MAR
1. Nazizm’in
Sınıfsal Anatomisi ve Sermaye Düzeniyle İlişkisi
Nazizm'i yalnızca
Hitler'in kişisel karizması ya da marjinal toplumsal grupların eylemleriyle
açıklayan liberal tarih yorumları olguyu açıklamakta yetersiz ve yanıltıcıdır; faşizmin
kapitalizmin yapısal krizi bağlamında değerlendirilmesi gerekir. Nazizm,
kapitalizmin 1929 Büyük Buhranı ile derinleşen yapısal krizine tekelci
sermaye sınıfının verdiği gerici ve totaliter bir yanıttır.
- Küçük Burjuvazinin
Radikalleşmesi: Buhran, ara tabakaları
(küçük esnaf, memurlar, köylüler) mülksüzleşme tehdidiyle karşı karşıya
bırakmıştır. Geleneksel burjuva partilerine inancını kaybeden bu kitleler,
anti-kapitalist ama aynı zamanda anti-komünist bir retorikle ortaya çıkan
NSDAP’nin tabanını oluşturmuştur. Antonio Gramsci'nin "hegemonya
krizi" kavramı, Almanya'daki siyasal dönüşümün yalnızca ekonomik
krizle açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Geleneksel egemen sınıflar
toplumsal rızayı üretme kapasitesini kaybetmiş; bu boşluk, milliyetçilik,
antisemitizm ve militarizm ekseninde yeni bir ideolojik hegemonya kurmaya
çalışan Nazi hareketi tarafından doldurulmuştur. Faşizm bu anlamda
yalnızca baskıya değil, belirli ölçüde kitlesel rızaya da dayanmıştır.
- Tekelci Sermayenin U
dönüşü: Ruhr havzasının ağır sanayicileri ve
finans kapital (Thyssen, Krupp gibi tekeller), işçi sınıfının devrimci
potansiyelini ezmek, sendikaları tasfiye etmek ve ekonomik krizi
militarist bir yayılmacılıkla aşmak için Hitler’i desteklemiştir.
Faşizmi
yalnızca büyük sermayenin doğrudan "kuklası" olarak mekanik bir
şekilde yorumlamamak gerekir. Nicos Poulantzas'a göre faşist devlet, sermaye
sınıfının genel çıkarlarını güvence altına alırken belirli ölçüde "göreli
özerkliğe” de sahiptir. Faşist devlet, sermaye fraksiyonları arasındaki karşıtlıkları
yeniden düzenleyerek kapitalist düzenin istikrarını sağlamaya çalışır. Bu
nedenle Nazizm, yalnızca sanayi tekellerinin basit bir aracı değil, aynı
zamanda kapitalist devlet biçiminin olağanüstü bir yeniden yapılanması olarak
değerlendirilmelidir.
- "Nasyonal" ve
"Sosyalist" Sentezinin Demagojisi:
Hitler ve Goebbels, işçi sınıfının dilini taklit ederek
"sosyalizm" kavramının içini boşaltmış, onu sınıfsal değil ırksal
bir dayanışma (Volksgemeinschaft - Halk Cemaati) olarak yeniden
tanımlamıştır. Nazilerin kullandığı "sosyalizm" söylemi üretim
araçlarının toplumsallaştırılmasını ya da sınıf egemenliğinin
kaldırılmasını hedeflememiştir. Aksine, sınıf çatışmasının yerine ırksal
birlik fikrini koyarak işçi sınıfını sermaye ile aynı ulusal topluluğun
üyeleri olarak göstermeye çalışmıştır. Bu durum, sınıf karşıtlıklarının milliyetçi
ideoloji aracılığıyla örtülmesidir.
2.
Alman Solunun Trajik Bölünmesi: SPD ve KPD Çatışması
Nazizm’in iktidara
yürüyüşünü kolaylaştıran en büyük yapısal etken, Avrupa'nın en güçlü işçi
hareketine sahip olan Alman solunun iki büyük akımı arasındaki derin teorik ve
taktiksel uçurumdur.
Alman İşçi Hareketi'nin Parçalanmışlığı
(1930-1933)
|
Öznitelik |
SPD (Sosyal Demokratlar) |
KPD (Komünist Parti) |
|
Temel Strateji |
Weimar anayasallığına ve yasallık
fetişizmine sadakat |
Komintern'in "Üçüncü Dönem"
sekter hattı |
|
Rakibe Bakış |
Komünistleri anayasal düzen için bir
tehdit olarak görme |
Sosyal demokrasiyi "Sosyal
Faşizm" (faşizmin ikizi) olarak tanımlama |
|
Eylem Refleksi |
Prusya Darbesi'nde bile genel grevden
kaçınan statükoculuk |
"Önce Sosyal Faşizmi (SPD'yi)
ezme" ve "Hitler'den sonra sıra bizde" yanılgısı |
Her iki parti de
milyonlarca işçiyi temsil ediyor olmasına rağmen ortak bir anti-faşist savunma
stratejisi geliştirememiştir. SPD, komünistleri anayasal düzen için tehdit
olarak görürken; KPD ise Komintern'in "Üçüncü Dönem" çizgisi
doğrultusunda sosyal demokrasiyi "sosyal faşizm" olarak
nitelendirmiştir. Bu karşılıklı güvensizlik, Nazi hareketinin yükselişi
sırasında işçi sınıfının ortak siyasal ve sendikal gücünü felce uğratmıştır.
SPD'nin
"Kötünün İyisi" Taktikleri ve Yasalcılık Fetişizmi
Sosyal Demokratlar,
Weimar Cumhuriyeti’nin kurumlarını ve anayasal meşruiyetini korumayı en üst
amaç haline getirmişlerdir.
- Tolerans Politikası:
Muhafazakâr Şansölye Brüning’in parlamentoyu baypas eden diktatörce
kararnamelerine, "Naziler gelmesin" mantığıyla göz yummuşlardır.
- Prusya Darbesi (1932):
Şansölye von Papen, SPD yönetimindeki Prusya eyalet hükümetini fiilen
devirdiğinde, ellerinde güçlü bir paramiliter güç (Reisbanner) ve
sendikal taban olmasına rağmen genel grev çağrısı yapmamış, konuyu
mahkemeye taşımayı tercih etmiştir. Bu pasiflik, işçi sınıfının moralini
çökertmiştir.
KPD'nin
"Sosyal Faşizm" Teorisi ve Stratejik Yanılgısı
Komünist Parti,
Komintern'in 1928'deki VI. Kongresi'nde formüle edilen "Üçüncü Dönem"
tezlerini katı bir şekilde uygulamıştır.
- Sosyal Faşizm Tezi:
Bu teze göre, faşizm ile sosyal demokrasi birbirinin zıttı değil,
"ikiz kardeşidir." Hatta kitleleri devrimci barikatlardan
alıkoyduğu için ilk önce ezilmesi gereken düşman SPD’dir.
- "Hitler’den Sonra
Sıra Bizde" Yanılgısı: KPD liderliği (özellikle
Thälmann çizgisi), Nazizm’in iktidara gelişini kapitalizmin son çırpınışı
olarak görmüştür. Hitler'in iktidara gelip hızla çökeceğini ve ardından
proletarya devriminin gerçekleşeceğini varsayan bu mekanik tarih okuması,
faşizmin kurumsallaşma kapasitesini hafife almıştır.
Lev Troçki, 1930-1933
yılları arasında yayımladığı yazılarda bu yaklaşımı sert biçimde eleştirmiştir.
Troçki'ye göre sosyal demokrasi ile komünizm arasındaki siyasal farklılıklar
korunmalı; ancak faşizme karşı işçi örgütlerinin ortak eylemi sağlanmalıydı.
"Ayrı yürümek, birlikte vurmak" ilkesiyle ifade ettiği Birleşik Cephe
taktiği, Nazilerin iktidara gelişini engellemenin tek gerçekçi yolu olarak
savunulmuştur.
3.
İktidarın Teslimi ve Solun Tasfiyesi (1933)
Hitler iktidarı bir
askerî darbeyle ele geçirmemiş; Cumhurbaşkanı Hindenburg'un ataması,
muhafazakâr elitlerin desteği ile ve anayasal süreçler içinde şansölyeliğe
getirilmiştir. Bu süreç, muhafazakâr siyasal elitler ile büyük sermaye
çevrelerinin Hitler'i iktidara taşıması ya da ona iktidarı teslim etmesidir. 30
Ocak 1933'te Hitler şansölye atandıktan sonra, devlet aygıtı sol hareketi
tamamen yok etmek için bir silaha dönüştürülmüştür.
- Reichstag Yangını (Şubat
1933): Yangın, KPD’yi ve işçi hareketini tamamen
illegaliteye itmek için bir provokasyon olarak kullanılmıştır. Temel hak
ve özgürlükleri askıya alan kararnamelerle sol basın kapatılmış, binlerce
komünist militan tutuklanmıştır. Yangının kim tarafından çıkarıldığı
konusunda tarih yazımında farklı görüşler bulunmaktadır. Bununla birlikte
tarihçiler arasında yaygın kabul gören nokta, Nazi yönetiminin yangını
temel hak ve özgürlükleri askıya almak, komünist hareketi tasfiye etmek ve
olağanüstü yetkileri kalıcı hale getirmek için sistematik biçimde
kullandığıdır.
- Yetki Kanunu (Ermächtigungsgesetz):
Hitler'e parlamentoyu devre dışı bırakarak kanun yapma yetkisi veren
tasarıya meclisteki burjuva partileri ve merkez sağ destek verirken,
sadece SPD milletvekilleri karşı oy kullanmıştır (KPD milletvekilleri o
sırada zaten ya tutuklu ya da firaridir).
- Sendikaların Kapatılması
(2 Mayıs 1933): Faşizm, işçi sınıfının
ekonomik savunma mekanizmalarını tek bir günde tasfiye etmiş, yerine
korporatist bir yapı olan Alman Emek Cephesi’ni (DAF) kurmuştur. Alman
Emek Cephesi (DAF), bağımsız sendikaların yerini alan bir işçi örgütü
değil, devlet denetimindeki korporatif bir yapıydı. Grev hakkı, toplu
sözleşme hakkı ve bağımsız sendikal temsil tamamen kaldırılmış; işçi
sınıfının ekonomik mücadele araçları devlet kontrolüne alınmıştır.
4.
Faşizme Karşı Yeraltı Direnişi ve Sürgün Dönemi
Sol hareketin açık organizasyonları
yok edildikten sonra, sosyalist mücadele yeraltına (İllegalite) ve
sürgüne (Emigrasyon) taşınmıştır. Bu dönem hem bir direniş destanı hem
de geç kalınmış özeleştirilerin dönemidir.
Yeraltı
Ağları ve Fabrika Hücreleri
KPD ve SPD, Gestapo
terörüne rağmen fabrikalarda illegal hücreler örgütlemeye çalışmıştır. Savaş
sanayisini sabote etmek, illegal bildiri ve gazeteler dağıtmak (KPD'nin Rote
Fahne'si gibi) ana strateji olmuştur. Ancak terörün boyutu ve yoğun
muhbirlik ağı, bu yapıların kitle bağlarını koparmıştır.
Nazi Almanyası'ndan
kaçmayı başaran çok sayıda Alman komünist ve sosyalist daha sonra İspanya İç
Savaşı'nda Uluslararası Tugaylar saflarında Franco diktatörlüğüne karşı
savaşmıştır. Bu deneyim, Avrupa anti-faşist hareketinin uluslararası niteliğini
güçlendiren önemli tarihsel halkalardan biri olmuştur.
"Birleşik
Cephe"ye Doğru Geç Kalınmış Dönüşüm
Faşizmin silindiri her
iki partiyi de ezdikten sonra, özellikle 1935'teki Komintern VII. Kongresi
(Dimitrov Raporu) ile birlikte "Sosyal Faşizm" tezi resmen terk
edilmiştir. KPD, SPD ve diğer anti-faşist unsurlarla "Aşağıdan Birleşik
Cephe" kurmaya çalışmış, ancak her iki partinin üst yönetimleri arasındaki
güvensizlik ve geçmişin bagajı, sürgünde bile tam bir eylem birliği kurulmasını
engellemiştir. Bu politika değişikliği, önceki dönemin stratejik hatalarının
dolaylı bir kabulü olarak değerlendirilebilir.
5.
Marksist Faşizm Tartışmaları
Marksist düşünce
içerisinde faşizm üzerine tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Clara Zetkin
faşizmi burjuvazinin işçi hareketine karşı olağanüstü saldırısı olarak
tanımlarken, Dimitrov onu finans kapitalin en gerici kesimlerinin açık terörist
diktatörlüğü olarak formüle etmiştir. Troçki ise faşizmin temel hedefinin işçi
sınıfının bütün bağımsız örgütlerini fiziksel olarak ezmek olduğunu
vurgulamıştır. Daha sonraki dönemde Nicos Poulantzas, faşizmi yalnızca ekonomik
indirgemecilikle açıklamanın yetersiz olduğunu ileri sürerek faşist devletin
göreli özerkliğine dikkat çekmiştir. Bu farklı yaklaşımlar, faşizmin sınıfsal
karakteri konusunda ortaklaşırken, ortaya çıkış mekanizmaları ve devlet biçimi
üzerine farklı teorik açıklamalar geliştirmiştir.
Sonuç
ve Tarihsel Dersler
Çıkaracağımız temel
teorik sonuç şudur: Alman işçi sınıfının 1933 yenilgisi, faşizmin kaçınılmaz
zaferinin değil, solun stratejik ve taktiksel parçalanmışlığının bir sonucudur.
Bununla birlikte, Alman işçi hareketinin yenilgisi yalnızca SPD ve KPD'nin
stratejik hatalarıyla açıklanamaz; Büyük Buhran'ın yarattığı toplumsal yıkım,
Weimar Cumhuriyeti'nin siyasal istikrarsızlığı, muhafazakâr devlet elitlerinin
tercihleri ve büyük sermayenin yönelimi de Nazizm’in yükselişinde belirleyici
rol oynamıştır.
Burjuva demokrasisinin
kurumlarına beslenen illüzyonlar (SPD) ile sekter ve mekanik şemacılık (KPD),
Avrupa’nın en örgütlü proletaryasını faşist karşı-devrim karşısında savunmasız
bırakmıştır. Almanya deneyimi, anti-faşist mücadelede "Birleşik Cephe"
taktiğinin ne kadar hayati olduğunu gösteren en trajik tarihsel laboratuvardır.
Almanya deneyimi,
faşizmin yalnızca ekonomik krizlerin otomatik sonucu olmadığını; siyasal
önderliklerin stratejik tercihleri, devlet organizasyonunun tutumu, sermaye
sınıfının yönelimleri ve işçi hareketinin birlik düzeyi gibi birçok tarihsel
değişkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle
Alman deneyimi, yalnızca bir yenilgi tarihi değil, anti-faşist mücadele
stratejilerinin yeniden düşünülmesine yol açan temel tarihsel laboratuvarlardan
biridir.
Kaynaklar:
i. Sosyalizm ve
Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Cilt 3, İletişim Yayınları, 1988-1989.
ii.
Lev Troçki, Faşizme Karşı Birleşik Cephe, Yazın Yayıncılık, 1998.
iii.
Clara Zetkin, Faşizme Karşı Mücadele, Belge Yayınları, 1995.
iv.
Antonio Gramsci, Faşizm Üzerine. Kalkedon Yayınları, 2013.
v.
Nicos Poulantzas, Faşizm ve Diktatörlük, İletişim Yayınları, 2023.
vi.
Georgi Dimitrov, Faşizme Karşı Birlik, İnter Yayınları, 1998.


