Mahmut
Boyuneğmez
1.
Giriş: Egemenliğin Yapısal ve Görünmez Boyutu
Modern kapitalist
toplum, bireylerden bağımsız soyut bir yapı değil; insanlar arası pratikler
ve ilişkiler sistemidir. Bu toplumsal ilişkilerin iktisadi, siyasal,
ideolojik, kültürel ve hukuksal boyutları bulunur. Antonio Gramsci’nin
(1891–1937) Marksist literatüre kazandırdığı en güçlü silahlardan biri olan hegemonya
kavramı, tam da bu ilişkiler bütünlüğü içinde anlam kazanır.
Hegemonya; egemen
sınıfın, ezilen kitleleri sadece baskı (coercion) ve zor (force)
kullanarak değil, onların rızasını, onayını ve iş birliğini (consent and
cooperation) kazanarak yönetme biçimidir. Güç/iktidar sadece bedenleri
fiziken hizaya sokmakla ilgili değildir; zihinleri şekillendirmek, kalpleri
kazanmak ve kitleleri kendi sömürülerine ortak etmektir. Biz hegemonya kavramını
Gramsci'nin dar anlamından farklı olarak, toplumsal iktidarın rıza, baskı ve
zor bileşenlerinin bütünsel örgütlenişi anlamında kullanmaktayız. Gramsci'nin
hegemonya kavramını genişleterek, rıza, baskı ve zorun bütünsel örgütlenmesi
olarak yeniden yorumluyoruz.
2.
Kavramsal Netlik: Otorite, Kontrol ve İktidarın Mantığı
Meseleyi doğru kavramak
için sömürü düzeninin sarsılmaz sacayakları olan kavramları bilimsel bir
netlikle tanımlamak gerekir:
- Otorite:
Fiziksel şiddet uygulaması ya da uygulanacağı iması gerektirmeksizin;
sevgi, güven, saygı, minnettarlık veya ideolojik bağlılıkla lider sayılan
aktörün peşinden gitmeyi, onun kılavuzluğuyla emirlerini yerine getirmeyi
anlatır.
- Kontrol:
Üretim araçları, silahlar, bilgiler ve toplumsal organizasyonlar üzerinde
uygulanan, bunlara erişimi denetleme ve kısıtlama yeteneğidir. Bu
kısıtlama sayesinde insanlar manipüle edilir.
- İktidar:
Sınıflar, cinsiyetler, patron ile işçi, hiyerarşik askeri/polisiye
bürokrasi ile kamu emekçileri arasında, yani insanlar arasındaki
egemenlik-tabiiyet ilişkisidir.
İktidarın
Formülü: Eşitsizlik ve Şiddet İması Bize yani Marksist
perspektife göre, iktidar ilişkilerinin varlığı için gerek koşul / olmazsa
olmaz koşul (conditio sine qua non), insanlar arası eşitsizliklerdir;
eşitsizlikler olmadığında iktidar oluşmaz. İktidarın oluşumu için yeter koşul
ise, fiilen uygulanmasa bile şiddet/baskı/ceza uygulama tehdidinin ya da
imasının bulunmasıdır.
İtaat
ile Boyun Eğme Arasındaki Fark (Diferentia Specifica)
İktidarı salt
otoriteden ayıran temel özellik, iktidarın sadece "itaat" değil, aynı
zamanda "boyun eğme" içermesidir.
- İtaat:
Gönüllü uyumu, biat etmeyi, aşırı çalışmaktan başını kaldıramamayı ve
keyif verici meşgalelerle bağlılığı anlatır.
- Boyun Eğme:
Korkutma, baskı ve cezalandırılma tehdidi sonucu geri basma ve
yıldırmadır. Boyun eğdirme sayesinde kitleler alternatif örgütlenmelere
yeltenemez, direnç gösteremez, tepki veremez ve teslim olur. Kapitalist
sistemde sermaye sınıfının toplumsal iktidarı, işte bu itaat + boyun
eğdirme mekanizmalarının birleşimiyle, yani hegemonyayla sağlanır.
3.
Althusserci Yanılgının Aşılması: "Devletin Aygıtları" Değil,
"Hegemonya Yapıları"
Genellikle sivil toplum
kurumları hegemonyanın araçları olarak listelenir. Ancak Marksist literatürde
Louis Althusser’in bu araçları "Devletin İdeolojik Aygıtları" (DİA)
olarak nitelemesi kuramsal bir hatayı barındırır. Althusser'in DİA
kavramsallaştırması, devlet ile toplumsal hegemonya arasındaki ayrımı yeterince
açık kurmadığı için eleştirilmelidir. Althusser’e göre okul, aile, medya veya
kültür "devletin aygıtları"dır; bu mantık devleti neredeyse her yerde
gören, her şeyi devlete indirgeyen eklektik bir karmaşaya yol açar. Ayrıca
Althusser, devlet ideolojisi (resmî ideoloji) ile egemen ideolojiyi birbirine
eşitleyerek yanılır.
Oysa toplumun tüm süreç
ve kurumları birer "aygıt" olmadığı gibi, bunlara "devletin
aygıtı" demek de yanlıştır. Kapitalist devlet, toplumsal iktidarın sadece
bir bileşenidir; sermayenin egemenliği ise toplumsal ölçekte kurulur. Bu
yüzden biz bunlara DİA değil, toplumsal iktidarın hegemonya yapıları
diyoruz.
Hegemonya; devlet
organizasyonunu (askeri-polisiye hiyerarşiyi, cezaevlerini), işletme ölçeğinde
patron-işçi ilişkisini, eğitim yapılanmasını, sendikaları, dernekleri,
vakıfları, medyayı, interneti, özel/devlet üniversitelerini, spor kulüplerini,
kültür endüstrisini ve hatta aileyi içeren toplumsal ilişkiler ağında
oluşturulur. Baskı olmadan rıza olamayacağı için, devletin askeri-polisiye
baskı araçları da bu hegemonya yapılarının ayrılmaz bir parçasıdır. Kapitalist
toplumlarda rıza süreçleri, devletin baskı kapasitesinden tamamen bağımsız
değildir. Askeri-polisiye aygıtlar da hegemonik düzenin yeniden üretiminde rol
oynar. Bahsi geçen tüm yapılar ideolojik ve kültürel dolayımlarla ya da
doğrudan sınıf mücadelelerinin bizzat yürütüldüğü, ürünler ve süreçler
üzerinden her gün yeniden üretilen dinamik bir işleyişe ve düzenlenişe
sahiptir.
4.
Hegemonyanın Oluşumu: Cahil Bırakma, Bağımlı ve Bağlı Kılma, Pasifizasyon ve
Oyalama, Hayırseverlik, Otoriteler ve Kontrol
Sermaye sınıfı bu
hegemonya yapıları üzerinden kitlelerin eyleme geçme kapasitesini felç eder.
Kitleler;
- Cahil Bırakma:
Belirli bilimsel bilgilere ve perspektiflere erişim sınırlandırılarak, bu
konularda cahil bırakılarak, eleştirel düşünme kapasitesi köreltilerek,
- Pasifizasyon:
Kendi geçim dertleriyle, sağlık problemleriyle ve aşırı çalışmaktan başını
kaldıramayacak şekilde sorunlarla boğuşarak,
- Oyalama:
Kültür endüstrisinin önemli bölümü mevcut toplumsal ilişkilerin yeniden
üretimine hizmet eder. TV dizileri ve popüler müzik gibi kültür
endüstrisinin ürünlerini tüketirken oyalanarak ve çıkar örgütleri olan
cemaatlere katılarak sistemin kendisini ilgilendiren sorunlarına ve
çarpıklıklarına dair düşünmekten ve sorunların kolektif çözümü için eyleme
geçmekten menedilir. Keyif verici, eğlenceli ya da heyecan oluşturan
pratiklerin (tüketim kültürü, medya, popüler kültür) cazibesiyle
insanlarda düzene bağımlılık üretilir.
·
Hayırseverlik:
Hayırseverlik etkinlikleriyle muhtaç duruma düşürülmüş insanlarda düzene, düzen
aktörlerine ve figürlerine dönük bağlılık imal edilir.
·
Otoriteler ve Kontrol:
Siyasi ve ideolojik bazı otorite figürlerine itaat ile toplumsal kontrol
mekanizmaları da sermaye sınıfının toplumsal iktidarını oluşturan hegemonyanın
üretiminde işlevlidir.
5.
Olağan Dönemden Olağanüstü Rejime: Faşizm ve Hegemonya
Hegemonyanın oluşma
biçimi, kapitalist devletin aldığı biçime göre kökten farklılaşır:
- Olağan Dönem (Kapitalist
Demokrasi): İktidar, farklı dokulardan meydana
gelen organlar gibi, farklı ve dağınık hegemonya yapıları üzerinden işler.
Hegemonyanın ışıkları topluma dağınık bir şekilde yayılmıştır ve iktidar, kitlelerin
sisteme bağlılığı ve bağımlılığı olarak görünse de özünde dinamik bir
karşıtlık dengesidir.
- Olağanüstü Dönem
(Faşizm): Faşizm, bu dağınık ışıkların
odaklanarak tek bir noktada yoğunlaşmasıdır. Tüm toplumsal doku, pratikler
ve organizasyonlar (kültür, sanat, spor, sendika, okul) yürütme gücü
tekilliğinin yarattığı bir "kara deliğin" çekim alanına kapılır.
Faşizmin kahverengi ışığı altında, sermayenin toplumsal iktidarı
homojenleşir, tekilleşir ve maksimum kontrolle tek bir kalıp alır.
Sonuç:
"Boyun Eğme, Mücadele Et!" ve Karşı-Hegemonya
Gramsci’nin o ünlü
sözünde belirttiği gibi: "Eski dünya ölüyor, yenisi ise doğmak için
mücadele ediyor; şimdi canavarlar zamanı."
Sermaye sınıfının
toplumsal iktidarının ölüm çanlarının çalması, yani bir devrimci
durum/hegemonya krizi yaşanması, mevcut hegemonya mekanizmalarının
etkisizleşmesi ve hegemonya yapılarında işlev yitimlerinin baş göstermesiyle
mümkündür. Bu kriz anında toplumun aktif bölmelerinde itaatsizlik ve boyun
eğmeme durumu baş gösterir. Ancak salt pasif ve savunmacı bir özellik
taşıyan "direniş" veya "direnç" tek başına yeterli
değildir; kurtuluş için aktif örgütlü mücadele şarttır. Mücadele; boyun
eğmemeyi içermesinin yanı sıra sermaye sınıfına karşı taarruz, saldırı,
kolektif eylem ve işçi sınıfının organik aydınlarının organize çalışmalarını
barındırır.
Sermayenin
hegemonyasını parçalayacak olan güç; toplumsal hareketlenmelerde itaatsizlik
+ boyun eğmeme + aktif örgütlü mücadelenin birleşimidir. Sosyalist devrim;
siyasi iktidarı dışarıdan ele geçirmek değildir, sermaye iktidarının yeniden
üretilemediği o tarihsel kriz kesitinde, hazırda bekleyen karşı-hegemonya
organizasyonlarının (sosyalist medya, kültür kurumları, devrimci sendikalar,
konsey/meclis türü alternatif iktidar nüveleri) desteğiyle ve öncü bir
sosyalist parti önderliğinde siyasi iktidarın proletaryaya el
değiştirmesidir.
Eğer bu öncü örgütlenme
zayıf kalır/kritik hatalar yapar ve devrimci durum devrime ulaşamazsa;
karşı-devrimlerin yaşanması, faşist rejimlerin kurulması, gerici güçlerin
süreci çalması (Arap Baharı örneği), askeri darbeler (12 Eylül örneği) veya
sosyal demokratik liberalizmin sistemin emniyet supabı olarak devreye girmesi
kaçınılmaz olur.
Bu yüzden, kapitalist
sistemin imal ettiği rıza ve boyun eğdirme çemberini kırmak için şu şiar
benimsenmelidir: "Boyun eğme, mücadele et!"
