Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
siyasal iktisadın eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasal iktisadın eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2026 Cuma

Marx’ın Para Teorisi | Suzanne De Brunhoff

MAR

Bu yazı, Suzanne De Brunhoff'un Marx'ın Para Teorisi adlı çalışmasında sunulan temel kavramları, kuramsal ayrışmaları ve Marksist ekonomi politiğin para ve kredi sistemine bakışını sentezlemektedir.

Özet

Marx'ın para teorisi, ana akım iktisat kuramlarının (özellikle Paranın Miktar Teorisi) aksine, emtia hareketlerinin para hareketlerini belirlediği ilkesine dayanır. Para, kapitalist üretim ilişkilerinin "maddileşmiş" bir ifadesidir ve ekonomide sadece bir "örtü" veya "araç" değil, sistemin işleyişi ve kriz potansiyeli için kurucu bir unsurdur. Yazı, paranın üç temel işlevi (değer ölçüsü, dolaşım aracı, iddihar aracı) üzerinden başlayan analizi, kapitalist üretim sürecinin finansmanı ve karmaşık kredi yapılarının "hayalî sermaye" üretimine kadar genişletmektedir. En kritik bulgu, paranın bir "iddihar" (gömüleme) nesnesi olabilme özelliğinin, kapitalist sistemde genel bir aşırı üretim krizinin temel önkoşulunu oluşturmasıdır.

1. Genel ve "Pür" Para Teorisi

Marx’ın analizi, parayı kapitalist çerçeveye yerleştirmeden önce "pür" haliyle, yani genel bir emtia dolaşımı teorisi içinde ele alır. Bu yöntem, paranın parasal niteliğinin sermaye ile karıştırılmasını önlemek amacıyla seçilmiştir.

Paranın Temel İşlevleri

İşlev

Tanım ve Önem

Kuramsal Karşılığı

Değer Ölçüsü

Emtianın değerinin (emek zamanı) altın gibi bir meta üzerinden ifade edilmesidir.

Fiyat Standardı

Dolaşım Aracı

Emtianın el değiştirmesini sağlayan nakit akışıdır.

Mübadele Aracı

İddihar Aracı

Paranın dolaşım dışına çıkarılarak servet olarak biriktirilmesidir.

Değer Koruma / Rezerv

Kuramsal Ayrışmalar: Marx vs. Ricardo ve Keynes

• Paranın Miktar Teorisi'nin Reddi: Marx, dolaşımdaki para miktarının fiyatları belirlediği yönündeki klasik görüşü (Ricardo) reddeder. Ona göre, dolaşımdaki para miktarını belirleyen unsurlar emtia fiyatları toplamı ve paranın devir hızıdır.

• Emtiaya Dayalı Köken: Para, diğer tüm emtialardan ayrışarak "genel eşdeğer" haline gelen özel bir metadır (tarihsel olarak altın).

• Keynes ile Karşıtlık: Keynes’te faiz oranı yatırımı belirleyen aktif bir unsurken; Marx’ta faiz, toplam kârın basit bir niceliksel kısmıdır ve kâr oranını belirleme gücü yoktur.

2. Kapitalizmde Paranın Rolü ve Finansman

Kapitalist üretimde para, sadece bir değişim aracı değil, "para sermaye" (M) olarak çevrimin başlangıç ve bitiş noktasıdır.

Sermaye Çevrimi (M-C...P...C'-M')

• Para Sermaye: Her kapitalist üretim süreci para ile başlamak zorundadır. Ücretlerin ödenmesi ve üretim araçlarının satın alınması için para, "temel motor" güçtür.

• Artı Değerin Para Biçimi: Üretim sürecinin sonunda ortaya çıkan artı değer (m), paraya dönüştürülmek (monetize edilmek) zorundadır.

• Yeniden Üretim: Finansman sorunu, sermayenin kendini sürekli yeniden üretmesi için gerekli parasal kaynakların (M) mevcudiyetine bağlıdır.

İddiharın (Gömüleme) Düzenleyici İşlevi

• İddihar, piyasadaki para arz ve talebi arasındaki farkı emen bir rezervuar görevi görür.

• Ancak paranın dolaşımdan çekilmesi (iddihar), mübadele silsilesinde kırılmalara yol açarak kriz ihtimalini doğurur.

3. Kredi Sistemi ve Hayalî Sermaye

Marx, "Para Sistemi" ile "Kredi Sistemi" arasında keskin bir ayrım yapar. Kredi, kapitalist üretimin gelişmesiyle paranın işlevlerini hem genişletir hem de karmaşıklaştırır.

Kredi Yapıları

1. Ticari Kredi: Kapitalistlerin birbirlerine verdiği borçlardır (senetler, poliçeler). Kredi sisteminin "doğal temeli" budur.

2. Banka Kredisi: Bankaların fonları merkezileştirerek sanayicilere ödünç vermesidir. Bankalar, borçları "kaydi para"ya dönüştürerek monetize eder.

Hayalî Sermaye (Fictitious Capital)

Banka sermayesinin büyük bir kısmı "hayalî" niteliktedir:

• Devlet Tahvilleri: Geçmişte harcanmış sermayeyi temsil eder, reel bir karşılığı yoktur ancak bir gelir hakkı tanır.

• Hisse Senetleri: Gelecekteki beklenen kârlar üzerine bir çek niteliğindedir.

• Bağımsız Hareket: Hayalî sermaye, temsil ettiği reel sermayeden bağımsız olarak kendi hareket kanunlarına (borsa dalgalanmaları, faiz oranları) göre değer kazanır veya kaybeder.

4. Önemli Alıntılar ve Analitik Çıkarımlar

"Para bulunmasının ve iddihar edilme ihtimalinin, kapitalist bir ekonomide genel bir aşırı üretim krizinin önkoşulları olduğunu vurgulamaktadır."

• Analiz: Bu durum, paranın "nötr" bir araç olmadığını, sistemdeki istikrarsızlığın yapısal bir parçası olduğunu gösterir.

"Kredi sisteminde her şey ikiye ve üçe katlanmış ve hayal gününün hayaleti haline getirilmiştir."

• Analiz: Kredi sistemi, reel değerlerin üzerinde devasa bir kâğıt üzerinde borç ve mülkiyet yapısı oluşturarak finansal kırılganlığı artırır.

"Altın ve gümüşü ortadan kaldırarak parayı başımızdan defedemeyiz."

• Analiz: Paranın parasal niteliği, kullanılan materyalden (kâğıt veya dijital) ziyade, temsil ettiği toplumsal üretim ilişkisine dayanır.

5. Sonuç: Siyasi ve Ekonomik Strateji

Marx'ın para teorisi sadece akademik bir çalışma değil, siyasi mücadele için bir araçtır:

• Devlet ve Para Politikası: Para politikası sermaye birikimi krizlerini kalıcı olarak çözemez, sadece krizlerin etkilerini geçici olarak yönetebilir veya yerini değiştirebilir.

• Sınıf Mücadelesi: Enflasyon ve işsizlik gibi olgular, para politikası üzerinden yürütülen sınıf mücadelesinin alanlarıdır.

• Materyalist Temel: İşçi sınıfı için gerekli olan, burjuva iktisatçılarından (Keynes vb.) uyarlanan teoriler değil, materyalist tarih düşüncesine dayanan sağlam bir para teorisidir.

16 Aralık 2025 Salı

Siyasal İktisat ve Kapital | Erkin Özalp

MAR

Özet

Bu yazı, Erkin Özalp'in Karl Marx'ın Kapital eseri üzerine yaptığı sunumları sentezleyerek, kapitalist üretim tarzının temel kavramlarını, içsel çelişkilerini ve kriz dinamiklerini analiz etmektedir. Sunumun ana argümanları, "ekonomi politik" yerine "siyasal iktisat" teriminin doğruluğuyla başlayıp, emek değer teorisi ve artı değerin kârın yegâne kaynağı olduğu teziyle devam eder. Kapitalizmin temel bir yasası olarak sunulan kâr oranının azalması eğilimi, sistemin döngüsel bunalımlarının ana nedeni olarak konumlandırılır. Modern kapitalizmin, bu temel çelişkiyi ertelemek için finansallaşmaya, teknolojiyle bağlantılı spekülatif balonlara ve uluslararası sömürü mekanizmalarını güçlendirmeye giderek daha fazla başvurduğu vurgulanmaktadır. Sunum, yapay zekâ gibi güncel teknolojik gelişmelerin dahi bu temel sermaye birikim mantığı çerçevesinde şekillendiğini ve sömürü ilişkilerini ortadan kaldırmak yerine dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.

Terminolojik Çerçeve: "Ekonomi Politik" ve "Siyasal İktisat"

Sunum, temel bir terminolojik tartışmayla başlamaktadır. Türkiye sol literatüründe yaygın olarak kullanılan "ekonomi politik" kavramının, aslında Fransızcadan yapılmış çevirilerden miras kaldığı belirtilmektedir. Kavramın İngilizce ("political economy") ve Almanca ("politische Ökonomie") orijinallerinin doğru karşılığının "siyasal iktisat" veya "politik ekonomi" olduğu savunulmaktadır.

• Eleştirel Yaklaşım: Özalp, "ekonomi politik" teriminin, konuyu gereksiz yere yücelten ve anlaşılmaz kılan bir "hissi" uyandırdığını, özellikle Marksizm'i yeni öğrenenler için bir engel oluşturduğunu ileri sürmektedir. "Parti politik" yerine "siyasi parti" denmesi gibi, dilin doğal akışına daha uygun olanın "siyasal iktisat" olduğunu ifade etmektedir.

• Tarihsel Bağlam: Siyasal iktisat, Adam Smith ve David Ricardo gibi burjuva iktisatçılarının kurduğu modern iktisat biliminin başlangıçtaki adıdır. Bu ekol, iktisadi yasaları doğal ve ebedi, kapitalizmi ise doğal toplum düzeni olarak görmüştür.

• Marx'ın Konumu: Kapital'in alt başlığı "Siyasal İktisadın Eleştirisi"dir. Marx, bu ekolden farklı olarak kapitalist düzenin geçici olduğunu ve iç çelişkileri nedeniyle yıkılmaya mahkûm olduğunu göstermeyi amaçlar. Bu nedenle, "marksist ekonomi politik" yerine "marksist iktisat" demek daha doğru olabilir.

Kapitalist Üretimin Temel Taşları

Meta: Kullanım Değeri ve Değişim Değeri

Kapitalist toplumun zenginliği, devasa bir meta yığını olarak kendini gösterir. Marx'ın analizi bu temel birim olan "meta" ile başlar.

• Meta Nedir? Üreticisi tarafından doğrudan tüketilmek için değil, başka metalarla veya parayla değiştirilmek (mübadele edilmek) için üretilen her ürün veya hizmettir. Bir hizmetin fiziksel bir nesne olmaması, onun meta olmasına engel değildir.

• Metanın İki Yüzü:

    1. Kullanım Değeri: Metanın yararlılığı ve işlevidir. Subjektiftir; kişiden kişiye değişebilir. Bir metanın satılabilmesi için bir kullanım değerine sahip olması zorunludur.

    2. Değişim Değeri: Metanın diğer metalarla veya parayla olan niceliksel ilişkisidir (örneğin, bir masa kaç sandalye eder?).

• Sermayenin Amacı: Sermayenin amacı, topluma yararlı kullanım değerleri üretmek değil, kendisini büyütmek için sürekli daha fazla değişim değeri (kâr) üretmektir.

Emek Değer Teorisi ve Artı Değerin Kökeni

Bir metanın değişim değerini belirleyen nihai ölçüt, emektir.

• Değerin Ölçüsü: Emek değer teorisine göre, bir metanın değişim değeri, o metanın üretilmesi için toplumsal olarak gerekli olan çalışma süresiyle belirlenir. Bu süre, belirli bir teknolojideki ortalama bir üretkenlikle harcanan emek zamanıdır; bireysel bir işçinin yavaşlığı veya ustalığı belirleyici değildir.

• Emek ve Emek Gücü Ayrımı: İşçi, kapitaliste emeğini değil, emek gücünü, yani belirli bir süre boyunca çalışma potansiyelini satar.

• Ücretin Niteliği: İşçinin aldığı ücret, harcadığı emeğin tam karşılığı değildir. Ücret, işçinin ve ailesinin yaşamını sürdürmesi ve ertesi gün yeniden işbaşı yapabilmesi için gerekli olan metaların değerine, yani emek gücünün değişim değerine eşittir.

• Artı Değer (Artık Değer): İşçinin, ücretiyle karşılanan emek süresini aştıktan sonra, kapitalist için karşılıksız olarak çalıştığı sürede yarattığı yeni değerdir. Kârın, faizin, rantın ve vergilerin yegâne kaynağı bu karşılığı ödenmemiş emektir. Eğer bir işçi 8 saat çalışıyorsa, ücreti belki de sadece 3-5 saatlik çalışmasının karşılığıdır; geri kalan süre artı değer üretir.

Sermayenin Bileşenleri ve Sömürü Oranı

Sermaye, artı değer üretimi sürecindeki rolüne göre iki ana bileşene ayrılır.

Sermaye Türü

Tanım

Rolü

Örnekler

Değişmeyen Sermaye (C)

Değer üretmeyen, yalnızca kendi değerini ürüne aktaran sermaye kısmı.

Kendi başına yeni bir değer yaratmaz.

Fabrika binası, makineler, hammaddeler.

Değişen Sermaye (D)

Ürünün değerine kendi değerinden fazlasını (artı değeri) aktaran sermaye kısmı.

Artı değerin kaynağıdır.

İşçilere ödenen ücretler.

• Sömürü Oranı (A/D): Artı değerin (A), değişen sermayeye (D) oranıdır. Karşılığı ödenmemiş emeğin, karşılığı ödenmiş emeğe oranını ifade eder ve kapitalist sömürünün derecesini gösterir.

• Artı Değer Üretim Yolları:

    ◦ Mutlak Artı Değer: İş gününü uzatarak, çalışma yoğunluğunu artırarak veya ücretleri doğrudan düşürerek sömürü oranını yükseltmek.

    ◦ Göreli Artı Değer: Teknolojik ilerleme ile emek üretkenliğini artırmak. Bu, işçinin yaşaması için gerekli metaları ucuzlatır ve emek gücünün değerini düşürür. Böylece, işçinin yaşam standardı düşürülmeden dahi ücretler geriletilebilir ve artı değer artırılabilir.

Kâr Oranları, Rekabet ve Fiyatların Oluşumu

Kâr Oranının Azalması Eğilimi Yasası

Bu yasa, kapitalizmin bunalım dinamiklerinin ardındaki temel eğilim olarak tanımlanır.

• Kâr Oranı (A / (C+D)): Artı değerin, toplam sermayeye (değişmeyen + değişen) oranıdır. Kapitalistin asıl ilgilendiği oran budur.

• Sermayenin Organik Bileşimi (C/D): Değişmeyen sermayenin değişen sermayeye oranıdır.

• Eğilimin Mekanizması: Teknolojik ilerleme, makine ve hammaddeye yapılan yatırımı (C) işçiliğe yapılan yatırıma (D) kıyasla artırma eğilimindedir. Sermayenin organik bileşimi (C/D) yükselir. Artı değerin kaynağı yalnızca D olduğu için, C'nin D'ye göre payı arttıkça, toplam sermayeye oranla elde edilen kâr (kâr oranı) uzun vadede düşme eğilimine girer.

• Çelişkili Motivasyon: Kapitalistler, kâr oranını düşürdüğü halde neden teknolojiye yatırım yapar? Çünkü yeni teknolojiyi ilk uygulayan, rakiplerinden daha verimli üreterek ve ürününü mevcut piyasa fiyatından satarak geçici bir aşırı kâr elde eder. Ancak teknoloji yaygınlaştığında, yeni ve daha düşük bir ortalama kâr oranı oluşur.

Ortalama Kâr Oranı ve Üretim Fiyatları

Emek değer yasası, piyasadaki bireysel fiyatları doğrudan belirlemez. Fiyatlar, değer etrafında dalgalanır ve bu dalgalanma sistematik bir mekanizmaya bağlıdır.

• Ortalama Kâr Oranı: Farklı sektörlerdeki ve firmalardaki farklı organik bileşimlere rağmen, sermayenin kârlı alanlara akmasıyla tüm ekonomi için bir ortalama (genel) kâr oranı oluşur.

• Değerin Fiyata Dönüşümü: Kapitalistler, metalarının fiyatını belirlerken bireysel değerlerine göre değil, yatırdıkları toplam sermaye üzerinden bu ortalama kârı elde edecek şekilde hareket ederler.

• Sonuç: Organik bileşimi ortalamanın altında olan (emek-yoğun) sektörler, ürettikleri artı değerin bir kısmını, organik bileşimi yüksek olan (sermaye-yoğun) sektörlere devreder. Bu nedenle, metaların üretim fiyatları (ve piyasa fiyatları), onların bireysel emek-değerlerinden sistematik olarak sapar. Ancak toplamda, yaratılan toplam değer ile toplam fiyatlar ve toplam artı değer ile toplam kâr birbirine eşittir.

Sermaye Birikimi, Devreleri ve Bunalımlar

Yeniden Üretim Şemaları ve Eksik Tüketim Sorunu

Kapitalizmin birikim yapabilmesi için, ürettiği metaları satması gerekir. "Eksik tüketim" teorisi, işçilerin ve kapitalistlerin tüketiminin tüm metaları satmaya yetmeyeceğini, bu nedenle sistemin çökmesi gerektiğini iddia eder. Marx, Kapital'in 2. cildinde bu sorunu yeniden üretim şemalarıyla analiz eder.

• İki Kesimli Model: Marx, ekonomiyi iki ana kesime ayırır:

    ◦ Kesim 1: Üretim araçları (makine, hammadde vb.) üreten kesim.

    ◦ Kesim 2: Tüketim malları (gıda, giyim vb.) üreten kesim.

• Çözüm: Model, kapitalistlerin yalnızca nihai tüketicilere değil, aynı zamanda birbirlerine de satış yaptığını gösterir. Kesim 1'deki kapitalistler, ürettikleri makineleri hem Kesim 2'deki hem de kendi kesimlerindeki diğer kapitalistlere satar. Bu sayede, kapitalist olmayan pazarlara ihtiyaç duymadan, teorik olarak sermaye birikimi mümkündür.

• Bunalım Bağlantısı: Eksik tüketim, bunalımın nihai nedeni değil, bir sonucudur. Kâr oranlarının düşmesi nedeniyle Kesim 1'deki yatırım yavaşladığında, ekonominin genelinde bir talep daralması ve aşırı üretim sorunu ortaya çıkar.

Sermayenin Devreleri: Sanayi, Ticaret ve Faiz

Sermaye, statik bir varlık değil, sürekli bir hareket ve döngü halindedir.

Sermaye Devresi

Formülü

Açıklama

Sanayi Sermayesi

P → M ... Ü ... M' → P'

Kapitalist parayla (P) meta (emek gücü ve üretim araçları) alır, üretim sürecinde (Ü) yeni ve daha değerli metalar (M') yaratır ve bunları satarak başlangıçtakinden fazla para (P') elde eder. Devrenin hızı kârlılık için kritiktir.

Ticaret Sermayesi

P → M → P'

Üretim yapmadan, meta alıp satarak kâr elde eder. Sanayi sermayesinin dolaşım süresini (alım-satım) kısaltarak genel kârlılığa katkıda bulunur ve bu hizmeti karşılığında toplam artı değerden, yatırdığı sermayeyle orantılı bir pay (ortalama kâr) alır.

Faiz Getiren Sermaye

P → P'

En "akıl dışı" formüldür. Para, görünüşte hiçbir süreçten geçmeden daha fazla para yaratır. Faiz oranı, teorik bir temele sahip değildir ancak normal dönemlerde ortalama kâr oranının altında seyreder.

Hayali Sermaye, Finansallaşma ve Spekülasyon

Finans sektörü, sermaye birikimini hızlandırırken aynı zamanda sistemik riskler de yaratır.

• Hayali (Fiktif) Sermaye: Üretim sürecindeki gerçek bir sermayeyi temsil etmeyen, ancak gelecekteki bir gelir beklentisine dayanan finansal varlıklardır (hisse senetleri, devlet tahvilleri vb.). Örneğin, devletin borçlanıp harcadığı para yok olur, ancak bu borcu temsil eden tahvil piyasada bir sermaye gibi alınıp satılmaya devam eder.

• Spekülatif Balonlar: Bu hayali sermaye araçlarının değerinin, temelindeki gerçek varlıktan koparak sürekli artacağı beklentisiyle şişirilmesidir. 2000'deki .com balonu ve 2008 krizi bunun örnekleridir. Balonlar şişerken ekonomiyi canlandırır, ancak patladıklarında yıkıcı krizlere yol açarlar.

Çağdaş Kapitalizmde Teknoloji ve Kriz Dinamikleri

Teknoloji Yatırımları ve Toplumsal Öncelikler

Finansallaşmış kapitalizmde, teknolojik gelişimin yönünü toplumsal ihtiyaçlar değil, spekülatif kâr beklentileri belirler.

• Örnek: Sürücüsüz Otomobiller: Milyarlarca dolarlık yatırım, toplu taşıma veya demir yolları gibi daha verimli ve ekolojik çözümler yerine, trilyonlarca dolarlık yeni bir pazar yaratma potansiyeli taşıyan sürücüsüz otomobil teknolojisine yönlendirilmiştir. Bu, sermayenin çıkarları ile toplumsal çıkarlar arasındaki ayrışmayı gösterir.

Yapay Zekâ: Sömürü, Altyapı ve İdeoloji

Yapay zekâ (AI) devrimi, kapitalizmin temel yasalarından muaf değildir.

• Yağmacılık ve Altyapı: AI modelleri, insanlığın ortak bilgi birikimini fikri mülkiyet haklarını çiğneyerek "yağmalamakta"dır ve devasa enerji tüketimi ile maden sömürüsü gerektiren fiziksel bir altyapıya dayanmaktadır.

• Emeğin Değersizleşmesi: AI, bazı işleri ortadan kaldırırken, amacı herkes için çalışma süresini azaltmak değil, maliyetleri düşürerek kârı artırmaktır. Yazılımcılar gibi nitelikli emek de dahil olmak üzere emeği değersizleştirme aracı olarak kullanılmaktadır.

• İdeolojik İşlev: "Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesi" korkusu, bu alana devasa kamu ve özel yatırımların akmasını sağlamak için sektörün önde gelenleri tarafından körüklenmektedir.

Kapitalist Sınıfın Bunalımlara Tepkileri

Bunalım dönemlerinde kâr oranlarını yeniden tesis etmek için sermaye sınıfı üç temel stratejiye başvurur:

1. Ücret Fonunu Küçültmek: Ücretleri, sosyal hakları ve kamu harcamalarını keserek doğrudan sömürü oranını artırmaya çalışmak. Bu, eksik tüketim sorununu daha da derinleştirir.

2. Hayali Sermayeyi Büyütmek: Reel sektördeki kârlılık düşünce, yüksek getiri arayışıyla finansal spekülasyona yönelmek ve yeni balonlar şişirmek.

3. Uluslararası Sömürüyü Güçlendirmek: Küreselleşme adı altında, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar aracılığıyla çevre ülkeler üzerinde baskı kurarak pazarlarını ve kaynaklarını merkez kapitalist ülkelerin sermayesine açmak.

Sonuç: Kapitalizmin İçsel Çelişkileri ve "Yeni Evre" Tartışmaları

Sunum, kapitalizmin bunalımlarının, eşitsizliğin ve yoksulluğun sistemdeki hatalardan değil, meta üretimi ve özel mülkiyete dayalı işleyişinin kaçınılmaz sonuçları olduğunun altını çizmektedir. Kapitalizmin "yeni bir evreye girdiği" ve ücretli emek sömürüsünün önemini yitirdiği iddiaları, sermayenin dünya genelinde emekçilerin haklarına ve ücretlerine yönelik aralıksız saldırılarıyla çelişmektedir. Bilgi ve teknoloji üretimi dahi, emek sömürüsüne dayalı bir meta üretimi sürecidir ve bu alandaki emeği de değersizleştirme çabaları sürmektedir. Bu bağlamda, kapitalizmin temel çelişkileri ortadan kalkmamış, aksine finansallaşma ve teknoloji aracılığıyla yeni ve daha karmaşık biçimler almıştır.

17 Eylül 2025 Çarşamba

Marx'ın Kapital’inin Kapsamlı Analizi

Alaattin Bilgi

1.0 Giriş: "Kapital"in Tarihsel ve Entelektüel Önemi

Karl Marx'ın Kapital eseri, 1867 yılında ilk cildinin yayımlanmasıyla birlikte, yalnızca ekonomi-politiğin tarihinde değil, bütün dünyada bilimsel ve entelektüel hayatın gelişiminde bir dönüm noktası teşkil eder. Eser, alt başlığı olan Kapitalist Üretimin Eleştirel Bir Tahlili’nde de belirtildiği gibi, modern toplumun iç işleyişini ve çelişkilerini bilimsel bir titizlikle deşifre etmeyi hedefler. Marx, bu çalışmadaki nihai amacının "modern toplumun ekonomik hareket yasasını ortaya çıkarma" olduğunu ifade ederek, kapitalizmin temel dinamiklerini açıklama yönündeki devrimci iddiasını ortaya koymuştur.

Bu anıtsal yapıtın ardında yatan kişisel özveri, eserin entelektüel derinliği kadar dikkat çekicidir. Marx'ın kendi ifadesiyle, Kapital'i tamamlamak uğruna "sağlığını, mutluluğunu ve ailesini feda ettiği" bir süreç yaşanmıştır. Bu adanmışlık, eserin bilimsel ciddiyetinin ve devrimci tutkusunun bir yansımasıdır. Nitekim yayımlandığı dönemde Alman burjuvazisi tarafından adeta bir "sükût suikastı" ile karşılanması, yani görmezden gelinerek etkisizleştirilmeye çalışılması, eserin egemen sınıflar için ne denli sarsıcı bir nitelik taşıdığının erken bir kanıtı olmuştur.

Bu analizin temel amacı, Kapital'in teorik çerçevesini, felsefi kaynaklarını ve kapitalizmin tarihsel gelişimine dair temel argümanlarını derinlemesine incelemektir. Marx'ın temel kavramlarını ve yaklaşımını adım adım çözümleyerek, kapitalist üretim biçiminin özünde yatan sömürü mekanizmasını ve bu sistemin kendisini nasıl yeniden ürettiğini ortaya koymayı hedeflemekteyiz.

2.0 Marksizmin Teorik Kaynakları ve Felsefi Temelleri

Marksist düşünce, boşlukta doğmuş eklektik bir sistem değildir. Aksine, 19. yüzyıl Avrupası'nın en ileri düşünce akımları olan Klasik Alman Felsefesi, Klasik İngiliz Ekonomi-Politiği ve Ütopik Sosyalizmin eleştirel bir sentezi ve aşılmasıyla ortaya çıkmıştır. Marx ve Engels, bu entelektüel mirası devralarak, onu diyalektik materyalist bir temelde yeniden işlemiş ve doğa bilimlerindeki devrimci gelişmelerle de destekleyerek kapitalizm analizlerinin bilimsel zeminini oluşturmuşlardır.

2.1 Klasik Alman Felsefesi: Diyalektiğin Materyalist Dönüşümü

Klasik Alman felsefesinin doruk noktasını temsil eden G.W.F. Hegel, tarihin ve düşüncenin zıt kuvvetler arasındaki çelişkilerle ilerlediği diyalektik mantığı felsefeye kazandırmıştır. Ancak Hegel'in diyalektiği, her şeyin özünü "Mutlak Fikir" olarak gören idealist bir temele dayanıyordu. Ona göre maddi dünya, fikrin dışsal bir tezahüründen ibaretti.

Marx, Hegel'in mantığındaki devrimci öze sahip çıkarken, onu idealist kabuğundan arındırmıştır. Kendi ifadesiyle, Hegel'de "baş aşağı duran" diyalektiği, "mistik kabuk içerisindeki rasyonel özü bulmak" için yeniden "ayakları üzerine oturtmuştur". Bu materyalist dönüşümün dünyayı sarsan önemi şudur: Tarihin motoru artık Fikirlerin (Hegel) gelişimi değil, maddi üretim koşulları ve bu koşulların doğurduğu sınıf mücadeleleridir. Böylece fikir, maddi dünyayı yaratan bir güç olmaktan çıkarılıp, "maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey olmadığı" tezine ulaşılmıştır. Bu, tarihsel materyalizmin temelini oluşturmuştur.

2.2 Klasik İngiliz Ekonomi-Politiği: Emek-Değer Teorisinin Mirası

Adam Smith ve David Ricardo gibi düşünürlerin öncülük ettiği Klasik İngiliz Ekonomi-Politiği, toplumsal servetin gerçek kaynağının metalarda somutlaşan emek olduğu fikrine dayanan Emek-Değer Teorisini kurmuştur. Bu teoriye göre, bir metanın değeri, onun üretimi için harcanan "toplumsal bakımdan gerekli emek miktarı" ile belirlenir. Bu, ekonomi-politik tarihinde devrimci bir adımdı.

Ancak bu okul, kendi teorisinin mantıksal sonuçlarına ulaşamamıştır. Değer yasasını, her şeyin değeri üzerinden alınıp satıldığı kapitalist sistemin adaletinin bir kanıtı olarak görmelerine rağmen, artı-değerin (kâr, rant ve faiz) kaynağını açıklamada aciz kalmışlardır. Marx, bu teoriyi bir miras olarak devralmış, ancak onu aşarak artı-değerin kökeninin, işçinin karşılığı ödenmemiş emeği olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur. Böylece, sömürü mekanizmasını açığa çıkarmıştır.

2.3 Ütopik Sosyalizm: Bilimsel Sosyalizme Geçiş

Saint-Simon, Charles Fourier ve Robert Owen gibi düşünürler, 1789 Fransız Devrimi'nin "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" vaatlerinin yarattığı hayal kırıklığı zemininde kapitalizmi sert bir şekilde eleştirmişlerdir. Bu düşünürler, özel mülkiyeti, sömürüyü ve toplumsal sefaleti lanetlemiş, daha adil ve insancıl bir toplum düzeni hayal etmişlerdir.

Ne var ki, bu eleştiriler ve çözümler, kapitalizmin henüz olgunlaşmadığı bir tarihsel evreye karşılık gelen "olgunlaşmamış teoriler" olmaktan öteye gidememiştir. Ütopik sosyalistlerin temel zayıflığı, toplumsal dönüşümün motorunu sınıf mücadelesinde değil, egemen sınıfları aydınlatmada, eğitimde ve sınıflar arası iş birliğinde görmeleriydi. Marx ve Engels, bu düşünürlerin akılcı fikirlerini özümsemekle birlikte, sosyalizmi bir "ütopya" olmaktan çıkarıp, tarihin ve ekonominin nesnel yasalarına dayanan bir bilimsel perspektif haline getirmişlerdir.

2.4 Doğa Bilimlerindeki Gelişmelerin Etkisi

19. yüzyılda doğa bilimlerinde yaşanan büyük devrimler, Marksizmin felsefi temeli olan diyalektik ve tarihsel materyalizmin bilimsel zeminini güçlendirmiştir. Enerjinin dönüşümü yasası, maddenin ve hareketin birliğini kanıtlarken; hücre teorisi, tüm canlı organizmaların gelişiminin diyalektik bir süreç olduğunu göstermiştir. Charles Darwin'in evrim teorisi ise, türlerin sabit ve değişmez olmadığını, sürekli bir var olma mücadelesi ve doğal ayıklanma süreci içinde evrimleştiğini ortaya koyarak, doğanın ve toplumun statik değil, sürekli bir değişim ve gelişim içinde olduğu fikrini desteklemiştir. Bu buluşlar, Hegel'in idealist diyalektiğinin materyalist bir temelde yeniden formüle edilmesine bilimsel kanıtlar sunmuştur.

Bu entelektüel ve bilimsel mirası diyalektik bir potada eriten Marx, yalnızca Hegel'in idealizmini materyalist bir temele oturtmakla, Smith ve Ricardo'nun emek-değer teorisindeki açmazı çözmekle veya Ütopik Sosyalistlerin ahlaki eleştirilerine bilimsel bir zemin kazandırmakla kalmadı; bu kaynakların eleştirel sentezinden, kapitalist toplumun en temel hücresi olan "meta"yı çözümleyerek sistemin bütününü deşifre edeceği özgün bir yöntem inşa etti.

3.0 Kapitalist Üretimin Temel Kavramları

Marx, kapitalist toplumu analiz ederken, işe bu toplumun en temel ekonomik birimi, yani "meta"dan başlar. Bu metodolojik yaklaşım, kapitalist zenginliğin en küçük hücresinin içinde, sistemin bütün karmaşık işleyişini ve iç çelişkilerini barındıran tohumları bulma amacını taşır. Meta analizinden yola çıkarak, paranın, sermayenin ve nihayetinde artı-değerin sırrını adım adım ortaya koyar.

3.1 Meta, Değer ve Emek: Kapitalizmin Hücresel Yapısı

Meta, ilk bakışta basit bir nesne gibi görünse de, ikili bir doğaya sahiptir: Bir yandan belirli bir insan ihtiyacını karşılayan kullanım-değeri, diğer yandan başka metalarla değiştirilebilmesini sağlayan bir değeri vardır.

Kullanım-Değeri (Use-Value)

Değer (Value)

Bir nesnenin insan ihtiyacını karşılama özelliğidir.

Bir nesnenin başka nesnelerle değiştirilebilmesini sağlayan ortak özdür.

Nitelikseldir; bir ceket ısıtır, bir ekmek doyurur.

Nicelikseldir; metaların hangi oranda değiştirileceğini belirler.

Metanın doğal, fiziki gövdesinde somutlaşır.

Metanın toplumsal bir özelliğidir; tek başına bir metada görünmez.

Metada somutlaşan emeğin de bu ikili doğaya karşılık gelen ikili bir niteliği vardır: somut emek ve soyut emek.

• Somut Emek: Belirli bir amaca yönelik, yararlı emektir (terzilik, dokumacılık, marangozluk vb.). Kullanım-değerini yaratan emektir.

• Soyut Emek: Her türlü somut biçiminden arındırılmış, fizyolojik anlamda insan emek-gücü harcamasıdır. Değeri yaratan emektir ve büyüklüğü, "toplumsal bakımdan gerekli emek zamanı" ile ölçülür. Bu, bir malı normal üretim koşulları altında, o sıradaki ortalama hüner ve yoğunluk derecesiyle üretmek için gereken zamandır.

Metaların Fetişizmi

Meta üretimi egemen hale geldiğinde, üreticiler arasındaki toplumsal ilişkiler, sanki metaların kendileri arasında var olan nesnel bir ilişkiymiş gibi görünmeye başlar. Emek ürünleri, üreticilerinden bağımsız, kendi gizemli güçlerine sahip varlıklar gibi algılanır. Marx, bu olguyu Metaların Fetişizmi olarak kavramsallaştırır; bu, metaların toplumsal bir ilişkiyi değil, kendi içkin bir özelliğini taşıyormuş gibi görünerek kapitalist gerçekliği gizemlileştiren temel bir ideolojik mekanizmadır. Bu fetişizm, tıpkı din aleminde "insan beyninin ürünlerinin insandan bağımsız varlıklar gibi görünmesine" benzer. Değer ilişkisi, aslında insanlar arasındaki bir toplumsal ilişki olmasına rağmen, metaların doğal bir özelliği gibi algılanarak bu ilişkinin temelindeki sömürüyü normalleştirir ve görünmez kılar.

3.2 Paranın Sermayeye Dönüşümü: Artı-Değerin Sırrı

Marx, paranın sermayeye nasıl dönüştüğünü deşifre etmek için iki farklı dolaşım formülünü karşılaştırır:

1. Basit Meta Dolaşımı (M-P-M): Bu formül, satın almak için satmak anlamına gelir. Bir meta (M) sahibi, onu parayla (P) satar ve elde ettiği parayla kendisine gerekli olan başka bir metayı (M) satın alır. Buradaki nihai amaç, bir kullanım-değeri elde etmektir.

2. Sermaye Dolaşımı (P-M-P'): Bu formül ise satmak için satın almak demektir. Bir para sahibi (kapitalist), parasıyla (P) bir meta (M) satın alır ve bu metayı daha fazla paraya (P') satar. Buradaki amaç, başlangıçtaki değerin bir fazlalıkla (P' = P + a) geri dönmesidir.

Bu fazlalık, yani artı-değer (a), dolaşım sürecinde yaratılamaz. Çünkü metalar değerleri üzerinden alınıp satılıyorsa, kimse sattığından daha değerli bir şeyi satın alamaz. Eğer aldatma varsa, birinin kazandığını diğeri kaybeder ve toplumdaki toplam değer artmaz. Dolayısıyla, artı-değerin kaynağı dolaşımda değil, üretim sürecinde aranmalıdır.

3.3 Emek-Gücü: Değer Yaratan Eşsiz Meta

Artı-değerin sırrını çözen kilit keşif, Marx'ın işçinin sattığı şeyin "emek" değil, "emek-gücü" (çalışma kapasitesi) olduğu tespitidir. Emek-gücü, piyasada alınıp satılan özel bir metadır.

• Emek-gücü metasının değeri, diğer metalar gibi, onun üretimi ve yeniden üretimi için gerekli olan toplumsal emek zamanı ile belirlenir. Bu, işçinin ve ailesinin varlığını sürdürmesi ve kendisini bir emekçi olarak yeniden üretmesi için gerekli olan "geçim araçlarının değeri"dir. Kapitalist, işçiye ücret olarak bu değeri öder.

• Emek-gücü metasının kullanım-değeri ise onu diğer tüm metalardan ayıran eşsiz bir özelliğe sahiptir: kendi değerinden daha fazla değer yaratma yeteneği. Kapitalistin piyasada bulduğu ve artı-değerin kaynağını oluşturan bu "özel meta", üretim sürecinde tüketildiğinde, maliyetinden (ücretinden) daha büyük bir değer ortaya çıkarır.

4.0 Artı-Değer Üretim Süreci ve Sömürü Mekanizması

Kapitalist üretim, ikili bir süreçtir. Bir yanda, belirli kullanım-değerleri (iplik, ceket, makine vb.) yaratan somut bir emek süreci işler. Diğer yanda ise, harcanan sermayenin değerini artırmayı hedefleyen bir değerlenme süreci yürür. Kapitalist üretimin özü, bu iki sürecin birliğinde, yani kullanım-değeri üretirken aynı zamanda artı-değer sızdırma mekanizmasında yatar.

4.1 Değişmeyen Sermaye ve Değişen Sermaye

Artı-değerin kaynağını bilimsel olarak saptayabilmek için Marx, kapitalistin yatırdığı sermayeyi iki temel bileşene ayırır:

• Değişmeyen Sermaye (s): Üretim araçlarına (hammadde, yardımcı malzemeler, makineler) yatırılan sermaye kısmıdır. Bu bileşenler, üretim sürecinde yeni bir değer yaratmazlar; yalnızca kendi değerlerini (aşınma ve tüketilme oranında) ürüne aktarırlar. Değerleri değişmediği için "değişmeyen sermaye" olarak adlandırılırlar.

• Değişen Sermaye (d): Emek-gücünü satın almak için harcanan sermaye kısmıdır. Bu kısım, üretim sürecinde yalnızca kendi değerini (ücreti) yeniden üretmekle kalmaz, aynı zamanda bir de artı-değer yaratır. Değeri üretim sürecinde arttığı için "değişen sermaye" denir.

Bu analitik ayrım, sömürünün kaynağının üretim araçları değil, canlı emek olduğunu ve artı-değerin yalnızca sermayenin değişen kısmından doğduğunu bilimsel olarak kanıtlaması açısından merkezi bir öneme sahiptir.

4.2 Sömürü Oranı ve İşgünü Mücadelesi

Marx, sömürünün derecesini ölçmek için Artı-Değer Oranı formülünü geliştirir. Bu oran (a/d), yaratılan artı-değerin (a), emek-gücüne yatırılan değişen sermayeye (d) bölünmesiyle bulunur ve "emeğin sermaye tarafından sömürülme derecesinin tam ve kesin ifadesi"dir.

Bu oran, işgününün yapısında somut olarak görülebilir. İşgünü iki temel bölüme ayrılır:

1. Gerekli-Emek Zamanı: İşçinin, kendi emek-gücünün değerini, yani ücretinin karşılığını ürettiği zaman dilimidir.

2. Artı-Emek Zamanı: İşçinin, ücretinin ötesinde kapitalist için karşılıksız olarak çalıştığı ve artı-değer ürettiği zaman dilimidir.

Artı-değer oranı, aynı zamanda artı-emek zamanının gerekli-emek zamanına oranıdır. Kapitalist, kârını artırmak için artı-emek zamanını sürekli uzatmaya çalışır. Bu nedenle, işgününün uzunluğunun ne olacağı sorunu, kapitalist sınıf ile işçi sınıfı arasında kesintisiz bir mücadelenin konusu olmuştur. İngiliz Fabrika Yasaları'nın tarihsel gelişimi ve kapitalistlerin işçilerin "yemek zamanlarını kemirmesi" gibi uygulamaları bu sınıf mücadelesinin somut örnekleridir, zira sermaye için "an'lar kârın ögeleridir".

4.3 Mutlak ve Nispi Artı-Değer Üretim Yöntemleri

Kapitalistler, artı-değer oranını yükseltmek için iki temel yöntem kullanır. Bu yöntemler yalnızca farklı teknikler değil, aynı zamanda tarihsel bir mantık silsilesi içinde birbirini takip eder:

• Mutlak Artı-Değer: Gerekli-emek zamanı sabitken, işgününü fiziksel olarak uzatarak artı-emek zamanını mutlak olarak artırmaktır. Bu, sömürünün en basit ve en kaba biçimidir.

• Nispi Artı-Değer: İşgününün uzunluğu sabitken, emeğin toplumsal üretkenliğini artırarak gerekli-emek zamanını kısaltmaktır. Tüketim malları daha az emek-zamanında üretilebildiği için emek-gücünün değeri (ücretler) düşer. Böylece, işgünü içindeki artı-emek zamanının payı nispi olarak artmış olur.

Tarihsel olarak, işçi sınıfının işgününü kısaltmak için verdiği ve mutlak artı-değer sömürüsünü hedef alan mücadele, sermayeyi teknolojik devrim yoluyla emeğin üretkenliğini artırmaya ve böylece daha sofistike bir yöntem olan nispi artı-değer üretimine yönelmeye zorlayan temel itici güç olmuştur.

4.4 Elbirliği, Manüfaktür ve Modern Sanayi: Sömürünün Tarihsel Evrimi

Kapitalist üretim, özellikle nispi artı-değeri artırmak için tarihsel olarak üç temel aşamadan geçmiştir.

1. Elbirliği (İş birliği): Çok sayıda işçinin aynı üretim sürecinde bir araya getirilmesiyle, tek tek işçilerin güçlerinin toplamından daha büyük yeni bir toplumsal üretken güç ortaya çıkar (buna “sinerji” denir). Bu kolektif güç, sermayeye mal edilir.

2. Manüfaktür: Üretim sürecinin karmaşık operasyonlara bölünmesi ve her bir operasyonda işçilerin uzmanlaşmasıdır. Bu iş bölümü, işçiyi tek yönlü bir beceriye hapsederek güdükleştirse de emeğin üretkenliğini muazzam ölçüde artırır.

3. Modern Sanayi (Makineli Üretim): Makinenin üretim sürecine girmesiyle teknik bir devrim yaşanır. Makine, artı-değer üretmenin en güçlü aracı haline gelir. İşçinin becerisinin yerini makinenin hızı alır, "emeğin yoğunlaştırılması" sağlanır ve işçi "bir parça makinenin bir kısmı haline sokulur".

Bu tarihsel ilerleme, işçi sınıfı, özellikle de en savunmasız kesimler olan kadınlar ve çocuklar üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Şapkacı Mary Anne Walkley'in soylu hanımların balo elbiselerini yetiştirmek için 26,5 saat aralıksız çalıştıktan sonra ölmesi; kiremit ocaklarında 4-6 yaşlarındaki çocukların insanlık dışı koşullarda günde 15 saat çalıştırılması; Quaker dindarlığıyla tanınan fabrika sahiplerinin çocukları "süprüntü ini" denilen yerlerde 30 saat aralıksız çalıştırıp sadece 20 sterlin cezayla kurtulmaları; ya da bazı basımevlerine "mezbaha" adının takılması gibi örnekler, bu sömürünün acımasız yüzünü ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, sermaye, teknolojik gelişmeyi emeğin yükünü hafifletmek ve refahı artırmak için değil, artı-değer sızdırma kapasitesini en üst düzeye çıkarmak için kullanır.

5.0 Sermaye Birikimi: Kapitalist Sistemin Yeniden Üretimi

Kapitalist üretim, tek seferlik bir süreç değildir; aksine, elde edilen artı-değerin tekrar sermayeye dönüştürülmesiyle sürekli genişleyen dinamik bir döngüdür. Bu döngü, yalnızca daha fazla zenginlik yaratmakla kalmaz, aynı zamanda kapitalist sistemin kendisini ve temelindeki toplumsal ilişkileri de yeniden üretir.

5.1 Basit ve Genişletilmiş Yeniden-Üretim

• Basit Yeniden-Üretim: Kapitalistin, elde ettiği tüm artı-değeri kişisel tüketimi için harcadığı ve üretimin her dönemde aynı ölçekte devam ettiği varsayımsal bir durumu ifade eder. Marx, bu basit modelin bile, sürecin sürekliliği sayesinde "her sermayeyi, birikmiş sermayeye ya da sermayeleştirilmiş artı-değere" dönüştürdüğünü gösterir. Çünkü başlangıçta yatırılan sermaye, zamanla tüketilir ve yerini işçilerin karşılıksız emeğiyle yaratılan artı-değer alır.

• Sermaye Birikimi (Genişletilmiş Yeniden-Üretim): Kapitalist üretimin gerçek doğası budur. Kapitalist, elde ettiği artı-değerin yalnızca bir kısmını tüketir, kalan kısmını ise yeni (ek) değişmeyen sermaye (daha fazla makine, hammadde) ve değişen sermaye (daha fazla işçi) satın almak için yeniden yatırıma dönüştürür. Bu süreç, "sermayeden sermaye yaratmak" anlamına gelir ve üretimin ölçeğinin sürekli olarak genişlemesini sağlar.

5.2 Kapitalist İlişkinin Yeniden Üretilmesi

Sermaye birikimi sürecinin nihai ve en önemli sonucu, yalnızca daha fazla meta ve artı-değer üretmek değil, aynı zamanda kapitalist toplumsal ilişkinin kendisini sürekli olarak yeniden üretmesidir.

Bu süreç, iki kutuplu bir sonuç doğurur: Bir uçta, el koyduğu artı-değeri yeniden sermayeye dönüştürerek sürekli zenginleşen kapitalist vardır. Diğer uçta ise, yaşamını sürdürmek için emek-gücünü satmaktan başka seçeneği olmayan işçi bulunur. İşçi, üretim sürecinde yalnızca meta ve artı-değer üretmekle kalmaz; aynı zamanda kendisini sömüren sermayeyi ve bir sonraki dönemde tekrar sömürülmesini sağlayacak olan ücretli emekçi konumunu da sürekli olarak yeniden üretir.

Böylece birikim süreci, yalnızca sermayeyi ve ücretli emekçiyi değil, aynı zamanda bu sömürü ilişkisini gizleyen ideolojik örtüyü de yeniden üretir. Analizimizin başlangıcındaki Metaların Fetişizmi kavramına geri dönersek; birikim, bu fetişist yanılsamayı sürekli olarak yeniden yaratarak, emek-gücünün parayla "adil" bir şekilde değiş tokuş edildiği, sömürüye dayalı bu toplumsal ilişkinin sanki şeyler arasında doğal ve nesnel bir ilişkiymiş gibi görünmesini sağlar ve bu yolla kendi varlık koşullarını ebedileştirir.

16 Ocak 2014 Perşembe

İktisada Giriş (Notlar)

Hazırlayan: Mahmut Boyuneğmez

- Ekonomi politik (siyasal iktisat), toplum bilimleri alanında yer alan bir bilim dalıdır. Toplum yaşamının bir yönünü, toplumun iktisadi yaşamını, maddi üretim alanını inceler. Ekonomi politik, üretimin toplumsal yönünü, toplumsal yapısını inceler. Üretimin teknik yönünü incelemez.
- Oykonomia=yönetim bilimi. Politikos=devlet yönetimi anlamındadır (Yunanca).
- Üretim, toplumun varoluş koşuludur; toplumun var olma temelidir. Toplumsal yaşam üretime dayanır.
- Üretimin ya da çalışmanın (emek etkinliği) 3 temel öğesi vardır:
i. Emek harcanması=çalışma
ii. Emeğin konusu=nesnesi (hammadde)
iii. Emek aracı
Bu üç öğenin olmadığı durumlarda üretimden/çalışmadan bahsedilemez. Müzik dinlemek, satranç oynamak, kitap okumak, beslenmek vb. emek etkinliği değildir. Toplum içindeki insan için emek etkinliği, doğa üzerine müdahalede bulunmayı anlatır; doğal nesnelerin ihtiyaçların karşılanması için dönüştürülmesi, üretimdir. Üretim sürecinde, doğanın güçleri kontrol altına alınır, yönlendirilir; bu süreç araç kullanımı olmadan gerçekleşmez.
- Üretim, sadece maddi üretimi içermez; aynı zamanda bilim, sanat, yönetim ve eğitim gibi hizmetlerin üretimi de emek etkinliği kapsamındadır.
- Emek nesnesi=doğal kaynaklar + hammaddelerdir. Üzerinde emeğin uygulandığı nesnelerdir. Daha önceki bir evrede üretilmiş emek nesneleri, hammaddedir. Toprak, madenler, sular doğal kaynaklar olarak emek nesnesidir ve hammadde değildir. Hammaddeler, emek nesnesidir, fakat hammadde olmayan emek nesneleri vardır.
- Emek araçları=doğa üzerinde egemenliği geliştiren, emek nesnesini dönüştüren araçlardır. Toprak, yollar, fabrika binaları, sulama boruları vb. emek aracıdır.
- Üretim araçları= emek araçları + emek nesneleridir.
- Üretimde bir nesne ürün, hammadde veya emek aracı olabilir. Örneğin, kömür maden ocağında ürün, fakat termik santralde hammaddedir.
- Arı, karınca, termit, kunduz veya kuşların yuva yapması vb., insanların emeğiyle karşılaştırılamaz. Bunlar içgüdüsel etkinliklerdir ve bu hayvanların “üretimleri”=yaptıkları işler, kendi doğal etkinlikleri, onlardan ayrılamaz etkinliklerdir. Bir hayvan yaptığı bir yuva ile özdeşleşmiş durumdadır, örneğin. İnsan emeğinin=çalışmanın iki temel özelliği vardır: i) Bilinçli=önceden saptanmış bir amaca yönelik etkinlik, ii) Emek aletleri üretiminden ayrılamaz oluşu. Bu nedenle emek, sadece toplumsal-insana özgü bir özellik, etkinliktir. İnsanları hayvanlardan ayırt eden özellik, doğayı dönüştürebilmesidir. Bu emek etkinliğini anlatır. İnsanların ataları, emek araçları üreterek hayvanların sürü yaşamından, toplumsallaşmaya geçmiştir. İnsan eli, emek ürünüdür ve emek organıdır. Konuşmanın doğuşunda da belirleyici çalışma olmuştur.
- İnsanı insan yapan üretimdir. Tüm toplumsal-tarihsel etkinlikler, üretim zemini üzerinde var olur. İnsan, toplumsal insanlıktır.
- Emek zenginliğin babası, toprak ise anasıdır. Ürün üretiminde kullanılan üretim araçlarını üretmek için de emek harcanır.
- Emek üretkenliği=emek verimliliği. Ürün niceliği/Δt artınca, emek üretkenliği=verimi artar. Ürüne katılan canlı emek azalır, üretim araçlarıyla katılan birikmiş emek artar. Bu durumda tek bir üründe somutlanan genel emek miktarı düşer.
- İşbölümü; emek üretkenliğinin düşük olduğu ilkel toplulukta, yaş ve cinsiyete göre işbölümü vardı. Üretim geliştikçe, emek verimliliği arttıkça, toplumsal işbölümü ortaya çıktı. Sanayi ve tarım birbirinden ayrıldı.
- Üretici güçler=üretim araçlar + emek-gücü/emekçiler. Üretici güçler tarih boyunca gelişmiştir. Emek-güçlerinin yetenekleri ve kapasiteleri gelişmektedir.
- Üretim ilişkileri; üretim, topluma ait bir etkinliktir ve üretim sürecinde insanlar sınıflar biçiminde belirli ilişkilere sahiptir. Kapitalizmin temeli, burjuvazi ile proletarya arasındaki üretim ilişkileridir. Temel, ekonomi değildir. Her toplumda bir egemen üretim ilişkisi vardır ve bu o toplumun temelini oluşturur. Temel; hukuk, devlet, sanat, ideolojileri, kısacası üst-yapıyı koşullar.
- Ü. tarzı; 5 üretim tarzı mevcuttur: İlkel komünizm, köleci, feodal, Kapitalizm, sosyalist üretim biçimleri. Köleci, feodal ve kapitalist toplumlarda sömürü ilişkileri=üretim ilişkileridir; bu toplumlarda ü. ilişkileri, sömürücü sınıf ile sömürülen sınıfın üretimde konumlanışı ve üretimde yer alış biçimidir.
- Sömürü: Sömürülen sınıfın ürettiği artık-emeğin=artı-ürünün=artı-değerin sömürgen sınıf tarafından temellükü, mal edilmesidir. Sömürü, artı-ürün oluşturulduğunda var oldu; ilkel toplumda yoktu.
- İnsanın doğa üzerindeki egemenliği çok gelişmiş olduğu halde, üretici güçler bundan tam olarak yararlanamamaktadır. Bunun nedeni kapitalist üretim ilişkileri içerisinde bulunmaktır.
- Ekonomi-politik temeli, yani üretim ilişkilerini ve üretici güçleri inceler. Toplumun gelişimi, yeni bir üretici güç olan işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda olması gerektiğinden, gerçeği incelemek, sınıfsal bir tavır alış anlamına gelmektedir. Ekonomi-politik bilimi, sınıfsal bir bağa sahiptir, çünkü toplumsal ilerleme, proletaryanın çıkarlarıyla örtüşmektedir.
* Burjuva iktisatçılar para, kar, sermaye gibi olguları nesneler arası ilişkiler olarak tanımlar ve kavrar. Marksizm bunları, sınıflara bölünmüş toplumsal yapıyı kuran insanlar arası ilişkiler olarak tanımlar. Bu olgular, üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı olgulardır. Ü.ilişkileri, üretimde sınıfların tabi olduğu konumlanış ve ilişki biçimidir.
* Ekonomi-politik, sadece kapitalizmin yapısını incelemez, fakat bu inceleme toplumsal gelişimde kapitalizmin frenleyici duruma geldiğini gösterir. Bu nedenle Marksist teori, bilimsel bir sosyalizm teorisidir. Bilimsel temellere yaslanarak kapitalizmin yerine sosyalizmin geleceğini ortaya koyar. Bu doğrudan ilerici bir tavırla ilişkilidir; işçi sınıfının çıkarlarının yanında olunması… Buradan politikaya açılan kapıyı görmek zor değildir.
* Ekonomi-politiğin kavramları (para, sermaye, meta vb), kendinden menkul bir anlama sahip değildir. Toplumda, üretim ilişkileri içerisinde bir anlama sahiptirler. Örneğin sermaye, kendi başına bir para miktarı değil, oluşumu ve hareketiyle var olan, sömürü ilişkilerinden doğan bir gerçekliktir. Kavramlar, gerçeklikteki üretim ilişkilerinin farklı yönlerinin soyutlamasıdır. Ekonomi-politiğin kavramları, somut tarihsel dönemleri için geçerli anlamlara sahiptir, çünkü belirli bir dönem için belirli üretim ilişkileri geçerlidir.
- Bilim, süreç ve olayların özünü inceler. Ekonomi-politik de, toplumsal yaşamı yöneten yasaları, ilişkileri inceler. Ekonomi-politiğin yasaları, tüm tarihte geçerli genel yasalar değildir. Her tarihsel dönemin=üretim tarzının kendi özgün yasaları bulunur. Her dönem geçerli, evrensel toplumsa yasaları yoktur.
- Toplumsal üretim süreci=üretim + değişim + bölüşüm + tüketim’i içerir.
.. Tüketimin iki biçimi vardır; üretim amacıyla tüketim ile doğrudan tüketim. İlkinde üretim aracı olan ürünler tüketilir, ikincisinde tüketim mallarının tüketimi söz konusudur.
.. Bölüşüm; ü.araçlarının bölüşümünün niteliği, ürünlerin bölüşümünü belirler. Ü.araçlarının sahibi burjuvazi, ürünlerin de sahibidir. İşçi sınıfı sadece emek-güçlerine sahiptir. Ü. araçlarının kamu mülkiyetinde olduğu sosyalizmde, ürünler tüm topluma=emekçilere sunulur. Bunu kamuculuk sağlar.
** Üretim, değişim, bölüşüm ve tüketim bir bütünlük oluşturur. Bu bütünün belirleyici öğesi üretimdir. Eğer üretim kapitalist değilse, üretimde kapitalist üretim ilişkileri yürürlükte değilse, ürünler kapitalist pazar yasalarına göre dolaşıma girmez. Ancak ve ancak bir toplumda kapitalist üretim ilişkileri egemense, köylülerin ürünleri kapitalist pazara girebilir. Kapitalist üretim ilişkilerinin izi yoksa, kapitalist bir pazar da olamaz. Değişim, bölüşüm ve tüketimin niteliğini belirleyen üretimin toplumsal yasalarıdır.
Soru: Bu durumda, “Türkiye yarı-feodal, yarı-kapitalist bir ülkedir” tespiti neyi göz ardı eder? Bunun siyasi sonuçları neler olmuştur?..
* Marksizm’in üretime belirleyicilik atfetmesi, ideolojik sonuçları açısından önemlidir. Burjuva iktisadı, iktisadın gelişimini değişime göre yapar ve doğal ekonomi, parasal ekonomi ile kredi ekonomisi şeklinde üç kısma ayırır. Burada üretimin belirleyiciliği görülmez ve üretim sürecindeki sömürü ilişkileri görmezden gelinir. Oysa sosyalizmde de para ve kredi vardır; ancak üretim ilişkileri kapitalizmden farklıdır ve ayırt edici olan da budur. Sosyalizmde sömürü yoktur. Burjuva iktisadın sınırlarını böyle bir ideolojik çerçeve çizmektedir.

***

- Kapitalizm, basit meta üretiminden doğmuştur. Basit meta üretiminde, küçük üreticiler ü.araçlarının özel mülkiyetine sahiptir ve ürünleri kendi kişisel çalışmalarıyla üretip, değişime sokarlar. Kapitalizm, küçük üreticilerin özel mülkiyetleri ellerinden alınıp, ücretli duruma getirilmesiyle doğmuştur. Basit meta üretimindeki özel mülkiyet zorunlu olarak kapitalist üretim ilişkilerini doğurur.
- Kapitalizmin doğuşunda devlet aygıtı önemlidir.
- Kapitalizmin doğuşunda yağma, fetih ve bağımlılaştırma ile ilk sermaye birikimi sağlanmıştır. İlksel birikimle oluşan sermaye, sermaye sınıfını ve proletaryayı oluşturmuş, bu iki sınıfın üretimde bağlandıkları ü.ilişkileri kapitalist birikimi sağlamıştır.
- İlk birikimin temeli, köylülerin=serflerin mülksüzleşmesidir. Üretim araçlarından ve topraktan bağımsızlaşma süreciyle köylü nüfus fazlası, ücretli işçi olmuş, bir yandan da topraklar veya toprağın satılmasıyla alınan para yeni bir sınıfın elinde toplanmıştır.
- Kapitalist üretim biçiminin doğuşuna yol açan gelişmeler:
·         Feodalizmin küçük üreticisinin üretim araçları ve toprağından ayrılması=mülksüzleşmesi ve feodal bağımlılıktan özgürleşmesi,
·         Üretim araçları olacak olan paranın belirli ellerde toplanması,
·         15. ve 16. yy’larda coğrafi keşiflerle yeni karaların yer altı ve yerüstü zenginliklerinin yağmalanması, fetihler=sömürgecilik.
- İlksel birikimin temel bir kaynağı, sömürgecilikle gelen yağma temelli ticarettir. Avrupa ve İngiltere’de ilk birikim yağmaya dayanır. Devlet bu birikimin olmasını kolaylaştırır.
- Feodal üretim tarzında küçük köylü üretimi ve zanaatkârların üretimi vardır. İlkel köleci toplumdan kapitalizme kadar olan tarihsel dönemde, basit meta üretimi gözlenir. Basit meta üretimi için iki koşul bulunur: 1) İşbölümü, 2) Ü.araçlarının özel mülkiyeti. Bunlar olmadan değişim için üretim yapılamaz. Ancak feodal dönemde de, üretimin esas amacı değişim, ticaret değildir. Feodal sistemde köylü sömürüsü 3 biçimde olur: 1)Angarya=emek-rant, 2) Ürün-rant, 3) Para-rant. Zanaatkârlar yöresel değişim ile geçinir; loncaları kapalı bir sistem oluşturur.
- Kilise, feodal üretim ilişkileriyle var olmuştur. Merkezi feodal devletlerin kurulmasıyla, köylülerin üzerindeki sömürü artar; para basılır ve feodal krallar vergileri para olarak toplar. Aynı zamanda tefecilik doğar. Köylüler toprağa bağlanır, toprakta onlara; böylelikle serflik doğar. Almanya, Fransa, Rusya’da buna karşı köylü isyanları olur ve bunlar kanla bastırılırlar. Köylerden kaçan köylüler kentlerde “serseri” tabakayı oluşturur. Kentlerde “burgeouis” doğar; ticaret, gemi şirketleri ve bankacılıkla uğraşırlar. Coğrafi keşifleri (Amerika’nın keşfi, Afrika’nın Ümit Burnu’nu geçerek Hindistan’a ulaşma vb.) ve talanları bu sınıf yapar. Fransa’da 18.yy, İngiltere’de 17.yy, Almanya’da 19.yy, Japonya’da 19.yy sonunda burjuvazi iktidarı alır ve ulus-devletler oluşur. İngiltere’de aristokrasi burjuvalaşır; Fransa’da krallık-aristokrasi devrimle yok edilir; Almanya’da burjuvazi, işçi sınıfına karşı aristokrasiyle işbirliği yapar. Rusya’da burjuva devrimi, sosyalist devrim izler. Amerika’da feodalizm yaşanmaz.
- Basit meta üretimi: İlkel topluluk ile kapitalist toplum arasındaki dönemde var olmuştur. Bu dönemde henüz meta üretimi toplumun bütününü kaplamaz. Bu toplumlarda 2 tür ekonomik davranış vardır:
                1) M-P-M; Satın almak için satmak; köylüler ve zanaatçılar pazara gelir ve ürünlerini değişime sokarlar, ürünlerinin değerinde olan başka metalar alırlar.
                2) P-M-P’; satmak için satın almak; P’>P olmalıdır; yoksa eşdeğerde kalınsaydı, meta satın alınmazdı. P’=P + a (artı-değer)’dir. Sermaye sadece kapitalizmde oluşmamıştır; basit meta üretimi döneminde de vardı, ancak kapitalizmle birlikte üretime katılmıştır. Kapitalizmden önce sermaye büyük ölçüde tefeci sermayesi ve tüccar sermayesi olarak bulunur. Bu sermayenin giderek üretim araçlarını ele geçirmesi ile kapitalizm doğmuştur.
-->1) Üretim araçları köylülerin elinden alındı. Kapitalizmin Afrika’ya girişinde (19-20yy) de olduğu gibi toprak mülkiyeti ilişkileri değiştirilerek bu yapılmıştır. Baskı ve zor, bu süreçte kullanılmıştır.
2) Ü.araçları burjuva sınıfın elinde yoğunlaştı. Sanayinin gelişimi ü.araçları sahipliğini zorlaştırır ve tekelleştirir. Sermaye sahipleri ü.araçları geliştikçe bunları satın alabiliyor ve sermayelerini artırabiliyordu. Orta tabakalar bu süreçte mülksüzleşti.
3) Emek-gücü dışında hiçbir şeye sahip olmayan proletarya gelişti.
-Proletaryanın oluşumu:
                a) Toprağa bağlı olmayan, loncaya kayıtlı olmayan kesimler; ortaçağ kentlerinde 13. yy.’da bile “emek pazarları” bulunuyor.
                b) 13-18.yy. arasında aristokrasinin erimesiyle oluşanlar; hizmetçi, kâtipler, uşakların işlerine son verilmesiyle serseri, dilenci haline gelenler
                c) İngiltere’de tarlaların koyunlar için otlaklara dönüştürülmesi süreci (15-18.yy)’nde köylülerin topraklarından sürülmesi
                d) Orta ve doğu Avrupa, Asya, Latin Amerika, Kuzey Afrika’da modern sanayinin karşısında zanaatçılığın rekabet edememesiyle işçileşme süreci.
·         Kapitalist üretimin 3 aşaması yaşanmıştır:
1) Elbirliği (kooperasyon): Zanaatkârların kişisel atölyeleri ve lonca örgütlenmesi var. Burjuvazi, atölye kiralıyor ya da yaptırıyor. Emek araçları, nesneleri ve emek-gücü satın alınıyor. Elbirliği şunları sağlıyor:
                a) Ortalama ustalık düzeyinde birçok işçiyi bir araya getiriyor.
                b) Emek araçları tasarruflu kullanılıyor; bir kişi yerine birçok işçinin üzerinde emek harcadığı nesneler ve kullandığı araçlar var.
                c) Emek-güçlerinin sinerjik etkisi oluşur; tek tek işçilerin emek-güçlerinin aritmetik toplamının üstüne çıkan bir emek-gücü yaratılır (Mısır piramitlerinin yapımını da elbirliği sağlamıştır).
                d) Tek tek işçilerin yapamayacakları işler yapılabilir olur. Örneğin, 20 duvarcının 1 günde ördüğü duvar büyüklüğü > 1 duvarcının 20 günde ördüğü duvar büyüklüğü.
2) Manifaktür: İşbölümüyle elbirliği özel bir nitelik kazanır. Bazen birçok meslek tek bir atölyede bir mesleğe indirilir, bazense bir meslek birçok mesleğe bölünerek tek atölyede gerçekleşir. Emek-güçleri çeşitleri tek ve basit bir işlemde uzmanlaşır. Böylece: a) İşi öğrenmek kolaylaşır, alınması gereken eğitim süresi kısalır. b) Tek işçinin işlemler arsında kaybettiği zaman kalkar; gerekli emek miktarı düşer ve artık-değer artar. c) İşçi işyerinin bir parçası olur; emek-gücünü kapitaliste satmadıkça bir iş yapamaz durumdadır. d) Akıl yürütme ortadan kalkar; Düşünce süreci üretimden biraz daha ayrışır. İşçi parçacıdır ve kavrayışı yaptığı basit, parça iş ile birlikte körelir.
3) Fabrika-makine: -Makine, nispi a’yı artıran araçtır. Makineyle atölyeler, fabrika haline gelir.
- Makineler, değişmeyen sermayenin parçasıdır ve a’yı yaratmaz, ancak onu çoğaltır (makineleşme genelleşir ve geçim araçlarının değeri düşer; böylece emek-gücünün yeniden üretimi için gerekli emek zamanı düşer ve fazla emek artar).
- Makinelerin aşınmasıyla içerdiği değer metalara aktarılır=amortisman.
- Makineler çocuk ve kadın emeğinin kullanımını artırır; bireylerin kendilerine ayırdıkları zamanı çalar. Erkek işçinin emek-gücünün değerini düşürür, çünkü çocukları ve eşinin de emek-gücü olarak değeri verilir, ancak hep birlikte çalıştıklarında emek-gücünün yeniden üretimini sağlarlar. Emek-gücünün yeniden üretimi, çocukların ve tüm ailenin geçinmesini sağlamaktan geçer.
- Makinelerin kullanımı: a) emek üretkenliğini artırır, böylece sömürü oranı yükselir. b) Yeni emek-güçleri oluşturur (erkekler, kadın ve çocuk emek-güçlerini satmak zorunda kalır)
- Makineler ilk ortaya çıktıklarında vardiya sistemi uygulanır; sürekli çalışmayı sağlayan makinelerin yenileri çıkınca değişim değerlerinin düşmesi nedeniyle, tam kapasite kullanılmaları gerekir.
- Makinelerle emek yoğunluğu artar; 24 saat içinde 3-4 günlük üretim yapılabilir hale gelir. Makineler zaman engellerini ortadan kaldırır.
- Makine, işçiyi hünersiz, vasıfsız kılar; işçi makinenin parçası olur; emek aracı olarak makineyi kullanmaz, makine onu kullanır. Tek makine başında uzmanlaşan işçi, onun bağımlısı olur ve böylece çalışmanın ilginçliği yok olur. Üretimin zihinsel güçleri, el emeğinden tümüyle ayrılır.
·                     Kapitalizmde ürünlerin ağırlıklı çoğunluğu metadır. Kapitalizm, meta üretiminin üretimin çok büyük bir bölümünü oluşturduğu ilk üretim tarzıdır. Kapitalizmde basit kullanım değeri olarak kalan 2 tür ürün de vardır: a) köylülerin kendi tüketimleri için üretimleri; bu kesim ulusal gelir hesaplanırken güçlük yaratır. Tarım ne kadar geriyse, bu üretim bölümü o kadar büyüktür. b) Ev işlerinde yapılanlar; burada üretim sadece kullanım değeri yaratır, değişim-değeri üretilmez, yani meta üretilmez. Yemek pişirmek, ütü yapmak gibi…
* Meta üretiminin 2 koşulu vardır: 1) Toplumsal işbölümü olmalıdır; işbölümü yoksa ya da yeterince gelişmemişse, değişim olmaz. 2) Üretim araçlarının özel mülkiyeti olmalıdır.
Not: Sosyalist üretim planlıdır ve ü.araçları kamu mülkiyetindedir, ancak meta üretimi sınırlanmış biçimde bulunabilir. Eğer sosyalist bir ülkede devrim öncesi tarımda merkezileşme yaşanmamışsa, kırsaldaki üretim, belirli bir oranda kolektif çiftlikler eliyle yürütülebilir. Bu kolektif çiftliklerin ürünleri meta özelliğine sahiptir.
* Metanın 2 temel özelliği vardır:
1) Kullanım değeri; faydalı olmalı, gereksinimi karşılamalı ki satılabilsin (worth--->work (iş)).
2) Değişim değeri; bir meta başka bir metayla belirli miktarlarda değişime girer. Değişim değeri, metaların niceliklerinin karşılaştırılabilir olduğunu gösterir. Metalarda ortak bir özellik olmalıdır ki karşılaştırma ve değişim yapılabilsin. Bu ortak özellik ölçülebilir, niceliğe vurulabilir de olmalıdır. Metaların kullanım değerleri, şekilleri, büyüklükleri vb. ortak değildir. Bütün metaların ortak özelliği emek ürünü olmalarıdır. Değeri yaratan emektir. Emek, metanın üretimi için harcanan zaman ile ölçülür. İçerdikleri emek miktarına göre metalar değişime tabi tutulur (value--->labour (emek)).
- Bir kişinin kendi gereksinimi için üretilen ürünler meta değildir. Kullanım değeri olmayan bir ürün, değişim değeri içermez, yani meta değildir. Toprak, su, hava kullanım değeri olan, meta olabilen, ancak işlendiğinde, şişelendiğinde meta olabilen, kendi halinde meta olmayan emek nesneleridir. Bunların değeri yoktur=emek içermezler, ancak fiyatları vardır ve örneğin toprağın fiyatı ranta bağlıdır.
- Basit=küçük meta üretimi dönemi boyunca, metaların değişimi gerçekleşmiştir. Bir eşdeğer üzerinde karar kılınmıştır. İş saati eşdeğeri sağlamıştır. Ortaçağda her bir metanın belli bir niceliğinin üretimi için gerekli iş saati, değişildiği metanın belli bir miktarının üretimi için gerekli iş saatiyle eşitti. Bu tarihsel süreç içerisinde oluşur. Meta üretimi yaygınlaşıp genelleştikçe bu durum yetkinleşir. Bir meta bu süreçte evrensel eşdeğer olur ki bu paradır. Paranın başlangıçta bir değeri vardır, ama zaman içinde bundan bağımsızlaşarak evrensel değişim aracı olur. Para, aynı zamanda birikim aracı da olacaktır.
- Kişilerin tembelliği ya da çalışkanlığı nedeniyle farklı metaların farklı niceliklerinin değerleri farklı olur tezi doğru değildir. Metaların değeri, toplumsal ortalama gerekli emek zamanıyla ölçülür. Bir toplumda bir metanın üretimi için bu ortalama zamanın üzerinde çalışılarak bir meta üretiliyorsa, bu fazla çalışma boşa gider.
- Değişim değeri yüzyıllar içerisinde oluşurken; eğer eşit iş saatleriyle değişim olmuyorsa, zarara uğrayan meta üreticisi, bu metayı üretmemeye ve başka bir metayı üretmeye başlar. Bu olanaklıdır, çünkü henüz işbölümü yeterince gelişmiş değildir ve iş değiştirmeye engel olunamaz.
- Değişim değeri=metanın üretildiği iş süresi=metayı üretmek için gerekli emek miktarı. Değişim değerini bireysel üreticinin meta üretirken harcadığı emek miktarı belirlemez. Bir metayı üretmek için toplumsal bakımdan gerekli emek miktarı, o metanın değişim değerini belirler. Toplumsal ortalama gerekli emek miktarı=belirli bir zamanda ve ülkede, emek verimliliğinin ortalama koşullarında metanın üretimi için gerekli emek miktarıdır.
* Nitelikli işçinin iş saati, vasıfsız işçinin iş saatinin belirli bir katıdır. Nitelikli işçinin eğitim sürecinde yitirdiği zamanın karşılığı olmalıdır; yoksa kimse nitelikli işçi olmazdı. Niteliklerin elde edilmesi için gerekli giderlerin miktarı, çarpma katsayısını belirler. Sosyalizmde ücretler arasında fark olacaktır, fakat bu makas zaman içerisinde azaltılacaktır.
- “Toplumsal gerekli emek” tanımı iyi anlaşılmalıdır:
1) Arz-talep nereden kaynaklanır: Bir endüstri dalında toplumsal gerekli emek miktarından daha fazla emek harcanarak metalar üretiliyorsa, ortalamanın üzerinde harcanan emek boşa harcanır ve metaların satış fiyatı üretim fiyatına doğru düşer, hatta üretim fiyatının altına iner. Bu endüstri dalında kar oranı düşüktür. Talep düşüktür, arz bunu aşar ve bunun sonucunda fiyat düşer. Tersi durumdaysa, ortalamanın altında emek harcanarak meta üretilir ve satış fiyatı yükselir. Bu durumda ortalamanın üzerinde yüksek bir kar elde edilir. Arz fazladır, talebi aşar ve fiyatlar yükselir.
2) Rekabetle her bir işletme emek verimliliğini artırır. Böylece toplumsal gerekli emekten daha azıyla üretim yapılır; ortalama karın üstünde bir kar elde edilir. Diğer işletmelerde de rekabetle verimlilik artırılarak, eğilim olarak kar oranı eşitlenir. Bu endüstri dalları arasında da böyledir; kar oranının yüksek olduğu dala sermaye akar ve toplumda ortalama bir kar oranı oluşur (bu genel bir eğilimdir ve dinamik dengedir). Bu noktada kapitalist üretimin anarşik=plansız yapısı fark edilmelidir. Sermaye sahipleri bireysel kar oranlarını artırmak için rekabet halindedir ve bu durum tüm sınıfın kar oranını ortalama bir düzeye getirir. Üstelik bu ortalama gelişim içinde sürekli düşer, yani eğilim ortalama karın sürekli düşmesi yönündedir.
·         Kapitalist üretim anarşiktir=plansızdır. Bunalımlarda açığa vurulan fazla üretimi, bu sağlar.
·         Arz ~ 1/talep. Fiyatlar değerlerin etrafında dalgalanır. Fazla üretilmiş bir meta varsa fiyatı düşer ve sermaye bu sanayi dalından başka dallara kaçar. Böylece metanın arzı düşer ve fiyatı değerine yaklaşır. Bunun tersi de olabilmektedir, çünkü metalar tüketim talebine göre üretilmez.
·                     Sermaye=artı-değer üreten değerdir. Ü.araçları ve para kendi başlarına sermaye değildir. Bunlar toplumdan soyutlanarak ele alınmamalıdır. Bu nesnelerin ü.ilişkileri içerisinde anlamı vardır. Emek araçlarına sahip olmak, sermaye sahibi olmak demek değildir. Bir maymun bir sopaya sahip olduğunda, sermayedar olmaz. Sömürü ilişkilerine katılan para veya değerler, sermaye olur. Sermaye ücretli emek sömürüsünden kaynaklanır.
·                     Kapitalizmde ayırt edici olan sermayenin ya da meta üretiminin var oluşu değildir (yine de sermaye asıl olarak kapitalizmle birlikte var olmuştur, para ve meta daha önce de vardı). Kapitalizmin varlık koşulu, üretim araçlarına sahip bir sınıfın ve bunlardan yoksun başka bir sınıfın olmasıdır. Bu sayede kapitalizmde emek-güçleri de birer metadır. İşçilerin sahip olduğu tek mülk emek-güçleridir. İşçilere emek-güçlerini satmayıp aç kalma “özgürlüğü” tanınmıştır.
·                     Emek-gücünün değeri, yaşamak için gerekli geçim metalarının, eğitim giderlerinin, çocuk ve eşin bakımının değeriyle bulunur. Bu metalardaki toplumsal gerekli emek miktarı, emek-gücünün değerini oluşturur. Tüm metalar emek-güçlerinin emek harcamasıyla oluşur. Emek-güçlerinin değerlerinin toplamıyla emek harcanması sonucu oluşan değer arasındaki fark, artı-değerdir ve patronlarca buna el konur.
·                     Artı-değer=iş gününün kapitalist tarafından karşılığı ödenmeyen kesiminde üretilen, artı-emekle üretilen değerdir. Emek-gücünün değerine eşit bir değeri üretense, gerekli emektir.
·                     Kapitalizmde sömürü:
- Köleci üretim tarzında köle=üretici, ü.araçları gibi sömürücünün mülküdür. Burada açık sömürü vardır.
- Feodal üretim tarzında; köylü bazı ü. araçlarına ve bir miktar toprağa sahiptir. Fakat toprak asıl olarak beyin mülküdür ve köylü kişisel olarak beye bağlıdır. Angarya, ürün-rant ve para-rant ile artı-emek gasp edilir. Burada da açık sömürü vardır.
- Kölecilikte ve feodalizmde sömürgenlerin gereksinimleri ve lüks tüketimleriyle sömürünün bir sınırı vardır X kapitalizmde artı-emek susuzluğu sınırsızdır. İşçi sınıfının durumu genel eğilim olarak sürekli kötüleşir. Kapitalizmde karı artırma çabası temeldir. Yüksek kar oranı için sermayenin işlemeyeceği suç yoktur. Ü.araçlarından yoksun ücretliler “özgürdür”. Burada gizlenmiş sömürü bulunur.
- İşçi sınıfının mücadelesiyle çalışma saatleri düşürülmüş, sosyal devlet uygulamaları kazanılmıştır (sermaye sınıfı açısından bunlar tavizdir). SSCB’nin varlığı, kapitalist ülkelerde sosyal devlet uygulamalarına geçişte önemli bir etkendir.
- İnsanlık artı-değer teorisini Marx’a borçludur. Kapitalizmde kişisel bağımlılık yerine iktisadi bağımlılıkla sömürü vardır. Doğanın güçleri üzerinde egemenlik arttıkça, işçi sınıfının gelişiminin frenlendiği görülür.
·                     Artı-değer=toplumsal artı-ürünün para biçimidir. Toplumsal artı-ürün sınıflı toplumların tümünde vardır. Artı-değer=işçinin ürettiği değer ile onun kendi emek-gücü değeri arasındaki farktır. Artı-değer üretimde oluşur, değişim/dolaşımda gerçekleşir.
·                     Artı-değerin 2 biçimi vardır:
1)    Mutlak a: İşgününün uzatılmasıyla artırılır. Buna karşı işçi sınıfı mücadeleleri yaşanmıştır. Bu mücadele içerisinde sendikalaşma gözlenir. Kapitalist devlet, işgününü sınırlandırmak zorunda kalmıştır.
2)    Nispi a: Gerekli emek zamanı + fazla emek zamanı = işgünü
-emek verimliliği artırılırsa, gerekli emek zamanı azalır, fazla emek zamanı artar.
-geçim metalarının üretildiği işkollarında emek verimliliği artınca, bunların değeri ve dolayısıyla emek-gücünün değeri düşer.
- Sömürü oranı=artı-değer oranı=a/d
- Kar oranı=a/ (d+s)
-Kar=artı-değerdir ve her tür kar, üretimdeki artı-değerin bir kısmıdır.
- d=değişen sermaye=emek-güçlerinin değeri, s=sabit sermaye=üretim araçları, hammaddeler vb.
- P-M-P’---->Buradaki M olarak emek-güçleri ve ü.araçları satın alınır ve emek-gücü metası (d olarak yatırılan P) a’yı üretir. Ü.araçları, hammaddelerin değerleri olduğu gibi ürüne aktarılır. Dolaşımdaki satışla P’ elde edilir. Meta dolaşımı yasasına uyularak, emek-gücünün değeri tam olarak ödenir.
·                     Emek-değer teorisinin üç değişik tarzla ispatı:
1)     Meta=emek-gücünün değeri +makineler + hammadde + a’dır. Burada makineler=onu üreten emek-gücü+hammadde ve hammadde=onu üreten makineler+hammaddeler şeklindedir. Bu bileşenlerine ayırma işlemi sonuna kadar götürüldüğünde, metayı oluşturan tüm öğelerin %100’ünün emek ile oluşturulduğu bulunur.
2)     Metaları değişilebilir kılan nedir? Metalar karşılaştırılabilir olmalıdırlar ki değiştirilebilsinler. Karşılaştırılan her şey en az bir ortak özelliğe sahiptir. Metaların fiziksel özellikleri=kullanım değerleri olamaz bu. Metalar somut emek ürünleri olarak farklıdırlar. Hepsindeki ortak özellik soyut insan emeği içermeleridir ve işte bu toplumsal gerekli emektir.
3)     Olmayana ergi yöntemi: Bütün üretim otomasyonla yapılsa ve emek harcanmasa, üretilen ürünlerin değişim değerleri olamaz, çünkü satılamazlar. Öyleyse bir değerleri de yoktur. Çünkü emek değeri yaratır. Yani geliri olmayan kişilerden oluşan bir toplumda, metalar satılamaz ve alınamaz. Bu saçmalığın nedeni böyle bir durumun imkânsızlığıdır.
-Somut emek türü=iş=work ile ü.araçlarının kullanım değeri yeni ürünlere aktarılır ve muhafaza edilir. Soyut toplumsal ortalama emekle ise değer yaratılır; bu yeni yaratılan değerdir ve niceliği önemlidir.
- a’yı makine üretmez. Makinenin değerinin ister bir kısmı, ister tümü bir metaya aktarılsın, o metanın içerdiği a miktarı aynı kalır. Bu nedenle değişmeyen sermaye makineleri, hammaddeleri, yardımcı malzemeleri vb. kapsar ve ismi a’yı değiştirmemesinden gelir. a’yı, d üretir=emek-gücünün harcanması üretir. Bu nedenle adı değişen (artan) sermayedir. “Nil posse creari de nihilo”=yoktan hiçbir şey yaratılamaz; yani sabit sermaye üzerinde emek harcanarak a oluşturulur. a’nın tümü canlı emek harcamasından doğar. Değer yaratımı, emek-gücünün emek halindeki devinimidir.
·                     a=a’nın mutlak büyüklüğüdür.
·                     a% (artı-değer oranı)=d’deki değişime nispetle oluşan a’dır=a/d
·                     a/d=artı-emek miktarı/gerekli-emek miktarı. Örnek: 6saat/6saat ile 5saat/5 saat olan iki fabrikada, sömürü oranı aynıdır, fakat mutlak büyüklükler arasında %20’lik bir fark vardır (5 ile 6 saat arasında).
·                     Artı-ürün=ürünün artı-değeri temsil eden kısmıdır.
·                     Üretimde yaratılan yeni değer=d + a’dır ve buna “değer-ürün” denir. Bu ürünün değeri değildir.
* “Gerekli emek” kavramına 2 anlam verilir: 1) Emek-gücünün değerini üreten emek miktarı; belirli ve özel anlamlı bir kavramdır. 2) Toplumsal ortalama, soyut, bir biçimli ve gerekli emek; bir soyutlama olarak bir ürün oluşturabilmek için zorunlu olan emeği ifade eder.
·                     a’nın üretimi “son saat”te ya da son anda olmaz. Tüm işgünü içerisinde a üretilirken, d değer üretir, s’nin değeri aynen ürüne aktarılır; bütün bunların hepsi bir arada olur. Ürün son değerine en başından itibaren tümüyle gebedir; bir çocuk büyürken nasıl ki kol, bacak gibi uzuvlar ona eklenmiyor ve vücudun tüm bölümleri birlikte büyüyorsa, üründeki değer değer de öyle gelişmektedir (MB).
·                     İşgünü=gerekli emek zamanı + artı-emek zamanı.
-Alt sınır; var ama belirsizdir. Artı-emek zamanı=0 olamaz, kapitalist üretime aykırıdır. Alt sınır sınıf mücadelesinin konusudur.
- Üst sınır; emek-gücünün fiziksel ve moral sınırlarıyla belirlenir. Bunu da toplumsal ilerlemenin durumu belirler.
- İşgününün sınırlarını burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadelesi belirler.
·                     Değeri ve a’yı, emek-gücü olarak yatırılan sermaye oluşturuyorsa, bu bir kapitalistin çok işçi çalıştırdığında, a’yı artırdığı anlamına gelir mi?.. Şimdiye kadar yazdıklarımız böyle olacağını belirtse de, görünüşte bu olmuyor. Çünkü emek-gücünün değeri düşürülerek, nispi a artırılabilir ve bir kapitalist az işçiyle, daha fazla işçiyi çalıştıran başka bir kapitalistin a kitlesinden daha çoğunu elde edebilir.
·                     Soru: Bir toplumda toplam sermayenin her gün harekete geçirdiği emek, tek ortak işgünü kabul edilsin. Örneğin işçi sayısı 1 milyon ve 1 işçinin ortalama işgünü süresi 10 saatse, toplumsal işgünü 10 milyon saat olur. İşgünü uzunluğu belliyse, artı-değer kitlesi nasıl artırılır?
- İşçi nüfusun artışıyla (Erdoğan’ın 3 çocuk yapın meselesi!)
- Nüfus sabitse, işgünü süresi uzatıldığında, artı-değer kitlesi artar. Burada nispi artı-değer dikkate alınmadı.
- Üretim süreci ve koşulları değişirse, yani kullanılan araç ve çalışma biçiminde bir değişim olursa, emek üretkenliği artar ve böylece a kitlesi artmış olur.
** Burada “gerekli emek”in 2 anlamı birleşiyor. Toplumsal gerekli emek zamanının kısalması, emek üretkenliğinin artıp toplumda genelleşmesiyle oluyor ve böylece emek-gücünün değerini oluşturan geçim maddelerinin değeri düşüyor; bunun sonucunda nispi artı-değer artıyor. Yani emek-gücü harcanarak oluşan “gerekli emek” ile her metanın toplumsal üretimi için ortalama “gerekli emek” bir ve aynı şey oluyor.
·                     Makinelerin kullanımı:
-       Makineler gerekli emek zamanını kısaltır, artı-emek zamanını artırır --->nispi a artar.
-       Makineler, kol emekçilerini işsizliğe iter. İşçiler bu durumu makineleri tahrip ederek karşıladılar. 19. yy. başında İngiltere’de Ludizm=makine kırıcılar hareketi gelişti ve bu öteki ülkelerde de gözlendi.
-       Makinelerin kendileri değil, fakat kapitalist kullanılış tarzı, işçi sınıfının çıkarlarına aykırıdır. Sosyalizmde makineler işgününü kısaltmak için kullanılacaklardır.
-       Makinelerle;
1)     İşgünü uzatılabilir, işsizlik artar
2)     Beceri, fizik güç azalır; kadın ve çocuklar düşük ücretlerde çalışır
3)     Ücretli emek bağımlılığı ve sömürüsü artar
4)     Emek yoğunluğu artar; işçi yıpranır, yeteneği ve ömrü azalır
5)     Patronların işçileri sömürme aracıdır
6)     Emek üretkenliği artar; zenginliğin ve sefaletin birikimi artar
7)     Bilimin teknolojiyle üretime katılımı artar, ama vasıfsız ve giderek birbirleriyle değişilebilir emek-güçleri oluşur
8)     Teknik ilerleme toplum yararına kullanılmaz; emekçi sınıf bu yararlardan yoksun kalır
·                     Kapitalizmde üretim anarşiktir: Her bir işletmede planlar yapılabilir, pazar gözetilebilir. Ancak bütününde, rekabet, her bir kapitalistin karını artırma dürtüsü, toplumsal üretimi anarşik kılar. Bu nedenle aşırı üretim kaçınılmazdır ve gereksinim olduğu halde satın alma olanaklarının üzerinde meta bulunur.
·                     Rekabet: Kapitalist topluma hareket veren olgudur. Rekabet yoksa, kapitalizmden bahsedilemez. Rekabetin 2 nedeni var:
1)     Sınırsız pazar; endüstri dalları içinde ve dışında tüm üretim için geçerli
2)     Yatırım ve üretim alanında karar merkezlerinin çeşitliliği
·                     Kapitalizmde sınırsız pazar için üretim vardır. Emek-gücünün üretkenliği arttıkça, sömürü arttıkça, kitlesel üretim artar, emek-gücünün değeri azalır ve yeni yeni birçok tüketim maddesi emek-gücünün değerini oluşturur. Bütün metaların değeri zaman içersinde azalır. Bu, ekonomik genişleme nedeniyle böyledir. Aynı zamanda demiryolu, deniz yolu, telgraf vb. ile coğrafi olarak pazar genişler. Pazar sınırsızdır. Böylelikle rekabet oluşur ve rekabet içinde kapitalistler ü.araçlarını sürekli geliştirmeye koşullanır.
·                     Sermayenin değişmeyen sermaye kesimi büyümektedir. s/ (d+s) oranına sermayenin organik bileşimi denir. Artı-değeri d yaratır, yani işçi sınıfı, fakat patronlar bunu sermaye=ücretler biçiminde avans verir. d’nin patronların tüketimi ve lüks tüketimi dışında kalan kısmı, ek s ve ek d olarak yatırılır. Toplumsal ortalama gerekli emek harcaması ile üretim yapanlar, bunu üstünde bir emek harcaması yapanlar, bunun altında emek harcaması yapanlar şeklinde işletmeler arasında farklar vardır. İşletmelerdeki bu farklılık, emek üretkenliğinin yüksek olduğu, zorunlu-gerekli emek harcamasının düşük olduğu işletmelerin, a’dan daha çok pay kaptıklarını anlatır. Organik bileşimi ya da s’si küçük işletmeler, büyük balıklar tarafından yutulur. İşte bunun adı “yoğunlaşma”dır. Rekabet yoğunlaşmaya ve tekellere neden olur.
* Bir endüstri dalında sermayenin organik bileşimi ne kadar yüksekse, yoğunlaşma da o kadar büyüktür. Çünkü o dalda yatırım yapmak için ilk sermaye miktarı yüksek olduğundan, o dala girmek zordur. Bu endüstri dalında tüm sermaye birkaç işletmede yoğunlaşmıştır. Örneğin, 20. yy. başında ABD ve İngiltere’de 100’e yakın otomobil firmasından bugüne 4-6 tane tekel kalmıştır.
- 19. yy’ın son çeyreğinde rekabetçi kapitalizm yerini tekelci kapitalizme bırakmıştır. Metaların fiyatlarındaki düşüşü tekeller aralarında anlaşarak önlemeye başladılar. Bu dönemde rekabet ortadan kalkmaz, pazarlar paylaşılır. Bu dönemde sermaye ihracı zorunludur ve 20. yy’ın ilk on yıllarında sömürgecilik bu nedenle gerçekleşmiştir.
·                     Örnek:
-      Bir endüstri kolunda aynı teknoloji düzeyine sahip 3 fabrika bulunsun, organik bileşimleri farklı 3 sermaye;

A sermayesi: s=60, d=40, a/d=%100 ----> 140 olması gereken meta değeri

B sermayesi: s=70, d=30, a/d=%100 ----> 130 olması gereken meta değeri

C sermayesi: s=80, d=20, a/d=%100 ----> 120 olması gereken meta değeri

Not: Fabrikalarda üretilen tüm metaları tek bir meta olarak kabul edelim.

- Burada toplumsal olarak o metayı üretmek için gerekli emek tamı tamına B fabrikasında harcanıyorsa, A’da üretilen a’nın bir bölümünü C alır. O metanın satış fiyatı 130’dan gerçekleşir. Pazarı en yaygın biçimde C fabrikası tutar.

A fabrikasındaki 40a’nın 30’u gerçekleşir.

C fabrikasındaki 20a’nın tamamı gerçekleşir + 10 ek-a sağlar.

- Çünkü: Bir metanın üretim fiyatı = metanın üretim maliyeti + ortalama kardır (fiyat-değer arasındaki farktan etkilenmez).

(Teknik gelişince, üretilen meta sayısı artar ve her bir metanın sahip olduğu potansiyel değer düşer. )

- Üretim fiyatı düştüğü halde, meta satış fiyatı üzerinden pazarda satılır. Böylece ek bir a ya da ek bir kar sağlanır.

- Örneğimizde ortalama kar=30’dur.

- A fabrikasında 60+40+40a=140’lık potansiyel değer yaratılır, fakat 40a’nın tümü dolaşımda gerçekleşmez. 60+40 üretim maliyetidir ve ortalama kar 30 da eklenerek 130’dan satış olur. 10a’yı C fabrikasının patronu olacaktır. Piyasadaki gerçekleşen değer/değişim değeri 140 değil, 130’dur. Bu fabrikada toplumsal olarak gerekli ortalamanın üstünde bir emek harcanmasıyla meta üretilmektedir ve metaya aktarılan artık emek zamanının bir kısmı boşa gider.

- C fabrikasında 80+20+20a=120’lik potansiyel bir değer oluşur, fakat 80+20+ortalama kar olan 30 ile 130’dan satış olur. 20a’nın üzerinde ek bir 10 birim artı-a ya da artı-kar alır. Yine piyasada gerçekleşen değer/değişim değeri 120 değil, 130’dur. Bu fabrikada toplumsal olarak gerekli ortalamanın altında bir emek harcanarak meta üretilmektedir. Metalara aktarılan artık emek miktarı 20a’ya karşılık gelirken, dolaşımda bu 30a şeklinde gerçekleşir.

- Ayrıca, A ve B bir meta üretiyor ve teknik gelişimle aynı sürede C’de iki meta üretiliyorsa, a/d oranı %200 olur her bir metaya 20a+20a aktarılır; üretilen toplam 140’lik potansiyel değeri 70+70 iki meta paylaşır ve her biri (80/2=40)+(20/2=10) üretim maliyetine sahiptir. Her bir metanın üretim fiyatı 40+10+ ortalama kar 30=80 olur. Her bir meta 130’dan satıldığında 20a+20a gerçekleşir+30+30'luk ek karlar elde edilir. Ortalama fiyat olan 130’un altında bile satılsalar, C patronu yine ek-kar elde edecektir.

- Her kapitalist için durum budur ve rekabet kaçınılmazdır. Toplum ölçeğindeyse bu süreç ortalama kar oranını düşürür. Toplumsal ortalama gerekli emek zamanında ya da emek-gücünün değerini ifade eden malların değerindeki düşüş, a’yı ya da karı yaratan kaynağın değerinde bir azalma anlamına gelir. Sermayenin organik bileşimi (s/ (d+s)) büyüdükçe, d oransal azalır, s oransal artar ve s’nin artış hızı, toplam sermayenin artış hızından daha fazla olur. a’yı, d ürettiğinden, tıpkı d’nin d+s içindeki payının küçülmesi gibi, a’nın da d+s’e oranı (a/ (d+s)) düşer. Yani kar oranı düşer.

-       Özetle; a/(d+s)=toplumsal ortalama kar oranı= bir ülkede bir yıl içinde üretilen a kütlesi / yatırılan toplam sermaye. Bu orana bütün kapitalistler uyar. Kar oranı artmış olan endüstri kollarına sermaye akar, düşük kar oranı olan dallardan sermaye kaçar. Böylelikle bütün sektörler için ortalama bir kar oranı oluşur.
·                     Örnek: A, B, C 100 birim sermayeli 3 endüstri kolu olsun. Organik bileşimleri farklı bu dallardaki tüm sermayeleri tek yapı olarak ele alalım. Sektörlerde a% aynı ise;
A=organik bileşimi düşük; s=60, d=40 ---a%=%100--> a=40, meta değeri=140--->Kar%=%40>ort. kar%=%30…Sermaye akar
B=organik bileşimi orta; s=70, d=30 ---a%=%100--> a=30, meta değeri=130--->Kar%=%30=ort. kar%=%30… Sermaye yatırımı yok
C=organik bileşimi yüksek; s=80, d=20 ---a%=%100--> a=20, meta değeri=120-->Kar%=%20<ort. kar%=%30… Sermaye kaçar
------> Ortalama Kar Oranı oluşur.
* Soru: Sermayenin organik bileşimi artınca, ort.kar oranı düşer. Sömürü oranı artınca, ort.kar oranı artar. Bu iki eğilim birbirini dengelemiyor mu?.. Bu eğilimlerin aralarındaki ilişkide neden denge olmadığını ispatlayınız.
Yanıt: s/ (d+s) artınca ------> a/ (d+s) düşer; burada s’nin büyümesinde sınır yoktur.
a/d artınca ------------> a/ (d+s) artar; burada d’yi sıfırlamak mümkün değildir; d’nin azalmasında bir sınır vardır.
Bu durumda; yasa= ortalama kar oranı zaman içinde düşme eğilimi gösterir.
·                     Artı-değer; meta fiyatı ile değeri arasındaki fark değildir. Artı-değer, meta değerinin bir parçasıdır. Patron emeği değil, emek-gücünü satın alır, fakat bütün emeği satın almış gibi görünür. İşte bu durum sömürünün gizlenmesidir. a’yı, d üretir.
·                     Her bir kapitalistin düşen ortalama kar oranına verdiği refleks sömürü oranını artırmaktır. Ancak bu toplumsal ortalama kar oranının düşüş eğilimini daha çok artırır.
·                     Örnek: Bir ülkede 100 milyarlık toplam sermaye ----20 yıl sonra--->200 milyar olsun.
       d=30, s=70, a=30, kar=30 ---------------------->d=40, s=160, a=40, kar=40
                         kar oranı=%30 -----------------------> kar oranı=%20
-   Mutlak kar miktarı arttığı halde, kar oranı düşer. Burada şu görülmelidir:
-   s=70 ------>s=160; artış oranı >%100
-  Toplam sermaye=d+s, 100--->200; artış oranı %100. Yani s’nin artış hızı > d+s’nin artış hızı. Organik bileşim=s / (d+s) formülünde pay, paydadan daha hızlı artar.
-   Bu örnekte sömürü oranı %100 varsayıldı. Diyelim ki sömürü oranı 20 yıl sonra %125 olsun. Bu durumda;
-   d=30 -------> d=40
    a=30 -------> a=50 (a/d=50/40=%125)
  kar%=30/100=%30---->kar%=50/200=%25. d sıfırlanamaz, bu nedenle kar oranı düşerken, bunu dengeleyecek bir a%=sömürü oranı oluşmaz. d’yi, yani gerekli emek zamanını bir yere kadar düşürmek mümkündür.

***
·                     Banka sermayesi; faiz
Ticari sermaye; ticari kar
Toprak sahibi; toprak rantı --------------> Üretimde yaratılan a’nın paylarıdır. Hepsinin kökeninde işçilerin sömürülmesi var.
Sanayi sermaye; sanayi karı
Devlet; vergi geliri
·                     Ticari Kar:
- Tüccar sermayesi; 1) Meta-sermayeyi para-sermayeye çevirir
2) Sanayi burjuvazisinin metalarını ek sermayeye gerek duymasına yol açmadan dolaşıma sokar
3) Birçok sanayi ürününü alır ve tek bir elden satar
- Örnek: 40 milyarlık sanayi sermayesi 1 yıl boyunca meta üretimine koyulsun, 1 yıl boyunca da bunları satsın. 2. yıl sonunda ort.kar oranı %20 ise, 8 milyar karını 40 milyar sermayesine ekler. Fakat 2.yıl boyunca üretim yapamaz. Aynı anda üretmek ve dolaşıma sokmak istiyorsa, 40 + 40=80 milyarlık bir sermayeye gereksinim duyar. Tüccar işte bu 2.yılın sermayesine sahiptir ve sanayi burjuvanın yardımına koşar. Daha düşük bir sermayeyle birçok sanayi ürününü satın alır ve dolaşıma sokar.
              40 milyar sanayi sermayesi + 10 milyar tüccar sermayesi
              Sanayici üretim fiyatına metaları tüccara satar: 40 milyar +ort.kar olan 8milyar/50milyar=46.4 milyar, %16’lık karı alır.
              Tüccar 46.4 milyara aldığı malı, 48 milyara satar. 8 milyar – 6.4 milyar=1.6 milyarlık yani %4 karını alır.
·                     Kredi ve Faiz:
- Sanayi ve ticaret burjuvazisi ödünç para alır, bunu kullanır ve oluşan kardan bir kısmını faiz olarak geri verir. Bu faiz oranı, ortalama kar oranını aşamaz.
- Sermayedarların a’dan gelen birikmiş paraları, bankaya yatar. Banka bu paralara faiz verir. Kredi verdiğinde geriye aldığı faiz oranı, kendisine verilen paraya verdiği faiz oranından yüksektir. Bu nedenle, banka karı, ortalama kar oranına eşit olabilir, hatta çoğu zaman daha yüksektir. Bu sırada sanayide yaratılan a’nın bir bölümünü banka elde eder.
·                     Toprak Rantı:
- 1. diferansiyel rant, 2.diferansiyel rant ve mutlak toprak rantı vardır.
- Rantı tarla verimliliği yaratmaz, toprakla uğraşan işçi yaratır. Rant artı-değerin bir biçimidir.
- Tarımda fiyatı en kötü verimliliğe sahip tarla belirler. Fakat tarla verimine göre emek-güçlerinin verimliliği farklı olduğundan, fiyatı belirleyen en verimsiz emektir.
- Toprağın değeri yoktur, fiyatı vardır. Toprak fiyatı ranta bağlıdır. Bir toprağın fiyatı, ondan elde edilen rantın, aynı miktarda bir faiz gelirinin elde edilebilmesi için gerekli kapitalin eşdeğeridir.
- Toprak fiyatları artar, çünkü kapitalizm geliştikçe toprak rantı artar ve ayrıca ortalama kar oranı düşer; yani faiz oranı da düşer, böylece rantla aynı miktarda faiz gelirini sağlayacak anapara miktarı artar.
- Sanayi karı, girişimcilikten ya da üretim araçlarından kaynaklanmaz. Ticari kar, metaların dolaşımından kaynaklanmaz. Banka faizi, paranın kendini çoğaltması değildir. Toprak rantı, topraktan kaynaklanmaz. Hepsini proletarya üretimde yaratır.
·                     Üretim Sürecine Bütüncül Bakış:
- Toplumsal üretim özerk işletmelere dağılmış bir şekilde gerçekleşir. Her işletmedeki yeniden-üretim, diğer işletmelerdeki y-üretime bağlıdır. Dolayısıyla bir işletmedeki y-üretim, toplumsal y-üretime bağlıdır.
- Sosyal kapital=kişisel sermayelerin toplamıdır.
- Yeniden üretimin koşulları şunlardır:
                1) Tüm metaların satılmaları için alıcı olması gereklidir.
                2) Basit y-üretimin olması için değeri ve kullanım-değeri bakımından bütün üretim belirli bir miktarda ve belirli bir şekilde olmalıdır
* Sosyal üretimin 2 bölümü vardır:
                - Sosyal üretimin değeri=d+s+a. Tüm metalar iki grupta toplanabilir; 1) Değişmeyen kapital olarak tüketilenler=makineler, aletler, hammaddeler, yardımcı malzemeler, yakıt, enerji vb. 2) İşçiler ve kapitalistler tarafından tüketilenler=ihtiyaç ve lüks metaları.
                - Yıllık toplumsal üretim: I) 4000s + 1000d + 1000a = 6000 -->üretim araçlarının değeri
   II) 2000s500d  +  500a = 3000 --->tüketim metaları, lüks maddelerin değeri
+ ----------------------------------

Tüm toplumsal ürünün değeri= 6000s + 1500d + 1500a = 9000
- Toplumdaki tüm ü.araçları=değişmeyen sermaye=üretim araçları üretimindeki toplam değer.
- Toplumdaki tüm değişen sermaye+artıdeğer=tüketim malları üretiminde oluşan toplam değer.
- Basit y-üretim için;
- I). Kesimdeki ü. araçları belirli bir biçimde olmalıdır. Bunların bir kısmı yeni ü.araçları üretiminde, bir kısmı ise tüketim ve lüks metaların üretiminde kullanılacak ü.araçları olmalıdır.
- II). Kesimdeki tüketim ve lüks metaları, hem kesim I) hem de kesim II)’deki işçiler ve patronların ihtiyaç ve lüks tüketimleri için üretilmiş metalar olmalıdır.
===> Bait y-üretimde, toplumsal ürünler artık vermeden dolaşımda bulunur. Bu denge halidir.
*** Genişletilmiş yeniden-üretim:
- a’nın tümü kapitalistlerin tüketimleri için kullanılmaz; bir kısmı kullanılır, bir kısmı kapitale eklenir.
- Kesim II)’de patronların tüketimi için üretilen lüks maddeler azalır, yani bu kesimin değeri daha az gerçekleşir.
- Öyleyse, kesim I)’de 1000a’nın %50 patron tüketimine gittiğini, %50 kapitale eklendiğini varsayalım;
4000s + 1000d’ye 500a eklenir. Teknoloji sabitse, a’nın aynı oranlarda s ve d’ye eklenmesi gerekir;
4000s+400s’+1000d+100d’ olur. Bu 2.yıl şu haldedir: 4400s+1100d+1100a (2.yıl oluşan ve gerçekleşen a)=6600
* Kapitalist (genişletilmiş) yeniden-üretimin yasaları:
1) Üretim araçlarının üretimi, tüketim-lüks metaların üretiminden daha hızlı artar.
2) Sermayenin organik bileşimi s/(d+s) artar. s’deki artış hızı toplam sermayedeki artış hızından daha büyüktür.
3) Üretim artışı tüketimi artırsa da, tüketim artışı üretim artışının gerisinde kalır. Tüketim olanakları azalırken, üretim fazlası oluşur ===>Krizler.
·                     “Saf” bir kapitalist üretim biçimi yoktur. Kapitalizm egemen üretim tarzı olarak vardır.
·                     Dünyada ve ülkelerde kapitalizm eşitsiz gelişir.
·                     Kapitalizmde üretimin artan toplumsallaşması ile üretime temel olan ve itici güç olan özel mülkiyet arasında çelişki vardır. Bunalımlarda keskin biçimde açığa çıkan budur.
·                     Krizler:
-       Kapitalizm öncesinde bunalımlar kıtlık sonucudur. Örneğin Fransız devrimi öncesinde tarımsal hasatın kötü olması krize yol açar. Kapitalizmdeyse bunalımlarda aşırı-üretim görülür.
-       Üretim araçları üreten sanayi dallarında aşırı-üretim gözlenir ve tüketim metalarının yığılmasıyla belirginleşir.Kredi ve ticaretteki düzensizlikler, kriz nedeni değildir. Krizlerde ticaret durur ve krediler batar, faizler yükselir, borsa çöker.
-       Krizde sermaye değer kaybeder ve bu sayede bunalımdan çıkılır. s düşünce, organik bileşim düşünce, ort.kar oranı yükselir ve çıkış yolu bulunur. Ücretlerde de, yani d’de de düşüş olur.
-       Örnek: Toplumsal üretim; 4000s+2000d+2000a=8000 –--genişleme, a/d son sınırında---->5000s+1000d+1000a=7000
Kar oranı=2000/8000=%33 ----------------------------->Kar oranı=1000/6000=%16.66
=Krizde değersizleşme ile 2000s+1000d+1000a=4000 olur ve kar oranı=1000/3000=%33, eski durumuna yükselir.
-       Krizlerin politik yönü: Sınıf hareketi canlanma olanağına sahiptir X burjuvazi ise sınıfa dönük baskıyı artırır.
Örnekler: -1913 krizi; I savaş, Ekim devrimi, Almanya ve Macaristan’da karşı-devrim.
- 1919-20 krizi; İtalya’da sınıf iktidara yaklaşır, bunu faşizm bastırır.
- 1929-33 krizi; Almanya’da faşizmin yükselişi.
- 1937-38 krizi; Krizden çıkış yolu olarak II. savaşa girilir.
- 1943-46’da ekonomik genişleme; Truman doktrini ve soğuk savaş şekillenir.
- 1948-49 krizi; Kore savaşı
- 1966-67 durgunluğu; Vietnam savaşı arasında ilişki

***

·                     Emperyalizm:
- 1870’lerden ya da 19.yy’ın son çeyreğinden beri tekeller gözlenmektedir. Tekeller rekabetle yoğunlaşma sonucu oluşur. Pazara hâkim olurlar; ortak fiyat ve üretim politikası geliştirirler.
- Tekelci birliklerin şekilleri; karteller, konsorsiyumlar, tröstler, holdingler, konzern’ler olabilmektedir.
- Patentlerle yapılan icatlarda da tekel oluşturulmuştur. Fiyatları yükseltip, karları artırırlar. Üretim maliyetini düşürürler.
- Çok ülkeli şirketler (ÇÜŞ’ler) de tekeldir ve bağımlı ülkelerin devlet politikalarını etkilemektedirler. Tekeller, üretimin dünya ölçeğinde artmış toplumsallaşmasını da ifade eder.
- Tekel=monopol veya oligopol; rekabeti yok etmez, şeklini değiştirir. Rekabet tekellerle tekel dışı şirketler arasında ve tekeller arasında sürmektedir. Geçici fiyat düşüşleriyle rakiplerini iflasa zorlarlar.
- Mali sermaye (mali oligarşi de denir; Yunanca oligarkhia takım erkliği); bankalar önceleri ticari ve sanayi burjuvaziye kapital sağlamada aracı olurdu. 20.yy’la birlikte bu alanda da tekelleşme yaşandı. Bankalar küçük mal sahiplerinin mevduatlarını da toplayarak, sanayiye yatırım yaparlar ya da kendi belirlenimlerinde yatırımlar için kredi vererek, sanayi sermayesi ile entegre oldular. Bankalar, şirketlerin hisselerini alıp, onlara ortak olmaktadır. Örnek: 1. Dünya savaşı öncesi Deutsche bank 87 şirkete hâkimdi ve onlar aracılığıyla sanayi işletmeleri kontrol ediyordu.
- Sosyal yaşam alanları, medya, eğitim, sanat finans kapitalin egemenliğine girer. Bir avuç kapitalist, devlet bürokratlarına, vekillere arpalıklar sunar, emekliliklerinde yönetimlerine yerleştirir.
- Kapitalizmin ilk dönemlerinde meta ihracı vardı. Emperyalizm döneminde sermaye ihracı başlar ve meta ihracı onu izler. Sermaye ihracı iki şekilde olur; kredi ve yatırım sermayesi. Kredi verildiğinde, işçi sınıfının ürettiği artı-değeri gasp eden ülke burjuvazisi, bunun bir kısmıyla faizi öder ve egemen olan ülkenin sermaye sınıfına artı-değeri aktarır. Yatırım yapıldığında, ucuz işgücü kullanılarak oluşan artı-değer alınıp götürülür. Bu iki şekildeki sermaye ihracı, emperyalizm öncesinde de vardı, fakat o dönemde meta ihracı ön plandaydı. Emperyalizmle birlikte sermaye ihracı, meta ihracını aşar ve ülkeler arası ilişkilerde belirleyici bir faktör olur.
- Düşen kar oranı, sermaye ihracını doğurur. Tekellerin fiyatları yükseltmesiyle elde edeceği kar, sermaye fazlalığının üretime girmesiyle düşecektir. Bu nedenle hayali sermaye birikimi ve sermaye ihracı gelişmiştir. Tekeller başka ülke pazarlarını ele geçirmek için fiyatları düşürebilir; buna “damping” denir.
- Emperyalizm döneminde ülkelerdeki sektörler eşitsiz gelişir; tarım özellikle geri kalır. Ülkeler arasında da eşitsiz gelişim vardır. Geri kalmış ülkelerde hammadde bol ve ucuz, işgücü ucuz olup, emek yoğun sektörler ağırlıktadır. Başka bir deyişle bu ülkelerde sermayenin oranik bileşimi düşüktür ve bu nedenle ort.kar oranı yüksektir. Bu durum sermaye ihracını koşullar.
- Sermaye ihraç eden ülkeler ve kapitalistler arasında rekabet vardır. Bunlar arasındaki paylaşımı, yeniden paylaşım savaşları bozar. Bazen aralarında barışçıl anlaşmalar olur, ancak rekabet ve eşitsiz gelişim varlığını hissettirir. ÇÜŞ’lerin varlığı, ultra-emperyalizmi doğurmamıştır; siyasetin ve ekonominin işleyişi hala ülke ölçeğinde gerçekleşmektedir. 1914’te İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya, ABD, Japonya, Hollanda ve Belçika dünyanın 2/3’ünü paylaşmış durumdaydı ve 1910 yılında dünyada 100 uluslar arası kartel bulunuyordu.
- Sömürgecilik, emperyalizmden önce vardı. İngiltere 18.yy’dan, Fransa 19yy. ortasından beri sömürgelere sahipti. Bu ülkelerin burjuvaları, kendi ülkelerinin kat be kat üzerindeki nüfuslar üzerinde egemendi. Emperyalizmle birlikte sömürgelerin paylaşımı yapılmış olduğundan ve eşitsiz gelişim nedeniyle, yeniden paylaşım gündeme gelmiştir (1914). Hammadde kaynakları büyük önem kazanmıştır. Meta ihracı ve pazar yerine sermaye ihracı ön plana geçmiştir. Bir yandan da emperyalist ülkelerde “işçi aristokrasisi” ortaya çıkmıştır. Ayrıca işgücü transferiyle sömürgelerde ayrıcalıklı bir işçi kesimi de oluşmuştur.
- Emperyalizm, tekelci kapitalizmdir. Teknoloji geliştikçe kar oranı düşer. Bunalımdan çıkmak için köklü üretim organizasyonu değişikliğine ihtiyaç duyulur. Silah sanayi büyümüştür ve asalaktır.

***
Bazı ekler: - Kapitalizmin gelişimiyle toprağın fiyatı, tarımsal ranta göre oluşmaz. Artık, toprak fiyatı konut kiralarına göre saptanır ve kentler büyüdükçe, toprak-arsa fiyatları artar.
- Hizmet sektöründe çalışan emekçiler, işçi sınıfının kapsamında mıdır?.. Evet, kapsamındadır. Ulaşım, depolama gibi işlerde çalışan işçiler ise, artı-değer yaratmazlar, fakat toplumsal artı-değerin gerçekleşmesinde işlevleri vardır. Üretken olmayan emek-güçleri de, işçi sınıfının parçasıdırlar. Devlet memurları olan kamu emekçileri, aslında işçidir.
- Küçük üretim yapan köylüler ve kişisel tüketim için yapılan üretim, kapitalist üretim kapsamında değildir. Bunlar için doğal ekonomi geçerlidir.

Soru: Sanat eserlerinin yüksek fiyatları nasıl açıklanır? Bunlar için emek-değer teorisi geçerli midir?.. Cevap: Van Gogh gibi ressamların tablolarının fiyatı çok yüksek, çünkü sadece bir tane özgün eser-meta var ve bunu almak isteyen milyarder/sermayedar sayısı fazla. Yani talep çok. Arz ise bir tane özgün eser-meta. Bu yüzden fiyatlar yüksek. Üstelik müzelerde beklediklerinden bu eserler, alıcılar ele geçirmeye çalışıyorlar ve talipler, fakat müzedeyken alamıyorlar ve alıcılar müzayedede yarıştıkça, fiyat artıyor. "Sıradan" bir ressamın tablolarını başka ressamlar da üretebilir, bir orijinalliği/özgünlüğü yoktur bunların. Fakat Van Gogh gibi ressamlar zamanında ekol başlatmışlardır ya da özgün/biricik (unique) eserler üretmişlerdir. Günümüzde "sıradan" ressamların ürettikleri eserlerin fiyatı, talebin az olması nedeniyle, çok artmamaktadır ve değerlerinin etrafında seyreder. Van Gogh zamanında ucuz diye sarı renkli boyayı tablolarında çok kullanıyordu ve ürettiği tablolar değerlerine yakın bir fiyatla satılıyordu. Sanırım çok az tablosu (belki 1 tane) sağlığında satılmıştı. Onun tabloları, tıpkı antik eserler, heykeller, kitaplar, gereçler vb. gibi döneminde sahip oldukları (eğer satılıyorlarsa) değerlerle kıyaslanmayacak fiyatlara günümüzde satılıyor.

***

·                     Neo-Kapitalizm:
- 1929-32 bunalımı Avrupa’da burjuvazinin faşizmle kapitalizmi sağlamlaştırması sonucunu doğurdu. ABD’de ise 1932-40 arasında neo-kapitalist toplumsal yapıya yönelindi.
- 5, 7, 10 yılda bir devresel bunalımlar olur. 25-30 yıl süren uzun süreli dalgalar yaşanır. Bu uzun süreli dönemleri ilk olarak Rus iktisatçı Kondratiyef ortaya koydu.
- 1913-40 arası, bir uzun süreli dalgaydı. 1913, 1920, 1929 ve 1938 krizleri, bu dönemde yaşandı. Bu dönemde durgunluk=düşük büyüme oranı genel eğilimdi.
- 1940-70 arası, genişlemeyle karakterize bir uzun dalgadır. Bu dönemde patronlar ve devlet, işçi sınıfına tavizler verebilir. Sınıflar arasında pazarlıklar ve görüşmeler yaygındır. İşçilerin yaşam düzeyi yükselmiştir. Neo-kapitalizm, sosyal devlet politikalarını anlatır.
- 1929-32 bunalım dönemi, burjuvazinin kapitalizmin kendi halinde iktisadi işleyişine güven duymaması gerektiğini öğretmiştir. Devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiği fikri doğmuştur.
- 1940-70 arasındaki neo-kapitalist dönemde, devlet ekonomiye müdahale etti. Çünkü burjuvazi kapitalizmin kendiliğinden işleyişine güvenmiyordu ve soğuk savaşa girilmişti. Bu döneme emperyalizmin 2. evresi de denir:
- Soğuk savaş askeri teknolojinin sürekli ilerlemesini sağladı ve bu ilerleme üretim tekniklerine de aktarıldı. Böylece değişmeyen sermayenin aktarılma süreleri kısaldı. Devresel krizlerin süresi 7-10 yıldan 4-5 yıla indi.
- Sosyalist bloğun genişlemesi ve varlığı, pazar-hammadde kaybıdır.
- Sömürgelerin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla birlikte kapitalizmle yeni ilişkilere girmeleri gözlenir. Sermaye ihracı için yeni coğrafyalar, yeni pazarlar ve hammadde kaynakları doğmuştur. Bunlar genişleme dönemini uyarıcıdır.
- Devlet, soğuk savaş koşullarında ulusal gelirin büyükçe bir bölümünü silahlanma harcamalarıyla denetlemektedir. Silah tekelleri devlet siparişleriyle muazzam ölçüde karlar elde etmiştir.
- Ulusal gelirin ve devlet bütçesinin önemli bir bölümü de dolaylı ve dolaysız sosyal sigorta harcamalarına, toplumsal harcamalara gitmiştir. Böylelikle; 1) işçi sınıfının talepleri hafifletilmiş, yönlendirilmiştir, 2) devlete bu sandıklardan kısa süreli borçlar verilebilmiştir. Patronların ya da devletin ödediği primler, aslında işçilerin “el konulan” ya da “dolaylı” ücretidir. Emek-güçlerinin tüm karşılığı içinde ücret yanı sıra bu sosyal ücret de vardır. Aslında patronların ve devletin sigorta sistemlerine katkısı yoktur. Sigorta sistemleri, işçi sınıfının dayanışmasıdır. Bireysel riski ve geri almayı içermez. Risklerin matematik ortalaması alınır. Bu sistemler, lümpen proletaryanın oluşmasını engeller. Ki lümpenleşme proletaryanın sınıf çıkarlarına aykırıdır (ücretleri düşürür, “beterin beteri var” dedirterek mücadele gücünü azaltır, işçiler arasındaki rekabeti artırır). Sosyalizmde de toplumsal dayanışma olacaktır; tüm yurttaşlardan alınan vergilerle finanse edilecek toplumsal hizmetler olacaktır (sağlık, eğitim, çocuk ve yaşlı bakımı vb.).
- Sosyal sigorta sistemi, burjuvazi açısından bunalımda ulusal gelirin ansızın ve hızlı düşüşünü frenler. Talebin düşüşünü frenler. Örneğin, işsizlik sigortasının varlığı… Reel işsizlerin ücretleri kadar bir talep düşmesi olduğundan, bunlar arasında sigortalı olanlar arttıkça bu talep (ve gelir) düşüşü azaltılmış olmaktadır. Özetle işsizlik sigortası, bunalımı hafifletir. Hafiflemiş bunalıma, resesyon denir.
- Silahlanma ve sigorta sistemi, bunalımların resesyonlara dönüşümünü sağlar (örneğin 1953, 57 resesyonları). Uzun süreli büyüme dalgası içinde bunalımlar, sürekli enflasyon pahasına devlet harcamaları, özellikle askeri harcamaların artmasıyla, üretim araçlarına olan talebi artırarak, sigorta sistemi de tüketim mallarına olan talebi artırarak, hafifletilir=resesyon olurlar.
- Enflasyonist eğilim: Tekellerin varlığında fiyatlar esnek olmaz. Pazara hâkim olan tekeller rekabeti azaltır. Aşırı üretim olsa da, iflaslarla pazar payının artması sağlanır ve fiyat düşüşleri için rekabetin olması engellenir. Arzdan fazla talep olduğunda fiyatlar artar. Tersi durumda fiyatlar değişmez ya da çok önemsiz ölçüde düşer. Buna silahlanma eklenir. Silahlanma yeni emek-güçleriyle birlikte talebi artırır, fakat bu talep oranında bir meta piyasaya sürülmez. Bu durumda enflasyon kaçınılmazdır.
- Ekonomik programlama olgusu:
- Değişmeyen sermaye yatırımı kısa süreli devrelerden korunmalı, tümüyle metalara aktarılması garanti edilmelidir. Bunun güvencesi ekonomik programlama yapmaktır. Tröstlerin, tekellerin ülke ölçeğinde eş güdümü sağlanmak istenir X Sosyalist merkezi planlama’da üretim hedefi vardır. Ekonomik programlamada sermayenin yatırım hedefleri eş güdümlenir; burjuvazinin genel çıkarlarına uygun hedefler belirlenir ve uygulanır ki böylece sonuçta zorunlu bir eş güdüm oluşması sağlanır. Planlama Teşkilatları, sermaye gruplarının yatırım planlarını, Pazar beklentilerini öğrenirler ve bu plan ve beklentileri birbirleriyle uyumlu kılacak adımları saptarlar. Her bir kapitalist işletme için zorlukla yapılan pazar sondajı, ülke ölçeğinde devlet tarafından böylelikle yapılmış olmaktadır. Devlet tekellerin, tröstlerin arasında hakem görevi üstlenip, onların arasındaki çatışmaları düzenler. Ekonomik programlamada, planlanmış olanı gerçekleştirmek için araç yoktur. Bu türdeki planlamanın tutması belirsizlikler içerir. Bu nedenle öngörüler tutmayabilmektedir.
- Kar, devlet tarafından garanti edilir. Teşvikler, vergi indirimleri, sübvansiyonlar ve silahlanma ile resesyonlarda karın düşmesi frenlenir. Genişleme=booming dönemlerinde, ücret ve maaşlardaki artış, talebi artırır. Bu kar oranının yükselişine yarar. Bu nedenle, bu dönemde sendikalar, burjuvazinin ve devlet politikalarının yedeğine yönlendirilir.

Yararlanılan kaynaklar:  1) Lev Leontiev, Marksist Ekonomi Politiğin İlkeleri, Sol Yayınları
2) Rasih Nuri İleri, Kapital’den Emperyalizme, Scala Yayınevi
3) Ernest Mandel, Marksist Ekonomi Kuramına Giriş, Ünlü Yayıncılık
4) Karl Marx, Kapital 1. Cilt, Sol Yayınları

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]