Philip Corrigan, Harvie Ramsay, Derek Sayer
Burada geliştirilen
tezin iki yönü var. İlkin; Marx’ın, Devleti üretimle içsel olarak
ilişkilendiren yazıları önemli bir kaynak teşkil eder. İkincisi, yakın tarihli
tarihsel çalışmalar (hem idari tarih biçimi dâhil yukarıdan, hem de aşağıdan
tarih) Marx’ın analizini desteklemek için kapsamlı dayanaklar sağlarlar. Öte
yandan bu tarihsel çalışmaların çoğu, görünür kıldıkları şeyi yeterince
anmazlar: Devletin kapsayıcılığı ama aynı zamanda kırılganlığı. Son olarak
dikkatinizi çekeriz, bu yazı devlet oluşumunun tarihsel olarak incelenmesine adanmış
bir çalışmanın başında yer almaktadır; şunu vurguluyoruz: Burada analiz
ettiğimiz şey basit bir yapı değil, öncelikle sınıflar arasındaki ilişkilere
dair, üretim ilişkilerinin örgütlenmesi ya da idare edilmesi olarak
anlayabileceğimiz, değişen bir ilişki örüntüsüdür.
Bu yazıda (başka bir
yerde yaptığımız gibi2) özellikle Marx ve Engels’in yazılarından,
uzun alıntılar yapacağız. Bunu yapmak kısmen kendi tezimizi temellendirmek
için, kısmen de bir bütün olarak Marx’ın Devlet üzerindeki görüşleri hakkındaki
mevcut anlayışların kısmi niteliğini gösteren metinleri sunmak için gerekli.
Artık Marx’ın üretim üzerine yaptığı çalışmaları başlangıç noktası olarak alan
(ve dolayısıyla Devlet oluşumu ve sınıf mücadelesi dâhil, siyasal ve kültürel
tarihe ilişkin farklı bir anlayış geliştiren) pek çok çalışma mevcut olsa da3
hala görece daha basit öncüllerle başlamak şarttır. Bu öncüller, görgül olarak
açık uçlular ama soyut değiller ve basitler. Onlar ve alıntılarımız yardımıyla
üretim ve Devlet biçimleri arasında genel bir tarihsel ve maddi bağlantı
kurmayı umuyoruz.
Üretim nesne yapmak
(meydana getirmek) demektir. Nesneler, soyut olarak yapılmazlar; belirli, somut
biçimlerde tasarlanır ve üretilirler. Bu biçimler de bu üretime dâhil olan ya
da diğerlerinin doğrudan dâhil olmasını sağlayarak dâhil olan insanlar
arasında belirli ilişkiler gerektirir. Bu ilişkiler ve onların bir yönü olan,
ilişkiler hakkındaki düşünceler ürünlerin yanı sıra üretilir ve yeniden
üretilir. Marx’a göre tüm insanlar “diğerleriyle belirli bağlantı ve ilişkilere
girerler ve ancak bu toplumsal bağlantı ve ilişkiler içerisinden doğa
üzerindeki eylemleri, üretim, vuku bulur.” (1849:80). Yani üretim, (insanlar
arasındaki) düşünceleri ve ilişkileri içerir; diğer bir deyişle, ‘hayatın
üretimi (...) iki yönlü bir ilişki olarak görünür: bir yandan doğal diğer
yandan toplumsal bir ilişki olarak (...)’ (Marx ve Engels, 1845:43). Kapitalist
üretimin çelişkili özelliklerinden bahsederken Marx şöyle iddia eder: ‘Üretim
güçleri ve toplumsal ilişkiler -toplumsal bireyin gelişiminin iki farklı yüzü-
sermayeye yalnızca araç gibi görünürler ve sermaye için kendi sınırlı temelinde
üretim yapmak için yalnızca araçtırlar. Oysa ki aslında bunlar bu temeli göğe
kadar yükseltmenin maddi koşullarıdır’ (1845:43).
Fakat bizim burada
vurguladığımız nokta şudur: Marx’a göre toplumsallaşma ve işbirliği biçimleri üretici güçlerdir (1845:43). Artık genel
olarak farkına varıldığı üzere bunun, tarihsel değişimi nasıl anladığımız üzerinde son derece doğrudan sonuçları vardır.4
Kapital’in dördüncü cildinin birinci bölümünde Marx gayet açık biçimde
vurgulamıştır: ‘Aslında bu bakımdan tüm
insan ilişkilerinin ve işlevlerinin, hangi biçimde ve nasıl görünürlerse
görünsünler, maddi üretimi etkiledikleri ve onun üzerinde az çok belirleyici
bir etkide bulundukları gösterilebilir’ (1863a:288).
Yani, iddia ediyoruz ki
(insan toplumlarının tarihsel deneyimine sadık kalınacaksa eğer) belirli
ekonomik yasalar tarafından idare edilen belirli bir teknoloji üzerinden
tanımlanabilecek bir nesne yapma biçimi yalıtmak imkânsızdır.
Benzer bir hata,
mülkiyet sahipliğini bir üretim
tarzının tanımlayıcı niteliği olarak yalıtmak suretiyle onun özünü bulma
çabasında da sıklıkla görülür. Bu perspektife göre üretim tarzındaki bir
değişiklik sahipliğin değişmesiyle ve muhtemelen, bunu izleyen kullanım değişiklikleriyle
tanımlanacaktır. Ne (dar anlamda düşünülen) üretim güçlerini ne de hukuki
mülkiyet kontrolü anlayışlarını o tür bir üretimi mümkün kılan siyasal,
kültürel ve diğer ilişkilerden ayırmak mümkündür.5 Marx ve Engels
toplumsal üretim ilişkilerini iş bölümü kavrayışları yoluyla ilişkilendirir:
İşbölümündeki farklı gelişme safhaları kadar farklı mülkiyet biçimi vardır;
yani işbölümündeki mevcut safha bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini
emeğin materyali, aracı ve ürünü bakımından belirler (1845:32).
İşbölümü ve özel mülkiyet, nihayetinde, özdeş ifadelerdir: aynı şey birinde
faaliyete, diğerindeyse bu faaliyetin sonucuna referansla söylenir (1845:45).
Engels’in (27 Ekim 1890
tarihli ünlü mektubundaki), tarihsel materyalizm ‘en kolay işbölümü bakış
açısından kavranabilir’ görüşüyle tümüyle mutabıkız. Aslında, eğer bu
perspektifi ve sınıf çatışması ile sınıf mücadelesini pratik olarak çalışmayı
(ve bunun akla getirdiği farklı üretim anlayışını) unutursak, Devlet oluşumuna
ilişkin çok kısmi bir anlayışımız olabilir. Marx, tüm soyutlamalarında olduğu
gibi, analitik şemasında örtük olarak bulunan araştırma yönelimini açıkça vurgular.
Bu yüzden de 1847’de Proudhon’a karşı şöyle demiştir:
Her bir tarihsel dönemde, mülkiyet farklı biçimde ve tamamen farklı
toplumsal ilişkiler altında gelişmiştir. Dolayısıyla burjuva mülkiyetini
tanımlamak burjuva üretiminin tüm toplumsal ilişkilerini ortaya sermekten başka
bir şey değildir.
Bağımsız bir ilişki, ayrı bir kategori, soyut ve ebedi bir düşünce olarak
mülkiyeti tanımlamaya çalışmak ancak metafiziğin ya da hukuk biliminin bir
yanılsaması olabilir (1847b:154).
Bu noktaya ileride
döneceğiz. Farklı bir Devlet kavrayışıyla ilgili olarak, Marx ve Engels
(aşağıda söylediğimiz ve başka bir yerde6 Bolşevizm’le ilişkili
olarak uzun uzadıya tartıştığımız üzere onların yazıları da bu konuda muğlaklıktan
azade olmasa da) altyapı ya da temel ve üstyapı gibi kavramları metaforik
olarak kullanmalarından bir şema ya da model soyutlamanın (ve daha ileri
giderek ekonomik, siyasal, ideolojik ve benzerlerini, Althusseryan kuramın
kertelerini ve daha fazlasını yaratmanın7) ne kadar yanlış olduğunu
yeterince gösterirler. Marx ve Engels için, özgül üretim tarzları (Devlet
biçimleri dâhil) kendi toplumsal biçimlerini içerirler:
Belirli üretici güçlerin uygulanabileceği koşullar, toplumun belirli bir
sınıfının yönetiminin koşullarıdır; bu sınıfın mülkiyetinden kaynaklanan
toplumsal iktidarı pratik-düşünsel
ifadesini her durumda Devletin biçiminde bulur. Bu yüzden de her devrimci
mücadele o zamana dek iktidarda olan bir sınıfa yöneltilmiştir (1845:52).
(...) maddi üretimin özgül biçiminden ilk elde özgül bir toplum yapısı,
ikinci olarak da insanın doğayla ilişkisinin özgül bir biçimi doğar. Bunların
devletleri ve tinsel bakışları her ikisi tarafından belirlenir (1863a:285).
Karşılığı ödenmeyen artık emeğin doğrudan üreticilerden çekilip alındığı
özgül ekonomik biçim, yönetenler ve yönetilenler ilişkisini belirler. (...) Ne
var ki, bizzat üretim ilişkilerinden doğan ekonomik topluluğun bütün oluşumu,
dolayısıyla da eşzamanlı olarak onun özgül siyasal biçimi, bunun üzerine kuruludur.
Bütün bir toplumsal yapının en derin sırrını, gizli temelini ve bununla
birlikte egemenlik ve bağımlılık ilişkisinin siyasal biçimini, kısacası,
tekabül eden özgül Devlet biçimini ortaya seren şey daima üretimin koşullarına
sahip olanlar ile doğrudan üreticiler arasındaki doğrudan ilişkidir; bu ilişki
daima doğal olarak çalışma yöntemlerinin ve dolayısıyla emeğin toplumsal
üretkenliğinin gelişimindeki belirli bir safhaya tekabül eder (1865:791).
Bu pasajları ve alıntı
yapmadığımız pek çok pasajı özetlemek gerekirse, Devlet biçimleri, tarihsel gelişimleri içerisinde özgül
üretim tarzlarının toplumsal ilişkileri ve koşullarıyla ilişkilidir. Devlet
biçimleri ne olumsal ya da kazai olarak, ne de Devletin baskıcı bir ilişkiler
dizisi olarak görüldüğündeki gibi (örneğin silahlı organlar, hapishaneler)
dışsal olarak ilişkilidirler. Devlet biçimleri içsel olarak ilişkilidirler.
Devletin biçimleri verili bir nesne üretme tarzının yüzleridir; yeniden üretim
için belirli mülkiyet türleri ya da teknoloji kadar elzemdirler, öyle ki
aslında kültürel eidos ve ahlaki ethosla aynı terimlerle
düşünülebilirler8. Sınıflı toplumlarda Devlet biçimleri hem çoğunluğun baskı altına alınmasına dâhil
olacak hem de günlük üretimden ayrı
görünecektir (görüngüsel olarak, yani dolayımsız deneyimde). Ancak eğer bir
faaliyetler dizisini ve dolayımsız görünümlerini bütünsel açıklama olarak alırsak
hem kısmi bir tarih hem de tahrif edilmiş bir sosyalizm meydana getirmiş oluruz.
Sırada son bir nokta
daha var. Marx yukarıda verilen ikinci alıntıyı ‘görgül olarak verili
koşulların analizi’ne (1865:792) olan ihtiyacı vurgulayarak bitirir. Tarihsel
ve görgül olma ihtiyacına yapılan bu vurgu, çalışmalarında süre giden bir
temadır9. Alman Ideolojisi’nde
o ve Engels, zamanlarının spekülatif filozoflarına karşı uyarmışlardır:
Görgül gözlem her seferinde, görgül olarak ve herhangi bir rnistifikasyon
ve spekülasyon olmadan, toplumsal ve siyasal yapının üretimle bağlantısını
ortaya koymalıdır (1845:35).
Gerçek tarihten koparılan soyutlamaların kendi başlarına hiç bir değeri yoktur. Tarihsel materyalin düzenlenmesini kolaylaştırmaya, onun ayrı
katmanlarının ardışıklığına işaret etmeye yarayabilirler. Fakat hiç bir şekilde
felsefenin yaptığı gibi tarihin dönemlerini kolayca düzene sokmak için bir
reçete ya da şema vermezler. Tersine, zorluklar materyalin incelemesi ve
düzenlenmesi (...) ve fiilen sunumuna girişilince başlar (1845:37).
Ne yazık ki pek çok
Marksistin, analiz işinin ve soyutlama işleminin tek başına toplumsal deneyimin karmaşıklıklarını açıklayabileceğini
söylediği bir zamanda, bu ne kadar vurgulansa azdır10. Yaşamının
sonuna doğru Marx, Kapital’deki
analizinin soyutlamaların değil somut toplumsal biçimlerin analizi olduğunu
vurgulayarak böyle bir yanlış anlamayı açıkça düzeltrniştir11. Basit
tanımlarla başlamamızın ve (öznel/tinsel olduğu varsayılan bir üstyapıya karşı)
nesnel olduğu ileri sürülen maddi bir altyapıya a priori bir nedensel öncelik vermenin içerdiği prematüre kapanımdan
(ve diyebiliriz ki bunu izleyen fetişleştirmeden) kaçınmamızın bir nedeni de
görgül -ve her şeyden öte tarihsel- araştırmaya duyulan sürekli ihtiyacı
vurgulamaktı. Toplumsal görüngülerin deneyimlenme yollarına özel bir dikkat
gösterilmelidir. Elbette, daha sonra deneyim biçimlerinin ötesine geçip bu
deneyimleri mümkün kılan yapı ve ilişkilere doğru ilerlemek zorundayız. Deneyim
biçimleri son durağımız olamasalar da başlangıç noktamızı oluşturmalıdırlar.
Devlet ve Sermaye
Şimdiye kadar üretim ve
devlet biçimleri (ve diğer toplumsal biçimler) arasındaki genel ilişkileri
tartıştık. Artık bu yazının ilgili olduğu üretim tarzına, kapitalizme dönelim.
Marx kapitalist üretimi
iki karakteristik özellikle ayırt eder:
Birincisi. Ürünlerini meta olarak üretir. Meta üretmesi onu diğer üretim
tarzlarından ayırmaz; bunu yapan ürünlerinin hâkim ve belirleyici özelliğinin
meta olmak olmasıdır (...) sermaye ve ücretli emek arasındaki ilişki üretim
tarzının bütün karakterini belirler.
İkinci ayırıcı özellik (...) üretimin doğrudan hedefi ve belirleyici itkisi
olarak artık-değerin üretilmesidir (1865:879-880).
Bu iddia bir soruya yol
açar: Üretimin bu özgül koşulları nasıl oluyor da ortaya çıkıyor? Cevap kısaca
şöyledir: Yeni toplumsal biçimlerin (yeni Devlet biçimleri dâhil) inşası kadar,
mevcut toplumsal kurumları kullanma arzusu üzerinde de dönen bir sınıf mücadelesi
yoluyla. Bu, Marx’ın farklı yazılarında (özellikle Kapital, I: Bölüm VIII ve Kapital
için kullandığı defterlerde, Grundrisse
de; mükemmel derecede veciz bir ifade için Grundrisse,
1858:278’e bakınız) tartışılır ve aynı model Max Weber tarafından da izlenir
(1920:Bölüm 1V). Kapitalizmle ilgili olarak, özellikle İngiltere’de buna, ‘yasadışı
bir proleter sınıfının cebren yaratılmasını, onları ücretli emekçilere çeviren
kanlı disiplini, emek sömürüsünün derecesini arttırarak sermaye birikimini
hızlandırmak amacıyla polis istihdam eden Devletin utanç verici eylemi’ni
(1867a:742) izleyerek siyasal iktisatçıların ‘doğalcı’ balonlarını (ilkel
birikim nosyonu; ya da az sayıda tutumlu çok sayıda müsriften nasıl doğdu)
patlatmak da dâhil olur.
Bu nokta bizi Marx’ın
sözleriyle ''hükumetler, örneğin VII.Henry’nin hükumetleri, tarihsel çözülme
sürecinin koşullarının ve sermayenin varoluşunun koşullarının hazırlayıcısı
olarak görünürler'' (1858:507) savına götürür.
Kapitalizmde devlet
oluşumunun hem sınıf yapısıyla hem de ulusların gelişmesiyle ilişkili olduğunu
vurgulamak gereklidir. İlk noktayı ele alacak olursak, devlet ‘burjuvaların
hem iç hem de dış amaçlarla, mülkiyet ve çıkarlarının karşılıklı garantisi için
benimsemek zorunda kaldıkları örgütlenme biçiminden başka bir şey değildir
(...) dolayısıyla tüm ortak kurumlar devletin yardımıyla kurulurlar ve siyasal
bir biçim kazanırlar’ (1845:90; bkz. 1847a:319).
Diğer bir deyişle Burgerliche Gesellschaft -burjuva sivil
toplumu- kendini ‘dış ilişkilerinde ulus olarak’ kurmak ve ‘içsel olarak da
devlet olarak örgütlemek zorundadır’ (1845:89).
Fakat Marx bu burjuva
sınıfının ‘ancak başka bir sınıfa karşı ortak bir savaş yürütmek zorunda olduğu
sürece bir sınıf’ oluşturduğu, ‘diğer bakımlardan rakip olarak birbirleriyle
husumet içinde bulundukları’ konusunda da açıktır (1845:77; bkz. 1847b:176;
1858:218). Devlet oluşumları ulusal
devletlerdir çünkü (küresel bir sistem olarak) kapitalizm kendi üretim
ilişkilerinin uluslararasılaşmasını güvence
altına almak için beraberinde ulusal örgütlenmeyi getirir. Marx, Engels'e şöyle
yazmıştı (8 Ekim 1858): ‘Burjuva toplumunun özgül görevi en azından ana
hatlarıyla bir dünya piyasasının ve bu dünya piyasasına dayanan üretimin
kurulmasıdır.’
Dahası bu
uluslararasılaşmanın içsel etkileri vardır. Marx sanayici kapitalistlerin
kökenlerini tartışırken İngiltere'de on
yedinci yüzyılın sonunda ‘ilkel birikimin farklı uğrakları’nın nasıl,
kolonileri, ulusal borcu, modern vergilendirme usulünü ve korumacı sistemi
kucaklayan sistematik bir bileşim olarak [ortaya çıktığına işaret eder]. Bu
yöntemler kısmen kaba kuvvete dayanırlar, örneğin kolonyal sistem; ama hepsi,
bir limonluk kullanır gibi, feodal üretim tarzının kapitalist tarza dönüşüm
sürecini hızlandırmak ve geçişi kısaltmak için Devletin, toplumun yoğunlaşmış
ve örgütlenmiş kuvvetinin iktidarını kullanırlar. Zor yeni bir topluma gebe
olan her eski toplumun ebesidir. Zor kendi başına ekonomik bir güçtür (1867a:
751)
Engels 27 Ekim 1890
tarihli bir mektupta ‘Zor (yani Devlet gücü) aynı zamanda ekonomik bir güçtür’
diye yazar.
İşte ancak bu analizden,
tüm bir siyasal, ekonomik ve kültürel değişmeler dizisine ilişkin bu
kavrayıştan sonra Marx’ın ve Engels’in Devlet ve Piyasa oluşumunun ilişkili
olduğu vurgusunu anlamlandırabiliriz: ‘Burjuvazi, modern sanayinin ve dünya
pazarının kurulmasından bu yana, nihayet modern temsili devlette tüm politik
egemenliği elde etti. Modern devletin hükumetleri, bir bütün olarak burjuva
sınıfının ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir.’
(Komünist Manifesto, 1848:37).
Weber bu deneyimlerden ‘ulusal
yurttaş sınıfı, sözcüğün modern anlamıyla burjuvazi doğdu’ (1920:249; bkz.1918:82)
diye yazar. Marx ve Engels’e göre:
‘Sivil toplum’ terimi on sekizinci yüzyılda, mülkiyet ilişkileri
kendilerini antik ve ortaçağ toplumundan kurtarmış durumdayken ortaya çıktı. Bu
anlamda sivil toplum yalnızca burjuvaziyle birlikte gelişir: ne var ki doğrudan
üretim ve iletişimden evrilen ve tüm çağlarda devletin ve düşünsel üstyapının
geri kalanının temellerini oluşturan toplumsal örgütlenme de her zaman aynı
isimle anılmıştır (1845:89).12
Ancak artık bu
'evrilme'nin evrim-metafiziksel bir gelişme mantığı nosyonuyla bağlantılı,
doğal olarak gelişen bir süreç- olmadığını açıkça söylemenin zamanı gelmiştir.
Bu, hem sürekli bir sınıf mücadelesi hem de ulusal burjuvazi ve proletarya
arasında bir mücadeledir. Devlet bir yapı değil, bir örgütlenmedir; ya da daha
iyi bir deyişle, tüm ilişkileri ve ilişkiler hakkındaki düşünceleri, kapitalist
üretimin ve getirdiği her şeyin doğal olarak düşünülmesini ve yaşanmasını
sağlayacak şekilde eğip bükmek üzere örgütlenmiş
bir toplumsal biçimler bileşkesidir.
Bu tür görünümlerin nasıl
doğal görünmeye başladığını ileride tartışacağız. Fakat ilk olarak şunu
vurgulamak önemlidir: Devletin işleyişini (ki biz bunu düzenleme (regulation) olarak görüyoruz) sırası ve sınırları,
belirli bir toplumsal formasyonda nesnelerin nasıl yapıldığı, dağıtıldığı ve
tüketildiğiyle belirlenen geniş bir zor alanına yerleştirmek zorundayız, Ahlaki
(moral) kategorileri Devletten ayrı
görmek olağandır, ancak Devletin düzenlediği şey insanların önceden
kategorileştirilmesine (cinsiyet, yaş, sınıf, kademe, yer vs.) dayanır. Bu
kültürel alan göz ardı edilemez çünkü işbölümünün belirli biçimlerine denk
düşer. Devlet oluşumu ve ahlaki düzenleme içsel olarak ilişkilidir.
İkinci olarak, Devletin
toplumsal biçimlerinin nasıl süre giden sınıf içi ve sınıflar arası çatışma ve
mücadeleler yoluyla kurulduğunu (ve yalnızca bunların sonucu olmadığını)
anlamamız gerekir. Bu mücadeleler kapitalizmin kaçınılmaz çelişkilerine
odaklanırlar. Dolayısıyla eğitimin aldığı fiili toplumsal biçimler (özellikle
okullaşma) ya da refah (özellikle güvence ilkesi) sınıfsal ve diğer farklılıkları
içeren çekişmelerden kaynaklanır. İşbölümünün, sınıfın ve diğer yapılaşmış
deneyim farklılıklarının, görgül farklılık karşısında evrensellik ve yansızlık
iddiasında bulunan biçimler içerisinde yaşamaya ve 'işlemeye' nasıl mecbur
kılındığını görmeden, bu biçimlerin ne olduğunu keşfetmek kelimenin tam
anlamıyla imkânsızdır.
Kapitalist üretim
ilişkileri pratikte (çoğu durumda bu kuramsal olarak da telaffuz edilir) hiç
bir bireysel girişimcinin güvenemeyeceği, belirli, düzenli olarak tekrar edilen
ve güvenilir kaynaklar içerir. Merkezi kapitalist üretim ilişkilerinin bu tür
gereklilikler için doğrudan örgütlenmeyi teşvik etmeyen doğası gereği (işbölümü,
sınıf, patriyarka13, sermayenin insan stoklaması, vs.) Devlet,
farklı düzenleme işlerini gitgide artan bir biçimde üzerine alır ve bunun
sonucunda kendisi için faaliyetleri üretir ve yeniden üretir. Bu, Devleti
üretime göre ikincil kılmaz ya da onu
üretimin üzerine yerleştirmez –
Marksizm’de bu tür topografik metaforların feci bir tarihi vardır. Kapitalist bir kültürel devrim olarak
görülmesi gereken şey giderek artan bir surette devlet organları yoluyla örgütlenir ve idare edilir. Fakat tekrar
etmek gerekirse, bu her zaman sınıfsal çekişmelerin ve diğer çekişmelerin alanıdır.
Marx erken dönem sendikacılarının ve Fabrika Yasaları’nı oluşturan
diğerlerinin tazyiklerini işçi sınıfı için büyük ve ilerici bir adım olarak
görmüştür.
Bunların çoğunda merkezi
bir yer tutan şeyse, tabii ki meşruiyet sorunudur;
Weber’in ileri sürdüğü gibi: “Devlet insanlara tahakküm eden insanların
oluşturduğu bir ilişkidir, meşru (yani meşru sayılan) şiddet araçlarıyla
desteklenen bir ilişkidir” (1918:78).
Gramsci’ye göre: ‘Devlet,
yönetici sınıfın sayesinde yalnızca tahakkümünü meşrulaştırmakla ve sürdürmekte
kalmayıp, aynı zamanda yönettiklerinin etkin rızasını kazanmayı başardığı (...)
bütün bir pratik ve kuramsal faaliyetler bileşkesidir’ (1934:244).
'Meşruiyet' ve etkin rıza durağan ya da soyut değil,
tersine aşırı derecede çalkantılı tanımlardır. Öncelikle şu sorun vardır:
devletin ve/veya hukukun temeli olarak ne iradeden ne de zordan bahseden kuramcılar
faillik ve biçim sorunlarıyla meşgul olabilirler (Marx, 1845:328f). Sorun
bireysel irade ya da zorun, bireyin ötesinde (elbette sınıfın da ötesinde)
şeyler olarak sunulmaları gereğidir ancak bunlar öncelikle burjuvazi içi ilişkiler
için bir temel olarak kurulmalıdır. Burada kurulan biçimler had sahada farklı
olacaktır, çünkü mücadele çoğunlukla farklı düşman türlerini içerecektir:
aristokrasi, kilise, diğer ulusal sistemler, birleşmiş bir proletarya ve proletaryanın
örneğin sendikalar ya da salonlar yoluyla örgütlenen kesimleri. Böylece, zaman
içerisinde tutarlılık ve süreklilik arz eder biçimde analitik olarak
anlaşılabilecek bir devlet sistemi
kurulur. Ne var ki, hatırda tutulmalıdır ki bu analitik şekiller ve
kategoriler sürekli pazarlık, kırılganlık ve esneklik halinde yaşanır. Edward Thompson’ın
hegemonyanın sınırlarına dair uyarıları bu noktada çarpıcıdır.
Yine de, eğer Devlet
kısmi çıkarların üstünde ve ekonominin dışında olma görüntüsünü (tıpkı hukukun
işlemek için o soyut herkes için adalet anlayışına ihtiyaç duyduğu gibi) sürdüremezse,
verili bir ulusal formasyona ait belirli bir nesne yapma tarzını ve
billurlaşmış çıkarları (yalnızca yöneten sınıflarınkiler değil) ilerletmek
üzere harekete geçemez. Fakat bunlar görünümlerdir, görüngüsel biçimlerdir: gerçekliğin kendini ortak duyu
kategorileri üzerinden sunması ve günlük hayatta ele alınması, pratik yapılması
ve yeniden üretilmesidir. Dahası, ki Marx bunu vurgulamıştır14,
kapitalizm ayrı olmayı ve rekabeti en
'enerjik kategorileri olarak kurar; bunun sonucunda da 'bireyler' ve ‘kerteler'e
dair bir dizi sınıflandırma ve kademelendirme gelir. Bizi saran görüngüsel
biçimlerin ötesine geçecek (ve yine de bu biçimlerin deneyimine sadık kalacak
ve yanlış, zorlama, kısmi ya da yetersiz soyutlamalara15 yeltenmeyecek)
bir analiz, ayrı ve bireysel olarak deneyimlenen şeyler arasında bağlantılar
tesis etmek ve temelde birleşik olarak yaşadığımız ve düşündüğümüz şeyleri de
ayırmak zorundadır.
Bizim karşı çıktığımız
iki genel devlet görüşü vardır: araçsal görüş (Devlet, yöneten sınıf ya da
hâkim sınıfın yöneten fraksiyonu tarafından kullanılmak ve temellük edilmek
üzere oradadır) ve üstyapısal görüş (devlet, üretimin olgularını siyasal ve
ideolojik ilişkiler alanında yansıtır). Birincisi bizi bir şey ya da makine olarak
devlet nosyonuna götürür; ikincisiyse düşünsel, tümüyle yanlış, sadece
gerçekliği (demir yumruklar) saklayan bir örtü (kadife eldivenler) olarak Devlet
düşüncesine yol açar. Marksist metinlerin bazılarında bu iki görüş için de
destek vardır ama ikisi de Marx ve diğerlerinin ayrıntılı analizlerini
yürüttükleri yolla uyumlu değildir ve en tehlikeli siyasal sonuçlara yol
açarlar.
Bizim görüşümüzse işe
devlet biçimlerinin ayrı görünümleriyle (terimin işlevsel bir hata olarak anlaşılmaması koşuluyla zorunlu görünüm
diyecek kadar ileri gidebiliriz) başlar: i) üretim ilişkilerinden veya tastamam
ekonomiden (ve çoğu zaman da siyasetten, özellikle hukukun soyut ve evrensel
ilke ve ritüellere başvurması durumunda) ayrı görünmeleri; ii) birbirlerinden
ayrı görünmeleri. Bu ikincisi genellikle unutulur ancak anlamaya çalıştığımız
görünümlerin kritik bir biçimidir, özellikle İngiltere’de. Demek istiyoruz ki kapitalizmde üretim ilişkileri
(nesnelerin yapılma tarzı) ayrı ya da gevşek olarak bağlantılı (örneğin devlet
müdahale eder veya ekonomiyi sınırlar) kurumsal alanlar, düzeyler, kerteler,
sahalar vs. biçimini alır. Üretim ilişkilerinin deneyimlenme yolu budur. Marx hayatı boyunca (örneğin 1843:167;1871a,
b, c) Sartre’ın 'yarı-bütünsellikler dediği bu ayrımların deneyimsel
gerçekliğini teslim etmiş ve şunları ileri sürmüştür:
i) analizimiz; devlet,
hukuk, kültürel ilişkiler ya da üretim görüngülerini kavramak için bu ayrımların
ötesine geçmelidir;
ii) sosyalizm; (a) bu
ötesine geçiş olarak ve (b) Komünist
Manifesto’nun sözleriyle ‘kamusal iktidar siyasal niteliğini kaybedince’ bu
tür ayrımların ve yanlış bileşimlerin aşılması olarak tanımlanabilir.
Bu temel ayrım biçimleri
ve yanlış bağlantılar ortak duyuya fetişleştirilerek16
aşılanır. Bu kısaca, toplumsal ilişkilerin doğalaştırılması
amacıyla insani ve tarihsel, yani koşullara bağlı ve değişebilir
niteliklerinin inkâr edilmesi anlamına gelir. Marx’ın sözleriyle fetişizm, ‘şeylere
toplumsal üretim sürecinde verilen toplumsal ve ekonomik karakterin, bu
şeylerin maddi doğasından kaynaklanan doğal bir karaktere dönüştürülmesi’dir
(1878:229). Bu birincil olarak baskı veya kültürel bombardıman yoluyla
başarılmaz. Karşımıza çıkan üretim biçimlerinin (forms), insan ırkını
önemsizleştiren ve onsuz ölü maddeler olacakları insan tarihini reddeden bir
dayanıklı doğallığı vardır. Bariz olanın bu yavan, tekrarlarla dolu olgusallığı
bayağı iş görür (‘Demek istiyorum ki, öyle olduğu çok açık, öyle değil mi?’-ne
kadar çok diyalog bu şekilde, zihin karışıklığı ve tatminsizlikle biter) ama bu
deneyimlere eşlik etmek ve onları meşrulaştırmak üzere idealizasyonlar ve
açıklamalar da mevcuttur: ‘Hâkim düşünceler, düşünceler olarak kavranan hâkim
maddi ilişkilerin, dolayısıyla da bir sınıfı yöneten sınıf yapan,
düşüncelerini de hâkim kılan ilişkilerin düşünsel dışavurumundan başka bir şey
değildir’ (1845:59).
Bu iki bilgi biçimi bir
ahlaki topoğrafya diyebileceğimiz şeyde buluşur: Tatmin edici olmayan
deneyimler (insan gibi hissetmeme fakat böyle
olmak zorunda olduğunu anlama deneyimleri) kuramsal olarak açıklanır:
yöneten sınıfın varoluş koşulları, (...) hukuk, ahlak, vesairede düşünsel
olarak yansıtılır. Bu sınıfın ideologları bu koşullara az çok bilinçli olarak
bir tür kuramsal bağımsızlık kazandırırlar; bu koşullar o sınıfın bireylerince
meslek vs. olarak düşünülebilir, ezilen sınıfın bireylerineyse kısmen tahakkümün süslenmesi ya da fark
edilmesi, kısmen de bu tahakkümün
ahlaki aracı olmak üzere, bir hayat standardı olarak sunulurlar
(1845:419-420, vurgu bizim).
Kapitalist üretimde
devlet öyle bir biçimde düzenler ve idare eder -kısaca, örgütler- ki kapitalist
üretim ilişkilerinin tanımlayıcı özellikleri (bireyselleştirme, biçimsel
eşitlik ve bir dizi toplumsal norm) bu toplumsal faaliyetlerin yürütülebileceği
ve ayarlanabileceği tek yol gibi görünür. Bazı toplumsal ayarlamalar medeniyete eşit hale gelir. Devlet,
şimdiye kadar tartıştığımız görüngüleri ortaya çıkan ilişkileri düzenler: tüm
diğer ilişki ve alanlar - siyaset, kültür ve hatta gündelik yaşam – karşısında
orada olan bir ekonomi. Burada işaret ettiğimiz şudur: Belirli yasalar tarafından
idare edilen ve iktisada (economics) ait bazı kuramsal önermeler yoluyla
anlaşılan ekonomi (economy), kapitalist üretim ilişkilerinin görüngüsel
biçimlerinden biridir; kapitalist üretimin nasıl işlediğini anlamak için bir
yüzey, bir giriş yoludur. Onun ayrılığı gerçekdışı değildir; toplumsal hayatın
bir alanı olarak bir yanılsama, hile ya da vehim değildir. Sorun böyle
düşünülen bir ekonomiyi kapitalist üretim ilişkileriyle örtüştürmek ve
karıştırmaktan kaynaklanır. Kapitalist üretim ilişkilerinin kapsamı ekonomiden
çok daha fazla geniştir. Bu ilişkiler yalnızca ekonomi görüngüsünü mümkün
kılmakla kalmaz; belirli bir anda, belirli bir toplumsal formasyonda, belirli bir nesne yapma yolunun mümkün
kılınmasını sağlayan araçlardan siyasal (devlet) ve kültürel ilişkiler de
kapitalist üretim ilişkilerine dâhil olur.
Aynı şekilde, yukarıda
işaret ettiğimiz üzere böyle bir perspektifin sosyalist inşanın neleri kapsadığına
dair sonuçları vardır (Marx için öyle olduğu açıktır). Marx’a göre komünizm;
insanların, üretimi kolektif ve bilinçli olarak (ve artan derecede eşitlikçi
biçimlerde diye ekleyebiliriz) örgütlemesi ve toplumsal amaçlar için
düzenlemesidir (işte Marx bu anlamda ‘toplumsal kontrol’den bahseder,
1867b:412). Bu koşullar altında, çok medeni ve yine de çok doğal addedilen
ayrımlar ve bileşimler sönecektir. Sosyalizmi gitgide daha büyük bir Devlet
aygıtıyla, gitgide daha fazla üstten düzenlemeyle, kısacası Marx’ın ve
diğerlerinin sosyalist inşayla kastettiklerinin tam tersiyle özdeşleştiren pek
çok iddianın karşısında bu noktayı kuvvetle savunmak gereklidir. Sosyalist inşa
‘sınıf mücadelesinin, farklı safhalarında sürmesini sağlayan rasyonel araç[tır]
(...) Emeğin özgürleşmesini başlatır’
(1871a:171).
Bunu söyleyince, resmi gerçekliğin inşa edilen ve
kırılgan doğasını tekrar vurgulamak
gerekir. Marx ‘bir sınıfı yöneten sınıf yapan’ (1845:59) ilişkileri ‘toplumsal
hayatın doğal biçimleri’ (1867b:168) haline getiren mücadelelere işaret ederken
aynı zamanda bu tür doğal biçimlerin her zaman keşfe açık tarihini de vurgular:
Burjuva iktisadının kategorileri tam da bu türden biçimlerden oluşur. Bunlar
tarihsel olarak belirlenen bu toplumsal üretim tarzına, yani meta üretimine ait
üretim ilişkileri için toplumsal olarak geçerli, dolayısıyla nesnel düşünce
biçimleridir. Metaların tüm gizemi, emeğin ürünlerini meta üretimi temelinde
saran tüm sihir ve büyücülük, diğer üretim biçimlerini [ele almaya] başlayınca
yok olu verir (1867b:169; bkz. 1867a:76).
Marx bundan sonra (başka
yerlerde yaptığı gibi) tarihsel olarak özgül bir üretim biçiminin ilişkilerini
ve kavrayışlarını insan tarihinin kökenlerine götüren tüm Robinsoncuları -ne
gariptir ki her zaman kapitalist nosyonlara göre davranan ilk asli insan birimi
hakkındaki hikâyeler - eleştirmeye yönelir. Marx’ın eleştirisi, içinde
yaşadığımız ilişkilerin ve biçimlerin tarihsel olarak inşa edilişini araştırmak için analitik kategoriler (ya
da kendi deyişiyle ‘birincil denklemler’) oluşturur. (Bu tez, Sayer'ın Marx's Method adlı kitabının temelidir ve
orada tüm yönleriyle sunulmuştur). Çünkü, '’burjuva üretim tarzının ve ona
tekabül eden üretim ve dağıtım koşullarının tarihselliğinin fark edildiği andan
itibaren, onları üretimin doğal kanunları olarak görme yanılsaması ortadan
kalkar ve yeni bir toplum olanağı ortaya çıkar’ (1863c:429; bkz. Sayer, 1979a)
Devletin inşa edildiğini
ve devlet üzerinden mücadele verildiğini vurguluyoruz. Bunun merkezindeyse iki
yanlı bir tarihsel pratikler dizisi vardır: i) her zaman tüm medeniyetlerin
ihtiyacı olan bir optimal kurumsal yapı olduğunu ileri sürmek amacıyla, aslında
had safhada değişken bir Devlet ilişkileri dizisini doğallaştırmak için tarihin
sürekli biçimde yeniden yazımı ve ii) tüm alternatif devlet biçimlerini,
özellikle de ulusal toplumsal formasyon düzeyinde farklılık tesis eden bir örgütlenme biçimi öngören (ya da,
sınıfsal çizgide her hangi bir uluslararası dayanışma biçimi oluşturan:
suçların en büyüğü!) alternatif devlet biçimlerini marjinalleştirmek
(karıştırmak, inkar etmek, yok etmek, sulandırmak, yardım etmek). İngiltere'de
1790’larda Jakoben düşüncelere, 1910 ve 1920’lerde de Bolşevik düşüncelere
karşı devletin uluslararası dayanışmayı bastırması yapısal olarak benzerdir.
Bunların çoğu genel olarak baskı ve özel düzenleme organları yoluyla (özellikle
de devletin Hizmetkârları: Edward Thompson'ın [1878b, c, d] tartıştığı üzere,
tam anlamıyla yöneten sınıfın organik aydınları ve gerçek yöneticilerimiz)
uygulanmışsa da, devlet egemenliğinin gerçek biçimleri görünürde sınıfsız ve
ebedi yönetme ritüelleri ve ahlaki mutlakıyet kategorileridir, ayrıca hem ulusal
çıkara hem de rasyonaliteye ya da makul olmaya ilişkin bildirilerdir. Bu
ritüel ve kategorilerin mümkün kıldığı şey, siyasal sorunlar olarak
yaşananların çoğunu söylenemez kılan bir siyasal öncelikleri tartışma tarzıdır.
Aynı ritüel ve kategoriler pek çok şeyi de herhangi
bir şekilde tartışılamaz kılarlar.
Bu yüzden de bu devlet
biçimlerine karşı mücadele, aksi takdirde özel tasalar ve kişisel kaygılar
olarak anlaşılan şeylerin maddileştirilmesini ve tartışılmasını mümkün kılan
bileşim ve örgütlenme biçimlerini içerir. İngiliz tarihinde böyle gruplar
defalarca yeniden oluşturulmuş ve dönüştürülmüştür. Şu tarihsel olgu, sorunu
daha da karmaşıklaştırmaktadır: Modern devlet biçimlerinin üzerinden kurulduğu
toparlayıcı seslerden biri de İyileştirme
ve (daha az somut biçimde dile getirilen) İlerleme
olmuştur. Kim daha iyi bir sağlık hizmetine, parklara, kütüphanelere ya da
galerilere ve eğitimin daha yaygın biçimde sağlanmasına karşı çıkabilir ki? Ama
bunlar asla toplumsal yarar olarak in
vacuo sunulmadılar; bunlar, önceden
var olan sınıfsal ve diğer alternatifleri marjinallleştiren ve bastıran
devlet hizmetinin özgül toplumsal biçimleri içerisinde sağlandılar. Aynı
şekilde, bu toplumsal biçimleri kurmak için kullanılan araçlar,
kategorileştirme ve sınıflandırmaydı -toplumsal deneyimin gitgide artan bir
şekilde dillendirildiği toplumsal lügatçenin, kamusal dillerin inşası.
Burada kasta ilişkin
kısa bir uyarıda bulunmak iyi olacaktır. Şimdiye kadar tasvir edilenler genel
olarak anlaşıldığının çok ötesinde kasıtlıydı. Corrigan’ın doktora tezinin 3.
ve 4. bölümleri, farklı stratejiler ve taktiklerin alternatiflere müdahale olarak,
üretimle ilintili olarak vs. nasıl sınıfsal terimlerle tartışılmış olduğunu
gösterir. Yukarıda kısaca işaret ettiğimiz üzere, yöneten sınıfların
istedikleri gibi davranmakta özgür olmadıkları durumlar da vardır. İlkin,
kapitalizmde, ancak iflas ya da minimum etkililik riskini göze alarak göz ardı
edilebilecek zorunlu yasalar vardır. İkinci olarak, yöneten sınıflar içerden ve
dışarıdan -alternatif yönetme kavrayışlarından ve diğer ulusal burjuvazilerden-
gelen rekabetle yüz yüzedirler. Üçüncüsü, normal olarak bahsi geçen birleşmiş
grup olmaktan uzaktırlar. Marx’a göre, bu sınırlı ve özel anlamında Devlet,
teşebbüse kıyasla kapitalist yönetimin çok daha kapsayıcı bir ifadesidir; ya
da, ekonomi ve siyasete dair yukarıdaki tartışmamıza dönersek eğer, (Mao Zedung’un
bir örneğini kullanalım) her ikisi de
aynı bileşkenin önü ve arkası olacak kadar içsel
ilişkili yönetim biçimleridir.
Sonuç bölümümüzden önce
toparlamak gerekirse, kapitalizmdeki tüm devlet biçimleri, görünüşte toplumun üstündeki doğal ve medeni statülerine
rağmen, süre giden çatışmalar, mücadeleler ve çelişkiler vasıtasıyla
kurulurlar. Devlet, tutarlı bir biçimde öncü üretim biçimlerinin ve ulusal
kapitalist çıkarların lehine hareket ederek kapitalist üretim ilişkilerini
düzenlese de, yönetimi, iki önsel ritüel ve kategori sistemi üzerinde yükselir:
Görüngüsel olarak ayrı olan bireyleri belirli, çoğunca hukuken tanımlanmış
biçimler vasıtasıyla kademelendiren geniş bir ahlaki tasnif ve ikincisi, o
üretim tarzında nesnelerin nasıl yapılabileceğinin yavan ve tekrar eden
barizliği. İşlerin yürütülmesinin tek yolunun artık bu olması (ki bu doğal
bariz ahlaki tasnifi destekler), alternatiflerin geçerliliğini reddetmeye
yönelik uzun ve kanlı bir mücadeleden kaynaklanır. Bu mücadeleler işlerin nasıl
yürüdüğünün olduğu kadar dilimizin de bir parçasıdır; aslında ikisi, tabii ki
birbirinden ayrılamaz -bir eylemi talihsiz, rezilane, korkunç ya da kazai
olarak adlandırmak yerine yasadışı olarak adlandırmak ortak duyusal
beklentileri harekete geçirmektir. Çoğu zaman bu sözel tasvirlerin ne kadar
maddi olduğunu ciddi biçimde göz ardı etsek de, bu basitçe insanlara ad
koymanın bir sonucu değildir; bu adlar(ın) hayatımızı sürdürme şeklimizi teyit
ettiği ve meşrulaştırdığı (söylendiği) içindir. Devlete ilişkin sosyalist
anlayış -herhangi bir dönüşümün mümkün olmasından önceki safha- bu çok geniş
toplumsal deneyim örgüsünü kavramalıdır.
Sonuç
Marx’ta (Engels, Lenin
ve diğerlerinde olduğu gibi)17, devleti nasıl anlamamız gerektiğine
dair bazı muğlâklıklar ve kaymalar olduğunu söylemiştik. Tezadı vurgulamanın
bir yolu (ki bunun da bazı sıkıntıları vardır) devleti bir organizma ya da bir
örgütlenme (organizasyon) olarak anlama; yani insan ilerlemesinin evrilen doğal
bir biçimi ya da belirli bir safhaya özgü, özgül olarak inşa edilen toplumsal
biçimler dizisi olarak anlama arasındadır. Dahası, ileri sürülebilir ki bu fark
bir bütün olarak topluma ilişkin geniş bir kavrayış farkıyla ilintilidir:
örneğin işbölümünün felsefi olarak (farklı toplumsal alanları kurar biçimde)
anlaşıldığı kavrayışlar ve işbölümünün bütün toplumsal formasyona nüfuz eden
üretim ilişkileri açısından anlaşıldığı kavrayışlar. Bu yorumu burada
ayrıntılarıyla tartışmak niyetinde değiliz.18
Birbirine zıt görüşler
ileri süren iki ayrı yazı grubuna ve devlet biçimleri ve olanak verdikleri
sosyalizm arasındaki ilişkiye dair iki farklı görüşe dikkat çekmek istiyoruz.
Marx ve Engels, çoğunlukla devleti her şeyden sorumlu yapma kaygısındaki
merkeziyetçiler olarak sunulurlar. Buna kanıt olarak da iki metin gösterilir:
Birincisi 1848 tarihli Komünist Partisi
Manifestosu’nun merkezindeki programdır, ikincisiyse ‘1793’te Fransa da
olduğu gibi, bugün Almanya’da gerçek devrimci partinin görevi en sıkı
merkezileştirmeyi yürütmektir’ (1850:285) diye biten Mart 1850 tarihli, Merkezi Otoritenin Lige Hitabı’dır.
Ancak iki yıl sonra Marx, 18 Brumaire’in
sonunda Kapitalist devleti ikmal etmekten
değil parçalamaktan bahsediyordu.
İkincisi, ki Lenin’in bu düzeltmelere dikkat çekmesinden yetmiş yıl sonra hala
onları vurgulamak zorunda olmamız bir rezalettir, Marx ve Engels Manifesto’nun 1872’deki Almanca baskısına
içinde açıkça şöyle dedikleri bir Önsöz yazmışlardır: 1848 tarihli metnin 2.
kısmının sonundaki program,
bugün pek çok bakımdan çok farklı şekilde formüle edilirdi. Modern Sanayinin
dev adımlarının ışığında (...) [ve] ilk olarak Şubat Devrimi'nden, daha
sonraysa proletaryanın ilk kez iki ay boyunca siyasal iktidara sahip olduğu
Paris Komünü'nden kazanılan pratik deneyimin ışığında, bu programın bazı
ayrıntıları modası geçmiş bir duruma geldi. Komün bir şeyi özel olarak
ispatlamıştır: "işçi sınıfı verili devlet aygıtını basitçe ele geçirip
kendi amaçları için kullanamaz." (1872:31-2)19
Son bir kaç kelime,
tabii ki, Marx’ın Fransa’da İç Savaş’taki
Paris Komünü övgüsünden alınmıştır. Bunlar kapitalist devleti anlama yolunda ihmal
edilmiş metinlerdir -aynı zamanda, Marx’ın bir devletin gerçekten toplumun üstünde hüküm sürebileceğini (Bonapartist
denilen görüngü) iddia eder göründüğü 1850'lerin metinlerini düzelttikleri için.
Aksine Marx, kapitalizmdeki tüm devlet oluşumlarının sınıf iktidarını eklemlediğini
vurgular. Komün hakkındaki taslak ve metinlerde (1871a, b, c), Marx ve Engels
devleti masum biçimde kullanan her kapitalizmi dönüştürme çabasının büyük
maliyetleri olduğunu duyururlar. Bu, Gramsci’nin uzun yıllar sonra dikkat
çekeceği bir zihin karışıklığıdır: ‘Sınıf-devletinin ve düzenlenen toplumun
karıştırılması, keskin mücadele ve çalkantıları önleyecek her düzenlemeden
memnun olacak olan orta sınıflara ve küçük aydınlara özgüdür. Bu, tipik bir
tepkisel ve gerici kavrayıştır’ (1934:258).
Marx’ın ve Engels’in Manifesto’daki ‘Muhafazakar, ya da
burjuva sosyalizm’ hakkındaki uyarıları ve Marx’ın 18 Brumaire’deki ‘Sosyal-Demokrasinin kendine özgü karakteri'ne
dair tartışması bu tartışmayla had safhada ilintilidir.
Bu bağlamda Komündeki
‘kahraman kardeşlerimiz’le ilgili olarak dikkat çekici olan şey,
buydu. [Komün] esasen bir içi sınıfı hükumetiydi, üreten sınıfın el koyan
sınıfa karşı mücadelesinin ürünü; çatısı altında emeğin ekonomik özgürleşmesini
yürütmek üzere nihayetinde keşfedilen siyasal biçimdi (1871c:72).
Bu bizzat devlete karşı bir Devrimdi (...) bizzat Sınıf tahakkümünün bu
iğrenç makinesini yıkmak için bir Devrimdi (...) Sadece, kendileri tarafından
tüm toplum için gerçekleştirilmesi gereken yeni bir toplumsal görevin, tüm sınıflardan
ve sınıf tahakkümünden kurtulma görevinin ateşlediği Proleterler bu sınıf
tahakkümünün aracını -Devleti- (...) yıkabilirlerdi (1871a:157).
Komün sınıf mücadelelerini ortadan kaldırmaz (...) tersine o sınıf
mücadelesinin farklı safhalarından geçmesini sağlayan rasyonel aracı sağlar
(...) Emeğin özgürleşmesini başlatır
(1871a:171).
Burada çok fazla
Marksist klasiğin paylaştığı bir tarafgirliği vurgulamak zorunludur: özgürleşme
yalnızca erkekler tarafından ve erkekler için gerçekleştirilecekmiş gibi yazma
eğilimi. Buna başka yerlerde dikkat çekmiştik20; ancak buna her
zaman işaret edilmeli ve yeniden üretilmemeli. Bir grubu (sükûtla ya da
damgalayarak) insandan az bir şey olarak işaretleyen tüm temsil sistemleri
sosyalist inşa yolunda -ki uzun ve virajlı bir yoldur- dönüştürülmelidir.
İmdi, kapitalist
Devletin dönüştürülmesi ve reforme edilmesi arasındaki bu tezat yeni bir
mutlakçılık, yeni bir püritenizm olarak okunmamalıdır. Aksine, her zaman mümkün
olan en büyük taktik ciddiyeti
-işleyişlerini insanileştirmek ve açmak için tüm Devlet biçimleriyle ve bu
biçimler içerisinde çalışmak, onlarla mücadele etmek ve savaşmak- savunduk. Ama
aynı zamanda bunların, daha geniş bir siyasal anlayışa tabi olan (yani kendi
başlarına yeterli olmayan) bir dizi taktik olduğunu ve bir hor görme stratejisiyle karıştırılmaması gerektiğini de
söylemiştik. Bu, tüm kapitalist ilişkilere kapitalizmde nesnelerin nasıl
yapıldığına dair temel değerlerin -tüm nesneleri (ve pek çok ilişkiyi) meta
biçimine indirgemek ve özelleştirilen ya da sistemin kendisini sürdürmek için kullanılan
artık değeri üretmek- nüfuz ettiğini fark etmenin bir sonucudur21.
Burada tartıştığımız şey aynı zamanda sosyalist bir stratejinin nasıl
kurulduğuna yönelik bir görüştür: hataları fark ederek. Lenin’in söylediği
gibi, yalnızca hiçbir şey yapmayanlar asla hata yapmazlar. Yukarıda, Manifesto’nun yanı sıra, Marx ve Engels’in
merkeziyetçi göründüğü bir metne daha
yer vermiştik. Bu metinden otuz beş yıl sonra Engels onun ve Marx'ın bir hata
yaptığını kabul etti: ‘O dönemde, Bonapartist ve liberal tarih tahrifçilerinin
yüzünden, Fransız merkezi idare aygıtının Büyük Devrim'ce ortaya çıkarıldığı
açık görünüyordu’; daha sonra anlaşıldı ki bu tür Devlet biçimleri başlangıçtan
beri gericiliğin araçlarıydı (Engels,
1885:285-286).
Bu tür bir analiz ve bu
tür bir perspektif Marx’tan ve diğerlerinden çıkarılan geniş bir stratejiyle de
bağlantılıdır: sosyalist inşa i) Devrim denen tek bir andan başlamaz ve bir
dizi ani devirme anları içerse de, azınlığın kar için yönetimini sürdüren tüm
ilişkilerin doğrudan sorgulanmasını ve dönüştürülme çabasını da gerektirir; iii)
koşulların ve kişilerin eşzamanlı olarak dönüştürülmesine, sürekli biçimde,
‘bariz olanın zorlanmasına’; toplumsal hayatın belirli olgularının verili kabul
edilen nesnelliğini (tarihselliklerini keşfetmek amacıyla) ya da duygu, kaygı
ve sorunların görünürdeki öznelliğini (kişisellik anlamında) sorgulayan kategorilerine
ve ritüellerine odaklanır. Yukarıda, işbölümünün kapitalizmdeki tüm siyasal
kurumlarda görüldüğünü ve tecessüm ettiğini iddia etmiştik. İşbölümü terimiyle
yalnızca Üç Büyük Ayrımı (kent ve kır arasında, büyük ölçekli sanayi ve küçük
ölçekli tarımsal üretim arasında, zihinsel emek ve kol emeği arasında; her üç
durumda da ilki diğerini domine eder ve üçüncü ayrım hepsine hükmeder: 1871a,
b, c) kastetmiyoruz; insanların kademelendirildiği ve konumlandırıldığı tüm
ritüel ve kategorileri kastediyoruz. İşte tam da bu alanlarda i) genellikle
iktisada ait bir mesele olarak görülen işbölümünü siyasal ve kültürel
ilişkilerle; ii) toplumsal hayatın ayrı bir alanı olarak siyasetin ve kültürün
ortadan kaldırılmasını, işbölümünün ortadan kaldırılmasıyla irtibatlandırmak
anlamlı hale gelir. Marx ve Engels’in Alman
ideolojisi’nde kastettikleri (Marx tarafından 1872’de Fransa’da İç Savaş’ta da tekrarlanan) budur: ‘Yukarıda Feuerbach’a
karşı söylenenlerden, işbölümü çerçevesindeki önceki devrimlerin yeni siyasal
kurumlara yol açmaya mahkûm oldukları sonucu çıkar; aynı şekilde, işbölümünü
ortadan kaldıran komünist devrimin en sonunda siyasal kurumları ortadan
kaldıracağı sonucu çıkar (...)’ (1845:380; yukarıda denilen 1845:52-3’tür).
Burada, Devlet
biçimlerinin ayrılıkları ya da kurumsal etkiliği açısından analiz edilmektense nasıl
ilişkisel olarak analiz
edilebileceğini vurgulamaya çalıştık. İleri sürdüğümüz şeyin merkezindeyse
belirli bir üretim ilişkileri anlayışı ve sınıfların, sınıf mücadelesinin ve
sınıf çelişkisinin kapitalizmde merkezi olduğu düşüncesi vardır. Başlangıçtaki
tanımlarımızı basitleştirdik çünkü çok uzun zamandır kapalı diye bilinen
kapıların açılmasına olanak vermek ve bizi birbirimizden ayıran bilgi disiplinlerinin
sınırlarını çizen tüm o çok sağlam duvarları yıkmak istiyorduk. Nihayet,
tarihsel materyalizmin -tabii, Marx ve diğerlerinin sunduğu kaynakların kutsal
metinler olarak değil, tarihsel deneyimin ışığında anlaşılan metinler olması
koşuluyla- bugünümüzü anlamak için diğerlerine göre çok daha kapsamlı bir kuram
sunduğunu (ki bu İngiltere’de ve başka yerlerde bir kaç kuşak tarihçinin
çalışmalarında görülebilir) ileri sürdük. Çünkü projemiz geçmişe geri gitmek
değil, günümüzün tarihsel niteliklerini ve mevcut toplumsal ayarlamaların,
özellikle Devlet düzenlemesi biçimlerinin serpilmesirie izin vermediği zengin
insani kaynakları ortaya koymaktır. İnanıyoruz ki bu kaynaklar -özelleştirilen
ya da rızaları ve kontrolleri olmadan dağıtılan kar için yapılan üretimi
sürdürmek amacıyla istemeden çalışan kadın ve erkekler-, sosyalizmin gerçek
kaynaklarıdır ve serbest bırakıldıklarında (tarihin gösterdiği gibi) olayların farklı gelişebileceğini göreceğiz. Biz
de çalışmalarımızı işte bu geleceğe adıyoruz.
Çeviren: E. Attila Aytekin
Yazının alındığı kaynak: Philip Corrigan (der.), Capitalism, State Formation and Marxist Theory:
Historical Investigations (Londra: Quartet Books, 1980)
Notlar
1) Bu yazı, British Sociological Association'ın
1977'de Devlet üzerine düzenlediği konferansa sunduğumuz bildiriden doğmuştur.
Ayrıca ortak ve bireysel çalışmalarımıza dayanmaktadır, özellikle iki ortak
kitabımız Socialist Construction and Marxist
Theory (1978) [Sosyalist inşa ve Marksist Kuram] ve For Mao (1979) [Mao Için]; Sayer'in Marx's Method (1979) [Marx'ın Yöntemi]; Corrigan'ın doktora tezi
(1977); Ramsay (1976; 1977).
2) Örneğin Socialist Construction and Marxist Theory'ye
[SCMT] ek, Marx's Method; ya da
Corrigan ve Sayer, 1979.
3) Hal Draper in dört
ciltlik kusursuz çalışmasına bakınız; diğer kaymalar Holloway ve Picciotto,
Jessop ve diğerlerinin eserlerinde izlenebilir. Miliband ve Poulantzas arasında
muazzam bir tartışma yaşanmıştır; tartışmanın özeti Laclau'da (1975), tartışmayı
izleyen çeşitli yorumlar Pulantzas’da (1976; 1978) ve Miliband'da (1977)
bulunabilir. Elias ve Foucault`nun çalışmaları dışında, büyük ölçüde hemfikir
olduğumuz iki yazı grubunu vurgulamak isteriz: i) 1920'ler Bolşeviklerinin
yeniden keşfedilen eserleri, örneğin Rubin, Volosinov ve Pashukanis; ii) Stuart
Hall'un tarama ve analizleri (örneğin 1977a; 1977b).
4) Daha eksiksiz bir
belgelendirme için Marx’s Method,
s.83-7; SCMT, s.3-4'e bakanız ve Anderson, 1974:203f.; Balibar, 1970:233f.;
Bettelheim, 1972:86f; 1974:91f ile karşılaştırınız.
5) Bu, tüm çalışmalarımızın
temel tezlerinden biridir. Erken tarihli bir tartışma için bkz. Corrigan ve
Sayer, 1975. On dokuzuncu yüzyıl İngiltere’si için geniş bir çalışma
Corrigan'ın doktora tezinde, özellikle 3.bölüm'de sunulmaktadır.
6) Corrigan'ın doktora
tezinin 2. Bölümü Mar x ve Engels'deki muğlaklıklann izini sürer; SCMT
Bolşevizmi inceler.
7) Bazıları, Stuart
Hall'un deyişiyle, bir zorunlu tekabüliyetsizlik kuramı inşa etmiş durumdalar
(bkz. Corrigan ve Sayer, 1978). Bu özerkleştirme Marx ve Engels'in Alman İdeolojisi’nde eleştirdikleri
"felsefi kahramanlanmızın" ("Almanya'daki gerçek koşulların
perişanlığı"yla ilintili olarak) yazdıklarının çoğuna denk düşer. Marx'ın
1880 tarihli ''Wagner Üzerine Notlar"daki ünlü analizler de dâhil olmak
üzere, bu tür 'kuramsal balon'lara hücum etmeyi sürdürdüğünü vurgulayalım.
8) Bu boyuta M. Barrett
vd., Ideology and Cultural Production'da
(1979) ve Philip Corrigan ve Paul Willis'in yakında çıkacak olan Screen Education ve Media, Culture and
Society'deki makalelerinde değinilmektedir. Basil Bernstein'ın eski
çalışmalarına da ışık tutan yakın tarihli çalışmaları (örneğin 1977a) bu
noktada çok önemlidir.
9) Bu vurgu Marx's Method’da vardır ve Sayer (1979a)
ile Corrigan ve Sayer’in (1978) ileri sürdüğü gibi sosyalist analizin bir
bileşenidir.
10) Edward Thompson'ın Poverty of Theory (1978) adli kitabı
Marksist bilimin materyalist/görgül/tarihsel yanının inkâr edilmesine karşı
çok şiddetli bir eleştiridir. Dikkate değer bir tartışma History Workshop dergisinin sayfalarında, örneğin 6. Sayıda
Richard Johnson'da, 7. Sayıda Keith McClelland ve Gcrvin Williams'da
bulunabilir.
11) Bu onun Adolph
Wagner eleştirisinde vardır. Bu metinler Corrigan ve Sayer'da (1975; 1978) ve Marx's Method'da bulunabilir.
12) ‘Düşünsel üstyapı’
terimi Marx tarafından pek çok yerde kullanılmıştır -örneğin aynı kitapta
(1845:373). Bunun altyapı-üstyapı metaforunun Marx'ın tüm görüngüsel biçimlere
yönelttiği stratejik eleştriyle daha ‘uyumlu’ bir açıklamasına işaret ettiğini
düşünüyoruz (Corrigan ve Sayer, 1978: 201f.) Daha önceki tartışmalar Sayer,
1975; Corrigan ve Sayer, 1975; SCMT, s.4f. ve Marx's Method, s.80f.’de bulunabilir.
13) Kapitalist üretimin
patriyarkal ve aileyi biçimleri meselesi Corrigan ve Sayer, 1978'in son
bölümünde (R. Coward'ın hemfikir olduğu (m/f, , (2) 1978, s. 95) de Hindess ve
Hirst projesinin eleştirisi) ortaya atılmaktadır. Patriyarka ve aileyi
biçimlerin araştırılması için en iyi iki başlangıç noktası Feminism and Materialism (Kuhn ve Wolpe, 1978) ve Women Take Issue (CCCS, 1978) adli
derlemeler, artı Feminist Review, m/f
ve Women's Studies dergilerinin sayılarıdır. Wainright (1978) ile Bland, Mc Cabe
ve Mort'un (1978) çalışmaları da yeni boyutlar sunmaktadır. Burada Althusser’in
yeniden üretimin üstyapısal bir görüngü olduğuna ve ailenin de tümüyle
Erastianlaştığına dair kötü şöhretli önermesiyle hemfikir olmadığımızı vurgulamak
yerinde olacaktır. İşin görgül boyutu için Humphries'in (1977) yanı sıra işçi
sınıfı kadınlarının tarihsel deneyimlerinin materyalist bir tarihinin artık
mevcut olan (yeniden basılan ya da sözlü tarih yoluyla toplanan) kaynaklarına
bakılabilir.
14) “Bu toplumda ayrılma
olağan ilişki olarak görünür (...) bu toplumda birlik kazai, ayrılma olağan
olarak görünür” (Marx, 1863a:409). “Rekabet, sermayenin kendi üretim tarzının
zaferini genel olarak güvence altına aldığı biçimdir.” (1858:730). Bu, Corrigan
ve Sayer, 1979'da uzun uzadıya tartışılmaktadır.
15) Bu, Marx's Method'da tartışılmaktadır.
16) Fetişizm
tartışmaları Geras'da (1971), Mepham'da (1972) ve Marx's Method, Birinci Bölüm’de bulunabilir.
17) Bu noktalar Marx ve
Engels için Corrigan'ın doktora tezi, 2. Bölüm'de, Lenin ve Bolşevikler için
SCMT’de ve For Mao’da daha ileriye
taşınmaktadır. Zıt tarzlar ve dünya piyasasıyla ilişkileri en iyi (ve en
trajik) biçimde 1970'lerin ortalarından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti'nde
gözlemlenebilir.
18) Bkz, S. Hall ve
Draper'ın 3. notta zikredilen çalışmaları; Millband'ın 1965 tarihli makalesi de
yararlı olabilir.
19) Bu düzeltmeler için
bkz. Lenin, 1917b (ve defterleri, I917a) artı Balibar, 1972 -ikisinin de
hedefledikleri Komünist Partilerin politikaları üzerinde azami bir etkisi olmamıştır.
20) SCMT, s.163, not 2; For Mao, s. xv; Corrigan ve Sayer,
1978:209.
21) Bu taktik ciddiyet
ve stratejik hor görü formülasyonu Mao'nun Moskova'da 1957'de yaptığı
uyarılardan çıkarılmaktadır. Bu uyarılar Corrigan ve Sayer, 1975 ve Ramsay’de
(1976a; b; 1977) ele alınmış, haklılıkları İngiltere'de ve başka yerlerde işçi
sindirim mücadelesini ve diğer mücadelelerin tarihsel deneyimini konu alan bir
çalışma yoluyla gösterilmiş ve SCMT ve For
Mao'da ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Daha kısa bir versiy on için bkz.
Corigan ve Sayer, 1978:198-199.
Kaynakça
1. Marx'ın ve Marx ve Engels'in eserleri
(1843) On the Jewish Question, Collected Works (MECW) 3,
Londra: Lawrence and Wishart.
(1845) The German Ideology, MECW 5, Londra: Lawrence and
Wishart.
(1847a) Moralizing Criticism and Criticai Morality, MECW
6, Londra: Lawrence and Wishart.
(1847b) The Poverty of Philosophy, MECW 6, Londra:
Lawrence and Wishart.
(1848) Manifesto of the Communist Party, MECW 7, Londra:
Lawrence and Wishart.
(1849) Wage, Labour and Capital, Selected Works in One
Volume içinde, Moskova: Progress, 1968.
(1850) Address of the Central Authority to the Leage
(March 1850), MECW 10, Londra: Lawrence and Wishart.
(1852) Eighteenth Brumaire, Selected Works in One Volume
içinde, Moskova: Progress, 1968.
(1854) Letter to the Labour Parliament, Political
Writings II, Londra: Penguin.
(1855) "The Association for Administrative
Reform"-"People's Charter", Articles on Britain içinde, Moskova:
Progress.
(1858) Grundrisse, Nicolaus, M. (der.), Londra: Penguin,
1973.
(1863a, b, c,): Capital, IV Theories of Surplus Value, I,
II, III, Moskova: Progress.
(1864) Inaugural Address of the intemcrtional Working Man's
Association, Political Writings III içinde, Londra: Penguin.
(1865) Capital, III, Moskova: Progress.
(1867a) Capital, I, Londra: Lawrence and Wishart, 1957.
(1867b) Capital, I, Londra: Penguin, 1976.
(1871a) 1871c`nin ilk taslağı.
(1871b) 1871 c'nin ikinci taslağı.
(1871c) The Civil War in France, Pekin: FLP 1970.
(1872) Manifesto'nun Almanca baskısına "Önsöz",
Selected Works in One Volume içinde, Moskova: Progress, 1968.
(1878) Capital, II, Moskova: Progress, 1967.
(1879) "Circular Letter to Bebel, Liebknecht, Bakke,
et al. Political Writings III içinde, Londra: Penguin.
(1880) "Notes on Adolph Wagner", Carver (ed.),
Texts on Method içinde, Oxford: Blackwell, 1975.
(1962) On Britain, Moskova: FLPH.
(1968) Selected Works in One Volume, Moskova: Progress.
2. Diğer Eserler
Anderson, P (1974) Passages from Antiquity to Feudalism,
Londra: New. Left Books.
Balibar, E. (1970) [The Basic Concepts of Historical
Materialism", Aithusser, L. ve Balibar, E., Reading Capital içinde,
Londra: New Left Books.
Balibar, E. (1972) "La Rectification du Manifeste
Communiste", La Pense, 164.
Barrett, M. vd. (der.) (1979) Ideology and Cultural
Production, Londra: Croom Helm.
Bernstein, B. (1977) "Aspects of the Relations
between Education and Production'.
Bettelheim, C. (1972) Economic Calculation and Forms of
Property, Londra: Routledge.
Bettelheim, C. (1974) Cultural Revolution and Industrial
Organization in China, Londra: Monthly Review Press.
Bland, T., McCabe, T. ve Mart, E (1979) "Sexuality
and Reproduction: Three Official Instances', Barrett, M. vd. (der.) Ideology
and Cultural Production içinde, Londra: Croom Helm,
CCCS-Birmingham University Centre for Contemporary Cultural
Studies (1975) Women Take Issue, Londra: Hutchinson.
Corrigan, P (1977) State Formation and Moral Regulation
in Nineteenth Century Britain: Sociological Investigations, yayınlanmamış doktora
tezi, Durham University.
Corrigan, P ve Sayer, D. (1975) "Class Struggle,
Moral Relations and Political Economy", Radical Philosophy, 12.
Corrigan, P ve Sayer, D. (1978) "Hindess and Hirst:
A Ciritical Review", Socialist Register.
Corrigan, P ve Sayer, D. (1979) "How the Law
Rules", 1979 BSA konferansına sunulan bildiri; gözden geçirilmiş
versiyonu Law, State and Society içinde, Londra: Croom Helm.
Corrigan, P., Ramsay, H. ve Sayer, D. (1978) Socialist
Construction and Marxist Theory: Bolshevism and Its Critique, New York:
Macmillan and Monthly Review.
Corrigan, P, Ramsay, H. ve Sayer, D. (1979) For Mao,
Londra: Macmillan.
Draper, H. (1977) Karl Marx's Theory of Revolution, I.
Kısım, Londra: Monthly Review Press.
Draper, H. (1978) Karl Marx's Theory of Revolution, II.
Kısım, Londra: Monthly Review Press.
Engels, F. (1885) Marx ve Engels, 1850’nin gözden
geçirilmiş versiyonuna not.
Geras, N. (1971) "Essence and Appearance", New
Left Review, 65; ayrıca Blackburn, R. (der.), 1972, Ideology in Social Science
içinde, Londra: Fontana.
Gramsci, k (1934) The Prison Notebooks, Londra: Lawrence
and Wishart (1971).
Hall, S. (1977a) "Rethinking the 'Base and
Superstructure' Metaphor", Bloomfield, J. (der.) Class, Hegemony and
Politics içinde, Londra: Lawrence and Wishart.
Hall, S. (1977b) "The 'Political' and the Econornic`
in Marx's Theory of Classes", Hunt, A. (der.) Class and Class Structure
içinde, Londra: Lawrence and Wishart.
Kuhn, A. ve Wolpe, A.M. (der.) (1978) Feminism and
Materialism: Women and Modes of Production, Londra: Routledge.
Laclau, E. (1975) "The Specificity of the Political:
the Poulantzas-Miliband Debate", Economy and Society, 4.
Lenin, VI (1917b) State and Revolution, Londra: Lawrence
and Wishart (1933).
Lenin, V.I. (1917a) Marxism and the State, Moskova:
Progress (1972).
Mepham, J. (1972) 'The Theory of Ideology in ‘Capital’”,
Radical Philosophy, 2.
Miliband, R. (1965) "Marx and the State",
Socialist Register. Miliband, R. (1977) Marxism and Politics, Oxford: Oxford
University. Poulantzas, N. (1976) "The Capitalist State", New Left
Review, 95. Poulantzas, N. (1978) State, Power, Socialism, Londra: NLB.
Ramsay, H. (1976a) "Participation: the Shop Floor
View", Biritish journal of Industrial Relcrtions, 13.
Ramsay, H. (1976b) 'Who Wants Participation", New
Society, 30 Eylül.
Ramsay, H. (1977) "Cycles of Control: Worker
Participation in Sociological and Historical Perspective", Sociology, 11.
Sayer, D. (1975) "Method and Dogma in Historical
Materialism", Sociological Review, 23.
Sayer, D. (1979a) 'Science as Critique", Mepham, J.
vd. (der .), Issues in Marxist Philosophy, Londra: Harvester Press.
Sayer, D. (1979b) Marx's Method, Londra: Harvester Press.
Thompson, E.P. (1978a) The Poverty of Theory, Londra:
Merlin.
Thompson, E.P. (1978b) "The State versus its
Enemies, New Society, 19 October.
Thompson, E.P. (1978c) "The Secret State within the
State", New Statesman, 10 November.
Thompson, E.P. (1978d) "Introduction", Review
of Security and the State, Londra: Julian Friedmann.
Wainright, H. (1978) "Women and the Division of
Labour", Abrams, P (der.), Work, Urbanism and Inequality içinde, Londra:
Weidenfeld.
Weber, M. (1918) "Politics as Vocation", Essays
içinde, Londra: Routledge.
Weber, M. (1920) General Economic History, 1961, New
York, CollierMacmillan.
Kaynak: Praksis (3) 2001, 203-227.