Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
devrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devrim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2026 Perşembe

Toplumsal Değişimin Dinamikleri: İsyan, Direniş, Reform ve Devrim

MAR

Toplumsal yapılar durağan değildir; karşıtlıklar, çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, özgürlük yoksunluğu veya değişen maddi koşullar sürekli olarak mevcut düzeni zorlar. Bu zorlama, bireylerin ve sınıfların sisteme karşı takındıkları tavra ve eylemlerine göre dört temel biçimde somutlaşır. Bu dört temel olgu ve kavram, mevcut iktidar ve toplumsal yapı ile kurulan ilişkinin niteliğine göre birbirinden ayrılır. Toplumsal değişimin motor gücü sınıf mücadeleleridir. Sınıf mücadelesi, yalnızca büyük siyasal altüst oluşlarda değil, işyerlerinde, günlük siyasette, sanatsal ve kültürel üretimler ile faaliyetlerde ve toplumsal yaşamın en küçük hücrelerinde her zaman mevcuttur. Üretim sürecindeki sağlıksız koşullar, denetim ve sömürüye karşı kavgadan sokaktaki hak arayışına kadar, çelişen sınıfsal çıkarlar toplumsal hareketlerin temelini oluşturur.

1. Direniş (Resistance): Savunma Hattı

Direniş, toplumsal muhalefetin en temel ve bazen en sessiz biçimidir. Mevcut bir hakkın geri alınmasına, bir baskıya veya dayatılan bir değişikliğe karşı durma eylemidir. Egemen gücün ya da iktidarın her türlü dayatmasına karşı örülen ilk barikattır. Bazen sessiz bir sivil itaatsizlik, bazen de açık bir karşı duruştur.

  • Niteliği: Genellikle savunmacıdır. Mevcut olanı korumayı veya bir saldırıyı durdurmayı amaçlar. Sadece fiziksel bir bariyer oluşturmaz, aynı zamanda hegemonya içindeki çatlakları ve egemen sınıfın ideolojik üstünlüğünü tam olarak kuramadığını anlatır.
  • Biçimi: Sivil itaatsizlikten pasif direnişe, grevlerden kültürel muhafazaya kadar geniş bir yelpazeye yayılır. James C. Scott’un "zayıfların silahları" (Weapons of the Weak) olarak tanımladığı günlük direniş pratikleri (iş yavaşlatma, dedikodu, ayak sürüme, sabotaj, sahte uyum vb.) sistemin kılcal damarlarındaki sürtünmeyi temsil eder. Bir grev gözcülüğünde, bir mahalle savunmasında veya kültürel bir asimilasyona karşı anadilini korumada kendini gösterir.
  • Marksist açıdan: Direniş, "kendiliğinden" sınıf bilincinin en saf halidir. Spontane (kendiliğinden) hareketler bilinçliliğin embriyonik biçimleridir. Küçük direnç odakları kitlelerin lokal örgütlenme kapasitesini artırabilir ve sınıfsal aidiyetin tohumlarını atabilir. Direniş, proletaryanın “kendinde sınıf” (Klasse an sich) konumundan “kendi için sınıf” (Klasse für sich) konumuna geçişinde ilk adımdır. Tarihsel örnekler: 19. yüzyıl İngiltere’sinde Luddite hareketleri (makine kırıcılığı), fabrika yasalarına karşı grevler veya sömürgecilik karşıtı pasif direniş biçimleri. Doruk Madencilik işçilerinin eylemleri, Temel Conta’daki ve diğer işyerlerindeki grevler Türkiye’den yakın zamanlı örneklerdir.

2. İsyan (Rebellion): Öfkenin Patlaması

İsyan, toplumsal huzursuzluğun ani ve genellikle programsız bir şekilde sokağa taşmasıdır. Mevcut iktidara karşı açık bir başkaldırıdır, ancak isyanı diğerlerinden ayıran en önemli özellik, sistemin bütününe dair alternatif bir yapı (düzenleniş ve işleyiş) önerisinin zayıf olmasıdır. Biriken toplumsal basıncın valfleri patlatmasıdır.

  • Niteliği: Tepkiseldir. Belirli bir vergiye, bir lidere veya anlık bir adaletsizliğe karşı duyulan öfke patlamasıdır. Kuralsız bir patlamadır. İsyan, düzene karşı bir "hayır"dır ama henüz yerine ne koyacağını söyleyemeyen bir çığlıktır.
  • Sonucu ve Ayırıcı Özelliği: İsyanlar ya şiddetle bastırılır ya da mevcut iktidarın küçük tavizleriyle (lider değişikliği, yasanın geri çekilmesi) sönümlenir. İsyan düzeni sarsar ama onu başka bir düzenle ikame etme iddiası taşımaz. Programsızdır; bir liderin düşmesi ya da bir yasanın geri çekilmesiyle sönümlenebilir. Ancak her isyan, kitlelerin kendi gücünü fark ettiği bir "eğitim süreci"dir. Spontane ayaklanmalar bilinçliliğin primitif halini barındırır; proletaryanın uyanışını gösterir ama devrimci bir önderlik (öncü parti) olmadan sistematik bir mücadeleye dönüşemez.

·         İsyan süreçleri, sınıf mücadelesinin keskinleştiği, kitle mobilizasyonunun zirveye çıktığı uğraklardır. “Kendinde sınıf”tan “kendi için sınıf”a geçişte ani sıçramalar yaşanabilir. Tarihsel örnekler: Paris’te Haziran 1848 ayaklanması, Gezi Parkı İsyanı. Bunlar bastırıldığında reformist tavizler doğurabilir, ama biriktirdikleri deneyim devrimci bilincin hammaddesini oluşturur.

3. Reform: Sistemin Onarımı

Reform, mevcut sistemin toplumsal, ekonomik veya siyasal mekanizmalarının temel yapısını bozmadan, aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlayan yasal ve kurumsal düzenlemelerdir. Sistemin çöküşünü engellemek için bizzat sistem içinden (yukarıdan aşağıya) veya yoğun baskıyla (aşağıdan yukarıya) yapılan yasal iyileştirmelerdir.

  • Niteliği: Evrimseldir. Sistemin bekasını sağlamak için esnemesi ve kendini yenilemesidir.
  • Amacı: Reformlar genellikle bir devrimi engellemek veya toplumsal gerilimi düşürmek için yukarıdan aşağıya (iktidar eliyle) ya da aşağıdan gelen baskıyla sistem içinden gerçekleştirilir. Düzenin kökten değişmesini değil, daha "katlanılabilir" veya "verimli" hale gelmesini hedefler. Devrimci bir patlamanın önünü kesmek ve toplumsal rızayı yeniden inşa etmekle işlevlidir.
  • Sınırı: Rosa Luxemburg'un belirttiği gibi, reformlar sosyalizme giden bir yol oluşturmaz, kapitalizmin ömrünü uzatan pansumanlardır. Reformlar, mülkiyet ilişkilerine ve devletin sınıfsal karakterine dokunmaz; reformlarla sadece "paylaşım" ve "yönetim" biçiminde küçük düzenlemeler yapılır.
  • Sosyalistler doğrudan reform kazanımları elde etmek için mücadele etmezler. Güncel taleplerini sistemi aşacak ve devrimle çözülebilecek şekilde formüle ederek mücadele ederler. Bu mücadelelerin ara kazanımları, eşdeyişle reformcu ara sonuçları olmasına çalışırlar. Sadece bu anlamda reform mücadeleleri devrimin okulu ve aracıdır; amaçsa devrimdir.

4. Devrim (Revolution): Kökten Dönüşüm

Devrim toplumsal değişimin en kapsamlı ve radikal (köklü) biçimidir. Mevcut siyasal iktidarın sadece el değiştirmesi değil, toplumsal üretim ilişkilerinin, mülkiyet yapısının ve devlet biçiminin kökten değişmesidir. Sadece iktidarın el değiştirmesi değil, üretim tarzının ve buna bağlı tüm hukuki-siyasi-ideolojik üstyapıların kökten yıkılarak yeniden inşasıdır.

  • Niteliği: Yapısaldır. Eski olanın yıkılıp yerine niteliksel olarak farklı bir yeninin inşa edilmesidir. Niteliksel bir sıçramadır.
  • Marksist Bakış: Marx için devrim, üretici güçlerin gelişiminin mevcut üretim ilişkileriyle (mülkiyet biçimleriyle) çatışması sonucu ortaya çıkan tarihsel bir zorunluluktur. Devrim, bir sınıfın diğerini sadece alt etmesi değil, toplumun ekonomik temelinin ve buna bağlı üstyapılarının (hukuk, ahlak, sanat) yeniden kurulmasıdır. Bu, toplumsal formasyonun bütüncül bir dönüşümüdür. “Devrim, yalnızca egemen sınıfı devirmek için değil, deviren sınıfın kendisini de eski toplumun pisliğinden arındırmak için gereklidir.” (Alman İdeolojisi)
  • Sonuç: Devrim, mülkiyetin karakterini değiştirir. Sömürülen sınıfın devlet aygıtını “parçalayarak” (dönüştürerek, işleyiş ve düzenlenişini değiştirerek, bazı organizasyonlarını tasfiye ederek) kendi iktidarını kurması ve sınıfsız topluma giden yolu açmasıdır.

·         Devrim, sınıf mücadelelerinin en yüksek siyasal formudur. Devrimlerde kitle mobilizasyonu devlet kurucu iradeye dönüşür; sınıf bilinci tarihsel perspektifle birleşir.

Kavramlar Arasındaki Diyalektik Bağlar

Bu dört olgu ve kavram birbirini dışlamaz, aksine birbirini besleyen süreçler oluşturur:

  • Sürekli bir direniş hattı koşullar olgunlaştığında bir isyanı tetikleyebilir. Direniş süreklileştiğinde isyanı besleyebilir.
  • Eğer bir isyan bilinçli bir program ve örgütlü bir sınıf bilinciyle birleşirse, devrime dönüşebilir. İsyan örgütlü bir programa kavuştuğunda devrime evrilir.
  • Zamanında yapılan köklü reformlar, devrimci bir durumun oluşmasını geciktirebilir veya engelleyebilir. Reform süreci soğutmak için bir araçtır ya da devrimci mücadelenin yol üzerindeki küçük mevzi kazanımlarıdır.
  • Devrim ise, eski düzenin tüm kalıntılarına karşı uzun süreli bir direnişi ve ardından yeni bir toplumun inşası için kendi reformlar serisini gerektirir.

Sonuç

İsyan ve direniş "hayır" demenin ve boyun eğmemenin estetiği ve öfkesiyken, reform "iyileştirmenin", devrim ise "yeni bir dünya kurmanın" politikasıdır. Marksist perspektiften bakıldığında, asıl olan dünyayı sadece yorumlamak ya da onarmak değil, onu niteliksel bir sıçrama ile devrimci bir dönüşüme uğratmaktır. "Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir." (Marx, Feuerbach Üzerine Tezler). Günümüzde devrimler, kitlelerin organizasyonel enerjisi ve gücünün öncü partinin teorik, stratejik, taktiksel ve örgütsel müdahaleleri ve yönlendirmeleriyle birleşmesinin sonucudur. Bu dört olgu ve kavram, dünyayı değiştirme eyleminin farklı yoğunluktaki uğraklarıdır.

17 Eylül 2024 Salı

Rusya’da sosyalizmin olasılığı tartışması: Marx’ın Vera Zasuliç’e mektubu

Ender Helvacıoğlu

Marx, 20. yüzyıl Marksistlerinin en önemli tartışmalarından olan “geri” ülkelerde sosyalizmin olasılığı sorununa, ömrünün sonuna doğru ciddi biçimde kafa yormuştu.

Marx, 20. yüzyıl Marksistlerinin en önemli tartışmalarından olan “geri” ülkelerde sosyalizmin olasılığı sorununa, ömrünün sonuna doğru ciddi biçimde kafa yormuştu. Öyküsü ile birlikte aktaralım:


Kapital, Avrupa’da 4 yıl içinde ancak 1000 adet satar. Oysa eserin Rusça çevirisi (1872), bir yıl içinde 4000 adet satar.

 Kapital, Rusya’da daha çok satıyor

On küsur yıllık bir çalışmanın sonunda Kapital’in ilk cildi 1867’de yayımlanır (bilindiği gibi ikinci ve üçüncü ciltler Marx’ın ölümünden sonra, onun notlarından yola çıkarak Engels tarafından yayına hazırlanmıştır). Kapital, Avrupa’da 4 yıl içinde ancak 1000 adet satar ve büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Oysa eserin 1872 yılında yayımlanan Rusça çevirisi, bir yıl içinde 4000 adet satar.

Bu durum Marx’ı şaşırtır ve Rusya’daki toplumsal gelişmelere daha fazla ilgi göstermesine yol açar. Bu arada Rus devrimcileriyle (özellikle Çarlık rejiminin baskılarından dolayı Avrupa’ya kaçmak zorunda kalanlarla) bazı temasları olur ve onların kendi aralarında yaptıkları tartışmalara da dolaylı olarak katılır.

‘Rusya’da kapitalizmin gelişmesini mi bekleyeceğiz?’

Marx’ın, Rusya’daki “Emeğin Kurtuluşu” adlı bir Marksist grubun önderlerinden Vera Zasuliç ile mektuplaşmaları konumuz açısından oldukça önemlidir. V. Zasuliç Marx’a bir mektup yazarak, o dönemdeki Rus devrimcilerinin temel tartışmaları konusundaki fikirlerini iletmesini ister.

Rusya gibi kapitalist gelişme açısından oldukça geri bir ülkede, sosyalizmin şansı nedir? Marx’ın Kapital’de ve Kapital öncesi çalışmalarında yazdığı gibi, bir üretim tarzı sonuna kadar yaşanmadan diğer üretim tarzı gündeme gelemeyecekse, Rusya’da yapılması gereken kapitalist gelişmeyi desteklemek midir? Zasuliç’in soruları, Rusya’nın geniş kırlık alanlarında hakim üretim tarzı olan tarım komünleri somutundan yola çıkılarak sorulmuştur.

Marx, Vera Zasuliç’e yanıt vermekte zorlanır. Yazdığı kısa yanıtın ardında 3 tane taslak vardır.1 Marx’ın yoğun fikir jimnastiğini yansıtan bu taslaklardan bazı alıntılar yapalım:

Kapital esas olarak Batı Avrupa’yı tahlil ediyor

“Kapitalist üretimin doğuşunu incelerken, bunun temelinde ‘üreticinin üretim araçlarından kökten ayrılışının’ yattığını (işin sırrının bu olduğunu) söyledim, ve ayrıca, ‘Bütün bu evrimin temeli, tarımsal üreticinin mülksüzleştirilmesidir. Bu da şimdiye kadar, köklü biçimde ancak İngiltere’de oldu. … Ama Batı Avrupa’nın bütün öteki ülkeleri aynı hareketi geçirmektedirler.’ dedim. Demek ki ben, Batı Avrupa ülkelerinde bu hareketin ‘tarihsel yazgı’ olma yanını özellikle sınırladım. …

“Böylece, son tahlilde, bir mülkiyet biçimi, başka bir özel mülkiyet biçimine sokulmuş olmaktadır (Batı hareketi). Rus köylüsünün elindeki toprak hiçbir zaman özel mülkiyet olmadığına göre, bu gelişme nasıl uygulanacaktır?”2

Dikkat edilirse Marx burada, Kapital’de yaptığı analizlerin Batı Avrupa ülkeleriyle sınırlı olduğunu özellikle vurguluyor ve ele aldığı konunun bir özel mülkiyet biçiminden (feodalizm) diğer bir özel mülkiyet biçimine (kapitalizm) geçiş olduğuna, ama Rus toprağının hiçbir zaman özel mülkiyet haline gelmemiş olduğuna dikkat çekiyor. Son derece önemli! Ama sonrası daha da ilginç:

Rusya’daki “Emeğin Kurtuluşu” adlı bir Marksist grubun önderlerinden Vera Zasuliç. Petersburg valisi General Fyodor F. Trepov’u kurşunlamaktan yargılanmıştı.

 ‘Rusya kuluçka dönemini atlayabilir’

“Rusya’da, bu ülkeye özgü koşulların bir araya gelmesi yüzünden, ulusal ölçüde kurulmuş olan tarım komünü, ilkel niteliklerinden adım adım kopabilir ve doğrudan doğruya, ulusal ölçüde kolektif üretimin unsuru olarak gelişebilir. Kapitalist üretimin çağdaşlığından ötürüdür ki, Rus tarım komünü, kapitalizmin (korkunç) iğrenç serüvenlerinden geçmeden, bu üretimin tüm olumlu yanlarını benimseyebilir. …

“Kapitalist sistemin Rus heveslileri böyle bir çözümün teorik olanağını yadsımaya kalkarlarsa, kendilerine soracağım soru şudur: makineleri, buharla işleyen gemileri, demiryollarını vb. işletebilmek için Rusya, Batı gibi, makine sanayinin o uzun kuluçka döneminden geçmek zorunda kaldı mı? Şunu da açıklasınlar, nasıl oldu da (bankalar, kredi kurumları vb. gibi) Batıda yaratılması yüzyıllar sürmüş olan değişim mekanizmasını göz açıp kapayana dek ülkelerine sokabildiler?”3

Görüldüğü gibi Marx bu pasajda, Rusya’nın kapitalizm aşamasını atlayabileceğini vurguluyor, ilkel tarım komününün “modern komün”e dönüşebilme olanağını tartışıyor. Buna karşı çıkanları da “kapitalizmi alırken sıçramaları kabul ediyorsunuz da, neden sosyalizm olanağını yadsıyorsunuz?” diye azarlıyor. Devam ediyor:

‘Ama önce devrim gerekir’

“Demek ki, o (Rus tarım komünleri), modern toplumun yöneldiği ekonomik sistemin doğrudan doğruya başlangıç noktası olabilir ve kendi kendini yok etmekle işe başlamadan deri değiştirebilir. …

“Kapitalist düzenden, sadece olabilecek süresi bakımından toplumun tüm yaşamı içinde hesaba katılmayacak kadar kısa ömürlü olan kapitalist düzenden geçmeden kapitalist üretimin insanlığa sağladığı ürünleri ele geçirebilir.”4

Gerek şartı böyle açıklayan Marx, yeter şarta da vurgu yapıyor:

“Rus komününü kurtarmak için bir Rus devrimi gerekli… Rus komünü, Rus toplumunun yeniden doğuşunu sağlayan bir unsur olarak, kapitalist düzenin köleleştirdiği ülkelere bir üstünlük unsuru olarak kısa zamanda gelişecektir.”5

Marx’ın Zasuliç’e yazdığı mektubun birinci taslağında yaptığı tartışmayla ulaştığı sonuçları özetleyelim:

– Kapital’de yapılan analizler esas olarak Batı Avrupa süreciyle sınırlıdır.

– Bütün ülkelerin (bu örnekte Rusya’nın) aynı yolu (kapitalizmi) izlemeleri zorunlu değildir.

– Bu ülkeler, kapitalizmi yaşamadan (onun katkılarını da özümseyerek) daha ileriye sıçrayabilirler.

–“Gerilik”leri bir üstünlük unsuruna dönüşebilir.

– Fakat öncelikle köklü bir devrim gerekir.6

Dipnotlar

1) K. Marx, F. Engels; Kapitalizm Öncesi Ekonomi Biçimleri, Sol Yayınları, Çev. Mihri Belli, İkinci (genişletilmiş) baskı, s.232-264. Kitapta birinci, ikinci ve üçüncü taslaklar ile 8 Mart 1881 tarihli mektubun aslı bulunuyor.

2) Aynı eser, birinci taslak, s.232-233.

3) Aynı eser, birinci taslak, s.234.

4) Aynı eser, birinci taslak, s.242-243.

5) Aynı eser, birinci taslak, s.248.

6) Taslaklar oldukça uzun olmasına ve tekrarlar içermesine karşın, Zasuliç’e gönderilen asıl mektup kısa. Belli ki Marx epey kafa yorduktan sonra ulaştığı sonuçları süzmüş. Sonuçtaki mektupta şöyle yazmış: “Demek ki, Batıya özgü bu harekette (feodalizmden kapitalizme geçiş) söz konusu olan, bir özel mülkiyet biçiminin yerini bir başka özel mülkiyet biçiminin almasıdır. Rus köylülerinde ise, tersine, onların ortak mülkiyetini özel mülkiyet biçimine sokmak gerekecektir. Demek ki, Kapital’deki tahlil, tarım komününün yaşama yeteneği konusunda ne lehte, ne aleyhte nedenler ileri sürmemektedir; ancak orijinal kaynaklarda malzeme arayarak yapmış olduğum özel inceleme, bu komünün, Rusya’da toplumsal yeniden doğuşun dayanağı olduğuna beni inandırdı, ama komünün bu biçimde bir işlevi yerine getirebilmesi için, ilk önce onu her yandan kuşatan baltalayıcı etkilerden kurtarmak ve sonra da kendiliğinden-gelme bir gelişmenin doğal koşullarını kendisine sağlamak gerekir.” Aynı eser, mektup, s.264.


9 Ağustos 2024 Cuma

Devrimci mücadele | Ufuk Akkuş

Yazarın onayıyla yazısını MAR'da yayınlıyoruz:


Devrimci bir hükümet iş başına geldikten sonra devletin dönüştürülmesi en zor süreçlerden biri olacaktır. Henüz aşılmamış olan eski düzenin devlet içindeki direncini kırmanın yolu kitlesel eylemlerin de yardımıyla onlar üzerinde baskı kurmaktan geçecektir. Devlet organlarının tasfiye edilmesi, üst düzey yöneticilerin tümünün halk tarafından seçilir, denetlenir ve her an çağrılabilir duruma getirilmesi, temsilcilik görevlerinin bireysel zenginleşme araçları olmaktan çıkarılması, halkın karar alma süreçlerine doğrudan doğruya katılabilmesi, ordunun gerçek anlamıyla halkın hizmetine sokulması gibi önlemlerin örgütlü bir halk hareketi mücadelelerinden destek almayan bir hükümet tarafından alınması hiç kolay değildir.

1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim devrimi, insanlığın eşitlik ve özgürlük arayışında çok önemli ve coşkulu bir başlangıç idi. Devrim ile kurulan sosyalist sistem o dönemde pek çok ülkeye esin kaynağı olmuştu. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nde sistemin çöküşüyle birlikte diğer sosyalist ülkeler de peşi sıra düştüler. En yaygın yorumla, 18. yüzyılda başlayan kapitalist sistemin ömrüyle kıyaslandığında tarihin 74 yıl gibi kısa bir dönemini kapsayan sosyalist sistem işçi sınıfına ve insanlığa büyük bir miras bırakmıştır.

Gelinen aşamada kapitalizmin insanlığa ve doğaya verdiği tahribat giderek artmış ve sistem tıkanma noktasına gelmiştir. Sistemin dünya genelinde hegemonik gücü azalmış olup ancak zor ve baskı politikaları ile yönetim sağlanabilmektedir. İnsanlığın yeni bir sosyalist devrime ihtiyacı yakıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Erkin Özalp, “Devrim Nasıl Yapılır? Dünyada Strateji Arayışları” adlı kitabında devrimlerin çeşitli ülkelerdeki yansımalarını, olumlu ve olumsuz yönleri ile ele alıyor. Başını Sovyetler Birliği’nin çektiği sosyalist uygulamaların çöküşü sonrasındaki mücadele deneyimlerinden hareketle, günümüzde kitlelerin kendi eserleri olan devrimlerin nasıl yapılabileceğini tartışıyor.

Özalp; Şili, Peru, Nepal, Venezüella, Bolivya, Meksika, Brezilya, Barselona, Rojava, Yunanistan, Fransa, Belçika, Avusturya ve ABD örneklerinden yola çıkarak devrimci girişim süreçlerini ortaya koyuyor. Pek çok ülkede iktidarı hedefleyen devrimci partilerin gerek mücadeleleri gerekse de iktidarı aldıktan sonraki uygulamaları siyasi konjonktüre ve güç mücadelelerine göre şekillenmiş, sapmalara ve savrulmalara uğramıştır.

Özalp’e göre; neoliberal politikaların ardında sermayedarların iki yüz yıllık sınıf mücadelelerinden çıkardığı dersler var. Neoliberalizmi bir gecede sıfırlamak hiç kolay değildir. Çok sayıda solcu liderin iktidara gelirken ya da geldikten kısa bir süre sonra radikal vaatlerini bırakması ve onları iktidara taşıyanlara ihanet etmiş olması tek başına bu kişilerin karakter zayıflığıyla açıklanamaz. Kapitalist üretim ilişkileri insanlığı, biri nüfusa oranla giderek büyüyen iki temel sınıfa ayırdı. Ama işçiler yalnızca sermayedarlara ve onların temsilcilerine karşı birlikte mücadele ettikleri sürece gerçek bir sınıf oluşturur. Bunun dışında kapitalist toplumda hayatta kalmanın vazgeçilmez bir gereği olan rekabet onları böler.

Nepal örneği

İncelenen ülkelerdeki sol hareketlerin seyri kültürel ve siyasal konjonktüre göre değişim göstermektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; silahlı mücadele yürüten Maoistlerin başını çektiği grup Nepal’de seçimle iş başına geçer. Kurulan koalisyon hükümeti köklü dönüşümlerden vazgeçer. Üstelik elde edilen bakanlıkların parti üyelerine maddi çıkar sağlaması gözetilir. Yani siyasal devrim toplumsal devrimle tamamlanamamış olur. Özalp’in dikkat çektiği gibi, ideal durumda silahlı mücadele yürüten bir örgüt tek başına iktidara gelir ve hem kadrolarını dönüştürmek hem de halkın kendi kendisini yönetmeye başlamasını sağlamak için bu iktidarı bir araç olarak kullanır. Ama bu ideal duruma ulaşmak mümkün olmadığında silahlı mücadele sayesinde elde edilen kısmi kazanımları koruma çabası, toplumsal bir devrim gerçekleştirmenin önündeki engellerden birine dönüşebilir. Yunanistan’da 2015 seçimlerinde en yüksek oyu alan Syriza, Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) yanaşmaması üzerine sağcı Bağımsız Yunanlar (ANEL) partisiyle koalisyon yapmak zorunda kalmıştır. Büyük bir borç yükü devralan yeni hükümet yeni borç bulabilmek için sosyal harcamaları kısar, özelleştirmelere ve kemer sıkma politikalarına ağırlık verir. Çipras hükümeti iktidarı esnasında sıradan insanlar bir yana, parti üyelerini bile karar alma süreçlerinin dışına itmiştir. Parti maddi çıkar sağlamak isteyenlere olanak sunmak ve hükümeti desteklemek dışında pek fazla işlevi kalmayan bir araca dönüşmüştür.

Halk hareketi olmazsa…

Özalp, seçimle iktidara gelen sol hükümetlerin kapitalizmin aşılması ve halkın tam anlamıyla kendi kendini yönetir duruma getirilmesi hedefleri doğrultusunda çok fazla yol alınamadığını söyler. Bunun en önemli nedenlerinden birinin; solun iktidara gelme olasılığı arttığında ve iktidara geldiğinde toplumsal devrim hedefini bir kenara bırakarak iktidara gelmeyi ve iktidarda kalmayı başka her şeyden önemli sayması olarak görür. Uzun vadeli hedefler kağıt üstünde kaldığında siyasi özneler güncel pratikler tarafından biçimlendirilir. Reform politikalarını savunmanın ve uygulamanın ötesine geçemeyen bir sol parti, sosyal demokrat siyasetçi ve uzmanlardan daha fazla yararlanırken, kendi kadrolarının da sosyal demokratlaşmasına yol açar. Her kesimden oy toplama çabası her şeyin önüne koyulduğunda örgütlü bir halk hareketini yaratma ve güçlendirme görevleri ihmal edilirken kadrolar ile düzen siyasetçileri arasındaki fark silikleşir. Uzun vadeli hedeflerle bağları kopan bir siyasal mücadele pratiği devrimciliklerini koruyan kadroların etkisizleşmesine hatta sorun yaratan tutucu unsurlar olarak görülmelerine yol açar. Bu durumun sonuçlarına üyelerin başka partiye geçmeleri, istifa edip örgütsüzlüğü seçmeleri veya ayrı bir parti kurmalarını da ekleyebiliriz.

Şili’deki Halk Birliği’nin 1970 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerine yönelik programında; Şili halkının örgütlenmesi ve iktidarı ele geçirebilmesi için Halk Birliği komitelerinin kurulması öngörülmüştü. Tek görevi seçim çalışması yürütmek olmayan bu komite, kitlelerin güncel talepleri doğrultusunda mücadele etmenin yanı sıra yönetmeyi de öğrenecekti. Ancak Halk Birliği hükümeti kurulduktan sonra Şili’de sosyalist ve komünist partilerin kendi oylarını artırmaya öncelik verirken halk hareketini güçlendirme görevinin bir yana bırakması, Halk Birliği’nin dağılmasına yol açmıştı. Venezüella’da da “komün ya da hiçbir şey” denilerek halk hareketinin önemi vurgulanmış, ancak Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) kitlesel olmasına karşın, devrimci kadroların ağırlık taşıdığı ve onların sayısını artıran bir parti değil, iktidarda olmanın nimetlerinden yararlanmak isteyenlerin kullandığı bir araçtı.

Örgütlü halk hareketine yaslanmayan bir sol parti iktidara geldiğinde devlet ve kamuda yöneticilik pozisyonlarını doldurmaya ve yöneticileri denetlemeye yetecek sayıda bilgili ve dürüst insan bulmak konusunda güçlük çekecektir. Devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olan, kendi temsilci ve yöneticilerini seçmenin yanı sıra denetleyen ve gerektiğinde geri çağıran bir halk hareketi sayesinde iktidara gelen sol, devlet kurumlarını ve kamu kurumlarını tam anlamıyla halkın denetimine sokma konusunda zorluk yaşamaz. Kitlelerin yönetmeyi öğrenmelerini de sağlayacak örgütlü bir halk hareketini yaratma ve güçlendirme görevi iktidar sonrasına bırakılmamalı, halkı iktidar mücadelesinin öznesi haline getirmek gerekmektedir. Burada halk hareketi ile onun temsilcileri arsındaki ilişkileri düzenleyen kurallar önem taşır. Her türlü temsilcilik görevine aday olanların halk hareketi tarafından ön seçimle belirlenmesi, seçilmişlerin görevleriyle ilgili konularda halkı eksiksiz bilgilendirmesi, ön seçime katılanların talebi halinde istifa etmeleri, her türlü gelir ve ayrıcalık konusunda şeffaflık sergilemeleri halkın yönetmeyi öğrenmesine yardımcı olur. Ayrıca halk hareketinin düzen değişikliğinin yolunu açan temel hedeflere sahip olması ve kitlelerin her türlü ayrımcılığını ortadan kaldırılmasına yönelik ideolojik dönüşümüne katkıda bulunması gerekir.

Kadroların rolü

Özalp’e göre; halkın karar alma ve denetleme süreçlerine katılımını sağlamanın vazgeçilmez koşullarından biri de, kişilikli kadroların varlığıdır. Özalp, kadrolar derken bazı ayrıcalıkları beraberinde getiren bir rütbenin taşıyıcılarından değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesi, sınıfların ve ulusal sınırların ortadan kaldırılması, insanların tam anlamıyla kendilerini yönetir duruma getirilmesi gibi uzun vadeli hedefleri benimseyen, devrim mücadelesine daha fazla katkıda bulunmak için özveride bulunan ve sorumluluk üstlenen örgütlü bireylerden söz ettiğini vurgular. Bir kadronun en önemli görevlerinden biri, birilerinin adamı olmamak, kişilere değil uzun vadeli hedeflere bağlı olmaktır. Bu nedenle, güncelliğin ötesine geçen bir teorik birikimin elde edilmesi ve zenginleştirilmesi kadro eğitiminin önemli bir bileşenidir.

Bunlar kadar önemli olan nokta ise uzun vadeli hedefler gözeterek yürütülen siyasi mücadeleler aracılığıyla alınan eğitimdir. Bir halk hareketinin devlet yönetiminde giderek daha fazla söz sahibi olmasını sağlamaları, kadroların kendilerini geliştirmelerinin en verimli yollarından biridir. Neredeyse tek siyasal işlevleri bildiri dağıtmak, sosyal medya paylaşımları yapmak, gazete satmak, basın açıklamaları ve mitinglere katılmak gibi parti merkezinin mesajlarını daha geniş kesimlere ulaştırmak olan üyelerin pek çoğu bir süre sonra örgütlü mücadelenin kendisini sorgulamaya başlayacaktır. Örgütlü mücadelelerin başarısı kadroların yaşamsal önem taşıyan bazı sorumlulukları yerine getirmesine bağlıdır. Örneğin, boş zamanları sınırlı olan insanları kazanmanın ve mücadelenin içinde tutmanın yolu, neler yapabilecekleri hakkında onlarla görüşerek, hangi konularda katkılarda bulunabilecekleri konusunda ortak karara varmak ve sonrasında da bu katkıların somut sonuçlarını birlikte değerlendirmekten geçer. Herhangi bir talep doğrultusunda eyleme çağrılan insanları o eylemin işe yarayacağına ikna edebilmek, dolasıyla eylemler planlanırken elle tutulur sonuçlar elde etme şansının hesaba katılması gerekir.

Kadroların kimlerden gelirse gelsin ilerletici önerileri desteklemeleri, tartışmaların kişiselleştirilmesine izin vermemeleri ve nesnel olarak trollük yapanların gündemi belirlemesini engellemeleri, hedeflerle uyumlu ve herkes için geliştirici olan bir iç tartışma ortamı yaratmaları gerekir.

Gerek iktidar mücadelesinde gerekse iktidarı aldıktan sonra halkı özne haline getirmenin önemine değinen Özalp, geçmişin sosyalist devletlerin temel sorunlarından birinin kendi halklarını dünya devrimi mücadelesinin özneleri haline getirmek konusundaki başarısızlıkları olarak görür. Sosyalist ülke yurttaşlarının kapitalist ülke yurttaşlarıyla daha fazla iletişim kurmaları, onları sosyalizmin kazanımları hakkında doğrudan doğruya bilgilendirmeleri , kapitalist dünyada yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek kendi ülkelerindeki eksikliklerin giderilmesini sağlamaları daha fazla etkili olabilirdi.

Bazı ülkelerdeki sol hükümetlerin başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini irdeleyen Özalp, “Devrim Nasıl Yapılır?” kitabında sosyalizm mücadelesinde kitle hareketinin, örgütlü halk gücünün, sınıf mücadelesinde halkı özne haline getirmenin, şeffaflığın, katılımın, kadroların işlevinin, toplumsal devrimin öneminin altını çizerek devrim sürecini analiz ediyor ve öneriler geliştiriyor.

Erkin Özalp, Devrim Nasıl Yapılır? Dünya’da Strateji Arayışları, Yordam Kitap, Ekim 2023, 238 sayfa.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]