Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
Marksizm ve felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marksizm ve felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2025 Salı

Marx'ın Felsefesi: Feuerbach Üzerine Tezler | Metin Çulhaoğlu

MAR

Özet

Bu yazı, Metin Çulhaoğlu'nun Marx'ın diyalektik materyalizmini ve praksis felsefesini "Feuerbach Üzerine Tezler" metni merkezinde ele aldığı analizi sentezlemektedir. Çulhaoğlu'na göre, 1845'te kaleme alınan bu 11 tez, Marksist dünya görüşünün temelini oluşturan, Aydınlanma materyalizmini aşan, pozitivizmi ve kaba maddeciliği reddeden kurucu bir metindir. Analizin merkezinde, edilgen bir anlama sürecini reddedip, öğrenilmiş bilginin dünyayı değiştirmek üzere uygulanması anlamına gelen "praksis" kavramı yer almaktadır. Çulhaoğlu, seçtiği altı kilit tez (1, 2, 3, 5, 8 ve 11) üzerinden diyalektik materyalizmin ana hatlarını çizmektedir. Bu tezlere göre nesnellik, insan etkinliğinden bağımsız değildir; düşüncenin doğruluğu teorik değil pratik bir sorundur; insan koşullar tarafından şekillendiği gibi, kendi etkinliğiyle koşulları da şekillendirir ve teorik mistisizmin çözümü insan pratiğindedir. Özellikle 11. Tez ("Filozoflar dünyayı şimdiye kadar yalnızca çeşitli yollardan yorumlamışlardır; oysa mesele onu değiştirmektir.") üzerine yapılan analiz, yorumlama ve değiştirme eylemlerinin eş zamanlılığını ve birbirini besleyen doğasını vurgular. Yazı ayrıca, bu tezlerin yol açtığı iradecilik-determinizm tartışmasını ve diyalektik materyalizme yönelik indirgemeci eleştirileri Çulhaoğlu'nun perspektifinden ele almaktadır. Sonuç olarak, "Feuerbach Üzerine Tezler"in Marx'ın felsefeyle hesabını kapatıp, felsefeden praksise geçişte "teori"nin zorunlu aracılığını ortaya koyan bir manifesto olduğu sonucuna varılmaktadır.

1. Giriş: Neden Feuerbach Üzerine Tezler?

Metin Çulhaoğlu'nun analizine göre, Marx'ın 1845'te yazdığı ancak ilk kez 1888'de Friedrich Engels tarafından bazı değişikliklerle yayımlanan "Feuerbach Üzerine Tezler" adlı metni, diyalektik materyalizmi anlamak için bir başlangıç noktası ve temel bir zemin sunmaktadır. Bu metnin merkeziliği dört temel gerekçeye dayandırılmaktadır:

1. Marksist Dünya Görüşünün Dayanağı: Tezler, Marksizm bir öğreti veya dünya görüşü (Weltanschauung) olarak kabul edilecekse, bu yapının en önemli dayanak noktalarından birini oluşturur.

2. Aydınlanma Materyalizminin Aşılması: Marx'ın öncülü olan Aydınlanma düşüncesi ve materyalizminin bir üst düzeye taşınmasıdır. Tezler, Aydınlanma materyalizmini temel alsa da ona ciddi girdiler yaparak farklı bir düzleme taşır.

3. Pozitivizm ve Kaba Materyalizmin Reddi: Bilimsel düşüncenin temeli olarak görülen pozitivist yaklaşıma ve kaba (düz) materyalizme karşı doğrudan bir reddiye niteliği taşır.

4. İdealizmden "Aktif Yan"ın Alınması: Materyalizmin eksik bıraktığı "aktif" ögeyi, yani insanın edilgenliğine karşı etkinliğini, Hegel'in idealist düşüncesinden alarak materyalizme dahil eder. Bu, materyalizme idealist bir aşı yapmaktan ziyade, idealizmdeki aktif ve diyalektik unsurun materyalist bir zemine oturtulmasıdır.

2. Temel Kavramlar: Praksis ve Duyusallık

Çulhaoğlu, tezlerin doğru anlaşılması için iki temel kavramın altını çizmektedir:

• Praksis: Genel anlamda pratik veya insan eylemi olarak tanımlansa da, Marx'ın kastettiği "praksis" bundan daha derindir. Herhangi bir mekanik, biteviye hareketten farklı olarak praksis, öğrenilmiş ve edinilmiş bir bilginin, mevcut bir ortamı ya da dış dünyayı dönüştürmek amacıyla bilinçli olarak uygulanmasıdır.

• Duyusallık (Sensuousness): Bu kavram, duygusallık (sentimentality) ile karıştırılmamalıdır. Duyusallık, insanın kendi dışındaki maddi olguları hangi duyularıyla ve nasıl algıladığını ifade eder. İnsanın maddi gerçeklikle kurduğu somut, duyusal ilişkiyi tanımlar.

3. Seçilmiş Tezler Üzerine Detaylı Bir Analiz

Çulhaoğlu, 11 tezin tamamı yerine diyalektik materyalizmin özünü oluşturduğunu düşündüğü altı tez (1, 2, 3, 5, 8, ve 11) üzerinde durmaktadır.

Birinci Tez: Nesnellik ve Öznellik İlişkisi

• Tezin Argümanı: Bizim dışımızdaki nesnel gerçeklik, hiçbir zaman saf, katışıksız ve çıplak bir nesnellik değildir. Her nesnellik, kendi içinde insanın öznel etkinliğini barındırır. İnsanın bu etkinliği nesnellikten ayrılamaz; dolayısıyla insanın subjektif etkinliği de objektif bir gerçeklik haline gelir.

• Güncel Örnek: Türkiye'deki "Saray Rejimi" analizi. Bu rejim, saf bir nesnellik olarak ele alınamaz. Rejimin kendisi, geçmişteki ve günümüzdeki siyasi müdahalelerin, sınıfsal egemenlik mücadelelerinin ve insan pratiklerinin bir sonucudur. Bu subjektif etkinlikler zamanla nesnelleşerek bugünkü objektif durumu oluşturmuştur.

İkinci Tez: Düşüncenin Doğruluğu ve Pratik

• Tezin Argümanı: İnsan düşüncesinin gerçeğe denk düşüp düşmediği, teorik bir tartışmayla çözülemez. Bu, pratik bir sorundur. Bir düşüncenin gerçekliği yansıtıp yansıtmadığı ancak insan pratiğiyle, yani eylemle ortaya konabilir. Pratik olmaksızın bu konuyu tartışmak, skolastik bir çabadan öteye gitmez.

• Güncel Örnek: Saray Rejimi'nin geleceğine dair analizler. Rejimin geleceği hakkında farklı ve makul görünen teorik analizler yapılabilir. Ancak bu düşüncelerden hangisinin gerçeğe daha yakın olduğu, masa başında soyut tahlillerle belirlenemez. Doğruyu ortaya çıkaracak olan tek şey, rejime karşı yürütülecek fiili bir mücadele pratiğidir.

Üçüncü Tez: Koşulları Değiştiren İnsan

• Tezin Argümanı: Materyalizmin "insanları koşullar şekillendirir" tespiti doğrudur. Ancak bu yorum, önemli bir noktayı unutur: Koşullar tarafından şekillendirilen insan, kendi etkinliği ve praksisi ile kendisini şekillendiren koşulları yeniden şekillendirir ve değiştirir. Bu, iki taraflı bir etkileşimdir.

• Güncel Örnek: Postmodern durumlar, "hakikat sonrası" toplum ve dijital medyanın insanları şekillendirdiği gerçeği. Bu belirleyiciliği mutlak bir kader olarak kabul etmek, insan etkinliğini reddeden edilgen bir materyalizme düşmektir. İnsan, kendi pratiğiyle kendisini belirleyen bu faktörler üzerinde etkide bulunabilir ve onları değiştirebilir.

Beşinci Tez: Soyut Düşünce ve Duyusal Etkinlik

• Tezin Argümanı: Soyut düşünce, duyusal etkinlikten (sensuousness) kopuk olamaz. İnsanın maddi dünyayı duyularıyla algılamasını hesaba katmayan bir soyut düşünce, sadece tefekkür (soyut derin düşünme) düzeyinde kalır ve kısır bir döngüye hapsolur.

• Örnek: Doktor-hasta ilişkisi. Bir doktorun hastasına yaklaşımı, kan testi gibi nesnel bulgulara dayalı pozitif bir bilimsellik taşıyabilir. Ancak toplumsal ve siyasal bir öznenin topluma ilişkin değerlendirmeleri, bu kadar saf bir bilimsellik taşıyamaz; her zaman insanın öznel algılamalarını ve duyusal deneyimlerini içerir.

Sekizinci Tez: Toplumsal Yaşamın Pratik Doğası

• Tezin Argümanı: Tüm toplumsal yaşam özünde pratiktir. Teoriyi mistisizme ve bulanıklığa sürükleyen tüm sorunların akılcı çözümü, insan pratiği ve bu pratiğin bilince çıkarılmasıdır.

• Örnek: Bir işçi eylemi. Eylem başarılı ya da başarısız olabilir. Her iki durumda da bir insan pratiği söz konusudur. Ancak bu pratiğin gerçek anlamda bir sonuca ulaşması için, eylemi gerçekleştiren işçilerin başarılarının veya başarısızlıklarının nedenlerini bilince çıkarmaları gerekir. Sadece "kazandık" veya "kısmet değilmiş" demek, pratiğin bilinçli bir analizi değildir.

4. 11. Tez: Yorumlamak ve Değiştirmek Üzerine Derinlemesine Bir Bakış

Bu tez, Marx'ın en bilinen ve en çok tartışılan ifadesidir: "Filozoflar dünyayı şimdiye kadar yalnızca çeşitli yollardan yorumlamışlardır; oysa mesele onu değiştirmektir." Çulhaoğlu bu teze dair önemli noktaları şöyle sıralar:

• Yorumlama ve Değiştirmenin Birlikteliği: Bu tez, "önce yorumlamayı bırakıp eyleme geçelim" anlamına gelmez. Tam tersine, anlama, idrak etme ve yorumlama etkinliğinin, değiştirme etkinliği ile eş zamanlı (eşsürümlü) olması gerektiğini vurgular.

• Epistemolojik Boyut: Bir olguyu değiştirme eylemi, sadece bir sonuç elde etme çabası değildir. Aynı zamanda, değiştirilmeye çalışılan nesnenin daha önce görülmeyen yönlerini açığa çıkaran, onu daha iyi anlamayı sağlayan bir bilgi edinme yöntemidir.

• Değiştirme Eyleminin Öznesi: Dünyayı değiştirecek olanlar filozoflar ya da bir elit grup değil, kitleler ve sınıflardır. Tez, filozoflara yönelik bir eylem çağrısı değildir; felsefenin sınırlarını belirten bir tespittir.

• Engels'in Katkısı: Orijinal metinde "Oysa" kelimesi yoktur. Bu kelime, vurguyu güçlendirmek amacıyla daha sonra Engels tarafından eklenmiştir.

5. Temel Tartışmalar ve Eleştiriler

Determinizm ve İradecilik İkilemi

11. Tez, "iradecilik" (volontarizm) tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Çulhaoğlu, bu konuyu şu şekilde ele alır:

• Keyfi Kullanım Sorunu: Özellikle İkinci Enternasyonal'in edilgen determinizmine bir tepki olarak ortaya çıkan iradeci yaklaşımlar, pratikte keyfi bir şekilde kullanılmıştır. Sovyetler Birliği örneğinde görüldüğü gibi, liderler başarılı olduklarında "nesnel koşulları takmayan iradelerini" överken, başarısız olduklarında "nesnel koşulların elverişsizliğinden" şikâyet etmişlerdir. Bu "çatallı dil," diyalektik materyalizmin istismar edilmesine yol açmıştır.

• Radikal Sosyolog Rak Mis'in (C. Wright Mills) Eleştirisi: Amerikalı sosyolog Rak Mis, diyalektik düşünme tarzını "karışıklığa yol açan yalan sözler, bir çeşit ikiyüzlü konuşma biçimi" olarak tanımlamıştır. Çulhaoğlu'na göre bu tepki, diyalektik mantığın teorik zayıflığından değil, muhtemelen Marksist olduğunu iddia eden eylemcilerin bu kavramları keyfi kullanımlarına tanık olmasından kaynaklanmaktadır.

• Çözüm Olarak Pratik: Determinizm ve iradecilik arasında önceden belirlenmiş teorik bir denge formülü (%40 irade, %60 determinizm gibi) olamaz. Doğru denge, ancak mücadele pratiği içinde bulunabilir. Devrimci bir özne, pratik içinde nesnel koşulların hangi sınırlarının zorlanabileceğini, iradenin nerede devreye girmesi gerektiğini bizzat deneyimleyerek görür.

Diyalektik Materyalizme Yönelik Basit Eleştiriler: Murat Belge Örneği

Çulhaoğlu, Türkiye'de Marksist bir formasyona sahip olan Murat Belge'nin diyalektik materyalizme yönelik eleştirisini "dramatik" bir örnek olarak sunar. Belge'nin, diyalektik materyalizmin Hegel ile birlikte geçerliliğini yitirdiğini ve insanı tarihin akışına bırakan didaktik bir öğreti olduğunu iddia etmesini eleştirir. Çulhaoğlu'na göre bu, Marx'ın düşüncesinin basitleştirilmiş bir karikatürüdür ve Marx'ın metinlerinde böyle edilgen, teleolojik bir anlayışın izi dahi yoktur. Dramatik olan, bu kadar derin bir düşünce sisteminin, onu anlaması beklenen yetkin bir entelektüel tarafından bu denli basit bir şekilde reddedilmesidir.

6. Sonuç: Felsefenin Aşılması ve Teorinin Rolü

Çulhaoğlu'nun analizine göre, "Feuerbach Üzerine Tezler" Marx'ın felsefeyle olan işini büyük ölçüde bitirdiğinin ilanıdır. Marx bu tezlerle birlikte felsefenin ötesine geçmiştir. Ancak felsefeden praksise (eyleme) geçiş doğrudan ve sıçramalı bir şekilde olamaz. Bu geçişte bir dolayım zorunludur ve bu dolayım teoridir.

• Teorinin İşlevi: Felsefenin soyut kategorilerinden, dünyayı değiştirme pratiğine geçişi sağlayan aracıdır.

• Teorinin Niteliği: Teori, ancak belirli bir tarihsellik perspektifiyle, somut toplumsal formasyonlar ve onların barındırdığı koşullar, kurumlar ve insan ilişkileri üzerine inşa edilebilir.

Dolayısıyla, bu tezler yalnızca felsefeyi eleştirmekle kalmaz, aynı zamanda felsefeden sonra gelen yeni alanın, yani somut koşulların tarihsel analizine dayalı teorinin ve bu teoriyle bütünleşmiş devrimci pratiğin kapısını aralar.

MAR Notu: Marksizm bir felsefeye sahiptir: Diyalektik-tarihsel materyalizm. Bu felsefe spekülatif bir “geviş getirme” ya da bir zihin jimnastiği, salt entelektüel bir uğraş değildir. İnsan bilimlerinin geniş alanında paradigmatik bir referans çerçevesi olup, bilimsel araştırmaların bulgularından soyutlanan düşüncelerle zenginleştirilmektedir. Gerçekliğin katmanlı yapıda olduğu ve belirivermeler içermesi bu zenginleştirmelere örnektir.

Marksizmin klasik felsefeyi “aşması”, bir “aufheben”, yani koruyarak ortadan kaldırmadır. Burada reddedilen yaşamdan kopuk, kendi içine kapalı ve bağımsız bir değer atfedilen spekülatif felsefedir. Oysa diyalektik-tarihsel materyalizm, toplum/tarih bilimiyle ve komünist ufukla kopmaz bir uyum ve tümlenme içindedir.

Marksizm, diyalektik-tarihsel materyalizmle felsefi; tarihsel bir toplum teorisiyle bilimsel, komünizm perspektifiyle siyasal boyutları olan bir teorik sistemdir. Marksizm; eşitlik, özgürlük, adalet, ortaklaşma, alturizm gibi komünist değerleri, hümanist ilkeleriyle ideolojik ve kültürel boyutlara sahip komünist dünya görüşünün teorik bileşenidir.

Realist düşünceler gerçeklikten soyutlanır ve tekrar gerçekleştirilerek doğal ve toplumsal süreçler üzerinde bir denetim ve dönüştürme olanağı sunar. Gerçeklik anlaşılabilirdir ve anlaşıldığı ölçüde değiştirilebilir ya da gerçeklikteki nesnel değişim eğilimlerine öznel katkılar sunulabilir. Öte yandan anlayabilmek için gerçeklikle etkileşimde bulunmak ve pratik gereklidir. Bu epistemolojik kavrayış realizmin özüdür. Ayrıca realizm gerçekliği, kütlesiz parçacıklar, karanlık madde ve enerjiden, toplumsal ilişkiler ve emeğe kadar, fizyolojik/maddi süreçler bütünü olarak zihinden, tüm enerji formlarına kadar, varlıkların tümünü kapsayacak şekilde tanımlar. Realizmin ontolojik kapsamı budur.

Felsefi, bilimsel, siyasal, sanatsal ve günlük yaşamdaki pratik boyutlarıyla realizm, kapitalizmden komünizme geçiş çağında komünist dünya görüşünün özünü oluşturur. Bu dünya görüşünün gerçeklik karşısındaki tutumu, devrimcidir. Çünkü öznel ve nesnel bileşenleriyle gerçeklik, devrimci ve kendini yenileyen eğilimlere sahiptir.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

[Çubuk Bükülünce Kırılır… - B. İlke Gerçek]

Konu: Erkin Özalp'in 'Marx, Felsefeyi Mastürbasyona Benzetmişti' başlıklı yazısı eleştirilmektedir. Özalp, bu eleştiriye yanıt vermektedir.
Bilgi İlke Gerçek
Erkin Özalp’i eleştirirken, kişisel bir garezimizin olmadığını açıklıkla belirtelim. Yazdıklarımıza cevap verme lütfunu bizden esirgemezse, MAR bu cevabı yayınlamaktan rahatsız olmayacaktır. Türkiye solunda bırakın eleştiriyi, kişisel husumetler yüzünden “belden aşağı vuruşlar”a sıkça rastlanır ve bu durumların oluşmasında ortalama solcunun düşünsel sığlığının da bir payı olabilir. Ancak “kaş yapayım derken göz çıkarmak” kabul edilemez…

Evet, Laçiner gibi bazı liberal solcuların “Marx büyük bir filozoftu” şeklindeki değerlendirmelerinin karşılanması gereklidir. Evet, Marx’ın kimliğini filozof, iktisatçı ya da tarihçi şeklinde tanımlamak yanlıştır. Marx, bir devrimcidir. Devrimci mi?.. Elbette, kof radikal bir görünüm değil, bahsedilen… Komünist kimliğiyle, düşünce ve eylemleriyle devrimcidir…
 
Güzel. Ancak “göz çıkarmak” niye?.. Erkin özalp’in 16.09.2009 tarihli “Marx, Felsefeyi Mastürbasyona Benzetmişti…” başlıklı yazısından aktaralım:

 “Karl Marx, ‘Alman İdeolojisi’ adlı çalışmasında, felsefe hakkında ne düşündüğünü yeterince açık bir şekilde ifade etmişti:
Felsefe ile gerçek dünyanın incelenmesi arasındaki ilişki, mastürbasyon ile cinsel aşk arasındaki ilişki gibidir.’
Bu ifadeyi beğenirsiniz, beğenmezsiniz, size kalmış...
Dilerseniz, bu cümlesine rağmen, Marx’ı bir ‘filozof’ olarak da anabilirsiniz. ‘Felsefe hakkında böyle yazmış olsa bile, aslında kendisi de felsefe yapmıştı ve hatta dünyanın önemli filozoflarından biriydi’ gibi şeyler de söyleyebilirsiniz. Ne de olsa, Marx hakkında konuşmak için Marksist olmak diye bir şart yok...
Ama Marksist olduklarını iddia edenlerin kalkıp da ‘Marx çok büyük bir filozoftu’ türü laflar edebilmesi, en hafif deyimle, üzücüdür.
Marx’ın gençlik döneminde felsefeyle yakından ilgilenmiş ve bolca ‘felsefe yapmış’ olduğu doğru. Ama özellikle Alman İdeolojisi ile birlikte bu alandan uzaklaşmış ve bir daha da geri dönmemişti.
Kesin bir tarih belirlemeye çalışmak saçma olur; ama Marx, ‘insanın kendi özüne yabancılaşması’ türü kavramları bir kenara attıktan sonra, artık bir filozof (ya da iktisatçı veya tarihçi vb.) değil, işçi sınıfının iktidara gelmesi için mücadele eden bir devrimciydi. Bu açıdan bakıldığında, Lenin’in derdi ile Marx’ın derdi arasında herhangi bir ayrım bulunmaz.”
    
(http:// www.haberveriyorum.net/yorum/erkin-ozalp-marx-felsefeyi-masturbasyona-benzetmisti)
 
    
Ne kadar kolay, değil mi?.. Bir süre önce “felsefeyle yakından ilgilenmiş”siniz, ve “bolca felsefe yapmış”sınız, ama 2-3 yıl içinde “bu alandan uzaklaşmış”sınız… Hem de “bir daha geri dönmemek” üzere… Bu satırları yazmamıştım, hop hop hop şimdi bu satırları yazdım… Böylesi bir “hokus pokuslu” değişim, sadece Marx için değil, herhangi bir insan için de pek mümkün değildir.
    
Sormak gerekiyor, kestirmeden sonuca varmaya çalışan değerlendirmeleri, neden “beğenelim” diye?.. Felsefeyle “onanizm” (mastürbasyon ya da coitus interraptus) arasında kurulan analoji, Alman İdeolojisi’nin hangi bölümünde yer alıyor, biliyor musunuz? Max Stirner’in eleştirildiği bölümde. Nasıl yani, Marx bu analojiyi Aristoteles’ten, 18. yüzyıl materyalistlerinden, idealist filozoflardan, örneğin Hegel’den bahsederken de mi söylememiş?.. Alman İdeolojisi’nde genç-hegelcileri eleştirirken, genç-hegelcilerin düşüncelerini, başka bir deyişle “felsefelerini” materyalist bir perspektifle değerlendirirken de mi söylememiş bunları?.. Hayır, bu da değil. “Aziz Max”ı (“Aziz Sancho”yu) eleştiriyorlar. Marx ve Engels, bu nihilist/anarşist düşünürün görüşlerini yerden yere vuruyor ve yaptıkları değerlendirmelerin bir yerinde, yazdıklarını pekiştirmek amacıyla Erkin Özalp’in üzerinde önemle durduğu cümleyi de yazıyorlar: “Felsefe ile gerçek dünyanın incelenmesi arasındaki ilişki, mastürbasyon ile cinsel aşk arasındaki ilişki gibidir.’ O kadar. Başka bir anlamı yok… Anlamı önemli olmadığından Türkçeye çevirmeden, İngilizcesini aktarıyoruz:
   
“With the theoretical equipment inherited from Hegel it is, of course, not possible even to understand the empirical, material attitude of these people. Owing to the fact that Feuerbach showed the religious world as an illusion of the earthly world — a world which in his writing appears merely as a phrase — German theory too was confronted with the question which he left unanswered: how did it come about that people “got” these illusions “into their heads"? Even for the German theoreticians this question paved the way to the materialistic view of the world, a view which is not without premises, but which empirically observes the actual material premises as such and for that reason is, for the first time, actually a critical view of the world. This path was already indicated in the Deutsch-Französische Jahrbücher — in the Einleitung zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie and Zur Judenfrage. But since at that time this was done in philosophical phraseology, the traditionally occurring philosophical expressions such as “human essence”, “species”, etc., gave the German theoreticians the desired reason for misunderstanding the real trend of thought and believing that here again it was a question merely of giving a new turn to their worn-out theoretical garment — just as Dr. Arnold Ruge, the Dottore Graziano of German philosophy, imagined that he could continue as before to wave his clumsy arms about and display his pedantic-farcical mask. One has to “leave philosophy aside” (Wigand, p. 187, cf. Hess, Die letzten Philosophen, p. 8), one has to leap out of it and devote oneself like an ordinary man to the study of actuality, for which there exists also an enormous amount of literary material, unknown, of course, to the philosophers. When, after that, one again encounters people like Krummacher or “Stirner”, one finds that one has long ago left them “behind” and below. Philosophy and the study of the actual world have the same relation to one another as onanism and sexual love. Saint Sancho, who in spite of his absence of thought — which was noted by us patiently and by him emphatically — remains within the world of pure thoughts, can, of course, save himself from it only by means of a moral postulate, the postulate of “thoughtlessness” (p. 196 of “the book”). He is a bourgeois who saves himself in the face of commerce by the banqueroute cochenne, whereby, of course, he becomes not a proletarian, but an impecunious, bankrupt bourgeois. He does not become a man of the world, but a bankrupt philosopher without thoughts.”
   
Erkin Özalp’in okuduklarından çıkardığı sonuçlar bir yana, kanımızca Türkiye solunda da yaygın olan düşüncesinin oluşmasında Althusser’in “kopuş” safsatasından etkilenmesinin de payı var. Burada bu safsataya bir kez daha değinmeyeceğiz (bkz; Mahmut Boyuneğmez’in bu konuyu da değerlendiren iki makalesi “Marksizm ve Materyalizm”, “Tarihsel Materyalizmin Doğuşu ve Doğası”). Bu yazıda, bahsedilen etkiyi saptamak yeterlidir…
   
Ancak, bazı soruların sorulması da gerekiyor. Elbette bize değil; “felsefe”yi fuzuli bir uğraşı, bir tür “fikir jimnastiği” olarak görenlere… “Tarihsel materyalizm” adlandırması yanlış mıdır? Yoksa doğru adlandırma “tarihin materyalist kavranışı” mıdır? Belki de “tarihsel materyalizm”le kastedilen aslında bir bilim dalı?.. Örneğin tarihsel materyalizm, sakın bir sosyoloji türü olmasın?..
   
Her neyse, “felsefe” bizden uzak dursun ya da biz “felsefe”den… Öyle mi?..
   
“Materyalizm” mi?.. Öyle dediklerine bakmayın; "aslında Marksizmin felsefesi yoktur..."
   
Çok mu abarttık?.. Belki, ama Marksizmde felsefenin yerini onanizmle açıklayana başka ne denilebilir?..
   
Onanizm öyle mi?.. Sormak gerek “Lala, çeşm-i cihan (siz Erkin Özalp'in materyalizme dair görüşleri diye okuyun) bu mu ola?..”
   
Evet, çubuğu bükerken, dikkat edin kırılmasın!..
   
****
 
Erkin Özalp'in yazımıza, 20.10.2009 tarihinde, neredeyse "ışık hızıyla" verdiği cevabı aktarıyoruz:
   
Birkaç noktaya değinmekle yetineyim:
 
a) Marx'ın "mastürbasyon" benzetmeli cümleyi kurduğu yerde polemik yapmakta olduğu kişinin kimliğinin bu cümleyi neden anlamsızlaştırdığını anlayabilmiş değilim...

 
b) Yukarıdaki yazımda, Marx'ın felsefe ile ilgili bir başka sözüne daha yer vermiştim; okurları yormadan yeniden aktarayım:
   
"Ayrıca, Feuerbach’ın, tam da söz konusu olgunun bilincini yaratmaya çalışırken, yalnızca, teorisyen ve filozof olmaktan vazgeçmeyen bir teorisyenin ulaşabileceği noktaya kadar gittiğini tam olarak biliyoruz."
   
Acaba, bu cümlenin de Feuerbach eleştirisi yapılırken kurulmuş olması, "filozof olmaktan vazgeçmek" ifadesini anlamsızlaştırıyor mu?
   
c) Şu değerlendirmeyi anlamam gerçekten mümkün değil:
   
Ne kadar kolay, değil mi?.. Bir süre önce “felsefeyle yakından ilgilenmiş”siniz, ve “bolca felsefe yapmış”sınız, ama 2-3 yıl içinde “bu alandan uzaklaşmış”sınız… Hem de “bir daha geri dönmemek” üzere… Bu satırları yazmamıştım, hop hop hop şimdi bu satırları yazdım… Böylesi bir “hokus pokuslu” değişim, sadece Marx için değil, herhangi bir insan için de pek mümkün değildir."
   
"Ne kadar kolay, değil mi?... Bir süre önce dinsel inançlarınız varmış, bolca ibadet etmişsiniz, ama 2-3 yıl içinde bu inançlarınızdan uzaklaşmışsınız... Hem de bir daha geri dönmemek üzere... Tanrıya inanmamıştım, hop hop hop... Hokus pokus..." türü bir cümle de kurulamaz mı?
   
d) Yazımda, "1845'ten sonra Marx'ta felsefe namına hiçbir şey yoktur" türü bir şey söylemedim. "İşte, felsefe yapmış" denmesini sağlayacak pek çok cümle ve paragrafı kolaylıkla bulunabilir. Ama Marx, Alman İdeolojisi'nden sonra, artık bir "filozof" değildir; yalnızca bunu söyledim... Daha doğrusu, "yalnızca" bunu da söylemedim: Bir "iktisatçı" bir "tarihçi" de değildir, dedim. Kapital'i yazmış olmasına rağmen, bunu söyledim!
   
e) Çünkü benim derdim, "kopuş tartışması" yapmak değil, "Marx'ın düşüncelerinin olgunlaşmış olduğu dönemdeki asıl derdi"ni vurgulamaktı... Yazının sonundaki paragrafları yeniden aktarmayayım... Ama bu arada, Marx'ın 21-25 yaşlarında yazdıklarıyla daha sonra yazdıkları arasında hiçbir değişim olmamıştır, felsefe ile ilişkisinde en küçük bir farklılaşma yaşanmamıştır, türü bir iddia da biraz garip olmaz mı? Örneğin, Marx'ın "insan doğası" kavramı ile ilgili görüşü değişmemiş midir?
   
f) Çubuğu fazla büküp kırmak kötüdür elbette... Ama çubuğun kırıldığı iddiasını, çubuğu bükerek/kırarak varılan sonuçların yanlışlığını göstererek kanıtlamak gerekmez mi? Erkin Özalp, öyle durduk yere, genel olarak felsefe hakkında bir tartışma açmak için mi sarf etmiştir, polemik yazısında aktarılan ve eleştirilen sözlerini?
   
g) Bilgi İlke Gerçek imzalı polemik yazısının son paragraflarındaki değerlendirmeler, "felsefe" sözcüğünün yerine "iktisat" sözcüğü konarak yeniden yazılabilir...
   
Bazı noktaları açmama olanak sağlayan polemik yazısını yayımlayan Marksist Araştırmalar sitesine teşekkür ederim tabii ki...
   
Sevgili arkadaşlarımıza yayın hayatlarında başarılar diliyorum.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]