Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

26 Şubat 2026 Perşembe

1905-1908 İşsizler Konseyi Deneyimi: Bolşeviklerin Örgütlenme Stratejisi | Sergey Malişev

MAR

1. Tarihsel Arka plan: Bir Silah Olarak İşsizlik

1905 Devrimi'nin barikatlardaki ateşi sönerken, Rus burjuvazisi ve Çarlık hükümeti proletaryaya karşı daha sinsi bir silahı devreye soktu: Planlı Açlık. Bu dönemde işsizlik, ekonomik bir daralmanın doğal sonucu değil, devrimci işçileri "terbiye etmek" için kullanılan bilinçli bir lokavt dalgasının ürünüydü. Riyabuşinski ve Nobel gibi sanayi devleri, fabrikaları kapatarak yüz binlerce işçiyi sokağa attı.

Bu saldırının hedefi tesadüfi değildi. İşsiz kalan kitlelerin demografik yapısı, saldırının sınıfsal karakterini ele vermektedir:

• %54 Kalifiye Metal İşçileri: Mücadelenin öncü (vanguard) gücü, devrimin teknik ve siyasi beyni.

• %18 Vasıflı Meslek Grupları: Marangozlar, duvarcılar ve doğramacılar.

• %21 Vasıfsız İşçiler: Üretimin geniş kitle tabanı.

Pedagojik Not: Burjuvazi, en bilinçli ve en "tehlikeli" gördüğü kesimi, yani metal işçilerini işsizlikle cezalandırarak sınıfın başını gövdesinden ayırmayı hedeflemiştir.

Ekonomik açlığın siyasi bir baskı aracına dönüştüğü bu ortamda, Bolşeviklerin nasıl bir örgütsel yanıt geliştirdiğini inceleyelim.

2. İşsizler Konseyi'nin Yapısı: Neden Sadece İşsizler Değil?

Bolşeviklerin örgütlenme dehası, Lenin’in yapıya dair yaptığı o meşhur müdahalede saklıdır. Başlangıçta sadece işsizlerin temsil edildiği bir yardım kuruluşu planlanırken, Lenin bu yapının burjuvazi üzerinde basınç oluşturamayacak kadar zayıf kalacağını gördü.

Stratejik Hamle: Konsey, çalışan işçileri de kapsayacak şekilde genişletildi. Bu, çalışanların işsizler için "grev kırıcı" haline gelmesini engellemek ve tüm sınıfın gücünü Şehir Duması (Belediye Meclisi) üzerine yığmak için hayatiydi.

İşsizler Konseyi'nin Örgütsel Mimarisi

Yapı Birimi

Bileşenler

Temel Fonksiyon

Yürütme Kurulu

Her bölgeden 3 işsiz, 3 çalışan ve 3 temsilci.

Duma ile doğrudan temas kuran, çevik ve karar alıcı "Genel Kurmay".

Bölge Konseyleri

Her 250 kişiye bir delege.

Aşevlerini yönetmek, aidat toplamak ve yerel ajitasyonu yürütmek.

Fabrika Temsilcileri

Aktif fabrikalarda çalışan işçiler.

Çalışan-işsiz birliğini sağlamak ve mali kaynak (ücretlerden %1 kesinti) yaratmak.

Örgütsel yapısını sağlamlaştıran Konsey, taleplerini artık "sadaka" değil, "hak" temelinde yükseltmeye hazırdı.

3. 'Kamu İşleri' (Public Works) Talebi ve Ekonomik Mücadele

Bolşevikler, işçinin onurunu kıran "hayırseverlik" faaliyetlerine karşı Kamu İşleri talebini yükselttiler. Bu, belediyenin kaynaklarının müteahhitlere/yandaşlara peşkeş çekilmesi yerine, doğrudan işçiler tarafından yönetilen projelere aktarılması demekti.

Malişev’in aktardığına göre, dosyalardan çekilip çıkarılan projeler (Mihailovski, Varşavski, Panteleymonov köprüleri ve Catherine Kanalı inşaatları gibi) işsizlerin "istihdam edilmesi" değil, kentin kaynaklarına el koyması eylemiydi. Konsey, Şehir Duması'na şu 5 temel şartı dayattı:

• 8 saatlik işgünü esası.

• Fazla mesainin kesinlikle yasaklanması.

• Ücretlerin günlük olarak tahsis edilmesi.

• Tüm sıhhi ve hijyenik çalışma şartlarının gözetilmesi.

• İşe alımların münhasıran İşsizler Konseyi listelerinden yapılması.

Devrimci Kurnazlık: İşçilerin büyük çoğunluğu okuma yazma bilmediği için bordrolara "çarpı" (cross) atılıyordu. Bolşevikler bu durumu kullanarak, aslında işe girmeyen ancak grevde olan (örneğin Erickson fabrikası grevcileri) işçilerin adına da çarpı atılmasını sağlayıp, belediye fonlarını grev fonuna dönüştürmüşlerdir.

Bu somut talepler ve taktik manevralar, işsiz kitlelerin pasif birer mağdurdan, kentin yönetimine müdahale eden siyasi öznelere dönüşmesini sağladı.

4. Bolşeviklerin Teorik Perspektifi: 'Devrimin Faal Ordusu'

Menşevikler ve liberaller işsizleri "lumpenleşmeye meyilli, tehlikeli bir kitle" olarak görüp dışlarken, Bolşevikler onları proleter ordusunun en dinamik müfrezesi olarak tanımladı.

Bolşevik Perspektifin Sağladığı 3 Temel Stratejik Fayda:

• Sınıf Birliği: İşsizlik, işçileri birbirine düşüren bir rekabet alanı olmaktan çıkıp, ortak bir mücadele cephesine dönüştü.

• Yönetim Tecrübesi: Kamu işleri ve atölyeler, işçilere "yarının dünyasını" nasıl yöneteceklerini öğreten bir endüstriyel yönetim okulu işlevi gördü.

• Devrimci Dinamizm: Kendi temsilcilerini seçen ve devasa bütçeleri (500 bin rubleden 1.5 milyona varan fonlar) yöneten işçiler, geleceğin Sovyet iktidarı için kadrolaştılar.

Bu teorik netlik, Konseyi sadece bir yardım kuruluşu olmaktan çıkarıp devrimci bir okula dönüştürdü.

5. Siyasi Çatışmalar: Menşevik Muhalefeti ve Karşı Durumlar

Mücadele sadece Çarlık polisiyle değil, Menşeviklerin engelleyici tutumlarına karşı da yürütüldü. Menşevikler, işçilerin "artel" (küçük esnaf tipi işçi kooperatifi) olarak örgütlenmesini ve belediye ile "müteahhit" gibi sözleşme imzalamasını savundular. Bolşevikler bu "küçük burjuvalaşma" tuzağını şiddetle reddetti.

Menşevik ve Bolşevik Hat Karşılaştırması

Menşeviklerin İtirazları

Bolşeviklerin Yanıtları / Eylemleri

"İşçiler 'Artel' (ekip) olup müteahhitlik yapmalı."

RED: "İşçiler küçük işveren olamaz; hakları olan işi doğrudan almalıdır."

"Duma'yı tehdit eden sert üslup yumuşatılmalı."

EYLEM: "Samoilova/Petrova" olayındaki gibi, belediye kaynaklarını kurnazca grevci işçilere aktaran radikal hat.

"İşsizler Konseyi, Sovyetleri diriltme çabasıdır (Tehlikeli)."

STRATEJİ: "Evet, bu tam olarak Sovyet iktidarının provasıdır!"

Pro-Tip: Bolşevikler, belediye meclis üyesi Şinitnikov gibi isimleri "çarpı atılan listelerle" kandırarak, aslında çalışmayan binlerce işçiye ödeme yaptırmış ve bu parayı devrimci faaliyetlerde kullanmışlardır. Bu, düşmanın silahını düşmana karşı kullanmaktır.

İç ve dış engellere rağmen kazanılan bu deneyim, geleceğin Sovyet iktidarı için paha biçilemez dersler bıraktı.

6. Sonuç: Deneyimin Mirası

1905-1908 St. Petersburg deneyimi, işsizliğin bir çürüme değil, bir örgütlenme fırsatı olduğunu kanıtlar. Bolşevikler, işçilere sadece ekmek sağlamamış; onlara devasa bir kenti, bütçeyi ve üretim süreçlerini yönetmeyi öğretmişlerdir.

Akılda Kalması Gereken En Kritik 3 Ders:

• Bölünmeyi Reddet: İşsizlik çalışması, çalışan işçileri kapsamadığı sürece burjuvazinin "yedek işsiz ordusu" tehdidine yenik düşer.

• Artel Tuzağına Düşme: İşçileri "küçük iş sahiplerine" dönüştüren modeller (günümüzün esnaf kurye modelleri gibi) sınıf bilincini yok eder. Çözüm, doğrudan hak talebi ve işçilerin yönettiği organizasyonlardır..

• Devrimci Kurnazlık Şarttır: Yönetici sınıfın yasalarını ve bütçesini, kendi sınıfının çıkarları için (bordro manipülasyonları, isim değişiklikleri vb.) kullanabilmek gerekir.

25 Şubat 2026 Çarşamba

[MAR] KÜLLİYATI | Mahmut Boyuneğmez

MAR

Mahmut Boyuneğmez'den Marksist Külliyat: Dört Kitap Dijitalde Erişime Açıldı

Sermayenin ve neoliberal ideolojinin kuşatması altındaki düşünce dünyamızda, sınıf mücadelesinin teorik mevzilerini güçlendirmek önem taşıyor. Bu amaçla kaleme alınan; diyalektik mantıktan güncel aktüaliteye, devrim biliminden Marksist klasiklerin okunmasına kadar uzanan dört çalışma, dijital kütüphaneler (Archive.org ve Google Kitaplar) üzerinden ücretsiz olarak okurların erişimine açılmış bulunuyor. Bilginin metalaşmasına karşı, birer 'sınıf mücadelesi belgesi' olarak bu külliyatı ilginize sunuyoruz.

Bu kitaplar, dünyayı sadece yorumlamakla yetinmeyip onu değiştirme iradesine sahip olanlar ve sahip olacaklar için; Marksist teorinin güncel ve köklü meselelerini bilimsel bir yaklaşımla ele alan çalışmalardan oluşmaktadır.

1. Kitap: [Devrim Bilimi]

Tanıtım: Toplumsal gerçekliği "açık bir sistem" ve özgün bir "beliriş" olarak ele alan bu çalışma; toplum, tarih ve siyaset bilimini realist bir çerçevede bütünleştiriyor. Kitap, kapitalist sistemin iktisadi temelinden hukuksal, devletsel ve ideolojik üstyapılarına kadar geniş bir alanı "yapı" ve "fail" ikiliğine düşmeden inceliyor. Hukukun sınıfsal karakterinden hegemonyanın dokusuna, ideolojilerin üretiminden sosyalist devrimin imkanlarına kadar uzanan bu metin; tarihin bugünden geleceğe akışını bilimsel bir titizlikle kavramak isteyen okurlar için bütünlükçü bir yol haritası sunuyor.

Tam Metni Oku/İndir (Archive.org): https://archive.org/details/e-kitap-devrim-bilimi-2026

Tam Metni Oku/İndir (Google Kitaplar):

https://books.google.com.tr/books/about?id=5fnCEQAAQBAJ&redir_esc=y

Tam Metni Oku (Fliphtml5): https://online.fliphtml5.com/M-A-R/E-kitap-Devrim-Bilimi-2026/

2. Kitap: [Aktüaliteye Marksist Yaklaşım: Perspektifler]

Tanıtım: Günlük hayatın karmaşasını sınıfsal bir süzgeçten geçirmek mümkün mü? Dijital platformlardan finansallaşmaya, gıda ve iklim krizinden asgari ücret tartışmalarına kadar bugünün can yakıcı başlıkları, Marksist perspektifin ışığında yeniden yorumlanıyor. Eser, teori ile pratik arasındaki o kopmaz bağın güncel kanıtı niteliğinde.

Tam Metni Oku/İndir (Archive.org): https://archive.org/details/aktualiteye-marksist-yaklasim

Tam Metni Oku/İndir (Google Kitaplar): 

https://books.google.com.tr/books/about?id=MfrCEQAAQBAJ&redir_esc=y

Tam Metni Oku (Fliphtml5): https://online.fliphtml5.com/M-A-R/vnvm/

3. Kitap: [Mantık: Materyalist Diyalektik Teori (MDT)]

Tanıtım: Düşüncenin yasaları, hayatın yasalarıyla nasıl örtüşür? Klasik mantığın statik yapısı ile materyalist diyalektiğin devrimci ve devingen yapısı arasındaki farkı ve birbirlerini nasıl tamamladıklarını inceleyen bu eser; mantık ve yöntem konularına ilgi duyan okurlar için temel bir kılavuz niteliğinde.

Tam Metni Oku/İndir (Archive.org): https://archive.org/details/e-kitap-mantik

Tam Metni Oku/İndir (Google Kitaplar): 

https://books.google.com.tr/books/about?id=HPrCEQAAQBAJ&redir_esc=y

Tam Metni Oku (Fliphtml5): https://online.fliphtml5.com/M-A-R/E-kitap-MDT-2026/

4. Kitap: [Marksizm Nedir? Klasikleri Okurken]

Tanıtım: Marksist külliyatın devasa birikimi içinde kaybolmadan, temel eserlerin özünü kavramak mümkün mü? Bu kitap, Marksist klasikleri okurken dikkat edilmesi gereken bazı anahtar temaları sunuyor. Metinlerin tarihsel bağlamını ve bugüne uzanan kuramsal gücünü anlamak isteyenler için bir "yol haritası".

Tam Metni Oku/İndir (Archive.org): https://archive.org/details/e-kitap-marksizm-nedir-klasikleri-okurken

Tam Metni Oku/İndir (Google Kitaplar):

https://books.google.com.tr/books/about?id=CfrCEQAAQBAJ&redir_esc=y

Tam Metni Oku (Fliphtml5): https://online.fliphtml5.com/M-A-R/faka/

Okur İçin Küçük Not: 

Eserler CC BY-NC-ND 4.0 (Atıf-GayriTicari-Türetilemez) lisansı altındadır. Alıntı yapılabilir, ücretsiz olarak paylaşılabilir; ancak yazar adı belirtilmeden, tahrif edilerek veya ticari amaçla kullanılamaz.

23 Şubat 2026 Pazartesi

Küba Tarihi | Jose Canton Navarro

MAR

Küba’nın tarihsel serüveni, coğrafyasının ona dayattığı stratejik kader ile üzerinde yaşayan halkın iradesi arasındaki amansız mücadelenin ürünüdür. Antil Denizi’nin kalbinde, Meksika Körfezi’nin girişinde bir "timsah" suretiyle uzanan bu takımada, tarih boyunca "Körfez’in Anahtarı" (La llave del Golfo) olarak nitelendirilmiştir. Ancak bu anahtar, sadece ticaret yollarını açan bir alet değil, aynı zamanda sömürgeci güçlerin ve emperyal hırsların kapısında bir ganimet olarak görülmüştür. Küba'nın trajedisi ve büyüklüğü, bu eşsiz konumunun onu hiçbir zaman "normal" bir gelişim sürecine izin vermeyen bir jeopolitik odağa yerleştirmesinden kaynaklanır. Adanın fiziksel varlığı, dış müdahalelerin iştahını kabartan bir zenginlik sunarken, bu sürekli kuşatılma hali Küba halkının karakterini çelikleştirmiş ve direnişi ulusal kimliğin kurucu unsuru haline getirmiştir.

Küba'nın Fiziksel ve Demografik Verileri

Özellik

Tanım / Veri

Coğrafi Yapı

1600 irili ufaklı adadan oluşan bir takımada.

Yüzölçümü

Yaklaşık 111.000 km².

Stratejik Konum

Meksika Körfezi girişi; Florida'ya 180 km, Meksika'ya 210 km mesafe.

İklim

Yarı tropikal; yıllık ortalama 25,4 °C ("Sürekli yaz").

Etnik Yapı (1996)

%66 Beyaz, %12 Siyah, %21,9 Melez, %0,1 Asya kökenli.

Nüfus Yoğunluğu

11 milyon (1996 verisi); km² başına 99 kişi.

Ulusal Semboller ve Tarihsel Önemleri:

• Tek Yıldızlı Bayrak (La Estrella Solitaria): 1849'da tasarlanan, bağımsızlık savaşlarının ve özgürlük tutkusunun sancağı.

• Ulusal Marş (Bayamo Marşı): Pedro Figueredo tarafından 1867'de bestelenen; halkı zincirlerle yaşamanın utancına karşı ölüme ve zafere çağıran savaş nidası.

• Kraliyet Palmiyesi (Roystonea): Ülkenin her toprağında görkemle yükselen, eğilmeyen duruşuyla ulusal armayı süsleyen simge ağaç.

• Ulusal Çiçek (Mariposa): Beyaz ve nefis kokulu Kelebek Yasemini.

Bu fiziksel çerçeve, adanın ilk sakinlerinden modern devrimcilere kadar uzanan bir sürekliliğin zeminidir. Ancak bu toprakların trajedisi, Avrupalıların "keşfi" ile başlayan fiziksel imha süreciyle yazılmaya başlanmıştır.

2. Kolomb Öncesi Dönem ve "Yeni Dünya"nın Keşfi

Avrupalılar 1492’de Küba’ya ulaştığında, adada binlerce yıllık geçmişi olan, doğayla uyumlu ancak teknolojik olarak Taş Devri döneminde yaşayan bir uygarlık buldular. Kristof Kolomb’un "Hindistan" yanılgısıyla adım attığı bu topraklar, aslında Güney Amerika kökenli Aruaco torunları olan halkların yurduydu. İspanyol istilası, bu halklar için sadece bir sömürgeleşme değil, sistemli bir "fiziksel yok oluş" süreciydi. İspanyol "konkistadorların" altın hırsı ve dayattıkları üretim ilişkileri, yerli halkın binlerce yıllık doğal evrimini vahşice durdurarak onları tarihten silmiştir.

Küba'nın İlk Sakinleri: Gelişmişlik ve Köken Analizi

• Guanajatabeyler: Adanın en eski ve en iptidai sakinleridir. Mağaralarda yaşayan, tarım yapmayan ve "deniz kabuğu kültürü" olarak bilinen göçebe toplayıcılardır.

• Siboneyler (Ciboneyler): Taino öncesi bir kültüre sahiptirler. Genellikle Tainolara hizmet eden, taş yontma yöntemleri iptidai olan ve tarımsal faaliyetlere yeni başlayan bir gruptur.

• Tainolar (Kültürel Kompleks III): Adanın en gelişmiş grubudur. Kökenleri Venezuela'daki Orinoco nehri havzasına (Aruacolar) dayanır. Toprağı işleyen (mısır, tütün, manyok), cilalı taş aletler üreten ve hiyerarşik bir toplumsal yapıya sahip olan gruptur.

Hatuey Direnişi: Sömürgeciliğe karşı ilk organize tepki, Hispanyola'dan kaçarak Küba'da direnişi örgütleyen kabile reisi Hatuey’den gelmiştir. İdam edilmeden hemen önce, İspanyolların da orada olduğunu öğrenince "onları bir daha görmemek için cennete gitmeyi reddeden" Hatuey, adadaki ilk bağımsızlık ruhunun ve boyun eğmezlik mirasının simgesidir.

Yerli işgücünün vahşi sömürü, salgın hastalıklar ve kitlesel intiharlar sonucu yok oluşu, sömürgecileri Afrika'dan getirilen köle emeğine yöneltmiş; bu da Küba'nın demografik ve kültürel çehresini sonsuza dek değiştirmiştir.

3. Sömürge Dönemi Çatışmaları ve Ekonomik Dönüşüm (16.-18. Yüzyıl)

16. ve 18. yüzyıllar arasında Küba, İspanyol ticaret tekelinin baskıcı kontrolü ile uluslararası korsan saldırılarının kıskacında şekillendi. Havana, stratejik önemi nedeniyle Francis Drake ve Jacques de Sores gibi figürlerin hedefi olurken, İspanyol tahtı adayı bir "kale-ada" olarak tahkim etti. Ancak bu dönemin en büyük kırılma noktası, 1762'deki İngiliz işgalidir.

Havana'nın İngiliz İşgali (1762): Bir Zihniyet Devrimi Sadece 11 ay süren bu dönem, Küba tarihinin gidişatını kalıcı olarak değiştirdi. İngilizlerin getirdiği serbest ticaret düzeni, yerel burjuvazinin (Kreoller) İspanyol tekelinin ne kadar kısıtlayıcı olduğunu anlamasını sağladı. 11 ayda limana giren bin gemi, yerel üreticinin zihninde "bağımsız ekonomik varlık" fikrini uyandırdı; Küba artık İspanya'nın kaba sömürge zincirlerine geri dönmek istemiyordu.

Ekonomik Çatışma Alanları:

• Şeker ve Tütünün Yükselişi: 18. yüzyıl sonunda şeker imalathanelerinin modernizasyonu, işgücü ihtiyacını patlatarak köle ticaretini doruk noktasına çıkardı. Şeker, adayı hem zenginleştirdi hem de köleliğin kanlı bağlarıyla sömürgeciliğe mahkûm etti.

• Veguero (Tütün Üreticileri) İsyanları: 1717-1723 yılları arasında İspanyol hükümetinin tütün üzerindeki devlet tekeli (estanco) kararına karşı çıkan üreticiler, sömürge yönetimine karşı ilk organize sınıf tepkisini örgütlediler. İsyancıların cesetlerinin yollara asılması, sömürge yönetiminin halkla olan duygusal kopuşunun ilk işaretidir.

4. Bağımsızlık Yolunda 19. Yüzyıl: On Yıl Savaşı ve Jose Marti

19. yüzyıl Küba için Reformizm, İlhakçılık ve tam Bağımsızlık akımlarının ideolojik bir savaşıydı. 1868'de Carlos Manuel de Cespedes'in La Demajagua'da kölelerini azat ederek başlattığı hareket, sadece bir isyan değil, "Küba Ulusu"nun doğum sancısıydı. Bu dönemde Küba halkı, boyunduruk altındaki bir tokluktansa, yıldızın altındaki onurlu bir savaşı seçti.

Mambiselerin (Kurtuluş Savaşçıları) Destanı:

• On Yıl Savaşı (1868-1878): Bölgecilik ve disiplinsizlik nedeniyle Zanjon Paktı ile duraksasa da, Antonio Maceo'nun Baragua Reddiyesi, bağımsızlık ve köleliğin kaldırılması olmadan barışı reddederek davanın ahlaki üstünlüğünü korudu.

• Bayamo’nun Yakılması (12 Ocak 1869): Küba halkının trajik kararlılığının zirvesidir. Bayamo halkı, şehirlerini İspanyollara teslim etmektense kendi elleriyle ateşe vermiş; küller içinde hür yaşamayı tercih etmiştir.

• Gerekli Savaş (1895): Jose Marti'nin Küba Devrimci Partisi (PRC) aracılığıyla tüm sınıfları ve ırkları birleştirdiği modern modeldir. Marti, "herkesle ve herkesin iyiliği için" diyerek demokratik bir cumhuriyetin temellerini attı.

Askeri Deha: "Tunç Titan" Antonio Maceo ve Başkumandan Maximo Gomez, fakirliğin içinden doğan bir yaratıcılıkla machete (pala) saldırılarını askeri bir dehşete dönüştürdüler. Ancak İspanya askeri olarak çökmek üzereyken, ABD "Maine" gemisindeki karanlık patlamayı bahane ederek müdahale etti (1898).

5. Cumhuriyet Dönemi, ABD Müdahalesi ve Diktatörlükler

1898'de İspanyol boyunduruğu sona erdiğinde, Küba'nın karşısında "kurtarıcı" maskesiyle yeni bir güç belirdi. ABD, James Monroe ve John Quincy Adams'ın "Olgun Meyve" (Ripe Fruit) teorisine sadık kalarak, Küba'nın kendi avuçlarına düşmesini beklemiş ve tam o anda müdahale etmiştir. 1902'de kurulan Cumhuriyet, Platt Yasası’nın prangalarıyla doğan bir "Yarı-Sömürge" yapısıydı.

Platt Yasası ve Egemenliğin Amputasyonu:

• ABD'nin Küba'nın iç işlerine her an müdahale etme hakkı.

• Guantanamo ve stratejik limanların ABD üssü olarak tahsisi.

• Küba'nın dış borçlanma ve antlaşma yetkilerinin Washington onayına bağlanması.

Ekonomik Krizler ve Diktatörlükler:

• "Şişman ve Cılız İnekler": Şeker fiyatlarındaki spekülatif dalgalanmalar halkı derin sefalete sürüklerken, ABD sermayesi adanın tüm maden ve topraklarını ele geçirdi.

• 1933 Devrimi ve Batista: Machado tiranlığına karşı halkın yükselişi, sivil-asker hareketini tetikledi; ancak bu süreçten ABD desteğiyle sıyrılan Fulgencio Batista, adayı yolsuzluk ve baskının merkezi haline getirdi.

6. 1959 Devrimi ve Sosyalist İnşa

1950'lerin ortasında, Batista'nın kanlı diktatörlüğü ve ABD hegemonyası altındaki Küba, Marti'nin "Yüzüncü Yıl Kuşağı" tarafından uyandırıldı. Moncada Kışlası ile başlayan ateş, Sierra Maestra'da bir halk savaşına dönüştü.

Devrimin Kararlı Akışı:

• 26 Temmuz 1953: Moncada Baskını (Devrimin meşalesinin yakılması).

• 1956: Granma yatının varışı ve gerilla savaşının başlaması.

• 1958: Santa Clara Muharebesi ve Che Guevara'nın zaferi.

• 1 Ocak 1959: Diktatörlüğün çöküşü ve halk iktidarı.

Analiz: Devrim, sadece askeri bir başarı değil, köklü bir toplumsal dönüşümdür. Tarım Reformu ve Okuma-Yazma seferberliği rejime sarsılmaz bir halk meşruiyeti kazandırdı. ABD'nin Domuzlar Körfezi'ndeki yenilgisi ve bitmek bilmeyen ablukası (Embargo), Küba'yı sosyalist inşa sürecinde daha radikal bir dış politikaya ve Sovyetler Birliği ile stratejik ortaklığa itti.

7. Sonuç: Tarihsel Miras ve 21. Yüzyıla Bakış

Küba tarihi, Jose Marti’nin ölümsüz şiirinde tasvir ettiği o ebedi seçimdir: İtaat içindeki rahatlık (boyunduruk) ile özgürlük yolundaki yalnız ve onurlu parlama (yıldız). Küba halkı, Bayamo’yu yakanların ve Baragua’da teslimiyeti reddedenlerin torunları olarak her zaman yıldızı seçmiştir. Bugün Küba, sadece bir coğrafi bir yer değil; emperyalizme karşı direncin, uluslararası dayanışmanın ve insani kalkınmanın küresel bir kutup yıldızıdır.

Küba Tarihinden 5 Kritik Ders:

1. Ulusal Birlik ve Irk Eşitliği: Sınıflar ve ırklar arası birlik sağlanmadan emperyalizme karşı durulamaz.

2. Egemenliğin Tavizsizliği: Jeopolitik konum nedeniyle dış müdahalelere açık olan Küba için tam bağımsızlık, hayatta kalmanın tek yoludur.

3. Halk Desteğinin Meşruiyeti: Hiçbir askeri güç, halkın eğitim ve sağlık gibi temel haklarını merkezine alan bir devrimin meşruiyetini yıkamaz.

4. Enternasyonalizm: Küba’nın ayakta kalma mucizesi hem gördüğü hem de sunduğu (doktorlar, insani yardımlar) dayanışma ruhundadır.

5. Düşünsel Süreklilik: Jose Marti'den Fidel Castro'ya uzanan "onur ve direniş" çizgisi, halkın tarihsel hafızasının ana omurgasıdır.

Küba, tarih boyunca karşılaştığı o büyük ikilemde, alnında "parlak ve öldürücü yıldızı" taşımayı, boyun eğmiş bir tokluğa tercih etmeye devam etmektedir. Şehirlerini yakan ama ruhunu satmayan bir halkın biyografisi, henüz son sözünü söylememiştir.

16 Şubat 2026 Pazartesi

Üç Enternasyonalin Tarihi (1864-1943) | William Z. Foster

MAR

1. Giriş: Fırtınanın Öncesi (1848 Devrimleri)

Tarihsel süreçleri anlamak için önce o süreci doğuran maddi zemine bakmamız gerekir. 1848 devrimleri, 1847 yılında Avrupa’yı sarsan derin ekonomik krizin, sanayi iflaslarının ve kitlesel işsizliğin doğrudan bir sonucudur. 1848 devrimleri proletarya için bir son değil, gerçek bir "başlangıç" (prelüd) niteliğindedir. Sanayi Devrimi’nin fabrikalara hapsettiği bu yeni sınıf, ilk kez kendi özgün talepleriyle barikatlara çıkmış; ancak burjuvazi, proletaryanın bu yükselen gücünden korkarak kendi demokratik hedeflerine ihanet etmiş ve gerici monarşilerle iş birliğine gitmiştir.

1848 Devrimlerinin Temel Karakteri ve Başarısızlığı:

• Temel Hedefler: Feodal mutlakiyetçiliğin yıkılması, anayasal hakların kazanılması, ulusal birliğin sağlanması ve burjuva-demokratik bir düzenin inşası.

• Başarısızlık Nedenleri: Burjuvazinin "devrimin taşmasından" korkarak sınıfına ihanet etmesi; işçi sınıfının ise henüz kendi bağımsız, bilimsel bir siyasi örgütlenmeden ve merkezi liderlikten yoksun olması.

Peki, 1848’in bu acı derslerinden sonra işçiler, sermayenin uluslararası gücüne karşı nasıl bir yol izlediler?

2. Birinci Enternasyonal (1864-1876): Temellerin Atılması

Resmi adıyla Uluslararası İşçi Derneği (UİD), 1864’te Londra’da kurulduğunda, kapitalizmin hızlı genişlemesine karşı işçilerin uluslararası grev kırıcılığa ve savaş tehditlerine karşı durma ihtiyacından doğdu. Marx’ın kaleme aldığı "Açış Seslenişi", hareketin pusulası oldu. Marx burada, On Saat Yasası'nın kazanılmasını, "işçi sınıfı ekonomi politiğinin burjuva ekonomi politiğine karşı kazandığı ilk büyük zafer" olarak tanımlayarak, siyasi iktidarın kazanılmasının işçi sınıfının en büyük görevi olduğunu ilan etti.

İdeolojik Ayrışmalar: Bilimsel Sosyalizm vs. Anarşizm

Dernek içindeki en keskin çatışma, Marksizmin bilimsel disiplini ile Bakuninciliğin küçük burjuva-lümpen karakterli yaklaşımları arasında yaşandı.

Akım

Marksizm (Marx)

Bakunincilik (Bakunin)

Devlet Görüşü

Devlet, sınıf egemenliğinin aracıdır; işçi sınıfı iktidarı ele geçirmeli ve "Proletarya Diktatörlüğü" ile sınıfsız topluma geçişi sağlamalıdır.

Devlet her türlü baskının kaynağıdır; bir ayaklanma ile derhal ve topyekûn yıkılmalıdır.

Mücadele Yöntemi

Siyasi eylem, kitlesel sendikalar ve disiplinli, merkezi bir işçi partisi inşası.

Siyasi eylemin reddi, komplocu hücreler, "ateizmin dogma olarak dikte edilmesi" ve mirası reddeden kendiliğinden ayaklanmalar.

Dağılma Nedeni: 1871'de işçi sınıfının ilk iktidar denemesi olan Paris Komünü'nün yenilgisi ve ardından gelen gericilik dalgası, Enternasyonal üzerindeki baskıları artırdı. 1872 Lahey Kongresi'nde Bakunincilerin ihracı ve örgüt merkezinin New York'a taşınması, Birinci Enternasyonal’in teorik bir miras bırakarak 1876’da feshedilmesine yol açtı.

Birinci Enternasyonal teorik bir zemin bırakırken, hareket milyonları kucaklayacak devasa kitle partilerine nasıl evrildi?

3. İkinci Enternasyonal (1889-1914): Kitle Partileri ve Reformizm

1889 Paris Kongresi ile başlayan bu dönem, milyonlarca işçinin modern kitle partileri ve sendikalar bünyesinde örgütlendiği bir tarihsel kesitti. 8 saatlik iş günü mücadelesi ve 1 Mayıs’ın uluslararası bayram ilan edilmesi bu dönemin somut başarılarıdır. Ancak Engels’in ölümünden sonra Eduard Bernstein’ın başını çektiği "revizyonizm" tehlikesi baş gösterdi.

Büyük İhanetin Anatomisi: İkinci Enternasyonal’in 1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle çökmesi, basit bir hata değil, "Büyük İhanet"tir. Foster’ın analiziyle, emperyalizmin yükselişiyle birlikte sömürgelerden elde edilen kârların bir kısmı, ana ülkelerdeki bir kesim işçiyi (işçi aristokrasisi) beslemek için kullanılmış; bu kesim de kendi hükümetlerinin emperyalist savaşını "vatan savunması" adı altında destekleyerek uluslararası dayanışmayı satmıştır.

Gelişimsel Karşılaştırma:

• Birinci Enternasyonal: İdeolojik temelleri attı; merkeziydi ve doğrudan seksiyonlara dayalıydı.

• İkinci Enternasyonal: Kitleleri örgütledi ve reformlar kazandı; ancak özerk ulusal partilerin gevşek bir federasyonu niteliğindeydi ve oportünizme yenildi.

Savaşın yıkımı ve 1917 Rus Devrimi, işçileri daha militan ve merkezi bir dünya partisine nasıl yöneltti?

4. Üçüncü Enternasyonal (Komintern) (1919-1943)

Lenin önderliğinde kurulan Komintern, İkinci Enternasyonal'in reformizmine karşı "yeni tipte parti" ve "dünya devrimi" perspektifini getirdi. Kabul edilen "21 Madde", tüm üye partilerin demir disiplinli ve homojen bir yapıya sahip olmasını şart koşuyordu.

Stratejik Dönüşümler ve Antifaşizm: Komintern, 1935’teki 7. Kongre ile stratejik bir dönemece girerek "Halk Cephesi" taktiğini benimsedi. Faşizm, "finans-kapitalin en gerici unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü" olarak tanımlandı ve ona karşı tüm demokratik güçlerin ittifakı savunuldu.

Komintern’in Direniş Mirası: Komintern, faşizme karşı küresel siper oldu. İspanya İç Savaşı’nda dünyanın dört bir yanından gelen komünistlerin oluşturduğu "Uluslararası Tugaylar" (International Brigades) bu dayanışmanın zirvesidir. II. Dünya Savaşı sırasında ise Nazi işgali altındaki Fransa’dan Çin’e kadar her yerde, Komintern disipliniyle yetişmiş partizanlar ve gerilla hareketleri direnişin en ön safında yer almıştır.

Fesih Süreci (1943): Ulusal partilerin kendi stratejilerini belirleyecek olgunluğa erişmesi ve savaş dönemindeki müttefiklik ilişkilerinin diplomatik gerekleri sonucu Komintern feshedildi.

1943'te kurumsal yapı sona erse de, bu süreç Soğuk Savaş arifesinde dünya dengelerini nasıl kökten değiştirdi?

5. Sentez ve Sonuç: Tarihsel Miras

1864’ten 1943’e uzanan bu süreç, proletaryanın bir gelişim hikayesidir: Teorik arayıştan (1.), siyasi örgütlenmeye (2.) ve oradan doğrudan iktidar mücadelesine (3.) geçiş. Bu yolculuk, işçi sınıfının bir nesne olmaktan çıkıp, tarihin öznesi haline gelme sürecidir.

Anahtar Çıkarımlar

1. Kendiliğinden Sınıf’tan Kendi İçin Sınıf’a: İşçiler 1848’de ne için dövüştüğünü tam bilmeyen bir kitleyken, 1943’te dünyayı değiştiren bilimsel bir bilinç ve örgütlülük kazandılar.

2. Teorinin Maddi Gücü: Bilimsel bir doktrin (Marksizm-Leninizm) ve disiplinli bir parti yapısı olmadan, kitle hareketlerinin emperyalizmin ve oportünizmin değirmeninde öğütüleceği kanıtlanmıştır.

3. Tarihsel İlerleme: Foster’ın vurguladığı gibi, Enternasyonaller tarihi, sosyalizmin bir "bilim" haline gelişinin ve tarihin ilerleyişinin somut kanıtıdır.

Sonuç

1848'in barikatlarından 1943'ün antifaşist gerilla cephelerine uzanan bu yol, sosyalizmin insanlığın tek kurtuluş seçeneği olarak tarihe damga vuruşudur. Bu miras, tarihin tozlu sayfalarında değil, yarının dünyasını kuracak olanların elindeki aktif bir silahtır.

11 Şubat 2026 Çarşamba

Kapitalist Toplumda İnsan Doğası ve Yabancılaşma | Bertell Ollman

MAR

1. Giriş: Marx’ın İnsan Anlayışı ve Ontolojik Temeller

Marx’ın teorik mirasında insan doğası, biyolojik bir veri ya da değişmez bir metafizik öz değil; tarihsel süreçler ve toplumsal ilişkiler tarafından sürekli yeniden üretilen dinamik bir yapıdır. Bertell Ollman’ın "yabancılaşma" okumasında merkezi bir yer tutan insan anlayışı, bireyin potansiyel kapasitelerini iki temel kategoride ele alır: Doğal Güçler (natural powers) ve Türsel Güçler (species powers). Doğal güçler, insanın diğer hayvanlarla paylaştığı biyolojik gereksinimleri (yeme, içme, üreme) kapsarken; Türsel Güçler, insanı özgül kılan bilinçli, toplumsal ve dünyayı dönüştürücü yaratıcı faaliyeti ifade eder. Kapitalist üretim ilişkileri altındaki yabancılaşma, tam da bu türsel güçlerin tıkanması ve insanın kendi özgül insani niteliklerinden koparak salt biyolojik/doğal güçlerine (hayvansal işlevlerine) indirgenmesi sürecidir. Modern çalışma hayatında işçi, özgür faaliyeti olan üretimde kendini bir hayvan gibi hissederken, sadece hayvansal işlevlerinde (yemek yeme ve uyuma gibi) kendini özgür hissetmektedir.

Marx'ın insan anlayışının bu ontolojik zeminini üç temel bileşen yapılandırır:

• İhtiyaçlar: İnsanın hem biyolojik varlığını sürdürmek hem de bir "türsel varlık" olarak potansiyellerini gerçekleştirmek için duyduğu, tarihsel olarak genişleyen gereksinimler bütünüdür.

• Yetiler: İnsanın dünyayı duyusal ve zihinsel olarak kavrama, şekillendirme ve dönüştürme kapasitesini taşıyan kuvvete dayalı imkânlarıdır.

• Etkinlikler: Yetilerin belirli ihtiyaçlar doğrultusunda dış dünyaya uygulanmasıdır; bu süreçte insan sadece doğayı değil, kendi doğasını da yeniden üretir.

İnsan doğasının bu akışkan ve bütünsel yapısı, kapitalizm altında bir "şeyleşme" sürecine girer. Bu parçalanmanın metodolojik zeminini ve toplumsal unsurların neden birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini kavramak için Ollman’ın "İçsel İlişkiler Felsefesi"ne yönelmek zorunludur.

2. İçsel İlişkiler Felsefesi: Yabancılaşmanın Metodolojik Zemini

Bertell Ollman, yabancılaşma kuramını temellendirirken "İçsel İlişkiler Felsefesi"ni sadece bir bakış açısı değil, sosyal bilimin stratejik bir yaklaşımı ve metafizik bir reddediş olarak sunar. Bu felsefe, nesneleri kendi başına var olan "kendinde şeyler" olarak görmeyi reddeder. Ollman’a göre, bir toplumsal öğenin (örneğin sermaye) tanımı, onun diğer öğelerle (emek, değer, mülkiyet) olan ilişkisini zaten kendi içinde barındırır. "Sermaye"yi içindeki "emek" ilişkisinden bağımsız tanımlamaya çalışmak, burjuva ideolojisinin bir yansıması olan ve sömürüyü gizleyen "dışsal İlişkiler" mantığına teslim olmaktır. İçsel ilişkiler felsefesinde, bir nesnenin geçmiş tarihi ve gelecekteki gelişim potansiyelleri, o nesnenin bugünkü tanımının asli parçalarıdır.

Aşağıdaki tablo, Ollman’ın diyalektik yaklaşımı ile ana akım sosyal bilimlerin atomistik yaklaşımı arasındaki uçurumu göstermektedir:

Özellik

Geleneksel "Dışsal İlişkiler" Anlayışı

Ollman’ın "İçsel İlişkiler" Felsefesi

Birim Tanımı

Nesneler, ilişkilerden bağımsız sabit bir öze sahiptir.

Nesneler, ilişkilerin bir kavşağıdır; ilişki nesnenin özüdür.

Etkileşim

Şeyler birbirini dışarıdan etkiler (bilardo topları modeli).

Şeyler birbirini içsel olarak tanımlar ve kurar.

Ontolojik Statü

Tarih ve gelecek, nesnenin dışındaki verilerdir.

Bir şeyin tarihi ve potansiyeli, onun mevcut tanımına dahildir.

Kavramsal Analiz

Emek ve sermaye, birbirine dışsal iki ayrı "şey"dir.

Sermaye, emeği kendi bünyesinde içeren bir ilişkiler bütünüdür.

Bu yaklaşım, kapitalizmin bu içsel bütünlüğü nasıl parçaladığını görmemizi sağlar. Yabancılaşma, aslında bu koparılamaz ilişkilerin yapay bir biçimde parçalanması ve insanın kendi parçalarına yabancı birer güç olarak bakmasıdır.

3. Yabancılaşmanın Dört Boyutu: Sistematik Parçalanma

Yabancılaşma, tekil bir psikolojik rahatsızlık değil, toplumsal yapının dört farklı düzlemde gerçekleşen sistematik ve eşzamanlı parçalanmasıdır. Ollman’ın vurguladığı üzere bu boyutlar birbirinden bağımsız türler değil, aynı kopukluk ilişkisinin dört farklı açısıdır: Eğer işçi ürettiği nesneye yabancıysa, bu onun üretim etkinliğinin de kendisine ait olmadığını ve dolayısıyla hem kendi türsel varlığına hem de diğer insanlara yabancılaştığını gösterir.

1. İnsanın Ürettiği Nesneye Yabancılaşması

• Teorik Tanım: İşçinin emeğinin ürünü, üretim sürecinden sonra işçiden kopmakla kalmaz; ona hükmeden, piyasa yasalarıyla onu köleleştiren yabancı ve düşman bir "özne" haline gelir.

• Kapitalist Sonuç: İşçi nesneye ne kadar çok emek verirse, o nesnenin temsil ettiği sermaye o kadar güçlenir ve işçi üzerindeki tahakkümü o denli artar.

2. İnsanın Kendi Üretim Etkinliğine Yabancılaşması

• Teorik Tanım: Üretim eyleminin, bireyin yetilerini geliştirdiği yaratıcı bir süreçten çıkıp, dışsal bir zorunluluk (ücretli emek) ve ruhsuz bir faaliyete dönüşmesidir.

• Kapitalist Sonuç: Emek, yaşamın amacı değil, sadece biyolojik varlığı sürdürmenin (doğal güçlerin) bir aracı haline gelir; işçi iş başında kendinden geçer, iş dışında ancak kendine gelir.

3. İnsanın Türsel Varlığına (Kendine) Yabancılaşması

• Teorik Tanım: İnsanın bilinçli ve özgür bir yaratıcı olma niteliğinin (türsel güçlerinin), sadece hayatta kalma güdüsüne (doğal güçlere) kurban edilmesidir.

• Kapitalist Sonuç: İnsan, kendini ancak hayvansal işlevlerinde (yeme, içme) insan gibi; insani işlevlerinde (üretim/yaratım) ise bir makine veya hayvan gibi hisseden ontolojik bir yarılma yaşar.

4. İnsanın Diğer İnsanlara Yabancılaşması

• Teorik Tanım: Türsel bir varlık olarak insanın diğerleriyle kurduğu kolektif bağın yerini, metalaşmış ilişkilerin ve piyasa rekabetinin almasıdır.

• Kapitalist Sonuç: Diğer bireyler, ortak bir yaşamın paydaşları değil; rakip işçiler, sömürü araçları veya salt değişim değeri üzerinden değerlendirilen nesneler haline gelir.

Bu dört boyutlu kopuş, emek gücünün bir meta olarak piyasaya sürülmesiyle mühürlenir ve toplumsal yaşamın her hücresini "şeyleşme" ile kuşatır.

4. Emeğin Metalaşması ve Özel Mülkiyetin Tahakkümü

Emeğin metalaşması, kapitalist birikim sürecinin merkezinde yer alan ve insan onurunu değişim değerine indirgeyen stratejik bir dönüşümdür. Ollman’ın analizinde, bu sürecin motoru İş bölümüdür. Katı ve uzmanlaşmış iş bölümü, işçiyi bütünsel bir üreticiden, devasa bir makinenin işlevsel ve ruhsuz bir parçasına indirger. Bu "şeyleşme" (reification) süreci, insanın yaratıcı gücünü ondan kopararak özel mülkiyetin emrine verir. Özel mülkiyet, sadece hukuki bir statü değil, yabancılaşmış emeğin hem sonucu hem de bu yabancılaşmayı yeniden üreten nesnel aracıdır.

Özel mülkiyet ve iş bölümünün yabancılaşma üzerindeki etkileri şunlardır:

• Üretim Araçlarından Ontolojik Kopuş: İşçinin üretim araçlarıyla ilişkisinin kesilmesi, onun yaratıcı yetilerini sermayenin iradesine teslim etmesine neden olur.

• Parçalara Ayrılmış İnsan (Reification): İş bölümü yoluyla işçi, sadece tek bir hareketi yapan "insan fragmanı" haline getirilerek bütünsel türsel yetilerinden mahrum bırakılır.

• Paranın Dolayımı ve Gücü: İnsanlar arasındaki doğrudan sosyal ilişkilerin yerini "para" alır; para, yabancılaşmış dünyada insan güçlerinin yerini alan ve ilişkileri medenileştirmek yerine nesneleştiren nihai aracıdır.

Maddi dünyadaki bu yapısal dönüşüm, bireyin bilincini ve geleceğini, nesnelerin insanlar üzerindeki egemenliği temelinde yeniden inşa eder.

5. Sonuç: Yabancılaşmanın Aşılması ve Özgürleşim

Bertell Ollman’ın sunduğu yabancılaşma kuramı, sadece kapitalizmin yıkıcılığına dair bir teşhis değil, aynı zamanda insanın "toplam insan" (total man) olarak kendini yeniden inşa etmesi için kuramsal bir yol haritasıdır. Yabancılaşmanın aşılması (de-alienation), sadece üretim araçlarının mülkiyetinin el değiştirmesi değil, insanın gasp edilmiş tüm duyularının ve yetilerinin geri kazanılmasıdır. Marx ve Ollman perspektifinden özgürleşme, "insan duyularının özgürleşmesi" anlamına gelir. Kapitalizmde nesneleri sadece "mülkiyet" olarak algılayan körelmiş duyular, yabancılaşmanın aşılmasıyla birlikte dünyayı insani bir biçimde (estetik, toplumsal ve yaratıcı olarak) algılamaya başlayacaktır.

Stratejik Kuramsal Çıkarımlar

1. Diyalektik Bütünlük Gerekliliği: Kapitalist bütünlük, atomistik ve parçacı yaklaşımlarla değil; her ekonomik kategorinin (meta, para, değer) aynı zamanda birer donmuş insan ilişkisi olduğunu gören diyalektik bir soyutlama düzeyinde kavranmalıdır.

2. Türsel Güçlerin Restorasyonu: Özgürlük, insanın sadece doğal güçlerini (geçimini) güvenceye alması değil, kapitalizm tarafından bastırılan özgün türsel güçlerini (bilinçli yaratıcılığını) yeniden toplumsal hayatın merkezine koymasıdır.

3. Ontolojik Devrim Olarak De-alienation: Yabancılaşmanın son bulması, insanın kendi üretken etkinliği, ürünü ve diğer insanlar üzerindeki kontrolünü geri alarak, nesneleşmiş dünyayı yeniden insani bir özneye dönüştürme sürecidir.

Ollman’ın titiz Marx okuması, modern bireyin yaşadığı yalıtılmışlık ve anlamsızlık duygusunun bireysel bir patoloji değil, kapitalist üretimin içsel ilişkilerindeki sistematik bir yarılma olduğunu yetkinlikle kanıtlamaktadır.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]