Mahmut
Boyuneğmez
I)
DÜNYADAN ÖRNEKLER: ABD, MACARİSTAN, İTALYA VE HİNDİSTAN
1.
Giriş: Sağın Küresel Tırmanışı ve Kavramsal Kaos
Dünya siyaseti, liberal
demokratik kurumların yapısal bir erozyona uğradığı ve yürütme erkinin
olağanüstü genişlediği derin bir otoriterleşme dalgasının içinden geçmektedir.
Bu süreç, kamuoyunda ve akademik çevrelerde "faşizm" tartışmalarını
yeniden alevlendirse de, söz konusu tartışmalar genellikle kavramsal bir
muğlaklık ve siyasal ajitasyon düzleminde seyretmektedir. Karşı karşıya
olduğumuz rejimleri, tarihsel faşizmle olan yüzeysel benzerliklerinden
arındırarak sınıfsal güç dengeleri ve kurumsal yapılar üzerinden bir cerrah
titizliğiyle incelemek, yalnızca bilimsel bir gereklilik değil, aynı zamanda
doğru siyasal mücadele stratejisi geliştirmek için hayati bir zorunluluktur.
Modern devlet
pratiklerinde gözlemlenen temel otoriterleşme eğilimleri şu başlıklarla
karakterize edilebilir:
- Yürütme Erkinin
Olağanüstü Genişlemesi: Yasama ve yargı
aleyhine, lider merkezli bir karar alma mekanizmasının kurumsallaşması.
- Yargı Bağımsızlığının
Aşınması: Hukuk ve idarenin
merkezileştirilmesi, yargının işlevlerinin siyasallaştırılması.
- Muhalefetin Kriminalize
Edilmesi: Siyasal rakiplerin meşru
aktörler olmaktan çıkarılarak "iç düşman" kategorisine itilmesi
ve kriminalize edilmesi.
- Güvenlik Aygıtının
Tahkimi: Polis, istihbarat ve gözetim
mekanizmalarının toplumsal muhalefeti baskılamak üzere muazzam bir
kapasiteye ulaştırılması.
- Reaktif Milliyetçilik ve
Beka Söylemi: Göçmen karşıtı politikaların ve
ideolojik kutuplaştırmanın devlet rasyoneli haline getirilmesi.
Bu eğilimlerin neden
"şimdi" baskın hale geldiğini kavramak, niceliksel bir baskı
artışından ziyade devletin niteliksel bir dönüşüm geçirip geçirmediğini
sorgulayan teorik bir ayrım hattını zorunlu kılmaktadır.
2.
Teorik Ayrım: Otoriterleşme ile Faşist Devlet Arasındaki Niteliksel Kopuş
Rejim analizinin
kalbinde, niceliksel bir bozulma ile niteliksel bir sıçrama arasındaki farkı
anlamak yatar. Bir rejimde baskı miktarının artması, o rejimin otomatik olarak
faşistleştiği anlamına gelmez. Faşizm, burjuva demokrasisinin sertleşmiş bir
versiyonu değildir; o, demokratik organların ve siyasal çoğulculuğun sistematik
olarak tasfiye edildiği niteliksel bir kopuştur.
Faşist devlet biçimi,
karşı-devrimci bir hareketin devlet aygıtıyla bütünleşerek bağımsız sınıf
örgütlerini ve toplumsal özerklik alanlarını tamamen yok ettiği özgül bir
yapıdır. Buna karşılık, Otoriter Kapitalist Demokrasi, anayasal ve seçimsel
formları muhafaza ederken, bu formların içeriğini sermaye birikiminin
ihtiyaçları doğrultusunda otoriter ve faşizan tekniklerle boşaltır. Dolayısıyla
faşizm, bir "liberal organ temizliği" ve karşı-devrimci bir yeniden
inşadır; otoriterleşme ise mevcut devlet mekanizmasının sermaye lehine merkezi
bir şekilde tahkim edilmesidir. Bu dönüşümün arkasındaki asıl motor, kişisel
lider hırslarından ziyade, neoliberalizmin getirdiği emek ile sermaye arasında
mevcut olan sınıfsal güç dengelerindeki asimetridir.
3.
Ekonomik Altyapı: Neoliberalizm ve Yeni Sınıfsal Güç Dengesi
Modern otoriterleşme
eğilimleri, "kötü liderlerin" yükselişinden ziyade, son kırk yıllık
neoliberal dönemin yarattığı sınıfsal enkaz üzerinde yükselmektedir.
Neoliberalizm, sadece bir iktisat politikası değil; işçi sınıfının örgütsel,
sendikal ve siyasal gücünü gerileten kapsamlı bir sınıfsal taarruzdur.
1980 sonrası süreçte
özelleştirmeler, sendikasızlaştırma ve esnek çalışma rejimleri, sermaye lehine
muazzam bir asimetrik güç dengesi yaratmıştır. Sosyal devlet döneminde
sermayeyi dengeleyen güçlü sendikalar ve kitlesel işçi partileri, neoliberal
dönemde örgütsel omurgalarını kaybetmişlerdir. Modern otoriter rejimler, bu
sınıfsal direnç noktalarının zayıfladığı bir vasatta, sermaye birikim rejiminin
yapısal ihtiyacı olarak yükselmektedir. Devlet organizasyonu, kendisini bu yeni
güç asimetrisine uyarlamakta ve sermayenin toplum üzerindeki daha geniş ve daha
derin iktidar arayışını otoriter bir stabilizasyonla güvence altına almaktadır.
4.
Otoriter Kapitalist Demokrasinin Anatomisi: Biçimsel Korunma ve İçeriksel
Boşalma
Modern rejimler,
demokratik meşruiyetin başlıca kaynağı olarak gördükleri seçimleri ve anayasal
kabuğu korurken, devletin iç işleyişini otoriter bir öze kavuşturan "ikili
bir yapı" sergilerler. Bu, rejimin kapitalist sistem içinde kalırken
liberal sınırlayıcılardan arındırılması sürecidir.
|
Korunan Biçimsel Unsurlar |
Otoriterleşen Dinamikler |
|
Düzenli seçimler ve çok partili yapı |
Yürütmenin yasama ve yargı aleyhine
olağanüstü tahkimi |
|
Parlamentonun fiziki varlığı |
Yargı özerkliğinin ve anayasal
denetimin tasfiyesi |
|
Muhalefetin tüzel varlığı ve katılımı |
Medya üzerinde ağır devlet ve sermaye
kontrolü |
|
Özel mülkiyet ve piyasa ilişkileri |
Grev ve protesto haklarının fiilen
engellenmesi |
|
Seçimle iktidar değişimi kapasitesi |
Devlet bürokrasisinin ve güvenlik
aygıtının siyasallaşması |
Bu rejimlerin en büyük paradoksu,
demokratik bir kabuk içinde otoriter bir öz barındırmalarıdır. Faşizmden farklı
olarak bu yapı, muhalefetin ve bağımsız sınıf örgütlerinin "tüzel varlık
hakkını" tamamen ortadan kaldırmaz; ancak bu hakların kullanımını
asimetrik bir düzleme çekerek etkisizleştirir.
5.
Faşizan Teknik ve Faşist Devlet: Araç ile Biçim Arasındaki Fark
Modern devletler,
tarihsel faşizmden "faşizan teknikleri" (propaganda, düşmanlaştırma,
şef kültü) ödünç alarak otoriter stabilizasyon sağlamaktadır. Ancak bir
tekniğin varlığı rejimin bütününü faşist kılmaz.
Temel faşizan teknikler
şunlardır:
- Siyasal düşmanlaştırma ve kitlelerin
kutuplaştırılması.
- Agresif kitle propagandası ve
"post-truth" (hakikat sonrası) söylem.
- Lider kültü ve şefçi siyaset tarzı.
- Şovenist milliyetçilik ve sürekli
"beka" söylemi.
- Örgütlü muhalefetin kriminalize
edilmesi.
Sermaye açısından bu
tekniklerin kullanılması, devletin anayasal kabuğunu tamamen parçalamayı
gerektirmez. Sermaye açısından "ezilmesi gereken devrimci bir sınıf
tehdidi"nin yokluğu, faşist bir karşı-devrimi (ve dolayısıyla totaliter
bir devlet biçimini) lüzumsuz kılan en önemli belirleyicidir. Bu araçlar,
mevcut devlet formunun içinde kalarak toplumsal rızayı üretmek ve sınıf
hareketini felç etmek için yeterli olmaktadır.
6.
Karşılaştırmalı Vaka Analizleri: Küresel Otoriterleşme Pratikleri
Farklı coğrafyalardaki
pratikler otoriterleşmenin devlet biçimiyle olan ilişkisini test eden ampirik
laboratuvarlardır.
- ABD (Trump): Trump,
federal bürokrasiyi doğrudan başkanlık erkinin vesayeti altına almayı
hedefleyen "Schedule F" (veya Schedule Policy/Career) modeliyle,
50.000 federal pozisyonun görev güvencesini sarsmayı planlamıştır. MAGA
hareketi güçlü faşizan motifler taşımaktadır. Fakat ABD’de bağımsız
sendikaların ve sivil toplumun tüzel varlığını koruması, rejimin
niteliksel bir faşist dönüşüm geçirmediğini gösterir. Rejim faşist
devlet kategorisine girmez çünkü anayasal mimari ve bağımsız sendikal
varlık ile diğer toplumsal örgütlenmeler tasfiye edilmemiştir.
- Macaristan (Orbán): "İlliberal
demokrasi"nin zirvesidir. Fidesz, vakıflaştırma (public trust
foundations) yoluyla devlet üniversitelerinden stratejik mülklere
kadar uzanan bir "paralel devlet" yapısı inşa etmiştir. Ancak 12
Nisan 2026 seçimlerinde TISZA partisinin %70,9 oy alarak Fidesz'i (%26,1)
yenilgiye uğratması, rejimin nihai sınırını göstermiştir. Rejim
faşist bir devlet değildir çünkü iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi
imkânı fiilen korunmuştur.
- İtalya (Meloni): Neofaşist
MSI geleneğinden gelmesine rağmen Meloni, iktidara gelince "Piano
Mattei" gibi enerji stratejileri ve Çin’in "Kuşak ve Yol"
(BRI) girişiminden çıkış kararıyla neoliberal mali disipline ve NATO
eksenine tam uyum sağlamıştır. Rejim faşist değildir çünkü sınıf
mücadelesi devlet zoruyla tamamen tasfiye edilmemiş olup, sendikalar ve
muhalefet örgütleri yasal varlıklarını korumaktadır.
- Hindistan (Modi): Hindutva
ideolojisi, Müslüman karşıtı "Buldozer Siyaseti" ve "Godi
Media" (iktidar yanlısı medya tekeli) ile faşizan teknikleri en
agresif kullanan rejimdir. Ancak 2024 seçimlerinde BJP'nin meclis
çoğunluğunu kaybetmesi, sandık mekanizmasının belirleyiciliğini
kanıtlamıştır. Rejim faşist bir devlet değildir çünkü seçim
yoluyla iktidarı dengeleme ve değiştirme kapasitesi hâlen mevcuttur.
- Türkiye (AKP-MHP): Neoliberalizmin
yarattığı sınıfsal asimetri ile TÜSİAD-MÜSİAD sermaye fraksiyonları
arasındaki gerilim ve uzlaşma üzerinde yükselen rejim, yürütmeyi aşırı
tahkim etmiştir. Ancak bağımsız sendikal örgütlenmelerin, muhalefet
partilerinin ve seçim mekanizmasının (tüm asimetrilere rağmen) korunması
ayırt edici sınırdır. Rejim otoriter kapitalist demokrasi
kategorisindedir çünkü sınıfın bağımsız tüzel varlığı ve seçim yoluyla alternatif
siyasal iktidarın oluşturulabilmesi ilga edilmemiştir.
7.
Analitik Sentez: 12 Temel Ölçüt Üzerinden Rejim Karşılaştırması
Aşağıdaki tablo,
tarihsel faşizm ile günümüz otoriter rejimleri arasındaki yapısal farkları
somutlaştırmaktadır.
|
Analitik Ölçüt |
Klasik Faşizm (Almanya/İtalya) |
Güncel Otoriter Rejimler |
|
1. Faşist Hareket |
Devlete hücum eden paramiliter kitle
hareketi |
Seçim odaklı sağ-popülist koalisyonlar |
|
2. İşçi Sınıfı |
Örgütlü gücün fiziki imhası |
Örgütsel zayıflık ve sisteme
entegrasyon |
|
3. Bağımsız Sendikalar |
Tasfiye (DAF, Rocco Yasası,
Gleichschaltung) |
Yasal varlık korunur, yetkiler
zayıflatılır |
|
4. Sosyalist Hareket |
Yasa dışı ilan edilme ve fiziksel
tasfiye |
Yasal varlık ve sınırlı temsil imkânı |
|
5. Siyasal Çoğulculuk |
Tek parti diktatörlüğü |
Eşitsiz rekabete dayalı çok partili
yapı |
|
6. Parlamento |
İlgası veya tamamen işlevsizleşmesi |
Fonksiyon kaybı da olsa yasama organı
varlığı |
|
7. Sermaye-Devlet |
Devletçi korporatizm |
Neoliberal ahbap-çavuş kapitalizmi |
|
8. İktisat Politikası |
Otarşi ve devlet kontrolü |
Küresel piyasa ve AB/NATO entegrasyonu |
|
9. Toplumsal Örgütlenme |
Totaliter kontrol ve biat |
Sivil toplumun daraltılmış özerkliği |
|
10. Zor Aygıtları |
Parti milislerinin devletle
bütünleşmesi |
Devlet hiyerarşisi içinde siyasallaşma |
|
11. Kitle hareketinin niteliği |
Devlet dışı paramiliter örgütlenmeler,
kitlesel seferberlik ve sokak şiddetinin siyasal düzenin dönüşümünde merkezi
rolü |
Seçim kampanyaları, medya, dijital
ağlar, devlet kaynakları ve lider merkezli popülist mobilizasyon |
|
12. Siyasal şiddet |
Devlet dışı/yarı-devlet paramiliter
şiddetin sistematik siyasal araç haline gelmesi |
Polis/yargı/idari aygıtların merkezileşmesi
ve devlet içi zor kapasitesinin siyasallaşması |
Bu on iki ölçüt
arasında en kritik eşik, "seçim yoluyla iktidar değişiminin fiili ve
hukuki imkânı" ile "bağımsız sınıf örgütlerinin ve muhalefetin tüzel
varlık hakkı"dır. Bu iki unsurun ortadan kalktığı nokta, otoriter
kapitalizmden faşist devlete geçişin sınırıdır.
8.
Sonuç: Kavramsal Netlikten Stratejik Mücadeleye
"Otoriterleşme =
Faşizm" yanılgısı, toplumsal muhalefeti stratejik bir körlüğe
sürükleyebilir. Faşizm, sınıf mücadelesinin devlet zoruyla tamamen tasfiye
edildiği bir aşamayı temsil ederken, günümüz rejimleri sınıfın örgütsel
zayıflığı üzerinde yükselen otoriter stabilizasyonlardır. Bu rejimler, anayasal
formları ne kadar aşındırırlarsa aşındırsınlar, sermayenin ihtiyaç duyduğu
"demokratik kabuğu" henüz bütünüyle parçalamamıştır.
Bu bağlamda işçi
sınıfının bağımsız devrimci hattının örgütlenmesi, rejime karşı mücadeledeki en
merkezi mevzidir. Doğru mücadele araçlarını geliştirmek için, rejimin
niteliğini baskının miktarından ziyade devletin örgütlenme biçimi üzerinden
tanımlayan soğukkanlı bir analize ihtiyaç vardır. Analitik kesinlik, siyasal
başarının ilk şartıdır; zira yanlış tanımlanan bir rejime karşı doğru bir mevzi
savaşı yürütülemez.
II)
TÜRKİYE'NİN REJİM KARAKTERİ
1.
Giriş: Teorik Eşik ve Metodolojik Yaklaşım
Türkiye’nin son yirmi
yılda geçirdiği siyasal ve kurumsal mutasyon, küresel "yeni
otoriterlik" dalgasının (Trump, Orbán, Modi, Meloni) en çetin ve katmanlı
vakasını teşkil etmektedir. Türkiye'yi bu örneklerden daha karmaşık kılan temel
unsur, dönüşümün sadece yürütme yetkisinin genişlemesiyle sınırlı kalmayıp,
devlet aygıtının idari ve anayasal mimarisinin yeniden düzenlenmesidir. Medya
ekosisteminin %90’ının doğrudan kontrolü, geçmişte Kürt siyasal hareketine
yönelik sistematik yargısal/idari baskı ve günümüzde CHP’ye dönük hamleler,
Türkiye'yi otoriterleşme literatüründe özgün bir yere yerleştirir.
Analizimizde, liderin
karakterinden ziyade devletin "biçimsel" dönüşümünü merkeze alan bir yaklaşım
izliyoruz. Yanıtını aradığımız temel araştırma soruları şunlardır:
- AKP-MHP iktidarı, Türkiye
kapitalist devletinin sınıfsal, idari ve anayasal yapısını hangi yönde
dönüştürmüştür?
- Mevcut yapı, kapitalist
demokrasinin en ileri otoriter sınırı içinde mi kalmıştır, yoksa faşist
bir devlet biçimine niteliksel bir sıçrama mı yapmıştır?
- Sermaye fraksiyonları
arasındaki gerilimler ve emek rejimi, bu yeni devlet formunun inşasında
nasıl bir rol oynamıştır?
Analizin temellerini
attıktan sonra, bu yapının tarihsel kökenlerine ve sermaye ile olan organik
ilişkisine geçiş yapmak rejimin sınıfsal karakterini anlamak için elzemdir.
2.
AKP’nin Hegemonya Projesi ve Sermaye İttifaklarının Evrimi
AKP’nin iktidar süreci,
homojen bir yapıdan ziyade sınıfsal koalisyonların sürekli yeniden yapılandığı
diyalektik bir tarihçeye sahiptir. 2002-2010 dönemindeki "neoliberal
entegrasyon ve AB söylemi" odaklı hegemonya projesi, 2013 Gezi Direnişi
sonrasında rıza üretimi ile zor arasındaki ağırlık merkezinin belirgin biçimde
zor lehine kaydığı bir döneme evrilmiştir. Özellikle 2023 seçimleri sonrası
Mehmet Şimşek yönetiminde "Ortodoks Neoliberalizme" dönüş yapılması,
uluslararası finans kapital ve TÜSİAD eksenli geleneksel büyük sermaye ile yeni
bir sınıfsal uzlaşı noktası oluşturmuştur. Bu süreçte devlet, Kamu-Özel İş
birliği (KÖİ) projeleri, dövize endeksli Hazine garantileri, kullanıcı
garantileri, şirket bazlı teşvikler ve vergi istisnalarıyla toplumsal
artık-değerin bir bölümünün doğrudan "Yeni Burjuvazi"ye transfer
edildiği kurumsallaşmış bir aktarım kanalı inşa etmiştir.
Aşağıdaki tablo,
Türkiye burjuvazisinin iki ana damarının rejimle kurduğu asimetrik ilişkiyi
özetlemektedir:
|
Sermaye Fraksiyonu |
Rejimden Beklentiler |
Kazanımlar |
Sınıfsal Pivot (2023 Sonrası) |
|
TÜSİAD (Geleneksel Büyük Sermaye) |
Hukuk güvencesi, Batı finansına erişim,
rasyonel para politikası. |
Grev yasakları, ucuz emek, finansal
genişlemeden pay. |
Ortodoks ekonomi politikalarına dönüş,
piyasa disiplini ve kemer sıkma. |
|
MÜSİAD (Yükselen/Anadolu Sermayesi) |
Devlet ihaleleri, rant aktarımı, ucuz
kredi, düşük faiz. |
KÖİ projeleri, vergi muafiyetleri,
devlet teşvikli büyüme. |
Düşük ücret/ucuz emek rejimi üzerinden
küresel rekabetçiliğin korunması. |
Sermaye fraksiyonları
arasındaki bu dengenin, devletin kurumsal mimarisini nasıl yeniden
şekillendirdiğini incelemek üzere devlet biçiminin dönüşümüne odaklanmak
gerekmektedir.
3.
Devlet Biçiminin Dönüşümü: Yürütmeci Otoriterlik ve Olağanüstü Devlet
Türkiye'de yaşanan
kurumsal mutasyon, basit bir hükümet değişikliğinin ötesinde, devletin
"karar alma" mekanizmalarının el değiştirmesidir. Nicos
Poulantzas'ın "Olağanüstü Devlet" (Exceptional State) kavramsallaştırmasına
yaklaşan bu süreçte, 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ve KHK rejimi, Giorgio
Agamben’in işaret ettiği "istisna hâlini" kalıcı bir yönetim
tekniğine dönüştürmüştür. Buradaki “kalıcılaşma” ifadesi, OHAL rejiminin
hukuken kesintisiz biçimde sürmesi anlamında değil; OHAL döneminde oluşturulan
bazı hukuki, idari ve güvenlik tekniklerinin olağan hukuk düzeni içerisine
taşınması anlamında kullanılmaktadır. Ernst Fraenkel’in "İkili
Devlet" (Dual State) teorisi bağlamında, normatif hukuk düzeninin
yerini siyasal iktidarın takdir alanını genişleten bir "önlem
devleti" mantığı almıştır.
Eski parlamenter yapı
ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) arasındaki temel farklar şunlardır:
- Yürütme Erki: Kolektif
Bakanlar Kurulu'ndan, tüm yürütme yetkisinin tek başına toplandığı
hiper-merkezileşmiş Cumhurbaşkanlığı makamına geçiş.
- Yasama ve Denetim: TBMM’nin
kanun yapma inisiyatifinin zayıflaması; denetim mekanizmalarının
tasfiyesi.
- Yargı Rejimi: Yargı
özerkliğinin kaybı, yargının araçsallaştırılması.
- İdari Yapı: Liyakat
temelli bürokrasinin yerini "parti-devlet" sadakatine dayalı
"Ayrıcalıklı Devlet" mekanizmalarının alması. Burada “parti-devlet”
kavramı, tek parti rejimlerindeki kurumsal özdeşleşme anlamında değil,
parti ile devlet bürokrasisi arasındaki sınırların sistematik biçimde
aşınması ve atama/terfi mekanizmalarında siyasal sadakatin önem kazanması
anlamında kullanılmaktadır.
Devletin bu yeni idari
formu, sınıf ilişkilerinin en somut olduğu alan olan emek rejiminde yankısını
bulmaktadır.
4.
Emek Rejimi: Tasfiye Yerine Paternalist Ehlileştirme
Türkiye’deki emek
rejimi, işçi sınıfını fiziken imha eden klasik faşizmden ziyade, onu neoliberal
araçlarla "paternalist" (babacı) tekniklerle ehlileştirmeyi tercih
etmektedir. Bu süreçte MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) uygulamasıyla
ucuz çocuk işçiliği devlet eliyle legalleştirilmiş, kayıt dışı göçmen emeği ise
bazı sektörlerde ücret düzeyini baskılayan bir disiplin aracı olarak
kullanılmıştır. Sendikalaşma oranlarındaki nicel artış (Hak-İş ve Memur-Sen’in
büyümesi), bağımsız sınıf örgütlülüğünün niteliksel olarak baskılanması ve
sınıfın iktidar bağımlı patronaj ağlarına hapsedilmesiyle birlikte yaşanmıştır.
Söz konusu durum, bağımsız sendikaların feshini veya yasa dışı ilan edilmesini
içermediği için faşist bir devletin kurumlaşmasından ziyade, otoriter
kapitalist devletin sermaye lehine kurumsallaşmasını göstermektedir.
Klasik Faşizm ile
Türkiye'deki mevcut emek rejimi arasındaki temel farklar şunlardır:
- Örgütlenme: Klasik
faşizmde bağımsız sendikalar feshedilip devlet loncaları kurulurken;
Türkiye'de bağımsız sendikalar yasal olarak açıktır, ancak idari/yargısal
baskı ve yandaş sendikacılıkla (Hak-İş/Memur-Sen) niteliksel gücü
kırılmaktadır.
- Grev Hakkı: Klasik
faşizmde anayasal olarak yok edilir; Türkiye'de ise kâğıt üzerinde
mevcuttur ancak "milli güvenlik" bahanesiyle sistematik olarak
ertelenerek/yasaklanarak fiilen felç edilmektedir.
- Sınıf Disiplini: Klasik
faşizmde zorunlu devlet korporatizmi varken; Türkiye'de borçlandırma,
sosyal yardımlar ve paternalist sadakat ağlarına dayalı bir
"ehlileştirme" modeli uygulanmaktadır.
Sınıf üzerindeki bu
denetim mekanizmalarının, rejimin meşruiyet sahası olan seçimlerle olan
ilişkisini değerlendirmek kritiktir.
5.
Seçimsel Rekabet ve Yargısal Baskı ("Lawfare") Diyalektiği
Türkiye'de seçimler,
iktidar için hem meşruiyet kaynağı hem de ciddi bir kriz odağıdır. Rejim,
seçimleri ilga etmek yerine rakip aktörlerin faaliyet kapasitesini yargı eliyle
daraltma/yargının araçsallaşması (lawfare) stratejisini izlemektedir. İmamoğlu'na
yönelik adli süreçler ile CHP ve muhalefet belediyelerine yönelik idari ve
yargısal müdahaleler bu stratejinin doruk noktasıdır. Ancak bu yargısal
tasfiye hesabı, karşıt bir sonuç doğurarak Yeni Parti (YP) hattının ve
toplumsal muhalefetin canlanmasını tetiklemiştir.
İktidarın "yargının
araçsallaşması" (lawfare) stratejisinin akış şeması şu şekildedir:
İktidarın
Hesabı: [İmamoğlu'nun Tutuklanması + CHP'ye
Davalar/Kayyumlar] ➔
[Muhalefetin Dağılması ve Kaynakların Kesilmesi] ➔ [Tasfiye ve
Etkisizleşme]
Ortaya
Çıkan Dinamik: [Yargısal Müdahale / İrade Gaspı
Tepkisi] ➔
[Geleneksel Siyasetin Tıkanması] ➔ [YP Hattının Güçlenmesi]
Bu dinamik süreç bizi
rejimin niteliğine dair nihai teorik hükme götürmektedir.
6.
Nihai Sentez: Faşizm mi, Otoriter Kapitalist Devlet mi?
"Faşizm"
kavramını siyasal ajitasyondan arındırıp analitik bir devlet biçimi olarak
tanımladığımızda, Türkiye'nin mevcut yapısı "Otoriter Kapitalist
Devlet" olarak tebarüz etmektedir. Rejimin uluslararası finans sistemine
ve dış sermaye akışlarına olan göbekten bağımlılığı, "açık faşizme" (otarşik
ekonomiye) geçişi engelleyen yapısal bir sınırdır. Türkiye, seçimlerin siyasal iktidar
değişikliği potansiyelini (2024 yerel seçimlerindeki %37,77'lik CHP başarısı
gibi) koruduğu, ancak bu sonuçların yargısal/idari zorla etkisizleştirilmeye
çalışıldığı bir "sıkışma eşiğindedir."
Beş
Ülkenin Karşılaştırmalı Dönüşüm Matrisi
|
Ülke |
İdeolojik Omurga |
Sınıf Siyaseti ve Emek Rejimi |
Seçimlerin Durumu |
Nihai Rejim Niteliği |
|
ABD (Trump) |
MAGA / Sağ Popülizm |
Piyasa Deregülasyonu |
Kurumsal Direnç Mevcut |
Otoriter Demokrasi Sınırı |
|
Macaristan (Orbán) |
İlliberal Muhafazakârlık |
"Köle Yasası" / Esnekleştirme |
Eşitsiz Rekabet |
Otoriter Kapitalist Devlet |
|
İtalya (Meloni) |
Neofaşist Kök / Neoliberal Biat |
Sosyal Yardım Kesintisi |
Biçimsel Demokrasi |
Neoliberal Otoriter Sağ |
|
Hindistan (Modi) |
Etno-Dini Şovenizm |
Yasal Baskı / Bağımsız Sendikal
Direncin Yargısal ve Polisiye Aygıtlarla Sınırlandırılması |
Asimetrik Oyun Alanı |
Seçimli Otokrasi |
|
Türkiye (AKP-MHP) |
İslami-Muhafazakâr + Milliyetçi |
Paternalist Korporatizm / Ehlileştirme |
Yargının Araçsallaşması (Lawfare) /
Muhalefet Canlı (YP) |
Otoriter Kapitalist Devlet |
Mevcut rejimin tanımını
yaptıktan sonra, bu yapının çözülme dinamikleri üzerinde durulmalıdır.
7.
Sonuç: Çözülme Dinamikleri ve Bağımsız Sınıf Hattı
Türkiye'deki otoriter
kapitalist rejim, rıza üretim kapasitesinin (enflasyon ve borç krizi nedeniyle)
eridiği bir dönemeçtedir. Burjuva restorasyonunun (düzen içi çözüm) vadettiği
"kurallı neoliberalizm" illüzyonuna karşı, barınma, sağlık, eğitim ve
kamusal haklar etrafında örülen Bağımsız Sınıf Hattı'nın inşası
tarihsel bir zorunluluktur. Günümüzde tamamen tasfiye edilmiş olan Cumhuriyet’in
kazanımlarının ancak ve sadece sosyalist bir Türkiye’de yeni bir içerikle ve
daha ileri bir düzeyde yeniden ayağa kaldırılabileceği gerçeğiyle, ilerici/sosyalist
muhalefet restorasyoncu patikadan koparak kurucu bir hatta yönelmelidir.
Otoriter kapitalizmin
faşizan tırmanışına ve burjuva restorasyon illüzyonuna karşı solun önündeki
yegâne devrimci seçenek, bağımsız bir sınıf hattını ve kolektif siyasal
kapasiteyi inşa etmektir.
BAĞIMSIZ
SINIF HATTININ MİMARİSİ
1. Hak
Temelli Sınıf Siyaseti
·
Ücret talebi sınırını aşmak
·
Barınma, sağlık, eğitim ve
kamusal haklar
·
Güvencesizlikle, işsizlikle,
hayat pahalılığıyla, çocuk işçiliğiyle vd. mücadele
·
Dijital/algoritmik sömürü ve
platform kapitalizmine karşı mücadele
2.
Toplumsal, Mekânsal ve Ekolojik Odaklar
·
Sosyal yardım ağlarını,
pasifleştirici hegemonyayı kırma
·
Kent mahallelerinde dayanışma,
sosyalleşme ve aktivite mevzileri
·
Doğanın kapitalist talanına
karşı birleşik ekolojik mücadele hattı
·
Bakım emeğinin
kamusallaştırılması ve anti-kapitalist kadın hareketi
3.
Sosyalistlerin Güç Birliği ve Uluslararası Perspektif
·
Düzen siyasetinden bağımsız
sosyalist birleşik bir odak
·
Seçim alanını sınıf lehine
seferber etme
·
Kitlelerde özgüven ve yönetme
kapasitesi inşası
·
Enternasyonalist sınıf
dayanışması
Hak
Odaklı Sınıf Siyaseti: İşçi sınıfının siyasal
kapasitesi tek başına işyeri önündeki maaş pazarlığıyla inşa edilemez. Örneğin,
herkese eğitim durumuna göre istihdam garantisi istenmeli, sigortasız
çalıştırılmaya karşı mücadele edilmeli, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun
lağvedilmesi istemiyle birlikte her bir iş kolunda insanca yaşamaya yetecek
ücret düzeyleri talep edilmeli, sendikalaşmanın önündeki engellerin
kaldırılması yönünde çalışılmalıdır. Emekçiler ve sol, kamusal yaşam hakkı
(parasız sağlık ve eğitim, konut hakkı, kreş, ucuz ulaşım) mücadelelerini
yükseltmelidir. Yalnızca geleneksel işyerlerinde değil, platform kapitalizmi,
kuryeler, dijital hizmet çalışanları ve algoritmik denetim altında çalışan
güvencesiz dijital emek alanlarında da yatay örgütlenmeler kurulmalı, teknolojik
altyapının kamulaştırılması ve verinin emekçiler lehine denetimi için sınıf
mevzileri oluşturulmalıdır.
Her somut mücadele
pratiğinde ve alanında ekonomik talepler ile siyasal eleştiri ve alternatif
sosyalist propaganda birlikte, iç içe geçmiş şekilde, birbirini tamamlar ve
bütünler tarzda öncü işçiler/sosyalist kadrolar tarafından işlenmelidir. Bu
mücadelelerde örgütlenme sadece sendikaya örgütlenmeyle sınırlı kalmamalı,
bunun yanı sıra İşçi Enstitüleri, İşçi Konseyleri, İşçi Komiteleri, İşçi
Meclisleri, adı ne olursa olsun, belirli bir sosyalist örgütün doğrudan
hiyerarşik uzantısına dönüşmeyen, farklı sosyalist ve bağımsız işçi
unsurlarının katılımına açık, sosyalist solun öncü işçilerinin birlikte
kurduğu, tabandan gelişen, yatay olarak genişleyen, farklı işçi kesimlerini
ortak mücadele içinde birleştirme kapasitesine sahip, organik ve havuz
oluşturan örgütlenmeler inşa edilmelidir.
Yerel
Dayanışma Mevzileri ve Ekoloji Mücadelesi:
Sosyal yardımlarla bağımlı kılınan yoksul mahallelerde, iktidarın patronaj
ağlarını kırmanın yolu yerel/kamusal dayanışma odakları inşa etmektir.
Halkevleri, mahalle meclisleri, kooperatifler ve kamusal gıda/toplu
taşıma/barınma talepleri üzerinden kurulacak mücadele ağları, iktidarın biat
mekanizmalarını tabandan sarsabilecek somut sınıfsal araçlar olabilir.
Sermayenin doğaya yönelik
yağmasına karşı mücadeleler bütünleşik bir ekolojik mücadele hattında
birleştirilmelidir.
İdeolojik
Yarılma ve Özgüven İnşası: Rejimin "yerli ve
milli" ile "aynı gemideyiz" söylemleri ancak sert bir sınıfsal
teşhirle çökertilebilir. Siyasal yarılma hattı, "ezilenler ve ezenler /
emek ve sermaye" ekseninde çekilmelidir.
Sermaye iktidarının
ürettiği "başka çare yok" illüzyonuna karşı, somut dayanışma odakları
ve öz-örgütlülükler aracılığıyla kitlelerin kendi öz-gücüne dayanan yönetme
kapasitesi ve siyasal özgüven inşa edilmelidir.
Savunmacı
Değil, Kurucu Siyasal Ufuk: Sol, yalnızca otoriter ve
faşizan hamlelere yanıt veren savunmacı bir pozisyona sıkışıp kalmamalıdır.
Emekçi halkın kendi öz-örgütlülüklerine dayanan, doğrudan demokrasi
mekanizmalarıyla tahkim edilmiş ve emeğin egemenliğini/iktidarını merkeze koyan
kurucu bir Sosyalist Cumhuriyet alternatifi sunulmalıdır. Cumhuriyet’in yok
edilmemiş kazanımı kalmadığından, halkçılığın, yurtseverliğin, kamuculuğun, kamusal
eğitim ve sağlığın, sosyal hakların, kamusal kapasitenin, yurttaşlığın, laikliğin,
demokrasinin ve cumhuriyetin ancak sosyalist bir Türkiye’de yeniden ayağa
kaldırılabileceği, bunların tek savunucusunun sosyalizm olduğu ortaya
konmalıdır.
Sosyalistlerin
Güç Birliği, Seçimler ve Enternasyonalizm:
Seçimlere katılım, düzen siyasetinin programlarına eklemlenmek anlamına
gelmemeli; seçim alanı, sınıfın bağımsız taleplerini görünür kılmanın,
örgütlenme kapasitesini büyütmenin ve mevcut iktidar ilişkilerini teşhir
etmenin araçlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Sosyal-liberal
restorasyon çizgisine yedeklenilmemeli, sosyalist siyasal hattın bağımsızlığı
korunarak güçlendirilmelidir.
Ulusal mücadele
bölgesel ve uluslararası anti-kapitalist sınıf hareketleriyle kurulacak
enternasyonalist bağlarla tahkim edilmelidir.
Muhalefetin
önündeki olası Dört Tarihsel Patika şunlardır:
- Konsolide Statüko: Seçimsel
otoriterliğin, asgari hukuki biçimselliği koruyarak kalıcılaşması.
- Restorasyon: Kurumsal
kuralların asgari düzeyde tamir edildiği, neo-liberal toplumsal tahribatı
hafifletmeyi amaçlayan düzen içi çözüm.
- Diktatoryal Kapanma: Seçimsel
meşruiyetin çöktüğü noktada, rejimin açık bir diktatörlüğe ve totaliter
tasfiyeye sıçrama riski. Bu olasılık, çalkantılı bir “toplumsal iç savaş” evresini
beraberinde getirebilir.
- Sınıfsal Kırılma
(Sosyalist Cumhuriyet): Düzen siyasetinden
bağımsız, emekçilerin somut maddi taleplerine dayalı karşı-hegemonik bir
odağın inşası ve emeğin iktidar yürüyüşünün güçlendirilmesi.