MAR
https://drive.google.com/file/d/1tQUdSDVsdbfNhoWdx6TxSY9znAzyW_aO/view?usp=sharing
Marksist Araştırmalar'da teorik incelemeler, pedagojik metinler ve eleştiri yazıları yer alır.
MAR
https://drive.google.com/file/d/1tQUdSDVsdbfNhoWdx6TxSY9znAzyW_aO/view?usp=sharing
Mahmut Boyuneğmez
Yazıyı şu bağlantı adresine tıklayıp okuyabilirsiniz:
https://drive.google.com/file/d/1Lf_DndYQQD67KYFkolwxEkuab0pyhpbY/view?usp=sharing
Mahmut
Boyuneğmez
1.
Sahte İkilem (False Dilemma)
2.
Çatışkı (Antinomi)
3.
Paradoks (Paradox)
Hızlı
Aşil, daha ilerideki yavaş kaplumbağayı asla geçemez; çünkü her ulaştığı
noktada kaplumbağa biraz daha ilerlemiş olacaktır. Bu durum mantıksal olarak
tutarlı görünse de pratikte yanlıştır; matematikteki limit kavramıyla bu
paradoks çözülür.
A) Mantıksal
Çözüm (Bertrand Russell'ın Tipler Teorisi ve Hiyerarşik Dil Yaklaşımları): Bu
yaklaşım, paradoksun kökenini dilin kendi kendine referans verme sorununda
görür. İngiliz filozof ve mantıkçı Bertrand Russell (1872–1970), 1908’de benzer
paradoksları (örneğin, kendi Russell paradoksunu: "Kendini içermeyen tüm
kümelerin kümesi") çözmek için tipler teorisini (type theory) geliştirmiştir.
Buna göre, mantıksal ifadeler hiyerarşik katmanlara ayrılmalıdır; bir ifade,
kendi kapsadığı sınıfı (veya kümeyi) doğrudan niteleyemez.
B) Biçimsel Mantık Çözümü (Doğruluk
Değeri Boşluğu ve Öz-Çelişki Analizi): Biçimsel mantık açısından,
paradoks bir doğruluk değeri atama sorunu yaratır. Klasik mantıkta
(Aristotelesçi), bir önerme ya doğru (D) ya da yanlış (Y) olmalıdır; üçüncü hal
imkânsızdır (tertium non datur). Ancak Epimenides'in ifadesi, bu ikili sistemi
bozar.
C) Materyalist Diyalektik
Yorum: Materyalist diyalektik, paradoksu mantıksal bir sorun
olmaktan çıkarıp, dilin gerçekliği temsil etme sınırlılıklarının bir yansıması
olarak görür. Diyalektik, klasik mantığın statik "özdeşlik" ilkesini
(A = A) eleştirir; gerçeklik süreçsel ve akışkandır, karşıtlıklar da içerir.
Epimenides'in ifadesi, bu statik temsili zorlayarak bir "mantıksal
kilitlenme" yaratır.
4.
Antonim (Zıt Anlamlılık)
5. Mantıksal
Çelişki (Contradiction) ve Mantıksal Karşıtlık (Contrariety)
·
Tanımlar: Klasik
mantıkta çelişki, bir önermenin aynı anda ve aynı şartlar altında hem doğru hem
yanlış olmasıdır (A ve ØA). Bu
durum zihinsel bir hatadır. Mantıksal karşıtlık, iki önermenin aynı anda
"doğru" olamaması ancak aynı anda "yanlış" olabilmesi
durumudur. Çelişkiden farkı, aradaki "üçüncü hallere" açık olmasıdır.
6.
Aporia (Açmaz/Mantıksal Çıkmaz)
7.
İkilem (Dilemma)
8. Totoloji
(Eşsöz, Tautology)
9.
Kısır Döngü (Petitio Principii / Begging the Question)
10.
Kategorik Hata (Category Mistake)
11.
Argümanum ad Ignorantiam (Bilmemeye Dayalı Kanıtlama)
12.
Safsata (Mantıksal Yanılgı / Fallacy)
Mantıksal Hata:
"Üçüncü halin imkânsızlığı" (tertium non datur) ilkesini,
geçerli olmadığı bir alana zorla uygular. Örneğin; "Sayı ya tektir ya
çifttir" bir sahte ikilem değildir, gerçektir. Yine “Ya sosyalizm ya yok
oluş” iklim krizinde kritik eşiğin (düğüm noktasının) aşılmasını ya da
problemin ortadan kaldırılmasını anlatır ve gerçektir. Ancak "Ya dostumsun
ya düşmanımsın" bir safsatadır çünkü arada “kayıtsızlık” veya “tanışıklık”
gibi haller vardır.
Gerçekliği Çarpıtma:
Mevcut seçenekleri kasten ikiye indirgeyerek muhatabı köşeye sıkıştırır. Bu
yönüyle bir informel safsatadır.
13. Korkuluk
Safsatası (Straw Man Fallacy)
"Yani siz çocukların hiç
ders çalışmamasını, okulların tamamen başıboş eğlence mekanlarına dönmesini
istiyorsunuz; bu tam bir cehalet güzellemesidir!"
Burada asıl öneri olan “yaratıcılık” yerine, “disiplinsizlik” korkuluğu inşa
edilip ona saldırılmıştır.
Mahmut Boyuneğmez
Giriş
Belirli
bir düşünce ekolünün gerçeği nasıl kavradığını ve analiz ettiğini gösteren
temel kurallar bütününe “metodoloji” diyoruz. Bu yazıda Marksist materyalizmin
metodolojisini inceleyeceğiz.
Marksist
materyalizm, toplumsal ve doğal gerçekliğe yaklaşımını üç temel özellikle
karakterize eder: Holizm (bütünlük), Diyalektik ve Tarihsellik. Bu unsurlar,
yalnızca felsefi ilkeler olmakla kalmaz, aynı zamanda Marx’ın sosyal ve
ekonomik analizlerinde –özellikle Kapital’de– kullandığı düşünme
tarzının omurgasını oluşturur.
Bu
yazıda şu tezi savunmaktayız: Holizm, Diyalektik ve Tarihsellik, Marx’ın
kapitalizmin somut incelemesinden a posteriori (deney ve inceleme sonrası)
olarak türettiği perspektiflerdir; bunlar gerçekliği incelemeye başlamadan önce
zihne yerleştirilmiş a priori şablonlar değildir. Buna karşılık Marx’ın
kullandığı araçlar ise, toplum bilimlerinin geniş alanında kullanılan realist
ve bilimsel epistemolojik yöntemlerdir. Bu ayrım, Marksist materyalizmi,
diyalektiği bir akıl yürütme şablonu olarak kullanan idealist felsefeden kesin
olarak ayırır.
I.
Materyalizmin Temel Aksiyomları: Realist Çerçeve
Materyalist
metodoloji, varlık ve bilgiye dair iki temel aksiyom (belit) üzerinde yükselir.
Bu iki ilke, Marksist analizin realist karakterini belirler ve nesnel
gerçekliğe bilimsel yaklaşımın zeminini oluşturur:
A.
Varlığın Önceliği (Aksiyom 1)
Birincisi,
varlığın bilinçten bağımsız olarak nesnel gerçekliği oluşturduğudur. Varlık,
madde, enerji, karanlık madde ve karanlık enerji gibi formlar dâhil olmak
üzere, düşüncenin dışında olandır. Düşüncelerin yanı sıra duyumları, duyguları
da kapsayan bilinç, her zaman bilinçli bir varlığa ve onun çevresiyle
etkileşimlerine işaret eder.
B.
Bilinirliğin Kabulü (Aksiyom 2)
İkincisi
ise, toplum ve bilinç dâhil nesnel gerçekliğin öğelerinin ve sahip olduğu
ilişkilerin, etkileşimlerin ve değişimlerin insan aklı tarafından aslına uygun
olarak/doğrulukla kavranabilir olduğudur.
Bu
nedenlerle materyalizm, özü gereği bir realizm türüdür.
C.
Hakikat Arayışı ve Postmodernizmin Eleştirisi
Materyalist
Realizm, bilgi arayışında nesnel hakikati merkeze alır. Bu bağlamda, postmodern
yaklaşımların hakikati öznel deneyimlere indirgemesine karşı çıkar.
Örneğin:
Kuzey yarım küre için “Ağustos yaz ayıdır” önermesi doğru iken, güney yarım
küre için “Ağustos kış ayıdır” önermesi doğruluğa sahiptir. Ancak bu iki
gözlemcinin farklı konumlanma noktalarından elde ettiği doğrular, hakikatin
kendisi değildir. Hakikat, bu fenomenin bilimsel özüdür: Dünyanın yaklaşık 23,5
derecelik eksen eğikliği nedeniyle aynı anda farklı yerlerde farklı mevsimlerin
yaşanmasıdır. Hakikat arayışı, özü bulma çabasıdır ve bilimsel faaliyetin
karakteristik niteliği budur. Gerçeklik ise özneden bağımsız nesnel olarak var
olandır.
Postmodern
yaklaşımlar, hakikati öznel deneyimlere indirgerken; materyalizm, bu iki farklı
mevsim bilgisini birleştiren nesnel gerçekliğin bilimsel olarak
kavranabilirliğini savunur.
II.
Terminolojik Koordinatlar
Makale
boyunca dikkatle ayrılmaya çalışılan temel kavramlar ve bunların Marksist
materyalizmdeki kesin konumları:
Bunlar
gerçeklikte var olduğu için keşfedilmiş ve zihne yerleşmiştir; araştırmaya
önceden dayatılan şablonlar değildir.
Kısaca:
Bu
ayrımı kaybettiğimiz anda “diyalektik yöntem” söylemiyle birlikte idealizme
geri düşeriz. Marx’ta diyalektik, bizim icat ettiğimiz bir akıl yürütme şablonu
değil; maddi dünyanın kendi mantığıdır.
III.
Marx’ın İncelemelerinde Kullandığı Epistemolojik Araçlar
Marx’ın
araştırma sürecinde kullandığı araçlar, nesnel gerçekliğin iç mantığını
(diyalektiği) keşfetmeye yarayan bilimsel düşünme yöntemleridir.
A.
Genel bilimsel yöntemler
B.
Ollman’ın saptadığı ilişkisel soyutlama yöntemleri
Bertell
Ollman, Marx’ın Diyalektiğiyle Dans adlı eserinde Marx’ın
soyutlamalarının değişim, etkileşim ve hareket öğelerini içerdiğini gösterir. Marx,
şu soyutlama yöntemlerini de kullanır:
Bu
araçların tümü, nesnel gerçekliği doğru ve bütünsel bir biçimde yansıtmayı
hedefleyen realist-bilimsel düşünme yöntemleri içinde yer alır.
C.
Soyutlama: Maddi İlişkileri Kavrama Süreci
Marx'ın
bilimsel yöntemleri kullanmasının nihai amacı, ampirik olarak gözlemlenebilen
(örneğin pazar yerindeki fiyatlar) yüzey fenomenlerinin ardındaki zorunlu ve
özsel maddi ilişkileri (örneğin değer, artı-değer) soyutlamaktır. Soyutlama,
nesnenin duyusal algıdan tamamen koparılması değil; tersine, incelenen maddi
olguyu (sosyal üretim ilişkileri) belirleyen tekil, yalıtılmış, ancak temel
unsurların zihinsel olarak ayrıştırılmasıdır. Bu soyutlamalar, bir kez
oluşturulduktan sonra, gerçekliği (somutu) yeniden inşa etmenin (sunuşun) temel
kategorileri haline gelir. Bu süreçte kritik olan, soyutlamaların maddi yaşamın
kendisinden türetilmiş olması ve idealist bir kategoriler şemasından
kaynaklanmamasıdır.
IV.
Diyalektik: Ontoloji mi, Yöntem mi?
Literatürde
Ollman gibi yazarlar bu araçları bazen “diyalektik yöntem” başlığı altında
toplasa da, materyalist felsefenin temel ayrımı şöyledir:
|
Kavram |
Tanım |
Rolü |
|
Diyalektik |
Nesnel
gerçekliğin mantığı: akışkanlık, iç çelişki, hareket, dönüşüm ve karşılıklı
bağımlılık içeren evrensel örüntüler toplamı |
Gerçekliğin
ontolojik niteliği |
|
Yöntem |
Bu
ontolojik diyalektiği keşfetmek, soyutlamak ve sunmak için kullanılan
epistemolojik araçlar |
Araştırmacının
aracı |
Bu
nedenle “diyalektik yöntem” terimi, ontoloji ile epistemolojiyi karıştırdığı
için kafa karıştırıcıdır ve idealist kalıntı taşır. Terimin yaygınlaşmasında
Engels’in Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği’nde diyalektiği
“evrensel yasalar” şeklinde formüle etmesi ve doğa bilimlerine uyguluyor gibi
görünmesi büyük rol oynamıştır. Bu çalışmalar, ontoloji ile epistemolojiyi
birbirine yapıştıran ve sonraki Diamat (Diyalektik Materyalizm) doktrininin
temel zaafı hâline gelen, diyalektiği bir akıl yürütme şablonu olarak algılama
hatasına kapı açan bir adımdır. Ancak Engels’in amacı, Hegel’in idealist
diyalektiğini materyalist temele oturtmak ve dönemin hâkim mekanik
materyalizmine karşı diyalektiği savunmaktı; bu tarihsel misyonu başarıyla
yerine getirmiştir.
Marx’ın
Hegel’e karşıtlığı
Marx,
Kapital’in 2. Almanca basımının sonsözünde şöyle der:
“Diyalektik
yöntemim, Hegel’inkinden yalnız farklı olmakla kalmaz, onun tam karşıtıdır da.”
Hegel’de diyalektik, mutlak fikrin kendini gerçekleştirme sürecidir; fikir
gerçek dünyanın yaratıcısıdır. Marx’ta ise diyalektik, maddi dünyanın kendi iç
mantığının insan zihnindeki yansımasıdır. Marx’ın “meine dialektische Methode”
ifadesi çoğu zaman yanlış çevrilir; burada kastettiği, Hegel’in idealist
yöntemine karşıt olarak geliştirdiği materyalist araştırma ve sunuş tarzıdır.
Tony
Smith, C. Arthur gibi “sistematik diyalektik” savunucuları, Kapital’in
kategorik gelişiminin Hegel’in Mantık’ına benzer bir içsel zorunluluk
taşıdığını iddia eder. Bu okuma, sunuşun (Darstellung) kendi diyalektik
mantığına sahip olduğunu doğru saptar; fakat bunu “diyalektik yöntem” diye
adlandırmak ontoloji-epistemoloji karışıklığına yol açar. Çünkü kategoriler
arasındaki geçişlerin mantığı, maddi gerçekliğin (değer biçimi, artı-değer
üretimi vb.) kendi iç diyalektiğinden kaynaklanır; zihinsel bir şema
dayatmasından değil.
V.
Bir Analoji: Fotoğraf Makinesi ile Kamera
Diyalektik
ve klasik mantık arasındaki temel farkı ve yöntem/perspektif ayrımını
netleştirmek için fotoğraf makinesi ve film-kamera analojisi kurulabilir:
|
Özellik |
Fotoğraf
Makinesi (Klasik Mantık) |
Kamera-Film
(Diyalektik Perspektif) |
|
Gerçeklikle
Etkileşim/Zaman Boyutu |
Senkronik
(Tek bir durağan an, tek bir nokta) |
Diyakronik
(Süreç, akış) |
|
Ürün/Soyutlama
Türü |
Statik
ve Tekil Soyutlama, Sabit ve Yalıtılmış (Tek fotoğraf,
statik görüntü) |
Akış
ve Hareket, İlişkisel ve Çelişkili Bütünlük (Film/Video) |
|
Mantık |
Çelişmezlik
İlkesi: Tekil soyutlamalar arasında tutarlılık sağlanır
(Syllogism (tasım): Bu adam gülümsüyor, o halde mutludur.). Çelişki
dışlanır, bastırılır |
Diyalektik
Mantık: Gerçeklikteki çelişki, dönüşüm, gelişim, ilişki ve
etkileşim örüntülerini, oluş, beliriş ve süreçleri vd. yansıtır. |
Tablo: Kamera-film gerçeklikteki
diyalektiği yansıtır; kurgu teknikleri (yöntem) ise realist/bilimsel
araçlardır.
Kamera,
gerçeklikteki diyalektik akışı görüntüler. Sonuçta ortaya çıkan ürün, yani
teori (ya da film), tıpkı gerçekliğin kendisi gibi:
Film
Yapma Teknikleri ve Metodoloji
Filmin
oluşturulmasında kullanılan teknikler ve kurgu yöntemleri (örneğin flashback,
kesmeler, kurgusal sıçramalar) ise felsefi metodolojiye karşılık gelir. Tıpkı
Marx’ın soyutlamalarını yaparken kullandığı analiz/sentez yöntemleri ve
soyuttan somuta yükselme tarzı gibi; yönetmen de bilim insanı gibi, elindeki
ham akışı (gerçekliği) anlamlandırmak ve sunmak için belirli teknikleri
(metotları) kullanır.
VI.
Materyalist Yaklaşımın Üç Temel Özelliği: A Posteriori Karakteri
Holizm,
Diyalektik ve Tarihsellik, Marx’ın kapitalizm analizinin sonuçları olarak
ortaya çıkmış, gerçeklikte var olan ilişkilerin zihne yerleşmiş yansımalarıdır.
Bunlar a priori şablonlar değildir.
|
Perspektif |
Tanım |
İşlevi |
|
Holizm |
Olguyu
yalıtılmış değil, diğer olgularla sürekli değişen ve iç içe geçmiş ilişkiler
bütünü (totality) olarak görme |
Bütünlüğün
ve karşılıklı belirlenimin kavranmasıdır |
|
Diyalektik |
Bir
sistemin itici gücünün karşıtların birliği ve mücadelesi ile çelişkiler
olduğunu kabul etme |
Hareketin
ve dönüşümün içsel kaynağının açığa çıkarılmasıdır |
|
Tarihsellik |
İncelenen
olgunun en gelişkin biçiminden yola çıkarak, onun kökenini, gelişim sürecini
ve geçmişe ait izlerini sürmek |
Statik
değil, dinamik ve potansiyeller barındıran bir analiz perspektifidir |
Tarihsel
Analiz İlkesi: Gelişmiş Formdan Geriye Doğru İnceleme
Marx’ın
en çarpıcı aforizmalarından biri şöyledir:
“İnsan
anatomisi maymun anatomisine bir anahtar olduğu gibi, burjuva ekonomisi de
önceki ekonomik formların anlaşılması için bir anahtar sağlar.”
Bu
ilke bir “teknik” ya da “soyutlama yöntemi” değil, analiz sırasını ve odak
noktasını belirleyen tarihsel-materyalist bir perspektiftir. Kapitalizm, önceki
üretim tarzlarının tüm potansiyellerini en açık biçimde ortaya koyar; bu
gelişkinlik anı kavrandıktan sonra geriye doğru gidilerek geçmiş formlar
yeniden yorumlanır.
Araştırma
ile Sunuş Ayrımı
Marx’ın
Kapital’deki “soyuttan somuta yükselme” sunuş tarzı (Darstellung),
araştırma sürecinin (Forschung) tersine çevrilmiş bir yansımasıdır.
Araştırma gerçeklikten (somuttan) soyuta doğru gider; sunuş ise okurun zihninde
bu süreci yeniden üretmek için en basit soyutlamadan (meta) başlar ve giderek
düşünülmüş somuta yükselir. Bu, keşfedilen maddi diyalektiğin zihinde tutarlı
ve pedagojik olarak yeniden inşa edilmesidir; a priori bir Hegelci şema
değildir.
Bu
sürecin nihai hedefi, Holizm perspektifinin gereği olarak düşünülmüş somuta
ulaşmaktır. Marx, somutu şöyle tanımlar: “Somut, birçok belirlemenin birliğinde
somuttur, dolayısıyla çeşitliliğin birliğinde.” İşte teori (film) bu nedenle
holistiktir; tek bir soyutlamayı değil, birçok farklı ve çelişkili belirlemenin
(sermaye, ücret, kâr, rekabet) birliğini yansıtır.
VII.
Sonuç: Materyalist Metodolojinin Özü
Marksist
materyalizmde diyalektik, gerçekliğin ontolojik niteliğidir; “diyalektik
yöntem” diye bir şey yoktur. Var olan, diyalektik gerçekliği doğru soyutlayıp
sunabilecek bilimsel-epistemolojik araçlar ve bu araçların kapitalizm
incelemesinden sonra kazanılan holistik, diyalektik ve tarihsel perspektiflerle
yönlendirilmesidir.
Bu
ayrımı netleştirmek, günümüzde Marksist teori için hayati önem taşır:
Diyalektiği bir “mantık şablonu” ya da “evrensel yasa cetveli” haline
getirdiğimiz anda, idealizme geri düşeriz. Oysa Marx’ın yaptığı, kapitalizmin
somut maddi hareketini inceleyerek gerçekliğin kendi diyalektik mantığını
keşfetmek ve bu mantığı okurun zihninde en tutarlı biçimde yeniden
üretmektir. Diyalektik, bizim icat ettiğimiz bir yöntem değil; kapitalizmin –ve
genel olarak maddi dünyanın– bize dayattığı gerçekliğin ta kendisidir. Diyalektiği
yöntem sanan, eninde sonunda Hegel’in kapısına geri döner; diyalektiği
gerçekliğin mantığı olarak kavrayan ise Marx’ın yolunda yürümeye devam eder.
VIII.
Diyalektik Materyalizm (Diamat) Hakkında
Diamat,
1930’larda Stalin’in kısa felsefe kursuyla resmî Sovyetler Birliği doktrini
haline geldi. Bu standardizasyon çabası, Marksizm’e geniş kitleler ve farklı
disiplinler (doğa bilimleri, tarih, felsefe) için birleşik ve tutarlı bir
felsefi temel sağlama ihtiyacından doğdu. Diamat’ın temel formülü, felsefi
materyalizmi, doğanın, toplumun ve düşüncenin en genel yasaları şeklinde
formüle edilen diyalektikle birleştirmeyi amaçlıyordu:
“Diyalektik
Materyalizm = felsefi materyalizm + doğanın, toplumun ve düşüncenin en genel
yasaları şeklinde diyalektik.”
Bu
formülasyonun en büyük tarihsel başarısı, Marksist düşünceye popüler ve
örgütleyici bir dünya görüşü (Weltanschauung) kimliği kazandırmasıydı. Böylece
diyalektik, bir yandan idealizmle mücadele ederken, diğer yandan mekanik
materyalizmin indirgemeciliğine karşı koyan, geniş kapsamlı ve bütüncül bir
bakış açısı sunmuştur. Ancak bu standardizasyonun bir bedeli oldu:
ontoloji-epistemoloji ayrımı bulanıklaştı; diyalektik, artık keşfedilen bir
mantıktan ziyade gerçekliğe dışarıdan uygulanan bir “akıl yürütme şablonu” veya
“doğrulama cetveli” olma riskini taşıyordu.
Engels’in
Mirası ve Felsefi Savunma
Friedrich
Engels’in Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği eserleri, Diamat’ın
felsefi temellerini oluşturan temel mirastır. Engels’in diyalektiği doğa
bilimlerine uygulama çabası, dönemin pozitivizm ve mekanik materyalizmine karşı
Marksizmin entelektüel savunması için hayatiydi. Ancak kullandığı dil
–diyalektiği “evrensel yasalar” olarak formüle etmesi– sonraki mekanizasyona ve
dogmatizme kapı araladı: “Yasa” terimi, doğa bilimlerindeki mekanik-nedensel
yasalarla aynı kategoride algılanma riski yarattı; ontolojik gerçeklik
(varlığın diyalektiği) ile epistemolojik yansıma (düşüncenin diyalektiği)
arasındaki ayrım yeterince keskinleştirilemedi. Engels’in kendi dönemindeki
cesur ve gerekli rolünü teslim etmekle birlikte, bu formülasyonların sonraki
Diamat yorumlarında yol açtığı felsefi bulanıklığı da objektif olarak görmek
gerekir.
Sovyetler’de
Dogmalaşma
1930’lardan
1950’lere kadar süren resmî Diamat dönemi, felsefeyi bir dogma setine
dönüştürerek bilimsel ve eleştirel düşüncenin gelişimini kısıtladı. Özellikle
doğa bilimlerine “üç yasa”nın dogmatik uygulanması (buğday tanesinin
“olumsuzlamanın olumsuzlaması” ile başağa dönüşmesi gibi tartışmalı ve
karikatürize örnekler), diyalektiği canlı bir düşünme tarzından çıkarıp her
teze otomatik olarak “diyalektik” damgası vurulan bir şablona indirgedi.
Moskova
Okulu’nun Diyalektik Mantık Çizgisi
1960-1970’lerde
Evald İlyenkov’un öncülüğündeki Moskova Okulu filozofları, Diamat’ın teorik
içeriğini derinleştirmek ve onu Marx’ın orijinal materyalist çizgisine geri
oturtmak için radikal bir yeniden inşa çizgisi geliştirdi. Bu çizgi,
diyalektiği “yasa cetveli” olmaktan çıkarıp düşüncenin mantığı olarak yeniden
tanımladı. İlyenkov’un temel tezleri şöyledir:
Sonuç
Diamat,
Marksizm’in uluslararası düzeyde örgütlenmesi ve yayılması için gerekli
standardizasyonu ve felsefi savunmayı sağlamıştır. Ancak bu süreç, diyalektiği
bir akıl yürütme şablonuna dönüştürme riski taşıyan dogmatik bir yorumu da
beraberinde getirmiştir. İlyenkov ve Moskova Okulu’nun çabası ise, bu dogmatik
standardizasyon işlevini aşarak, felsefenin kendi içindeki teorik derinliği
yeniden inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu çizgi, diyalektiği bir yöntem olarak
değil, maddi dünyanın kendi iç mantığını keşfetme ve bu mantığı zihinde
yeniden-üretme etkinliği olarak kavrayan Marksist geleneği yeniden canlandırmış
ve günümüze kadar uzanan en yaratıcı damarını güçlendirmiştir.