Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
Erkin Özalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkin Özalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2025 Cumartesi

Teorisyeniniz Devrimciydi | Erkin Özalp

MAR

Özet

Erkin Özalp'ın Teorisyeniniz Devrimciydi: 21. Yüzyılda Marksizm ve Sosyalizm adlı eseri, Marksizmi, yalnızca dünyayı yorumlayan bir teori olarak değil, onu değiştirmeyi hedefleyen devrimci bir pratik kılavuzu olarak yeniden konumlandırmaktadır. Kitabın ana tezi, Karl Marx'ın her şeyden önce bir devrimci olduğu ve teorisinin de işçi sınıfının kapitalist düzeni yıkma mücadelesine hizmet etmek amacıyla geliştirildiğidir. Kitap, kapitalizmin içsel çelişkilerinin (kâr oranlarının düşme eğilimi, kaçınılmaz bunalımlar) bu düzenin reformlarla iyileştirilemeyeceğini, zorunlu olarak yıkılması gerektiğini bilimsel olarak ortaya koyduğunu savunur.

Eser, Marx'ın devrim stratejisinin 1848 Devrimleri ve 1871 Paris Komünü deneyimleriyle nasıl evrildiğini detaylandırır; burjuvazinin devrimci rolünü yitirmesinden mevcut devlet aygıtının parçalanması gerekliliğine uzanan teorik gelişimleri inceler. 20. yüzyılın en önemli sosyalizm deneyi olan Sovyetler Birliği'ni, geri kalmışlık ve emperyalist kuşatma koşullarında dahi merkezi planlama ve sosyal haklar alanında önemli başarılar elde etmiş, ancak halkın yönetime katılımındaki yetersizlikler nedeniyle çözülmüş bir girişim olarak değerlendirir.

Kitap, 21. yüzyılda internet, özgür yazılım ve "Wall Street'i İşgal Et" gibi yeni işbirlikçi üretim biçimleri ve toplumsal hareketlerin, sermaye ilişkilerini sorgulayan yeni bir aydınlanma ve devrimci olanaklar çağı açtığını öne sürer. Son olarak, Türkiye solunun siyasi etkisizliğini aşması için somut bir strateji önerir: Soyut propagandadan uzaklaşarak, seçimler yoluyla belirli yerelliklerde (belediyeler gibi) iktidarı hedeflemek, bu mevkileri halk yararına somut kazanımlar üreten ve daha geniş bir siyasal mücadelenin başlangıç noktası haline getiren örnekler olarak kullanmak. Bu yolla solun, halk nezdinde gerçek bir iktidar alternatifi haline gelebileceği savunulur.

1. Marx'ın Kimliği: Filozoftan Devrimciye

Kitabın temel argümanı, Marx'ın kimliğinin bir "filozof" ya da "iktisatçı" olarak değil, öncelikle bir işçi sınıfı devrimcisi olarak anlaşılması gerektiğidir. Marx'ın entelektüel yolculuğu, dünyayı yalnızca farklı şekillerde yorumlayan felsefeden, onu değiştirmeyi amaçlayan devrimci eyleme doğru bir geçişi temsil eder.

• Felsefeden Kopuş: Marx, gençliğinde Alman idealizminden etkilenmiş olsa da, bu akımın ve genel olarak felsefenin gerçekliği dönüştürmekte yetersiz kaldığını erken yaşta fark etmiştir. Alman İdeolojisi eserinde belirttiği gibi, "gerçek, pozitif bilim" başladığında "bağımsız felsefe var olma aracını yitirir." (Elbette Marksizmin bilim ve siyasetle ilişkili realist/materyalist bir felsefesi vardır -MAR)

• Öncelik: Dünyayı Değiştirmek: Marx'ın en bilinen sözlerinden biri olan Feuerbach Üzerine Tezler'deki "Filozoflar dünyayı yalnızca farklı şekillerde yorumladılar; ama önemli olan, onu değiştirmektir" ifadesi, bu kopuşun manifestosudur. (Marksizm felsefeden bir kopuşu temsil etmez, aksine felsefi anlayışta bir sıçramayı barındırır -MAR)

• Devrimci Pratiğin Önceliği: Marx için tüm teorik çalışmalar, işçi sınıfı devrimine hizmet ettiği ölçüde anlamlıdır. Kapital'in ikinci ve üçüncü ciltlerini tamamlamak yerine enerjisini Birinci Enternasyonal gibi siyasi örgütlenme faaliyetlerine ayırması, bu önceliğin somut bir kanıtıdır.

2. İşçi Sınıfının Devrimci Rolü ve Sınıf Bilinci

Marksizm, kapitalizmi yıkacak ve sınıfsız topluma giden yolu açacak tek gücün işçi sınıfı olduğunu savunur. Ancak kitap, işçi sınıfının her zaman ve her koşulda devrimci olduğu yönündeki mekanik anlayışı reddeder.

• Olağan Dönemlerde İşçi Sınıfı: Kapitalist düzenin normal işleyişi içinde işçiler, devrimci bir bilinç taşımazlar. Bunun nedenleri şunlardır:

    ◦ Rekabet: İş bulmak, işini korumak ve daha iyi ücret almak için işçiler birbirleriyle rekabet etmek zorundadır.

    ◦ Egemen İdeoloji: Eğitim, medya ve dini kurumlar aracılığıyla yayılan egemen sınıf düşünceleri, mevcut toplumsal ilişkilere uygun düştüğü için geniş kabul görür.

    ◦ Çoklu Kimlikler: İşçiler kendilerini yalnızca sınıf kimlikleriyle değil; etnik köken, din, cinsiyet, hemşerilik gibi çok sayıda başka kimlikle de tanımlarlar.

• Sınıf Bilincinin Gelişimi: Sınıf bilinci, soyut bir aydınlanmayla değil, ancak patronlara karşı yürütülen ortak mücadeleler (grevler, direnişler) içinde ortaya çıkar ve gelişir.

• Siyasal Devrimin Zorunluluğu: Kazanılan mücadelelere rağmen, kapitalizm koşulları altında işçilerin bilincinde kalıcı bir dönüşüm sağlamak mümkün değildir. Marx'a göre, işçi sınıfının "geçmişin bütün pisliklerinden" kurtulması ve toplumsal devrimi gerçekleştirecek bilince ulaşması, ancak iktidarı ele geçireceği bir siyasal devrim yoluyla mümkündür.

3. Marx'ın Devrim Stratejisinin Gelişimi

Marx'ın devrim teorisi, Avrupa'daki siyasi mücadelelerin deneyimleriyle birlikte statik kalmamış, dinamik bir şekilde gelişmiştir.

• İlk Devrim Modeli (Komünist Manifesto):

    ◦ Aşamalı Devrim: Gelişmiş Avrupa ülkelerinde burjuvazinin öncülük edeceği demokratik devrimler bekleniyordu.

    ◦ İşçi Sınıfının Eğitimi: Burjuvazi, bu devrimler sırasında işçi sınıfını siyaset sahnesine çekecek ve böylece kendi mezar kazıcısını siyasi olarak eğitecekti.

    ◦ Nihai Hedef: Burjuva devriminin hemen ardından bir proleterya devrimi gelecekti.

• 1848 Devrimlerinden Çıkarılan Dersler:

    ◦ Burjuvazinin Gericileşmesi: Fransa'daki 1848 Devrimi, burjuvazinin işçi sınıfı tehlikesi karşısında hızla gericileştiğini ve feodal güçlerle ittifak kurduğunu gösterdi.

    ◦ "Sürekli Devrim" Fikri: Demokrasi mücadelesinin öncülüğü küçük burjuvaziye geçmişti. İşçi sınıfının görevi, küçük burjuvaziyi mümkün olduğunca ileri itmek ve ardından mücadelenin liderliğini devralarak devrimi kendi hedeflerine doğru "sürekli" kılmaktı.

• 1871 Paris Komünü'nün Öğrettikleri:

    ◦ Devlet Aygıtının Parçalanması: Komün, işçi sınıfının mevcut devlet mekanizmasını olduğu gibi devralıp kullanamayacağını, onu parçalaması gerektiğini gösterdi.

    ◦ Proletarya Diktatörlüğü'nün Somut Biçimi: Komün, "proletarya diktatörlüğü"nün somut bir örneği olarak görüldü. Bu, bir azınlık diktatörlüğü değil, halkın kendi kendini yönettiği radikal bir demokrasi biçimiydi. Temel özellikleri şunlardı:

        ▪ Sürekli ordunun kaldırılması ve halkın silahlandırılması.

        ▪ Tüm kamu görevlilerinin seçimle gelmesi, sorumlu ve her an görevden alınabilir olması.

        ▪ Yöneticilere işçi ücreti ödenmesi.

        ▪ Yasama ve yürütme güçlerinin birleştirilmesi.

4. Das Kapital: Kapitalizmin Eleştirisi

Das Kapital, bir iktisat teorisi kitabı olmaktan çok, kapitalizmin yıkılmasının neden gerekli ve kaçınılmaz olduğunu gösteren devrimci bir eserdir. Kapitalizmin sorunlarının reformlarla çözülemeyeceğini, sistemin doğasından kaynaklandığını kanıtlamayı amaçlar.

Kavram

Açıklama

Meta

Kullanım için değil, mübadele (satış) için üretilen ürün veya hizmet. Kapitalist üretimin temel hücresidir.

Emek-Değer Teorisi

Bir metanın değerini, onun üretimi için toplumsal olarak gerekli olan emek-zamanı belirler. Makineler yeni değer yaratmaz, yalnızca kendi değerlerini ürüne aktarır.

Emek Gücü

İşçinin kapitaliste sattığı şey emeği değil, belirli bir süre çalışma potansiyelidir. Değeri, işçinin kendisini ve ailesini yeniden üretmesi için gereken metaların değeriyle belirlenir.

Artık Değer

İşçinin, kendi ücretinin karşılığını ürettiği sürenin ötesinde çalıştığı ve karşılığını almadığı emektir. Kârın kaynağı budur. Mutlak artık değer (iş gününü uzatmak) ve göreli artık değer (üretkenliği artırarak ücretlerin değerini düşürmek) yoluyla artırılır.

Sermaye Birikimi

Artık değere el koyulması ve yeniden yatırıma dönüştürülmesiyle sermaye büyür. Bu süreç, sermayenin yoğunlaşmasına (daha büyük sermayeler gerekmesi) ve merkezileşmesine (sermayenin daha az elde toplanması) yol açar.

Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi

Teknolojik gelişmeyle birlikte sermayenin makine, hammadde gibi unsurlara (değişmeyen sermaye) ayrılan kısmının, işçi ücretlerine (değişen sermaye) ayrılan kısmına oranı artar. Değerin tek kaynağı emek olduğundan, bu durum uzun vadede genel kâr oranında bir düşüş eğilimi yaratır.

Bunalımlar ve Hayalî Sermaye

Kâr oranlarındaki düşüş eğilimi, kapitalizmin periyodik bunalımlarının temel nedenidir. Bunalım dönemlerinde, üretim dışı alanlarda kâr arayışı artar ve finans sektörü şişer; hisse senetleri, devlet borçlanması gibi araçlarla hayalî sermaye yaratılır. Bu balonların patlaması, krizleri daha da derinleştirir.

5. 20. Yüzyıl Sosyalizm Deneyimi: Sovyetler Birliği

Kitap, Sovyetler Birliği deneyimini idealize etmeden veya toptan reddetmeden, 21. yüzyıl sosyalizmi için dersler çıkarılması gereken tarihsel bir olgu olarak analiz eder.

• Zorlu Koşullar: Devrim, Marx'ın öngördüğü gibi gelişmiş bir ülkede değil (aslında Marx’ın devrimin coğrafyası hakkındaki düşünceleri yaşamı boyunca dinamik bir seyir izlemiştir -MAR), geri bir tarım ülkesinde gerçekleşti ve hemen ardından emperyalist müdahale ve iç savaşla karşılaştı. Soğuk Savaş boyunca sürekli bir silahlanma yarışı baskısı altında kaldı.

• Başarılar:

    ◦ Merkezi Planlama: Kapitalist anarşinin aksine, üretimin merkezi planlama ile örgütlenmesinin mümkün ve verimli olduğunu kanıtladı. Geri bir ülkeyi kısa sürede dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline getirdi.

    ◦ Sosyal Haklar: Tüm yurttaşlar için çalışma, barınma, ücretsiz eğitim ve sağlık gibi temel hakları anayasal güvence altına aldı ve fiilen uyguladı.

• Temel Sorunlar ve Çözülüş:

    ◦ Bürokratikleşme: Halkın devlet yönetimine katılımı yetersiz kaldı. Bu durum, ayrıcalıklı bir yönetici katmanının ortaya çıkmasına ve toplumsal dinamizmin yitirilmesine yol açtı.

    ◦ Dünya Devriminden Kopuş: Sovyet halkı, dünya devrimi mücadelesinin aktif bir öznesi haline getirilemedi. "Barış içinde bir arada yaşama" politikası, savunmacı bir çerçeveye sıkıştı.

    ◦ Gizlilik: Devlet yönetimindeki gizlilik, halkın yönetime yabancılaşmasına ve meşruiyet kaybına yol açtı.

6. 21. Yüzyıl ve Yeni Devrimci Olanaklar

21. yüzyılda, özellikle bilişim teknolojilerinin gelişimi, yeni bir aydınlanma ve sosyalizm mücadelesi için geçmişte olmayan olanaklar sunmaktadır.

• İşbirlikçi ve Gönüllü Üretim:

    ◦ Özgür Yazılım Hareketi (GNU/Linux vb.) ve Wikipedia gibi projeler, binlerce insanın gönüllülük ve iş birliği temelinde, kâr amacı gütmeden, insanlığın ortak yararına yüksek kaliteli ürünler ortaya koyabildiğini göstermektedir.

    ◦ Bu örnekler, "insan doğası gereği bencildir" ve "parasal teşvik olmadan üretim olmaz" iddialarını çürütmektedir.

• Sermayenin Fikrî Mülkiyet Engeli: Sermaye, telif hakları ve patentler aracılığıyla insanlığın ortak bilgi birikimini metalaştırmaya ve özel mülk haline getirmeye çalışarak bu yeni üretim biçimlerinin önünde bir engel oluşturmaktadır.

• Yeni Toplumsal Hareketler: Dosya paylaşım kültürü, Korsan Partiler ve özellikle "Wall Street'i İşgal Et" gibi hiyerarşik olmayan, ağ tabanlı hareketler, kapitalizmin temel direklerini (şirket egemenliği, toplumsal adaletsizlik) doğrudan sorgulamaktadır.

• Yönetimde Yeni Olanaklar: Bilişim teknolojileri, planlama, denetim ve üretim süreçlerinin yönetimini şeffaf hale getirme ve bu süreçlere kitlesel halk katılımını sağlama konusunda devrimci olanaklar sunmaktadır.

7. Türkiye Solu İçin İktidar Stratejisi

Kitap, tarihsel deneyimlerden ve güncel koşullardan yola çıkarak Türkiye solu için somut bir siyasi strateji önermektedir.

Solun Tarihsel İktidar Yolları

Monarşi, Diktatörlük, İşgal Koşullarında: Halk ayaklanması ve/veya silahlı mücadele (Ör: Rusya 1917, Çin 1949, Küba 1959).

Burjuva Demokrasisi Koşullarında: Seçimler yoluyla (Ör: Şili 1970, Venezüella 1999, Bolivya 2006).

Bu tablodan hareketle, Türkiye gibi burjuva demokrasisiyle yönetilen bir ülkede solun iktidar yolunun seçimlerden geçtiği savunulur. (Elbette toplumsal mücadelelerle ve bu mücadeleleri yürüten örgütlenmelerin varlığıyla desteklenen bir seçim mücadelesi; iktidar alındıktan sonra korunması için de işçi iktidarının toplum içerisinde çeşitli organizasyonlarla kökleşmiş olması gerekir; ayrıca seçimlerle yürütme gücü olmak bir siyasal devrimin başlangıç merhalelerinden biri olabilirse de gelişen süreçler içerisinde eşlik eden kitlesel kalkışmalar/yükselişler yaşanabilir -MAR)

• Mevcut Durumun Eleştirisi: Türkiye solu, soyut propaganda, "örgütlenelim" çağrıları ve kendi içine kapanma gibi nedenlerle siyaseten etkisiz bir konumdadır ve bir kısır döngü içindedir.

• Önerilen Strateji:

    1. Somut ve Gerçekçi Hedefler Koymak: Sol, gücünü, ülke genelinde dağınık kullanmak yerine, kazanma potansiyeli olan belirli yerelliklerde (ilçeler, belediyeler) yoğunlaştırmalıdır.

    2. Seçimleri Kazanmak: Bu yerelliklerde belediye başkanlığı, meclis üyelikleri gibi mevkileri kazanmak için sistemli ve uzun vadeli bir seçim çalışması yürütülmelidir.

    3. Örnek Yönetimler Yaratmak: Kazanılan belediyeler, halkın yönetime katıldığı, şeffaf, yolsuzluklardan arınmış ve halk yararına somut kazanımlar (ücretsiz hizmetler vb.) üreten örnekler haline getirilmelidir.

    4. Mücadeleyi Büyütmek: Bu yerel başarılar, solun ülke genelindeki mücadelesi için birer dayanak noktası ve meşruiyet kaynağı olarak kullanılmalı, halk nezdinde solun gerçek bir iktidar alternatifi olduğu algısı yaratılmalıdır.

    5. Halk Önderleri Yaratmak: Bu mücadele tarzı, halkla doğrudan temas içinde olan, güvenilir ve tanınan halk önderlerinin yetişmesini sağlayacaktır.

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Proleterlerin zincirleri üzerine

Erkin Özalp

İleri Haber, 9 Şubat 2016

taslak, çizim, resim, baskı resim içeren bir resimYapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Marksizmin kurucularının eserlerinde yer alan bazı sözlere abartılı ve/veya yanlış anlamların yüklenmesiyle sık karşılaşılır. “İşçilerin vatanı yoktur”, bunlardan biridir. “Ben Marksist değilim” sözünün gerçekte ne anlama geldiğini daha önce tartışmıştım.

Komünist Parti Manifestosu’nda işçi sınıfı için yapılan “zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmama” vurgusu için durum biraz daha farklıymış. Bu kez, Türkiye’de bugüne kadar gelmesine benim de katkıda bulunduğum bir çeviri sorunuyla da karşı karşıyaymışız!

Manifesto’nun Samuel Moore tarafından yapılan ve Engels’in onayını taşıyan İngilizce çevirisinde, bugüne kadarki Türkçe çevirilerin büyük çoğunluğunda olduğu gibi, şunlar söyleniyor:

“Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla titresin. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecekleri hiçbir şey yok. Kazanacakları bir dünya var.”[1]

Marx ile Engels’in eserlerinin başlıca İngilizce basımlarında ve bu arada İnternet’teki İngilizce kaynakların çoğunda bu çeviri yer aldığından, Manifesto’da, proleterlerin “zincirlerinden başka kaybedecekleri hiçbir şey”in bulunmadığının söylendiği düşüncesi dünya çapında bir yaygınlığa sahip.

Ve bu düşünceden hareketle, işçi sınıfının içinde görece yüksek ücretler alan, daha güvenceli işlerde çalışan kesimlerin varlığına ya da işçilerin pek çoğunun buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon vb. satın alabilmesine işaret ederek, “gördünüz mü, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri var artık” diyenler çıkabiliyor.

Oysa, Almanca özgün metnin ikinci cümlesinde, ilk baskısı 1998 yılında yapılan Komünist Parti Manifestosu çevirimde benim de atladığım ve yakın geçmişteki bir düzeltme okuması sırasında dikkatimi çeken şu sözcükler yer alıyor: “in ihr” (İngilizcesi: “in it”; Türkçesi: “onda”, yani “komünist devrimde” ya da “bu devrimde”).[2]

Bir başka deyişle, ilgili cümlede, proleterlerin ellerinde kaybedebilecekleri hiçbir şeyin bulunmadığı iddia edilmiyor. Sadece, “komünist devrim” gerçekleştiğinde kaybedecekleri tek şeyin zincirleri olacağı söyleniyor:

“Proleterlerin, bu devrimde, zincirlerinden başka kaybedecekleri hiçbir şey yok.”[3]

Marx, Kapital’de de, “zincir” benzetmesine başvuruyor. Ama farklı bir anlam yükleyerek...

Sermaye birikiminin hızlandığı dönemlerde işçilerin gelir düzeylerinin ve yaşam standartlarının yükselebildiğini (hatta küçük birikimler oluşturabildiklerini) saptadıktan sonra şunları söylüyor: “Sermaye birikiminin sonucu olarak emek fiyatının yükselmesi, gerçekte, yalnızca, ücretli işçinin kendisinin yapıp boynuna geçirmiş bulunduğu altın zincirin uzunluk ve ağırlığının, onun daha gevşek bağlanmasını mümkün kılması demektir.”[4]

Ne var ki, sermaye birikiminin hızlandığı dönemleri, işsizliğin arttığı, ücretlerin düşürüldüğü (ve günümüzde sosyal devlet harcamalarının azaltıldığı, göçmenlerin kölelik koşullarında çalıştırıldığı, üretimin en düşük ücretlerle ve en ağır koşullar altında işçi çalıştırılan ülkelere kaydırıldığı) durgunluk ve bunalım dönemleri izler. Ve değişmeyen tek şey, sermaye sahiplerinin servetleri ile emekçilerin varlıkları arasındaki uçurumun giderek büyümesidir.

Ocak ayında açıklanan bir rapora göre, servetlerinin toplamı dünya nüfusunun düşük gelirli yarısının toplam servetine eşit olan en zengin bireylerin sayısı, 2010 ile 2015 yılları arasında 388’den 62’ye düşmüş, yani en zenginler çok daha zenginleşmiş.

Thomas Piketty gibi akademisyenler ve Ali Koç gibi zenginler, eşitsizlikleri durmadan derinleştiren sermaye ilişkilerine (özellikle de üretim araçlarının özel mülkiyetine) dokunulmadan, işçilere kaybetmekten korkacakları birtakım kırıntıların bırakılması gerektiğini savunuyor.

Oysa onların kazanmaları gereken bir dünya var!

  1. “Let the ruling classes tremble at a Communistic revolution. The proletarians have nothing to lose but their chains. They have a world to win.” (Bkz. Karl Marx-Frederick Engels, Collected Works, Volume 6, Lawrence & Wishart, 2010, Electric Book, s. 519; ya da: marxists.org’da yer alan metin.)
  2. “Mögen die herrschenden Klassen vor einer kommunistischen Revolution zittern. Die Proletarier haben nichts in ihr zu verlieren als ihre Ketten. Sie haben eine Welt zu gewinnen.” (Bkz. Karl Marx-Friedrich Engels, Werke, Band 4, Dietz Verlag Berlin, s. 493; ya da: mlwerke.de’de yer alan metin.)
  3. Şefik Hüsnü, 1923 yılında yayımlanan “Komünist Beyannamesi” başlıklı çevirisinde, söz konusu sözcükleri atlamamış: “Bir komünist inkılâbı ihtimali karşısında titremek hâkim sınıflara düşer. Bu işte zincirlerinden başka, proleterlerin kaybedecek bir şeyleri yoktur ve bu suretle bütün bir âlem kazanmış olacaklardır.” (Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Hakkında Yazılar, çev: Nail Satlıgan vd., Yordam Kitap, İstanbul, 2008, s. 114.)
  4. Karl Marx, Kapital, I. Cilt, çev: Mehmet Selik-Nail Satlıgan, Yordam Kitap, İstanbul, Altıncı Basım, 2014, s. 598.

9 Ağustos 2024 Cuma

Devrimci mücadele | Ufuk Akkuş

Yazarın onayıyla yazısını MAR'da yayınlıyoruz:


Devrimci bir hükümet iş başına geldikten sonra devletin dönüştürülmesi en zor süreçlerden biri olacaktır. Henüz aşılmamış olan eski düzenin devlet içindeki direncini kırmanın yolu kitlesel eylemlerin de yardımıyla onlar üzerinde baskı kurmaktan geçecektir. Devlet organlarının tasfiye edilmesi, üst düzey yöneticilerin tümünün halk tarafından seçilir, denetlenir ve her an çağrılabilir duruma getirilmesi, temsilcilik görevlerinin bireysel zenginleşme araçları olmaktan çıkarılması, halkın karar alma süreçlerine doğrudan doğruya katılabilmesi, ordunun gerçek anlamıyla halkın hizmetine sokulması gibi önlemlerin örgütlü bir halk hareketi mücadelelerinden destek almayan bir hükümet tarafından alınması hiç kolay değildir.

1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim devrimi, insanlığın eşitlik ve özgürlük arayışında çok önemli ve coşkulu bir başlangıç idi. Devrim ile kurulan sosyalist sistem o dönemde pek çok ülkeye esin kaynağı olmuştu. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nde sistemin çöküşüyle birlikte diğer sosyalist ülkeler de peşi sıra düştüler. En yaygın yorumla, 18. yüzyılda başlayan kapitalist sistemin ömrüyle kıyaslandığında tarihin 74 yıl gibi kısa bir dönemini kapsayan sosyalist sistem işçi sınıfına ve insanlığa büyük bir miras bırakmıştır.

Gelinen aşamada kapitalizmin insanlığa ve doğaya verdiği tahribat giderek artmış ve sistem tıkanma noktasına gelmiştir. Sistemin dünya genelinde hegemonik gücü azalmış olup ancak zor ve baskı politikaları ile yönetim sağlanabilmektedir. İnsanlığın yeni bir sosyalist devrime ihtiyacı yakıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Erkin Özalp, “Devrim Nasıl Yapılır? Dünyada Strateji Arayışları” adlı kitabında devrimlerin çeşitli ülkelerdeki yansımalarını, olumlu ve olumsuz yönleri ile ele alıyor. Başını Sovyetler Birliği’nin çektiği sosyalist uygulamaların çöküşü sonrasındaki mücadele deneyimlerinden hareketle, günümüzde kitlelerin kendi eserleri olan devrimlerin nasıl yapılabileceğini tartışıyor.

Özalp; Şili, Peru, Nepal, Venezüella, Bolivya, Meksika, Brezilya, Barselona, Rojava, Yunanistan, Fransa, Belçika, Avusturya ve ABD örneklerinden yola çıkarak devrimci girişim süreçlerini ortaya koyuyor. Pek çok ülkede iktidarı hedefleyen devrimci partilerin gerek mücadeleleri gerekse de iktidarı aldıktan sonraki uygulamaları siyasi konjonktüre ve güç mücadelelerine göre şekillenmiş, sapmalara ve savrulmalara uğramıştır.

Özalp’e göre; neoliberal politikaların ardında sermayedarların iki yüz yıllık sınıf mücadelelerinden çıkardığı dersler var. Neoliberalizmi bir gecede sıfırlamak hiç kolay değildir. Çok sayıda solcu liderin iktidara gelirken ya da geldikten kısa bir süre sonra radikal vaatlerini bırakması ve onları iktidara taşıyanlara ihanet etmiş olması tek başına bu kişilerin karakter zayıflığıyla açıklanamaz. Kapitalist üretim ilişkileri insanlığı, biri nüfusa oranla giderek büyüyen iki temel sınıfa ayırdı. Ama işçiler yalnızca sermayedarlara ve onların temsilcilerine karşı birlikte mücadele ettikleri sürece gerçek bir sınıf oluşturur. Bunun dışında kapitalist toplumda hayatta kalmanın vazgeçilmez bir gereği olan rekabet onları böler.

Nepal örneği

İncelenen ülkelerdeki sol hareketlerin seyri kültürel ve siyasal konjonktüre göre değişim göstermektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; silahlı mücadele yürüten Maoistlerin başını çektiği grup Nepal’de seçimle iş başına geçer. Kurulan koalisyon hükümeti köklü dönüşümlerden vazgeçer. Üstelik elde edilen bakanlıkların parti üyelerine maddi çıkar sağlaması gözetilir. Yani siyasal devrim toplumsal devrimle tamamlanamamış olur. Özalp’in dikkat çektiği gibi, ideal durumda silahlı mücadele yürüten bir örgüt tek başına iktidara gelir ve hem kadrolarını dönüştürmek hem de halkın kendi kendisini yönetmeye başlamasını sağlamak için bu iktidarı bir araç olarak kullanır. Ama bu ideal duruma ulaşmak mümkün olmadığında silahlı mücadele sayesinde elde edilen kısmi kazanımları koruma çabası, toplumsal bir devrim gerçekleştirmenin önündeki engellerden birine dönüşebilir. Yunanistan’da 2015 seçimlerinde en yüksek oyu alan Syriza, Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) yanaşmaması üzerine sağcı Bağımsız Yunanlar (ANEL) partisiyle koalisyon yapmak zorunda kalmıştır. Büyük bir borç yükü devralan yeni hükümet yeni borç bulabilmek için sosyal harcamaları kısar, özelleştirmelere ve kemer sıkma politikalarına ağırlık verir. Çipras hükümeti iktidarı esnasında sıradan insanlar bir yana, parti üyelerini bile karar alma süreçlerinin dışına itmiştir. Parti maddi çıkar sağlamak isteyenlere olanak sunmak ve hükümeti desteklemek dışında pek fazla işlevi kalmayan bir araca dönüşmüştür.

Halk hareketi olmazsa…

Özalp, seçimle iktidara gelen sol hükümetlerin kapitalizmin aşılması ve halkın tam anlamıyla kendi kendini yönetir duruma getirilmesi hedefleri doğrultusunda çok fazla yol alınamadığını söyler. Bunun en önemli nedenlerinden birinin; solun iktidara gelme olasılığı arttığında ve iktidara geldiğinde toplumsal devrim hedefini bir kenara bırakarak iktidara gelmeyi ve iktidarda kalmayı başka her şeyden önemli sayması olarak görür. Uzun vadeli hedefler kağıt üstünde kaldığında siyasi özneler güncel pratikler tarafından biçimlendirilir. Reform politikalarını savunmanın ve uygulamanın ötesine geçemeyen bir sol parti, sosyal demokrat siyasetçi ve uzmanlardan daha fazla yararlanırken, kendi kadrolarının da sosyal demokratlaşmasına yol açar. Her kesimden oy toplama çabası her şeyin önüne koyulduğunda örgütlü bir halk hareketini yaratma ve güçlendirme görevleri ihmal edilirken kadrolar ile düzen siyasetçileri arasındaki fark silikleşir. Uzun vadeli hedeflerle bağları kopan bir siyasal mücadele pratiği devrimciliklerini koruyan kadroların etkisizleşmesine hatta sorun yaratan tutucu unsurlar olarak görülmelerine yol açar. Bu durumun sonuçlarına üyelerin başka partiye geçmeleri, istifa edip örgütsüzlüğü seçmeleri veya ayrı bir parti kurmalarını da ekleyebiliriz.

Şili’deki Halk Birliği’nin 1970 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerine yönelik programında; Şili halkının örgütlenmesi ve iktidarı ele geçirebilmesi için Halk Birliği komitelerinin kurulması öngörülmüştü. Tek görevi seçim çalışması yürütmek olmayan bu komite, kitlelerin güncel talepleri doğrultusunda mücadele etmenin yanı sıra yönetmeyi de öğrenecekti. Ancak Halk Birliği hükümeti kurulduktan sonra Şili’de sosyalist ve komünist partilerin kendi oylarını artırmaya öncelik verirken halk hareketini güçlendirme görevinin bir yana bırakması, Halk Birliği’nin dağılmasına yol açmıştı. Venezüella’da da “komün ya da hiçbir şey” denilerek halk hareketinin önemi vurgulanmış, ancak Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) kitlesel olmasına karşın, devrimci kadroların ağırlık taşıdığı ve onların sayısını artıran bir parti değil, iktidarda olmanın nimetlerinden yararlanmak isteyenlerin kullandığı bir araçtı.

Örgütlü halk hareketine yaslanmayan bir sol parti iktidara geldiğinde devlet ve kamuda yöneticilik pozisyonlarını doldurmaya ve yöneticileri denetlemeye yetecek sayıda bilgili ve dürüst insan bulmak konusunda güçlük çekecektir. Devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olan, kendi temsilci ve yöneticilerini seçmenin yanı sıra denetleyen ve gerektiğinde geri çağıran bir halk hareketi sayesinde iktidara gelen sol, devlet kurumlarını ve kamu kurumlarını tam anlamıyla halkın denetimine sokma konusunda zorluk yaşamaz. Kitlelerin yönetmeyi öğrenmelerini de sağlayacak örgütlü bir halk hareketini yaratma ve güçlendirme görevi iktidar sonrasına bırakılmamalı, halkı iktidar mücadelesinin öznesi haline getirmek gerekmektedir. Burada halk hareketi ile onun temsilcileri arsındaki ilişkileri düzenleyen kurallar önem taşır. Her türlü temsilcilik görevine aday olanların halk hareketi tarafından ön seçimle belirlenmesi, seçilmişlerin görevleriyle ilgili konularda halkı eksiksiz bilgilendirmesi, ön seçime katılanların talebi halinde istifa etmeleri, her türlü gelir ve ayrıcalık konusunda şeffaflık sergilemeleri halkın yönetmeyi öğrenmesine yardımcı olur. Ayrıca halk hareketinin düzen değişikliğinin yolunu açan temel hedeflere sahip olması ve kitlelerin her türlü ayrımcılığını ortadan kaldırılmasına yönelik ideolojik dönüşümüne katkıda bulunması gerekir.

Kadroların rolü

Özalp’e göre; halkın karar alma ve denetleme süreçlerine katılımını sağlamanın vazgeçilmez koşullarından biri de, kişilikli kadroların varlığıdır. Özalp, kadrolar derken bazı ayrıcalıkları beraberinde getiren bir rütbenin taşıyıcılarından değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesi, sınıfların ve ulusal sınırların ortadan kaldırılması, insanların tam anlamıyla kendilerini yönetir duruma getirilmesi gibi uzun vadeli hedefleri benimseyen, devrim mücadelesine daha fazla katkıda bulunmak için özveride bulunan ve sorumluluk üstlenen örgütlü bireylerden söz ettiğini vurgular. Bir kadronun en önemli görevlerinden biri, birilerinin adamı olmamak, kişilere değil uzun vadeli hedeflere bağlı olmaktır. Bu nedenle, güncelliğin ötesine geçen bir teorik birikimin elde edilmesi ve zenginleştirilmesi kadro eğitiminin önemli bir bileşenidir.

Bunlar kadar önemli olan nokta ise uzun vadeli hedefler gözeterek yürütülen siyasi mücadeleler aracılığıyla alınan eğitimdir. Bir halk hareketinin devlet yönetiminde giderek daha fazla söz sahibi olmasını sağlamaları, kadroların kendilerini geliştirmelerinin en verimli yollarından biridir. Neredeyse tek siyasal işlevleri bildiri dağıtmak, sosyal medya paylaşımları yapmak, gazete satmak, basın açıklamaları ve mitinglere katılmak gibi parti merkezinin mesajlarını daha geniş kesimlere ulaştırmak olan üyelerin pek çoğu bir süre sonra örgütlü mücadelenin kendisini sorgulamaya başlayacaktır. Örgütlü mücadelelerin başarısı kadroların yaşamsal önem taşıyan bazı sorumlulukları yerine getirmesine bağlıdır. Örneğin, boş zamanları sınırlı olan insanları kazanmanın ve mücadelenin içinde tutmanın yolu, neler yapabilecekleri hakkında onlarla görüşerek, hangi konularda katkılarda bulunabilecekleri konusunda ortak karara varmak ve sonrasında da bu katkıların somut sonuçlarını birlikte değerlendirmekten geçer. Herhangi bir talep doğrultusunda eyleme çağrılan insanları o eylemin işe yarayacağına ikna edebilmek, dolasıyla eylemler planlanırken elle tutulur sonuçlar elde etme şansının hesaba katılması gerekir.

Kadroların kimlerden gelirse gelsin ilerletici önerileri desteklemeleri, tartışmaların kişiselleştirilmesine izin vermemeleri ve nesnel olarak trollük yapanların gündemi belirlemesini engellemeleri, hedeflerle uyumlu ve herkes için geliştirici olan bir iç tartışma ortamı yaratmaları gerekir.

Gerek iktidar mücadelesinde gerekse iktidarı aldıktan sonra halkı özne haline getirmenin önemine değinen Özalp, geçmişin sosyalist devletlerin temel sorunlarından birinin kendi halklarını dünya devrimi mücadelesinin özneleri haline getirmek konusundaki başarısızlıkları olarak görür. Sosyalist ülke yurttaşlarının kapitalist ülke yurttaşlarıyla daha fazla iletişim kurmaları, onları sosyalizmin kazanımları hakkında doğrudan doğruya bilgilendirmeleri , kapitalist dünyada yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek kendi ülkelerindeki eksikliklerin giderilmesini sağlamaları daha fazla etkili olabilirdi.

Bazı ülkelerdeki sol hükümetlerin başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini irdeleyen Özalp, “Devrim Nasıl Yapılır?” kitabında sosyalizm mücadelesinde kitle hareketinin, örgütlü halk gücünün, sınıf mücadelesinde halkı özne haline getirmenin, şeffaflığın, katılımın, kadroların işlevinin, toplumsal devrimin öneminin altını çizerek devrim sürecini analiz ediyor ve öneriler geliştiriyor.

Erkin Özalp, Devrim Nasıl Yapılır? Dünya’da Strateji Arayışları, Yordam Kitap, Ekim 2023, 238 sayfa.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Feuerbach Üzerine Tezler-Karl Marx

Feuerbach Üzerine Tezler
Karl Marx
Almancadan Çeviren: Erkin Özalp
Karl Marx’ın ünlü 11 tezinin iki versiyonu var. 1845 yılında yazılan özgün metin, Marx’ın yayımlamayı düşünmediği notlarından oluşuyor. Ancak Friedrich Engels, bu notları, daha anlaşılır kılmak amacıyla çeşitli değişiklikler yaptıktan sonra, 1888’de çıkan Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu (Ludwig Feuerbach und der Ausgang der klassischen deutschen Philosophie) adlı kitabının sonuna ekliyor. Her iki versiyonu da Almancalarından çevirdim ve karşılaştırma yapılmasını kolaylaştırmak için yan yana sunuyorum ("Hıristiyanlığın Özü", din eleştirisi yapan Feuerbach'ın en önemli kitaplarından birinin adı):
Marx'ın elyazısıyla 11. tez


Karl Marx

[Feuerbach Üzerine Tezler]*

1. ad Feuerbach [Feuerbach hakkında]


1845'te yazılan özgün notlar
Engels tarafından düzenlenerek 1888’de yayımlanan notlar
1

Feuerbach’ınki de dahil olmak üzere bugüne kadarki tüm materyalizmin temel hatası, maddenin [Gegenstand], gerçekliğin ve duyusallığın, yalnızca nesne ya da görüş [Anschauung] [1] biçiminde kavranmasıdır; duyusal insan etkinliği, pratik olarak, öznel olarak değil. Etkin taraf, işte bu nedenle, materyalizme aykırı bir şekilde, soyut olarak, -bu türden gerçek, duyusal etkinliği tabii ki tanımayan- idealizm tarafından geliştirildi. Feuerbach, düşünce nesnelerinden gerçekten farklı duyusal nesneler ister: ama insan etkinliğinin kendisini nesnel etkinlik olarak kavramaz. Bu nedenle, Hıristiyanlığın Özü’nde (Wesen des Christenthums), pratik, yalnızca kirli-Yahudice görünümüyle kavranır ve tanımlanırken, [Feuerbach,] yalnızca teorik tutumu gerçek insani tutum olarak değerlendirir. Dolayısıyla, “devrimci” etkinliğin, “pratik-eleştirel” etkinliğin önemini kavrayamaz.
1

Feuerbach’ınki de dahil olmak üzere bugüne kadarki tüm materyalizmin temel hatası, maddenin [Gegenstand], gerçekliğin ve duyusallığın, yalnızca nesne ya da görüş [Anschauung] [1] biçiminde kavranmasıdır; duyusal insan etkinliği, pratik olarak, öznel olarak değil. Etkin taraf, işte bu nedenle, materyalizme aykırı bir şekilde, idealizm tarafından geliştirilmiş oldu - ama yalnızca soyut olarak, çünkü idealizm, bu türden gerçek, duyusal etkinliği tabii ki tanımaz. Feuerbach, düşünce nesnelerinden gerçekten farklı duyusal nesneler ister; ama insan etkinliğinin kendisini nesnel etkinlik olarak kavramaz. Bu nedenle, Hıristiyanlığın Özü’nde (Wesen des Christenthums), pratik, yalnızca kirli-Yahudice görünümüyle kavranır ve tanımlanırken, [Feuerbach,] yalnızca teorik tutumu gerçek insani tutum olarak değerlendirir. Dolayısıyla, “devrimci” etkinliğin, “pratik-eleştirel” etkinliğin önemini kavrayamaz.
2

İnsan düşüncesine nesnel doğruluk [gegenständliche Wahrheit] atfedilip atfedilemeyeceği sorunu, teorik bir sorun değil, pratik bir sorundur. İnsan, düşüncesinin doğruluğunu, yani gerçekliğini [Wirklichkeit] ve gücünü, bu dünyaya aitliğini [Diesseitigkeit] pratikte kanıtlamak zorundadır. Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçek olmayışı hakkındaki tartışma, tümüyle skolastik bir sorundur.

2

İnsan düşüncesine nesnel doğruluk [gegenständliche Wahrheit] atfedilip atfedilemeyeceği sorunu, teorik bir sorun değil, pratik bir sorundur. İnsan, düşüncesinin doğruluğunu, yani gerçekliğini [Wirklichkeit] ve gücünü, bu dünyaya aitliğini [Diesseitigkeit] pratikte kanıtlamak zorundadır. Pratikten yalıtılmış bir düşüncenin gerçekliği ya da gerçek olmayışı hakkındaki tartışma, tümüyle skolastik bir sorundur.
3

Koşulların ve eğitimin değiştirilmesi hakkındaki materyalist öğreti, koşulların insanlar tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin eğitilmek zorunda olduğunu unutur. Bu nedenle, toplumu, -biri toplumun üzerinde olan- iki bölüme ayırmak zorundadır.
Koşulların değiş[tiril]mesi ile insan etkinliğinin ya da insanın kendisini değiştirmesinin çakışması, yalnızca devrimci pratik olarak kavranabilir ve akla uygun şekilde anlaşılabilir.

3

İnsanların, koşulların ve eğitimin ürünleri oldukları ve dolayısıyla değişik insanların, başka koşulların ve değiştirilmiş eğitimin ürünleri oldukları yönündeki materyalist öğreti, koşulların tam da insanlar tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin eğitilmek zorunda olduğunu unutur. Bu nedenle, kaçınılmaz olarak, toplumu, biri toplumun üzerinde olan iki bölüme ayırma noktasına gelir. (Örneğin Robert Owen’da.)
Koşulların değiştirilmesi ile insan etkinliğinin ya da insanın kendisini değiştirmesinin çakışması, yalnızca dönüştürücü pratik olarak kavranabilir ve akla uygun şekilde anlaşılabilir.
4

Feuerbach, dinsel kendine yabancılaşma olgusundan, dünyanın dinsel bir dünya ile dünyevi bir dünya olarak ikileşmesi olgusundan hareket eder. Onun çalışması, dinsel dünyanın, dünyevi temeline indirgenmesinden ibarettir. Ne var ki, dünyevi temelin kendisinden uzaklaşarak yukarıya çıkması ve bulutların üzerinde kendisine bağımsız bir imparatorluk kurması, yalnızca, bu dünyevi temelin kendi bölünmüşlüğüyle ve kendi kendisiyle çelişkide olmasıyla açıklanabilir. Dolayısıyla, bu temelin kendisinin, kendi içinde, hem çelişkileriyle anlaşılması hem de pratik olarak devrimcileştirilmesi gerekir. Yani, örneğin kutsal ailenin sırrının dünyevi aile olduğu keşfedildikten sonra, ikincisinin de teorik ve pratik olarak yok edilmesi zorunludur.

4

Feuerbach, dinsel kendine yabancılaşma olgusundan, dünyanın dinsel, kurgulanmış bir dünya ile gerçek bir dünya olarak ikileşmesi olgusundan hareket eder. Onun çalışması, dinsel dünyanın, dünyevi temeline indirgenmesinden ibarettir. Bu iş tamamlandıktan sonra, yapılması gereken asıl işin hâlâ yapılmayı beklediğini görmez. Gerçek şu ki, dünyevi temelin kendisinden uzaklaşarak yukarıya çıkması ve bulutların üzerinde kendisine bağımsız bir imparatorluk kurması, yalnızca, bu dünyevi temelin kendi bölünmüşlüğüyle ve kendi kendisiyle çelişkide olmasıyla açıklanabilir. Dolayısıyla, bu temelin kendisinin, önce çelişkisiyle anlaşılması, sonrasında da çelişkinin ortadan kaldırılması yoluyla pratik olarak devrimcileştirilmesi gerekir. Yani, örneğin kutsal ailenin sırrının dünyevi aile olduğu keşfedildikten sonra, ikincisinin de teorik olarak eleştirilmesi ve pratik olarak yıkılması zorunludur.
5

Soyut düşünceden tatmin olmayan Feuerbach, görüş ister; ama duyusallığı, pratik insani-duyusal etkinlik olarak kavramaz.
5

Soyut düşünceden tatmin olmayan Feuerbach, duyusal görüşe başvurur; ama duyusallığı, pratik insani-duyusal etkinlik olarak kavramaz.
6

Feuerbach, dinsel özü, insanın özüne indirger. Ama insanın özü [insan doğası], her bir bireye içkin bir soyutlama değildir. Bu öz, kendi gerçekliği içinde, toplumsal ilişkilerin bütünüdür.
Bu gerçek özün eleştirisine girişmeyen Feuerbach, bu nedenle:
1. tarihsel akıştan uzaklaşıp dinsel duyguyu kendisiyle tanımlamak ve soyut - yalıtılmış - bir insan bireyinin varlığını temel almak zorundadır;  
2. Dolayısıyla, öz, yalnızca “tür” olarak; içsel, dilsiz, çok sayıda bireyi doğal şekilde birbirlerine bağlayan genellik olarak kavranabilir.
6

Feuerbach, dinsel özü, insanın özüne indirger. Ama insanın özü [insan doğası], her bir bireye içkin bir soyutlama değildir. Bu öz, kendi gerçekliği içinde, toplumsal ilişkilerin bütünüdür.
Bu gerçek özün eleştirisine girişmeyen Feuerbach, bu nedenle:
1. tarihsel akıştan uzaklaşıp dinsel duyguyu kendisiyle tanımlamak ve soyut - yalıtılmış - bir insan bireyinin varlığını temel almak zorundadır; 
2. dolayısıyla, insanın özü, onun tarafından yalnızca “tür” olarak; içsel, dilsiz, çok sayıda bireyi sadece doğal şekilde birbirlerine bağlayan genellik olarak kavranabilir.
7

Bu nedenle, Feuerbach, “dinsel duygu”nun kendisinin de bir toplumsal ürün olduğunu ve çözümlediği soyut bireyin, gerçekte, belirli bir toplum biçimine ait olduğunu görmez.
7

Bu nedenle, Feuerbach, “dinsel duygu”nun kendisinin de bir toplumsal ürün olduğunu ve çözümlediği soyut bireyin, gerçekte, belirli bir toplum biçimine ait olduğunu görmez.
8

Tüm toplumsal yaşam özünde pratiktir. Teoriyi gizemciliğe götüren tüm gizemler, akla uygun çözümlerini, insan pratiğinde ve bu pratiğin kavranmasında bulur.
8

Toplumsal yaşam özünde pratiktir. Teoriyi gizemciliğe götüren tüm gizemler, akla uygun çözümlerini, insan pratiğinde ve bu pratiğin kavranmasında bulur.
9

Tefekkürcü [2] materyalizmin, yani duyusallığı pratik etkinlik olarak kavramayan materyalizmin ulaşabildiği en ileri nokta, tek tek bireyler ve burjuva toplumu [3] görüşüdür.
9

Tefekkürcü [2] materyalizmin, yani duyusallığı pratik etkinlik olarak kavramayan materyalizmin ulaşabildiği en ileri nokta, “burjuva toplumu” [3] içindeki tek tek bireyler görüşüdür.
10

Eski materyalizmin bakış noktası, burjuva toplumudur [3]; yenisinin bakış noktası, insan toplumu ya da toplumsal insanlıktır.
10

Eski materyalizmin bakış noktası, “burjuva” toplumudur [3]; yenisinin bakış noktası, insan toplumu ya da toplumsallaşmış insanlıktır.
11

Filozoflar dünyayı yalnızca farklı şekillerde yorumladılar; önemli olan, onu değiştirmektir.
11

Filozoflar dünyayı yalnızca farklı şekillerde yorumladılar; ama önemli olan, onu değiştirmektir.


* “Feuerbach Üzerine Tezler”, Karl Marx tarafından Brüksel’de, muhtemelen Nisan 1845’de yazılmıştı. Marx’ın 1844-47 defterinde, “1) ad Feuerbach” (Feuerbach Hakkında) başlığının altında yer alıyorlar. Engels tarafından, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu başlıklı çalışmasının 1888 baskısının ek bölümünde yayımlandılar. Engels, bu baskının önsözünde, söz konusu önemli teorik belgeyi “Feuerbach Üzerine Tezler” diye andığı için, tezlerin başlığı da bu oldu. Marx’ın yayımlanmalarını düşünmediği kısa notları okurlar için daha anlaşılır kılmak isteyen Engels, “Tezler”i yayına hazırlarken, bir dizi editoryal değişiklik yaptı. Burada, “Tezler”in her iki versiyonu da -yani hem Marx’ın özgün metni hem de Engels tarafından düzenlenen metin- yer alıyor. Özgün metin ilk olarak 1924’te SBKP (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) Merkez Komitesi Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından Almanca ve Rusça olarak yayımlandı (Marx-Engels Archives, Book 1); İngilizcede, Karl Marx and Frederick Engels, The German Ideology [Alman İdeolojisi], Parts I & III, Lawrence and Wishart Ltd., London, 1938’de yayımlandı. Düzenlenmiş metnin ilk İngilizce çevirisi, Frederick Engels, Feuerbach. The Roots of the Socialist Philosophy [Feuerbach. Sosyalist Felsefenin Kökleri], Chicago, 1903’ün ekinde yayımlanmıştı. (MIA)

[1] Bugüne kadar daha çok “sezgi” diye çevrilen “Anschauung” sözcüğü, “derin düşünme yoluyla ulaşılan fikir, görüş, kavrayış vb.” anlamına geliyor; “dünya görüşü” (Weltanschauung) ve “doğa görüşü” (Naturanschauung) örneklerinde olduğu gibi...

[2] “Anschauende”: Derin düşünen, bu yolla “görüş” (Anschauung) oluşturan.

[3] “Bürgerliche Gesellschaft”: İngilizcede “sivil toplum” (civil society).

Çevirisi yapılan özgün metinler:

Karşılaştırma için başvurulan İngilizce kaynak:

Karşılaştırma için başvurulan Türkçe kaynak:
Karl Marx, “Yeni Materyalizmin Bakış Açısı Toplumsal İnsanlıktır”, çev: Ahmet Kardam, K. Marx-F.Engels, Felsefe Metinleri içinde, Sol Yayınları, Ankara, 1999.


Kaynak: http://www.haberveriyorum.net/haber/karl-marx-feuerbach-uzerine-tezler-almancadan-ceviri#comment-2071

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]