Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
1848-49 Fransız burjuva devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1848-49 Fransız burjuva devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2025 Pazar

1848 Devrimleri: Avrupa'yı Sarsan ‘Halkların Baharı’

MAR

Giriş

19. yüzyılın ortalarında Avrupa, Sicilya'dan Paris'e, Viyana'dan Berlin'e uzanan ve sonradan "Halkların Baharı" olarak adlandırılacak olan, kıta ölçeğinde eşi benzeri görülmemiş bir devrimci altüst oluşa tanıklık etmiştir. Geleneksel tarih yazımı bu olayları genellikle liberalizm ve milliyetçiliğin romantik bir uyanışı olarak betimlese de, bu analiz, materyalist bir çerçeveden hareketle, 1848 Devrimleri’nin sonuçlarının öncelikle devrimci koalisyonu daha en başından itibaren çatlatan uzlaşmaz sınıf çıkarları tarafından belirlendiğini savunacaktır. Bu devrimler, burjuvazinin feodalizme karşı yürüttüğü tarihsel mücadelenin son perdesi olmakla kalmamış, aynı zamanda bu sınıfın, yeni ortaya çıkan sanayi proletaryasının radikal talepleri karşısında devrimci kimliğinden sıyrılarak karşı-devrimci bir güce dönüştüğü tarihsel anı teşkil etmiştir. Başlangıçta monarşiye karşı burjuvazi, küçük burjuvazi ve işçi sınıfını birleştiren muğlak "halk" (le peuple) kavramı, özellikle Paris'teki Haziran Günleri'nin kanlı barikatlarında parçalanmış ve yerini modern tarihin ana eksenini oluşturacak olan burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf çatışmasına bırakmıştır.

Bu yazının amacı, 1848 Devrimleri'nin kapsamlı bir analizini sunmaktır. Bu çerçevede, devrimleri tetikleyen siyasal, toplumsal ve ekonomik nedenler derinlemesine incelenecek; hareketin üç ana merkezi olan Fransa, Avusturya İmparatorluğu ve Alman devletlerindeki kilit olaylar ve özgün dinamikler mercek altına alınacaktır. Son olarak, devrimlerin neden geniş çapta başarısızlıkla sonuçlandığı analiz edilecek ve bu başarısızlığa rağmen Avrupa'nın geleceği üzerinde bıraktığı derin ve kalıcı miras değerlendirilecektir. Yazı, devrimlerin kökenlerinden başlayarak, tarihsel gelişmeler üzerinden ilerleyecek ve sonuçların analiziyle tamamlanacaktır.

1.0 Devrimlerin Eşiğindeki Avrupa

1848'de Avrupa'yı saran devrimci ateşi anlamak için, kıtanın on yıllardır biriktirdiği siyasal ve sosyo-ekonomik gerilimleri kavramak stratejik bir önem taşır. Napolyon Savaşları'nın ardından kurulan baskıcı siyasi düzen ile Sanayi Devrimi'nin hızlandırdığı köklü toplumsal dönüşümler arasındaki derin çelişki, Avrupa'yı patlamaya hazır bir barut fıçısına dönüştürmüştü. Bu bölümde, devrimlerin filizlendiği bu verimli ancak istikrarsız zemin ayrıntılı olarak incelenecektir.

1.1 Siyasal Zemin: Viyana Düzeni ve Yükselen Muhalefet

1815 Viyana Kongresi, Avrupa'da Fransız Devrimi'nin ve Napolyon'un yarattığı "kaosu" sonlandırmak ve monarşik meşruiyeti yeniden tesis etmek amacıyla toplanmıştı. Avusturya Şansölyesi Prens Metternich'in mimarı olduğu bu yeni düzen, "Avrupa İş birliği" (Concert of Europe) adı altında, kıtadaki statükoyu korumayı, devrimci ve ulusalcı hareketleri bastırmayı hedefleyen muhafazakâr bir ittifak üzerine kuruluydu. Bu restorasyon rejimi, mutlakiyetçi monarşileri ve aristokrasiyi güçlendirirken, halkların iradesini ve özgürlük taleplerini sistematik olarak baskı altında tutuyordu.

Ancak Viyana düzeninin baskıcı yapısı, kendisine karşı iki güçlü ideolojik akımın yükselişini tetikledi:

1. Liberalizm: Gelişmekte olan burjuvazi ve aydınlar arasında yayılan liberalizm, anayasal bir yönetim, meclis temsiliyeti, temel hak ve özgürlüklerin (basın, toplanma vb.) güvence altına alınmasını talep ediyordu. Monarşilerin mutlak yetkilerine karşı çıkarak, siyasal iktidarın mülk sahibi sınıfların temsilcileriyle paylaşılmasını savunuyordu.

2. Milliyetçilik: Özellikle çok uluslu imparatorluklar (Avusturya, Osmanlı) ve parçalanmış devletler (Almanya, İtalya) bünyesindeki halklar arasında giderek güçlenen milliyetçilik, ulusal kendi kaderini tayin hakkını ve dil-kültür birliğine dayalı ulus-devletlerin kurulmasını hedefliyordu. Fichte'nin "Alman Ulusuna Seslenişler"i gibi eserler, bu akımın entelektüel ve siyasi gücünü ortaya koyan önemli örneklerdi.

Bu iki akım, 1830'larda yaşanan devrimci dalgalarla ilk büyük sınavlarını vermiş ve Viyana düzeninin temellerini sarsmaya başlamıştı.

1.2 Toplumsal ve Ekonomik Çalkantılar

Siyasal alandaki bu ideolojik gerilimler, Avrupa'nın yaşadığı derin sosyo-ekonomik dönüşümlerle daha da keskinleşti. Sanayi Devrimi, özellikle İngiltere, Fransa, Belçika ve Ren bölgesinde hızlanarak toplumsal yapıyı kökünden değiştirdi. Bu süreçte iki yeni sınıf ön plana çıktı: Sermaye ve üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan, siyasal güç talep eden burjuvazi ile fabrikalarda ve atölyelerde ağır koşullar altında çalışan, giderek kendi sınıf bilincini geliştiren sanayi proletaryası. Şehirler hızla büyüyor, ancak bu büyüme sefaleti, kötü yaşam koşullarını ve toplumsal hoşnutsuzluğu da beraberinde getiriyordu.

Bu yapısal dönüşümlerin üzerine, devrimleri doğrudan tetikleyen bir dizi ekonomik kriz eklendi:

• Tarım Bunalımı (1845-1847): Kötü hasatlar, özellikle tahıl ve patates kıtlığına yol açtı. Gıda fiyatları %100'e varan oranlarda arttı, bu da özellikle yoksul kentli ve kırsal nüfus arasında yaygın bir açlık ve isyan dalgası yarattı. Fransa'nın Buzançais kasabasında köylülerin buğday arabalarına el koyması gibi olaylar, bu gerilimin somut göstergeleriydi.

• Mali Kriz: Tarım krizinin tetiklediği satın alma gücündeki düşüş, sanayi üretiminde bir daralmaya yol açtı. Özellikle demiryolu inşaatlarındaki spekülatif balonun sönmesi, bankacılık sistemini krize soktu ve kitlesel işten çıkarmalara neden oldu.

Siyasal baskı, ideolojik uyanış, toplumsal dönüşüm ve ekonomik sefaletin bu kesişimi, 1848'in eşiğindeki Avrupa'yı devrimci bir patlamanın fitilini ateşlemeye hazır hale getirmişti. Nitekim ilk kıvılcım, 1789'dan beri devrimlerin anavatanı olarak görülen Fransa'da çakılacaktı.

2.0 Fransa: Şubat Devrimi ve Haziran Günleri

1848 Devrimleri'nin kıta geneline yayılan ilk ve en belirleyici kıvılcımı Fransa'da ateşlendi. Paris'teki Şubat ayaklanması, Viyana'dan Berlin'e kadar diğer başkentlerdeki muhalif güçlere cesaret vererek "Halkların Baharı"nı başlattı. Fransa örneği, devrimin içsel dinamiklerini anlamak açısından özel bir önem taşır; zira burada devrim, farklı sınıfların (burjuvazi, küçük burjuvazi, işçiler) ortak bir liberal isyanı olarak başlayıp, sadece birkaç ay içinde burjuvazi ile proletarya arasında kanlı bir sınıf savaşına dönüşerek tarih sahnesine modern sınıf mücadelesinin ilk büyük trajedisini çıkarmıştır.

2.1 Monarşinin Yıkılışı ve Geçici Hükümet

Kral Louis-Philippe'in "Temmuz Monarşisi", büyük mali burjuvazinin çıkarlarını temsil eden, ancak sanayi burjuvazisi ile işçi sınıfının taleplerine kulak tıkayan bir rejimdi. Siyasal reform taleplerini bastırmak amacıyla 22 Şubat 1848'de Paris'te düzenlenecek bir reform ziyafetinin yasaklanması, bardağı taşıran son damla oldu. Halk sokaklara döküldü ve hızla büyüyen ayaklanma karşısında Kral Louis-Philippe 24 Şubat'ta tahtı bırakarak kaçmak zorunda kaldı.

Monarşinin yıkılmasının ardından kurulan Geçici Hükümet, devrimin iç çelişkilerini en başından itibaren yansıtıyordu. Hükümet, iki ana grup arasında bölünmüştü:

1. Ilımlı Cumhuriyetçiler: Le National gazetesi etrafında toplanan bu grup, burjuvazinin çıkarlarını temsil ediyor ve genel oy hakkı gibi siyasal reformlarla yetinmek istiyordu. Lamartine gibi figürler bu kanadın önde gelen isimleriydi.

2. Radikal Demokratlar ve Sosyalistler: La Reforme gazetesi çevresinde örgütlenen ve Louis Blanc ile Ledru-Rollin gibi isimlerin temsil ettiği bu kanat ise, işçi sınıfı ve küçük burjuvazinin taleplerini dile getiriyordu. Sadece siyasal reformlarla yetinmiyor, "çalışmanın örgütlenmesi" ve "çalışma hakkı" gibi radikal toplumsal taleplerde bulunuyorlardı.

Bu iki kanat arasındaki uzlaşmaz karşıtlıki, devrimin geleceğini belirleyecekti.

2.2 Sınıf Çatışmasının Keskinleşmesi: Ulusal Atölyeler ve Haziran Ayaklanması

İşçi sınıfının ve sosyalistlerin baskısıyla Geçici Hükümet, "çalışma hakkı" ilkesini tanımak ve işsizlere iş sağlamak amacıyla Ulusal Atölyeler'i kurmak zorunda kaldı. Ancak burjuva çoğunluğun kontrolündeki hükümet, bu atölyeleri bilinçli olarak verimsiz ve sürdürülemez bir yapıda tasarladı. Atölyeler, gerçek bir üretim merkezi olmaktan çok, işsizlerin küçük bir ücret karşılığında anlamsız işlerde oyalandığı bir yardım programına dönüştü.

Nisan ayında yapılan seçimlerde muhafazakarların ve ılımlıların ezici bir zafer kazanması, burjuvazinin gücünü pekiştirdi. Yeni meclis, Ulusal Atölyeler'i hem mali bir yük hem de radikal bir tehdit olarak görüyordu. 21 Haziran'da atölyelerin kapatılması ve buradaki işçilerin ya orduya katılmaya ya da taşraya gönderilmeye zorlanması kararı, Paris proletaryası için bir ihanet anlamına geliyordu. Bu karar, 23 Haziran'da Haziran Ayaklanması'nı tetikledi. Paris'in doğu yakasındaki işçi mahallelerinde barikatlar kuruldu ve tarihin ilk büyük proleter devrim girişimi başladı. Bu ayaklanma, Şubat'taki gibi tüm sınıfların ortak bir eylemi değil, doğrudan doğruya işçi sınıfının burjuva cumhuriyetine karşı silahlı bir başkaldırısıydı.

2.3 Karşı-Devrim ve İkinci İmparatorluğa Giden Yol

Haziran Ayaklanması, burjuvazide büyük bir korku yarattı. "Düzenin kurtarıcısı" olarak sahneye çıkan Savaş Bakanı General Cavaignac, kendisine devredilen olağanüstü yetkilerle ayaklanmayı vahşice bastırdı. Paris sokaklarında binlerce işçi öldürüldü, on binlercesi tutuklandı veya sürgüne gönderildi. Bu kanlı bastırma, Şubat Devrimi'nde kurulan sınıf ittifakının sonu ve devrimin radikal toplumsal özlemlerinin yenilgisiydi.

Haziran Günleri'nin yarattığı "kızıl tehlike" korkusu, siyasal atmosferi tamamen değiştirdi. Mülk sahibi sınıflar (burjuvazi ve köylülük), toplumsal devrim tehdidi karşısında düzen ve istikrar arayışına girdiler. Bu siyasi boşluk, amcasının efsanevi adını kullanan Louis-Napoleon Bonaparte'ın yükselişine zemin hazırladı. Bonaparte, hem düzen vaadiyle muhafazakarları hem de sosyal reform söylemleriyle halkın bir kısmını yanına çekerek Aralık 1848'de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandı. Sadece üç yıl sonra, 1851'de yaptığı bir darbeyle cumhuriyeti yıkarak İkinci İmparatorluk'u ilan etti ve devrimin doğduğu topraklarda karşı-devrim zaferini tamamlamış oldu.

Böylece, 1848 Fransız devrimi açık bir sınıf çatışması ekseninde sönümlenirken, Orta Avrupa'daki altüst oluşlar, yerleşik güçlerin devrimcilere karşı acımasızca kullanmakta usta olduklarını kanıtlayacakları karmaşık milliyetçilik prizmasından yansıyacaktı.

3.0 Avusturya İmparatorluğu: Liberalizm ve Milliyetçilik Kıskacında

Habsburg İmparatorluğu'ndaki 1848 devrimleri, Fransa'daki gelişmelerden temel bir noktada ayrılıyordu. İmparatorluk, farklı ulusların patlamaya hazır bir mozaiğiydi; 1848 itibarıyla nüfusunun yalnızca %23'ü Alman, %14'ü Macar, %19'u Çek ve Slovak, %13'ü Sloven, %7'si Hırvat ve Sırp, %8'i Polonyalı, %8'i Romen, %8'i Küçük Rus ve %8'i İtalyan idi. Bu nedenle, Paris'te sınıf çatışması devrimin ana eksenini oluştururken, Viyana, Budapeşte ve Prag'da devrim, liberal anayasal talepler ile birbiriyle çatışan milliyetçi özlemlerin patlayıcı bir kesişimiyle tanımlandı. Habsburgların bu karmaşık yapıyı kendi bekaları için sinik bir şekilde manipüle etme becerisi, sonraki on yıllar boyunca gerici siyasetin bir şablonu haline gelecekti.

3.1 Viyana Ayaklanması ve Metternich Düzeninin Sonu

Paris'teki Şubat Devrimi haberi Viyana'ya ulaştığında, yıllardır bastırılan hoşnutsuzluk yüzeye çıktı. 13 Mart 1848'de, radikal öğrenciler ve işçiler tarafından yönetilen kitlesel bir gösteri, Viyana'da bir ayaklanmaya dönüştü. Göstericiler, anayasa, basın özgürlüğü ve en önemlisi, 1815'ten beri Avrupa'daki muhafazakâr düzenin sembolü olan Prens Metternich'in istifasını talep ediyorlardı. Baskı karşısında direnemeyen İmparator I. Ferdinand, Metternich'i görevden alarak İngiltere'ye kaçmasını sağladı. Metternich'in düşüşü, yalnızca Avusturya için değil, tüm Avrupa için eski düzenin sembolik çöküşü anlamına geliyordu.

3.2 Milliyetçi Ayaklanmalar: Macaristan ve Bohemya

Viyana'daki merkezi otoritenin sarsılması, imparatorluğun diğer bölgelerindeki milliyetçi hareketleri ateşledi.

• Macaristan: Devrimin en güçlü ve organize olduğu yer Macaristan'dı. Lajos Kossuth liderliğindeki Macar milliyetçileri, Viyana'daki kaostan yararlanarak neredeyse tam özerklik sağlayan "Mart Yasaları"nı imparatora kabul ettirdiler. Ancak Macar devrimi, kendi içinde ölümcül bir çelişki barındırıyordu. Macarlar, kendi ulusal haklarını kazanırken, kendi toprakları içinde yaşayan Hırvat, Sırp ve Romen gibi azınlıklara benzer hakları tanımayı reddettiler. Bu durum, bu azınlıkları kendilerine düşman etti ve Habsburglar, Hırvat lider Baron Jelačić gibi isimleri Macarlara karşı kışkırtarak bu durumu ustalıkla kullandı.

• Bohemya: Prag'da da Çek milliyetçileri benzer taleplerle ayaklandılar. Ancak Haziran 1848'de, Avusturya ordusunun komutanı General Windischgraetz, kenti yoğun bir top ateşine tuttuktan sonra isyanı kanlı bir şekilde bastırdı. Bu, Habsburgların askeri gücü yeniden ele geçirdiğinin ilk işaretiydi.

3.3 Habsburg Karşı-Devrimi ve Restorasyon

Habsburg monarşisi, devrimleri yenmek için iki temel strateji izledi: askeri güç ve milliyetçilikleri birbirine karşı kullanma. İmparatorluk, profesyonel ordunun kontrolünü hiçbir zaman kaybetmedi. General Windischgraetz Prag'ı ezerken, Hırvat lider Jelačić de Macaristan'ı işgal etmek için harekete geçti.

Macarlar, Kossuth liderliğinde bir süre direndi ve hatta 1849'da tam bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ancak içeride azınlıkların isyanı, dışarıda ise Avusturya ordusuyla başa çıkamadılar. Son darbe, Avusturya'nın yardım çağrısı üzerine Rus Çarı I. Nikola'nın devasa bir ordu göndermesiyle geldi. Rus ve Avusturya orduları karşısında Macar devrimi tamamen ezildi. Viyana'daki son radikal ayaklanma da Ekim 1848'de kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra, Habsburg İmparatorluğu'nda mutlakiyetçi düzen yeniden tesis edildi.

Habsburglar, imparatorluklarını bir arada tutmak için milliyetçiliği bir böl ve yönet aracı olarak kullanırken, Alman devletlerindeki devrimciler ise tam tersi bir meydan okumayla, milliyetçiliği bir birleşme aracı olarak kullanma mücadelesi veriyorlardı.

4.0 Alman Devletleri: Birlik ve Özgürlük Arayışı

Alman topraklarındaki 1848 devrimi, diğer bölgelerden farklı olarak ikili bir hedef taşıyordu: Bir yandan otuzdan fazla dağınık Alman devleti içinde liberal anayasal reformlar gerçekleştirmek, diğer yandan ise bu devletleri tek bir ulusal çatı altında birleştirmek. Ancak "birlik" ve "özgürlük" hedeflerini uyumlaştırma mücadelesi, liberal burjuvazinin kararsızlığı ve sınıfsal bölünmelerle birleşince, hareketin nihai başarısızlığına yol açtı.

4.1 Mart Ayaklanmaları ve Frankfurt Parlamentosu'nun Toplanması

Paris ve Viyana'daki devrim haberleri Alman devletlerine ulaştığında, halk hızla harekete geçti. En önemli ayaklanma, 18 Mart 1848'de Prusya'nın başkenti Berlin'de yaşandı. Halk ile ordu arasındaki kanlı çatışmaların ardından Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm, geri adım atarak liberal talepleri kabul edeceğini, anayasal bir yönetim kuracağını ve "Prusya'nın artık Almanya'ya katılacağını" ilan etti.

Bu ilk zaferlerin ardından, tüm Alman devletlerinden serbest seçimlerle belirlenen temsilciler, Mayıs 1848'de birleşik bir Almanya için anayasa hazırlamak üzere Frankfurt Parlamentosu'nda toplandı. Bu meclis, Alman tarihindeki ilk demokratik ve ulusal meclis olma özelliğini taşıyordu. Ancak üyelerinin ezici çoğunluğu profesörler, avukatlar ve bürokratlar gibi liberal burjuva aydınlarından oluşuyordu; işçi ve zanaatkar sınıflarının temsili ise son derece zayıftı.

4.2 Frankfurt Parlamentosu'nun Çıkmazları ve Başarısızlığı

Frankfurt Parlamentosu, enerjisinin büyük kısmını çözümü zor teorik tartışmalarla tüketti. Meclisi kilitleyen en önemli sorun, kurulacak Almanya'nın sınırlarıydı. Bu konuda iki ana görüş çatışıyordu:

Çözüm Önerisi

İçerik

Büyük Almanya (Großdeutschland)

Habsburg İmparatorluğu'nun Almanca konuşulan topraklarını da içerecek şekilde, Avusturya liderliğinde bir birleşmeyi savunuyordu.

Küçük Almanya (Kleindeutschland)

Avusturya'yı dışarıda bırakarak, Prusya liderliğinde bir birleşmeyi öngörüyordu.

Bu coğrafi tartışmanın yanı sıra, parlamentodaki liberal burjuvazi, giderek radikalleşen demokratik ve işçi sınıfı hareketlerinden de korkmaya başlamıştı. Bu felç durumu, devrimleri kıta genelinde başarısızlığa mahkûm eden temel zayıflığın doğrudan bir tezahürüydü: Liberal burjuvazinin işçi sınıfından duyduğu korku, radikal cumhuriyetçi değişim arzusundan daha ağır basıyordu. Aylar süren tartışmaların ardından meclis, "Küçük Almanya" çözümünde karar kıldı ve hazırladığı anayasayla birlikte imparatorluk tacını Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm'e sundu. Ancak kral, "halkın çamurundan" gelen bir tacı kabul etmeyeceğini belirterek bu teklifi reddetti. Bu ret, Frankfurt Parlamentosu'nun misyonunun fiilen sonu anlamına geliyordu. Meclisin hazırladığı anayasa tasarısının, fabrika işçileri, zanaatkar kalfaları ve gündelikçiler gibi "kendi kendine yeterli olmayanlar" olarak tanımlanan geniş kitleleri oy hakkından mahrum bırakması, bu sınıf korkusunun en somut kanıtıydı.

4.3 İşçi Hareketinin Doğuşu ve Karşı-Devrimin Zaferi

1848 devrimi, Almanya'da ilk bağımsız işçi örgütlerinin ortaya çıkışına sahne oldu. Özellikle matbaacı Stephan Born tarafından kurulan "İşçi Kardeşliği" (Arbeiterverbrüderung), lonca yapılarının ötesine geçerek ulusal düzeyde örgütlenen ilk önemli işçi birliğiydi. Bu hareket, oy hakkı, çalışma saatlerinin kısaltılması ve sendikal haklar gibi taleplerle işçi sınıfının kendi özgün çıkarlarını dile getirmeye başladı.

Ancak bu sırada karşı-devrimci güçler toparlanıyordu. Frankfurt Parlamentosu'nun başarısızlığından cesaret alan Prusya monarşisi, Berlin'deki liberal meclisi dağıttı ve kendi muhafazakâr anayasasını dayattı. 1849'da, Frankfurt anayasasını savunmak için Almanya'nın güney ve batı bölgelerinde son bir cumhuriyetçi direniş dalgası yaşandıysa da, bu ayaklanmalar Prusya ordusu tarafından acımasızca ezildi. Binlerce devrimci ya hapsedildi ya da Amerika'ya sürgüne kaçmak zorunda kaldı.

Almanya'daki başarısızlık, kıta genelindeki devrimlerin çöküşünü ve eski rejimlerin zaferini mühürledi. Bu yaygın yenilginin ortak nedenlerini ve devrimlerin bıraktığı kalıcı mirası analiz etmek, bu tarihsel dönemin sonuçlarını anlamak için kritik önemdedir.

5.0 Başarısızlığın Analizi ve Devrimlerin Mirası

1848 devrimleri, coğrafi yaygınlığına ve başlangıçtaki sarsıcı etkisine rağmen, neredeyse tüm cephelerde kısa sürede yenilgiye uğradı. Bu anlık başarısızlık, "Halkların Baharı"nın bir "kış" ile sonuçlandığı yorumlarına yol açsa da, devrimlerin uzun vadeli sonuçları Avrupa'nın siyasal ve toplumsal yapısını temelden dönüştürmüştür. Bu son bölüm, devrimlerin çöküş nedenlerini sentezleyecek ve kalıcı mirasını değerlendirecektir.

5.1 Devrimlerin Çöküş Nedenleri

Kıta genelindeki yenilgilerin ardında, farklı ülkelerdeki hareketlerin paylaştığı ortak zayıflıklar ve yapısal engeller yatmaktadır:

• Sınıfsal Bölünmeler: Devrimlerin en ölümcül yapısal zayıflığı, devrimci saflardaki iç bölünmelerdi. Liberal burjuvazi, anayasal haklar ve siyasi temsil gibi sınırlı hedeflerine ulaştıktan sonra, işçi sınıfı ve radikal demokratların toplumsal taleplerinden dehşete kapıldı. Fransa'daki Haziran Günleri'nde görüldüğü gibi, burjuvazi, toplumsal bir devrim riskine karşı eski rejimlerin otoritesi altında düzeni sağlamayı tercih ederek işçi sınıfına ihanet etti.

• Koordinasyon Eksikliği: Devrimci hareketler, ulusal ve sınıfsal düzeyde etkili bir koordinasyon ve ittifak kuramadı. Fransız, Alman, Macar ve İtalyan devrimcileri arasında anlamlı bir iş birliği sağlanamadı. Her hareket kendi dar ulusal çerçevesi içinde izole kaldı ve karşı-devrimci güçlerin onları teker teker yenmesine olanak tanıdı.

• Milliyetçi Çatışmalar: Özellikle Avusturya İmparatorluğu'nda, bir halkın ulusal kurtuluş mücadelesi, diğer bir halkın egemenliği altına girmesi anlamına geliyordu. Macarların kendi bağımsızlıkları için savaşırken Hırvat ve Sırpların taleplerini reddetmesi, Habsburgların bu etnik gerilimleri ustalıkla kullanarak devrimci cepheyi bölmesini sağladı. Milliyetçilik, birleştirici bir güç olduğu kadar, karşı-devrim için bölücü bir silah olarak da kullanıldı.

• Eski Rejimlerin Direnci: Devrimci coşkuya rağmen, monarşiler ve aristokrasi, en önemli güç aygıtı olan profesyonel ordular üzerindeki kontrollerini büyük ölçüde korudular. Çoğunlukla düzensiz ve yetersiz donanıma sahip halk milisleri, disiplinli ve iyi silahlanmış düzenli ordular karşısında (Paris'te Cavaignac, Prag'da Windischgraetz, Almanya'da Prusya ordusu) askeri olarak yenilgiye uğradı.

5.2 1848'in Uzun Vadeli Mirası

Anlık yenilgisine rağmen 1848'in mirası, Avrupa tarihi için dönüştürücü oldu:

• Restorasyon Düzeninin Sonu: Devrimler, Metternich sistemini ve onun temsil ettiği 1815 Viyana düzenini kesin olarak yıktı. Monarşiler geri dönmüş olsa da, artık halk hareketlerini ve liberal talepleri görmezden gelemeyeceklerini anlamışlardı.

• Feodalizmin Tasfiyesi: Devrimlerin en somut ve kalıcı kazanımlarından biri, Orta Avrupa'da serfliğin ve diğer feodal yükümlülüklerin tamamen kaldırılması oldu. Bu, kırsal kesimde kapitalist ilişkilerin gelişmesinin önünü açtı.

• Sınıf Bilincinin Keskinleşmesi: Özellikle Fransa'daki Haziran Günleri, burjuvazi ile proletarya arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı açıkça ortaya koydu. Bu deneyim, işçi sınıfının kendi bağımsız siyasal kimliğini ve örgütlenmesini oluşturma sürecini hızlandırdı ve sosyalist düşüncenin gelişimine zemin hazırladı.

• Geleceğin Gündemini Belirlemesi: 1848'de başarısız olan ulusal birlik hedefleri (Almanya ve İtalya), yirmi yıl sonra muhafazakâr liderler (Bismarck ve Cavour) tarafından, ancak bu kez "yukarıdan" ve askeri yollarla gerçekleştirilecekti. 1848 Devrimlerinin deneyimi, Marx ve Engels için zengin bir analiz malzemesi sağladı. Marx'ın, proleter devriminin politik cephaneliğinin en önemli kavramları olan "sürekli devrim" ve "proletarya diktatörlüğü" teorileri, doğrudan 1848-1850 arasındaki sınıf mücadelelerinin tahlilinden doğmuştur.

Sonuç olarak, 1848 Devrimleri, hedeflerine ulaşamamış bir "bahar" olsa da, ektiği tohumlar 19. yüzyılın ikinci yarısının ve sonrasının siyasal ve toplumsal mücadelelerini şekillendirerek Avrupa'nın modern kimliğinin oluşumunda silinmez bir iz bırakmıştır.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Fransa’da Sınıf Savaşımları – Karl Marx

Hazırlayan: Mahmut Boyuneğmez

Marx'ın 1848-49 Fransız Burjuva Devrimini incelediği eserin adı Fransa’da Sınıf Savaşımları’dır.

Marx Ocak-Kasım 1850’de dört adet makale yazar. Bu makaleler ilk önce Neue Rheinische Zeitung, Poitisch-ökonomische Revue’nun 1850 tarihli 1, 2, 3, 5-6. sayılarında yayınlanır. Bu dört makale, Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848-1850 adlı eseri oluşturur.

Bu eseri Marx, 1848-49 Fransız burjuva devriminin getirdiklerini anlamak amacıyla yazar. Bu eser Marx’ın ilk tarihsel süreç incelemesidir. Marx bu eserde, 1848-49 Fransız burjuva devriminin nedenlerini ve karakterini ortaya koymakta, devrimin seyrini ayrıntılı bir şekilde değerlendirmektedir. Eserde, iktisadi süreçlerin toplumsal hayattaki rolü, sınıfların ve partilerin mücadeleleri, kitlelerin devrim sürecindeki hareketlenmeleri ve devletin işlevleri üzerinde durulur. Marx, 1848-50 arasındaki siyasal sürecin somut bir analizini ortaya koymaktadır. Siyasal ve ideolojik eğilimleri, tarihsel süreç içerisinde inceler; bunları, sınıf çıkarlarıyla ilişkilendirerek değerlendirir.

22-24 Şubat 1848’de Fransa halkı “bankerlerin kralı” Louis-Philippe’i devirir ve cumhuriyeti ilan eder. 13 Mart’ta Avusturya’nın başkenti Viyana’da, 18 Mart’ta Prusya’nın başkenti Berlin’de ayaklanmalar başlar. Prusya’da burjuva muhalefet iktidara gelir. İmparator, bir anayasayı getireceğine söz verir. Öteki Alman devletlerinde de devrimci hareketlenmeler olur. 18-22 Mart’ta Milano sokaklarındaki savaşların ardından halk, Joseph Redetsky komutasındaki Avusturya ordusunu şehirden sürüp atar. Venedik, Piedmonte ve Roma’da ayaklanmalar olur. Bütün Avrupa’da devrimci bir yükseliş vardır.

1848-49 devrimleri, Avrupa’daki mutlak krallıklarla kapitalizm arasında derinleşen çelişkinin ürünüdür. Fransa’daysa mutlak krallık 1789 devrimi ile birlikte ortadan kaldırılmıştır, fakat burjuvazinin iktidardaki kesimi olan mali aristokrasi, kapitalizmin gelişimi önünde engel oluşturmaktadır. Öteki ülkelerde 1848 devrimleri, mutlak krallıkları devirme, toprak soylularının ayrıcalıklarını kaldırma ve ulus-devletlerin oluşması görevlerini üstlenmiştir.

1848 devrimlerinin 1789’daki klasik burjuva devriminden farkı, siyaset alanında yeni bir sınıf olarak proletaryanın belirmiş olmasıdır. Fransa’da Paris’te işçi sınıfı sokaklarda cumhuriyetin kuruluşu için savaşır. Viyana ve Berlin’de işçi sınıfı barikat savaşlarında belirleyici bir aktör durumundadır.

***

Fransa’da Sınıf Savaşımları’nı özetlemek, yararlı olacaktır:

Temmuz 1830 devrimi, mali aristokrasinin egemenliğini getirir. Temmuz devrimiyle birlikte Orleans dükü Louis-Philippe kral olur. Mali aristokrasi, bankacılar, borsacılar, demiryolu, kömür ve demir madenlerinin sahipleri ile orman ve toprak sahiplerinden oluşur. Burjuvazinin bu fraksiyonu (kesimi), Louis-Phillipe krallığı döneminde egemendir. Devlet kurumlarında bu sınıf fraksiyonu doğrudan bulunmaktadır. Sanayi burjuvazisiyse, meclislerde azınlıktadır ve resmi muhalefeti oluşturur. Louis-Philippe’in kral, mali aristokrasinin egemen sınıf olduğu dönemde, 1832, 34 ve 39 yıllarında devrimci ayaklanmalar olmuş ve kanla bastırılmıştır. Bu dönemde, küçük burjuvazi ile köylülük, siyasi iktidarın dışındadır. Bu sınıfların oy hakları yoksa da, ideologları muhalefet içerisinde yer alır. Devlet aygıtında bulunan mali aristokrasi, bütçe açıkları yüzünden devletin kendisine borçlanmasıyla kazançlarını artırmaktadır. Devlet daireleriyle yakın ilişkilere sahip mali aristokrasinin egemen sınıf olduğu bu dönemde, rüşvet, dolandırıcılık, zimmete geçirme gibi işlemler yaygındır. Devletteki politikacılar (meclis), bakanlar ve bürokratlar ile mali aristokrasinin oluşturduğu sermaye iç içe geçmiş durumda bulunmaktadır.

Özetle Temmuz Monarşisi döneminde Louis-Philippe kral olsa da, devleti yöneten mali aristokrasi adındaki burjuva kesimidir. Bu burjuva kesimi, yasalar çıkarmakta, kamu kurumlarını kumanda etmekte, basını elinde tutmaktadır ve topluma da egemen konumdadır. Zevkleri ve kazanç elde etme tarzı yönünden yozlaşmış durumdadır. Sanayi burjuvazisi çıkarlarını tehdit altında gördüğünden, bu iktidara muhalefet etmektedir. Halk “hırsızlara”, yani mali aristokrasiye tepkilidir.

1845-46 yıllarında patates hastalığı ve tarımsal toplam ürünün (rekoltenin) az oluşu, halktaki hoşnutsuzluğu tırmandıran ve olgunlaştıran birinci iktisadi olaydır. 1847’deki kıtlıkta halk açlık, mali aristokrasi sefahat içerisindedir. Devrimin oluşumunu hızlandıran, hoşnutsuzlukları ayaklanmaya kadar olgunlaştıran ikinci iktisadi olay, 1847’de İngiltere’de yaşanan ticaret ve sanayi bunalımıdır. Bu bunalım 1847 güzünde kıta Avrupa’sını etkiler ve Şubat-Mart 1848 devrimlerine zemin hazırlar.

Kıtayı etkileyen bunalımdan, Fransa sanayi burjuvazisi etkilenir. Sanayi burjuvazisi, mali aristokrasinin kabinesini devirmek için seçim reformu talep eder. Bunalım yüzünden sanayi burjuvazisi, dış pazarda iş yapamadığından, iç pazara yönelir. Bu da bakkal ve dükkânların kitlesel iflaslarına yol açar. Küçük burjuvazinin, Şubat 1848 devrimine katılmasının sebebi budur.

Şubat’ta ayaklanma başladığında başbakan Guizot’dur. Louis-Philippe korkuyla 23 Şubat’ta Guizot kabinesine son verip, yerine 24 Şubat’ta Odilon Barrot kabinesini kurar. Fakat geç kalmıştır. Halk ve ordu çatışmaktadır. Ulusal muhafız pasif davranır ve ordu silahsız kalır. Böylelikle Temmuz monarşisi yerini Geçici Hükümet’e (GH) bırakır. Paris, siyasal merkezileşmenin sonucu olarak Fransa’ya hâkimdir.

GH, çıkarları çatışan çeşitli sınıfları yansıtır. Üyelerinin çoğu burjuvazinin temsilcisidir. Küçük burjuvazi, burjuvazi, hanedan muhalefeti ve iki temsilcisiyle işçi sınıfı GH’te yer alır. İşçi temsilcileri Louis Blanc ve Albert’tir. İşçiler 1830 Temmuz devriminde cumhuriyeti, kurucu meclisin toplantıya çağrılmasını ve herkese oy hakkını isteyerek, barikatlarda savaşmıştır, fakat mali aristokrasi (bankerler) halkın zaferinden yararlanıp, Orleans dükü Louis-Phillipe’i tahta getirmiştir. Bunun nedeni, halkın yeterince örgütlü davranmamasıdır. Fakat bu kez, işçiler daha fazla örgütlüdür ve GH’e cumhuriyetin ilanını emrederler; yoksa silahlı kitlesel güçlerini kullanacaklarını belirtirler. Böylece meşruti krallık gider ve genel oya dayalı cumhuriyet ilan edilir. Fransa’ya cumhuriyeti getiren, GH’e cumhuriyeti ilan etmesini dayatan proletaryadır. Fakat Şubat cumhuriyeti, mali aristokrasiyi devirmemiş, o da dâhil olmak üzere bütün mülk sahibi sınıfları siyasal iktidara katmıştır. Burjuva monarşisinden, burjuva cumhuriyete geçilmiştir. Proletarya Şubat devrimiyle kurtuluşu için savaşabileceği bir alanı ele geçirmiş ve bağımsız bir partiyi oluşturmuştur. Cumhuriyet ile burjuvazinin egemenliği tahtın arkasına gizlenmekten kurtulmuş, açığa çıkmıştır. Büyük toprak sahipleri olan lejitimistler, Temmuz monarşisi döneminde siyasal varlık gösteremediklerinden, devrimin ve burjuva cumhuriyetin yanında yer alır. Köylüler halkın çoğunluğunu oluşturur ve Fransa’nın yazgısı üzerinde genel oyla söz sahibi olur.

GH, her yurttaşa iş sağlamayı üzerine alan bir kararname çıkarmıştır. Bu vaadini unutunca, 20 bin işçi Belediye Sarayı’na doğru yürür. Talepleri çalışma bakanlığı kurulması ve emeğin örgütlenmesidir. GH gönülsüzce de olsa, emekçilerin koşullarını iyileştirme çarelerini araştırmakla görevli bir komisyon atar ve başına L. Blanc ile Albert’i getirir. Fakat böylece, işçi sınıfının temsilcileri GH’in merkezinden uzaklaştırılmış olur. GH’in burjuva temsilcileriyse, tüm bakanlıklara ve devlet iktidarına sahiptir. Luxemburg Komisyonu’nun ne bütçesi vardır ne de yürütme gücü. Devlet iktidarına sahip olmayan bu Komisyon’la işçiler oyalanmaktadır. L. Blanc bu komisyonun kurulmasını kabul etmekle, burjuvazinin oyuncağı konumuna düşer.

Şubat 1848 devrimi burjuvazi ile proletaryanın birlikte yaptığı bir devrimdir, fakat bu gelişmelerle birlikte iktidar burjuvazinin elinde kalır. Proletarya köylülere ve küçük burjuvalara kıyasla sayıca azdır. Onların desteğini almadan burjuva düzeni değiştiremez durumdadır. Proletarya, devrimi geliştirip tamamlayacak güce ve yeteneğe sahip değildir.

1848’de Fransa’dan sonra Prusya, Avusturya, Polonya, Macaristan ve İtalya’da da ayaklanmalar/devrimler olur. 1848 Devrimleri kıta Avrupa’sına yayılan bir devrimler toplamıdır.

Şubat devrimi sonrası cumhuriyet dış politika sorunlarıyla karşılaşmaz. İçerideyse proletaryanın savaşımı olmaz. İşçiler GH’i destekler. Şubat devrimi görünürde mali aristokrasiye karşı olsa da, aslında bankokrasiyi geliştirip sağlamlaştırır. GH’in bir uygulamasından ticaretle uğraşan dükkânlar, yani küçük burjuvazi mağdur olur. Köylülereyse yeni bir vergi getirilir. Bu yüzden, köylüler devrime karşıt bir konumlanış alır (Büyük Fransız Devrimi’nde burjuvazi ve köylülerin ittifak halinde olması, bu devrimde gerçekleşmez) ve proletaryaya yakınlaşmaz. GH, proletaryanın potansiyel tehdidine karşı bir önlem olarak, 24 gezgin muhafız taburu oluşturur. Bu taburlar lümpen proletaryadan oluşturulur. Ordu, Şubat devrimi sonrasında Paris’in dışındadır. Ulusal Muhafızlar, işçiler karşısında güçsüzdür ve saflarına işçiler de katılmaktadır. İşçilere karşı bir güç olan gezgin muhafızları işçiler, burjuva ulusal muhafızların karşısında kendi savaşçıları olarak algılar. Bu bir yanılgıdır. Öte yandan, burjuvazi de yanılgı içindedir. Bunalımın ve devrimin işsiz bıraktığı sanayi işçilerini, Ulusal Atölyeler kurup buralarda istihdam eder. Burjuvazi işçilere karşı bir güç oluşturduğunu sanmaktadır, fakat aslında ayaklanma için bir güç oluşturmuştur. GH, Ulusal Atölyeler’in L. Blanc’ın buluşu olduğu söylentisini yayar ve toplumda bu atölyelerle sosyalizmin uygulandığı anlayışı yaratılır. Küçük burjuvazi, “göstermelik işe karşı devletten maaş, işte sosyalizm” anlayışıyla, bu durumdan hoşnutsuzdur. Küçük burjuvazi iflaslarla boğuşmaktadır ve işçilere, ulusal atölyelere öfke duyar.

Görüldüğü gibi, Şubat devrimi sonrasında “toplumsal kurumlarla bezenmiş bir cumhuriyet” kurulmuştur. Bu toplumsal kurumlar, işçilerin örgütlenmeleri olan Ulusal Atölyeler ve Luxemburg Komisyonu’dur. Bu kurumlar işçilerin baskısıyla GH tarafından kurulmuştur. Fakat böylelikle GH, proletaryanın hak iddialarını frenler. Bu aslında burjuvazinin işçi sınıfına karşı savaşımını beceriyle yürüttüğünü gösterir. 4 Mayıs 1848’de Ulusal Kurucu Meclis seçimle belirlenir. Kurucu Meclis, “burjuva cumhuriyet”in kurulduğunu gösterir. Çünkü mecliste burjuvazinin ağırlığı vardır; L. Blanc ve Albert meclisin Yürütme Komisyonu’ndan çıkarılmıştır ve özel bir çalışma bakanlığı kurulması talebi reddedilmiştir. Artık ulusal atölyeler ve komisyon gibi sosyal ödünlerden kurtulmak için, burjuva cumhuriyet, Haziran ayaklanması/yenilgisine doğru yol almaktadır. “Burjuva cumhuriyetin gerçek doğum yeri Şubat zaferi değil, Haziran yenilgisidir.”

Burjuva cumhuriyet, iktidarını sağlamlaştırmak zorundadır. Şubat cumhuriyetini burjuvaziyle birlikte kuran işçiler, artık burjuvalarla karşı karşıya gelirler. Burjuvazi ulusal atölyeleri hedef tahtasına yerleştirir. Sokak toplantıları yasaklanır, ulusal atölyelere giriş güçleştirilir, günlük ücret yerine parça başı ücret getirilir, toprak düzleme işi için işçiler sürgüne gönderilir vb… 21 Haziran 1848’de bekâr işçilerin ulusal atölyelerden çıkarılması ya da orduda hizmete alınmasını emreden bir kararname yayınlanır. İşçiler buna, 22 Haziran’da ayaklanmayla karşılık verir. İşçi sınıfının liderleri ve planları yoktur ve çoğu silahsız durumdadır. 5 gün boyunca ordu, gezgin muhafızlar ve ulusal muhafızlara karşı koyarlar. Burjuvazi ayaklanmadan korkmuştur ve ayaklanmayı zalimlikle bastırır. İşçiler burjuva düzene karşı ayaklanmıştır. Aslında işçileri Haziran ayaklanmasına zorlayan burjuvazidir. İşçilerin talepleriyse burjuvacadır. Burjuva cumhuriyeti algılamaları yanılsamalıdır; ödünler elde edeceklerini sanırlar. Burjuva devletin ya da burjuva cumhuriyetin asıl niteliğiyse, burada ortaya çıkar: Sermayenin egemenliğini ve emeğin köleliğini daimi kılmak. Burjuvazi, burjuva terörizmine başvurmuştur. Haziran yenilgisi, tüm Avrupa’da burjuvazinin özgüvenini artırır. Burjuvazi gericileştiğini göstermiştir. Bundan sonra Avrupa’da devrim, bütün Avrupa’da olmak zorundadır, çünkü proletaryaya karşı Kutsal-İttifak kurulmuştur. Bundan sonra, devrimin bayrağı kızıl renktedir. Bu ayaklanma, işçilerin proletarya diktatörlüğünü kurma yönünde bir kalkışmasıdır.

25 Haziran 1848’de işçilerin Paris ayaklanması bastırılırken, küçük burjuva cumhuriyetçiler, burjuva cumhuriyetçilerle birlik oldular. GH ve Yürütme Komisyonu döneminde demokrat cumhuriyetçiler, yani Montagne (küçük burjuvazinin siyasal temsilcileri), cumhuriyetçi burjuvazi ile ittifak halindeydi, fakat Haziran günlerinden sonra bu ittifak bozulur. Kurucu Ulusal Meclis’te Orlenasçılar ve lejitimistler azınlıktadır ve bunlar karşı-cumhuriyetçidir. Bunlar Haziran ayaklanmasından önce cumhuriyetçi gibi görünürler, fakat Haziran günlerinden sonra kendi karşı-cumhuriyetçi kimlikleriyle belirirler. Burjuva cumhuriyetçiler, 1830’yılından beri Paris gazetesi National etrafında toplanmış generaller, avukatlar, bankerler, milletvekilleri ve yazarlardan oluşur. Haziran günlerinden sonra, burjuva cumhuriyetçiler devlet aygıtını, bürokrasiyi ele geçirir ve yürütme gücünün başında da temsilcileri Cavaignac bulunur. Kurucu Meclis’in tüm eylemleri, burjuva cumhuriyetçiliğin gerçekleşmesidir.

Haziran’da proletarya yenildikten sonra, sıra küçük burjuvaziye gelmiştir. Artık onların da hesabı görülebilir. Paris’li küçük burjuvalar kitlesel biçimde iflas etmektedir, fakat onları koruyacak yasal düzenlemeler mecliste kabul edilmemektedir. Kurucu Ulusal Meclis, anayasa hazırlar. Bu anayasa proletarya, köylüler ve küçük burjuvalara genel oy hakkı vermekte, fakat onların toplumsal köleliğini onaylamaktadır; işte anayasanın çelişkisi budur. Burjuvazinin egemenliği demokratik koşullar içerisine yerleştirilmektedir. Bu anayasayla gidilen 10 Aralık 1848 seçiminde, cumhuriyetçi burjuvazinin lideri Cavaignac kaybeder, III. Napoleon seçimi kazanır. Köylüler mevcut hükümeti devirmiş, adeta seçimle darbe yapmış gibidir. Napoleon’un seçilmesi köylülerin seçim zaferidir; proletarya içinse, cumhuriyetçi burjuvaların düşüşü, Haziran’daki burjuva zaferin hükümsüzleşmesidir. Burjuvaziye borçları olan küçük burjuvalar için de, cumhuriyetçi burjuvazinin düşüşü ve Napoleon’un seçilmesi olumludur. Ordu da gezgin muhafızlara karşı Napoleon’a oy vermiştir. Bonaparte, burjuva cumhuriyete karşı güç birliği içindeki bütün partilerin ortaklaştığı adaydır. Küçük burjuvazinin ileri kesimlerinin adayı Ledru-Rollin, devrimci işçilerin adayı Raspail’dir, fakat proletarya ve küçük burjuvazi Napoleon’a oy vermiştir. Proletarya Raspail’i aday göstermekle Montagne’den, yani Demokrat Parti’den bağımsız bir eylemde bulunmuştur; bu durum bir ilktir. Cavaignac 20 Aralık’ta görevini bırakır ve Kurucu Meclis Louis Napoleon’u cumhuriyetin başkanı ilan eder.

Kralcı burjuva kesimler, Napoleon’a Barrot’yu seçmesini önerirler. Louis-Phillipe’in son bakanı olan Odilon Barrot, Napoleon’un ilk bakanı olur. Barrot kabinesi, Orleancılar ile lejitimistlerden oluşur. National’in partisi, cumhuriyetçi burjuvazi, devlet görevlerinden tasfiye edilir; posta yönetimi, polis müdürlüğü, genel savcılık, Paris belediye başkanlığı vb. kurumlar kralcıların eline geçer. Artık Fransa’da cumhuriyetin kuruluşu tamamlanmıştır; ortada kurulu bir cumhuriyet vardır. Kurucu Meclis gereksizleşmiştir. Kurucu Ulusal Meclis’te burjuva cumhuriyetçiler bulunmaktadır. Bunlar mecliste Reforme’un demokrat cumhuriyetçileriyle, yani Montagne (küçük burjuvazinin partisi) ile birlikte hareket ederler. Burjuva cumhuriyetçiler, Barrot kabinesini devirmek ister. Tuz vergisi konusunda, köylülerin seçtiği Bonaparte ve kabinesi ile Kurucu Meclis arasında bir çekişme yaşanır. Kurucu Meclis, köylülerin aleyhine olan tuz vergisinin konmasına karşı çıkarak, köylülerin çıkarlarının savunucusu gibi görünmeye çalışır. Kabine, Kurucu Meclis’in kendini dağıtmasını istemektedir, fakat onu dağıtmak için yasal dayanağı yoktur. Meclis ise, güvensizlik oylamasıyla Barrot kabinesini istifaya zorlamak ister ama kabine bu oylamayı kabul etmez. Kurucu Meclis ile iktidar savaşmaktadır. Kurucu Meclis’in dağılmasını isteyen dilekçelerle buna karşı olan dilekçelerin örgütlenmesi ve karşılıklı çekişme yaşanır. Kurucu Meclis’in tek yolu başkaldırıdır ve elindeki silahlar, ulusal muhafızların cumhuriyetçi kesimi, gezgin muhafızlar ve devrimci proletaryanın merkezleri olan kulüplerdir. Kabine için Kurucu Meclis’i dağıtmanın tek yolu da, onu ayaklanmaya kışkırtmak ve ayaklanmayı bastırmaktır. Bonaparte’ın kabinesi (Barrot kabinesi), gezgin muhafızların bir kısmını işten atıp, geriye kalanların ücretlerini düşürerek bu örgütü, kralcı bir örgütlenmeye dönüştürür. Gezgin muhafızların dağıtılması, burjuva cumhuriyetçi 50 valinin görevden alınıp yerlerine kralcıların geçirilmesi, lejitimistlere karşı hoşgörü vb., bütün  bunlar ayaklanmayı kışkırtmıştır. Fakat Napoleon’un gerçekleştirdiği askeri gösteriden korkuya kapılan Kurucu Meclis sonunda, bazı yasal düzenlemelerden sonra kendini feshetmeyi kabul eder. Meclisteki burjuva cumhuriyetçiler ile demokrat cumhuriyetçiler, işçilerin örgütlenme merkezleri olan kulüplerin yasaklanmasını öneren kabinenin tasarısını onaylar. Anayasanın örgütlenme hakkını tanımasını hiçe sayarak, kulüpleri yasaklarlar. Çünkü artık Şubat cumhuriyeti değil, yerleşmiş bir cumhuriyet vardır. Kurucu Meclis, Avrupa karşı-devrimiyle ittifak kurulması doğrultusundaki kabine çalışmalarını da benimsemiş ve onaylamıştır.

Kurucu Meclis 4 Mayıs 1848’den 26 Mayıs 1849’a kadar var olur. Yasama Meclisiyse 28 Mayıs 1849’da kurulur ve 2 Aralık 1851’de Bonaparte’ın darbesine kadar varlığını sürdürür. Ulusal Yasama Meclisinin seçiminde, kralcı burjuvazinin Düzen Partisi ile kızıl parti çalışma yürütür. Bu iki partinin arasında National’in burjuva cumhuriyetçileri, şimdiki adlarıyla Anayasanın Dostları bulunur. Kızıl parti, sosyal-demokrat partidir ve küçük burjuvazi ile işçilerin partisinin birlikteliğiyle oluşmuştur. Düzen partisi, Yasama Meclisi’nde çoğunluğu elde eder. Demokrat partinin meclise girmedeki başarısızlığı ve küçük burjuvaların iflasları, onları sosyalistlere yakınlaştırır ve sonuçta kızıl parti adında bir ittifak kurulur.

Köylüler ve taşranın önemli bölümü, Bonaparte’ın uygulamalarıyla hayal kırıklığına uğramıştır. Kızıl parti de onlara çıkarları adına propaganda yapmaktadır. Böylece köylüler devrimci bir konumlanışa meyleder.

Şehirli küçük-burjuvazinin temsilcisi Montagne (Demokrat Parti) 13 Haziran 1849’da sokak gösterisi yapar ve bu gösteri de burjuvazi tarafından bastırılır. Meclis’te Montagne’in temsilcisi kalmaz, meclisteki kürsü özgürlüğü kaldırılır, meclis tümüyle kralcı burjuvaların eline geçer. Orta sınıflara dönük gerici uygulamalar tüm Fransa’yı kaplar; sıkıyönetim, derneklerin yasaklanması, basının susturulması, memurlar arasında ayıklamaların yapılması, demokrat küçük burjuvazinin ulusal muhafızlar içindeki kuvvetlerinin dağıtılması… Bu uygulamaları yaşama geçiren Ulusal Yasama Meclisi’ndeki kralcı burjuvazinin (Düzen Partisi’nin) temsilcileridir. Macaristan, İtalya ve Almanya’da da karşı-devrim kazanır. Fransa’da kralcı görüşler meşruiyet kazanır, cumhuriyet mecliste yerilmekte, krallık ve Kutsal-İttifak yüceltilmektedir. Roma’nın Fransa ordusu tarafından işgali de Düzen Partisi’ni iyice güçlendirir. Paris’teki sıkıyönetim kaldırılıp, basın yeniden faaliyete geçince, gizli dernekler yaygınlaşır ve güçlenirken, orta sınıflar da devrimci eğilimler oluşmaya başlar.

Yasama Meclisi, il meclislerinin seçimi nedeniyle yasamaya ara verir. İl meclisleri, anayasanın değiştirilmesini onaylamazlar. Tümüyle kralcı burjuvazinin elinde olan Ulusal Yasama Meclisi tekrar toplandığında Bonaparte ile meclis arasında uyuşmazlıklar yaşanır. Sürgündeki kral ailelerinin geri çağrılması konusunda da meclis ile Bonaparte arasında sürtüşme olur. Bonaparte, 1 Kasım 1849’da kralcıların temsilcilerinden oluşan Barrot kabinesine son verir ve kendi Hautpoul kabinesini (kâtipler kabinesini) kurar. Bu kabineyle hükümet inisiyatifi, mali aristokrasinin eline geçer.

1849’da başlayıp 1850’de iyice belirginleşen sanayi ve ticaret atılımı sırasında, köylüler çöküntü içerisindedir; ürünlerinin fiyatları düşer, tefecilerin sömürüsü ve vergiler altında ezilirler. Köylülerin toprakları küçülmekte, toprakların verimi düşmektedir. Köylülerin borçları ve topraklarının ipotekleri artmakta, borçlarının faizleri yoluyla birey kapitalistlerce sömürülmekteler. Kapitalist sınıf, devlet vergileri yoluyla da köylü sınıfı sömürmektedir. Köylülerin çıkarı, sermayenin alaşağı edilmesidir. Bonaparte’ı seçen köylüler olmuştur, fakat içki vergisinin yasayla tekrar uygulanması (20 Aralık 1849), onları Bonaparte’a karşı konumlandırmıştır. Fransa’da 12 milyon insan bağcılıkla geçinmektedir ve on yıllardır halk içki vergisine karşı çıkmaktadır. Köylüler, şarap tüccarları ve şarabı tüketen işçiler, bu vergiye karşıdır. Köylülerin sınıfsal çıkarları burjuvaziye karşıttır. Bu nedenle işçi sınıfı ile müttefik olabilirler. Durağan bu sınıf, içki yasasıyla birlikte devrimcileşir. Köylüleri düzene kazanmak için bazı yasalar çıkarılsa da, bunlar etkisiz kalır ve tersine köylülerin devrimcileşmesine yararlar.

13 Haziran 1849’daki küçük burjuva gösterisi sonrasında sürgün edilen Montagne temcilerinin yerini doldurmak için ara seçim yapılacaktır. 10 Mart 1850 ara seçiminde, küçük burjuvaların temsilcileri (Montagne) meclise girer. Düzen Partisi yani meclis ile Bonaparte arasındaki sürtüşmeler yerini, Montagne’e karşı birlik halinde davranmalarına ve bazı önlemlerle uygulamaları yaşama geçirmelerine bırakır. Artık genel oy sisteminin kaldırılması, burjuvazi tarafından dillendirilmektedir. 28 Nisan’da yapılan seçimde de Montagne tekrar zafer elde eder. Buna Düzen Partisi genel oy sistemini kaldıran bir seçim yasasıyla karşılık verir. Bir de basın yasası çıkarılır. Böylelikle hem devrimci parti, hem de demokrat parti sahneden çekilir. Montagne meclis’te seçim yasasına dirense de, yasa geçirilmiştir. Proletaryaysa gönenç içerisinde hareketsizdir. Ayrıca Paris’te güçlü bir ordu bulunmaktadır ve basın susturulmuş durumdadır. Bu nedenlerle proletarya bu yasaya karşı harekete geçmez.

Bazı eksikleri olsa da Marx’ın Fransa’da Sınıf Savaşımları’nda değerlendirdiği olaylar ve süreçler özetle böyledir.

***

Devrimleri, “tarihin lokomotifleri” olarak gören Marx, 1848-49 Fransız devriminde tarihin hızlandığını ve yoğunlaştığını gözlemektedir. Fransız burjuvazisinin gericileştiğini gören Marx, onun proletarya hareketi karşısındaki karşı-devrimci eylemini anlatır. Sanayi burjuvazisi de dâhil olmak üzere tüm burjuva sınıf, proletaryanın burjuva taleplerle bile olsa tarih sahnesine çıkmasından korkuya kapılmış, onun karşısında gericileşmiştir. Burjuvazi, burjuva demokrasisini/cumhuriyeti getiren proletaryadan, bunun ötesini de zorlayacağından korkmuştur. Haziran 1848’deki proleter ayaklanmayı şiddetle bastıran Fransız burjuvazisi, toplumsal ilerlemenin önünü tıkayan gerici bir gücü oluşturmaktadır. Tarihsel ilerlemenin ve devrimci hareketin temel gücü, artık proletaryadır. Proletarya siyaset sahnesine kendi bağımsız kimliğiyle çıkmalıdır.

Şubat devrimini gerçekleştirirken proletarya, hem kendisinin hem de burjuvazinin çıkarlarını koruyan bir cumhuriyeti kuracağı inancındadır. Fakat Haziran 1848’deki ayaklanmasının acımasızca bastırılmasıyla, burjuvaziye karşı yürüttüğü bu savaşla, sınıf bilincinin oluşumunda bir dönüm noktası geride bırakılır. Haziran ayaklanması, modern toplumun iki sınıfı arasındaki ilk büyük savaştır. Haziran ayaklanmasının kanla bastırılması, proletaryanın burjuva hayallerinden kurtulmasını sağlamıştır. Haziran ayaklanmasının sonrasında, artık şu kavrayış ortaya çıkmıştır: “Burjuvazi yıkılsın! İşçi sınıfının Diktatörlüğü!” Yani burjuvazinin demokratik ideallerini terk ettiği koşullarda, artık gündemde proletarya devrimi vardır. Belirtmek gerekir ki, proletaryanın sınıf “diktatörlüğü” kavramı ilk kez, Fransa’da Sınıf Savaşımları’nda formüle edilir.

1848-49 Fransız devriminde Haziran proletarya ayaklanmasının yenilmesinin önemli bir nedeni, köylülerin ve şehirli küçük-burjuvazinin işçileri desteklememiş olmasıdır. Fakat bu kesimler sınıf mücadeleleri içerisinde, giderek proletaryaya yakınlaşmış ve burjuva cumhuriyetle uzlaşmazlığa düşmüştür.

1848-49 devrimleri Fransa, Almanya, Polonya, Macaristan ve İtalya’da yaşanmıştır. Fransa’da 1849 Haziranından itibaren iktidardaki Düzen Partisi’nin karşı-devrimci siyaseti, Bonaparte’in diktatörlüğünün yolunu açmış, 1849 yazında Almanya’daki en son devrimci merkezler ezilmiş, Macaristan’daki devrim, çar birliklerinin de yardımıyla yenilgiye uğramış, İtalya’daki devrimci hareketse Avrupa karşı-devriminin birleşik güçlerince dağıtılmıştır.

Devrimler, bunalımların ardından gelirler. 1847 bunalımının ardından 1848 devrimleri gelmiştir. Yeni bir devrimse, ancak yeni bir bunalımın ardından olanaklıdır.

1848 devrimlerinden sonra gerçekleşen burjuva devrimlerinde, gericileşen burjuva sınıflar, halkın devrim sürecine katılımına soğuk bakacak ve hatta bunu engellemeye çalışacaklardır. Bu devrimler görece daha fazla tepeden inmeci olmaya ve sürece yayılan reformlarla gerçekleşmeye eğilimlidirler. Bu konuda, Türkiye burjuva devrim sürecini örnek olarak vermek mümkündür.

Fransa’da Sınıf Savaşımları’yla aynı yıl, Mart 1850’de yazılan “Merkez Komitenin Komünist Birliğe Çağrısı”nda Marx ve Engels, Komünist Manifesto’daki devrim modelinde kısmi revizyon yapmaktadır. Manifesto’da 1789 Fransız devrimi örnek alınarak burjuvazinin ilericiliği verili kabul edilmiştir. Şimdi gericileşen burjuvazinin yerini, küçük burjuvazi almakta, demokratik burjuva ideallerin taşıyıcılığını bu sınıf üstlenmektedir. Arkasındaki proletaryanın zorlamasıyla küçük burjuvazi, gericileşen burjuvazinin karşısına çıkacak, proletaryanın baskısı sayesinde burjuva devrimci ideallere bağlı kalacaktır. Proletarya, küçük burjuvaziyle birlikte yürüyeceği yere kadar yürüdükten sonra, küçük burjuvazinin daha fazla iteklenemeyeceği noktada, devrim bayrağını onun elinden devralarak, kendi devrimini gerçekleştirecektir. Bu formülasyonun adı, “sürekli devrim”dir. Devrimin sürekliliğinin koşulu, proletaryanın başından itibaren kendi bağımsız siyasal örgütlenmesine sahip olmasıdır. Ayrıca, devrimin başlangıcından itibaren proletarya, küçük burjuvaziye dönük güvensizliğini ortaya koymalıdır. Peki küçük burjuvaziyi ileri itmek zorunda olan proletarya, siyasal eğitimini nereden alacaktır?.. Manifesto’da proletarya, burjuvazinin açtığı yolda ilerlerken, siyasal eğitimini alacak bir sınıf olarak kavranmaktadır. “Sürekli devrim” formülasyonundaysa, küçük burjuvaziyi belli bir doğrultuda iteklemesi gereken proletaryanın, nihai hedefinin bilincinde olması gerekir. Fakat proletarya bu bilince nasıl ulaşacaktır?.. Çağrı’da bu sorunun cevabı Komünist Birlik’e yapılan vurgularla, komünistlere daha çok iş düşeceği sezgisiyle verilse de, daha fazlası ve ilerisi bulunmamaktadır. Öncülük ve örgüt teorisinin geliştirilmesi, emperyalizm döneminde Lenin’e ve Bolşeviklere kalacaktır.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]