıtı, kendisinin klasik yapıtıydı.

Eğer Proudhon'un kitabı elimde olsaydı, onun eski üslubunu göstermek için kolayca birkaç örnek verebilirdim. En önemli saydığı pasajlarda bile Kant'ın çatışkıları ele alış biçimini taklit etmekte —yapıtlarını ancak çevirilerden okumuş olduğu Kant, o sıra Bay Proudhon'un tanıdığı tek Alman filozoftu— ve kişi üzerinde, Kant gibi kendisinin de çatışkıların çözümüne insan kavrayışının "ötesinde" kalan bir şey gözüyle baktığı, yani bu konuda kendi anlayışının karanlıklar içinde bulunduğu yolunda güçlü bir izlenim bırakmaktadır.

Ama bütün o yerleşmiş inançları yıkma görüntüsüne karşın, Bay Proudhon'un toplumu bir yandan Fransız küçük toprak sahibi köylünün (sonraları küçük burjuvasının) açısından ve onun gözleriyle eleştirmesindeki, öte yandan da onu sosyalistlerden miras aldığı ölçeğe vurmasındaki çelişkiyle kişi daha Qu'est-ce que la Propriété? yapıtında karşı karşıya geliyor.

Bu kitabın yetersizliğini ortaya koyan bizzat kendi adıdır. Sorun o denli yanlış formüle edilmiştir ki, doğru bir biçimde yanıtlanması zaten mümkün değildi. Antik "mülkiyet ilişkileri" feodal mülkiyet ilişkileri tarafından, bunlar da "burjuva" mülkiyet ilişkileri tarafından yok edilmişlerdir. Demek ki, geçmiş mülkiyet ilişkileri üzerindeki eleştiriyi bizzat tarihin kendisi yapmıştır. Proudhon'un ele aldığı şey, aslında bugün var olduğu biçimiyle modern burjuva mülkiyetiydi. Bunun ne olduğu sorusu, ancak politik ekonominin bu mülkiyet ilişkilerini iradi ilişkiler olarak yasal ifadeleri içinde değil, gerçek biçimleri içinde, yani üretim ilişkileri olarak bir bütün içinde kucaklayan eleştirel bir tahliliyle yanıtlanabilirdi. Ama bu ekonomik ilişkilerin tümünü "mülkiyet"in genel yasal kavramları içinde karmakarışık ettiğinden Proudhon, 1789'dan önce Brissot'nun buna benzer bir yapıtta aynı sözcüklerle vermiş bulunduğu yanıtın ötesine geçemiyor: "Mülkiyet hırsızlıktır." [2]

Bundan çıkartılabilecek tek sonuç, "hırsızlık" konusundaki burjuva yasal kavramların, burjuvanın kendi "namuslu" kazançlarına da aynı biçimde uygulanabileceğidir. Öte yandan "hırsızlık", mülkiyetin zorla ihlal edilmesi olarak mülkiyeti varsaydığından, Proudhon gerçek burjuva mülkiyeti konusundaki, kendisi için bile bulanık olan her türden fantezi içinde karman çorman olmuştur.

1844'te Paris'te bulunduğum sırada Proudhon'la kişisel ilişki kurdum. Buna burada değiniyorum; çünkü bir ticari mala hile veya katkı maddesi katılmasına İngilizlerin sophistication demesi gibi, Bay Proudhon'un düşüncelerinin bu şekilde tahrif edilip bozulmasından bir dereceye kadar ben de sorumluyum. Çoğu kez bütün bir gece süren uzun tartışmalar sırasında, kendisine büyük zarar veren ve Almanca bilmediğinden doğru dürüst inceleyemediği Hegelciliği ona aşıladım. Paris'ten çıkartılmamdan sonra benim başladığım işi Herr Karl Grün sürdürdü. Üstelik Alman felsefesi öğreticisi olarak bana kıyasla üstünlüğü, kendisinin de bu konudan hiçbir şey anlamamasıydı.

Bunu, bana ikinci önemli yapıtı Philosophie de la misère vb. çıkmadan kısa bir süre önce, çok ayrıntılı bir mektupta Proudhon'un bizzat kendisi bildirmişti. Bu mektupta, diğer şeylerin yanı sıra şöyle diyordu: "J'attends votre férule critique." ["Eleştirel kırbacınızı bekliyorum."] Bu kırbacı (yazdığım Misère de la Philosophie [Felsefenin Sefaleti] vb., Paris 1847'de), dostluğumuzu ilelebet sona erdiren bir biçimde çok geçmeden yedi.

Şimdiye dek söylemiş olduklarımdan da görebileceğiniz gibi, Proudhon'un "Qu'est-ce que la propriété?" sorusunu fiilen ilk kez yanıtlayan onun Philosophie de la misère ou Système des contradictions économiques [Sefaletin Felsefesi ya da Ekonomik Çelişkiler Sistemi] yapıtı oldu. Gerçekten de, ekonomik incelemelerine başlaması ancak bu ilk yapıtının yayımlanmasından sonra olmuştur; ortaya attığı sorunun sövüp saymakla değil, ancak modern politik ekonominin tahliliyle yanıtlanabileceğini keşfetmişti. Aynı zamanda, ekonomik kategoriler sistemini diyalektik olarak sunmayı da denedi. Gelişmenin aracı olarak, Kant'ın çözülmez "çatışkıları" yerine Hegelci "çelişki" konulacaktı.

Kitabının —ki iki kalın cilttir— bir değerlendirmesi olarak size, buna bir yanıt olarak yazmış bulunduğum kendi yapıtımı gösterebilirim. Orada, diğer şeylerin yanında, kendisinin bilimsel diyalektiğin sırlarının içine ne denli az girmiş olduğunu; öte yandan ekonomik kategorileri ele alış biçiminde spekülatif felsefe kuruntularına nasıl kendisinin de katıldığını; bunları, maddi üretimdeki belirli bir gelişme aşamasına tekabül eden tarihsel üretim ilişkilerinin teorik ifadeleri olarak açıklayacağı yerde, boş sözleriyle nasıl önceden var olan ölümsüz düşünceler haline dönüştürdüğünü ve bu dolambaçlı yoldan nasıl bir kez daha burjuva ekonomisinin görüş açısına vardığını da gösterdim.

Bundan başka, eleştirmeye kalkıştığı politik ekonomi üzerindeki bilgisinin nasıl çok yetersiz olduğunu ve hatta zaman zaman bir okul çocuğunun bilgi düzeyinde bulunduğunu; kendisinin ve ütopyacıların kendi bilimlerini, kurtuluşun maddi koşullarını bizzat üreten bir hareketin, tarihsel hareketin eleştirici bilgisinden türetecekleri yerde, "toplumsal sorunun çözümü" için a priori bir formül icat ederek nasıl sözüm ona bir "bilim" peşinde koşturduklarını da gösterdim. Ama özellikle bütün sorunun temeli olan değişim değeri konusunda Proudhon'un ne denli şaşkın, yanlış ve yüzeysel kaldığını ve hatta Ricardo'nun değer kavramının ütopyacı yorumunu yeni bir bilimin temeli diye nasıl kullanmaya kalkıştığını gösterdim. Proudhon'un genel bakış açısı konusunda da şu kapsamlı yargıya vardım:

"Her ekonomik ilişkinin bir iyi ve bir de kötü yanı vardır; bu, Bay Proudhon'un kendi kendisini aldatmadığı tek noktadır. İyi yanın iktisatçılarca açıklandığını; kötü yanın da sosyalistlerce suçlandığını görüyor. İktisatçılardan ölümsüz ilişkilerin zorunluluk anlayışını; sosyalistlerden de sefalet içinde sefaletten başka bir şey görmeme kuruntusunu alıyor (bunun içindeki eski toplumu yıkacak devrimci, yıkıcı yönü göreceği yerde). Bilimin otoritesine dayanmayı arzulamak konusunda her ikisiyle de anlaşıyor. Onun gözünde bilim, kendisini bir bilimsel formülün yetersiz boyutlarına indirger; o, formüller arayışı içinde olan bir kimsedir. Bay Proudhon, hem politik ekonomiyi hem de komünizmi eleştirmiş olmakla işte böyle övünüyor: Oysa durduğu yer, her ikisinin de çok aşağısındadır. İktisatçıların aşağısındadır, çünkü elinin altında sihirli bir formül bulunan bir filozof olarak, saf ekonomik ayrıntılara girmekten sakınabileceğini sanmıştır; sosyalistlerin aşağısındadır, çünkü düşünce planında bile olsa, burjuva görüş ufkunun ötesine geçecek ne cesarete ne de kavrayışa sahiptir. ... Bilim insanı olarak burjuvaların ve proleterlerin üstünden süzülerek uçmayı arzular; oysa sermaye ile emek, politik ekonomi ile komünizm arasında ileri geri fırlatılıp duran küçük burjuvadır yalnızca."

Bu yargı kulağa çok sert gelmekle birlikte, bunun her sözcüğünün altına bugün de imzamı atarım. Ama aynı zamanda şu da hatırda tutulmalıdır ki, Proudhon'un kitabını sosyalizmin küçük burjuvaca yorumlanması olarak ilan ettiğim ve bunu teorik olarak kanıtladığım sırada, o hem politik ekonomistler hem de sosyalistler tarafından hâlâ olağanüstü bir baş devrimci olarak nitelendiriliyordu. Daha sonraları, onun devrime "ihaneti" konusunda kopartılan yaygaralara hiçbir zaman katılmamış olmamın nedeni budur. Daha başından beri, kendisi tarafından olduğu kadar başkalarınca da yanlış anlaşılmış bir kişi olarak, haksız umutları gerçekleştirmemiş olması kendi hatası değildir.

Qu'est-ce que la propriété? yapıtına kıyasla, Bay Proudhon'un sunuş yöntemlerindeki kusurlar Philosophie de la misère yapıtında çok daha fazladır. Üslup çoğu kez, Fransızların ampoulé [şişirme, şatafatlı-kof] dedikleri türdendir. Bay Proudhon'un Fransızlara özgü zihin keskinliği kendisini başarısızlığa uğrattığı her keresinde, sözüm ona Alman felsefesine ait olması gereken gösterişli spekülatif dil hemen sahnede boy gösteriveriyor. Hiçbir zaman için yüceltici olmayan o kendi kendini reklam edici, kendi kendini yüceltici, kasıntılı ton ve özellikle "bilim" konusundaki boş sözler ve bunların yapmacıklı teşhiri insanın kulağını tırmalayıp duruyor. İlk yapıtında parıldayan o içten sıcaklık yerine, burada bazı pasajlarda güzel sözlerle sistematik olarak yapay bir heyecana sürüklenmiştir. Bir de buna, kendi orijinal düşüncesinden ötürü duyduğu ilkel gururu çoktan kırılmış bulunan ve şimdi bilimin bir parvenu’sü [sonradan görme] olarak kendisini aslında olmadığı ve sahip bulunmadığı şeylerle desteklemek gereğini duyan, kendi kendisini eğitmiş kişinin bereketsiz, nahoş bilgiçliğini ekleyiniz. Sonra, bir de Dunoyer (bir "Devlet Danışmanı", ki öyleydi) gibi bir adama yaltaklanırken, proletaryaya karşı takındığı gerçekçi tavrından ötürü saygı duyulması gereken Cabet gibi bir adama —ne zekice ne esaslıca ve hatta ne de haklı olarak— edepsizce ve kaba bir biçimde saldıran küçük burjuva zihniyeti. Bu Dunoyer'nin bütün önemi de o yazmış olduğu kalın, dayanılmaz ölçüde sıkıcı üç cilt boyunca, Helvétius tarafından "On veut que les malheureux soient parfaits" ["Kötü durumdaki insanlardan kusursuz olmaları beklenir"] diye tanımlanan katı ahlakçılığı telkin etmekte göstermiş olduğu gülünç gayretten gelmektedir. [3]

Şubat Devrimi, daha birkaç hafta önce "devrimler çağının" ilelebet sona ermiş olduğunu tartışma götürmez bir biçimde kanıtlamış olan Proudhon için kuşkusuz çok uygunsuz bir zamanda geldi. Ulusal Meclis'te yaptığı çıkış, var olan koşulları anlamakta pek başarılı olmamakla birlikte yine de her türlü övgüye değerdi. Haziran Ayaklanması'nın ardından böyle bir çıkış yapmak büyük cesaret isteyen bir işti. [4] Ayrıca bu, Bay Thiers'in Proudhon'un önerilerine karşı çıkan ve daha sonra özel bir yayın olarak da basılan konuşmasıyla, Fransız burjuvazisinin düşünsel dayanaklarının ne denli çocukça bir kafa yapısı üzerine oturtulmuş olduğunu bütün Avrupa'ya kanıtlaması gibi mutlu bir sonuç da vermişti. [5] Gerçekten de Proudhon, Bay Thiers ile kıyaslandığında, tufan öncesi dev bir heykel boyutuna ulaşmıştı.

Proudhon'un buluşu olan Crédit gratuit ["Faizsiz Kredi"] ve buna dayandırılmış olan Banque du peuple [Halk Bankası], onun son ekonomik icraatları oldu. Proudhon'un düşüncesinin teorik temellerinin burjuva politik ekonominin ilk öğelerinin, yani metalar ile para arasındaki ilişkinin yanlış anlaşılmasından doğduğunun, oysa pratik üstyapının çok daha eski ve çok daha geliştirilmiş düşüncelerin bir kopyasından ibaret bulunduğunun kanıtını Zur Kritik der Politischen Ökonomie [Politik Ekonominin Eleştirisine Katkı] (Berlin 1859, s. 59-64) adlı kitabımda bulmak mümkündür. Belirli ekonomik ve politik koşullar altında, kredi sisteminin 18. yüzyılın başlarında ve sonra yine 19. yüzyılın başlarında İngiltere'de bir sınıfın zenginliğinin bir başka sınıfa aktarılmasına hizmet etmiş olması gibi, işçi sınıfının kurtuluşunun hızlandırılmasına da hizmet edebileceği hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açıktır. Ama faiz getiren sermayeyi sermayenin temel biçimi olarak görmek; kredi sisteminin faizi ortadan kaldırma iddiası taşıyan özel bir biçimde kullanılmasını, toplumu değiştirmenin temeli yapmayı istemek baştan aşağıya bir küçük burjuva kuruntusudur. Gerçekten de bu kuruntu, biraz daha eklemeler yapılsa, 17. yüzyıl İngiliz küçük burjuvazisinin ekonomik sözcüleri arasında zaten mevcuttu. Proudhon'un faiz getiren sermaye konusunda Bastiat (1850) ile giriştiği polemik, Philosophie de la misère yapıtından çok daha düşük bir düzeydedir. [6] Bastiat'ya bile yenilmeyi başaran Proudhon, hasmı darbelerini can alıcı yerlere yöneltince gülünç bir biçimde yaygarayı basıyor.

Birkaç yıl önce Proudhon —Vaud Kantonu hükümetinin teşvikiyle sanırım— "Vergilendirme" üstüne bir ödül makalesi yazdı. Bu makaleyle son deha parıltısı da söndü gitti; geriye petit-bourgeois tout pur’dan [katıksız küçük burjuvanın kendisinden] başka bir şey kalmadı.

Proudhon'un politik ve felsefi yazılarına gelince, bunların hepsi de ekonomik yazılarında bulunan aynı çelişik ikili niteliği gösteriyorlar. Ayrıca bunların değeri Fransa'nın dışına taşmamıştır. Bununla birlikte, Fransız sosyalistlerinin 18. yüzyıl burjuva Volterciliğinden ve 19. yüzyıl Alman tanrıtanımazcılığından ne denli üstün olduklarını kendi dincilikleriyle göstermenin arzulanır bir şey olduğunu düşündükleri bir sırada, Proudhon'un dine, kiliseye vb. yönelttiği saldırılar kendi ülkesi için büyük değer taşır. Büyük Petro, Rus barbarlığını nasıl barbarlıkla alt ettiyse, Proudhon da Fransız lafazanlığını lafla alt etmek için elinden geleni yaptı.

Louis Bonaparte'a kur yaptığı ve gerçekte onu Fransız işçilere hoş göstermeye uğraştığı Coup d'état [Hükümet Darbesi] konusundaki yapıtı ve çarın daha büyük bir üne kavuşması için kretence bir pişkinlik göstererek Polonya'ya karşı yazdığı son yapıtı, [7] yalnızca kötü değil, bayağı ürünler olarak da tanımlanmalıdırlar; ama küçük burjuva bakış açısına tekabül eden bir bayağılık.

Proudhon sık sık Rousseau ile kıyaslanmıştır. Bundan daha hatalı bir şey olamazdı. Proudhon daha çok Nicolas Linguet'e benzer; sırası gelmişken söyleyelim, yazmış olduğu Théorie des loix civiles çok parlak bir kitaptır.

Proudhon'un diyalektiğe doğal bir eğilimi vardı. Ama bilimsel diyalektiği hiçbir zaman gerçekten kavrayamadığı için hiçbir zaman safsatanın ötesine geçemedi. Aslında bu, onun küçük burjuva bakış açısının ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihçi Raumer gibi, küçük burjuva da "bir yandan" ve "öbür yandan"dan meydana gelir. Ekonomik çıkarları ve bundan ötürü de politikası, bilim, din ve sanat görüşleri hep böyledir. Ahlakı da böyledir, her şeyi böyledir. O yaşayan bir çelişkidir. Buna ek olarak, eğer bir de Proudhon gibi yetenekli bir kimseyse, çok geçmeden kendi çelişkilerini kullanmayı öğrenecek ve içinde bulunulan koşullara göre bunları göze çarpıcı, gösterişli, bazen rezilce ve bazen de parlak paradokslar biçiminde geliştirecektir. Bilimde şarlatanlık ve politikada uzlaşmacılık böyle bir bakış açısından ayrı düşünülemez. Geriye bir tek egemen dürtü kalıyor: İşin cakası. Ve bütün gösterişçi insanlarda olduğu gibi onun için de önemli olan tek şey o anın başarısıdır, günlük başarıdır. Örneğin bir Rousseau'yu var olan güçlerle uzlaşma görünümünden bile her zaman için çok uzaklarda tutmuş olan en basit ahlak duygusu, işte böylece ister istemez yok olup gider.

Gelecek kuşaklar belki de Fransız gelişiminin bu son evresini, "Louis Bonaparte bu evrenin Napoleon'u, Proudhon da Rousseau-Voltaire'iydi" diyerek özetleyecektir.

Ve şimdi, ölümünden bunca kısa bir zaman sonra bana bu adamın yargıcı olma rolünü yüklemiş olmanın sorumluluğunu kendi üzerinize almalısınız.

Derin saygılarımla,

KARL MARX

DİPNOTLAR

[1] Burada Proudhon'un Bergier, Les éléments primitifs des langues, Besançon 1837'de yayınlanan Essai de grammaire générale adlı yapıtına değiniliyor.

[2] Jean-Pierre Brissot de Warville, Recherches philosophiques - Sur le droit de propriété et sur le vol, considérés dans la nature et dans la société.

[3] Ch. Dunoyer, De la liberté du travail, ou Simple exposé des conditions dans lesquelles les forces humaines s'exercent avec le plus de puissance, t. I-III, Paris 1845.

[4] Burada Proudhon'un Fransız Ulusal Meclisi'nin 31 Temmuz 1848'deki oturumunda yaptığı konuşmaya değiniliyor. Bu konuşmasında Proudhon küçük burjuva ütopyacı öğretiler doğrultusunda bazı öneriler getirmiş (faizin kaldırılması vb.) ve 23-26 Haziran 1848'de Paris proleter ayaklanmasına katılanlara karşı alınan sert önlemleri vahşet ve zorbalık belirtileri olarak nitelemiştir.

[5] Thiers'in Proudhon'un Fransız Ulusal Meclisi mali komisyonuna sunduğu önerilere karşı yaptığı 26 Temmuz 1848 tarihli konuşması.

[6] Gratuité du credit. Discussion entre M. Fr. Bastiat et M. Proudhon, Paris 1850.

[7] P. J. Proudhon, Si les traités de 1815 ont cessé d'exister? Actes du futur congrès, Paris 1863. Bu yapıtında Proudhon, Viyana Kongresi’nin (1815) Polonya konusundaki düzenlemelerini savunmuş ve Polonya ulusal hareketine yönelik Rus politikasına karşı çıkmak yerine Rusya lehine bir tutum almıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]