Mahmut
Boyuneğmez
1.
Giriş: Eski Devlet Mekanizmasının Parçalanması ve Yeni Tip Devletin Doğuşu
Marksist-Leninist
devlet teorisinin merkezinde, burjuva devlet mekanizmasının basitçe
devralınamayacağı, aksine, bu aygıtın bütünüyle parçalanması gerektiği gerçeği
yatar. Bu temel tez, Marx’ın Paris Komünü deneyiminden çıkardığı derslerle
şekillenmiş ve Lenin tarafından “Devlet ve Devrim”de sistematik hale
getirilmiştir. Siyasi bir "parlamenter ahır" niteliğindeki burjuva
cumhuriyeti, halktan ayrışmış ve ona yabancılaşmış polis, ordu ve bürokrasi
gibi imtiyazlı yapılar aracılığıyla egemenliğini sürdürür. Proletarya
diktatörlüğü ise bu yapısal "tahribi" zorunlu kılar; zira sömürücü
azınlığın aygıtı, sömürülen çoğunluğun özgürleşme aracı olamaz. Bu noktada
Paris Komünü tipi devlet, Rusya’nın özgün koşullarında Sovyetler olarak vücut
bulmuş, "emeğin ekonomik kurtuluşunu sağlayacak politik biçim" olarak
tarih sahnesine çıkmıştır.
Eski
Devlet Mekanizmasının Tasfiyesi ve Paris Komünü Tipi İnşa:
- Silahlanmış Halk (Milis): Halktan
kopuk ve egemen sınıfın muhafızı olan profesyonel ordunun yerini, 15-65
yaş arası tüm kadın ve erkekleri kapsayan, orduyla kaynaşmış bir halk
milisi alır. Bu milis gücü, sadece dış savunmayı değil, iç asayişi ve kamu
düzenini de profesyonel bir polis aygıtına ihtiyaç duymadan, bizzat
kitlelerin kolektif gözetimiyle sağlar. Bu uygulama, Komün’ün Paris’te
başlattığı ve Bolşeviklerin Kızıl Ordu ile birleştirdiği silahlı halk
örgütlenmesinin somutlaşmış halidir. Ancak pratik gerçeklikte, 1918-1921
İç Savaş süreci bu "milis" idealini zorlu bir sınavdan
geçirmiştir; karşı-devrimci saldırıları göğüslemek adına Kızıl Ordu,
geçici olarak merkezi disipline, profesyonel bir komuta zincirine ve hatta
eski sistemden gelen askeri uzmanların denetimli istihdamına yönelmek
zorunda kalmıştır. Bu durum, teorik ideal ile askeri zorunluluk arasındaki
kaçınılmaz bir gerilimdir. Tarihsel olarak bu geçiş, devrimin yalnız
kalması ve çok cepheli emperyalist müdahaleler nedeniyle milis sisteminin sürdürülememesini
yansıtır; bu da devlet aygıtının toplum içerisinde eriyememesine ve sönümlenememesine
katkı sağlamıştır.
- Bürokrasinin İmhası: Yerleşik
ve "yerinden edilemez" memur sınıfı tasfiye edilir. Tüm kamu
hizmeti görevlileri seçimle iş başına gelir ve her an görevden alınabilir
(Recall right).
- Maaş Eşitliği: Devlet
yönetimindeki tüm görevlilerin ücretleri, kalifiye bir işçinin ortalama
ücretini aşmayacak şekilde sınırlandırılarak memuriyetin bir imtiyaz alanı
olması engellenir. "Commune-pay" olarak adlandırılan bu ilke,
devlet aygıtının içine sızmaya çalışan kariyeristleri ve çıkarcıları
ayıklayan en etkili sigortadır.
- Yasama ve Yürütmenin
Birliği: Parlamenter sistemin
"gevezelik" işlevi sonlandırılarak, Sovyetler aracılığıyla
yasama ve yürütme erki halkın seçilmiş temsilcilerinin elinde
birleştirilir.
Bu köklü yapısal kopuş,
iktidarın sadece el değiştirmesi değil, işleyişinin bizzat halk tarafından
belirlendiği yeni demokratik kanalların açılmasını zorunlu kılar. Böylece
devlet, egemen sınıfın baskı aracı olmaktan çıkıp çoğunluğun azınlık üzerindeki
baskı aracı haline dönüşür. Ancak pratikte bu dönüşüm iç savaşın yarattığı acil
ihtiyaçlar nedeniyle kısmi geri adımlar atmak zorunda kalmıştır.
2.
Sovyet Demokrasisi: Kitlelerin Yönetime Doğrudan Katılım Mekanizmaları
Sovyetler kitlelerin
sadece temsil edildiği organlar değil, onların bağımsız politik yaşamının
bizzat icra edildiği araçlardır. "İktidar Sovyetlere" sloganı, eski
bürokratik mekanizmanın sökülüp atılarak yerine işçilerin, askerlerin ve
köylülerin örgütlenmiş çoğunluğunun geçirilmesini ifade eder. Bu yeni tip
demokraside halk yönetimin her anında aktif denetçidir. Bu aktifliğin en ileri
ve sarsılmaz teminatı ise "Görevden Alma Hakkı"dır (Recall Right).
Görevden
Alma Hakkının Demokrasinin Üstün Biçimi Olmasının Üç Ana Argümanı:
- Gerçek ve Kesintisiz
Denetim: Burjuva demokrasisi halka yalnızca
birkaç yılda bir "kendisini kimin ezeceğini" seçme hakkı tanır.
Görevden alma hakkı ise seçmenin temsilcisini her an denetlemesini ve
halkın iradesinden sapanları derhal görevden uzaklaştırmasını sağlayarak
yönetimi gerçek halk iradesine bağlar.
- Halkın İradesinin Dinamik
Güncelliği: Devrim gibi toplumsal
dönüşümlerin hızla yaşandığı süreçlerde kitlelerin görüşleri ve partilerin
iç yapısı hızla değişebilir. Görevden alma hakkı, temsil organlarının
halkın o anki gerçek ve yaşayan eğilimlerini yansıtmasını güvence altına
alır.
- Bürokratikleşmenin
Radikal Engeli: Seçilenlerin
halktan kopuk, imtiyazlı bir "kast" haline gelmesinin önündeki
en güçlü barikattır. Temsilci, her an görevden alınabileceğini bildiği
sürece "yöneten" değil, halkın geri çağrılabilir bir görevlisi
konumunda kalır.
Siyasi iradenin bu
dinamik ve doğrudan niteliği, ancak üretimin ve mülkiyetin yeni bir disiplinle
denetlenmesiyle ekonomik bir zemine oturabilir. Bu ekonomik zemin olmaksızın
Sovyet demokrasisi de tıpkı burjuva demokrasisi gibi biçimsel kalmaya mahkûm
olur. Görevden alma hakkının teorideki gücüne rağmen, pratikte iç savaş ve
ekonomik kaos koşullarında tam olarak işletilemediği ve bunun bürokratik
eğilimlerin güçlenmesine zemin hazırladığı bilinmektedir.
3.
Ekonomik Dönüşümün Temeli: Muhasebe ve Denetim
Sosyalizme geçişte
ekonomik kontrol, idari bir işlemden ziyade kitlelerin öz-etkinliğine dayanan
bir "sihirli yol"dur. Lenin, "bir aşçının" devleti hemen
yönetemeyeceğini kabul etmekle birlikte, tüm emekçilerin devlet yönetimi ve
idari işler için derhal eğitilmeye başlanmasını talep eder. Ancak bu
yönetim becerisi sadece teknik bir eğitim değil, köklü bir "Kültür
Devrimi" meselesidir; okuma-yazma oranının yükseltilmesi ve kitlelerin
idari alışkanlıklar kazanması, bürokrasinin geri dönüşüne karşı en büyük savunma
hattıdır. Kapitalizm, üretim ve kayıt işlemlerini o kadar basitleştirmiştir ki
okuma-yazma bilen her sıradan işçi aritmetiğin dört işlemini kullanarak
devletin muhasebe ve denetim görevlerini üstlenebilir.
İşletmelerde
İşçi Denetimi Uygulama Rehberi:
- Kapsam: En
az beş işçi ve büro memuru (toplamda) çalıştıran veya yıllık cirosu 10 bin
rubleyi aşan tüm sınai, ticari ve tarımsal işletmelerde işçi denetimi
derhal kurulur. Bu denetim, kamulaştırmadan önceki zorunlu aşamadır;
işçiler önce sermayenin faaliyetlerini "görünür" kılar, ardından
mülkiyeti toplumsallaştırır.
- Temsiliyet: Küçük
işletmelerde tüm çalışanlar doğrudan, büyük işletmelerde ise seçimle
belirlenen fabrika komiteleri aracılığıyla denetim yürütülür.
- Sınırsız Erişim: Seçilen
temsilciler "ticari sır" perdesini yırtarak tüm işletme
kayıtlarına, defterlerine, hammadde ambarlarına ve mamul stoklarına
sınırsız erişim hakkına sahiptir.
- Bağlayıcı Kararlar: Denetim
organının kararları işletme sahipleri için mutlak bağlayıcıdır; bu
kararlar ancak üst sendikal organlarca tadil edilebilir.
- Ağır Sorumluluk ve
Yaptırım: Hammaddelerin korunması ve
disiplinin sağlanmasından hem sahipler hem temsilciler sorumludur.
Sabotaj, stok gizleme veya kayıt tahrifatı durumunda tümüyle mülksüzleştirme
ve 5 yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Ekonomik denetimin bu
rasyonel ve kitleye dayalı örgütlenmesi, beraberinde yeni bir toplumsal ahlak
ve ödünsüz bir iş disiplini gerektirir. Bu disiplin, sosyalist inşanın ilk
yıllarında hem iç savaşın gerekleri hem de yeni üretim ilişkilerinin kurulması
açısından hayati önem taşımıştır. Tarihsel pratikte ise fabrika komitelerinin
özerk denetimi, üretim kaosu ve sabotaj tehdidi nedeniyle hızla merkezi devlet
planlamasına doğru evrilmiş, bu da işçi denetimi idealinden kısmi bir sapmayı
beraberinde getirmiştir.
4.
Yeni Toplumda Emek Disiplini ve Yarışmanın Sosyalist Örgütlenmesi
Sosyalist yarışma,
kapitalizmin bireyleri birbirine kırdıran vahşi doğasının aksine, kitlelerin
bastırılmış enerjisinin toplum yararına sergilenmesidir. Ancak bu enerji,
"kapitalizm kuluçkası"ndan miras kalan asalaklık, tembellik ve
burjuva entelektüel alışkanlıkları ile amansız bir mücadeleyi zorunlu kılar. Bu
süreçte Taylor sisteminin "rafine burjuva sömürüsü" yanları
dışlanırken, mekanik hareketlerin analizi ve çalışma yöntemlerinin
bilimselleştirilmesi gibi "ilerici ve bilimsel" yanları sosyalist
inşaya entegre edilmelidir.
Asalaklar,
Zenginler ve Serseriler Üzerindeki Denetim Yöntemleri:
- Zorunlu Çalışma ve
Aşağılayıcı Görevler: Sosyalist disipline
uymayanların toplumun en ağır işlerinde çalıştırılması; örneğin, bu
unsurların "umumi helaların temizliği" gibi görevlere
verilerek disipline edilmesi.
- Sarı Bilet Uygulaması:
Islah olana dek bu kişilere toplum için "zararlı" olduklarını
belirten bir sosyal işaret/belge (sarı bilet) verilerek toplumsal gözetim
altında tutulmaları.
- Hapis ve Konut
Kaydırması: Zenginlerin geniş dairelerine
el konularak yoksulların yerleştirilmesi, direnenlerin hapsedilmesi.
- Radikal İnfazlar: İnatçı
sabotajcılar ve düzelmez serseriler için en ağır yöntemlerin uygulanması;
nitekim Lenin'in belirttiği üzere "her on serseriden birinin
kurşuna dizilmesi" gibi ibretlik ve sert önlemlerin alınması. Bu
keskinlik, devrimin ilk yıllarındaki ölüm-kalım savaşında eski rejimin
tortularına karşı uygulanan proletarya adaletinin bir yansımasıdır.
Bu amansız disiplin ve
verimlilik arayışı, toplumsal karşıtlıkların sönümlendiği bir geleceğin, yani
devletin toplumdan ayrışmış bir organizasyon olarak gereksizleşeceği aşamanın
önkoşuludur. Devletin sönümlenmesi ancak bu disiplinin kitleler tarafından
içselleştirilmesiyle mümkün hale gelecektir. Bu sert önlemler, devrimin hayatta
kalma mücadelesinde anlaşılır olmaktadır.
5.
Devletin Sönümlenmesi: Sosyalizmden Komünizme Geçişin İki Evresi
Devletin toplum içerisinde
ayrı bir organizasyon olarak "ortadan çekilmesi" (wither away), iradi
bir karardan ziyade nesnel ekonomik temellere dayanan tarihsel bir süreçtir.
Kapitalizmden komünizme geçişte devlet sömüren azınlığın direncini kırmak,
toplumsal ilişkileri dönüştürmek ve geliştirmek için varlığını sürdürür. Ancak
bu aşamada devlet, mülkiyet açısından sosyalist olsa da dağıtımın emeğe göre
yapılması nedeniyle "burjuva yasasını" bir süre daha korumak zorunda
kalır.
Sosyalizm
ve Komünizm Arasındaki Temel Farklar:
|
Özellik |
Sosyalizm (Komünizmin İlk Evresi) |
Komünizm (Komünizmin Üst Evresi) |
|
Mülkiyet |
Üretim araçları toplumsaldır
(devletindir). |
Üretim araçları bütünüyle ortak
mülkiyettedir. |
|
Dağıtım İlkesi |
"Herkese emeğine göre." |
"Herkese ihtiyacına göre." |
|
Devletin Varlığı |
"Burjuvasız bir burjuva
devleti" olarak varlığını sürdürür. |
Devlet bütünüyle sönümlenir (ortadan
çekilir). |
|
Emek Niteliği |
Emek bir yaşam aracı (zorunluluk)
düzeyindedir. |
Emek, yaşamın başlıca ereği ve gönüllü
bir uğraş olur. |
|
Toplumsal Ayrım |
Sınıflar mülkiyet bazında kalksa da,
eşitsizlik izleri sürer. |
Kafa ve kol emeği ayrımı ve sınıfsal
farklar tamamen yok olur. |
Bu teorik çerçeve,
kadınların toplumsal özgürleşmesi ve ulusların iradi birliği gibi somut adalet
politikalarıyla pratik bir bütünlük kazanır. Bu geçiş süreci, yalnızca ekonomik
olgularla değil, aynı zamanda bilinç ve kültür düzeyindeki devrimci
dönüşümlerle de belirlenir.
6.
Toplumsal Adalet ve Eşitlik: Kadınların Rolü ve Ulusal Haklar
Gerçek bir demokrasi,
nüfusun yarısını oluşturan kadınların "ev köleliğinden"
kurtarılmasını ve sömürülen ulusların özgür iradesini şart koşar. Kadınlar
sadece kâğıt üzerinde değil, gerçek hayatta "polis" görevleri dahil
tüm kamu hizmetlerine ve idari süreçlere erkeklerle eşit katılım sağlamadıkça,
sosyalizmden söz edilemez. Aynı şekilde, 1918 tarihli "Emekçilerin ve
Sömürülen Halkın Hakları Bildirgesi" emperyalist mali sermayeye ilk
darbeyi ulusal haklar üzerinden indirmiştir.
Sosyalist
Devletin Temel Taahhütleri ve Pratik Adımları:
- Kadınların Kamusal Rolü: Kadınların
mutfak ve çocuk bakımı kıskacından çıkarılarak gıda denetimi, konut
idaresi ve toplumsal savunma gibi alanlarda aktif özne kılınması.
- Emperyalist Siyasetten
Kopuş: Çarlık döneminin gizli
anlaşmalarının reddedilmesi ve sömürgeci politikalara son verilmesi.
- Ulusal Kendi Kaderini
Tayin: Finlandiya’nın tam bağımsızlığının
tanınması, Ermenistan’a kendi kaderini tayin hakkının verilmesi ve
İran’dan Rus askerlerinin derhal çekilerek bölgedeki işgalci politikaların
sonlandırılması.
- Federasyon İlkesi: Rusya’nın,
özgür ulusların özgür birliğine dayanan bir "Sovyet Ulusal
Cumhuriyetleri Federasyonu" olarak yeniden inşası.
Toplumun en ezilen
kesimlerini kucaklayan bu adalet anlayışı, Sovyet modelinin yerel bir
deneyimden öte, evrensel bir örnek haline geldiğinin kanıtıdır. Bu politikalar,
Bolşevik iktidarın anti-emperyalist ve enternasyonalist karakterini en somut
biçimde ortaya koymuştur.
7. Sovyet
İktidarının Tarihsel ve Uluslararası Anlamı
Sovyet tipi devlet,
1871 Paris Komünü’nün yarım kalan mirasını devralarak onu devasa bir coğrafyada
hayata geçirmiştir. Bu yapı, dünya proletaryası için sadece bir yönetim biçimi
değil, aynı zamanda sömürülen kitlelerin kendi yollarından demokrasiyi nasıl
yaratabileceklerini gösteren bir "öğrenme laboratuvarı"dır. Rus
devrimi, parlamenter sistemin çürümüşlüğüne karşı, halkın kendi özünden
yarattığı en yüksek demokrasi biçimidir.
Yönetimde niceliksel
bir yığından ziyade niteliksel bir derinliği esas alan "Az olsun ama iyi
olsun" düsturu, bürokratik reformun ve idari kalitenin temel ilkesidir;
zira devrim, liyakati ve işçi sınıfının dürüstlüğünü "eski
alışkanlıkların" kaba gücünün önüne koymak zorundadır.
8.
Eleştirel Değerlendirme: Kuşatılmış Sosyalizm ve Devletin Dönüşümü
Leninist sosyalist devlet
teorisinin nihai hedefi devletin sönümlenmesi olsa da, tarihsel pratik bu
sürecin sorunsuz ve doğrusal bir hat izlemediğini göstermiştir. Sosyalist
devrimin dünya ölçeğinde eşzamanlı veya ardışık bir zafer kazanamadığı, aksine
emperyalizmin dünyanın büyük bir bölümünde varlığını sürdürdüğü ve sosyalist
coğrafyayı ekonomik, askeri ve siyasi olarak kuşattığı bir dünya
konjonktüründe, devlet aygıtının niteliği farklı bir düzlemde tartışılmalıdır.
Emperyalist
Kuşatma ve Savunma Zorunluluğu: Dışarıdan gelen müdahale
tehdidi ve içerideki restorasyon çabaları, sosyalist ülkelerde ordu ve polis
varlığını kaçınılmaz bir gereklilik haline getirmiştir. Ancak buradaki temel
ayrım bu yapıların niteliğidir. Bu kurumlar, halkın üzerinde konumlanmış
yabancılaşmış birer güç değil; aksine emekçilerin öz örgütlenmelerini, sınıf
bilincini ve savunma iradesini yansıtan yapılar olarak kurgulanmalıdır. Savunmanın
toplumsallaşması, askeri gücün halktan kopuk, imtiyazlı ve profesyonel bir
"askeri kast"ın elinde toplanmasına son verilmesidir. Bu anlayışa
göre savunma, sadece kışlalara hapsedilmiş bir meslek değil, tüm toplumun bir
parçası olduğu kolektif bir sorumluluktur. Bu noktada savunma halkın kendi
öz-savunma iradesinin bir uzantısına dönüşür. Bu yapı, merkezi bir komuta
merkezinin çökertilmesiyle yok edilemez; çünkü savunma bilgisi ve iradesi tüm
toplumsal ağa yayılmıştır.
Bürokrasiye
Karşı Örgütlü Toplum: Devletin toplumdan ayrışmış bir
aygıt olarak donuklaşmasını engelleyecek tek güç, bürokrasinin hantal
mekanizmaları yerine halkın devlet yönetimine doğrudan, kesintisiz ve kitlesel
katılımıdır. Örgütlü bir toplum, üretimin denetiminden idari süreçlere katılıma,
hukuk sisteminden savunmaya kadar her alanda inisiyatif almadığı sürece,
devletin toplumdan ayrışmış olarak kalması ve toplumla iç içe geçerek
bütünleşmesi eksik kalacaktır.
Günümüzde dijitalleşme
ve veri eşitliğinin bürokrasiye karşı işleyişini ise, teknik bir detaydan
ziyade toplumsal bir denetim mekanizması olarak şu şekilde özetleyebiliriz:
Dijitalleşme ve veri
eşitliği bürokrasinin en kadim silahı olan "bilgi tekelini" kırmanın
modern aracıdır. Tarihsel olarak bürokrasi, idari süreçleri halkın
erişemeyeceği karmaşık ve gizli bir uzmanlık alanı olarak kurgulayarak kendi
varlığını meşrulaştırmıştır. Bilginin ve verinin bu şekilde tekelleşmesi,
yönetenler ile yönetilenler arasındaki mesafeyi açan bürokratik yabancılaşmanın
temel besin kaynağıdır. Günümüzde algoritmaların ve idari verilerin toplum
yararına şeffaf hale getirilmesi, bu gizem perdesini yırtacaktır. Veri eşitliği
sağlandığında, kamu kaynaklarının kullanımı, üretim planlaması, bütçe dağılımı
ve idari kararlar bir uzman zümrenin "devlet sırrı" olmaktan çıkar.
Bunun yerine tüm veriler blokzincir gibi değiştirilemez ve açık sistemler
üzerinden anlık olarak her bir yurttaşın denetimine sunulabilir. Karar alma
süreçlerinde kullanılan algoritmaların şeffaf olması, "torpil" veya
"kayırmacılık" gibi pratikleri görünür kılar ve engeller. Bu durum,
teknolojiyi merkeziyetçi bir kontrol aygıtı olmaktan çıkarıp halkın doğrudan
denetimini sağlayan bir "dijital şeffaflık kalkanına" dönüştürür;
yani yönetim artık kapalı kapılar ardındaki bir "imtiyaz" değil,
herkesin izleyebildiği ve müdahale edebildiği teknik bir hizmet haline gelir. Ancak
bu teknolojik araçlar tek başına yabancılaşmayı önleyemez; asıl belirleyici
olan maddi üretim ilişkileri ve kitlelerin bilincidir.
Toplumla
Kaynaşan Devlet Organizasyonu: Sosyalist inşanın ilerleyen
aşamalarında devlet organizasyonları, toplumdan kopuk birer "daire"
olmaktan çıkmalı ve giderek toplumun kendi öz yönetimi içerisinde erimelidir.
Devletin profesyonel kadrolarının yerini, dönüşümlü olarak toplumsal süreçlerin
ve işlerin idaresi görevini üstlenen eğitilmiş emekçi kitleleri aldıkça, devlet
"siyasi ve yönetimsel bir kurum" olmaktan çıkıp toplumsal "işlerin
idaresi"ni sağlayan toplumsal organizasyonlara dönüşecektir.
Üretim planlaması
alanında dijitalleşme, merkezi bürokrasinin "neyin, ne kadar, kim
için" üretileceğine dair aldığı hatalı da olabilen kararların yerine,
gerçek zamanlı veriye dayalı toplumsal bir öz-yönetim ikamesidir. Geleneksel
bürokratik planlamada veriler aşağıdan yukarıya yavaş ve tahrif edilerek
ulaşırken, dijital ağlarla birbirine bağlı bir üretim sisteminde tüketim
ihtiyaçları ve stok durumları anlık olarak analiz edilir. Veri eşitliği
sayesinde, bir fabrikanın kapasitesi, hammadde kullanımı ve lojistik akışı
sadece o işletmenin müdürünün değil, tüm toplumun ve ilgili işçi konseylerinin
ekranında şeffaf bir şekilde görünür. Bu durum, "planlama" işini bir
grup uzman bürokratın elindeki "iktidar aracı" olmaktan çıkarıp,
algoritmaların yardımıyla toplumun ortak ihtiyacını en verimli şekilde
karşılayan teknik bir koordinasyon hizmetine dönüştürür. Böylece üretim süreçleri
üzerindeki gizem perdesi kalkar; asıl karar verici, karmaşık raporlar sunan
memurlar değil, şeffaf veriyi anlık olarak denetleyen örgütlü üreticilerin
kendisi olur.
Sonuç
Siyasal devrimi izleyen
toplumsal devrim sürecinde devlet, toplumdan ayrışmış bir zor ve baskı aygıtı olma
vasfını giderek yitirmeli, toplumun kendi kendisini yönetme ve savunma biçimi
olarak yeniden örgütlenmelidir. Devlet organizasyonu toplumla ne kadar
kaynaşırsa ve toplum içerisinde ne kadar erirse, “devletin aşıldığı” topluma ulaşmak
o kadar kolaylaşacak ve kısalacaktır. Emperyalist kuşatma altında bu
"erime" süreci yavaşlamamalıdır; bilakis, hedef, devletin toplum
tarafından soğurulduğu, yani devletin bizzat toplumun öz örgütlenmesine
dönüştüğü bir yapı olmalıdır.
21. yüzyıldan
bakıldığında, Leninist sosyalist devlet teorisini zenginleştirmek, onu
dijitalleşmenin ve küresel ağların sunduğu imkânlarla "devlet olmayan
devlet" (non-state state) formuna taşımaktır. Lenin’in "herkesin
yönetim işlerine sırayla katılması" ilkesi, bugün dijital doğrudan
demokrasi araçlarıyla coğrafi kısıtlamalardan sıyrılarak bir gerçekliğe
bürünebilir. Bürokrasiye karşı en büyük silah artık sadece "seçim ve geri
çağırma" değil, aynı zamanda yönetimin her aşamasının teknolojik olarak
halkın anlık denetimine açılmasıdır. Sosyalist devlet teorisi, sınıfsız topluma
giden yolda donmuş bir reçete değil, toplumun her türlü yabancılaşmış gücü
kendi bünyesinde eritme iradesidir.
Yararlanılan
kaynak: Vladimir İlyiç Lenin, Halkın Devlet Yönetimine
Katılımı Üzerine, Çeviren: Metin Çulhaoğlu, NK Yayınları, 1. Basım, 2003

