Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
Yusuf Zamir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yusuf Zamir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2021 Çarşamba

Adil Dağıtım Yaygarası-Yusuf Zamir

14-15 Şubat 1875 tarihinde, Almanya'nın Gotha kasabasında toplanan bir komisyon, Alman İşçileri Genel Derneği ile Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin birleşme kongresine sunulmak üzere bir program taslağı hazırladı. Taslak, görüşünü bildirsin diye Marks'a gönderildi. Marks, program taslağını eleştiren kısa notlar yazdı ve kongre öncesinde liderlere iletilmek üzere yolladı. Ancak Marks'ın eleştirileri hoşa gitmediği için hasıraltı edildi, kimi liderlere hiç ulaştırılmadı.

Birleşme kongresi 22-27 Mayıs 1875'de toplanarak Almanya Sosyalist İşçi Partisi'ni kurdu. Kongre, daha sonra Gotha Programı olarak ünlenen taslağı az bir değişiklikle kabul etti. Marks'ın Gotha eleştirisi uzun yıllar gün yüzü görmedi. Engels, ancak 31 Ocak 1891'de, Neue Zeit'da, metnin basın yasası yüzünden biraz yumuşatılmış bir versiyonunu yayımlatabildi.

O zamanki Alman işçi hareketinde Ferdinand Lassalle'cı (1825 - 1864) fikirler yaygındı. Lasal, sosyalizmi tüketim araçlarının adil paylaşımı olarak takdim ediyordu. Bu popülist takdim, kurtuluş mücadelesini yavanlaştırarak düzen sınırlarına çeken bir eksen kaymasına yol açıyordu. Nitekim, Lasalcı adil dağıtım vurgusu, daha sonraki yıllarda iyice burjuva reformizmine kayan sosyal demokrasi akımının ideolojik temellerinden biri olmuştur.

Marks, Gotha programında adil dağıtımın öne çıkarılmasını "şu dağıtım denen şey için bu kadar yaygara koparılması ve esas vurgunun buna vurulması işin genelindeki bir hatadır" diye eleştirdi ve sosyalizmi asıl tanımlayan niteliği şöyle anlattı:

"Bir yandan 'emeğin tüm ürünü', öte yandan 'eşit hak', 'adil dağıtım' deyişleri üzerinde daha uzun durdum. Amacım, belli bir dönemde belli bir anlam taşımış bulunan ama şimdi artık eskimiş lâf salatasına dönen bu fikirleri partimize tekrar dogma olarak dayatma girişiminin nasıl bir suç olduğunu göstermektir. Amacım, partiye çok büyük emeklerle aşılanmış ve şimdi onda kök salmış bulunan gerçekçi bakış açısını, demokratlar ve Fransız sosyalistleri arasında çok yaygın olan hak ve öteki süprüntüler üstüne ideolojik saçmalıkları kullanarak saptırma girişiminin nasıl bir suç olduğunu göstermektir.

"Şimdiye kadar yaptığım analizler bir yana, şu dağıtım denen şey için bu kadar yaygara koparılması ve esas vurgunun buna vurulması işin genelindeki bir hatadır.

"Her üretim tarzında tüketim araçlarının dağıtımı, bizatihi üretimin koşullarının dağıtımının bir sonucudur. Üretimin koşullarının dağıtımı da bizatihi üretim tarzının bir niteliğidir. Örneğin kapitalist üretim tarzı, yığınlar sadece işgücüne, yani üretimin kişisel koşuluna sahipken, üretimin maddi koşullarının sermaye ve toprak mülkiyeti biçiminde işçi olmayanların elinde bulunması gerçeğine dayanır. Eğer üretimin unsurları böyle dağıtılırsa, tüketim araçlarının bugünkü dağıtımı bunun otomatik bir sonucudur.

"Eğer üretimin maddi koşulları işçilerin kendi kooperatif mülkü haline gelirse, bunun sonucunda, tüketim araçlarının dağıtımı da şimdikinden değişik olacaktır. Vulgar sosyalizm (ve onun aracılığıyla demokrasinin bir kesimi), burjuva ekonomistlerden dağıtımı üretim tarzından bağımsızmış gibi ele almayı ve bu yüzden de sosyalizmi öncelikle dağıtım çevresinde dönüp dolaşırmış gibi takdim etmeyi devralmıştır. Gerçek ilişkiler çoktandır açıklığa kavuşturulmuş olmasına rağmen geriye dönmek niye?" (K. Marks, "Gotha Programının Eleştirisi", 1875, MESY, İng., c. 3, s. 19-20.)

Alıntıyı çözümlemek için öncelikle metinde geçen "dağıtım" kavramının kullanıldığı farklı bağlamları ayırt edelim. Üçüncü paragrafın başında "dağıtım"ın iki ayrı soyutlama düzleminde kullanıldığını görüyoruz:

1. "Üretimin koşullarının dağıtımı".

2. "Tüketim araçlarının dağıtımı".

İkinci soyutlama düzlemi, yani tüketim araçlarının dağıtımı, birinci soyutlama düzleminin, yani üretimin koşullarının dağıtımının bir sonucu olarak ortaya çıkar. O halde, tüketim araçlarının dağıtımının karakterini çözümlemek için öncelikle bakılması gereken yer, üretimin koşullarının nasıl dağıtıldığıdır. Marks bu tespiti daha önce Grundrisse'de de yapmıştır:

"En sığ kavranışıyla dağıtım, ürünlerin dağıtımı gibi görünür ve bu ölçüde üretimden uzaklaşıp yarı bağımsızlaşır. Ancak dağıtım, ürünlerin dağıtımı olmazdan önce, birincisi, üretim araçlarının dağıtımıdır, ikincisi, aynı ilişkinin başka bir boyutu olarak toplum üyelerinin farklı üretim dalları arasındaki dağıtımıdır (bireylerin belirli bir üretim ilişkilerine tabi kılınması). Ürünlerin dağıtımının, bizzat üretim sürecinde içerilmiş olan ve üretimin yapısını belirleyen bu dağıtımın (üretimin koşullarının dağıtımının - YZ) sadece bir sonucu olduğu açıktır." (K. Marks, Grundrisse, Ağustos 1857 - Mart 1858, İng., çev. Martin Nicolaus, Penguin Books, s. 96.)

Üretimin koşulları, emek ile emeğin maddi koşullarından oluşur. Üretimin koşullarına sahipliğin durumu, yani işgücü ile üretimin maddi koşullarına sahipliğin durumu, üretim tarzının niteliğini tayin eder.

Üretilen ürünlerin dağıtımının karakteri, her üretim tarzında, üretimin koşullarına sahipliğin durumuna bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin ilkel komünal toplumda üretimin bütün koşulları spontane birlik halindedir. İlkel komün, herkesin toplam işgücünü ve üretimin maddi koşullarını komünal olarak sahiplenme temelinde üretim yapar. Üretimin bütün unsurları komünal olarak sahiplenildiği için üretilen ürünlerin dağıtımı da komünal karakterde olur. Ata kültü, tecrübeli üyelere saygı, gelenek, görenek çerçevesinde oluşan komünal irade, üretilen ürünlerin komün üyeleri arasındaki dağıtımını doğrudan hayata geçirir.

Emek ile emeğin maddi koşullarının tarihsel yabancılaşma süreci içinde birbirinden ayrılması üretimin koşullarını parçalamıştır. Üretimin koşullarının parçalanması kapitalizmde doruğa çıkmıştır. Kapitalist toplumda üretimin koşulları öyle dağılmıştır ki, bir yanda üretimin kişisel koşuluna, yani işgücüne sahip olan işçiler, öte yanda da üretimin maddi koşullarına, yani geçim ve üretim araçlarına sahip olan kapitalistler vardır.

İşçiler işgücüne, yani emek harcama kapasitesine sahiptirler. Ancak, işçilerin bu kapasitelerini yeniden üretebilmeleri için, yani yaşayabilmeleri için geçim araçlarına ulaşmaları gerekir. Gelgelelim, geçim araçları -ki geçmiş emek faaliyetlerinin ürünüdür- işçilerden ayrı olarak vazedilmiştir.

İşçiler, aynı zamanda, emek faaliyeti için gereken maddi unsurlardan da -ki bunlar da geçmiş emek faaliyetlerinin ürünüdür- ayrı olarak vazedilmiştir. Emeğin maddi unsurları, yani emek araçları ve emek nesneleri, canlı emeğin karşısında sermaye olarak mevzilenmiştir.

Üretimin koşullarının yukarıdaki gibi parçalandığı kapitalist toplumda üretimin yapılabilmesi için çözülmesi gereken sorun, canlı emek ile emeğin maddi unsurlarının nasıl yan yana getirileceğidir.

Sorunun çözümü özel mülkiyet ilişkisindedir. Özel mülkiyet, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrılmasıyla doğmuş olan insana aykırı toplumsal ilişki biçimlerinden biridir. Özel mülkiyet ilişkisi, mülk sahipliğine, toplumun şimdiki ve geçmiş emek faaliyeti üstünde tasarrufta bulunma iktidarını verir.

Toplumun geçmiş emek faaliyetlerinin ürünleri olan üretimin maddi unsurları, özel mülkiyet dokunulmazlığı altında zaten kapitalistlerin tasarrufundadır. Kapitalistler, kontrolleri altındaki üretimin maddi unsurlarının yanına üretimin öznel unsurunu da katmak için, işçilerin işgüçlerini ücret karşılığı satın alarak mülkiyetlerine geçirirler. Böylece, canlı emek ile emeğin maddi unsurları özel mülkiyetin toplumsal iktidarı altında "birleşir" ve üretim yapılabilir olur. Üretimin bütün unsurlarına bu şekilde sapkınca sahipleniş, kapitalistlere işçilerin ürettiği ürünlere "el koyma hakkı"nı verir.

Kapitalist toplumda işgücüne sahiplik ile üretimin maddi koşullarına sahipliğin birbirinden kopuk olması, üretimin sonuçlarının dağıtılacağı insana aykırı tarzı da belirler: İşgücü sahibi olan işçiler ücret, geçim ve üretim araçları sahibi olan kapitalistler de kâr alır.

Toprak sahipliği, üretimin öteki maddi koşullarına sahiplikten tarihsel olarak farklı gelişmiştir. Her toprak sahibi, kapitalist işletmeciliğe soyunarak doğrudan işçi çalıştırmaz. Bazı toprak sahipleri toprağını kapitalist girişimciye kiralar, karşılığında kapitalistten toprak rantı alır. Toprak rantı, toprak sahibinin, toprağını kiraya verdiği kapitalist girişimcinin kârından kira bedeli olarak aldığı paydır. Başka bir deyişle, toprak rantı, toprak sahibinin kapitalistle ortak olarak işçiden sömürdükleri artı-değerden payına düşen miktardır.

Ortak olarak işçiyi sömürme durumu, kapitalist girişimciye para-sermaye kiralayıp karşılığında faiz alanlar için de geçerlidir. Kapitalist toplumda üretimin sonuçlarının dağıtımı, sömürü ilişkisini ifade eden ücret, kâr, toprak rantı, faiz gibi sapkın toplumsal biçimler altında gerçekleşir.

Doğrudan üreticiler üretimin maddi koşullarını komünal olarak sahiplenmedikleri sürece, sömürü ilişkisinden arınmış bir dağıtım mümkün değildir. Onun için, üretimin maddi koşullarının sahipliğiyle ilgilenmeyen adil paylaşım popülizmiyle Marks'ın hiçbir ilgisi yoktur.

Marks'ın asıl baktığı yer, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının sahici birliğinin sağlanıp sağlanmadığı, yani mülkiyetin ortadan kaldırılıp kaldırılmadığıdır. Yukarıdaki alıntıda geçen "eğer üretimin maddi koşulları işçilerin kendi kooperatif mülkü haline gelirse" ibaresi bunu anlatır.

İnsanlığın komünist (sosyalist) topluma adım atacağı moment, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının üst düzeyde yeniden birliğinin sağlanacağı, böylece yabancılaşmış emeğin ortadan kalkıp yerine özgür yaratıcı faaliyetin geleceği momenttir. Bu moment, komünist (sosyalist) toplumun esas niteliğini kuran momenttir. Komünist (sosyalist) toplumda tüketim araçlarının dağıtım tarzı, bu esas niteliği içinde barındıran bir sonuç olarak ortaya çıkar.

Onun için Marks vurguyu, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının insana layık bir tarzda, doğrudan birleşmesine vurur. Doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının sahiden birleştiği, böylece doğrudan üreticilerin toplumsal üretkenliklerini kendi ellerine aldıkları toplumda üretimin sonuçlarının dağıtımı komünal bir karaktere kavuşur. Komünal toplumda doğrudan üreticilerin tüketim araçlarına ulaşabilmek için, kapitalist toplumda olduğu gibi, bireysel işgüçlerini meta kılığına sokarak ücret biçimindeki parayla, parayı da tüketim araçlarıyla mübadele etmesi yoktur.

Komünist Toplumun İlk Aşamasında Mübadele-Yusuf Zamir

"Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif bir toplumda üreticiler ürünlerini mübadele etmezler...

"Bireysel üreticinin topluma verdiği, kendi bireysel emek miktarıdır. Örneğin toplumsal işgünü bireysel çalışma saatlerinin toplamından oluşur. Bireysel üreticinin bireysel emek zamanı, onun toplumsal işgününe katmış olduğu bölümdür, onun toplumsal işgünündeki payıdır. Bireysel üretici, toplumdan (ortak fonlar için sarfetmiş olduğu emeğin indirimi yapıldıktan sonra) şu kadar emek miktarı katmıştır diye bir sertifika alır. Bu sertifika ile toplumsal stoklardan aynı emek miktarına mal olmuş tüketim araçları çeker. Topluma bir biçimde verdiği aynı emek miktarını, ondan başka bir biçimde geri alır.

"Açıktır ki burada, eşit değerlerin mübadelesi söz konusu olduğu kadarıyla, meta mübadelesini düzenleyen ilkenin aynısı geçerlidir. İçerik ve biçim değişmiştir. Çünkü bu değiştirilmiş koşullar altında, birincisi, kimse emeğinden başka bir şey veremediği gibi, ikincisi, bireylerin mülkiyetine de bireysel tüketim araçlarından başka hiçbir şey geçemez. Ama tüketim araçlarının bireysel üreticiler arasında dağıtımı açısından bakıldığında, eşdeğer metaların mübadelesindeki aynı ilke geçerlidir. Bir biçim altındaki belli bir miktar emek, başka bir biçim altındaki eşit miktar emek ile mübadele edilir." (K. Marks, "Gotha Programının Eleştirisi", 1875, MESY, İng., c. 3, s. 17-18.)

Gotha Eleştirisi'nde Marks, "mübadele"yi bazı yerlerde lâfzi-literal anlamda, bazı yerlerde de ekonomi politiğin teorisini yaptığı "mübadele ilişkisi"ne referansla kullanmıştır. Her bir kullanım, birbirinden niteliksel olarak farklı iki ayrı üretim tarzından birine işaret eder.

Bu farklılığı görmek için, yukarıda "mübadele etmek" fiilinin iki ayrı anlamda nasıl kullanıldığına bakalım:

1. "Mübadele etmek" fiilinin ekonomi politik bağlamda kullanımı: "Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif bir toplumda üreticiler ürünlerini mübadele etmezler."

Bu cümle, bütün aşamalarıyla komünist toplumun genelini, kapitalist topluma referansla, negatifinden tarif etmektedir. Cümledeki negatif belirlemenin ima ettiği alt önerme şudur: "Üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalist toplumda üreticiler ürettikleri metaları mübadele ederler."

Görüldüğü gibi "mübadele etmek" fiili, hem alt önermede hem de alt önermeyi çıkardığımız asıl cümlede kapitalist toplumdaki mübadele ilişkisine atfen kullanılmıştır.

2. "Mübadele etmek" fiilinin lâfzi anlamda kullanımı: "Bir biçim altındaki belli bir miktar emek, başka bir biçim altındaki eşit miktar emek ile mübadele edilir." Fiilin buradaki kullanımı doğrudandır, ekonomi politiğin kavramlaştırdığı mübadele ilişkisine herhangi bir atıf yoktur.

Ekonomi politiğin teorisini yaptığı mübadele ilişkisi, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrı olduğu, insanların kendi faaliyetlerine değil, fakat yabancılaşmış faaliyetin insanlara hükmettiği kapitalist toplumdaki sapkın toplumsal ilişkilerden biridir.

Kapitalist toplumda maddi yaşamı üretme faaliyeti, insanlardan koparak "ekonomi" denilen otonom bir toplumsal iktidar alanı yaratmıştır. İnsana yabancılaşmış emek faaliyeti, bu otonom alan içinde, özel mülkiyet, meta, değer, para, piyasa, ücretli emek, sermaye gibi insana aykırı toplumsal ilişki biçimleri halinde belirir. Bütün bu toplumsal ilişki biçimleri, birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde olarak ama kendi özgül tarzlarıyla, insanlar üstünde gayri şahsi bir toplumsal tahakküm kurarlar. Ekonomi politik, yabancılaşmış emek faaliyetinden doğan bu sapkın toplumsal ilişki biçimlerinin insanlar üstünde kurduğu gayri şahsi tahakkümün işleyişini teorize eder.

Kapitalist toplumdaki mübadele, insanların iradesi dışında, dolayısıyla mistik bir toplumsal süreç olarak gerçekleşir. Bu mistik mübadele sürecini gerçekleştiren, insana yabancılaşmış faaliyetin vahşi iradesidir; ekonomi politiğin diliyle konuşursak, değer yasasının otonom işleyişidir.

Komünist toplumda ise doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşulları birleşmiş olduğu için faaliyetin insana yabancılaşmışlığı ortadan kalkmıştır. Faaliyetin tamamı, artık komünalleşerek insana geri dönmüş, yani komünal iradenin kontrolü altına girmiştir. Artık maddi yaşamı üretme faaliyetinin insanlardan koparak "ekonomi" denilen otonom bir iktidar alanı yaratması yoktur. Yabancılaşmış emek faaliyetinin ortadan kalkmasıyla birlikte, yabancılaşmış emekten doğan insana aykırı toplumsal ilişkilerin insanlara hükmetmesi de ortadan kalkmıştır.

Komünist toplumda faaliyet, artık komünal iradenin doğrudan fiile çıkışı olarak gerçekleşmektedir. Komünist toplumda komünal bireyler komünal faaliyetlerini doğrudan doğruya kendileri düzenlemekte, bu kapsamda emek faaliyetlerini de doğrudan doğruya kendileri, yalın-saydam anlamıyla, mübadele etmektedirler.

Yukarıdaki iki ayrı niteliksel durumda, mübadeleyi sürdüren iradelerin farklı olmasının yanı sıra, mübadele edilenler de birbirlerinden farklıdır:

Kapitalist toplumda, yabancılaşmış emek koşullarına özgü mübadele ilişkisi içinde mübadele edilen, bireysel üreticilerin emek faaliyetlerini içinde soğurmuş olan metalardır: "Üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalist toplumda üreticiler ürettikleri metaları mübadele ederler."

Komünist toplumun ilk aşamasında ise, komünal emek koşulları içinde mübadele edilen, doğrudan doğruya komünal üreticilerin emek faaliyetleridir: "Bir biçim altındaki belli bir miktar emek (faaliyeti- YZ), başka bir biçim altındaki eşit miktar emek (faaliyeti - YZ) ile mübadele edilir."

Ancak aynı niteliklerin eşit miktarları birbirleriyle doğrudan doğruya mübadele edilebilir. Bu nedenle, kapitalist toplumdaki bireysel emekler üretimde fiilen harcanırken henüz toplumsal olmadıkları için, yani aynı niteliği taşımadıkları için birbirleriyle doğrudan doğruya mübadele edilemezler. Bu sorunun çözümü, binlerce yıldır gelişegelen meta mübadelesi işleyişindedir.

Meta mübadelesinde, yalıtık birimlerde fiilen harcanan özel emek miktarları değil, fakat o özel emek miktarlarını içinde soğuran metalar mübadele sürecine girer. Metaların birbirleriyle mübadelesi, metaların piyasa curcunası içinde oluşan mübadele oranları, yani mübadele değerlerine göre yapılır.

Değer, kendi başına ele alındığında, sırf bir soyutlamadır. Metaların değeri, kendisini amprik olarak, metaların mübadele süreci içinde oluşan mübadele değerlerinde gösterir. Metaların mübadele değerlerinin, yani metaların birbirleriyle mübadele oranlarının fiilen hangi rakamsal değerlerde tahakkuk ettiği, ancak metaların mübadele işleminin tamamlanmasıyla belli olur. Dolayısıyla, bir metaın üretiminde harcanan özel emek miktarının ne kadarının toplumsal olarak gerekli sayıldığı, yani ne kadarının, o metaın değerinde temsil edilerek soyut toplumsal emek mertebesine yükseldiği, ancak metalar satıldıktan sonra toplumsal bir gerçeklik haline gelir.

Komünist toplumun ilk aşamasında ise mübadele edilen, yalıtık bireylerin emek ürünleri değil, fakat komünal bireylerin fiilen harcadıkları emeğin eşit miktarlarıdır. Komünal bireylerin harcadığı emeklerin eşit miktarları birbirleriyle doğrudan doğruya mübadele edilebilmektedir. Çünkü her komünal bireyin harcadığı emek, vazedilişi itibarıyla daha baştan toplumsal emektir, yani aynı niteliktedir.

Komünist toplumda insanın işgücü meta olmaktan kurtulmuş, insanın yaratıcılık kapasitesi olarak insana geri dönmüştür. Dolayısıyla komünist toplumda komünal birey topluma işgücü metaı verip, karşılığında ücret almaz. Komünist toplumun ilk aşamasında komünal birey, topluma, üretimde fiilen harcadığı toplumsal emek zamanını verir. Komünal bireyin emek faaliyeti daha baştan toplumsal olduğu için, harcadığı emek zamanı doğrudan doğruya toplam toplumsal emek zamanının bir parçasıdır.

Komünal toplumun ilk aşamasında komünal bireyin topluma verdiği toplumsal emek miktarından komünal fonlar için belli kesintiler yapılır. Komünal üretici, çalışmasının geriye kalan kısmı için toplumdan "şu kadar (toplumsal - YZ) emek miktarı katmıştır diye bir sertifika alır". Böylece, sertifikadaki toplumsal emek miktarına eşit miktarda toplumsal emeğe mal olmuş tüketim araçlarını toplumsal stoklardan çekmeye hak kazanır.

Komünal bireyin toplumdan aldığı sertifika, para değildir. Bu sertifikalarla bireysel tüketim araçlarından başka hiçbir şey alınamaz.

"Toplumsallaştırılmış üretimde para-sermaye ortadan kalkmıştır. İşgücü ve üretim araçlarını farklı üretim dallarına toplum dağıtmaktadır. Üreticiler, ... tüketim mallarının toplumsal arzından (harcadıkları toplumsal - YZ) emek zamanlarına tekabül eden bir miktarı çekme hakkını kendilerine tanıyan bir kağıt kupon alırlar. Bu kuponlar para değildir. Bunlar dolaşıma girmezler." (K. Marks, Kapital, İng., c. 2, s. 362.)

Komünist toplumun ilk aşamasında "eşit değerlerin mübadelesi söz konusu olduğu kadarıyla, meta mübadelesini düzenleyen ilkenin aynısı geçerlidir".

Komünist toplumun ilk aşaması ile meta mübadelesinde aynı olan ilke, eşit miktardaki toplumsal emeğin birbirleriyle mübadele edilmesidir. Bu ilkenin her iki farklı niteliksel durumda da geçerli olması, gevşek aklın hezeyan ettiği gibi, komünist toplumun ilk aşamasında değer yasasının çalıştığı anlamına asla gelmez.

Kapitalist toplumda eşdeğerliler birbirleriyle mübadele edilir ilkesinin hayata geçmesi için, yalıtık birimlerde harcanan özel emeklerin önce meta, değer, para, piyasa gibi dolambaçlı-mistik süreçlerden geçerek "toplumsal emek" payesi kazanması gerekir.

Komünist toplumda ise eşdeğerliler birbirleriyle mübadele edilir ilkesinin hayata geçmesi için bireysel emeklerin önce bu sapkın süreçlerden geçmesine gerek yoktur. Çünkü komünist toplumdaki bireysel emekler daha baştan toplumsal emek olarak vazedilmiştir. Onun için komünist toplumdaki bireysel emek, değer yasasının "toplumsallaştırıcı" işleyişine maruz kalmaksızın, başka bir biçim altındaki eşit miktarda toplumsal emek ile doğrudan doğruya mübadele edilebilir. Komünist toplumdaki mübadelenin bu doğrudanlığından ötürü, eşdeğerliler birbirleriyle mübadele edilir ilkesi ile pratik çatışma halinde değildir.

Meta mübadelesinde metaların birbirlerinin ne kadarının eşdeğeri olduğunu tayin eden irade, değer soyutlamasının gayri şahsi toplumsal iradesidir. Pazarda karşı karşıya gelen iki mübadelecinin sahibi oldukları metaları anlaştıkları bir oranla mübadele etmeleri, sanki onların "özgür" iradelerinin bir tecellisiymiş gibi görünür. Ancak tekil değil de binlerce durumda yapılan pazarlıklar dikkate alındığında, her tekil durumda anlaşmaya varılan mübadele oranlarının, aslında "toplumsal olarak gerekli emek" standardı etrafında döndüğü görülür.

Demek ki, bir metaın ne kadarının öteki metanın eşdeğeri olduğunu, mübadelecilerin "özgür" iradesi değil, fakat mübadelecilerin iradesi dışında gelişen dolambaçlı-mistik süreçlerin ortaya çıkardığı toplumsal olarak gerekli emek standardı tayin eder. Bu dolaylı işleyişten ötürü, meta mübadelesi koşullarında, eşdeğerliler birbirleriyle mübadele edilir ilkesi ile pratik çatışma halindedir. "Meta mübadelesinde ... eşdeğerlilerin mübadelesi ancak ortalama olarak vardır, tekil durumlarda yoktur".

Dahası, komünist toplumun ilk aşamasında "meta mübadelesini düzenleyen ilke"nin, yani toplumsal emeğin eşit miktarlarının birbirleriyle mübadelesinin geçerliliği, sadece "tüketim araçlarının bireysel üreticiler arasında dağıtımı" ile sınırlıdır. Çünkü bu ilke, özel mülkiyetin, metaın, değerin, paranın, piyasanın, ücretli emeğin, sermayenin olmadığı, tamamen değiştirilmiş bir sahnede hayata geçmektedir.

"Bu değiştirilmiş koşullar altında, birincisi, kimse emeğinden başka bir şey" veremez. Komünist toplumda kimse, başkalarının emek ürünlerini özel mülkiyet biçimi altında sahiplenip biriktiremez. Onun için kimse topluma eşdeğer olarak kendi emeğinden başka hiçbir şey, örneğin mülkiyetine geçirdiği başkalarının emek ürünlerini veremez.

"İkincisi, bireylerin mülkiyetine de bireysel tüketim araçlarından başka hiçbir şey geçemez." Komünal bireyler, toplumdan sadece bireysel tüketim araçları alabilir. Kimse komünal mülkiyetten üretim aracı koparıp özel mülk haline getiremez.

Gotha Eleştirisi'nin Gelecek Tasavvuru-Yusuf Zamir

Yazar, komünist toplumda emek-değer teorisinin nasıl geçersizleşeceğini açıklamaktadır. 

Marks, Gotha Programının Eleştirisi'nde geleceğin komünal insanlığını şöyle tasavvur eder:

"Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif bir toplumda üreticiler ürünlerini mübadele etmezler. Burada, ürünler için harcanmış emek bu ürünlerin değeri olarak, sanki onların maddi bir niteliğiymiş gibi görünmez. Çünkü kapitalist toplumdakinin tersine, bireysel emek şimdi artık dolaylı bir tarzda değil, fakat doğrudan doğruya toplam emeğin bir parçasıdır. Muğlaklığından ötürü bugün bile sakıncalı olan 'emeğin getirileri' deyişi, böylelikle bütün anlamını yitirir.

"Burada karşı karşıya olduğumuz şey, kendi temelleri üzerinde gelişmiş biçimiyle bir komünist toplum değil, tersine, kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur. Dolayısıyla bu toplum, her açıdan, ekonomik, moral ve zihinsel açılardan, rahminden çıktığı eski toplumun doğum izlerini hâlâ taşır. Buna uygun olarak, bireysel üretici, topluma tam olarak ne vermişse -kesintiler yapıldıktan sonra- toplumdan onu geri alır.

"Bireysel üreticinin topluma verdiği, kendi bireysel emek miktarıdır. Örneğin toplumsal işgünü bireysel çalışma saatlerinin toplamından oluşur. Bireysel üreticinin bireysel emek zamanı, onun toplumsal işgününe katmış olduğu bölümdür, onun toplumsal işgünündeki payıdır. Bireysel üretici, toplumdan (ortak fonlar için sarfetmiş olduğu emeğin indirimi yapıldıktan sonra) şu kadar emek miktarı katmıştır diye bir sertifika alır. Bu sertifika ile toplumsal stoklardan aynı emek miktarına mal olmuş tüketim araçları çeker. Topluma bir biçimde verdiği aynı emek miktarını, ondan başka bir biçimde geri alır.

"Açıktır ki burada, eşit değerlerin mübadelesi söz konusu olduğu kadarıyla, meta mübadelesini düzenleyen ilkenin aynısı geçerlidir. İçerik ve biçim değişmiştir. Çünkü bu değiştirilmiş koşullar altında, birincisi, kimse emeğinden başka bir şey veremediği gibi, ikincisi, bireylerin mülkiyetine de bireysel tüketim araçlarından başka hiçbir şey geçemez. Ama tüketim araçlarının bireysel üreticiler arasında dağıtımı açısından bakıldığında, eşdeğer metaların mübadelesindeki aynı ilke geçerlidir. Bir biçim altındaki belli bir miktar emek, başka bir biçim altındaki eşit miktar emek ile mübadele edilir.

"Demek ki, buradaki eşit hak ilke düzeyinde hâlâ burjuva haktır. Ama ilke ile pratik burada artık çatışma halinde değildir. Oysa meta mübadelesinde ise eşdeğerlilerin mübadelesi ancak ortalama olarak vardır, tekil durumlarda yoktur.

"Bu ilerlemeye karşın bu eşit hak hâlâ bir burjuva sınırlamayla lekelenmiştir. Üreticilerin hakkı sunmuş oldukları emekle orantılıdır. Buradaki eşitlik ölçmenin eşit bir standart, yani emek kullanılarak yapılmasından ibarettir.

"Oysa bir kişi fiziksel ya da zihinsel olarak bir başkasından üstün olabilir. Dolayısıyla aynı zaman süresi içinde daha çok emek harcayabilir ya da daha uzun zaman boyunca çalışabilir. Emeğin ölçü olarak hizmet görebilmesi için süresi ve yoğunluğunun tanımlanmış olması gerekir, aksi takdirde ölçme standardı olmaktan çıkar. Bu eşit hak, eşit olmayan emek için eşit olmayan bir haktır. Hiçbir sınıf farkı tanımaz, çünkü herkes herkes gibi sadece bir işçidir. Fakat bu eşit hak, bireylerin yeteneklerinin eşitsizliğini ve dolayısıyla üretici kapasiteyi doğal bir ayrıcalık olarak zımnen kabul eder. Bu nedenle, her hak gibi, bu eşit hak da özünde eşitsizliğe dayanan bir haktır.

"Hak, doğası gereği, ancak eşit bir standart kullanıldığında söz konusu olabilir. Fakat eşit olmayan bireyler (ki eşitsiz olmasalardı farklı bireyler olmazlardı), eğer eşit bir görüş açısından değerlendirilirlerse, sadece belli bir yönden ele alınırlarsa, örneğin bu durumda olduğu gibi sadece işçi olmalarına bakılırsa, başka hiçbir yanları dikkate alınmadan geriye kalan her şey göz ardı edilirse, eşit bir standarta göre ölçülebilir olurlar.

"Dahası bir işçi evlidir, öteki değildir, birinin ötekinden daha çok çocuğu vardır vb. Dolayısıyla, eşit emek harcayan herkesin böylece toplumsal tüketim fonundan eşit pay alması durumunda, biri gerçekte ötekinden daha fazla almış ve daha zenginleşmiş olacaktır vb. Bütün bu kusurlardan kaçınmak için, hakkın eşit olmak yerine eşitsiz olması gerekir.

"Ne var ki bu kusurlar, uzun doğum sancılarından sonra kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle komünist toplumun ilk aşamasında kaçınılmazdır. Hak, hiçbir zaman, toplumun ekonomik yapısından ve onun belirlediği kültürel gelişme düzeyinden daha yüksek olamaz.

"Komünist toplumun daha yüksek bir aşamasında, bireyin işbölümüne kölece boyun eğmesinin ve onunla birlikte kafa ile kol emeği arasındaki antitezin ortadan kalkmasından sonra, emeğin sadece yaşam aracı değil, fakat yaşamın en önemli gereksinimi haline gelmesinden sonra, bireyin her yönüyle gelişmesiyle birlikte üretici güçlerin de artması ve kooperatif zenginliğin bütün pınarlarının gürül gürül akmasından sonra, işte ancak o zaman burjuva hakkın dar ufku bütünüyle aşılmış olacak ve toplum sancaklarına şunu yazabilecektir: Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre!" (K. Marks, "Gotha Programının Eleştirisi", 1875, MESY, İng., c. 3, s. 17-19.)

Marks, birinci paragrafta, henüz komünist toplumun iç aşamalarına değinmeden önce, komünist toplumun bütün aşamalarında geçerli olan şu belirlemeleri yapmaktadır:

"Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif bir toplumda üreticiler ürünlerini mübadele etmezler."

Üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif toplum, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının sahici birliğinin sağlanmış olduğu toplumdur. Bu toplumda bireysel üreticileri tahakküm altına alan mübadele ilişkisi yoktur. Komünist toplumda mübadele ilişkisinin varsaydığı özel mülkiyet, meta, mübadele değeri, para, pazar yoktur.

Pazarda satılmak üzere üretilen ürünlerin büründüğü sapkın toplumsal biçime meta denir. Komünist toplumda ürünler meta olarak üretilmez. Komünist toplumda üretilen ürünlerin mübadele değeri yoktur, sadece kullanım değeri vardır. Kullanım değeri doğrudan doğruya insanın tüketimini ilgilendirir. Komünist toplumda üretim, mübadele değerleri yaratmak için değil, fakat toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için yapılır.

"(Komünist toplumda - YZ) ürünler için harcanmış emek bu ürünlerin değeri olarak, sanki onların maddi bir niteliğiymiş gibi görünmez. Çünkü kapitalist toplumdakinin tersine, bireysel emek şimdi artık dolaylı bir tarzda değil, fakat doğrudan doğruya toplam emeğin bir parçasıdır."

Kapitalist toplumda birbirleriyle rekabet halindeki yalıtık birimler, nasıl davranacağı önceden bilinmeyen pazar için üretim yaparlar. Yalıtık birimlerde harcanan emekler, üretim aşamasında henüz toplumsal değildir. Özel mülkiyetin sapkın dünyasında birbirlerinden yalıtık halde vazedilen bireysel emekler, toplumsal olmayan anlamına, özel karakterdedir. Yalıtık birimlerde harcanan özel emeklerin toplumsal olarak tanınmaları için, yani toplumsal emek mertebesine yükselmeleri için dolambaçlı bir toplumsal süreçten geçmeleri gerekmektedir.

Birbirlerinden yalıtık birimlerde harcanan özel karakterdeki emek miktarları, ürettikleri metalarda soğurulur. Metada soğurulan özel emek miktarı, mübadele değerinin mistik kılavuzluğunda piyasanın sınavından geçer. Metada soğurulan özel emek miktarı, bu sınav sonucunda, toplumsal olarak gerekli emek miktarının neresinde durduğuna göre değişen oranlarda toplumsal onay alır. Eğer üretilen meta satılamazsa, o metada soğurulan özel emek, toplumsal emek mertebesine yükselememiş olur ki, "değersiz" damgası yiyerek israf hanesine yazılır.

Komünist toplumda ise doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşulları sahiden birleşmiş olduğu için özel mülkiyet sapkınlığı, üretim birimlerinin birbirlerinden yalıtıklığı, özel emek kategorisi ortadan kalkmıştır. Toplumsal yarılmışlığa son verilip komünal birliğin sağlanmış olması sayesinde herkesin bireysel emeği, daha baştan toplumsal emeğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Komünist toplumdaki bireysel emekler zaten toplumsal emeğin bir parçası oldukları için, onların kapitalist toplumdaki gibi mübadele değerinde temsil edilerek mistik bir toplumsallaşma sürecinden geçmelerine artık gerek kalmamıştır. Bu anlamda, komünist toplumda "ürünler için harcanmış emek bu ürünlerin değeri olarak" görünmez.

Kapitalist toplumdaki yalıtık bireylerin yabancılaşmış emeği, ancak mübadele değerleri üretimi, mübadele değerleri mübadelesi, pazar işleyişi gibi mistik süreçlerden geçerek "toplumsallaşır". Değer yasası, bu mistik toplumsallaşma sürecini teorize eden yasadır. Komünist toplumda ise insan komünal-toplumsal insan olarak vazedildiği için, dolayısıyla üretim faaliyeti daha baştan komünal-toplumsal emek ile yapıldığı için değer yasası çalışmaz.

"Kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle"

Marks, komünist toplumun bütün aşamalarında geçerli olan yukarıdaki belirlemeleri yaptıktan sonra, ikinci paragraftan itibaren komünist toplumun ilk aşamasını anlatmaya başlar:

"Burada karşı karşıya olduğumuz şey, kendi temelleri üzerinde gelişmiş biçimiyle bir komünist toplum değil, tersine, kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur. Dolayısıyla bu toplum, her açıdan, ekonomik, moral ve zihinsel açılardan, rahminden çıktığı eski toplumun doğum izlerini hâlâ taşır."

Marks, "kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle" diye düştüğü kaydı beş paragraf sonra şöyle geliştirir:

"Ne var ki bu kusurlar, uzun doğum sancılarından sonra kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle komünist toplumun ilk aşamasında kaçınılmazdır."

Yukarıda canalıcı bir açıklama vardır: "uzun doğum sancılarından sonra"...

Bu açıklamanın ışığında, ilk alıntıdaki "kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur" ibaresi, "kapitalist toplumdan direk çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur" olarak değil, fakat "uzun doğum sancılarının yaşanacağı dünya-tarihsel geçiş döneminden çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur" olarak anlaşılmalıdır.

Toplumsal devrimin yaşanacağı dünya-tarihsel geçiş dönemi, komünal insanlığın, yani insanlığın gerçek tarihinin başlayacağı teorik eşikten önceki dönemdir. Dünya-tarihsel geçiş döneminde kapitalizmle boğuşma hâlâ devam etmektedir. Bu nedenle geçiş dönemi insanlığın "tarih öncesi"nin kapsama alanı içinde mütalaa edilir. Marks, "uzun doğum sancıları"nın yaşanacağı geçiş dönemini kapitalist toplumun tarihsel çerçevesi içinde gördüğü için, ilk alıntıda kestirmeden "kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle" demiştir.

Marks'ın kurtuluş teorisi, komünist toplumun ilk aşamasına, uzun ve sancılı bir dünya-tarihsel devrimci dönüşümler dönemi içinde bütün insanlığın boydan boya dönüşmesiyle, yani yeni insanın dünya çapında yığınsal olarak yaratılmasıyla geçilebileceğini söyler.

Binlerce yıllık yabancılaşmış faaliyet insanı tahrip ederek, insana, insana aykırı bir doğa nakşetmiştir. Dünya-tarihsel toplumsal devrim dönemi boyunca derinleşecek olan eleştirel, devrimci, kurucu mücadele, binlerce yılın insana yaptığı tahribatla boğuşa boğuşa komünal insanlığı yaratacaktır. İnsanın kurtuluşu teorisinin merkezi vurgusu, toplumsal devrim süreci başındaki ucube insan ile toplumsal devrim süreci içinde kendi kendisiyle hesaplaşarak sahiden insanlaşacak olan insanın aynı insan olmayacağıdır.

Komünist toplumun ilk aşaması bazı kusurlar taşımaktadır. Bu kusurlar komünal emeğin üretici güçleri geliştikçe giderilecektir. Toplumsal üretkenlik ne kadar artarsa, dağıtılacak zenginlik de o kadar artacaktır. Dağıtılacak zenginlik ne kadar çoğalırsa, dağıtımın büründüğü katkı sınırlaması da o kadar azalacaktır. En nihayet, "kooperatif zenginliğin bütün pınarlarının gürül gürül akmasından sonra", herkese bol bol yetecek zenginliğin üretilebiliyor olmasıyla, tüketim araçlarının dağıtımı emek katkısına bağlı olmaktan çıkacak ve hak sınırlaması anlamını yitirecektir.

Komünist toplumun ilk aşamasında komünal üretici güçlerin hâlâ yeterince gelişmemişliğinden ötürü bazı kusurların olması, ilk aşamanın kapitalist üretim ilişkilerinden bazılarını devraldığı anlamına gelmez. İlk aşama, komünist toplumun niteliksel bütünlüğü içindedir. Komünist toplumun ilk aşamasında kapitalist topluma ait hiçbir nitelik, hiçbir toplumsal ilişki biçimi yoktur.

Komünist toplumun ilk aşamasında bazı kusurların olması, ilk aşamanın komünist toplumun daha yüksek aşamalarından ayrı bir nitelik taşıdığı anlamına da gelmez. Bütün evreleriyle komünist toplumun esasını belirleyen nitelik, özgürce birleşmiş doğrudan üreticilerin kendi komünal faaliyetlerini kendi komünal iradelerine tabi kılmış olmalarıdır.

Marks, komünist toplumun ilk aşamasını anlattıktan sonra, son paragrafta "komünist toplumun daha yüksek bir aşaması"ndan söz eder.

Dikkat edilirse "daha yüksek bir aşama" ifadesinde herhangi bir sonulluk tınısı yoktur. Komünist toplumun gelişme evrelerinin sayısına bir sınırlama konmamıştır. Komünist toplumun evrimi, sonsuzluğa uzanan bir ucu açıklıkla tahayyül edilmiştir. Marks'ın, komünist toplumu sürekli bir evrimleşme hareketi olarak zihninde canlandırdığı anlaşılmaktadır.

Komünal insanlığın doğuşu, tarihin sonu değil, fakat insanlığın "tarih öncesi"nin sonudur. "Tarih öncesi"nin sona ermesi, "tarih öncesi"ni yaratan yabancılaşmış faaliyetin, dolayısıyla yabancılaşmış faaliyetin kendi kendisiyle çatışmasının, sınıf mücadelelerinin sona ermesi demektir. Komünal insanlığın doğuşuyla birlikte sınıflar, antagonist çelişkiler, siyasal devrimler ortadan kalkmış olacaktır:

"Ancak sınıfların ve uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının artık kalmadığı bir düzendedir ki, toplumsal evrimler siyasal devrimler olmaktan çıkacaktır." (K. Marks, "Felsefenin Sefaleti", METY, İng., c. 6, s. 212.)

Komünal insanlığın doğuşuyla birlikte çelişkiler ortadan kalkacak değildir. Ortadan kalkacak olan, sadece çelişkilerin insana aykırı karakteridir. Çelişkiler komünal insanlıkta da var olmaya ve "toplumsal evrimler"i tahriklemeye devam edecektir. Ne var ki, o zamanın çelişkileri komünal bireyler, kolektifler, komünler arası insani çelişkiler biçiminde belireceği için "toplumsal evrimler siyasal devrimler olmaktan çıkacaktır". Dolayısıyla, komünal dünyadaki "toplumsal evrimler", yani komünal insanlığın sonsuzluğa uzanan evrimleşmesi, antagonist çatışmalar olmaksızın gerçekleşecektir.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]