Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
1848-49 Almanya Devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1848-49 Almanya Devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2025 Pazar

1848 Devrimleri: Avrupa'yı Sarsan ‘Halkların Baharı’

MAR

Giriş

19. yüzyılın ortalarında Avrupa, Sicilya'dan Paris'e, Viyana'dan Berlin'e uzanan ve sonradan "Halkların Baharı" olarak adlandırılacak olan, kıta ölçeğinde eşi benzeri görülmemiş bir devrimci altüst oluşa tanıklık etmiştir. Geleneksel tarih yazımı bu olayları genellikle liberalizm ve milliyetçiliğin romantik bir uyanışı olarak betimlese de, bu analiz, materyalist bir çerçeveden hareketle, 1848 Devrimleri’nin sonuçlarının öncelikle devrimci koalisyonu daha en başından itibaren çatlatan uzlaşmaz sınıf çıkarları tarafından belirlendiğini savunacaktır. Bu devrimler, burjuvazinin feodalizme karşı yürüttüğü tarihsel mücadelenin son perdesi olmakla kalmamış, aynı zamanda bu sınıfın, yeni ortaya çıkan sanayi proletaryasının radikal talepleri karşısında devrimci kimliğinden sıyrılarak karşı-devrimci bir güce dönüştüğü tarihsel anı teşkil etmiştir. Başlangıçta monarşiye karşı burjuvazi, küçük burjuvazi ve işçi sınıfını birleştiren muğlak "halk" (le peuple) kavramı, özellikle Paris'teki Haziran Günleri'nin kanlı barikatlarında parçalanmış ve yerini modern tarihin ana eksenini oluşturacak olan burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf çatışmasına bırakmıştır.

Bu yazının amacı, 1848 Devrimleri'nin kapsamlı bir analizini sunmaktır. Bu çerçevede, devrimleri tetikleyen siyasal, toplumsal ve ekonomik nedenler derinlemesine incelenecek; hareketin üç ana merkezi olan Fransa, Avusturya İmparatorluğu ve Alman devletlerindeki kilit olaylar ve özgün dinamikler mercek altına alınacaktır. Son olarak, devrimlerin neden geniş çapta başarısızlıkla sonuçlandığı analiz edilecek ve bu başarısızlığa rağmen Avrupa'nın geleceği üzerinde bıraktığı derin ve kalıcı miras değerlendirilecektir. Yazı, devrimlerin kökenlerinden başlayarak, tarihsel gelişmeler üzerinden ilerleyecek ve sonuçların analiziyle tamamlanacaktır.

1.0 Devrimlerin Eşiğindeki Avrupa

1848'de Avrupa'yı saran devrimci ateşi anlamak için, kıtanın on yıllardır biriktirdiği siyasal ve sosyo-ekonomik gerilimleri kavramak stratejik bir önem taşır. Napolyon Savaşları'nın ardından kurulan baskıcı siyasi düzen ile Sanayi Devrimi'nin hızlandırdığı köklü toplumsal dönüşümler arasındaki derin çelişki, Avrupa'yı patlamaya hazır bir barut fıçısına dönüştürmüştü. Bu bölümde, devrimlerin filizlendiği bu verimli ancak istikrarsız zemin ayrıntılı olarak incelenecektir.

1.1 Siyasal Zemin: Viyana Düzeni ve Yükselen Muhalefet

1815 Viyana Kongresi, Avrupa'da Fransız Devrimi'nin ve Napolyon'un yarattığı "kaosu" sonlandırmak ve monarşik meşruiyeti yeniden tesis etmek amacıyla toplanmıştı. Avusturya Şansölyesi Prens Metternich'in mimarı olduğu bu yeni düzen, "Avrupa İş birliği" (Concert of Europe) adı altında, kıtadaki statükoyu korumayı, devrimci ve ulusalcı hareketleri bastırmayı hedefleyen muhafazakâr bir ittifak üzerine kuruluydu. Bu restorasyon rejimi, mutlakiyetçi monarşileri ve aristokrasiyi güçlendirirken, halkların iradesini ve özgürlük taleplerini sistematik olarak baskı altında tutuyordu.

Ancak Viyana düzeninin baskıcı yapısı, kendisine karşı iki güçlü ideolojik akımın yükselişini tetikledi:

1. Liberalizm: Gelişmekte olan burjuvazi ve aydınlar arasında yayılan liberalizm, anayasal bir yönetim, meclis temsiliyeti, temel hak ve özgürlüklerin (basın, toplanma vb.) güvence altına alınmasını talep ediyordu. Monarşilerin mutlak yetkilerine karşı çıkarak, siyasal iktidarın mülk sahibi sınıfların temsilcileriyle paylaşılmasını savunuyordu.

2. Milliyetçilik: Özellikle çok uluslu imparatorluklar (Avusturya, Osmanlı) ve parçalanmış devletler (Almanya, İtalya) bünyesindeki halklar arasında giderek güçlenen milliyetçilik, ulusal kendi kaderini tayin hakkını ve dil-kültür birliğine dayalı ulus-devletlerin kurulmasını hedefliyordu. Fichte'nin "Alman Ulusuna Seslenişler"i gibi eserler, bu akımın entelektüel ve siyasi gücünü ortaya koyan önemli örneklerdi.

Bu iki akım, 1830'larda yaşanan devrimci dalgalarla ilk büyük sınavlarını vermiş ve Viyana düzeninin temellerini sarsmaya başlamıştı.

1.2 Toplumsal ve Ekonomik Çalkantılar

Siyasal alandaki bu ideolojik gerilimler, Avrupa'nın yaşadığı derin sosyo-ekonomik dönüşümlerle daha da keskinleşti. Sanayi Devrimi, özellikle İngiltere, Fransa, Belçika ve Ren bölgesinde hızlanarak toplumsal yapıyı kökünden değiştirdi. Bu süreçte iki yeni sınıf ön plana çıktı: Sermaye ve üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan, siyasal güç talep eden burjuvazi ile fabrikalarda ve atölyelerde ağır koşullar altında çalışan, giderek kendi sınıf bilincini geliştiren sanayi proletaryası. Şehirler hızla büyüyor, ancak bu büyüme sefaleti, kötü yaşam koşullarını ve toplumsal hoşnutsuzluğu da beraberinde getiriyordu.

Bu yapısal dönüşümlerin üzerine, devrimleri doğrudan tetikleyen bir dizi ekonomik kriz eklendi:

• Tarım Bunalımı (1845-1847): Kötü hasatlar, özellikle tahıl ve patates kıtlığına yol açtı. Gıda fiyatları %100'e varan oranlarda arttı, bu da özellikle yoksul kentli ve kırsal nüfus arasında yaygın bir açlık ve isyan dalgası yarattı. Fransa'nın Buzançais kasabasında köylülerin buğday arabalarına el koyması gibi olaylar, bu gerilimin somut göstergeleriydi.

• Mali Kriz: Tarım krizinin tetiklediği satın alma gücündeki düşüş, sanayi üretiminde bir daralmaya yol açtı. Özellikle demiryolu inşaatlarındaki spekülatif balonun sönmesi, bankacılık sistemini krize soktu ve kitlesel işten çıkarmalara neden oldu.

Siyasal baskı, ideolojik uyanış, toplumsal dönüşüm ve ekonomik sefaletin bu kesişimi, 1848'in eşiğindeki Avrupa'yı devrimci bir patlamanın fitilini ateşlemeye hazır hale getirmişti. Nitekim ilk kıvılcım, 1789'dan beri devrimlerin anavatanı olarak görülen Fransa'da çakılacaktı.

2.0 Fransa: Şubat Devrimi ve Haziran Günleri

1848 Devrimleri'nin kıta geneline yayılan ilk ve en belirleyici kıvılcımı Fransa'da ateşlendi. Paris'teki Şubat ayaklanması, Viyana'dan Berlin'e kadar diğer başkentlerdeki muhalif güçlere cesaret vererek "Halkların Baharı"nı başlattı. Fransa örneği, devrimin içsel dinamiklerini anlamak açısından özel bir önem taşır; zira burada devrim, farklı sınıfların (burjuvazi, küçük burjuvazi, işçiler) ortak bir liberal isyanı olarak başlayıp, sadece birkaç ay içinde burjuvazi ile proletarya arasında kanlı bir sınıf savaşına dönüşerek tarih sahnesine modern sınıf mücadelesinin ilk büyük trajedisini çıkarmıştır.

2.1 Monarşinin Yıkılışı ve Geçici Hükümet

Kral Louis-Philippe'in "Temmuz Monarşisi", büyük mali burjuvazinin çıkarlarını temsil eden, ancak sanayi burjuvazisi ile işçi sınıfının taleplerine kulak tıkayan bir rejimdi. Siyasal reform taleplerini bastırmak amacıyla 22 Şubat 1848'de Paris'te düzenlenecek bir reform ziyafetinin yasaklanması, bardağı taşıran son damla oldu. Halk sokaklara döküldü ve hızla büyüyen ayaklanma karşısında Kral Louis-Philippe 24 Şubat'ta tahtı bırakarak kaçmak zorunda kaldı.

Monarşinin yıkılmasının ardından kurulan Geçici Hükümet, devrimin iç çelişkilerini en başından itibaren yansıtıyordu. Hükümet, iki ana grup arasında bölünmüştü:

1. Ilımlı Cumhuriyetçiler: Le National gazetesi etrafında toplanan bu grup, burjuvazinin çıkarlarını temsil ediyor ve genel oy hakkı gibi siyasal reformlarla yetinmek istiyordu. Lamartine gibi figürler bu kanadın önde gelen isimleriydi.

2. Radikal Demokratlar ve Sosyalistler: La Reforme gazetesi çevresinde örgütlenen ve Louis Blanc ile Ledru-Rollin gibi isimlerin temsil ettiği bu kanat ise, işçi sınıfı ve küçük burjuvazinin taleplerini dile getiriyordu. Sadece siyasal reformlarla yetinmiyor, "çalışmanın örgütlenmesi" ve "çalışma hakkı" gibi radikal toplumsal taleplerde bulunuyorlardı.

Bu iki kanat arasındaki uzlaşmaz karşıtlıki, devrimin geleceğini belirleyecekti.

2.2 Sınıf Çatışmasının Keskinleşmesi: Ulusal Atölyeler ve Haziran Ayaklanması

İşçi sınıfının ve sosyalistlerin baskısıyla Geçici Hükümet, "çalışma hakkı" ilkesini tanımak ve işsizlere iş sağlamak amacıyla Ulusal Atölyeler'i kurmak zorunda kaldı. Ancak burjuva çoğunluğun kontrolündeki hükümet, bu atölyeleri bilinçli olarak verimsiz ve sürdürülemez bir yapıda tasarladı. Atölyeler, gerçek bir üretim merkezi olmaktan çok, işsizlerin küçük bir ücret karşılığında anlamsız işlerde oyalandığı bir yardım programına dönüştü.

Nisan ayında yapılan seçimlerde muhafazakarların ve ılımlıların ezici bir zafer kazanması, burjuvazinin gücünü pekiştirdi. Yeni meclis, Ulusal Atölyeler'i hem mali bir yük hem de radikal bir tehdit olarak görüyordu. 21 Haziran'da atölyelerin kapatılması ve buradaki işçilerin ya orduya katılmaya ya da taşraya gönderilmeye zorlanması kararı, Paris proletaryası için bir ihanet anlamına geliyordu. Bu karar, 23 Haziran'da Haziran Ayaklanması'nı tetikledi. Paris'in doğu yakasındaki işçi mahallelerinde barikatlar kuruldu ve tarihin ilk büyük proleter devrim girişimi başladı. Bu ayaklanma, Şubat'taki gibi tüm sınıfların ortak bir eylemi değil, doğrudan doğruya işçi sınıfının burjuva cumhuriyetine karşı silahlı bir başkaldırısıydı.

2.3 Karşı-Devrim ve İkinci İmparatorluğa Giden Yol

Haziran Ayaklanması, burjuvazide büyük bir korku yarattı. "Düzenin kurtarıcısı" olarak sahneye çıkan Savaş Bakanı General Cavaignac, kendisine devredilen olağanüstü yetkilerle ayaklanmayı vahşice bastırdı. Paris sokaklarında binlerce işçi öldürüldü, on binlercesi tutuklandı veya sürgüne gönderildi. Bu kanlı bastırma, Şubat Devrimi'nde kurulan sınıf ittifakının sonu ve devrimin radikal toplumsal özlemlerinin yenilgisiydi.

Haziran Günleri'nin yarattığı "kızıl tehlike" korkusu, siyasal atmosferi tamamen değiştirdi. Mülk sahibi sınıflar (burjuvazi ve köylülük), toplumsal devrim tehdidi karşısında düzen ve istikrar arayışına girdiler. Bu siyasi boşluk, amcasının efsanevi adını kullanan Louis-Napoleon Bonaparte'ın yükselişine zemin hazırladı. Bonaparte, hem düzen vaadiyle muhafazakarları hem de sosyal reform söylemleriyle halkın bir kısmını yanına çekerek Aralık 1848'de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini ezici bir üstünlükle kazandı. Sadece üç yıl sonra, 1851'de yaptığı bir darbeyle cumhuriyeti yıkarak İkinci İmparatorluk'u ilan etti ve devrimin doğduğu topraklarda karşı-devrim zaferini tamamlamış oldu.

Böylece, 1848 Fransız devrimi açık bir sınıf çatışması ekseninde sönümlenirken, Orta Avrupa'daki altüst oluşlar, yerleşik güçlerin devrimcilere karşı acımasızca kullanmakta usta olduklarını kanıtlayacakları karmaşık milliyetçilik prizmasından yansıyacaktı.

3.0 Avusturya İmparatorluğu: Liberalizm ve Milliyetçilik Kıskacında

Habsburg İmparatorluğu'ndaki 1848 devrimleri, Fransa'daki gelişmelerden temel bir noktada ayrılıyordu. İmparatorluk, farklı ulusların patlamaya hazır bir mozaiğiydi; 1848 itibarıyla nüfusunun yalnızca %23'ü Alman, %14'ü Macar, %19'u Çek ve Slovak, %13'ü Sloven, %7'si Hırvat ve Sırp, %8'i Polonyalı, %8'i Romen, %8'i Küçük Rus ve %8'i İtalyan idi. Bu nedenle, Paris'te sınıf çatışması devrimin ana eksenini oluştururken, Viyana, Budapeşte ve Prag'da devrim, liberal anayasal talepler ile birbiriyle çatışan milliyetçi özlemlerin patlayıcı bir kesişimiyle tanımlandı. Habsburgların bu karmaşık yapıyı kendi bekaları için sinik bir şekilde manipüle etme becerisi, sonraki on yıllar boyunca gerici siyasetin bir şablonu haline gelecekti.

3.1 Viyana Ayaklanması ve Metternich Düzeninin Sonu

Paris'teki Şubat Devrimi haberi Viyana'ya ulaştığında, yıllardır bastırılan hoşnutsuzluk yüzeye çıktı. 13 Mart 1848'de, radikal öğrenciler ve işçiler tarafından yönetilen kitlesel bir gösteri, Viyana'da bir ayaklanmaya dönüştü. Göstericiler, anayasa, basın özgürlüğü ve en önemlisi, 1815'ten beri Avrupa'daki muhafazakâr düzenin sembolü olan Prens Metternich'in istifasını talep ediyorlardı. Baskı karşısında direnemeyen İmparator I. Ferdinand, Metternich'i görevden alarak İngiltere'ye kaçmasını sağladı. Metternich'in düşüşü, yalnızca Avusturya için değil, tüm Avrupa için eski düzenin sembolik çöküşü anlamına geliyordu.

3.2 Milliyetçi Ayaklanmalar: Macaristan ve Bohemya

Viyana'daki merkezi otoritenin sarsılması, imparatorluğun diğer bölgelerindeki milliyetçi hareketleri ateşledi.

• Macaristan: Devrimin en güçlü ve organize olduğu yer Macaristan'dı. Lajos Kossuth liderliğindeki Macar milliyetçileri, Viyana'daki kaostan yararlanarak neredeyse tam özerklik sağlayan "Mart Yasaları"nı imparatora kabul ettirdiler. Ancak Macar devrimi, kendi içinde ölümcül bir çelişki barındırıyordu. Macarlar, kendi ulusal haklarını kazanırken, kendi toprakları içinde yaşayan Hırvat, Sırp ve Romen gibi azınlıklara benzer hakları tanımayı reddettiler. Bu durum, bu azınlıkları kendilerine düşman etti ve Habsburglar, Hırvat lider Baron Jelačić gibi isimleri Macarlara karşı kışkırtarak bu durumu ustalıkla kullandı.

• Bohemya: Prag'da da Çek milliyetçileri benzer taleplerle ayaklandılar. Ancak Haziran 1848'de, Avusturya ordusunun komutanı General Windischgraetz, kenti yoğun bir top ateşine tuttuktan sonra isyanı kanlı bir şekilde bastırdı. Bu, Habsburgların askeri gücü yeniden ele geçirdiğinin ilk işaretiydi.

3.3 Habsburg Karşı-Devrimi ve Restorasyon

Habsburg monarşisi, devrimleri yenmek için iki temel strateji izledi: askeri güç ve milliyetçilikleri birbirine karşı kullanma. İmparatorluk, profesyonel ordunun kontrolünü hiçbir zaman kaybetmedi. General Windischgraetz Prag'ı ezerken, Hırvat lider Jelačić de Macaristan'ı işgal etmek için harekete geçti.

Macarlar, Kossuth liderliğinde bir süre direndi ve hatta 1849'da tam bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ancak içeride azınlıkların isyanı, dışarıda ise Avusturya ordusuyla başa çıkamadılar. Son darbe, Avusturya'nın yardım çağrısı üzerine Rus Çarı I. Nikola'nın devasa bir ordu göndermesiyle geldi. Rus ve Avusturya orduları karşısında Macar devrimi tamamen ezildi. Viyana'daki son radikal ayaklanma da Ekim 1848'de kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra, Habsburg İmparatorluğu'nda mutlakiyetçi düzen yeniden tesis edildi.

Habsburglar, imparatorluklarını bir arada tutmak için milliyetçiliği bir böl ve yönet aracı olarak kullanırken, Alman devletlerindeki devrimciler ise tam tersi bir meydan okumayla, milliyetçiliği bir birleşme aracı olarak kullanma mücadelesi veriyorlardı.

4.0 Alman Devletleri: Birlik ve Özgürlük Arayışı

Alman topraklarındaki 1848 devrimi, diğer bölgelerden farklı olarak ikili bir hedef taşıyordu: Bir yandan otuzdan fazla dağınık Alman devleti içinde liberal anayasal reformlar gerçekleştirmek, diğer yandan ise bu devletleri tek bir ulusal çatı altında birleştirmek. Ancak "birlik" ve "özgürlük" hedeflerini uyumlaştırma mücadelesi, liberal burjuvazinin kararsızlığı ve sınıfsal bölünmelerle birleşince, hareketin nihai başarısızlığına yol açtı.

4.1 Mart Ayaklanmaları ve Frankfurt Parlamentosu'nun Toplanması

Paris ve Viyana'daki devrim haberleri Alman devletlerine ulaştığında, halk hızla harekete geçti. En önemli ayaklanma, 18 Mart 1848'de Prusya'nın başkenti Berlin'de yaşandı. Halk ile ordu arasındaki kanlı çatışmaların ardından Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm, geri adım atarak liberal talepleri kabul edeceğini, anayasal bir yönetim kuracağını ve "Prusya'nın artık Almanya'ya katılacağını" ilan etti.

Bu ilk zaferlerin ardından, tüm Alman devletlerinden serbest seçimlerle belirlenen temsilciler, Mayıs 1848'de birleşik bir Almanya için anayasa hazırlamak üzere Frankfurt Parlamentosu'nda toplandı. Bu meclis, Alman tarihindeki ilk demokratik ve ulusal meclis olma özelliğini taşıyordu. Ancak üyelerinin ezici çoğunluğu profesörler, avukatlar ve bürokratlar gibi liberal burjuva aydınlarından oluşuyordu; işçi ve zanaatkar sınıflarının temsili ise son derece zayıftı.

4.2 Frankfurt Parlamentosu'nun Çıkmazları ve Başarısızlığı

Frankfurt Parlamentosu, enerjisinin büyük kısmını çözümü zor teorik tartışmalarla tüketti. Meclisi kilitleyen en önemli sorun, kurulacak Almanya'nın sınırlarıydı. Bu konuda iki ana görüş çatışıyordu:

Çözüm Önerisi

İçerik

Büyük Almanya (Großdeutschland)

Habsburg İmparatorluğu'nun Almanca konuşulan topraklarını da içerecek şekilde, Avusturya liderliğinde bir birleşmeyi savunuyordu.

Küçük Almanya (Kleindeutschland)

Avusturya'yı dışarıda bırakarak, Prusya liderliğinde bir birleşmeyi öngörüyordu.

Bu coğrafi tartışmanın yanı sıra, parlamentodaki liberal burjuvazi, giderek radikalleşen demokratik ve işçi sınıfı hareketlerinden de korkmaya başlamıştı. Bu felç durumu, devrimleri kıta genelinde başarısızlığa mahkûm eden temel zayıflığın doğrudan bir tezahürüydü: Liberal burjuvazinin işçi sınıfından duyduğu korku, radikal cumhuriyetçi değişim arzusundan daha ağır basıyordu. Aylar süren tartışmaların ardından meclis, "Küçük Almanya" çözümünde karar kıldı ve hazırladığı anayasayla birlikte imparatorluk tacını Prusya Kralı IV. Friedrich Wilhelm'e sundu. Ancak kral, "halkın çamurundan" gelen bir tacı kabul etmeyeceğini belirterek bu teklifi reddetti. Bu ret, Frankfurt Parlamentosu'nun misyonunun fiilen sonu anlamına geliyordu. Meclisin hazırladığı anayasa tasarısının, fabrika işçileri, zanaatkar kalfaları ve gündelikçiler gibi "kendi kendine yeterli olmayanlar" olarak tanımlanan geniş kitleleri oy hakkından mahrum bırakması, bu sınıf korkusunun en somut kanıtıydı.

4.3 İşçi Hareketinin Doğuşu ve Karşı-Devrimin Zaferi

1848 devrimi, Almanya'da ilk bağımsız işçi örgütlerinin ortaya çıkışına sahne oldu. Özellikle matbaacı Stephan Born tarafından kurulan "İşçi Kardeşliği" (Arbeiterverbrüderung), lonca yapılarının ötesine geçerek ulusal düzeyde örgütlenen ilk önemli işçi birliğiydi. Bu hareket, oy hakkı, çalışma saatlerinin kısaltılması ve sendikal haklar gibi taleplerle işçi sınıfının kendi özgün çıkarlarını dile getirmeye başladı.

Ancak bu sırada karşı-devrimci güçler toparlanıyordu. Frankfurt Parlamentosu'nun başarısızlığından cesaret alan Prusya monarşisi, Berlin'deki liberal meclisi dağıttı ve kendi muhafazakâr anayasasını dayattı. 1849'da, Frankfurt anayasasını savunmak için Almanya'nın güney ve batı bölgelerinde son bir cumhuriyetçi direniş dalgası yaşandıysa da, bu ayaklanmalar Prusya ordusu tarafından acımasızca ezildi. Binlerce devrimci ya hapsedildi ya da Amerika'ya sürgüne kaçmak zorunda kaldı.

Almanya'daki başarısızlık, kıta genelindeki devrimlerin çöküşünü ve eski rejimlerin zaferini mühürledi. Bu yaygın yenilginin ortak nedenlerini ve devrimlerin bıraktığı kalıcı mirası analiz etmek, bu tarihsel dönemin sonuçlarını anlamak için kritik önemdedir.

5.0 Başarısızlığın Analizi ve Devrimlerin Mirası

1848 devrimleri, coğrafi yaygınlığına ve başlangıçtaki sarsıcı etkisine rağmen, neredeyse tüm cephelerde kısa sürede yenilgiye uğradı. Bu anlık başarısızlık, "Halkların Baharı"nın bir "kış" ile sonuçlandığı yorumlarına yol açsa da, devrimlerin uzun vadeli sonuçları Avrupa'nın siyasal ve toplumsal yapısını temelden dönüştürmüştür. Bu son bölüm, devrimlerin çöküş nedenlerini sentezleyecek ve kalıcı mirasını değerlendirecektir.

5.1 Devrimlerin Çöküş Nedenleri

Kıta genelindeki yenilgilerin ardında, farklı ülkelerdeki hareketlerin paylaştığı ortak zayıflıklar ve yapısal engeller yatmaktadır:

• Sınıfsal Bölünmeler: Devrimlerin en ölümcül yapısal zayıflığı, devrimci saflardaki iç bölünmelerdi. Liberal burjuvazi, anayasal haklar ve siyasi temsil gibi sınırlı hedeflerine ulaştıktan sonra, işçi sınıfı ve radikal demokratların toplumsal taleplerinden dehşete kapıldı. Fransa'daki Haziran Günleri'nde görüldüğü gibi, burjuvazi, toplumsal bir devrim riskine karşı eski rejimlerin otoritesi altında düzeni sağlamayı tercih ederek işçi sınıfına ihanet etti.

• Koordinasyon Eksikliği: Devrimci hareketler, ulusal ve sınıfsal düzeyde etkili bir koordinasyon ve ittifak kuramadı. Fransız, Alman, Macar ve İtalyan devrimcileri arasında anlamlı bir iş birliği sağlanamadı. Her hareket kendi dar ulusal çerçevesi içinde izole kaldı ve karşı-devrimci güçlerin onları teker teker yenmesine olanak tanıdı.

• Milliyetçi Çatışmalar: Özellikle Avusturya İmparatorluğu'nda, bir halkın ulusal kurtuluş mücadelesi, diğer bir halkın egemenliği altına girmesi anlamına geliyordu. Macarların kendi bağımsızlıkları için savaşırken Hırvat ve Sırpların taleplerini reddetmesi, Habsburgların bu etnik gerilimleri ustalıkla kullanarak devrimci cepheyi bölmesini sağladı. Milliyetçilik, birleştirici bir güç olduğu kadar, karşı-devrim için bölücü bir silah olarak da kullanıldı.

• Eski Rejimlerin Direnci: Devrimci coşkuya rağmen, monarşiler ve aristokrasi, en önemli güç aygıtı olan profesyonel ordular üzerindeki kontrollerini büyük ölçüde korudular. Çoğunlukla düzensiz ve yetersiz donanıma sahip halk milisleri, disiplinli ve iyi silahlanmış düzenli ordular karşısında (Paris'te Cavaignac, Prag'da Windischgraetz, Almanya'da Prusya ordusu) askeri olarak yenilgiye uğradı.

5.2 1848'in Uzun Vadeli Mirası

Anlık yenilgisine rağmen 1848'in mirası, Avrupa tarihi için dönüştürücü oldu:

• Restorasyon Düzeninin Sonu: Devrimler, Metternich sistemini ve onun temsil ettiği 1815 Viyana düzenini kesin olarak yıktı. Monarşiler geri dönmüş olsa da, artık halk hareketlerini ve liberal talepleri görmezden gelemeyeceklerini anlamışlardı.

• Feodalizmin Tasfiyesi: Devrimlerin en somut ve kalıcı kazanımlarından biri, Orta Avrupa'da serfliğin ve diğer feodal yükümlülüklerin tamamen kaldırılması oldu. Bu, kırsal kesimde kapitalist ilişkilerin gelişmesinin önünü açtı.

• Sınıf Bilincinin Keskinleşmesi: Özellikle Fransa'daki Haziran Günleri, burjuvazi ile proletarya arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı açıkça ortaya koydu. Bu deneyim, işçi sınıfının kendi bağımsız siyasal kimliğini ve örgütlenmesini oluşturma sürecini hızlandırdı ve sosyalist düşüncenin gelişimine zemin hazırladı.

• Geleceğin Gündemini Belirlemesi: 1848'de başarısız olan ulusal birlik hedefleri (Almanya ve İtalya), yirmi yıl sonra muhafazakâr liderler (Bismarck ve Cavour) tarafından, ancak bu kez "yukarıdan" ve askeri yollarla gerçekleştirilecekti. 1848 Devrimlerinin deneyimi, Marx ve Engels için zengin bir analiz malzemesi sağladı. Marx'ın, proleter devriminin politik cephaneliğinin en önemli kavramları olan "sürekli devrim" ve "proletarya diktatörlüğü" teorileri, doğrudan 1848-1850 arasındaki sınıf mücadelelerinin tahlilinden doğmuştur.

Sonuç olarak, 1848 Devrimleri, hedeflerine ulaşamamış bir "bahar" olsa da, ektiği tohumlar 19. yüzyılın ikinci yarısının ve sonrasının siyasal ve toplumsal mücadelelerini şekillendirerek Avrupa'nın modern kimliğinin oluşumunda silinmez bir iz bırakmıştır.

11 Eylül 2025 Perşembe

Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim: Friedrich Engels | Özet

Friedrich Engels'in "Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim" adlı eserinin analizi, 1848-49 Alman Devrimi'nin başarısızlığını, devrime katılan sınıfların yapısal zayıflıkları ve stratejik hataları üzerinden açıklamaktadır. Devrimin yenilgisinin temel nedenleri, Alman burjuvazisinin siyasi iktidarı ele geçirme konusunda gösterdiği korkaklık ve kararsızlık; küçük-burjuvazinin sallantılı ve eylemsiz doğası ve proletaryanın henüz bağımsız bir siyasi güç olarak olgunlaşmamış olmasıdır.

Engels'e göre, ekonomik olarak gelişmekte olan ancak siyasi olarak feodal ve bürokratik yapılar tarafından engellenen Alman burjuvazisi, devrimin liderliğini üstlenmiştir. Ancak Fransa'daki işçi sınıfı hareketinden duyduğu korku, onu mutlakiyetçi güçlerle (soyluluk, bürokrasi ve ordu) uzlaşmaya itmiştir. Kendi devrimci ideallerine ve müttefikleri olan halk kitlelerine ihanet eden burjuvazi, karşı-devrimin en önemli kolaylaştırıcısı olmuştur.

Frankfurt Ulusal Meclisi, devrimin merkezî otoritesi olma potansiyelini, halk hareketinden duyduğu korku nedeniyle kullanamamış ve etkisiz bir tartışma platformu olarak kalmıştır. Bu siyasi boşluk, Prusya ve Avusturya'daki eski rejim güçlerinin yeniden toparlanarak ordularını devrimci hareketleri ezmek için kullanmasına olanak tanımıştır. Sonuç olarak, Viyana ve Berlin'deki ayaklanmaların bastırılmasıyla devrim sona ermiş ve Almanya'da karşı-devrim mutlak bir zafer kazanmıştır. Bu süreç, burjuvazinin iktidardan kovulması ve devrimci kazanımların tamamen ortadan kaldırılmasıyla neticelenmiştir.

Eserin Tarihsel Bağlamı ve Oluşumu

Friedrich Engels tarafından kaleme alınan "Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim," başlangıçta New York Daily Tribune gazetesinde Karl Marx imzasıyla yayınlanan 19 makaleden oluşan bir dizidir. 1848 devrimi sırasında Marx ile tanışan gazetenin editörü Charles Dana'nın 1851'deki teklifi üzerine Marx, Londra muhabirliği görevini üstlenmiş ve bu çalışmalara Engels'i de dahil etmiştir. Engels, Ağustos 1851 ile Eylül 1852 arasında bu makaleleri yazmış, Marx ise New York'a gönderilmeden önce gözden geçirmiştir. Eser, 1848-49 Alman Devrimi'ni, bu dönemdeki sınıf mücadelelerini ve partilerin eylemlerini tarihsel materyalist bir bakış açısıyla analiz eder.

Devrim Öncesi Almanya'nın Durumu

1. Sosyo-Ekonomik Yapı ve Siyasal Bölünmüşlük

1848 öncesi Almanya, feodal ilişkilerin ve toprak mülkiyetinin hâkim olduğu bir yapıdaydı. Soyluluk, ayrıcalıklarının büyük bir kısmını koruyor ve bürokrasi ile ordunun üst kademelerini oluşturuyordu. Burjuvazi, İngiltere ve Fransa'daki muadillerine kıyasla sayıca zayıf, dağınık ve az gelişmişti. Alman sanayisinin geri kalmasının başlıca nedenleri şunlardı:

• Coğrafi Konum: Dünya ticaretinin Atlantik'e kaymasıyla Almanya'nın elverişsiz bir konumda kalması.

• Savaşlar: 16. yüzyıldan itibaren Almanya topraklarında yaşanan sürekli savaşlar.

Buna rağmen, 1815'ten itibaren burjuvazinin zenginliği ve siyasi etkisi artmaya başlamıştır. Özellikle Prusya öncülüğünde 1834'te kurulan Zollverein (Gümrük Birliği), iç pazarın oluşumunu hızlandırmış ve farklı devletlere bölünmüş Alman burjuvazisinin çıkarlarını ortaklaştırarak merkezileşmesine katkı sağlamıştır.

2. Sınıfsal Yapı ve Dinamikler

Engels, Almanya'daki temel sınıfları şöyle tanımlar:

• Soylular: Ayrıcalıklarını koruyan, siyasi ve askeri gücü elinde tutan egemen sınıf.

• Burjuvazi: Ekonomik olarak güçlenen ancak siyasi iktidardan yoksun olan sınıf. 1840'tan itibaren liberal muhalefetin liderliğini üstlenmiş ve anayasa ile basın özgürlüğü gibi taleplerde bulunmuştur.

• Küçük-Burjuvazi: Küçük esnaf ve dükkâncılardan oluşan kalabalık bir sınıf. Konumu gereği burjuvazi ile proletarya arasında gidip gelen, son derece sallantılı ve kararsız bir yapıya sahiptir. Monarşiye bağımlılığı nedeniyle genellikle itaatkâr bir tutum sergiler.

• Proletarya: İngiltere ve Fransa'ya göre geri bir aşamadadır. Büyük çoğunluğu modern sanayi yerine küçük zanaatkârlar tarafından istihdam edilmektedir. Bağımsız siyasi hareketi, 1844'teki Silezya ve Bohemya dokumacılarının ayaklanmalarıyla başlamıştır.

• Köylüler: Çeşitli tabakalara ayrılmıştır:

    ◦ Büyük ve Orta Köylüler: Anti-feodal burjuvaziyle hareket etme eğilimindedirler.

    ◦ Küçük "Özgür" Köylüler: Özellikle Renanya'da yaygındır ve tefecilere borçludurlar.

    ◦ Feodal Toprak Kiracıları ve Tarım İşçileri: Devrim öncesi apolitiktirler, ancak devrimle birlikte hareketlenmeleri beklenir. Kırsal nüfus, bağımsız bir hareket yaratma kapasitesinden yoksundur ve kentlerden gelecek bir itkiye ihtiyaç duyar.

3. Fikri ve Siyasi Muhalefetin Doğuşu

1840'ta Prusya tahtına geçen IV. Friedrich Wilhelm'in anayasa vaatlerini yerine getirmemesi üzerine burjuvazinin liderliğindeki liberal muhalefet güçlenmiştir. Bu dönemde muhalefet çeşitli biçimler almıştır:

• Edebi Akımlar: "Genç Almanya" gibi edebi akımlar, muhalif fikirleri yaymıştır.

• Felsefi Muhalefet: Hegel'in takipçisi olan Genç-Hegelciler, Hıristiyanlığa yönelik felsefi eleştirilerle dolaylı bir siyasi muhalefet yürütmüşlerdir.

• Basın: Burjuvazi ve felsefi muhalefetin iş birliğiyle 1842'de Köln'de çıkarılan Rheinische Zeitung gibi gazeteler, toplumsal sorunları tartışmaya açmıştır.

• Dinsel Muhalefet: Almanya'nın birliği düşüncesi, yeni mezheplerin ortak bir din yaratma çabalarında örtük olarak yer almıştır.

1847'deki açlık yılı ve ekmek ayaklanmaları, toplumsal hoşnutsuzluğu zirveye taşımış ve devrim için koşulları olgunlaştırmıştır.

Avusturya İmparatorluğu'ndaki Koşullar

Prens Metternich yönetimindeki Avusturya, feodal toprak sahipleri ve büyük bankerlere dayanan mutlakiyetçi bir yapıya sahipti. Metternich, imparatorluk altındaki farklı ulusları birbirine karşı kullanarak otoritesini sürdürüyordu. 1843'e kadar Avrupa'dan yalıtılmış bir görünüm sergileyen Avusturya'da bu tarihten sonra sanayileşme ve demiryollarının yapımıyla burjuvazi yavaş yavaş gelişmeye başlamıştır.

Gelişen burjuvazi, entelektüel çevreler ve yoksullaşan soyluların bir kısmı reform taleplerinde bulunmaya başlamıştır. Avusturya dışına çıkan yazarların eserleri kaçak yollarla ülkeye girerek siyasal bilgilenmeyi artırmıştır. 1847'ye gelindiğinde Almanya'daki siyasi çalkantı Avusturya'ya da sıçramış, bankerler dahi yönetime olan güvenlerini yitirmiş ve devrim koşulları burada da olgunlaşmıştır.

1848 Devrimlerinin Patlak Vermesi ve İlk Aşama

24 Şubat 1848'de Fransa'da cumhuriyetin ilanı, Avrupa çapında bir devrim dalgasını tetiklemiştir.

• 13 Mart: Viyana halkı ayaklanarak Metternich hükümetini devirdi.

• 18 Mart: Berlin halkı ayaklanarak krallığı geri adım atmaya zorladı.

• Diğer küçük Alman devletlerinde de başarılı ayaklanmalar yaşandı.

Devrimin ilk aşaması, farklı sınıfların geçici bir güç birliği kurmasıyla karakterize edilir. Ancak iktidar ele geçirilir geçirilmez bu birlik dağılmış ve sınıflar arası mücadeleler başlamıştır.

Olay/Merkez

Temel Dinamikler ve Sonuçlar

Viyana Ayaklanması

Burjuvazi ve küçük dükkâncılar Ulusal Muhafız'da örgütlenirken, işçiler ve öğrenciler de silahlandı. Öğrencilerin baskısıyla Güvenlik Komitesi devrimci kararlar aldı. Mayıs ayındaki karşı-devrimci girişimler, yeni ayaklanmalarla püskürtüldü ve sınıflar arası ittifak geçici olarak yeniden kuruldu.

Berlin Ayaklanması

Viyana'nın aksine, burjuvazi işçi sınıfının gücünden korktuğu için devrime mesafeli durdu. Kralın küçük ödünleriyle yetinmeye çalışsa da, ordunun halka saldırmasıyla başlayan sokak savaşlarını işçi sınıfı kazandı. Burjuvazi, devrimden sonra iktidarı ele almasına rağmen (Camphausen-Hansemann hükümeti), kitle hareketinden duyduğu korkuyla eski bürokratik aygıtı korudu ve devrilen sistemin yandaşlarıyla ittifak kurdu.

Köylü Hareketleri

Prusya'da köylüler, feodal yükümlülüklerden kurtulmak için devrimden yararlandı. Ancak özel mülkiyete yönelik bir tehdit olarak algılanan bu hareketlerden korkan burjuvazi ve küçük-burjuvazi, köylülere destek vermedi ve anti-feodal yöneliminden vazgeçti.

Frankfurt Ulusal Meclisi'nin Rolü ve Başarısızlığı

Viyana ve Berlin ayaklanmalarından sonra toplanan Frankfurt Alman Ulusal Meclisi'nden halk, Almanya'nın birliğini sağlamasını ve en yüksek otorite olmasını bekliyordu. Ancak meclis, bu beklentileri boşa çıkardı:

• Eylemsizlik: Halk hareketinden korktuğu için kendini egemen ilan etmedi, hükümet kurmadı ve yasa gücünde kararlar almadı.

• İktidarsızlık: Hiçbir şeyi değiştirmeyen, yetkileri belirsiz bir merkezi otorite olarak kaldı. Tahta, gümrük engellerine ve prenslerin iktidarına dokunmadı.

• Halka İhanet: Mainz'de halkın silahsızlandırılması gibi karşı-devrimci hareketlere sessiz kalarak halkın gücünü arkasına almayı reddetti.

Bu meclis, devrimin yazgısı Viyana ve Berlin'de belirlenirken, küçük-burjuvaziyi oyalayan etkisiz bir kurum işlevi görmüştür.

Karşı-Devrimin Yükselişi ve Zaferi

Haziran 1848'de Paris proletaryasının ayaklanmasının ezilmesi, Avrupa'daki karşı-devrimci güçlere cesaret verdi. Almanya'da ordu yeniden devletin en etkin gücü haline geldi ve eski feodal-bürokratik parti, geçici müttefiki olan burjuvaziden kurtulmak için harekete geçti.

Panslavizm ve Dış İlişkilerin Rolü

Devrimin dış ilişkileri de karmaşıktı. Özellikle Avusturya'daki Slav halkları arasında gelişen Panslavizm akımı, Rus çarlığının çıkarlarına hizmet eden anti-tarihsel bir hareket olarak tanımlanmaktadır. Bohemya ve Hırvatistan'daki Panslavistler, Alman ve Macar devrimci unsurlara karşı Avusturya monarşisiyle iş birliği yaparak karşı-devrimin güçlenmesine katkı sağladılar. Prag'daki Slav Kongresi, Avusturya ordusu tarafından dağıtıldı.

Viyana'daki Ekim Ayaklanması ve Bastırılması

5 Ekim 1848'de imparatorun Macar diyetini dağıtması ve Hırvat Ban Jellachich'i Macaristan'a vali ataması, Viyana'da yeni bir ayaklanmayı tetikledi. Halk, öğrenciler ve Ulusal Muhafız'ın bir kısmı, Macaristan'a gönderilmek istenen birliklere karşı çıkarak 6 Ekim'de zafer kazandı.

Ancak bu zafer kalıcı olamadı. İmparator ve saray Olmutz'a kaçarak karşı-devrimci güçleri (Windischgraetz komutasındaki ordu ve Slav birlikleri) topladı. Viyana'daki devrimci güçler ise dağınık, örgütsüz ve lidersizdi. Macar ordusunun ve Alman halkının beklenen yardımı gelmedi. Sonuç olarak, Windischgraetz'in ordusu Viyana'ya saldırdı ve 1 Kasım 1848'de şehir düştü.

Viyana'nın düşüşü, devrim için bir dönüm noktası oldu. Prusya kralı bu gelişmeden cesaret alarak 9 Kasım'da Berlin'deki kurucu meclisi dağıttı ve sıkıyönetim ilan etti. Böylece karşı-devrim, Almanya'nın iki büyük merkezinde de zafere ulaştı.

Devrimin Son Evresi ve Nihai Yenilgi

1849'un ilk aylarında Prusya ve Avusturya'da mutlakiyetçi yönetimler yeniden tesis edildi. Bu süreçte Frankfurt Meclisi, Prusya kralını Alman imparatoru seçti ancak kral bu tacı reddetti. Meclisin hazırladığı liberal Reich Anayasası, burjuvazi ve küçük-burjuvazi tarafından devrimi sonlandırmak umuduyla desteklendi.

Ancak Prusya ve diğer büyük devletlerin anayasayı reddetmesi, Mayıs 1849'da Almanya'nın çeşitli yerlerinde (Saksonya, Baden vb.) anayasayı savunmak için yeni silahlı ayaklanmaların başlamasına neden oldu.

• Liderlik Zafiyeti: Bu ayaklanmaların liderliğini üstlenen küçük-burjuvazi, korkak, kararsız ve eylemde yeteneksiz olduğunu bir kez daha kanıtladı.

• Frankfurt Meclisi'nin Sonu: Frankfurt Meclisi'ndeki demokratlar, ayaklanmalara önderlik etmek yerine ezilmelerine göz yumdu. Meclis, siyasi olarak tamamen etkisizleştikten sonra 18 Haziran 1849'da kapatıldı.

• Askeri Yenilgi: Ayaklanmaların gerçek dövüşken gücünü oluşturan işçiler ve onlara katılan diğer halk kesimleri, örgütsüz ve lidersiz oldukları için Prusya ordusu tarafından kolayca bastırıldı. Temmuz 1849'da tüm isyanlar sona erdi.

Böylece, birinci Alman devrimi, karşı-devrimin tam zaferiyle sonuçlanmış oldu. Burjuvazi hem devrime ihanet etmiş hem de sonunda iktidardan tamamen kovularak kendi siyasi iflasını hazırlamıştır.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim – Friedrich Engels

Hazırlayan: Mahmut Boyuneğmez

New York Daily Tribune ilerici bir Amerikan gazetesidir. Gazetenin yazı kurulu üyeleri arsında yer alan, uzun süre ütopik sosyalizm düşüncesinin etkisinde kalmış olan Charles Dana, 1848 devrimi sırasında Marx’la tanışmış olduğu Köln şehrinde bulunur. Dana, 1851 yılı yazında Marx’tan gazetesi için Londra muhabirliği görevini üstlenmesini ister. Bu öneri, mali sıkıntı içerisindeki Marx’ın işine gelir. ABD’de yaşayan çok sayıda devrimci Alman göçmeni arasında NY Daily Tribune yaygın olarak okunmaktadır. Marx, Batı Avrupa ülkelerindeki ilerici çevrelerde de okunan bu gazetenin muhabiri olmayı kabul eder. Marx gazetedeki çalışmalara Engels’in katılmasını da sağlar. Engels gazeteye çok sayıda makale yazar.

Marx’ın ricasıyla Engels, Ağustos 1851-Eylül 1852 arasında, gazetenin resmi muhabiri Karl Marx imzasıyla Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim başlığıyla bir makale dizisi yazar. Tümü 19 adet olan bu makaleleri, New York’a gönderilmeden önce Marx gözden geçirir.

Engels Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim adlı eserinde1848-49 Alman Devrimi’ni inceler. Bu tarihsel dönemde, sınıfların ve partilerin eylemlerini ve mücadelelerini değerlendirir.

Burada Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim adlı eserin kısa bir özetini yapmak istiyoruz. Böylelikle, görece daha az bilinen 1848-49 Alman devrimi daha iyi kavranabilir.

***

1848 devrimlerinin birçok Avrupa ülkesinde hemen hemen eşzamanlı olarak yaşanması, belirli tarihsel zorunlulukların sonucudur. Aynı şekilde karşı-devrimlerin zaferleri de öyle… Karşı-devrimlerin gelişimi, devrimlere katılan liderlerin hatalarıyla açıklanmaz.

Almanya’da feodal toprak mülkiyeti sistemi egemen durumdadır. Feodal soylular, ayrıcalıklarının büyük bölümünü korumaktadır. Ren’in sol kıyısı dışındaki tüm bölgelerde feodalizm egemendir. Bürokrasinin ve ordunun subay kaynağını, feodal soylular oluşturmaktadır.

Almanya’da burjuvazi, İngiltere ya da Fransa’daki kadar yoğunlaşmamıştır. Manifaktür, buhar gücünden yararlanmanın ve İngiltere sanayi devriminin etkisiyle, yıkıma uğrar. Modern sanayi gelişmektedir. Fakat bu sanayi üretimi henüz az sayıda fabrikada, dağınık biçimde ve ülkenin iç kısımlarında filizlenmiştir. Almanya topraklarında henüz Paris, Lyon ya da Londra, Manchester gibi büyük sanayi ve ticaret merkezleri yoktur. Alman sanayinin geriliğinin iki temel nedeni şunlardır: 1) Dünya ticaretinin ana yolu Atlantik üzerinden geçmeye başladığında, Almanya’nın bu yolu kullanmaya uygun olmayan, elverişsiz coğrafi konumu. 2) 16. yy.’dan beri Almanya’nın girdiği ya da toprakları üzerinde gerçekleşen savaşlar. Burjuvazi İngiltere’de 1868’den beri, Fransa’da 1879’dan beri iktidarda olduğu halde, Almanya’da iktidara gelememiştir, çünkü sayıca güçsüzdür ve yoğunlaşmamıştır. Fakat Almanya’da burjuvazinin 1815 yılından beri zenginliği ve siyasal etkinliği artmıştır. 1815’te I. Napoleon devrilir; bu tarihe kadar Alman devletleri Fransa’ya büyük tazminatlar ödemiştir ve Almanya’nın batı ve güney kesimleri iktisadi ve siyasal açıdan Fransa’ya bağımlı olmuştur. 1818’den itibaren Alman devletleri, Prusya’nın yönetimi altındaki Zollverein (gümrük birliği)’ne katılırlar. 1834’te Kuzey Almanya gümrük birliği kurulur; Avusturya buna katılmaz. Gümrük birliği, buharlı ulaştırma araçlarının kullanımı ve iç pazara dönük rekabet, Alman burjuvazisinin çıkarlarını ortaklaştırmış, devletlere bölünmüş bu sınıfı merkezileştirmiştir. 1848 yılına kadar Alman burjuvazisi yönetimlerden bazı ödünler koparabilmiştir. Fakat 1848’e doğru gelindiğinde, gelişen burjuvazi ile siyasi yapı arasında, burjuvazi ile 36 adet prens, krallık ve özgür devlet arasında bölünmüş siyasi yapı arasında, burjuvazi ile tarımın ve tarımsal sanayinin gelişimini önleyen feodal kısıtlar arasında, burjuvazi ile bürokrasinin ticaret üzerindeki gözetimi arasında karşıtlık belirmiş ve belirginleşmiştir. 1840 yılında Prusya burjuvazisi, Almanya burjuva hareketinin yönetimine geçer ve 1840-48 arasındaki dönemde Alman burjuvazisi, liberal muhalefet kampında yer alır. 1840 yılında kralın, daha önceden babasının da vaat ettiği anayasayı onaylamayacağı belli olduğunda, burjuvazi liberal muhalefetiyle bunun karşısında konumlanır.

Almanya’daki temel sınıflar şunlardır: Soylular, burjuvazi, küçük-burjuvazi, proletarya ve köylüler.

Küçük-burjuvaziyi oluşturan küçük esnaf ve dükkâncılar, Almanya’da kalabalıktır. Monarşiyle yönetilen ve feodal ülkelerde, bu sınıfı oluşturan terziler, kunduracılar, dükkancılar, marangozlar vb., yönetimin (örneğin askeri garnizonlar, kanton hükümeti, mahkemeler) mal satın almalarına bağımlıdır. Bu sınıf, iktidarın öfkesini üzerine çekmek istemez. Monarşinin/feodal hükümetin yönetimi altında, itaatkâr ve hareketsizdir. Burjuvazi gelişirken, küçük-burjuvazi  liberalizme eğilimlidir. Küçük-burjuvazi, burjuvazinin konumuna ulaşmayı ister, fakat proleterlerin konumuna düşme korkusu da yaşar. Konumu burjuvazi ile proletarya arasındadır ve fikirleri de son derece sallantılıdır. Burjuvazi siyasal iktidarı aldığında demokratik nöbetler geçiren küçük-burjuvazi, proletarya harekete geçtiğindeyse yılgınlık içerisinde bulunur.

Burjuvazi ile proletarya birlikte gelişir. Almanya’da bu iki sınıf, İngiltere ve Fransa’ya göre daha geri bir gelişme aşamasındadır. Burjuvazi iktidarı almadan önce bağımsız bir proleter hareket oluşmaz. Ancak burjuvazi iktidarı aldığında, işçiler ile patronlar arasındaki çatışma artık ertelenemez.

Almanya’da işçilerin büyük çoğunluğu, İngiltere’de olduğu gibi modern sanayi burjuvazisi tarafından değil, ortaçağ kalıntısı küçük zanaatçılar tarafından çalıştırılmaktadır. Bu işçiler ile fabrikada çalışan işçiler arasındaki fark büyüktür. Örneğin devrim başladığında emekçilerin loncaların yeniden kurulmasını istemesini, bu durum açıklamaktadır. İşçilerin düşünsel dünyaları, içinde bulundukları konumla ilişkilidir. Almanya’da burjuvazinin aktif siyasal hareketi 1840’ta başlamıştır. İşçilerinkiyse, 1844 yılındaki Silezya ve Bohemya’daki ayaklanmalarla.

Köylüler arasında tabakalar bulunmaktadır. Büyük ve orta köylüler denen çiftçiler, büyükçe topraklara sahipler ve çok sayıda tarım işçisi çalıştırırlar. Bunlar vergiden muaf olan büyük toprak sahipleri ile küçük köylüler arasında yer alır ve siyasal açıdan kentlerdeki anti-feodal burjuvaziyle birlikte hareket etmeye eğilimlidirler. Renanya’da küçük köylüler ağır basmaktadır. I. Napoleon’un fethettiği Renanya’da feodal ilişkiler 19.yy.’ın başlarında kaldırılmıştır ve daha sonra bu bölge Prusya’ya verilmiştir. Küçük “özgür” köylüler, tefecilere borçludurlar ve toprakları ipoteklidir. Almanya’da bir de toprak rantı ödeyen feodal toprak kiracıları tabakası ile tarım işçileri bulunmaktadır. 1848 öncesinde küçük köylüler, toprak kiracıları ve tarım işçileri apolitiktiler. Fakat devrim onlara yeni bir yaşam vaat ettiğinden, devrim başladığında bunların çıkarları gereğince hareketlenmelere katılması beklenir. Kentlerde yoğunlaşmış, harekete geçmesi daha kolay ve bilinç açısından daha uyanık olan halkın, kırlarda geniş alana yayılmış köylülere bir ilk itiş vermesi gerekir. Köylülerin kendileri bağımsız bir hareket oluşturamazlar.

Almanya’daki bu sınıfsal tabloya, siyasal merkezileşmenin yokluğu da eklendiğinde, hareketlenmelerin bir sonuca ulaşmaması ve aralarında bağlar bulunmayan yalıtık çatışmalar yığınının oluşması açıklanır. Almanya’da ortak amaç ve eylemde birlik oluşamaz. Siyasal bölünmüşlüğü, bölgelerdeki sınıfsal dağılım ve karışıklık açıklamaktadır. Siyasal merkezileşmede en önemli olgu, Gümrük Birliği olmuştur. 1815’te Viyana Kongresi’nde kurulan Germen Konfederasyonu ve onun organı diyet, Almanya’nın birliğini oluşturmamıştır ve bu birliği temsil etmez.

Şimdi Prusya’ya yakından bakalım… Almanya’da burjuvazinin siyasal hareketi 1840 yılında başlasa da, bundan daha önce toplumda muhalefet damarları şekillenmiştir. Alman edebiyatında anayasacılık ve cumhuriyetçilik vaaz edilmiştir. 1830 yılına doğru gelindiğinde Heine ve Boerne etkisi altında biçimlenen Genç Almanya adlı edebi akım, muhaliflik, iyi sindirilmemiş Alman felsefesinden düşünceler ve Saint-simonizm kırıntıları içermektedir. Hegel 1821’de Hukuk Felsefesi’ni yazdığında anayasal monarşiyi en yüksek ve en yetkin yönetim biçimi olarak ilan eder. Anakronik Almanya’da Hegel, Alman burjuvazisinin yakında siyasal iktidarı alacağını haber vermektedir (Hegel’in politik açıdan tutucu, dahası gerici sayılması, Türkiye solunda gözlenen bir yanlış yorumdur –MB). Hegel’in okulu, yani Genç-Hegelciler, Hıristiyanlığı eleştirirler (okur bunu, Fransız aydınlanmasıyla karşılaştırmalıdır –MB). Bu okulun din eleştirisi anlaşılmaz bir felsefi dille yapılır. Bu durum onların sansürden kurtulmalarını sağlamıştır.

Politik alanda birçok liberal politikacının belirdiği, küçük prensliklerin liberal anayasalar oluşturdukları Almanya’da siyasal gelişim yavaş seyretmektedir. Buna neden olan etkenler arasında, haberleşmenin, köy okulundan gazete ve üniversiteye kadar bütün bilgi ve haber kaynaklarının, yönetimin denetimi altında olması önemlidir. Almanya’ya farklı fikirlerin girişini sadece burjuvazi sağlamaktadır. Alternatif düşünceleri, siyasal bilgilenmeyi sağlayan burjuvazidir.

1840 yılında 3. Friedrich Wilhelm ölür ve tahta oğlu 4. Friedrich Wilhelm geçer. Burjuvazi anayasa ve basın özgürlüğü talep etmektedir. Fakat 4. Friedrich Wilhelm gericidir ve burjuvazinin ondan beklentileri boşunadır. Ayrıca, kral hazineyi savurganca kullandığından, vergiler devlet işlerini yürütmeye yetmeyecek duruma gelir. Burjuvazi kendi temsilcilerini bulamadığından, Ren eyaletinde ve tüm Prusya’da felsefi muhalefetle işbirliği yapar. Köln’de 1842’de yayınlanan ve 15 ay sonra yasaklanan Rheinische Zeitung’un doğumu işte böyle gerçekleşir. 1843’ten itibaren Almanya gazeteleri toplumsal sorunlar üzerine tartışmalarla doludur. Giderek muhalefet büyür ve güçlenir. 8 eyaletin meclisleri olan diyetlerde soylular ağırlıkta olup, köylülerin ve burjuvazinin temsilcileri de bulunmaktadır. Bu diyetler ve onların komiteleri kraldan reformlar yapmasını, anayasayı kabul etmesini ve basın özgürlüğünü getirmesini istemektedir. Artık muhalefete, burjuvazinin yanı sıra köylülüğün bir kısmı ve ticaretle uğraşan toprak sahibi birçok soylu da katılmıştır. Yönetimin mali dar boğazıysa durmadan büyümektedir. Buna karşı alınan önlemler etkili olmaz. İhtiyaç olan borçlanmayı kapitalistler vermeye yanaşmaz ve kralı reform yapmaya zorlarlar. Şekillenen liberal parti ile kral arasındaki çekişme şiddetlenir. Bu sırada Almanya’da komünist okul belirmiştir. Sosyalizme ve komünizme giderek artan bir ilgi vardır. 1844 yılında Silezya dokumacılarının patronlarına karşı ayaklanmasını, Prag basma işçilerinin ayaklanması izler. Bunlar, işçiler arasında sosyalist ve komünist propagandanın atılım yapmasına yarar. 1847 yılıysa açlık yılıdır ve ekmek ayaklanmaları yaşanır. Bütün varlıklı sınıflar, anayasacı muhalefet etrafında toparlanırken, işçiler sosyalist ve komünist düşüncelerle tanışır. Cumhuriyetçi bir partinin olmadığı Almanya’da, işçiler ve köylüler liberal muhalefeti destekler. Üniversiteler, küçük soyluluk, burjuvazi, bürokrasinin ve subayların aşağı katmanları yönetime karşı konumlanmıştır. Sistemin destekçileri olarak sadece yüksek soylular, belirli yaştaki memur ve subaylar kalmıştır. Kısacası, devrim artık kapıdadır.

Peki, öteki Alman devletlerinde ne olmaktadır?.. 1830 sonrasında küçük Alman devletleri, Prusya ve Avusturya’nın uydusu olurlar. Bu devletlerde daha önce anayasalar kabul edilir, çünkü heterojen eyaletlere birlik kazandırmak amaçlanmıştır. Ayrıca bu anayasalar, büyük devletlere karşı birer savunma aracıydılar. Fakat 1830-31 yıllarındaki çalkantılar, bu anayasaların varlığının, prenslerin otoriteleri için tehlikeli olduğunu göstermiştir ve böylece hemen hepsi kaldırılmıştır. Küçük Alman devletlerinde de burjuvazi anayasacıdır. Küçük-burjuvazi burjuvaziyle aynı eğilimde olup, vergilerin artışına ve yönetime muhaliftir. Köylüler arasında da hoşnutsuzluk büyümektedir, fakat durgun zamanlarda bu sınıfın bağımsız bir konum alışı olmaz. Prusya dışında sanayi bölgesi ve kent sayısı az olduğundan, buralarda işçi hareketi son derecede yavaş gelişmektedir.

1847 sonlarına gelindiğinde, toprak soylularının bir bölümü meta üretimiyle uğraşmakta ve burjuvaziyle aynı düşünceleri benimsemektedir. Küçük-burjuvazinin reform planı yoktur, fakat vergiler ve ticaretteki engeller yüzünden hoşnutsuzdur. Köylüler, tefeciler, faizciler, avukatlar feodal yükümlülükler altında ezilmektedir. İşçiler arasında sosyalist ve komünist düşünceler yayılmakta ve hoşnutsuzlukları artmaktadır. Türdeş olmayan bu muhalefetin yöneticisi Prusya burjuvazisi, özellikle de Renanya burjuvazisidir.

Almanya’nın birliğini her toplumsal kesim farklı anlamlandırmaktadır. Küçük devletlerde burjuvazi, Almanya’nın birliği düşüncesini benimsemektedir. İstedikleri anayasal Prusya yönetiminin üstünlüğü altında Avusturya hariç tüm Almanya’nın birleşmesidir. Küçük-burjuvazininse netleşmiş birlik tanımı yoktur. Az sayıda gerici, Alman imparatorluğunun yeniden kurulacağını düşlemekte; bir avuç insansa federal bir cumhuriyeti savunmaktadır. Bir ve bölünmez Almanya cumhuriyetini sadece komünistler savunmaktadır. Alman devletlerinde siyasal muhalefet dinsel biçimlere de bürünmüştür. Yeni mezheplerin Almanlara uyan ortak bir din yaratma çabalarında, Almanya’nın birliği düşüncesi örtük olarak bulunmaktadır. Alman devletlerinde Katolik ya da Protestan din adamları, bürokratik aygıtın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Küçük devletler birbirleriyle anlaşmazlık içerisindedir ve Prusya’ya karşı güven duymazlar. Prusya’daysa yönetim mali sıkıntı içerisinde olup, burjuvazinin muhalefetine teslim olmadıkça açığını kapatamayacak durumdadır. Ayrıca burjuvazinin muhalefeti, giderek bürokrasiyi ve orduyu da etkisi altına almaya başlamıştır.

Şimdi Avusturya’da neler oluyor, buna bakalım… Prens Metternich hükümeti, Avusturya otoritesi altındaki ulusları, benzer durumdaki diğer ulusların tamamı aracılığıyla bağımlılık altında tutar. Bu yönetim feodal toprak sahipleriyle bankerlere dayanmaktadır. Bunların etki ve gücü, Metternich yönetimine eylem bağımsızlığı sağlayacak biçimde dengede tutulur. Toprak soyluları, serflere karşı koruma sağladığından yönetimi desteklemek zorundadır. Soyluların en yoksul bölümü 1846’da Galiçya’da yönetime başkaldırdığında olduğu gibi, böylesi durumlarda, Metternich yönetimi serfleri soylulara karşı kışkırtmaktadır. Büyük borsa spekülatörleri ve bankerlerse devletin onlara borçlanması yüzünden yönetime bağımlıdır. Aslında Avrupa’nın bütün büyük bankerleri sermayelerinin büyük bölümünü Avusturya fonlarına yatırmıştır ve bu devletten kar sızdırdıklarından, ona bağımlıdır. Dolayısıyla feodal toprak sahipleri ve bankerlerin muhalefeti bulunmamaktadır. Monarşinin bürokrasisi ve ordusu da bu açıdan sağlamdır.

1815-43 yılları arasındaki yaklaşık 30 yıl boyunca Avusturya, Avrupa’dan yalıtık bir ülke görünümündedir ve toplumsal hoşnutsuzluk yoktur. Avusturya’da sanayi ve ticaret burjuvazisi çok yavaş gelişmektedir. Küçük esnaflar loncalar içerisinde yer alır. İşçiler ve köylüler, sistemin vergi kaynaklarıdır. Eğitim her yerde Katolik din adamlarının elindedir. Macaristan dışında süreli bir basın yoktur. Macar gazeteleri krallığın diğer yerlerinde yasaklanmıştır. Üniversiteler dar bilgi dallarında uzman yetiştirecek, fakat genel bir aydınlatıcılıktan yoksun biçimde öğretim verecek şekilde yapılandırılmıştır. Yabancı kitap ve gazetelerin girişini gümrükler ve sansürcüler kontrol etmektedir.

Makine ve buharın sanayide kullanılması, Avusturya’da da burjuvaziyi geliştirmiştir. Bu süreçte, serfler küçük çiftçiler olurlar. Küçük çiftçiler işçileşirler. Lonca sistemi aşınır. Demiryolları yapımı sanayinin gelişimini hızlandırır. Gelişen burjuvazi başka ülkelerden entelektüel yönden etkilenmektedir. Soyluluğun bir kısmı yoksullaşmaktadır ve hoşnutsuzdur. Bunlar ve Prusya’dakine benzer biçimde bürokrasinin bir bölümü, burjuvazinin reformcu hoşnutsuzluğuna katılmıştır. Reformların yapılması özlemi, toplumun aşağı kesimlerinde de gözlenir. 1843-44 yıllarında bu toplumsal duruma uygun bir yazın gelişir. Avusturya dışına çıkan şairler, romancılar, yazarlar, Avusturya’nın sorunları üzerine çok sayıda kitap ve broşür yazarlar. Bunlar tüm Almanya’da ve kaçakçılık yoluyla getirildikleri Avusturya’da okunmaktadır. Bütün bu yazının, daha yumuşak bir sansür, yabancı kitap ve gazetelerin ülkeye girişinin savunusu, yönetsel reformlar, eyalet diyetlerinin haklarının genişletilmesi gibi konularda çok sınırlı reform talepleri vardır. Avusturya’nın Almanya’nın geri kalanıyla ve Almanya’nın Avrupa’yla yazınsal iletişimi geliştikçe, siyasal bilgilenme artmıştır. 1847 sonlarına gelindiğinde Almanya’daki siyasal-dinsel çalkantı, artık Avusturya’da da gelişmiş bulunmaktadır. Öyle ki, bankerler ve devlet tahvillerinin sahipleri de, hoşnutsuzluğun ve reform taleplerinin yaygınlaşması yüzünden, artık yönetime güven duymamaya başlamıştır. Prusya’da olduğu gibi, Avusturya’da da koşullar olgunlaşmıştır.

Şimdi, Viyana’da Mart ayaklanması nasıl oldu, buna bakalım… 24 Şubat 1848’de Fransa’da cumhuriyet ilan edilir. 13 Mart’ta Viyana halkı prens Metternich hükümetini devirir. 18 Mart’taysa Berlin halkı ayaklanır. Bütün küçük Alman devletlerinde başarıyla sonuçlanan ayaklanmalar olur.

Her devrimin zorunlu bir koşulu, çeşitli sınıfların güç birliğidir. Bütün devrimlerde, devrime katılan sınıfların güç birliğinin uzun ömürlü olmaması bir kuraldır. İktidar alınır alınmaz, yenenler ayrışır ve birbirleriyle mücadeleye koyulurlar. Bu nedenle devrimler, toplumsal ve siyasal ilerlemenin çok hızlı yaşandığı dönemlerdir. Olağan koşullarda yüzyılda alınacak mesafe, devrimde birkaç yıl içerisinde alınır. Yeni partilerin jeneratörü olan devrimci süreçte, bunlar arasında yoğunlaşmış çatışmalar yaşanır.

Viyana devrimiyle burjuvazi ve küçük dükkâncılar, ulusal muhafızın kurulmasıyla silahlanmıştır. Fakat işçiler ve öğrenciler de silahlanmıştır. Bir tür devrim hükümeti olan Güvenlik Komitesi’nde burjuvazi ağır basmaktadır. Fakat silahlı öğrenciler, burjuvazinin basit bir aleti olmaya yatkın değildir ve aldıkları kararları Güvenlik Komitesi’ne dayatmaktadır. Devrimle birlikte işçiler işsiz kalmıştır. Kaçan aristokrasiye ve saraya dönük üretim yapan sanayi ve ayrıca ticaret ölü durumdadır. Öğrenciler ve işçiler sürekli ajitasyon içerisindedir. Burjuvaziyle işçiler ve öğrenciler arasında bir soğukluğun olması kaçınılmazdır. Eski düzenin yeniden tesisi için çabalar olmasa, bu soğukluk açık düşmanlığa kısa sürede dönüşecektir. Hükümet yeni kazanılan özgürlüklerin bazılarını kaldırmak istediğinde, Viyana’da 15 ve 26 Mayıs’ta bütün sınıflar yeniden ayaklanır. Böylece silahlı burjuvazi demek olan ulusal muhafız ile işçiler ve öğrenciler arasındaki güç birliği yeniden perçinlenir. Devrimle birlikte aristokrasi ve plütokrasi=para babaları, ortadan kaybolmuşlardır. Köylülerse her yerde feodalizmin son kalıntılarını yıkmakla uğraşmaktadır. Köylülerin pratikteki adımlarını, Avusturya Diyeti onaylamak zorunda kaldığından, artık köylülerin feodal köleliği sona ermiştir.

Bu arada, Avusturya’ya bağlı olan Kuzey İtalya’da da ayaklanmalar olmuştur, fakat bunlar bastırıldıktan sonra Avusturya yeniden İtalya üzerinde egemen olmuştur.

Berlin ayaklanmasına gelirsek… Berlin, devrimci hareketin ikinci merkezidir. Prusya’daki bu devrim Viyana’dakinin aksine, sınıfların iş birliğiyle olmaz. Fransa’daki Şubat devrimi, Prusya burjuvazisinin kendi ülkesinde kuracağı yönetim türünü devirmiştir; burjuva hükümet devrilmiş ve devrimde işçi sınıfı bağımsız bir özne olarak yer almıştır. Prusya burjuvazisinin bundan duyduğu korku, işçilerin kitlesel hareketini kendi yararına kullanmaya cesaret edememesini getirmiştir. Burjuvazi kralın küçük ödünler vermesi üzerine, devrimi tamamlanmış sayar ve Berlin halkını yatıştırmaya çalışır. Fakat askerlerin kitlelere saldırmasıyla sokak savaşımları olur ve sonuçta krallık yenilir. Burjuvazi işçi sınıfını geri planda tutmak istediyse de, dövüşen ve kazanan işçi sınıfı, gücünün farkına varmıştır. Bu sınıfın kısıtlamaları olmayan talepleri vardır: seçim hakkı, basın özgürlüğü, toplanma hakkı vd… Bu nedenle burjuvazi ile devrilen sistemin yandaşları ittifak içerisinde bulunmaktadır. Kaçınılmaz olduğu kadarıyla bazı ödünler verecektiler. Camphausen ve Hansemann bu koşullarda hükümet kurar. Bu hükümet eski bürokratik devlet aygıtını olduğu gibi korur ve onu çalıştırır. Bunun nedeni kitlelerin hareketinden duyulan korku ve düzeni sağlama isteğidir.

Toplanan Birleşik Diyet iki dereceli bir seçim sistemini kabul eder. Bu koşullarda küçük burjuvazinin demokrat partisi hızla gelişip güçlenir. Demokrat parti, Fransa’daki gibi tek dereceli ve genel oy hakkı, tek yasama meclisi istemektedir. En ılıman kanadı demokratikleştirilmiş krallık istemiyle yetinirken, en ileri bölümü cumhuriyetin kurulmasını talep eder. İşçi sınıfı ve küçük-burjuvazi birlikte hareket etmektedir. Proleter parti, devrimin başlarında eklentisi olduğu demokrat partiden kendini ancak çok kerteli biçimde ayırmayı başarabilir.

Prusya’daki köylü sınıfı, devrimden feodal ilişkilerden kurtulmak için yararlanır. Fakat köylülerin hareketlenmelerinden korkuya kapılan burjuvazi, anti-feodal yönelimini terk eder. Küçük-burjuvazi de özel mülkiyete karşı saldırı olmasından kaynaklanan korkuyu paylaştığından, köylülüğe destek vermez. Burjuvazi kendi ideallerine ve bağlaşıklarına ihanet eder.
Sonuçta, Prusya ve Avusturya’da liberal ilkeler benimsenir ve anayasal hükümetler kurulur. Prusya’da liberal burjuvazi, Champhausen ve Hansemann’ın kişiliklerinde doğrudan iktidardadır. Avusturya’daysa burjuvazi siyasal bakımdan çok az gelişmiştir ve iktidarı onun adına liberal bürokrasi kullanır. Eski sisteme muhalefette birleşen sınıf ve partiler ayrışır ve liberal burjuvazi bağlaşıklarına yüz çevirerek, kendinden daha ileri sınıf ve partilere karşıt bir tutum alır. Liberal burjuvazi, yenilmiş olan feodal ve bürokratik güçlerle işbirliği yapar. Liberal burjuvazi kendi gereksinimlerine ve düşüncelerine göre kurumları düzenlemekten aciz durumda olup, onun bakanlar kurulu, geçici bir yönetim dönemini oluşturur.

Avusturya ve Prusya, Almanya’nın iki yönetici devletidir ve bunlarda yaşananlar, tüm Almanya’daki gidişi belirlemiştir. Viyana ve Berlin halk ayaklanmalarından sonra, eski federal diyetin yanında Frankfurt Alman Ulusal Meclisi toplanır. Halk, bu meclisin Germen Konfederasyonu için en yüksek otorite olmasını ve sorunları çözmesini istemektedir. Bu meclis, diyeti ortadan kaldırabilir, içinden hükümet çıkarabilir ve kanun gücünde kararlar alabilirdi. Fakat Frankfurt Meclisi halk hareketinden korkmaktadır ve bunların hiçbirini yapmaz. Kendini egemen kılmaz. Halkın gücüyle kendini destekleyeceğine, Mainz’in sıkıyönetim altına alınması ve burada halkın silahsızlandırılması sırasında kılını kıpırdatmamıştır. Frankfurt ulusal meclisi, Almanya’nın birliğini sağlamamış, tahta dokunmamış, gümrük engellerini kaldırmamıştır. Özcesi bu yeni merkezi otorite, hiçbir şeyi değiştirmemektedir. Üstelik bu meclisin yetkileri belirsizdir. Prusya ve Avusturya’da kurucu meclisler, küçük Alman devletlerinde yasama meclisleri oluşmuştur. Bütün bu meclisler de, halka ihanet ederek, iktidarı feodal, bürokratik, askeri despotizmin ellerine bırakmıştır. Bu meclisler Frankfurt meclisinin aksine, pratik sorunları tartışan gerçek parlamentolardır, fakat onlar da halk hareketinden korkmuştur. Devrimci çözümleri kabul edecek durumda değildiler.

Alman devriminin dış ilişkilerine geçelim… Alman devriminin dış ilişkileri, iç sorunlar kadar karışık ve karmaşıktır. Almanya’nın doğu yarısında Slavlar yaşamaktadır ve bunlar yüzyıllar içerisinde Almanlaştırılmıştır. Polonya sınırında, Çek dilinin konuşulduğu ülkelerde, Bohemya ve Moravya’daysa kentler az çok Alman özelliği taşırken, kırlarda Slav öğe ağır basmaktadır. Bu bölgelerde ticaret, sanayi ve entelektüel kültür Almanların elinde bulunmaktadır. Polonya’da cumhuriyetin kurulması yönünde bir hareketlenme oluşmuşsa da, bu hareket bastırılmıştır. Polonya’ya hareketi bastırmak için yapılan sefer, Prusya ordusunun yeniden örgütlenmesini de sağlamıştır. Polonya’daki hareketin bastırılması, Rus çarlığına hizmet etmiştir. Çek dilini konuşan eyaletlerse Bohemya krallığı, Moravya prensliği ve Macaristan’a katılan, Slovakların yaşadığı Karpat dağları bölgesi şeklinde bölünmüştüler.  1848 devriminde Çeklerde de hareketlenmeler olmuştur.

Bohemya ve Hırvatistan, panslavizmin ocağıdır. Panslavizm adındaki saçma ve anti-tarihsel düşünce, tarih bilimine meraklı bazı Slav entelektüeller tarafından oluşturulmuştur. Bu düşünceye göre Polonyalı, Rus, Sırp ve Bulgar olan bütün Slavlar (80 milyonluk bir toplam), yaşadıkları topraklardaki Türk, Macar ve Alman varlığına son vermeliydi. Rus imparatorluğu, kendi çıkarlarına uyduğundan, panslavizmi Avrupa’da desteklemiştir. Yani Bohemyalı ve Hırvat panslavistler, Rusya’nın çıkarlarına hizmet etmiştir. Bu panslavistler Prag’ta Slav birliğini hazırlamak amacıyla bir kongre düzenler. Fakat kongrede çeşitli Slav dilleri arasındaki farklar yüzünden aralarında sağlıklı bir iletişim kurulamaz ve nefret ettikleri Almanca’yı kullanmak zorunda kalırlar. Avusturya ordusu işte bu kongreye müdahale etmiştir. Avusturya kurucu diyetindeki Slavlarsa, Alman öğeye karşı mücadele içerisindedir. Tıpkı Prag kongresini olduğu gibi, bu diyeti de, Avusturya’lı askerler dağıtır.

Macaristan ile Almanya sınırında herhangi bir anlaşmazlık yoktur ve bu iki ulusun çıkarları çatışmamaktadır. Bunlar birlikte Avusturya hükümetine ve panslavist gericiliğe karşı çıkarlar.

Schleswig ve Holstein ülkelerinin Mart devrimiyle birlikte başlayan Danimarka’yla savaşı sırasında Alman hükümeti onları destekler. Bu ülkelerin halklarının dili ve eğilimleri Alman’dır. Almanya için askeri bakımdan, donanmaları ve ticaretleriyle gerekliydiler. Fakat Alman hükümeti Schleswig-Holstein ordusuna her fırsatta ihanet etmiştir. Bu ordu dağıtıldıktan sonra Danimarkalıların onu kılıçtan geçirmesine bile bile izin vermiştir.

Prusya ve Avusturya orduları, dış ülkelerdeki zaferlerle halkın gözünde saygınlıklarını yeniden kazanırlar. Bu ordular bir süre sonra liberallere karşı dönerler ve eski rejimin adamlarını tekrar iktidara getirirler.

Şimdi Avrupa’daki tabloyu özetle hatırlayalım ve Almanya’ya dönelim… Fransa’da küçük-burjuvazi ve burjuvazinin cumhuriyetçi kesimi, proleterlere karşı kralcı burjuvaziyle birleşmiştir. Almanya ve İtalya’da muzaffer burjuvazi, halka ve küçük-burjuva yığınlara karşı feodal soyluluğun, bürokrasinin ve ordunun desteğini almaya çalışır ve onlara yakınlaşır. İngiltere’de 10 Nisan’da Çartist hareket bir bozgun ve kırılma yaşar. Fransa’da 16 Nisan ve 15 Mayıs’taki hareketler başarısız olur. İtalya’da Palermo’daki ayaklanma bastırılmıştır. Almanya’da burjuva hükümetler ve kurucu meclisler durumlarını pekiştirirler. Polonya’daki hareket bastırılmıştır. İşte bu tabloda, 23 Haziran 1848’de Paris proleterlerinin ayaklanması, tüm Avrupa’da yeni bir ayaklanmalar zincirini başlatabilir durumdadır. Fakat onlar da yenilmiş ve ezilmiştir.
Almanya’nın eski feodal ve bürokratik partisinin, geçici bağlaşığı burjuvaziden kurtulmak ve Mart olaylarının öncesindeki duruma dönmek için ilk girişimlerini, Haziran ayaklanmasının bastırılmasıyla başlattığı söylenebilir. Almanya’da ordu yeniden devletin etkin gücü olmuştur ve burjuvazinin hizmetinde değildir. Burjuva politikacıların,1848’in yaz ayları boyunca hem halkın hem de gerici güçlerin gözüne girme çabaları arasında yalpalaması ve kararsızlıkları, bürokrasiye ve feodallere yaramıştır. Sonbahar geldiğinde Frankfurt’ta halk, Frankfurt Ulusal Meclisi’nin Danimarka’yla olan savaşta ateşkesi onaylamasına tepki göstererek ayaklanır. Baden ve Köln’de de benzer ayaklanmalar olduysa da, hepsi bastırılır. Böylelikle, halkın gözünde Frankfurt Ulusal Meclis’i ve Frankfurt imparatorluk hükümeti saygınlıklarını yitirir.

Şimdi Viyana’daki Ekim ayaklanmasına gelmiş bulunuyoruz… Bu ayaklanma, Fransa’daki Haziran ayaklanmasının Almanya’daki karşılığıdır. Önce bu ayaklanma öncesinde neler oldu, buna bakalım: Mart 1848’deki ayaklanmadan sonra 23 Nisan anayasası kabul edilmiştir. Bu anayasa imparatora meclislerin kararlarını veto etme yetkisini vermekte, işçilere oy hakkının tanınmadığı iki meclisli bir seçim sistemini içermektedir. Çıkarılan basın yasası da, gazete kurulmasını yüksek bir kefaret bedeli yatırılmasına bağlamaktadır. Bütün bunlar kitlelerin hareketlenmesinden duyulan korkuyla ilişkilidir. Liberal bakanlar kurulu, ulusal muhafız ve akademik lejyon (üniversite öğrencilerinden oluşan askeri örgütlenme) delegeleri merkez komitesini dağıtmak ister. Bu çabası 15 Mayıs ayaklanmasına yol açar ve hükümet, komiteyi tanımak, anayasa ve seçim yasasını kaldırmak, yeni bir anayasa hazırlama işini genel oyla seçilmiş bir diyete bırakmak zorunda kalır. Bunun üzerine bakanlar kurulundaki gerici parti, liberal bakanları bu halk kazanımlarına saldırmaya yöneltir. Akademik lejyon 26 Mayıs’ta bir bakanlar kurulu kararıyla dağıtılmak istenir. Bu iş için ordu görevlendirildiğinden, ulusal muhafız hükümete karşı döner ve akademik lejyonla birleşir. Sonuçta hükümetin bu girişimi başarısız olur.

İmparator 16 Mayıs’ta Viyana’dan İnnsbruck’a kaçmıştır. Burada karşı-devrimci parti güç toplamaya çalışır. Avusturya’nın heterojen siyasal güçleri içerisinde, gericiliğin yeniden güçlenmesi olanağı değerlendirilmektedir. Viyana’daki bakanlarsa gerçek iktidar gücünden yoksun biçimde, kurucu meclisin oturumlarında siyasal boğuşmaların içerisindedir.

Temmuz 1848’de genel oyla seçilen kurucu meclisin toplanması, devrimci dönemin sonudur. Burjuvazi sarayın artık korkulacak bir düşman olmadığına inanmaya başlamıştır. Doblhof kabinesi 1848 Temmuz ortalarında hükümet olur. Radetzky komutasındaki ordu, Ağustos 1848’de İtalya’da zaferler elde eder. Saray da Viyana’ya geri döner. Hükümetin o zamana kadar işsiz işçilere yapılan yardımı kaldıran bir kararnamesi yayınlanınca, işçiler gösteri yapar. Burjuva ulusal muhafız, hükümetin yanında yer alır ve müdahalesiyle, 23 Ağustos’ta direniş göstermeyen işçilerden çok sayıda ölümler olur. Böylece, burjuvazi ile proletarya arasındaki güç birliği yok edilmiştir.

5 Ekim 1848’de Viyana Gazetesi’nde yayınlanan imparatorluk kararnamesinde Macar diyetinin dağıtıldığı, Hırvatistan’lı Jellachich’in Macaristan’ın askeri ve sivil valisi olarak atandığı bildirilir. Bu kararname Macaristan’dan sorumlu bakanların hiçbiri tarafından imzalanmadan yayınlandığından, anayasal hükümet ilkesi çiğnenmiştir. Ayrıca Viyana’daki birliklere yürüyüşe geçme ve Jellachich’in otoritesini kabul ettirecek orduya katılma emri de verilmiştir. Bunlar halkı, akademik lejyonu ve Viyana ulusal muhafızını 6 Ekim’de ayaklandırır. Akşam olduğunda halk zafer elde etmiştir. Ban Jellachich’in yardımına gidecek birlikler artık ona karşıt bir tutum alır. İmparator ve saray, yarı Slav bir bölge olan Olmutz’a kaçar.

Olmutz’da kurucu meclisin Slav üyeleri ve krallığın her yerinden gelen Slavların çabalarıyla bir kampanya başlatılır. Buna göre Slav topraklarından Alman ve Macar öğeler savaşla çıkarılacaktır. Ekim ayı sonuna kadar 60 binin üzerinde adam toplanarak Windischgraetz’in ordusu pekiştirilir. Viyana’daysa yönetim çevrelerinde ve toplumda karışıklık vardır. İşçiler silahsız ve örgütsüzdür; bilinçli bir politik tutumları yoktur. Viyana güvenlik komitesinde halk örgütlerinin temsilcileri bulunmaktadır. Yapılacak saldırıya direnme kararlılığında olan bu komite, küçük-burjuvazinin egemenliği altındadır. Alman diyeti içerisinde karışıklık hâkimdir. Ulusal muhafızın bir bölümü savaşmak istemez, bir bölümü kararsızdır ve sadece bir bölümü savaşmaya hazır durumdadır. Oysa karşılarında yeniden örgütlenmiş 60-70 binlik Avusturya ordusu bulunmaktadır. Mart ve Mayıs aylarında tek örgütlü güç devrim tarafından yaratılan güçken ve karşı-devrimci güç dağınıkken, şimdi karşı-devrimci güç toparlanmış ve güçlü, bunun karşısındaysa dağınıklık bulunmaktadır.

Windischgraetz’in topladığı ordu saldırdığında, bununla savaşmaya hazır olan, ulusal muhafızın bir bölümünün yanı sıra, son anda silahlandırılan proleterler ve akademik lejyondur. Savunma planı hazırlığı yetersizdir, yeterince askeri örgütlenmeleri yoktur. Sonuçta, Avusturya birliklerinin Macaristan üzerine yürümesine katılmayı reddeden ve ayaklanan Viyanalılar yenilir. 1 Kasım 1848’de Viyana düşer. Peki, Viyanalıların bağlaşıkları olan Macarlar ve Alman halkı bu sırada ne yapmaktadır?.. Macar ordusu Viyanalılarla birlikte hareket etmeli ve Avusturya ordusu daha toparlanmadan saldırmalıydı, fakat Jellachich’le savaşıp onun birliklerini Viyana üzerine püskürten Macarlar, Viyana kuşatması ve saldırısı sırasında hareketsiz kalmıştır. Macar devrimci ordusunun, topraklarını işgal eden Avusturya ordusunu temizlemesi 1849 baharında gerçekleşecektir. Viyanalıların ikinci bağlaşığı olan Alman halkı, Frankfurt, Baden ve Köln’de yenilmiş ve silahsızlandırılmıştır. Her eylem merkezinde ordu ile halk arasında gerilim bulunmaktadır. Böylelikle Viyanalılara yardım etmeleri söz konusu olmaz.

Viyana düşünce, Prusya kralı Berlin’deki kurucu meclisi 9 Kasım’da dağıtır, sıkıyönetim ilan edilir. Ulusal muhafız dağıtılır. Devrimin yazgısı Viyana ve Berlin’de kararlaştırılırken, Frankfurt ulusal meclisinin hiçbir önemli işlevi olmamıştır. Bu meclis küçük-burjuvazinin oyalanmasına hizmet etmiştir. Küçük Alman devletleri, bu mecliste ortak bir merkez bulmuşlarsa da, iktidarı olmayan bir meclistir bu. Sonuçta, karşı-devrim Almanya’nın iki büyük hareket merkezinde, Viyana ve Berlin’de zafer kazanmıştır.

Prusya ve Avusturya hükümetleri 1848 Ekim-Kasım aylarında sağladıkları üstünlüğü, 1849’un ilk aylarında daha ileriye götürürler. Viyana düştükten sonra Avusturya diyeti sadece isim olarak vardır ve 4 Mart 1849’da kapatılır. Bu tarihten itibaren Avusturya’da mutlakıyet yeniden kurulmuştur. 4 Mart anayasasında tüm Avusturya’nın (Almanya’dan ayrı) bölünmez bir krallık olduğu ilan edilir. Frankfurt Meclisi, Prusya hükümetine yanaşmak durumunda kalır. Reich anayasası kabul edilir. Frankfurt Meclisi, 28 Mart 1849’da Prusya kralını, Avusturya dışında Alman imparatoru seçer.

Burjuvazi ve küçük-burjuvazi Reich anayasasını destekler, çünkü devrim döneminin tamamen bitmesini arzular. Avusturya ve Prusya ordularının devreye girmesiyle, devrim şimdilik zaten bitmiştir. Küçük burjuva demokratların ve anayasal kralcı burjuvaların Reich anayasasını savunmak için yürüttükleri ajitasyon, çeşitli devletlerin meclislerinde karşılık bulur. Prusya, Hannover, Saksonya, Baden ve Wurtemberg meclisleri anayasadan yana çıkarlar. Frankfurt Meclisi ile Alman hükümetleri arasında Reich anayasası üzerinde gelişen gerilim iyice artar. Bu anayasa Almanya’nın o güne kadarki en liberal anayasasıdır, fakat hükümlerini yürürlüğe sokacak bir güç yoktur. Prusya yönetimi, Prusya meclislerini kapatıp, 28 Nisan’da Reich anayasasını kötüleyen bir genelge yayınlar. Bu anayasada değişiklikler yapılması için prensler kongresi toplantıya çağrılır. Burjuvazi buna karşı Frankfurt Ulusal Meclisini ve Reich anayasasını desteklemek için büyük mitingler düzenler. Halk içerisinde kaynama vardır. Bu arada Macarlar, Avusturya istilasını geri püskürtmüştür ve Viyana’yı almaları beklenmektedir.

Frankfurt Ulusal Meclisi ile Alman devletlerinin hükümetleri arasındaki sürtüşme, 1849 Mayıs’ının ilk günlerinde açık çatışmaya dönüşür. Avusturya hükümeti Frankfurt Meclisinden temsilcilerini geri çağırır. Mecliste artık demokrat parti çoğunluğu oluşturmaktadır. Frankfurt Meclisi yeni anayasanın uygulanması gerektiğini belirtir; 15 Temmuz’da halkın yeni temsilciler meclisine temsilcilerini seçeceğini ve 15 Ağustos’ta bu meclisin toplanacağını açıklar. Reich anayasasını benimsemeyen Prusya, Avusturya ve Bavyera hükümetleri için bu bir savaş ilanıdır. Prusya ve Bavyera hükümetleri de temsilcilerini Frankfurt Meclisi’nden çeker. Hükümetler ile halk (emekçiler ve küçük-burjuvazi) arasında Reich anayasası ve Ulusal Meclis lehine yapılan gösteriler nedeniyle karşıtlık gelişmiştir. Saksonya’da meclislerin dağıtılması, Prusya’da yedek askerlerin silâhaltına alınması, patlamayı başlatan kıvılcım olur. Almanya’nın değişik yerlerinde silahlı ayaklanma başlamıştır. Frankfurt Meclisi, halkı her yerde silaha sarılmaya çağırmalı, güçlü ve etkin bir yürütme gücü kurarak, tüm prens, bakan ve diğerlerini yasa-dışı ilan etmelidir. Bunları yapmak ve kendini korumak için ayaklananları Frankfurt’a çağırmak yerine, Frankfurt Meclisinin demokratları, ayaklanmanın ezilmesine göz yumar.

Küçük-burjuvazinin çıkarlarını temsil eden demokratlar, Mayıs ve Haziran 1849’da bir hükümet kurma fırsatına sahip olurlar. Fakat korkak ve kararsız küçük-burjuvazi, başarısız olur. Gericiler ve liberaller çekilince meclis onlara kalmıştır. Kırsal nüfus onlardan yanadır. Küçük devletlerin ordularının 2/3’ü, Prusya ordusunun 1/3’ü, yedek askerlerin çoğunluğu onu izlemeye hazırdır. Fakat demokratlar kararlı ve cesur değildiler. Olaylarla hesaplaşmakta yeteneksizler, bilerek yanılgılarını sürdürmeye bağlılar ve keskin görüşlü de değiller.

Frankfurt Meclisi bu süreçte politik açıdan gerilemektedir ve sonunda 18 Haziran 1849’da toplantı salonları kapatılır. Frankfurt Meclisi’nin toplanmaya çağrılması Almanya’daki devrimin ilk tanıklığıdır ve bu meclis, devrim tamamlanmadığı sürece de varlığını sürdürmüştür. Burjuvazi bütün Alman devletlerinde iktidardan kovulmuş ve sonunda bu meclisle de rezil rüsva edilmiştir.

Ayaklanmaların gerçek dövüşken gücünü işçiler oluşturmaktadır. Öğrenciler, tarım işçileri ve küçük çiftçiler de katılmıştır. Kırların ayaklanmaya katışının nedeni vergi yükleri ya da feodal yükümlülüklerdir. 1849’daki bu ayaklanmaların yönetici sınıfı küçük-burjuvazidir. Tüm isyancı bölgelerde kurulan geçici hükümetler çoğunlukla küçük-burjuvaziyi temsil etmiştir. Küçük-burjuvazi siyasal alanda enerjik değildir, eylemde yeteneksizdir. Bu ayaklanmalar taktiksizliği baş tacı etmiştir. Mayıs 1849’da başlayan ayaklanmalar, 1849 Temmuz ortalarında tamamen yenilmiştir. Böylece 1. Alman devrimi sona ermiştir.


Kaynaklar: 1) Friedrich Engels Biyografi, Sorun yayınları. 2) Friedrich Engels, Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim, Sol yayınları. 

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]