Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2025 Salı

Marx'ın Felsefesi: Feuerbach Üzerine Tezler | Metin Çulhaoğlu

MAR

Özet

Bu yazı, Metin Çulhaoğlu'nun Marx'ın diyalektik materyalizmini ve praksis felsefesini "Feuerbach Üzerine Tezler" metni merkezinde ele aldığı analizi sentezlemektedir. Çulhaoğlu'na göre, 1845'te kaleme alınan bu 11 tez, Marksist dünya görüşünün temelini oluşturan, Aydınlanma materyalizmini aşan, pozitivizmi ve kaba maddeciliği reddeden kurucu bir metindir. Analizin merkezinde, edilgen bir anlama sürecini reddedip, öğrenilmiş bilginin dünyayı değiştirmek üzere uygulanması anlamına gelen "praksis" kavramı yer almaktadır. Çulhaoğlu, seçtiği altı kilit tez (1, 2, 3, 5, 8 ve 11) üzerinden diyalektik materyalizmin ana hatlarını çizmektedir. Bu tezlere göre nesnellik, insan etkinliğinden bağımsız değildir; düşüncenin doğruluğu teorik değil pratik bir sorundur; insan koşullar tarafından şekillendiği gibi, kendi etkinliğiyle koşulları da şekillendirir ve teorik mistisizmin çözümü insan pratiğindedir. Özellikle 11. Tez ("Filozoflar dünyayı şimdiye kadar yalnızca çeşitli yollardan yorumlamışlardır; oysa mesele onu değiştirmektir.") üzerine yapılan analiz, yorumlama ve değiştirme eylemlerinin eş zamanlılığını ve birbirini besleyen doğasını vurgular. Yazı ayrıca, bu tezlerin yol açtığı iradecilik-determinizm tartışmasını ve diyalektik materyalizme yönelik indirgemeci eleştirileri Çulhaoğlu'nun perspektifinden ele almaktadır. Sonuç olarak, "Feuerbach Üzerine Tezler"in Marx'ın felsefeyle hesabını kapatıp, felsefeden praksise geçişte "teori"nin zorunlu aracılığını ortaya koyan bir manifesto olduğu sonucuna varılmaktadır.

1. Giriş: Neden Feuerbach Üzerine Tezler?

Metin Çulhaoğlu'nun analizine göre, Marx'ın 1845'te yazdığı ancak ilk kez 1888'de Friedrich Engels tarafından bazı değişikliklerle yayımlanan "Feuerbach Üzerine Tezler" adlı metni, diyalektik materyalizmi anlamak için bir başlangıç noktası ve temel bir zemin sunmaktadır. Bu metnin merkeziliği dört temel gerekçeye dayandırılmaktadır:

1. Marksist Dünya Görüşünün Dayanağı: Tezler, Marksizm bir öğreti veya dünya görüşü (Weltanschauung) olarak kabul edilecekse, bu yapının en önemli dayanak noktalarından birini oluşturur.

2. Aydınlanma Materyalizminin Aşılması: Marx'ın öncülü olan Aydınlanma düşüncesi ve materyalizminin bir üst düzeye taşınmasıdır. Tezler, Aydınlanma materyalizmini temel alsa da ona ciddi girdiler yaparak farklı bir düzleme taşır.

3. Pozitivizm ve Kaba Materyalizmin Reddi: Bilimsel düşüncenin temeli olarak görülen pozitivist yaklaşıma ve kaba (düz) materyalizme karşı doğrudan bir reddiye niteliği taşır.

4. İdealizmden "Aktif Yan"ın Alınması: Materyalizmin eksik bıraktığı "aktif" ögeyi, yani insanın edilgenliğine karşı etkinliğini, Hegel'in idealist düşüncesinden alarak materyalizme dahil eder. Bu, materyalizme idealist bir aşı yapmaktan ziyade, idealizmdeki aktif ve diyalektik unsurun materyalist bir zemine oturtulmasıdır.

2. Temel Kavramlar: Praksis ve Duyusallık

Çulhaoğlu, tezlerin doğru anlaşılması için iki temel kavramın altını çizmektedir:

• Praksis: Genel anlamda pratik veya insan eylemi olarak tanımlansa da, Marx'ın kastettiği "praksis" bundan daha derindir. Herhangi bir mekanik, biteviye hareketten farklı olarak praksis, öğrenilmiş ve edinilmiş bir bilginin, mevcut bir ortamı ya da dış dünyayı dönüştürmek amacıyla bilinçli olarak uygulanmasıdır.

• Duyusallık (Sensuousness): Bu kavram, duygusallık (sentimentality) ile karıştırılmamalıdır. Duyusallık, insanın kendi dışındaki maddi olguları hangi duyularıyla ve nasıl algıladığını ifade eder. İnsanın maddi gerçeklikle kurduğu somut, duyusal ilişkiyi tanımlar.

3. Seçilmiş Tezler Üzerine Detaylı Bir Analiz

Çulhaoğlu, 11 tezin tamamı yerine diyalektik materyalizmin özünü oluşturduğunu düşündüğü altı tez (1, 2, 3, 5, 8, ve 11) üzerinde durmaktadır.

Birinci Tez: Nesnellik ve Öznellik İlişkisi

• Tezin Argümanı: Bizim dışımızdaki nesnel gerçeklik, hiçbir zaman saf, katışıksız ve çıplak bir nesnellik değildir. Her nesnellik, kendi içinde insanın öznel etkinliğini barındırır. İnsanın bu etkinliği nesnellikten ayrılamaz; dolayısıyla insanın subjektif etkinliği de objektif bir gerçeklik haline gelir.

• Güncel Örnek: Türkiye'deki "Saray Rejimi" analizi. Bu rejim, saf bir nesnellik olarak ele alınamaz. Rejimin kendisi, geçmişteki ve günümüzdeki siyasi müdahalelerin, sınıfsal egemenlik mücadelelerinin ve insan pratiklerinin bir sonucudur. Bu subjektif etkinlikler zamanla nesnelleşerek bugünkü objektif durumu oluşturmuştur.

İkinci Tez: Düşüncenin Doğruluğu ve Pratik

• Tezin Argümanı: İnsan düşüncesinin gerçeğe denk düşüp düşmediği, teorik bir tartışmayla çözülemez. Bu, pratik bir sorundur. Bir düşüncenin gerçekliği yansıtıp yansıtmadığı ancak insan pratiğiyle, yani eylemle ortaya konabilir. Pratik olmaksızın bu konuyu tartışmak, skolastik bir çabadan öteye gitmez.

• Güncel Örnek: Saray Rejimi'nin geleceğine dair analizler. Rejimin geleceği hakkında farklı ve makul görünen teorik analizler yapılabilir. Ancak bu düşüncelerden hangisinin gerçeğe daha yakın olduğu, masa başında soyut tahlillerle belirlenemez. Doğruyu ortaya çıkaracak olan tek şey, rejime karşı yürütülecek fiili bir mücadele pratiğidir.

Üçüncü Tez: Koşulları Değiştiren İnsan

• Tezin Argümanı: Materyalizmin "insanları koşullar şekillendirir" tespiti doğrudur. Ancak bu yorum, önemli bir noktayı unutur: Koşullar tarafından şekillendirilen insan, kendi etkinliği ve praksisi ile kendisini şekillendiren koşulları yeniden şekillendirir ve değiştirir. Bu, iki taraflı bir etkileşimdir.

• Güncel Örnek: Postmodern durumlar, "hakikat sonrası" toplum ve dijital medyanın insanları şekillendirdiği gerçeği. Bu belirleyiciliği mutlak bir kader olarak kabul etmek, insan etkinliğini reddeden edilgen bir materyalizme düşmektir. İnsan, kendi pratiğiyle kendisini belirleyen bu faktörler üzerinde etkide bulunabilir ve onları değiştirebilir.

Beşinci Tez: Soyut Düşünce ve Duyusal Etkinlik

• Tezin Argümanı: Soyut düşünce, duyusal etkinlikten (sensuousness) kopuk olamaz. İnsanın maddi dünyayı duyularıyla algılamasını hesaba katmayan bir soyut düşünce, sadece tefekkür (soyut derin düşünme) düzeyinde kalır ve kısır bir döngüye hapsolur.

• Örnek: Doktor-hasta ilişkisi. Bir doktorun hastasına yaklaşımı, kan testi gibi nesnel bulgulara dayalı pozitif bir bilimsellik taşıyabilir. Ancak toplumsal ve siyasal bir öznenin topluma ilişkin değerlendirmeleri, bu kadar saf bir bilimsellik taşıyamaz; her zaman insanın öznel algılamalarını ve duyusal deneyimlerini içerir.

Sekizinci Tez: Toplumsal Yaşamın Pratik Doğası

• Tezin Argümanı: Tüm toplumsal yaşam özünde pratiktir. Teoriyi mistisizme ve bulanıklığa sürükleyen tüm sorunların akılcı çözümü, insan pratiği ve bu pratiğin bilince çıkarılmasıdır.

• Örnek: Bir işçi eylemi. Eylem başarılı ya da başarısız olabilir. Her iki durumda da bir insan pratiği söz konusudur. Ancak bu pratiğin gerçek anlamda bir sonuca ulaşması için, eylemi gerçekleştiren işçilerin başarılarının veya başarısızlıklarının nedenlerini bilince çıkarmaları gerekir. Sadece "kazandık" veya "kısmet değilmiş" demek, pratiğin bilinçli bir analizi değildir.

4. 11. Tez: Yorumlamak ve Değiştirmek Üzerine Derinlemesine Bir Bakış

Bu tez, Marx'ın en bilinen ve en çok tartışılan ifadesidir: "Filozoflar dünyayı şimdiye kadar yalnızca çeşitli yollardan yorumlamışlardır; oysa mesele onu değiştirmektir." Çulhaoğlu bu teze dair önemli noktaları şöyle sıralar:

• Yorumlama ve Değiştirmenin Birlikteliği: Bu tez, "önce yorumlamayı bırakıp eyleme geçelim" anlamına gelmez. Tam tersine, anlama, idrak etme ve yorumlama etkinliğinin, değiştirme etkinliği ile eş zamanlı (eşsürümlü) olması gerektiğini vurgular.

• Epistemolojik Boyut: Bir olguyu değiştirme eylemi, sadece bir sonuç elde etme çabası değildir. Aynı zamanda, değiştirilmeye çalışılan nesnenin daha önce görülmeyen yönlerini açığa çıkaran, onu daha iyi anlamayı sağlayan bir bilgi edinme yöntemidir.

• Değiştirme Eyleminin Öznesi: Dünyayı değiştirecek olanlar filozoflar ya da bir elit grup değil, kitleler ve sınıflardır. Tez, filozoflara yönelik bir eylem çağrısı değildir; felsefenin sınırlarını belirten bir tespittir.

• Engels'in Katkısı: Orijinal metinde "Oysa" kelimesi yoktur. Bu kelime, vurguyu güçlendirmek amacıyla daha sonra Engels tarafından eklenmiştir.

5. Temel Tartışmalar ve Eleştiriler

Determinizm ve İradecilik İkilemi

11. Tez, "iradecilik" (volontarizm) tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Çulhaoğlu, bu konuyu şu şekilde ele alır:

• Keyfi Kullanım Sorunu: Özellikle İkinci Enternasyonal'in edilgen determinizmine bir tepki olarak ortaya çıkan iradeci yaklaşımlar, pratikte keyfi bir şekilde kullanılmıştır. Sovyetler Birliği örneğinde görüldüğü gibi, liderler başarılı olduklarında "nesnel koşulları takmayan iradelerini" överken, başarısız olduklarında "nesnel koşulların elverişsizliğinden" şikâyet etmişlerdir. Bu "çatallı dil," diyalektik materyalizmin istismar edilmesine yol açmıştır.

• Radikal Sosyolog Rak Mis'in (C. Wright Mills) Eleştirisi: Amerikalı sosyolog Rak Mis, diyalektik düşünme tarzını "karışıklığa yol açan yalan sözler, bir çeşit ikiyüzlü konuşma biçimi" olarak tanımlamıştır. Çulhaoğlu'na göre bu tepki, diyalektik mantığın teorik zayıflığından değil, muhtemelen Marksist olduğunu iddia eden eylemcilerin bu kavramları keyfi kullanımlarına tanık olmasından kaynaklanmaktadır.

• Çözüm Olarak Pratik: Determinizm ve iradecilik arasında önceden belirlenmiş teorik bir denge formülü (%40 irade, %60 determinizm gibi) olamaz. Doğru denge, ancak mücadele pratiği içinde bulunabilir. Devrimci bir özne, pratik içinde nesnel koşulların hangi sınırlarının zorlanabileceğini, iradenin nerede devreye girmesi gerektiğini bizzat deneyimleyerek görür.

Diyalektik Materyalizme Yönelik Basit Eleştiriler: Murat Belge Örneği

Çulhaoğlu, Türkiye'de Marksist bir formasyona sahip olan Murat Belge'nin diyalektik materyalizme yönelik eleştirisini "dramatik" bir örnek olarak sunar. Belge'nin, diyalektik materyalizmin Hegel ile birlikte geçerliliğini yitirdiğini ve insanı tarihin akışına bırakan didaktik bir öğreti olduğunu iddia etmesini eleştirir. Çulhaoğlu'na göre bu, Marx'ın düşüncesinin basitleştirilmiş bir karikatürüdür ve Marx'ın metinlerinde böyle edilgen, teleolojik bir anlayışın izi dahi yoktur. Dramatik olan, bu kadar derin bir düşünce sisteminin, onu anlaması beklenen yetkin bir entelektüel tarafından bu denli basit bir şekilde reddedilmesidir.

6. Sonuç: Felsefenin Aşılması ve Teorinin Rolü

Çulhaoğlu'nun analizine göre, "Feuerbach Üzerine Tezler" Marx'ın felsefeyle olan işini büyük ölçüde bitirdiğinin ilanıdır. Marx bu tezlerle birlikte felsefenin ötesine geçmiştir. Ancak felsefeden praksise (eyleme) geçiş doğrudan ve sıçramalı bir şekilde olamaz. Bu geçişte bir dolayım zorunludur ve bu dolayım teoridir.

• Teorinin İşlevi: Felsefenin soyut kategorilerinden, dünyayı değiştirme pratiğine geçişi sağlayan aracıdır.

• Teorinin Niteliği: Teori, ancak belirli bir tarihsellik perspektifiyle, somut toplumsal formasyonlar ve onların barındırdığı koşullar, kurumlar ve insan ilişkileri üzerine inşa edilebilir.

Dolayısıyla, bu tezler yalnızca felsefeyi eleştirmekle kalmaz, aynı zamanda felsefeden sonra gelen yeni alanın, yani somut koşulların tarihsel analizine dayalı teorinin ve bu teoriyle bütünleşmiş devrimci pratiğin kapısını aralar.

MAR Notu: Marksizm bir felsefeye sahiptir: Diyalektik-tarihsel materyalizm. Bu felsefe spekülatif bir “geviş getirme” ya da bir zihin jimnastiği, salt entelektüel bir uğraş değildir. İnsan bilimlerinin geniş alanında paradigmatik bir referans çerçevesi olup, bilimsel araştırmaların bulgularından soyutlanan düşüncelerle zenginleştirilmektedir. Gerçekliğin katmanlı yapıda olduğu ve belirivermeler içermesi bu zenginleştirmelere örnektir.

Marksizmin klasik felsefeyi “aşması”, bir “aufheben”, yani koruyarak ortadan kaldırmadır. Burada reddedilen yaşamdan kopuk, kendi içine kapalı ve bağımsız bir değer atfedilen spekülatif felsefedir. Oysa diyalektik-tarihsel materyalizm, toplum/tarih bilimiyle ve komünist ufukla kopmaz bir uyum ve tümlenme içindedir.

Marksizm, diyalektik-tarihsel materyalizmle felsefi; tarihsel bir toplum teorisiyle bilimsel, komünizm perspektifiyle siyasal boyutları olan bir teorik sistemdir. Marksizm; eşitlik, özgürlük, adalet, ortaklaşma, alturizm gibi komünist değerleri, hümanist ilkeleriyle ideolojik ve kültürel boyutlara sahip komünist dünya görüşünün teorik bileşenidir.

Realist düşünceler gerçeklikten soyutlanır ve tekrar gerçekleştirilerek doğal ve toplumsal süreçler üzerinde bir denetim ve dönüştürme olanağı sunar. Gerçeklik anlaşılabilirdir ve anlaşıldığı ölçüde değiştirilebilir ya da gerçeklikteki nesnel değişim eğilimlerine öznel katkılar sunulabilir. Öte yandan anlayabilmek için gerçeklikle etkileşimde bulunmak ve pratik gereklidir. Bu epistemolojik kavrayış realizmin özüdür. Ayrıca realizm gerçekliği, kütlesiz parçacıklar, karanlık madde ve enerjiden, toplumsal ilişkiler ve emeğe kadar, fizyolojik/maddi süreçler bütünü olarak zihinden, tüm enerji formlarına kadar, varlıkların tümünü kapsayacak şekilde tanımlar. Realizmin ontolojik kapsamı budur.

Felsefi, bilimsel, siyasal, sanatsal ve günlük yaşamdaki pratik boyutlarıyla realizm, kapitalizmden komünizme geçiş çağında komünist dünya görüşünün özünü oluşturur. Bu dünya görüşünün gerçeklik karşısındaki tutumu, devrimcidir. Çünkü öznel ve nesnel bileşenleriyle gerçeklik, devrimci ve kendini yenileyen eğilimlere sahiptir.

13 Aralık 2025 Cumartesi

Lenin'in Felsefe Defterleri

MAR

Özet

Bu yazı, V. İ. Lenin'in Felsefe Defterleri adlı eserindeki temel temaları, argümanları ve eleştirel analizleri sentezlemektedir. Lenin'in bu dönemdeki felsefi çalışmaları, Birinci Dünya Savaşı'nın emperyalist karakterini çözümlemek, İkinci Enternasyonal'in oportünizmini ortaya koymak ve proletaryanın devrimci stratejisini geliştirmek gibi acil siyasi hedeflere hizmet eden teorik bir temel arayışının ürünüdür.

Ana bulgular şunlardır:

1. Diyalektik Materyalizmin Merkezi Rolü: Lenin, diyalektiği "nesnel dünyanın gelişiminin ve bilgisinin en genel yasalarının bilimi" olarak tanımlar. Felsefi çalışmalarının özünü, Hegel'in idealist kabuğundan arındırılmış materyalist diyalektiğin incelenmesi ve geliştirilmesi oluşturur.

2. Hegel'in Eleştirel Sahiplenilmesi: Lenin, Hegel'in idealizmini ve "ideler mistiğini" sert bir dille eleştirirken, diyalektik mantığının devrimci özünü ortaya çıkarır. Diyalektiğin, mantığın ve bilgi teorisinin özdeşliği hakkındaki tezi, bu eleştirel analizin temel taşlarından biridir.

3. Felsefe Tarihine Sınıfsal Yaklaşım: Herakleitos'tan Feuerbach'a uzanan felsefe tarihini, materyalist ve diyalektik düşüncenin gelişim süreci olarak inceler. Düşünürleri, kendi tarihsel ve sınıfsal bağlamları içinde değerlendirerek, Plehanov gibi çağdaşlarının teorik hatalarını (örneğin liberal ile demokrat arasındaki sınıf farkını görememe) ortaya koyar.

4. Pratiğin Önceliği: Lenin, Hegel'den hareketle pratiğin teoriden üstün olduğunu vurgular. Pratik etkinlik, insanın nesnel dünyayı değiştirmesini ve teorik bilginin doğruluğunu sınamasını sağlayan temel unsurdur. İnsanın erekleri nesnel dünya tarafından doğurulur ve bu dünyayı değiştirme potansiyeli taşır.

5. Marx ve Engels'in Erken Dönem Eserlerinin Analizi: Lenin, Marx ve Engels'in Kutsal Aile gibi erken dönem eserlerini derinlemesine inceleyerek, Marx'ın Hegelci felsefeden sosyalizme geçişini, proletaryanın devrimci rolüne ilişkin görüşlerinin oluşumunu ve Fransız materyalizminin tarihsel önemini analiz eder.

Sonuç olarak, Felsefe Defterleri, Lenin'in devrimci teori ve pratiği felsefi bir temel üzerine oturtma çabasının en yoğun ifadesidir. Bu metinler, Marksist diyalektiğin, dönemin tarihsel koşullarının derinlemesine bilimsel bir analizi yapılırken ve devrimci bir strateji geliştirilirken yakalanan bir düşünce biçimi olduğunu gösterir.

Felsefi Çalışmaların Bağlamı ve Amacı

Lenin'in Felsefe Defterleri’nde yer alan metinlerin büyük bir kısmı, Birinci Dünya Savaşı'nın sürdüğü 1914-1916 dönemine aittir. Bu dönem, kapitalizmin tüm çelişkilerinin en uç noktaya ulaştığı ve devrimci bir bunalımın olgunlaştığı bir tarihsel kesittir. Lenin'in bu kritik dönemde felsefeye, özellikle de Marksist diyalektiğe yoğun bir dikkat göstermesi tesadüfi değildir. Bu çalışmaların temel amacı, dönemin siyasi ve teorik sorunlarını incelerken materyalist diyalektik tarzı ve düşünme biçimini üretebilmektir.

Bu çalışmaların temel hedefleri şunlardır:

• Emperyalizmin Analizi: Emperyalizmin çelişkilerini Marksist yaklaşımla çözümlemek.

• Savaşın Karakterinin Teşhiri: Birinci Dünya Savaşı'nın emperyalist karakterini açığa vurmak.

• Oportünizmin Eleştirisi: İkinci Enternasyonal liderlerinin oportünizmini ve sosyal-şovenizmini ortaya koymak.

• Strateji ve Taktik Geliştirme: Proletaryanın devrimci strateji ve taktiklerini bilimsel bir temelde işlemek.

Lenin'in bu dönemde yazdığı ve klasikleşmiş olan Kapitalizmin Son Evresi EmperyalizmSosyalizm ve SavaşAvrupa Birleşik Devletleri Parolası Üzerine gibi temel eserler, Felsefe Defterleri’ndeki felsefi çalışmalarla sıkı bir bağ içindedir. Lenin, yeni tarihsel dönemin derinlemesine bir analizini yaparak ve önemli siyasi keşiflerde bulunarak, Marksist felsefeyi ve diyalektik perspektifi yaratıcı bir şekilde yeniden üretmiştir.

Felsefe Defterleri Cildinin Kapsamı

İncelenen cilt, Lenin'in felsefe ve doğa bilimleri üzerine daha önce yayınlanmamış notlarını da içermektedir. Bu notlar arasında şunlar bulunmaktadır:

Yazar

Eser

Lenin'in Çalışması

G. Plehanov

Marksizmin Temel Sorunları

Notlar ve haşiyeler

V. Şulyatikov

Batı Avrupa Felsefesinde Kapitalizmin Justifikasyonu

Notlar ve haşiyeler

A. Deborin

Diyalektik Maddecilik

Haşiyeler ve altı çizili yerler

G. Plehanov

N. G. Çernişevski

Gözlem ve uyarılar

E. Haeckel

Hayatın Mucizeleri ve Evrenin Muammaları

Kontrandü (özet) hakkında notlar

Aristoteles

Metafizik

Özet ve notlar

Feuerbach

Leibniz'in Felsefesinin Açıklanması... ve Dinin Özü Üzerine Dersler

Özetler ve notlar

Hegel

Mantık BilimiFelsefe Tarihi DersleriTarih Felsefesi Dersleri

Özetler ve notlar

Diyalektik Materyalizmin Esasları

Lenin'in felsefi çalışmalarının merkezinde diyalektik materyalizm yer alır. Diyalektiği, nesnel dünyanın ve bu dünyanın bilgisinin en genel yasalarının bilimi olarak tanımlar. Bu bağlamda, diyalektiğin, mantığın ve bilgi teorisinin özdeşliği hakkındaki tezi merkezi bir önem taşır. Lenin'e göre, metafizik maddeciliğin temel kusuru, diyalektiği bilgi sürecinde işleyememiş olmasıdır.

Hegel'in Felsefi Mirasının Eleştirel İncelenmesi

Lenin, diyalektik üzerine teorik çalışmalarında Hegel'in felsefi mirasının incelenmesine özel bir önem verir. Hegel'in Mantık BilimiFelsefe Tarihi Dersleri ve Tarih Felsefesi Dersleri üzerine aldığı notlar, Felsefe Defterleri’nde en önemli yeri tutar.

• İdealizmin Eleştirisi: Lenin, Hegel'in idealizmini ve "ideler mistiğini" (Ideenmystik) sert bir dille eleştirir. Hegel felsefesinin doğrudan benimsenemeyeceğini ve bir veri olarak alınamayacağını belirtir.

• Diyalektik Mantığın Değeri: Aynı zamanda, Hegelci diyalektiğin devrimci önemini ortaya çıkarır ve bu mantığın materyalist bir tarzda nasıl değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Lenin'in yaklaşımı şu sözlerle özetlenebilir: "Bu haliyle uygulanamaz Hegel'in mantığı, bir veri olarak da alınamaz. Ideenmystik'ten sıyırıp arıttıktan sonra, mantıksal (gnozeolojik, bilgi teorisine değgin) nüanslarını çıkarmak gerekiyor..." (s. 217).

• Hegel'in Sınırlılıkları: Marx'ın notlarına dayanarak Lenin, Hegel'in iki temel yetersizliğini vurgular: 1) Felsefeyi mutlak Zihin'in varoluşu olarak kabul etmesi ama bu Zihin için felsefi bir birey sunmaması; 2) Mutlak Zihin'i sadece görünüşte, post festum (olaydan sonra) tarihin yaratıcısı yapması.

Felsefe Tarihine Materyalist Yaklaşım

Lenin, felsefe tarihini, materyalist diyalektiğin gelişim süreci olarak inceler.

• Herakleitos: Lassalle'in Herakleitos üzerine kitabını eleştirirken, Lassalle'in Herakleitos'u Hegel içinde boğduğunu belirtir. Filon'dan yapılan bir alıntı, Herakleitos'un ilkesini "bir, iki karşıttan oluşan'dır" şeklinde tanımlar.

• Aristoteles: Metafizik üzerine notlarında, Aristoteles'in diyalektik sorununu kaçınılmaz olarak her adımda ortaya koyduğunu belirtir. Aristoteles'in mantığının "talep, arayış, Hegel'in mantığına yaklaşma" olduğunu vurgular ve skolastiklerin bu canlı yanı ölü bir forma dönüştürdüğünü söyler.

• Feuerbach: Lenin, Feuerbach'ın idealizme ve dine karşı mücadelesini takdir ederken, onun 1848 devrimini anlamadığını ve felsefesinin derinlikten yoksun olduğunu belirtir. Feuerbach'ın "antropolojik ilke"sinin, materyalizmin "uygun düşmeyen ve güçsüz birer tasviri" olduğunu ifade eder.

Marx ve Engels'in Kutsal Aile Eserinin Lenin Tarafından Değerlendirilmesi

Lenin'in Kutsal Aile üzerine özeti, Marx'ın düşünsel gelişiminin erken bir aşamasını ve materyalist tarih anlayışının temellerini anlamak için kilit bir metindir.

Proletaryanın Devrimci Rolü ve Yabancılaşma

Lenin, Marx'ın bu eserde proletaryanın devrimci rolüne ilişkin görüşlerini neredeyse tam olarak oluşturduğunu vurgular.

• Karşıtların Birliği: Marx'a göre proletarya ve zenginlik karşıtlardır ve bir bütünlük oluştururlar. Her ikisi de özel mülkiyet dünyasının ürünüdür. Özel mülkiyet olumlu yanı, proletarya ise olumsuz, "kendi kendini yok eden" yanı temsil eder.

• Yabancılaşma: "Mülkiyet sahibi sınıfla proleter sınıf, aynı insan yabancılaşmasını temsil ederler. Ama birincisi, kendini kendi yerinde duymaktadır bu yabancılaşmanın içinde... İkincisi ise, kendini yok edilmiş duyar bu yabancılaşmada; bu yabancılaşmada, kendi güçsüzlüğünü ve insan dışı bir varoluşun gerçekliğini görür."

• Tarihsel Misyon: Proletaryanın tarihsel görevi, teorik bir kurgu değil, kendi varoluş koşullarının ve burjuva toplumunun örgütlenmesinin bir sonucudur. Proletarya, zaferini ancak "kendi kendini ve kendi kendisiyle birlikte kendi karşıtını da yok ederek" kazanabilir.

Proudhon Eleştirisi ve Marx'ın Gelişen Düşüncesi

Lenin'in notları, Marx'ın Proudhon'a yönelik başlangıçtaki övgü dolu tavrını ve sonrasındaki eleştirilerini gözler önüne serer.

• Proudhon'un Katkısı: Marx, Proudhon'un ekonomik ilişkilerin "insani görüntüsü"nü ciddiye alıp bu ilişkilerin "insan dışı gerçekliği"ne karşı koyarak önemli bir adım attığını belirtir.

• Proudhon'un Sınırlılığı: Ancak Marx, Proudhon'un eleştirisinin "daha henüz ekonomi politiğin ön varsayımlarının mahpusu olmakta devam ettiğini" de vurgular. Proudhon, ekonomik yabancılaşmayı, yine ekonomik yabancılaşmanın çerçevesi içinde ortadan kaldırmaya çalışır.

• Sosyal İlişkiler Fikri: Lenin, Marx'ın Proudhon eleştirisinden yola çıkarak "sosyal üretim ilişkileri" fikrine nasıl ulaştığını gösteren şu pasajı "son derece karakteristik" olarak niteler: "...insanın nesnel varlığı olarak nesne, aynı zamanda, insanın öbür insan için varoluşudur, insanın başkasına olan insani bağlantısıdır, insanın insana oranla sosyal davranışıdır."

Fransız Materyalizminin Tarihsel Önemi

Lenin, Marx'ın Kutsal Aile’deki Fransız materyalizmi analizini, eserin en değerli bölümlerinden biri olarak görür.

• İki Eğilim: Marx, Fransız maddeciliğinde iki ana eğilim tespit eder:

    1. Descartes'tan Gelen (Mekanikçi Maddecilik): Bu eğilim, Fransız doğa bilimine temel oluşturmuştur. La Mettrie ve Cabanis bu okulun önemli temsilcileridir.

    2. Locke'tan Gelen (Duyumculuk): Bu eğilim ise doğrudan doğruya sosyalizme ve komünizme açılır. Condillac ve Helvetius bu geleneğin parçasıdır.

• Sosyalizmin Kaynağı: Lenin'in özetine göre Marx, sosyalizmin materyalizmin öncüllerinden türetilmesinin kolaylığını vurgular. Fourier'nin doğrudan Fransız materyalistlerinden hareket ettiğini, Owen'ın ise Bentham'ın (Helvetius'un ahlakı üzerine kurulu) sisteminden yola çıkarak İngiliz komünizmini kurduğunu belirtir.

Çağdaş Felsefi Akımlara ve Düşünürlere Yönelik Eleştiriler

Lenin'in defterleri, sadece klasik filozofları değil, aynı zamanda kendi dönemindeki düşünürleri ve felsefi akımları da eleştirel bir süzgeçten geçirdiğini gösterir.

Plehanov'un Sınıfsal Körlüğü

Lenin, Plehanov'un Çernişevski üzerine yazdığı kitabı, Rus sosyal düşüncesinin ilerici-maddeci geleneklerini değerlendirmesi açısından önemli bulur. Ancak Plehanov'un ciddi bir kusuruna işaret eder:

• Liberal ve Demokrat Farkı: "İdealist ve maddeci tarih görüşleri arasındaki teorik farktan dolayı Plehanov da, liberal ile demokrat arasındaki pratik ve siyasal farkı, sınıf farkını görememiştir." Lenin'e göre bu, Plehanov'un Çernişevski'nin etkinliğindeki sınıf muhtevasını anlayamamasına yol açmıştır.

Şulyatikov'un Vulgarizasyonu

Lenin, V. Şulyatikov'un Batı Avrupa Felsefesinde Kapitalizmin Justifikasyonu adlı eserine ilişkin notlarında, yazarın felsefe tarihini kaba bir ekonomik indirgemeciliğe tabi tutmasını sert bir dille eleştirir. Şulyatikov'a göre felsefi sistemler, manüfaktürdeki örgütleyici ve örgütlenen rollerinin doğrudan bir yansımasıdır.

• Örnekler:

    ◦ Descartes: "Dünya, bir manüfaktür işletmesi gibi örgütlenmiştir."

    ◦ Spinoza: "Zaferden zafere koşan, her şeyi yutan, her şeyi merkezileştiren sermayenin övgüsüne adanmış bir türküdür."

• Lenin'in Eleştirisi: Lenin bu yaklaşımı "saçma", "yanlış", "vulgarizasyon" ve "Loria'vari bir açıklama" olarak nitelendirir. Şulyatikov'un burjuvazinin feodalizme ve kiliseye karşı mücadelesini tamamen göz ardı ettiğini ve tüm felsefi akımları (idealizm, materyalizm, şüphecilik) aynı mekanik formüle indirgediğini belirtir.

Rey'in Utangaç Materyalizmi ve Kafa Karışıklığı

Lenin, Abel Rey'in Modern Felsefe adlı eserini incelerken, yazarın idealizme ve pragmatizme karşı materyalist eğilimler göstermesine rağmen, tutarsız ve "utangaç" bir pozisyonda kaldığını tespit eder.

• Bilimin Nesnelliği: Rey, bilimin ulaştığı sonuçların nesnelliğinin, sayı, uzam gibi kavramların "şeylerin özelikleri olarak, yani gerçek bağlantılar olarak" görülmesi için bir kanıt olduğunu belirtir.

• Hakikat ve Başarı: Rey, pragmatizmin "başarı kazandıkları için mi hakikidirler; yoksa hakiki oldukları için mi başarı kazanmaktadırlar" sorusunu yanlış yönde çözdüğünü, ancak "hakikat-kopya teorisi"nin de "kabaca yüzeysel" olduğunu söyler.

• Maddecilikten Kaçış: Lenin, Rey'in "dış dünyanın gerçekliğini tartışmak... modası geçen ve verimsizleşen bir oyun olarak görünüyor" şeklindeki ifadelerini ve materyalizmi "kör tesadüf" ve "beyin salgısı" gibi kaba formüllere indirgemesini, felsefi sorunlardan bir kaçış olarak değerlendirir.

Plenge'nin Marksizm Karşıtı Bayağılığı

Dr. Johann Plenge'nin Marx ve Hegel adlı kitabını ele alırken Lenin, burjuva akademisinin Marksizmin teorik temellerini nasıl basitleştirip tahrif ettiğine dair çarpıcı bir örnek sunar.

• Marx'ı Anlayamama: Plenge, Marx'ı "saf ideoloji" ile suçlar ve "gerçek proleteri" sınıfın temsilcisi olarak anladığını iddia eder. Marx'ın tarihsel materyalizminin "derin temelinde idealist bir toplum görüşü olan... bir teoriden başka bir şey olmadığını" ileri sürer.

• Bayağı İthamlar: Lenin, Plenge'nin "Marx - bizim büyük felsefemizden ödünç aldığı giysiyi kendi erekleri için yeni baştan biçmiş olan XIX. yüzyıl Yahudi devrimcisi" gibi ifadelerini "tam bir alçaklık" ve "bayağının da bayağısı" olarak nitelendirir ve kitabın bilimsel değerinin sıfır olduğunu belirtir.

11 Mayıs 2022 Çarşamba

Felsefe ve Politika

 Ercan Arslan

Engels’in Anti-Dühring kitabıyla, Lenin’in Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabı her türden gerici felsefe ve akıma karşı benzer bir duruş sergiler.

Engels bu kitabı yazdığı dönemde, sosyalist teori yeterince kavranmamıştı. Pratiğin durumuysa şöyleydi: Avrupa’da gerçekleşen 1848 devrimleri ve bastırılmaları; Paris Komünü deneyimi ve yenilgisi, işçi sınıfının barikat savaşlarına çekilerek yalnızlaştırılması ve en ilerici direngen unsurlarının yok edilmesi ile birlikte köylüler, diğer ezilen kesimler ve “küçük burjuva” unsurlarla ittifakının zayıflatılması; işçi sınıfının örgütlenmelerinin göreli zayıflığı; sosyalist ideolojinin işçi sınıfı içerisinde yeterince özümsenmemesi… Teorinin derinlemesine özümsenmemesi, pratikte el yordamıyla hareket edilmesi, her renkten gerici fikirlerin ilerici özellikteymiş gibi görünmesini sağlamıştır.

Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabıysa, 1905 devrimi yenilgisi sonrasında gelişen ve sosyalist akımları da etkileyen gerici felsefe ve pratiğe karşı yazılmıştır. Geçici yenilgiler sonrasında, devrimci teoriyi derinlemesine özümseyememiş, sınıfsal tavrını gereğince gösterememiş, proletaryanın devrimci bilinci yeterince oturmamış unsurları, bu dönemlerde yollarını şaşırır. Bu dönemlerin uzun süreceği, mevcut sistemin yenilmez olduğu sanısına kapılırlar.

1990’lardan bu yana sosyalizmin yenilgisi sonrası süreç de, aynı bu özellikleri taşımaktadır. Sosyalist örgütlerde görülen moral bozukluğu, örgütsel dağınıklık, emperyalist-kapitalist sisteme karşı ideolojik ve siyasal pratik olarak doğru tarzda bir karşı duruş sergileyememe, Marksist-Leninist teori ve pratiğin yeni koşullara yeterince uyarlanamamasından kaynaklanmaktadır. Anti-Dühring’in değerlendirme yazısında şöyle bir pasaj geçmektedir:

“Anti-Dühring’in anlam ve önemi; bu dönemde Dühring gibi şarlatanların etkili olmasının sebebi, Marksizmin bir dünya görüşü olarak değil ama siyasal eylemin bir yol göstericisi olarak kavranmasından ve sosyalist partideki yöneticilerin Marksizmi derinlemesine özümsememelerinden kaynaklanmaktaydı.” (Anti Duhring, s. 35)

Marksist diyalektik felsefeye göre, maddi güçler sonsuzdur, dünyanın gerçek birliği maddeselliğine dayanır. Materyalizm, monist (birci) bir yapıdadır. Hegel felsefesindeki mutlak tinin tersine, mutlak maddeselliğe dayanır. Maddesellikten gelişecek bütün diğer süreçler maddenin yansımaları ve tekrar kendine dönmeleridir. Görünürdekileri duyumlarımızla yansıtmamız, gerçeklikteki maddi süreçlerle birebir çakışmaz.

Engels Anti-Dühring’de maddeselliği ve Dühring gibi şarlatanların etkili olmasını şöyle değerlendirir:

“Dünyanın varlığı, birliğin koşulu da olsa, çünkü o bir olmadan önce var olmalıdır, dünyanın birliği varlığına dayanmaz. Varlık, kısacası, çevrenimizin bittiği noktadan sonra açık bir sorundur. Dünyanın gerçek birliği, maddeselliğine dayanır ve bu maddesellik birkaç hokkabaz çığırtkanlığıyla değil ama felsefe ve doğa biliminin uzun ve sıkıntılı geliştirilmesiyle tanıtlanır.” (Anti- Dühring, s. 95)

Ekonomi politikte Dühring, Kant’ta görüldüğü gibi ahlak yasalarını öne çıkarır. Ekonomi politik yasalarını zor kavramıyla açıklamaktadır, bu zoru da ahlaksal, nesnellikten bağımsız kendi yarattığı ölümsüz doğrularla düzeltme yoluna gitmektedir.

“Ütopik sosyalistlerin görüşlerini açıkladıkları çağda kapitalist ilişkiler, burjuvazi ve proletarya arasındaki çelişkiler yeterince gelişmiş bir durumda değildi. Proletarya bu dönemde kendini ayrı bir sınıf olarak yeterli bir düzeyde görmüyordu, hatta acınacak halde yukarıdan yardım alabilecek, ezilmiş acı çeken bir zümre olarak gösteriyordu.” (Anti-Dühring, s. 371)

“Bu tarihsel durum, sosyalizmin kurucularını da etkiledi, kapitalist üretimin olgunluktan uzaklığına, sınıfların durumunun olgunluktan uzaklığına, teorilerin olgunluktan uzaklığı yanıt verdi. Toplumsal sorunların, henüz gelişmesinin ilk basamağında olan ekonomik ilişkiler içinde saklı bulunan çözümü beyinden çıkmalıydı. Toplum yalnızca düzgüsüzlükler sunuyordu; bu düzgüsüzlüklerin ortadan kaldırılması, düşünen usun göreviydi.” (age, s. 371)

Kant’ta görülen ahlaksal us kavramı da buna benzer. Dühring, nesnel koşulları doğru tarzda değerlendirip ona uygun davranış sergilemesi gerekirken, ayağı yere basmayan, kafasından safça çözümler üretip, ahlaksal ilkeler oluşturmuştur. Bunu bütün süreçlere uygulamaya çalışır, ekonomi politikteki meta yasasını da bu ahlaksal yasayla değerlendirir:

“Akışkan emeğin, çalışmakta olan emek gücünün, bir emek ürünü ile değişilmesi istenir. Bu güç, o andan başlayarak, tıpkı kendisi ile değişilecek olduğu ürün gibi bir metadır. Bu emek-gücünün değeri, artık hiçbir zaman ürününe göre değil ama kendinde cisimleşen toplumsal emeğe, o halde bugünkü ücret yasasına göre belirlenir. Ama bu, istenmeyen şeyin ta kendisidir. Akışkan emeğin, emek gücünün kendi tam ürünü ile değişilebilir olması istenir. Bu onun kendi değeri ile değil ama kendi kullanım değeri ile değişebilir olması gerektiği anlamına gelir; değer yasası bütün öteki metalara uygulanmalı ama emek gücü için ortadan kaldırılmalıdır. ‘Emeğin değeri’ arkasında saklanan, kendi kendini ortadan kaldırmaya özgü düşçülük işte budur.” (Anti-Dühring, s. 439)

Meta yasasını doğal işleyişinden çıkarıp, ahlaksal bir yapıya indirgemesi; ütopik sosyalist bir yapıyı, koşulları dikkate almayıp, kendi bilincinde oluşmuş fikirlerden kurmaya çalışması… Ekonomik politiğe göre, saf emeğin bir değeri olamaz, işçinin emek gücünün bir değeri vardır.

Konumuzu aydınlatması açısından Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabından alıntı yapalım:

“Dünya bizim dışımızda var olan gerçekliktir. Duyu algılarımızla (özdeş olma anlamında) ne ‘çakışabilir’, ne onunla çözülemez eşgüdüm içerisinde bulunabilir, ne de diğer bir bağlantıda duyumlarla özdeş olan bir “unsurların karmaşığı” olabilir; Çünkü dünya, hiçbir insanın, duyu organlarının, açık olarak fark edilebilir durumda olup, herhangi bir şekilde duyum denilen özelliğe sahip olan madde anlamında, üst biçimde bir örgütlenmeye sahip maddenin bulunmadığı zamanda da vardı.” (Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s. 139, Çağrı Yayınları)

Maddesel dünya biz insanlar olmadan önce de vardı; insanlar maddesel dünyayı zamanla duyumsayarak, bilincine ererek tanımaya çalışır. İnsan bilgisi sonsuzdur, zamanla dünyanın bilgisine ulaşacağız, dünya bilinemez değildir. İnsan bilgisi ve fikirleri maddesel dünyayla birebir çakışmaz. Bilgiler, mutlak doğrular da değildir. Ampirik verilere ve duyumlara göre hareket etmek doğru bir tarz değildir. Koşullar değiştiğinde, yenilgiler veya yengiler olduğunda, gerçekte var olan maddi unsurlar, kafamızdan uydurduğumuz fikirlerle ve görünürdeki gerçeklikle yok sayılamaz.

“Duyu algısı bizim dışımızda var olan gerçekliktir düşüncesini Engels’e yüklemek bilinemezcilik ve idealizmi, materyalizm olarak yutturma çabasının öylesine göze görülür bir biçimidir ki, Bazarov’un bu konudaki bütün rekorları kırdığını kabul etmeyi zorunlu kılıyor!” (Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s. 139)

Bogdanov’un, Dietzgen’in hatalı görüşlerini diyalektik materyalizme atfederek Machçı görüşlerine dayanak bulmasını, Lenin Materyalizm ve Ampiryokritizm kitabında şöyle eleştirir:

“Görüyorsunuz: Kant’ın sözleriyle, yani özellikle herkesin anlayabileceği biçime sokmak, aradaki farkı göstermek amacıyla – Kant’ın hatalı, karışık terminolojisini alarak, Dietzgen ‘deneyin sınırlarının ötesine’ geçişi kabul ediyor. Bu Machçıların, materyalizmden, bilinemezciliğe geçerken neye bel bağladıklarına güzel bir örnek: görüyorsunuz diyorlar, biz deneyin sınırlarının ötesine geçmek istemiyoruz; bize göre duyu algısı bizim dışımızda var olan gerçekliktir.”(age, s. 147)

Machçılar pragmatist pozitivistler gibi deneye dayanırlar, deney öncesi onlara göre bilinemez. O anki mevcut duyumlarla elde ettiğimiz deney nesnesi, asıl gerçekliktir derler. Mevcut durum belirleyicidir, bu yüzden statükocudur, o anki durum değiştirilemeyecek olarak algılanır. Kant’ı deneyüstünü kabul ettiği için eleştirirler; Kant, a priori bilgiyi deneyin önceli olarak ilk başa koyarak zihinde var olan kendinde şeyi kabul eder.*

“Kant felsefesinde varlık alanı, görünen (phainomenon), görünmeyen (noumenon) olmak üzere ikiye ayrılır, dahası iki türlü varlık alanı bulunmaktadır. Görünen varlık alanı bilinebilen, görünmeyen varlık alanı ise bilinemeyen, yalnızca var olduğu düşünülebilen bir ortamdır.” (Pratik Usun Eleştirisi, s. 16, Say Yayınları)

“Bu görünmeyen varlık alanı kendi başına var olan diye nitelenir. Bu alan yalnızca tasarlanabildiğinden bilginin sınırı durumundadır. İnsanın taşıdığı istenç özgürlüğü bu alanda ortaya çıkmaktadır. Bu özgürlük ise duyarlığın etkisinden, egemenliğinden kurtulmuş, insanın özüne, temel yapısına dayalı bir gereklilikten kaynaklanır.” (Pratik Usun Eleştirisi, s.16, Say Yayınları)

Kant bunu kabul etmesiyle, deneyüstü olan usun önemine işaret ederek usa dayalı ahlaksal ilkelerini buradan çıkarmaktadır. Ahlakın içgüdülerle, duyumlarla, görünür gerçeklikle bağlantısı söz konusu edilmez, ahlak bunlardan arındırılıp usa dayandırılır. Kant’taki deneyüstü, metafizik (fizik ötesi) olanın kabulü, bilinemezciliğe kapıyı aralar. Bu görüşleriyle deneye ve görgücülüğe dayalı pragmatist felsefenin eleştirisinin hedefi haline gelir. Pragmatistler, Marksistlerde görülen zamanla bilinebilecek olan kendinde şeyin kabulünü, sanki Kant’taki bilinemez olan kendinde şey kabulüyle aynıymış gibi göstererek, Marksizm’in de bilinemezliği kabul ettiği algısını yaratmaktadır. Oysa şu anki bilgimizle biz şeylerin bazı nesnel niteliklerini tam olarak bilemiyor olabiliriz, fakat bunlar zamanla bilinebilir hale gelecektir. Maddi nesnelliğin sonsuz olması gibi, bilgi de sonsuzdur. Şu anki bilgilerimiz, düşüncelerimiz, maddi nesnellikle birebir çakışmaz, mutlak değişmez doğrular değildir. Bilgilerimiz, sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisindedir. Biz materyalistler bir anlamda kendinde şeyi kabul ediyoruz; bizdeki kendinde şey, maddi nesnelliktir. Kant’taki ise nesnel dışı olan, usa dayalı idealist/metafizik, hiçbir zaman bilinemeyecek olan kendinde şeydir.

Aslında Machçılar, subjektivist ve bilinemezcidirler. Çünkü duyu organlarımızın tanıklığına yeterince güven duymazlar ve duyumculuklarında da tutarlı değildirler. Duyumlarımızın kaynağı olarak, insandan bağımsız olarak var olan nesnel gerçekliği kabul etmezler. Duyumları, bu nesnel gerçekliğin doğru bir kopyası olarak görmezler. Bu nedenle de doğa bilimiyle tam bir çelişki içerisine düşüyor ve fideizme kapıları ardına kadar açıyorlar (age, s. 158).

 “Engels ‘kör zorunluluğun’ varlığından kuşku duymaz. O, insanca bilinmeyen bir zorunluluğun varlığını kabul eder. Bu, hemen yukarda aktarılan pasajda oldukça açıktır. Ama, mahçıların görüş açısından, insan, bilmediği bir şeyin varlığını nasıl bilebilir? Bilinmeyen bir zorunluluğun varlığım nasıl bilebilir? Bu ‘gizemcilik’, ‘metafizik’, ‘fetişler’in ve ‘putlar’ın kabulü değil midir, bu ‘kantçı bilinemez kendinde-şey’ değil midir? Eğer mahçılar, konu üzerine biraz eğilseydiler, Engels’in şeylerin nesnel niteliklerinin bilinebilirliği ve ‘kendinde-şeyler’in ‘bizim-için-şeyler’e dönüşmesi üzerine uslamlaması bir yanda, kör, bilinmeyen zorunluluk üzerine uslamlamaları öte yanda, ikisi arasındaki tam özdeşliği kavramamış olamazlardı. Tek tek her insandaki bilincin gelişmesi ve bütün insanlığın kolektif bilgisinin gelişmesi, her adımda, bize, bilinmeyen ‘kendinde-şey’in, bilinen ‘bizim-için-şey’e dönüşmesinin, kör, bilinmeyen zorunluluğun, ‘kendinde zorunluluğun’, bilinen ‘bizim için zorunluluğa’ dönüşmesinin örneklerini sunar. Bilgibilimsel bakımdan bu [sayfa 205] iki biçim dönüşüm arasında hiç bir ayrım yoktur, çünkü, her iki durumda da temel görüş açısı aynıdır: bu, materyalizmdir, dış dünyanın nesnel gerçekliğinin ve dış doğanın yasalarının, ve hem bu dünyanın, hem de bu yasaların tümüyle insanca bilinebilir oldukları, ama onun tarafından kesenkes hiç bir zaman bilinemeyeceği şeklindeki olgunun kabulüdür.” (Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s. 160, Eriş Yayınları)

Maddi koşulların, 1905 Rus devriminin yenilgisi sonrasındaki sürecin, doğru tarzda tahlil edilmemesini, Machçılar ve pragmatistler gibi duyumlarla hareket edilmesini, Lenin Ocak 1909 broşürüyle değerlendirir:

“Otokrasi önceden olduğu gibi şimdi de proletaryanın ve tüm demokrasinin baş düşmanıdır. Ancak onun aynı kaldığını varsaymak yanlış olurdu. Stolipin Anayasası ve Stolipin tarım politikası, eski yarı-pederşahı, yarı derebeylikçi çarlığın dağılmasında yeni bir aşama, onun bir burjuva monarşisine dönüşmesi yolunda yeni bir adım anlamına gelmektedir. Mevcut durumun bu karakterizasyonunu ya hepten silmek isteyen ya da “burjuva” yerine “plütokratik” koymak isteyen Kafkasya delegeleri yanlış bir bakış açısına sahipti. Otokrasi çoktan beri plütokratiktir, fakat ancak tarım politikası temelinde ve tüm ülke çapında burjuvazinin belirli tabakalarıyla örgütlenmiş olan doğrudan ittifak temelinde, ancak devrimin birinci aşamasından sonra, onun darbelerinin etkisi altında burjuvalaşmaktadır.” (Lenin, Seçme Eserler 4, s. 15)

“Bu objektif koşulların kökleri, Rusya’nın geçmekte olduğumuz burjuva gelişme döneminin, burjuva karşı-devrim ve otokrasinin kendisini burjuva monarşisi tipine göre reorganize etme çabaları döneminin özelliklerinde yatmaktadır.”(age)

Bu dönemi doğru tarzda değerlendiremeyen, burjuva monarşisine geçişi göremeyen ya da burjuva kapitalist geçişin tamamlandığını sanan unsurlar yalpalamışlar, rotalarını kaybedip yanlış yola girmişlerdir. Burjuva etkilenime sahip unsurlar, parti tasfiyesi yoluna sapmış, burjuva monarşisine geçişi doğru tahlil edemeyenler de legal çalışmanın (Duma içinde çalışmanın) beyhudeliğini öne sürmüşlerdir. Bu anlayış nesnel gerçek özü göremeyip duyumlara, görgücülüğe göre hareket edildiğinin bariz bir göstergesidir.

Bugün de, duyumlara göre hareket, siyasi ve pratik anlayışlarda hâkimiyetini sürdürmektedir. Görünür ampirik gerçeklik, nesnel gerçekliğin önünü tıkayan bir pozisyondadır. Sosyalizmin yenilgisi teorilerinin; emperyalist-kapitalist sistemin hakimiyet kazandığını, sosyalizmin “out” kapitalizmin “in” olduğunu, Marksist-Leninist teori ve siyaset pratiğinin yetersiz kaldığını ve günümüze göre yeniden yorumlanması ve değişmesi gerektiğini vurgulayan görüşlerin, her renkten revizyonist, gerici, fideist, yaratılışçılığı körükleyen görüşlerin ön planda gözükmesi, duyumculuğun hakim halde olduğunun göstergesidir.

Fikirler ve nesnellikten soyutladığımız kavramlar, maddi unsurların yansımasıdır. Maddi unsurlar olmadan fikirlerden bahsedilebilir mi?.. 2+2 =4 etmesi bir soyutlamadır; gerçeklikle birebir çakışmaz, neye göre 2+2=4 eder?.. Örneğin elmaları toplarsak bu elmalar aynı mıdır, rengi, gramı, tadı birebir aynı mıdır? Veya 4 insan birebir aynı mıdır, bu insanların kiloları, fiziksel özellikleri, cinsleri aynı mıdır?.. Matematiksel işlem yaparken maddi nesnellikten soyutlama yaparız, fikirlerimiz, iradi çabalarımız, kültürel oluşumlarımız da maddi nesnellikten yaptığımız soyutlamalar ve yansımalar ile bunların ürünüdür. Bunlar, nesnel gerçekliğin birebir yansıması değildir. İnsanoğlunun iradi çabaları, maddeselliğin bir yansımasıdır; dünyanın maddeselliğine dayanır. İradi çabamız tarihsel koşullara göre şekil alır. Mevcut durumun şartlarına, nesnel koşullara göre şekillenen iradi çaba, koşulların şeklini, biçimini değiştirebilir. Öz değişimi, belirli bir tarihsel süreç ve birikim sayesinde oluşur. Tarihte sırasıyla istisnalar hariç, ilkel, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist üretim tarzları hâkim olmuştur. Bu tarzların hepsi bir tarihsel sürece göre oluşmuş ve iradi çabalarda bu süreçlere göre değişikliğe uğramış ve bir önceki tarzın içinden doğmuştur. Şimdi yaşadığımız emperyalist-kapitalist dönem de, yerini sosyalist ve daha sonra da komünist sisteme bırakacaktır. Sosyalist ve komünist fikirler ve iradi çabalar kafamızdan uydurduğumuz, kafamıza doğmuş fikirler değildir; bunlar kapitalist üretim tarzının çelişkilerinin bir yansımasıdır. Bu üretim tarzın maddeselliğine dayanır. İradi çaba, devrimci durum, mevcuttaki kapitalizmin içinden, sosyalizmi doğuran kabuğun kırılmasıyla meydana gelir. Koşullar gelişmiştir, eksik olan bu koşulların biçimini değiştirebilecek olan iradi çabanın yetersizliğidir. Sosyalizm kapitalizmin bağrından doğar ve belirli bir süre bakiye kapitalist ilişkiler varlığını sürdürür. İradi çabamızla bir çırpıda bunu ortadan kaldıramayız. Biz bunu kaldırdık, şu kanunları yürürlüğe koyduk demeyle, sadece düşünerek, kafamızdan güzel düşünceler yaratarak sosyalizme ve daha sonra da gelişecek olan komünist sisteme geçemeyiz. Örneğin, sosyalizmde de küçük üretim ve ücretli işçilik devam eder. Ücretli işçilik devam ettiği için ve işçinin emek gücü özünde meta olduğundan, pazar için üretilen metayla karıştırmamak lazımdır. Genelde sosyalist sistemlerde bu karıştırılmıştır. Ürünler kapitalist sistemde belirsiz bir pazar ve satış için üretilir, oysa sosyalizmde üretilen ürünler, pazarın arz talep dengesine göre değil, tüm toplumun ihtiyaçları için bir plan çerçevesinde, meta–değişim ilişkisinden arındırılarak üretilmeye çalışılır. Meta ilişkisi görünürde hâkim olmasa da, ücretli işçilikte ve küçük üretimde devam eder ve her saniye yeniden kapitalist ilişkileri yaratır.

Meta üretimi belirli bir tarihsel süreç neticesinde oluşmuştur. İlkel komünal topluluklarda, meta üretimi mevcut değildi. Ürettikleri kullanım değeri olan ürünleri değiştirmek için üretmiyorlar, yaşadıkları gruplarla ortak olarak kullanıyorlardı. Bu süreç üretilen ürünlerin çoğalması, çeşitlenmesi sonucunda artı bir ürün birikmesine ve bu artı ürünün topluma önderlik eden kesimlerde toplanmasına sebebiyet vermiştir. İlkel komünal dönemde meta ilişkisi olmasa da, bu ilişkiyi bu ortaklaşmacı düzen kendi içinden yaratmıştır. Sınıfsal ilişkiler oturmamıştır, ama gruplardaki yöneticiler ve ruhban kesimler belirli bir statü elde etmişler, zamanla da artı ürünün bu kesimlerde birikmesiyle sınıfsal ilişkiler embriyon halinde gelişmeye başlamıştır. İlkel komünal dönemde, grupların nüfuslarının az olması, ürettikleri aletlerin kısıtlı olması, yaşadıkları coğrafyaların geniş olması sebebiyle, yüz binlerce yıl komünal yaşamlarını sürdürdüler. Komünal dönemin dönüşümü, ürettikleri aletlerin çeşitlenmesi, fazla ürün elde etme, nüfuslarının artması ve dünyanın eşitsiz şartları, ürünlerin ve toprakların belirli grupların elinde toplanması gibi etmenlerin gelişmesi neticesinde meydana gelmiştir. Ekonomik temel, üst yapıyı şekillendirir. Artı ürünün birikmesi üst yapıyı meydana getiren unsurların yapısının değişmesine sebebiyet verir. İlkel komünal dönemdeki üretim seviyesinden ve doğa şartlarına aşırı bağımlı olmasından dolayı zorunlu olan ortaklık ve eşitlikçilik, artı ürünün çoğalmasıyla birlikte değişikliğe uğrar ve sınıfsal özellikler gün yüzüne çıkar.

Sosyalist sistemde de temelde işleyen ekonomik yapılanma üst yapı kurumlarını şekillendirir. Sınıfsal ilişkiler çözülmektedir, devleti yönetenler işçilerden az ya da işçilere eşit maaş alabilir, herkes haklarda eşittir, üretilen ürünler tüm topluma bireylerin emekleriyle orantılı olarak dağıtılır, ülkenin ekonomik yapısı kapitalist ülkelerden daha iyi bir konumdadır ve üretim bunalımları yoktur. Ama ücretli işçilik ve küçük üretim devam ettiği sürece, eşitsizlik ve az ya da çok artı değer üretimi de devam eder. Sosyalizmden geriye dönüş olmamasını istiyorsak, bunun bilincinde olmak, geriye dönüşlerin bu alt yapının devam etmesi sebebiyle olduğunu kabul etmek ve ona uygun davranmak zorundayız.

Burada bu ilişkiler doğru tarzda planlanmalıdır. Üretilen artı değer tüm topluma dağıtılmalıdır (sağlık, barınma, ısınma, eğitim, kamusal hizmetler vd. gibi). Bu süreçte çok uyanık olunması gerekmektedir. Sosyalizmin tekrar kapitalizme (devlet kapitalizmine) dönüşebileceği gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü bu sistem de, kapitalizmin toplumsallaştırılmış, planlanmış, burjuvasızlaştırılmış bir sistemidir. Ancak sosyalist sistemin bir üst aşaması olan komünist sisteme, eşitsizliği yaratan bütün etmenler ortadan kaldırıldığında geçilebilir. Yani, ücretli işçiliğin kaldırılması, meta üretiminin ve bunun karşılığı olan paranın ortadan kaldırılması, üretimde bolluğun olması, üretimin bütün insanlık için yapılması, çalışmanın bir zorunluluk değil toplumsal bir görev olması, herkesin eşit bir konumda olması, kimsenin başkasından bir farkının olmaması, herkesin ihtiyacına göre planlanacak toplumsal üretiminin hâkim olması gerekir.

Nesnel şartlar derinlemesine tahlil edilmeli ve ona uygun tarzda teorik ve pratik bir hat çizilmelidir. Koşulların yanlış tahlili ve eksik bilgiler, yanlış iradi çabaları doğurur. Duyumlara dayalı olan ampirik pratikler nesnel koşulları doğru tahlil edemediklerinden iradi çabaları aşırı abartırlar. Kafalarından yarattıkları fikirleri ön plana çıkarırlar. Hümanist, ahlaksal, ütopyaya dayalı bir düzen kurmaya çalışırlar. Ayakları yere basmayan ütopik, anarşist, komünist fikirlerde durum böyledir. Evet, bu fikirler güzeldir, herkes böyle olmasını ister; birden bire sınıfların, paranın ortadan kalkmasını, herkesin eşit olmasını ister, ama nesnel şartlarda bunun olabilirliği oluşmalıdır.

Marx ve Engels’in Kutsal Aile, Alman İdeolojisi ve Engels’in Anti-Dühring kitaplarını yazdıkları dönemin öncesinde, kapitalist sistemin yeni oturmaya başlaması, proletaryanın sınıf tavrının yeni gelişmeye başlaması, maddi koşulların doğru bir tahlinin yapılmaması, bilimsel gelişmelerin yeni yeni oluşmaya başlaması sebebiyle kurtarıcı fikirler, nesnel gerçeklik dışından, deney ötesinden gelmeliydi. Bu yüzden Hegel ve Kant felsefesi, bu dönemde ütopik sosyalist fikirlere öncülük etmiştir. İkisininki de idealist bir felsefedir. Bauer kardeşlerin “eleştirel eleştiri” dedikleri şey de aslında, tinin yansımasıdır. Kendi kafalarında yarattıkları her şeye uygulanabilir sandıkları fikirlerdir. Yığınları edilgin olarak kabul ederler, yığınlar kendi başlarına hiçbir şey yapamazlar, onlar adına “eleştirel eleştiri” her şeyi düşünür ve gerçekleştirir. Ahlaksal ilkeler koyarlar, burjuvazi ve proletarya arasında uzlaştırmacıdır, onları doğru yola çağırırlar. Soyut bir ahlaksal vicdan kavramıyla bütün insanlığı hümanist bir yaklaşımla birleştirmeye çalışırlar. Dühring’de de, bu mantık egemendir: Gerçek nesnel koşullar karşısında sanal ütopik zırvalar derlemesi…

Günümüzden Ali Koç’un “gerçek sorun kapitalizm” çıkışı da böyle bir özellik gösterir. Kendisi ülkemizdeki emperyalist işbirlikçi tekelci kapitalizmin, finans oligarşinin bir temsilcisi değilmiş, işçilerin sömürülmesinde ortak değilmiş gibi davranmaktadır. Aslında amacı çıkmaza giren kapitalizmi şirinleştirme, karşıt sınıflar arasında uzlaşmayı sağlamaya çalışmadır. Diğer kapitalistlere biraz daha insaniyetli olmalarını telkin ederek, hümanist, ahlaksal öneriler sunmaya çalışarak, kendi sınıfsal hâkimiyetinin sürmesini istemektedir. Samimi değildir; samimi olmak istiyorsa kendi ailesinin işlettiği fabrikaları bankaları, zincir marketleri, artı değer üreten, sermayeyi büyüten işçilerin yönetimine devretsin. Ya da Robert Owen gibi ütopik sosyalist bir tarzda kooperatifçiliği örgütlesin. Ali Koç ve onun gibilerin böyle bir dertleri yoktur. Tek dertleri kapitalist sistemin ilelebet sorunsuz sürmesidir.

Lenin’in Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabını yazdığı çağda ise serbest rekabetçi kapitalizmin yerini emperyalizm dönemi almış, burjuvazi ve proletarya arasında çatışma belirginleşmiş, proletaryanın partileri oluşmuş, teori daha iyi özümsenmiş, siyasal pratik geliştirilmiş, bilimsel ve teknik gelişmeler daha bir üst boyuta taşınmış, bilgi birikimi nesnel temelde olgunlaşmaya başlamıştır. Artık eskisi gibi insanlar yönetilememektedir. Sistemi yönetenler, kapitalist sistemin sürekli ayakta kalmasını isteyenler artık deneyüstü fikirlerle insanları etkileyememektedirler. Onlar için artık önemli olan deneydir. Duyumları ön plana çıkarırlar, tek maddi gerçeklik duyumlarımızdır, o anki koşullar, mevcut durum tek gerçekliktir, onun ötesi deneyüstüdür, bilinemez. Bu yüzden Kant’a deneyüstünü, kendinde şeyi kabul ettiği için savaş açmış gibi görünürler. Marksistler de kendiliğinden şeyi kabul ederler. Bu Kant’a göre us’tu, her şeyin temelinde us vardı. Marksistlerdeki bu kendiliğinden şey, maddi unsurlardır. Biz şu anki bilgimizle maddi unsurları tam manasıyla bilemiyoruz, ama zamanla bileceğiz.

Günümüzde de duyumlarla hareket eden, Marksizmi eleştirdiğini sanan, Marksizmi idealist Kant’la aynı kefeye koyan, Marksizmin determinist olduğunu iddia eden, bilinemezcilikle suçlayan, Marksizmin yenilenmesi gerektiğini söyleyen, günümüzün şarlatan ideologlarıyla hesaplaşmadan doğru bir hat çizilemez. Bugün, Bauer, Duhring, Bogdanav gibi şarlatanların yerini Althusser, Sartre, Walter Benjamin, Wallerstein, Zizek vb., Marksizmi eleştirdiğini ve yeni yorumlar getirdiğini zanneden Marksistmiş gibi görünen şarlatanlar almıştır.Yenilginin getirdiği psikolojiyle, Marksist geçinen birçok örgütte, bu şarlatanların öne sürdüğü en pespaye teoriler ön plandadır. Örgütlü gözüken örgütsüzlük zirve noktasındadır. Bırakın bizim ülkemizi, dünyada da gerçek bir proletarya partisi mevcut değildir. Örgütsüz olmamız, sosyalizmin yenilgisi teorisinin hâkim olması sebebiyle, Marksist teorinin yerine gerici teoriler, gerçek sosyalist bir örgütlenme ve siyaset pratiği yerine “örgütsüz partiler” revaçtadır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR;

Anti- Duhring-Friedrich Engels-Sol yayınları

Materyalizm ve Ampiryokritisizm-Lenin-Çağrı yayınları

Materyalizm ve Ampiryokritisizm-Lenin-Eriş Yayınları

Pratik Usun Eleştirisi-Kant-Say yayınları

Alman ideolojisi-Marx-Engels-Sol yayınları

Kutsal Aile-Marx-Engels-Sol yayınları

Seçme Eserler 4- Lenin-İnter yayınları

*A priori; idealist felsefede deneyden önce elde edilen bilgiyi, başlangıçtan beri zihinde var olan bilgiyi nitelendirmek için kullanılır, deneyüstüdür. A Posteriori; genellikle sonradan gelen bilgi anlamında kullanılır ve deneyimle, algılarla edinilen bilgiyi ifade eder.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]