MAR
1.
Giriş: Teori ve Eylem Birliğinde Bir “Savaşçı”
Karl Marx, siyasal
düşünce tarihinin yalnızca kütüphanelerde, üniversite kürsülerinde ya da soyut
felsefi tartışmalar içerisinde değerlendirilebilecek bir düşünürü değildir.
Onun düşüncesi, daha başlangıcından itibaren toplumsal ve siyasal mücadelelerin
içerisinde biçimlenmiş; gazetecilik, örgütlenme, polemik, sürgün, devrimci
hareket ve politik ekonomi araştırmayla iç içe gelişmiştir. Bu nedenle Marx'ın
yaşamını yalnızca eserlerinin kronolojik sıralaması üzerinden okumak,
düşüncesinin oluşumundaki önemli bir boyutu gözden kaçırmak anlamına gelir.
Boris Nicolaievsky ve
Otto Maenchen-Helfen'in Karl Marx: İnsan ve Savaşçı başlıklı
biyografisinin temel yaklaşımı burada önem kazanır. Kitap, Marx'ı yalnızca bir
düşünce sistemi kurucusu olarak değil, düşüncelerini tarihsel mücadele
içerisinde sınayan, siyasal örgütlenmeye müdahale eden, yenilgiler yaşayan,
yeniden konumlanan ve yaşamının sonuna kadar mücadele eden bir insan olarak ele
alır.
Bu bakımdan Marx'ın
yaşamında teori ile eylem birbirinden kopuk iki alan değildir. Bilimsel
araştırma, siyasal mücadeleden kaçışın değil, toplumsal gerçekliği daha
derinden kavrama çabasının parçasıdır. Aynı şekilde siyasal faaliyet de
teoriden bağımsız bir ajitasyon faaliyeti olarak kalmaz. Marx için toplumsal
hareketin karşılaştığı sorunlar, yeniden teorik araştırmanın konusu olur.
Bu ilişkiyi Marx'ın
düşüncesinde açık biçimde görmek mümkündür. Feuerbach Üzerine Tezler'in
ünlü 11. tezinde dile getirilen “filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde
yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir” düşüncesi, Marx'ın yaşamındaki
teori-eylem ilişkisinin özlü bir ifadesi olarak okunabilir. Burada “değiştirme”
yalnızca iradi bir müdahale anlamına gelmez; toplumsal gerçekliğin tarihsel ve
maddi koşullarını kavramayı ve bu kavrayışı toplumsal mücadeleyle birleştirmeyi
gerektirir.
Marx'ın yaşamını
“savaşçı” kavramıyla anlatmak da bu bağlamda anlam kazanır. Buradaki savaş, onun
mücadelelerini anlatır. Basına uygulanan sansüre karşı mücadele, üniversitedeki
gerici siyasal atmosfere karşı entelektüel mücadele, farklı sosyalist ve
komünist akımlar arasındaki teorik tartışmalar, örgütlenme çalışmaları, sürgün
koşulları ve nihayet kapitalist toplumun bilimsel çözümlemesi bu mücadelenin
farklı cephelerini oluşturur.
Dolayısıyla Marx'ın
yaşamındaki süreklilik, tek tek siyasal olaylardan çok daha derindedir: Düşünmek,
araştırmak, örgütlenmek, mücadele etmek ve yeniden düşünmek.
2.
Trier'de Başlayan Yolculuk: Kökenleri ve Çocukluğu
Karl Marx 1818 yılında
Trier'de doğdu. Çocukluğunun geçtiği Trier, yalnızca Marx'ın biyografisindeki
ilk mekân değildir; aynı zamanda onun daha sonraki düşünsel gelişimini anlamak
açısından önemli bir tarihsel çevredir.
Nicolaievsky ve
Maenchen-Helfen'in anlatısında Trier, Alman ve Fransız dünyalarının kesiştiği
bir sınır bölgesi olarak belirginleşir. Şehir, Fransız Devrimi ve Napolyon
döneminin etkilerini yaşamış, daha sonra Prusya egemenliğine girmişti. Böylece
Marx'ın çocukluğu, bir yandan Fransız Devrimi'nin yarattığı siyasal ve hukuksal
dönüşümlerin, diğer yandan Napolyon sonrasında güçlenen muhafazakâr Avrupa
düzeninin izlerinin aynı çevrede bulunduğu bir atmosferde geçti.
Bu tarihsel arka plan
önemlidir. Çünkü Marx'ın daha sonraki yaşamında karşılaşacağı temel sorunlardan
biri, modern toplumun eşitlik ve özgürlük iddialarıyla mevcut toplumsal ve
siyasal ilişkiler arasındaki karşıtlık olacaktır.
Marx'ın babası Heinrich
Marx bir hukukçuydu. Yahudi kökenli bir aileden gelmesine rağmen dönemin Prusya
hukuk düzeninin getirdiği kısıtlamalar nedeniyle Protestanlığa geçti. Ailenin
yaşamında din, hukuk, devlet ve toplumsal statü arasındaki ilişkinin bu biçimde
görünür hâle gelmesi, Marx'ın çocukluk çevresinin önemli unsurlarından biriydi.
Ancak Marx'ın düşünsel
gelişimini yalnızca ailesinin toplumsal konumuna indirgemek doğru olmaz.
Trier'deki eğitim ortamı, Fransız kültürünün etkileri ve dönemin Alman
entelektüel hayatı da onun üzerinde belirleyici oldu.
Lise yıllarında aldığı
hümanist eğitim, klasik kültürle tanışmasını sağladı. Genç Marx'ın okul
dönemindeki yazılarında insanın yalnızca kendi çıkarı için değil, toplumsal bir
amaç doğrultusunda yaşaması gerektiğine ilişkin düşünceler görülür.
Henüz genç yaşta
yazdığı meslek seçimi üzerine denemesinde, bireyin mesleğini yalnızca kişisel
çıkar açısından değil, insanlığın iyiliği ve toplumla ilişkisi bakımından
değerlendirmesi gerektiğini savunması dikkat çekicidir. Bu düşünce, yaşamının
erken döneminde bile toplumsal sorumluluk fikrinin bulunduğunu göstermesi
bakımından önemlidir.
Bu nedenle Marx'ın daha
sonraki siyasal yaşamını, erken dönemdeki hümanist kaygıların giderek daha
somut toplumsal ve tarihsel sorunlarla birleşmesi olarak değerlendirmek mümkündür.
3.
Bonn'da Bir Gençlik Yılı: Şiir, Üniversite ve Hayatın İlk Çatışmaları
Marx üniversite
eğitimine Bonn'da başladı. Bonn dönemi Berlin'deki sonraki disiplinli felsefi
çalışmalarından oldukça farklıydı. Gençlik çevreleri, şiir, edebiyat ve öğrenci
yaşamı bu dönemin önemli parçalarıydı.
Bununla birlikte Bonn
yalnızca bohem bir gençlik dönemi olarak görülmemelidir. Marx'ın burada
başlayan üniversite hayatı, daha sonra Berlin'de çok daha yoğun bir entelektüel
çalışmaya dönüşecekti.
Babası Heinrich Marx,
oğlunun hayatını daha ciddi biçimde düzenlemesini istiyordu. Marx'ın Berlin'e
geçişi de bu bakımdan yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Berlin'de karşılaşacağı
felsefi çevre, Marx'ın düşünsel gelişiminde çok daha büyük bir rol oynayacaktı.
4.
Berlin: Hegel Felsefesiyle Karşılaşma ve Entelektüel Dönüşüm
Marx'ın Berlin
Üniversitesi'ne geçmesi, yaşamındaki en önemli entelektüel dönemeçlerden
biridir.
Berlin'de Hegel'in
ölümünden sonra onun felsefesi Alman üniversite dünyasında büyük bir etkiye
sahipti. Ancak Hegelcilik kendi içinde farklı siyasal ve felsefi yönelimlere
ayrılmıştı. Genç Hegelyenler, Hegel'in felsefesini özellikle din, devlet ve
toplum sorunlarının eleştirisinde kullanıyorlardı. Marx da bu entelektüel
çevrenin içine girdi.
Bruno Bauer ve diğer
Genç Hegelyenlerle ilişkisi, Marx'ın din ve devlet üzerine düşüncelerinin
gelişiminde etkili oldu. Ancak Marx'ın bu çevreyle ilişkisi kalıcı değildi.
Zaman içerisinde Genç Hegelyenlerin eleştirisinin sınırlarını görmeye başladı.
Sorun artık yalnızca
dinsel düşüncelerin eleştirilmesi değildi. Dinsel düşüncelerin ve siyasal
kurumların ortaya çıktığı maddi ve toplumsal ilişkilerin kendisinin açıklanması
gerekiyordu. Bu dönüşüm Marx'ın düşüncesinde belirleyici olacaktır.
Felsefeden
toplumsal gerçekliğe
Marx'ın gençlik
dönemindeki temel değişimlerden biri, felsefi eleştirinin kendi başına yeterli
olmadığı düşüncesinin gelişmesidir. Bir düşünceyi eleştirmek, o düşüncenin
toplumsal temelini açıklamakla aynı şey değildir.
Bir dinsel düşüncenin
neden ortaya çıktığını anlamak için yalnızca dinsel metinleri eleştirmek
yeterli değildir. Devlet biçimlerini açıklamak için yalnızca devlet düşüncesini
tartışmak da yeterli değildir. Toplumsal ilişkilerin, mülkiyet biçimlerinin, sınıfların
ve maddi yaşam koşullarının araştırılması gerekir. Marx'ın sonraki materyalist
yöneliminin önemli köklerinden biri bu dönüşümde bulunur.
5.
Akademik Kariyerin Önünün Kapanması
Marx'ın gençlik
yıllarında akademik kariyer yapma düşüncesi vardı. Doktora çalışmasını
Demokritos ile Epikuros'un doğa felsefeleri arasındaki farklılıklar üzerine
hazırladı. Ancak Prusya'daki siyasal atmosfer değişiyordu. Gerici siyasal ortam
üniversiteler üzerindeki baskıyı artırdı. Genç ve muhalif düşünürlerin akademik
kariyer olanakları daraldı. Bruno Bauer'in üniversitedeki konumunu kaybetmesi
de Marx açısından akademik geleceğin ne kadar belirsiz hale geldiğini gösterdi.
Marx doktorasını 1841’de Jena Üniversitesi'nden aldı.
Böylece üniversite
kürsüsünde bir felsefe profesörü olma ihtimali giderek ortadan kalkarken,
Marx'ın önünde başka bir yol açıldı: Gazetecilik, siyasal eleştiri ve
doğrudan toplumsal mücadele.
Bu değişim Marx'ın
hayatında çok önemlidir. Çünkü onun entelektüel üretimi bundan sonra akademik
kurumların sınırları içerisinde değil, gazetelerde, siyasal örgütlerde, sürgün
koşullarında ve yoğun kişisel araştırmalar içerisinde gelişecektir.
6.
Gazetecilik: Teorinin Toplumsal Gerçeklikle Karşılaşması
Marx'ın gazetecilik
dönemi, düşüncesinin somut toplumsal sorunlarla karşılaşmasını sağladı.
Rheinische
Zeitung Marx'ın yaşamında önemli bir dönüm noktasıdır.
Gazetede yalnızca soyut felsefi meseleler değil, Ren bölgesinin ekonomik ve
toplumsal sorunları, mülkiyet ilişkileri, köylülerin durumu ve devlet
politikaları tartışılıyordu.
Özellikle ormanlardan
odun toplama hakkı konusunda çıkarılan yasalar Marx'ın dikkatini çekti. Burada
önemli olan yalnızca belirli bir yasa değildir. Marx, hukuki düzenlemelerin
ardında somut mülkiyet ilişkilerinin bulunduğunu görmeye başladı. Yoksul
insanların daha önce geleneksel olarak kullandıkları kaynaklara erişiminin
“mülkiyet hakkı” üzerinden yeniden tanımlanması, hukukun toplumsal ilişkilerden
bağımsız olmadığını gösteriyordu.
Bu deneyim Marx'ın daha
sonraki politik ekonomi çalışmalarına giden yolda önemli bir basamak oldu. Artık
felsefi sorunlar ile toplumsal sorunlar birbirinden ayrılmıyordu.
Sansür
ve gazetenin kapatılması
Rheinische
Zeitung giderek Prusya yönetiminin dikkatini çekti.
Sansür baskısı arttı ve gazetenin faaliyetlerini sürdürmesi zorlaştı.
Marx'ın gazetecilik
deneyimi ona devletin yalnızca teorik bir soyutlama olmadığını, günlük yaşamda
basın üzerinde doğrudan bir güç kullandığını gösterdi. Bu nedenle gazetecilik
Marx'ın düşüncesinde yalnızca geçici bir meslek değildir. Siyasal iktidarın
nasıl işlediğini, hukukun ve mülkiyet ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğini
gözlemlediği gerçek bir laboratuvar haline gelmiştir.
7.
Jenny von Westphalen: Marx'ın Hayatındaki En Önemli Ortaklardan Biri
Marx'ın yaşamını Jenny
von Westphalen'den bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Marx ile Jenny'nin
ilişkisi gençlik yıllarında başladı. Jenny'nin ailesi Marx'ın ailesinden farklı
bir toplumsal çevreye sahipti. Buna rağmen Marx ve Jenny arasındaki ilişki
sürdü ve evlilikle sonuçlandı.
Marx'ın sonraki
yaşamındaki sürgünler, yoksulluk, siyasal baskılar ve sürekli hareketlilik
düşünüldüğünde, Jenny'nin hayatındaki rolü daha da belirginleşir. Ancak
Jenny'yi yalnızca Marx'ın “eşi” olarak değerlendirmek eksik bir bakış olur.
Marx'ın yoğun yazışma ve çalışma temposunda aile yaşamının sürdürülmesi, el
yazmalarının düzenlenmesi ve günlük yaşamın yüklerinin taşınması bakımından
Jenny'nin önemli bir rolü vardı. Londra yıllarında yaşanan ağır ekonomik
sıkıntılar, bu ortaklığın ne kadar zor koşullar altında sürdürüldüğünü açık
biçimde ortaya koyacaktır.
8.
Paris: Felsefeden Komünizme Doğru
Marx'ın Paris dönemi,
düşünsel gelişiminin en önemli aşamalarından biridir. Paris, 1840'lı yıllarda
Avrupa'nın siyasal ve sosyal hareketlerinin önemli merkezlerinden biriydi. Marx
burada Fransız sosyalistleriyle, işçi hareketiyle ve farklı devrimci çevrelerle
doğrudan temas kurdu. Aynı dönemde Friedrich Engels ile ilişkisi de yeni bir
aşamaya geçti.
Marx ve Engels daha
önce karşılaşmışlardı; ancak Paris'teki yeniden buluşmaları iki düşünür ve
savaşçı arasındaki uzun süreli iş birliğinin başlangıcını oluşturdu. Bu iş
birliği, Marx'ın sonraki bütün yaşamında belirleyici olacaktır.
Feuerbach
ve materyalizmin dönüşümü
Marx'ın Paris
dönemindeki çalışmalarında Ludwig Feuerbach'ın düşüncesi de önemli bir yer
tuttu. Feuerbach, Hegelci felsefeye yönelik eleştirisiyle Marx'ın gençlik
dönemindeki dönüşümünde etkili olmuştu. Ancak Marx kısa süre içerisinde
Feuerbach'ın materyalizminin de sınırlarını görmeye başladı.
Sorun artık yalnızca
düşüncenin maddi temele sahip olduğunu söylemek değildi. İnsanların toplumsal
ilişkileri ve tarihsel faaliyetleri içerisinde düşüncenin nasıl oluştuğunu
açıklamak gerekiyordu. Bu nedenle Marx'ın materyalizmi giderek tarihsel ve
toplumsal bir materyalizme doğru gelişti.
9.
Brüksel: Teorik Çalışma ile Örgütlenmenin Birleşmesi
Marx'ın Paris'ten
sürülmesinin ardından Brüksel dönemi başladı. Brüksel, Marx ve Engels'in teorik
çalışmalarının yoğunlaştığı ve aynı zamanda uluslararası devrimci çevrelerle
ilişkilerin geliştirildiği bir merkez haline geldi.
Bu dönemde Marx'ın
düşüncesinde önemli bir başka değişim yaşandı: Komünizm artık yalnızca felsefi
bir ideal olarak ele alınmıyor, belirli toplumsal sınıfların hareketi olarak
inceleniyordu.
Alman
İdeolojisi
Engels ile birlikte
yürütülen çalışmalar Marx'ın tarih anlayışının gelişiminde önemli bir aşama
oluşturdu.
İnsanların tarihini
açıklarken onların düşüncelerinden değil, öncelikle gerçek yaşam süreçlerinden
hareket etmek gerektiği fikri güçlendi. İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için
üretirler. Üretim ilişkileri belirli toplumsal ilişkiler yaratır. Bu ilişkiler
sınıfların oluşumunu ve toplumsal çatışmaları koşullar.
Böylece Marx'ın
materyalist tarih anlayışının temel çizgileri belirginleşmeye başladı.
Proudhon
ile tartışma
Marx'ın Pierre-Joseph
Proudhon ile teorik çatışması da bu dönemin önemli olaylarındandır.
Proudhon'un mülkiyet ve
sosyalizm üzerine görüşlerine karşı Marx, toplumsal ilişkilerin tarihsel
niteliğini vurguladı. Bu tartışmanın ürünü olan Felsefenin Sefaleti,
Marx'ın politik ekonomi düşüncesinin gelişiminde önemli bir aşamadır.
10.
Komünistler Birliği ve Komünist Manifesto
1840'lı yılların
ortalarında Marx ve Engels yalnızca teorik çalışmalar yürütmüyor, aynı zamanda
farklı ülkelerdeki işçi ve komünist çevreleri birbirine bağlamaya
çalışıyorlardı.
Komünist Yazışma
Komiteleri bu çabanın önemli araçlarından biri oldu. Amaç, farklı ülkelerdeki
devrimci çevrelerin birbirinden kopuk hareket etmesini önlemek ve ortak bir
siyasal anlayış geliştirmekti. Bu çalışmalar daha sonra Komünistler Birliği'nin
oluşumuna katkıda bulundu.
1847'de Komünistler
Birliği'nin yeniden örgütlenmesinin ardından Marx ve Engels'ten bir program
metni hazırlamaları istendi. Ortaya çıkan eser Komünist Manifesto oldu.
Manifesto,
Marx'ın teorik düşüncelerini doğrudan siyasal mücadeleye bağlayan en önemli
metinlerden biridir. Metnin temel kavramları arasında sınıf mücadelesi,
burjuvazinin tarihsel rolü, kapitalist üretim biçiminin gelişimi, proletaryanın
ortaya çıkışı ve uluslararası karakteri bulunur.
Marx açısından
proletarya yalnızca yoksul insanların toplamı değildir. Kapitalist üretim
ilişkilerinin içerisinde belirli bir konuma sahip olan ve üretim araçlarından
yoksun olduğu için emek gücünü satmak zorunda kalan bir sınıftır. Bu yaklaşım
Marx'ın komünizmi salt ahlaki bir ideal olmaktan çıkarıp tarihsel ve toplumsal
ilişkiler içerisinde açıklama çabasının bir sonucudur.
11.
Sürgün: Paris, Brüksel ve Köln Arasında Devrimci Bir Hayat
Marx'ın yaşamında
sürgün neredeyse sürekli bir durum haline geldi.
|
Şehir |
Temel Politik ve Teorik Faaliyetler |
Maruz Kalınan Baskılar ve Sürgün
Detayları |
|
Köln (1842-1843) |
Rheinische Zeitung çevresinde gazetecilik; mülkiyet,
orman yasaları, siyasal özgürlük ve sansür sorunları üzerine çalışmalar. |
Prusya sansürü ve siyasal baskıların
artması; gazetenin faaliyetlerinin sona ermesi. |
|
Paris (1843-1845) |
Deutsch-Französische Jahrbücher, Fransız sosyalist çevreleriyle temas,
Engels'le yoğunlaşan iş birliği ve komünizm üzerine çalışmalar. |
Prusya'nın baskıları ve Fransız
hükümetiyle yapılan diplomatik girişimler sonucunda Paris'ten sürülme. |
|
Brüksel (1845-1848) |
Tarih ve toplum üzerine teorik
çalışmalar, Komünist Yazışma Komiteleri, Komünistler Birliği ve Komünist
Manifesto. |
Belçika makamlarının Marx'ın siyasal
faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlık; tutuklama ve sınır dışı edilme
tehdidi/baskısı. |
Bu şehirler Marx'ın
biyografisinde yalnızca coğrafi duraklar değildir. Her biri düşüncesinin başka
bir boyutunun geliştiği siyasal laboratuvarlar haline gelmiştir.
Köln'de sansür ve
hukukla, Paris'te sosyalist hareketlerle, Brüksel'de ise uluslararası komünist
örgütlenmeyle doğrudan karşılaşmıştır.
12.
1848 Devrimleri: Teorinin Tarihle Sınanması
1848, Avrupa tarihinin
en büyük devrimci dalgalarından biriydi.
Marx ve Engels bu
devrimci ortamın içerisinde yer aldı. Marx Köln'e döndü ve Neue Rheinische
Zeitung'un yayınlanmasında merkezi bir rol üstlendi.
Gazete, yalnızca haber
veren bir yayın organı değildi. Devrimin gelişimini değerlendiren, farklı
sınıfların siyasal konumlarını çözümleyen ve karşı-devrimci gelişmelere karşı
mücadele eden bir siyasal araçtı.
Marx burada
burjuvazinin devrimci rolünün sınırlarını daha açık biçimde gördü. Burjuvazi
feodal ve mutlakiyetçi düzenin tasfiyesinde ilerici bir tarihsel rol
oynayabilirdi. Ancak kendi sınıf egemenliğini tehdit eden işçi hareketi
güçlendiğinde, demokratik talepler ile sınıf çıkarları arasındaki çelişki açığa
çıkıyordu. Bu deneyim Marx'ın sınıf ittifakları, burjuva demokrasisi ve
proletaryanın bağımsız siyasal örgütlenmesi üzerine düşüncelerini
derinleştirdi.
Devrimin
yenilgisi
1848 devrimlerinin
yenilgisi Marx'ın siyasal yaşamında önemli bir kırılma yarattı. Neue
Rheinische Zeitung kapatıldı. Marx yeniden sürgün yoluna çıktı. Fakat
devrimci yenilgi, onun için teorinin terk edilmesi anlamına gelmedi. Tam
tersine, devrimlerin neden yenildiğini anlayabilmek için toplumsal yapının daha
derin biçimde araştırılması gerektiği düşüncesi güçlendi.
Siyasal mücadele, politik
ekonomi araştırmalarıyla daha sıkı biçimde birleşmeye başladı.
13.
Köln'deki Duruşmalar ve Siyasal Savunma
1848 sonrasında Prusya
yönetimi devrimci hareket üzerindeki baskısını artırdı. Marx ve arkadaşları
çeşitli soruşturmalarla karşı karşıya kaldılar. Köln'deki Komünist hareketin
yargılanması, dönemin siyasal baskısının önemli örneklerinden biriydi.
Marx'ın bu süreçteki
tavrı, onun hukuk ve siyaset arasındaki ilişkiye bakışını da ortaya koyuyordu. Mahkeme
yalnızca bir hukuk kurumu olarak görülmüyor; aynı zamanda devletin siyasal
mücadelesinin bir parçası olarak değerlendiriliyordu.
Bu nedenle Marx'ın
siyasal faaliyetinde basın, örgüt, mahkeme ve parlamento gibi kurumların
hiçbiri toplumdan bağımsız kurumlar değildi. Hepsi sınıfların ve siyasal
güçlerin mücadele alanlarıydı.
14.
Londra Sürgünü: Uzun Bir Siper Dönemi
1849'dan itibaren
Marx'ın hayatının merkezi Londra oldu. Londra ilk bakışta Marx'ın Avrupa
devrimlerinin doğrudan merkezlerinden uzaklaştığı bir yer gibi görünse de,
gerçekte onun hayatının en yoğun çalışma dönemlerinden birine dönüştü.
Ancak bu yıllar son
derece ağır ekonomik koşullar altında geçti. Marx'ın ailesi uzun süre ciddi
maddi sıkıntılar yaşadı. Ev değiştirmeler, borçlar, hastalıklar ve çocukların
ölümü aile hayatını derinden etkiledi. Bu dönemde Friedrich Engels'in yardımı
Marx'ın yaşamını sürdürebilmesi açısından büyük önem taşıdı.
Yoksulluk
ve bilimsel çalışma
Marx'ın Londra'daki
yaşamı, düşünsel üretimin soyut ve rahat koşullarda gerçekleşmediğini gösterir.
British Museum'daki uzun çalışma saatleri ile evdeki ekonomik sıkıntılar
birbirine paralel ilerledi.
Marx kapitalist
toplumun ekonomik yapısını araştırırken, kapitalist toplumun yoksulluk, borç,
işsizlik ve güvencesizlik gibi sonuçlarını kendi yaşamında da deneyimliyordu. Bununla
birlikte Marx'ın teorisini yalnızca kendi kişisel yoksulluğunun ürünü olarak
açıklamak doğru değildir. Onun politik ekonomi çalışmaları geniş bir tarihsel,
teorik ve ampirik araştırmaya dayanıyordu. Kişisel yaşamındaki sıkıntılar ise
bu araştırmaların içinde bulunduğu maddi koşulları gösterir.
15.
Marx ve Jenny: Aile İçinde Bir Mücadele
Londra yılları Marx
ailesi için ağır geçti. Marx'ın çalışma temposu, maddi sıkıntılar ve çocukların
hastalıkları aile yaşamını sürekli baskı altında tuttu.
Jenny bu süreçte
Marx'ın çalışmalarına destek verdi. Marx'ın elyazmalarının hazırlanması,
yazışmaların yürütülmesi ve aile yaşamının sürdürülmesi bakımından önemli
sorumluluklar üstlendi. Ancak Jenny'nin rolünü abartılı ve kaynağı belirsiz
ifadelerle tanımlamak yerine, Marx'ın çalışmasının gerçekleşebilmesinde aile
içindeki emeğinin önemini vurgulamak daha doğru olur.
Marx'ın yaşamındaki
trajik olaylardan biri çocuklarının erken yaşta ölmesiydi. Özellikle Edgar'ın
ölümü aile üzerinde ağır bir etki bıraktı. Marx'ın yakın çevresine yazdığı
mektuplar, bu kayıpların onda yarattığı acıyı açıkça gösterir.
Bu nedenle Marx'ın
biyografisi yalnızca kitaplar, siyasal örgütler ve teorik mücadelelerden
oluşmaz. Onun yaşamında kişisel acılar da bulunur.
16.
Henriette Marx ve “Sermaye”
Marx'ın annesi
Henriette Marx'ın oğlunun ekonomik sıkıntıları karşısında söylediği ve daha
sonra Marx biyografilerinde sıkça aktarılan “Sermaye yerine biraz sermaye
yapsaydı” biçimindeki söz, Marx'ın yaşamındaki trajikomik çelişkiyi anlatmak
için kullanılmıştır. Ancak bu tür biyografik anekdotlarda sözün tam biçimi ve
hangi koşullarda söylendiği konusunda dikkatli olmak gerekir. Bu nedenle söz,
Marx'ın ailesinin onun yaşamındaki ekonomik sorunlara ilişkin yaklaşımını
sembolik biçimde anlatan bir anekdot olarak değerlendirilebilir; Marx'ın
düşünsel gelişimiyle bir ilişkisi yoktur.
Marx'ın gerçekten de
uzun yıllar boyunca Kapital üzerinde çalışırken ekonomik güçlüklerle
mücadele etmiştir.
17.
New York Tribune ve Gazetecilik
Marx'ın Londra
yıllarında geçimini sağlamasının önemli yollarından biri gazetecilikti (ancak
düzenli ve yeterli bir gelir kaynağı değildi).
New
York Tribune için yazdığı makaleler, onun yalnızca
teorisyen değil, aynı zamanda güncel uluslararası gelişmeleri yakından izleyen
bir siyasal yorumcu olduğunu gösterir. Avrupa siyaseti, İngiltere, Fransa,
Almanya, sömürgecilik, uluslararası çatışmalar ve ekonomik gelişmeler üzerine
yazılar kaleme aldı.
Gazetecilik Marx'a
yalnızca gelir sağlamadı. Aynı zamanda farklı ülkelerdeki siyasal ve ekonomik
gelişmeleri karşılaştırmalı biçimde inceleme imkânı verdi.
Bu çalışmalar Marx'ın
kapitalizmi yalnızca tek bir ülkenin ekonomik sistemi olarak değil,
uluslararası ilişkiler içerisinde gelişen bir toplumsal sistem olarak
kavramasına katkıda bulundu.
18. Politik
Ekonomi Araştırmasının Derinleşmesi
1848 yenilgisinden
sonra Marx'ın çalışmaları giderek politik ekonomiye yoğunlaştı. Bu yönelim,
siyasal mücadeleden uzaklaşma anlamına gelmiyordu. Tam tersine Marx, kapitalist
toplumun siyasal mücadelelerini anlamak için ekonomik yapının çözümlenmesi
gerektiğini düşünüyordu.
Kapitalist üretim
biçiminin nasıl işlediği, sermayenin nasıl biriktiği, ücretli emeğin konumu,
kâr, rant, faiz ve kriz gibi sorunlar uzun yıllar boyunca onun temel araştırma
konuları oldu. Grundrisse, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı
ve nihayet Kapital bu uzun araştırma sürecinin ürünleridir.
Marx'ın yıllarca süren politik
ekonomi çalışması, onun “eylem insanı” niteliğiyle çelişmez. Tam tersine,
siyasal mücadeleye ilişkin çıkarsanan sonuçların kalıcı olabilmesi için
kapitalist toplumun hareket yasalarının bilimsel olarak kavranması gerektiği
düşüncesini yansıtır.
19. Kapital:
Savaşın Teorik Cephesi
Marx'ın
Kapital üzerindeki çalışması yalnızca ekonomik bir kitap yazma girişimi
değildi. Marx kapitalist üretim biçiminin temel kategorilerini çözümlemeye
çalıştı: Meta, kullanım değeri ve değişim değeri, değer, para, sermaye, emek
gücü, artı-değer, işgünü, mutlak ve nispi artı-değer, sermaye birikimi, makineleşme,
sanayi yedek ordusu, yeniden üretim, kâr ve üretim fiyatları.
Bu çözümleme içerisinde
Marx, kapitalist toplumun görünüşü ile özü arasındaki farkı ortaya koymaya
çalıştı. İşçi görünüşte emeğini satar; ancak Marx'a göre kapitalist açısından
satın alınan şey emek değil, emek gücüdür. Emek gücünün kullanım değeri,
değerinden daha fazla değer yaratabilmesidir.
Böylece kapitalist
üretimin temel karşıtlıklarından biri ortaya çıkar. İşçi ile kapitalist
arasındaki ilişki hukuken eşit bireylerin sözleşmesi biçiminde görünürken,
üretim sürecinde üretim araçlarının mülkiyeti ile emek gücünün mülksüzlüğü
arasında sınıfsal bir ilişki bulunmaktadır.
Marx'ın politik ekonomi
çalışmasının “savaşçı” niteliği burada teorik bir anlam kazanır: Kapitalist
toplumun yüzeydeki görünüşünün ardındaki toplumsal ilişkileri ortaya çıkarmaya
çalışmak.
20.
Birinci Enternasyonal: Teoriden Uluslararası Örgütlenmeye
1860'lı yıllarda
Marx'ın siyasal yaşamında yeni bir dönem başladı. 1864'te Uluslararası
İşçiler Birliği, yani Birinci Enternasyonal kuruldu. Bu gelişme Marx'ın
teorik çalışmalarını uluslararası işçi hareketinin örgütlenme sorunlarıyla
yeniden doğrudan ilişkilendirdi.
Enternasyonal, tek bir
ülkeden oluşan bir örgüt değildi. Farklı ülkelerden, farklı geleneklerden ve
farklı siyasal görüşlerden işçileri aynı çatı altında buluşturmaya çalışıyordu.
Bu durum örgütün hem gücü hem de zorluğuydu.
Marx burada yalnızca
teorik bir lider olarak değil, yazışmalar yapan, belgeler hazırlayan, karar
süreçlerine katılan ve farklı siyasal eğilimlerle mücadele eden bir örgütçü
olarak faaliyet gösterdi.
Açılış
Konuşması
Marx'ın hazırladığı Enternasyonal'in
Açılış Konuşması, işçi sınıfının uluslararası örgütlenmesi fikrini siyasal
bir program çerçevesinde ortaya koydu.
Burada ekonomik
mücadele ile siyasal mücadele arasındaki ilişki önem kazandı. İşçilerin
yalnızca ücretlerini artırmak için mücadele etmeleri yeterli değildi. Sınıfın
kendi siyasal gücünü geliştirmesi gerekiyordu.
Genel
Tüzük
Enternasyonal'in
örgütsel yapısının oluşturulmasında Marx'ın katkısı büyüktü. Ancak örgüt,
hiçbir zaman Marx'ın tek başına kontrol ettiği homojen bir yapı değildi. Farklı
ülkelerden gelen işçilerin farklı siyasal gelenekleri ve anlayışları vardı. Bu
farklılıklar daha sonra örgüt içerisindeki çatışmaları derinleştirecekti.
21.
Bakunin ile Çatışma
Birinci
Enternasyonal'in en önemli iç mücadelelerinden biri Marx ile Mihail Bakunin
arasındaki çatışmaydı. Bu çatışmayı yalnızca iki kişinin kişisel anlaşmazlığı
olarak değerlendirmek yetersizdir. Temel meselelerden biri, işçi hareketinin
siyasal örgütlenmesinin nasıl olması gerektiğiydi.
Marx işçi sınıfının
bağımsız siyasal örgütlenmesinin önemini vurgularken, Bakunin devlet ve siyasal
örgütlenme konusunda farklı bir yaklaşım savunuyordu. Bu ayrılık,
Enternasyonal'in geleceği üzerinde ciddi sonuçlar doğurdu.
Marx'ın örgütlü siyasal
mücadeleye verdiği önem, onun “savaşçı” karakterinin önemli bir parçasıdır.
Ancak burada “savaşçı” kavramını mutlak bir çatışma isteği şeklinde değil,
teorik ve örgütsel mücadele içerisinde belirli bir siyasal çizgiyi savunma kararlılığı
olarak anlamak gerekir.
22.
Paris Komünü: Devrimin Somut Deneyimi
1871 Paris Komünü,
Marx'ın yaşamındaki en önemli siyasal olaylardan biridir. Paris Komünü'nün
yenilgisinin ardından Marx Fransa'da İç Savaş adlı çalışmayı kaleme
aldı. Marx burada Komün deneyimini yalnızca tarihsel bir olay olarak
incelemedi. İşçi sınıfının siyasal iktidar deneyiminin sorunlarını ve
olanaklarını değerlendirdi.
Komün'ün yönetim
biçimi, temsilcilerin seçilmesi ve görevden alınabilirliği, devlet aygıtıyla
ilişkisi ve toplumsal dönüşüm potansiyeli Marx'ın dikkatini çekti.
Daha sonraki Marksist
literatürde de Paris Komünü, proletaryanın siyasal iktidar deneyiminin önemli
tarihsel örneklerinden biri olarak değerlendirilecektir.
Marx için Komün'ün
önemi, yalnızca “başarılı” veya “başarısız” olmasından kaynaklanmıyordu. Komün,
işçi sınıfının mevcut devlet aygıtını basitçe ele geçirerek kullanmak yerine,
siyasal iktidarın biçimini dönüştürmesi gerektiği sorununu somutlaştırmıştı.
23.
Devrimci Deneyimden Teorik Sonuç Çıkarmak
Marx'ın siyasal
yaşamının önemli bir özelliği, olayları yalnızca yaşamakla yetinmemesidir. 1848
devrimleri, Komün ve Enternasyonal deneyimi onun için teorik inceleme
konularıydı.
Bu nedenle Marx'ın
yöntemi şu biçimde özetlenebilir:
eylem
→ deneyim → eleştiri → teorik sonuç → yeniden eylem.
Bu döngü onun
düşüncesinin gelişiminde merkezi bir yer tutar.
Bir hareket
yenildiğinde yalnızca yas tutmak yerine yenilginin nedenlerini araştırmak; bir
örgüt başarısız olduğunda yalnızca örgütü suçlamak yerine örgütsel yapıyı ve
tarihsel koşulları incelemek; ekonomik bir kriz ortaya çıktığında yalnızca
sonuçlarını değil, kapitalist üretim ilişkilerindeki nedenlerini araştırmak
Marx'ın düşünsel pratiğinin temel özelliklerinden biridir.
24.
Marx'ın “Savaşçı” Karakteri
Nicolaievsky ve
Maenchen-Helfen'in biyografisinin Marx portresinde “savaşçı” kavramının özel
bir anlamı vardır.
Marx'ın savaşçılığı
birkaç farklı düzeyde görülebilir.
1.
Entelektüel mücadele
Marx, kendi döneminin
hâkim düşünceleriyle sürekli hesaplaştı. Hegelcilik, Genç Hegelcilik,
Feuerbachçılık, Proudhonculuk ve çeşitli sosyalist akımlarla yaptığı
tartışmalar düşüncesinin gelişiminde önemli rol oynadı.
2.
Siyasal mücadele
Sansüre, gerici devlet
politikalarına ve siyasal baskıya karşı gazetecilik ve örgütlenme faaliyetleri
yürüttü.
3.
Örgütsel mücadele
Komünistler Birliği ve
Birinci Enternasyonal içerisinde örgütsel sorunlarla uğraştı.
4.
Bilimsel mücadele
Kapitalizmin ekonomik
yapısını yıllarca süren araştırmalarla çözümlemeye çalıştı.
5.
Kişisel mücadele
Sürgün, yoksulluk,
hastalık ve ailevi kayıplar gibi ağır koşullar içerisinde çalışmalarını
sürdürdü.
Bu beş boyut
birbirinden ayrı değildir. Marx'ın özgünlüğü, bunların aynı yaşam içerisinde
birleşmesinde yatar.
25.
Teori ve Eylem Birliği
Marx'ın yaşamından
çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri, teori ile eylemin birbirinden
koparılamayacağıdır. Teori, gerçeklikten kopuk bir soyutlama haline geldiğinde
toplumsal mücadeleyi açıklayamaz. Eylem ise teorik bir kavrayıştan yoksun
kaldığında mevcut koşulların sınırları içerisinde kalabilir. Marx'ın yaşamında
bu ikisi sürekli olarak birbirini beslemiştir.
Gazetecilik ona
toplumsal sorunları gösterdi. Siyasal mücadele sınıf ilişkilerini daha yakından
incelemesini sağladı. 1848 devrimleri ona devrimci ittifakların ve sınıf
mücadelelerinin somut sorunlarını gösterdi. Londra sürgünü politik ekonomi araştırmalarını
derinleştirdi. Birinci Enternasyonal işçi sınıfının uluslararası
örgütlenmesinin sorunlarını ortaya çıkardı. Paris Komünü ise devlet ve siyasal
iktidar sorunlarını somut bir tarihsel deneyim üzerinden yeniden düşünmesine
imkân verdi.
Dolayısıyla Marx'ın
teorisi, yaşamdan kopuk bir sistem değildir.
26.
Marx'ın Yaşamındaki Çelişki: Bilim İnsanı ve Devrimci
Marx'ın kişiliğinde
dikkat çekici bir başka özellik, bilimsel araştırma ile devrimci siyasal
tutumun aynı kişide birleşmesidir.
Bir tarafta yıllarca
süren politik ekonomi araştırması vardır. Diğer tarafta günlük siyasal
mücadele, örgütsel tartışmalar ve devrimci hareket bulunmaktadır. Bu durum ilk
bakışta bir çelişki gibi görünebilir. Ancak Marx açısından ikisi birbirini
tamamlar.
Kapitalist toplumun
nasıl işlediğini bilmeden kapitalizmin dönüştürülmesi üzerine ciddi bir siyasal
strateji kurulamaz. Aynı şekilde kapitalizmin ekonomik kategorilerini
incelemek, bu ilişkilerin tarihsel ve toplumsal niteliğini görmezden gelmek
anlamına gelmez.
Marx'ın teorisinin
ayırt edici yönlerinden biri tam da burada ortaya çıkar: Kapitalizmi
açıklamak ile kapitalizmin tarihsel sınırlarını araştırmak aynı teorik
hareketin iki yönüdür.
27.
Son Yıllar: Mücadele Sürüyor
Marx'ın yaşamının son
yıllarında sağlık sorunları ve kişisel kayıplar arttı. Buna rağmen
araştırmaları tamamen sona ermedi.
Kapital'in
yayımlanmasından sonra bile Marx politik ekonomi üzerine çalışmalarını
sürdürdü. Farklı ülkelerin ekonomik ve toplumsal gelişmeleriyle ilgilendi. Onun
ilgisi yalnızca İngiltere ile sınırlı değildi. Rusya, Amerika, Hindistan ve
diğer ülkelerin gelişmeleri üzerine de okudu ve notlar aldı.
Bu durum Marx'ın
kapitalizmi yalnızca Batı Avrupa'ya özgü bir olgu olarak görmediğini gösterir. Dünya
kapitalizminin farklı bölgelerindeki gelişmeleri karşılaştırmaya çalışması,
onun son dönem araştırmalarının önemli bir özelliğidir.
28.
Marx'ın Ölümü ve Bir Mirasın Başlangıcı
Karl Marx 14 Mart
1883'te Londra'da öldü. Ölümü, yaşamının siyasal mücadelelerle geçen döneminin
sonu olmakla birlikte, düşüncelerinin tarihsel etkisinin başlangıcı anlamına
geldi. Marx'ın eserleri ölümünden sonra giderek daha geniş çevrelere yayıldı.
Ancak Marx'ın
düşüncesini yalnızca daha sonra ortaya çıkan siyasal rejimlerle veya siyasal
hareketlerle özdeşleştirmek, onun kendi yaşamındaki teorik ve tarihsel bağlamı
gözden kaçırabilir.
Marx'ın düşüncesi, 19.
yüzyıl Avrupa'sının kapitalist dönüşümü, sanayileşme, işçi sınıfının ortaya
çıkışı, siyasal hak mücadeleleri, devrimler ve uluslararası işçi hareketleri
içerisinde şekillenmiştir. Bu nedenle Marx'ı anlamanın yolu, onu yalnızca
sonraki yüzyılın tartışmaları üzerinden değil, kendi döneminin toplumsal
gerçekliği içerisinde değerlendirmekten geçer.
29.
Sonuç: Düşünceden Eyleme, Eylemden Teoriye
Karl Marx'ın yaşamı,
teori ile eylemin birbirinden kopuk iki faaliyet olmadığını gösteren çarpıcı
bir biyografidir.
Trier'deki gençlik
yıllarından Berlin'deki felsefi çalışmalara, gazetecilikten sürgünlere, Paris
ve Brüksel'deki komünist örgütlenmeden 1848 devrimlerine, Köln'deki siyasal
mücadeleden Londra'daki politik ekonomi araştırmalarına ve Birinci
Enternasyonal'den Paris Komünü'nün değerlendirilmesine kadar uzanan bütün yaşam
çizgisinde aynı temel hareket görülür: Gerçekliği anlamak ve bu anlayışı
toplumsal mücadeleyle ilişkilendirmek.
Marx'ın “savaşçı”
karakteri bu nedenle yalnızca sert polemiklerinde ya da siyasal
mücadelelerindeki kararlılığında aranamaz. Onun asıl savaş alanı, toplumun
nasıl işlediğine ilişkin hâkim açıklamaların sorgulanmasıydı.
Mülkiyet ilişkilerinin
doğal ve değişmez olmadığını; sınıfların tarihsel olarak oluştuğunu; kapitalist
üretim biçiminin belirli tarihsel koşullar içerisinde ortaya çıktığını; ücretli
emeğin, sermayenin ve devletin toplumsal ilişkilerden bağımsız düşünülemeyeceğini
göstermeye çalıştı.
Fakat Marx'ı yalnızca
teorisyen olarak değerlendirmek de aynı ölçüde eksik kalır. O, yazdıklarını
örgütlenme ve siyasal mücadele içerisinde sınadı. Yenilgiler yaşadı, sürgün
edildi, sansürle karşılaştı, ekonomik sıkıntılar çekti ve ailesinde ağır
kayıplar yaşadı. Buna rağmen teorik çalışmasını sürdürdü.
Bu nedenle Marx'ın
yaşamındaki temel birlik şu şekilde ifade edilebilir: Teori eylemden doğar;
eylem teori tarafından yönlendirilir; eylemin sonuçları yeniden teorik
eleştirinin konusu olur.
Marx'ın “savaşçılığı”
da tam olarak bu sürekli hareket içerisinde anlaşılmalıdır. O, dünyayı yalnızca
açıklamaya çalışan bir düşünür değil, açıklamanın kendisini toplumsal dönüşüm
sorusuyla birleştiren bir düşünürdü.
Bu nedenle Karl Marx'ın
biyografisi yalnızca bir filozofun, ekonomistin ya da siyasal düşünürün
biyografisi değildir. Aynı zamanda 19. yüzyılın toplumsal mücadeleleri
içerisinde düşüncenin nasıl bir mücadele aracına dönüşebileceğinin tarihidir.
Yararlanılan
Kaynak: Boris Nicolaievsky ve Otto Maenchen-Helfen, İnsan
ve Savaşçı Karl Marx, Akademi Yayınları, 2010.
png.png)