Mahmut Boyuneğmez
Yazıyı şu bağlantı adresine tıklayıp okuyabilirsiniz:
https://drive.google.com/file/d/1Lf_DndYQQD67KYFkolwxEkuab0pyhpbY/view?usp=sharing
Marksist Araştırmalar'da teorik incelemeler, pedagojik metinler ve eleştiri yazıları yer alır.
Mahmut Boyuneğmez
Yazıyı şu bağlantı adresine tıklayıp okuyabilirsiniz:
https://drive.google.com/file/d/1Lf_DndYQQD67KYFkolwxEkuab0pyhpbY/view?usp=sharing
MAR
Özet
Bu
yazı, Metin Çulhaoğlu'nun Marx'ın diyalektik materyalizmini ve praksis
felsefesini "Feuerbach Üzerine Tezler" metni merkezinde ele aldığı
analizi sentezlemektedir. Çulhaoğlu'na göre, 1845'te kaleme alınan bu 11 tez,
Marksist dünya görüşünün temelini oluşturan, Aydınlanma materyalizmini aşan,
pozitivizmi ve kaba maddeciliği reddeden kurucu bir metindir. Analizin
merkezinde, edilgen bir anlama sürecini reddedip, öğrenilmiş bilginin dünyayı
değiştirmek üzere uygulanması anlamına gelen "praksis" kavramı yer
almaktadır. Çulhaoğlu, seçtiği altı kilit tez (1, 2, 3, 5, 8 ve 11) üzerinden
diyalektik materyalizmin ana hatlarını çizmektedir. Bu tezlere göre nesnellik,
insan etkinliğinden bağımsız değildir; düşüncenin doğruluğu teorik değil pratik
bir sorundur; insan koşullar tarafından şekillendiği gibi, kendi etkinliğiyle
koşulları da şekillendirir ve teorik mistisizmin çözümü insan pratiğindedir.
Özellikle 11. Tez ("Filozoflar dünyayı şimdiye kadar yalnızca çeşitli
yollardan yorumlamışlardır; oysa mesele onu değiştirmektir.") üzerine
yapılan analiz, yorumlama ve değiştirme eylemlerinin eş zamanlılığını ve
birbirini besleyen doğasını vurgular. Yazı ayrıca, bu tezlerin yol açtığı
iradecilik-determinizm tartışmasını ve diyalektik materyalizme yönelik
indirgemeci eleştirileri Çulhaoğlu'nun perspektifinden ele almaktadır. Sonuç
olarak, "Feuerbach Üzerine Tezler"in Marx'ın felsefeyle hesabını
kapatıp, felsefeden praksise geçişte "teori"nin zorunlu aracılığını
ortaya koyan bir manifesto olduğu sonucuna varılmaktadır.
1.
Giriş: Neden Feuerbach Üzerine Tezler?
Metin
Çulhaoğlu'nun analizine göre, Marx'ın 1845'te yazdığı ancak ilk kez 1888'de
Friedrich Engels tarafından bazı değişikliklerle yayımlanan "Feuerbach
Üzerine Tezler" adlı metni, diyalektik materyalizmi anlamak için bir
başlangıç noktası ve temel bir zemin sunmaktadır. Bu metnin merkeziliği dört
temel gerekçeye dayandırılmaktadır:
1. Marksist
Dünya Görüşünün Dayanağı: Tezler, Marksizm bir öğreti veya dünya
görüşü (Weltanschauung) olarak kabul edilecekse, bu yapının en önemli dayanak
noktalarından birini oluşturur.
2. Aydınlanma
Materyalizminin Aşılması: Marx'ın öncülü olan Aydınlanma düşüncesi ve
materyalizminin bir üst düzeye taşınmasıdır. Tezler, Aydınlanma materyalizmini
temel alsa da ona ciddi girdiler yaparak farklı bir düzleme taşır.
3. Pozitivizm
ve Kaba Materyalizmin Reddi: Bilimsel düşüncenin temeli olarak görülen
pozitivist yaklaşıma ve kaba (düz) materyalizme karşı doğrudan bir reddiye
niteliği taşır.
4. İdealizmden
"Aktif Yan"ın Alınması: Materyalizmin eksik bıraktığı
"aktif" ögeyi, yani insanın edilgenliğine karşı etkinliğini, Hegel'in
idealist düşüncesinden alarak materyalizme dahil eder. Bu, materyalizme
idealist bir aşı yapmaktan ziyade, idealizmdeki aktif ve diyalektik unsurun
materyalist bir zemine oturtulmasıdır.
2.
Temel Kavramlar: Praksis ve Duyusallık
Çulhaoğlu,
tezlerin doğru anlaşılması için iki temel kavramın altını çizmektedir:
• Praksis: Genel
anlamda pratik veya insan eylemi olarak tanımlansa da, Marx'ın kastettiği
"praksis" bundan daha derindir. Herhangi bir mekanik, biteviye
hareketten farklı olarak praksis, öğrenilmiş ve edinilmiş bir bilginin,
mevcut bir ortamı ya da dış dünyayı dönüştürmek amacıyla bilinçli olarak
uygulanmasıdır.
• Duyusallık
(Sensuousness): Bu kavram, duygusallık (sentimentality) ile
karıştırılmamalıdır. Duyusallık, insanın kendi dışındaki maddi olguları hangi
duyularıyla ve nasıl algıladığını ifade eder. İnsanın maddi gerçeklikle kurduğu
somut, duyusal ilişkiyi tanımlar.
3.
Seçilmiş Tezler Üzerine Detaylı Bir Analiz
Çulhaoğlu,
11 tezin tamamı yerine diyalektik materyalizmin özünü oluşturduğunu düşündüğü
altı tez (1, 2, 3, 5, 8, ve 11) üzerinde durmaktadır.
Birinci
Tez: Nesnellik ve Öznellik İlişkisi
• Tezin
Argümanı: Bizim dışımızdaki nesnel gerçeklik, hiçbir zaman saf,
katışıksız ve çıplak bir nesnellik değildir. Her nesnellik, kendi içinde
insanın öznel etkinliğini barındırır. İnsanın bu etkinliği nesnellikten
ayrılamaz; dolayısıyla insanın subjektif etkinliği de objektif bir gerçeklik
haline gelir.
• Güncel
Örnek: Türkiye'deki "Saray Rejimi" analizi. Bu rejim, saf
bir nesnellik olarak ele alınamaz. Rejimin kendisi, geçmişteki ve günümüzdeki
siyasi müdahalelerin, sınıfsal egemenlik mücadelelerinin ve insan pratiklerinin
bir sonucudur. Bu subjektif etkinlikler zamanla nesnelleşerek bugünkü objektif
durumu oluşturmuştur.
İkinci
Tez: Düşüncenin Doğruluğu ve Pratik
• Tezin
Argümanı: İnsan düşüncesinin gerçeğe denk düşüp düşmediği, teorik bir
tartışmayla çözülemez. Bu, pratik bir sorundur. Bir düşüncenin gerçekliği
yansıtıp yansıtmadığı ancak insan pratiğiyle, yani eylemle ortaya konabilir.
Pratik olmaksızın bu konuyu tartışmak, skolastik bir çabadan öteye gitmez.
• Güncel
Örnek: Saray Rejimi'nin geleceğine dair analizler. Rejimin geleceği
hakkında farklı ve makul görünen teorik analizler yapılabilir. Ancak bu
düşüncelerden hangisinin gerçeğe daha yakın olduğu, masa başında soyut
tahlillerle belirlenemez. Doğruyu ortaya çıkaracak olan tek şey, rejime karşı
yürütülecek fiili bir mücadele pratiğidir.
Üçüncü
Tez: Koşulları Değiştiren İnsan
• Tezin
Argümanı: Materyalizmin "insanları koşullar şekillendirir"
tespiti doğrudur. Ancak bu yorum, önemli bir noktayı unutur: Koşullar
tarafından şekillendirilen insan, kendi etkinliği ve praksisi ile kendisini
şekillendiren koşulları yeniden şekillendirir ve değiştirir. Bu, iki taraflı
bir etkileşimdir.
• Güncel
Örnek: Postmodern durumlar, "hakikat sonrası" toplum ve
dijital medyanın insanları şekillendirdiği gerçeği. Bu belirleyiciliği mutlak
bir kader olarak kabul etmek, insan etkinliğini reddeden edilgen bir
materyalizme düşmektir. İnsan, kendi pratiğiyle kendisini belirleyen bu
faktörler üzerinde etkide bulunabilir ve onları değiştirebilir.
Beşinci
Tez: Soyut Düşünce ve Duyusal Etkinlik
• Tezin
Argümanı: Soyut düşünce, duyusal etkinlikten (sensuousness) kopuk
olamaz. İnsanın maddi dünyayı duyularıyla algılamasını hesaba katmayan bir
soyut düşünce, sadece tefekkür (soyut derin düşünme) düzeyinde kalır ve kısır
bir döngüye hapsolur.
• Örnek: Doktor-hasta
ilişkisi. Bir doktorun hastasına yaklaşımı, kan testi gibi nesnel bulgulara
dayalı pozitif bir bilimsellik taşıyabilir. Ancak toplumsal ve siyasal bir
öznenin topluma ilişkin değerlendirmeleri, bu kadar saf bir bilimsellik
taşıyamaz; her zaman insanın öznel algılamalarını ve duyusal deneyimlerini
içerir.
Sekizinci
Tez: Toplumsal Yaşamın Pratik Doğası
• Tezin
Argümanı: Tüm toplumsal yaşam özünde pratiktir. Teoriyi mistisizme ve
bulanıklığa sürükleyen tüm sorunların akılcı çözümü, insan pratiği ve bu
pratiğin bilince çıkarılmasıdır.
• Örnek: Bir
işçi eylemi. Eylem başarılı ya da başarısız olabilir. Her iki durumda da bir
insan pratiği söz konusudur. Ancak bu pratiğin gerçek anlamda bir sonuca
ulaşması için, eylemi gerçekleştiren işçilerin başarılarının veya
başarısızlıklarının nedenlerini bilince çıkarmaları gerekir. Sadece
"kazandık" veya "kısmet değilmiş" demek, pratiğin bilinçli
bir analizi değildir.
4.
11. Tez: Yorumlamak ve Değiştirmek Üzerine Derinlemesine Bir Bakış
Bu
tez, Marx'ın en bilinen ve en çok tartışılan ifadesidir: "Filozoflar
dünyayı şimdiye kadar yalnızca çeşitli yollardan yorumlamışlardır; oysa mesele
onu değiştirmektir." Çulhaoğlu bu teze dair önemli noktaları
şöyle sıralar:
• Yorumlama
ve Değiştirmenin Birlikteliği: Bu tez, "önce yorumlamayı bırakıp
eyleme geçelim" anlamına gelmez. Tam tersine, anlama, idrak etme ve
yorumlama etkinliğinin, değiştirme etkinliği ile eş zamanlı (eşsürümlü) olması
gerektiğini vurgular.
• Epistemolojik
Boyut: Bir olguyu değiştirme eylemi, sadece bir sonuç elde etme çabası
değildir. Aynı zamanda, değiştirilmeye çalışılan nesnenin daha önce görülmeyen
yönlerini açığa çıkaran, onu daha iyi anlamayı sağlayan bir bilgi edinme
yöntemidir.
• Değiştirme
Eyleminin Öznesi: Dünyayı değiştirecek olanlar filozoflar ya da bir
elit grup değil, kitleler ve sınıflardır. Tez, filozoflara yönelik bir eylem
çağrısı değildir; felsefenin sınırlarını belirten bir tespittir.
• Engels'in
Katkısı: Orijinal metinde "Oysa" kelimesi yoktur. Bu kelime,
vurguyu güçlendirmek amacıyla daha sonra Engels tarafından eklenmiştir.
5.
Temel Tartışmalar ve Eleştiriler
Determinizm
ve İradecilik İkilemi
11. Tez,
"iradecilik" (volontarizm) tartışmalarını beraberinde getirmiştir.
Çulhaoğlu, bu konuyu şu şekilde ele alır:
• Keyfi
Kullanım Sorunu: Özellikle İkinci Enternasyonal'in edilgen
determinizmine bir tepki olarak ortaya çıkan iradeci yaklaşımlar, pratikte
keyfi bir şekilde kullanılmıştır. Sovyetler Birliği örneğinde görüldüğü gibi,
liderler başarılı olduklarında "nesnel koşulları takmayan
iradelerini" överken, başarısız olduklarında "nesnel koşulların
elverişsizliğinden" şikâyet etmişlerdir. Bu "çatallı dil,"
diyalektik materyalizmin istismar edilmesine yol açmıştır.
• Radikal
Sosyolog Rak Mis'in (C. Wright Mills) Eleştirisi: Amerikalı sosyolog
Rak Mis, diyalektik düşünme tarzını "karışıklığa yol açan yalan sözler,
bir çeşit ikiyüzlü konuşma biçimi" olarak tanımlamıştır. Çulhaoğlu'na göre
bu tepki, diyalektik mantığın teorik zayıflığından değil, muhtemelen Marksist
olduğunu iddia eden eylemcilerin bu kavramları keyfi kullanımlarına tanık
olmasından kaynaklanmaktadır.
• Çözüm
Olarak Pratik: Determinizm ve iradecilik arasında önceden belirlenmiş
teorik bir denge formülü (%40 irade, %60 determinizm gibi) olamaz. Doğru denge,
ancak mücadele pratiği içinde bulunabilir. Devrimci bir özne,
pratik içinde nesnel koşulların hangi sınırlarının zorlanabileceğini, iradenin
nerede devreye girmesi gerektiğini bizzat deneyimleyerek görür.
Diyalektik
Materyalizme Yönelik Basit Eleştiriler: Murat Belge Örneği
Çulhaoğlu,
Türkiye'de Marksist bir formasyona sahip olan Murat Belge'nin diyalektik
materyalizme yönelik eleştirisini "dramatik" bir örnek olarak sunar.
Belge'nin, diyalektik materyalizmin Hegel ile birlikte geçerliliğini
yitirdiğini ve insanı tarihin akışına bırakan didaktik bir öğreti olduğunu
iddia etmesini eleştirir. Çulhaoğlu'na göre bu, Marx'ın düşüncesinin
basitleştirilmiş bir karikatürüdür ve Marx'ın metinlerinde böyle edilgen,
teleolojik bir anlayışın izi dahi yoktur. Dramatik olan, bu kadar derin bir
düşünce sisteminin, onu anlaması beklenen yetkin bir entelektüel tarafından bu
denli basit bir şekilde reddedilmesidir.
6.
Sonuç: Felsefenin Aşılması ve Teorinin Rolü
Çulhaoğlu'nun
analizine göre, "Feuerbach Üzerine Tezler" Marx'ın felsefeyle olan
işini büyük ölçüde bitirdiğinin ilanıdır. Marx bu tezlerle birlikte felsefenin
ötesine geçmiştir. Ancak felsefeden praksise (eyleme) geçiş doğrudan ve
sıçramalı bir şekilde olamaz. Bu geçişte bir dolayım zorunludur ve bu
dolayım teoridir.
• Teorinin
İşlevi: Felsefenin soyut kategorilerinden, dünyayı değiştirme
pratiğine geçişi sağlayan aracıdır.
• Teorinin
Niteliği: Teori, ancak belirli bir tarihsellik perspektifiyle, somut
toplumsal formasyonlar ve onların barındırdığı koşullar, kurumlar ve insan
ilişkileri üzerine inşa edilebilir.
Dolayısıyla,
bu tezler yalnızca felsefeyi eleştirmekle kalmaz, aynı zamanda felsefeden sonra
gelen yeni alanın, yani somut koşulların tarihsel analizine dayalı teorinin ve
bu teoriyle bütünleşmiş devrimci pratiğin kapısını aralar.
MAR Notu:
Marksizm bir felsefeye sahiptir: Diyalektik-tarihsel materyalizm. Bu felsefe
spekülatif bir “geviş getirme” ya da bir zihin jimnastiği, salt entelektüel bir
uğraş değildir. İnsan bilimlerinin geniş alanında paradigmatik bir referans
çerçevesi olup, bilimsel araştırmaların bulgularından soyutlanan düşüncelerle
zenginleştirilmektedir. Gerçekliğin katmanlı yapıda olduğu ve belirivermeler
içermesi bu zenginleştirmelere örnektir.
Marksizmin
klasik felsefeyi “aşması”, bir “aufheben”, yani koruyarak ortadan kaldırmadır. Burada
reddedilen yaşamdan kopuk, kendi içine kapalı ve bağımsız bir değer atfedilen
spekülatif felsefedir. Oysa diyalektik-tarihsel materyalizm, toplum/tarih
bilimiyle ve komünist ufukla kopmaz bir uyum ve tümlenme içindedir.
Marksizm,
diyalektik-tarihsel materyalizmle felsefi; tarihsel bir toplum teorisiyle bilimsel,
komünizm perspektifiyle siyasal boyutları olan bir teorik sistemdir. Marksizm;
eşitlik, özgürlük, adalet, ortaklaşma, alturizm gibi komünist değerleri,
hümanist ilkeleriyle ideolojik ve kültürel boyutlara sahip komünist dünya
görüşünün teorik bileşenidir.
Realist
düşünceler gerçeklikten soyutlanır ve tekrar gerçekleştirilerek doğal ve
toplumsal süreçler üzerinde bir denetim ve dönüştürme olanağı sunar. Gerçeklik
anlaşılabilirdir ve anlaşıldığı ölçüde değiştirilebilir ya da gerçeklikteki
nesnel değişim eğilimlerine öznel katkılar sunulabilir. Öte yandan anlayabilmek
için gerçeklikle etkileşimde bulunmak ve pratik gereklidir. Bu epistemolojik
kavrayış realizmin özüdür. Ayrıca realizm gerçekliği, kütlesiz parçacıklar,
karanlık madde ve enerjiden, toplumsal ilişkiler ve emeğe kadar,
fizyolojik/maddi süreçler bütünü olarak zihinden, tüm enerji formlarına kadar,
varlıkların tümünü kapsayacak şekilde tanımlar. Realizmin ontolojik kapsamı
budur.
Felsefi,
bilimsel, siyasal, sanatsal ve günlük yaşamdaki pratik boyutlarıyla realizm,
kapitalizmden komünizme geçiş çağında komünist dünya görüşünün özünü oluşturur.
Bu dünya görüşünün gerçeklik karşısındaki tutumu, devrimcidir. Çünkü öznel ve
nesnel bileşenleriyle gerçeklik, devrimci ve kendini yenileyen eğilimlere
sahiptir.
MAR
Özet
Bu
yazı, V. İ. Lenin'in Felsefe Defterleri adlı eserindeki temel temaları,
argümanları ve eleştirel analizleri sentezlemektedir. Lenin'in bu dönemdeki
felsefi çalışmaları, Birinci Dünya Savaşı'nın emperyalist karakterini
çözümlemek, İkinci Enternasyonal'in oportünizmini ortaya koymak ve proletaryanın
devrimci stratejisini geliştirmek gibi acil siyasi hedeflere hizmet eden teorik
bir temel arayışının ürünüdür.
Ana
bulgular şunlardır:
1. Diyalektik
Materyalizmin Merkezi Rolü: Lenin, diyalektiği "nesnel dünyanın
gelişiminin ve bilgisinin en genel yasalarının bilimi" olarak tanımlar.
Felsefi çalışmalarının özünü, Hegel'in idealist kabuğundan arındırılmış
materyalist diyalektiğin incelenmesi ve geliştirilmesi oluşturur.
2. Hegel'in
Eleştirel Sahiplenilmesi: Lenin, Hegel'in idealizmini ve "ideler
mistiğini" sert bir dille eleştirirken, diyalektik mantığının devrimci
özünü ortaya çıkarır. Diyalektiğin, mantığın ve bilgi teorisinin özdeşliği
hakkındaki tezi, bu eleştirel analizin temel taşlarından biridir.
3. Felsefe
Tarihine Sınıfsal Yaklaşım: Herakleitos'tan Feuerbach'a uzanan felsefe
tarihini, materyalist ve diyalektik düşüncenin gelişim süreci olarak inceler.
Düşünürleri, kendi tarihsel ve sınıfsal bağlamları içinde değerlendirerek,
Plehanov gibi çağdaşlarının teorik hatalarını (örneğin liberal ile demokrat
arasındaki sınıf farkını görememe) ortaya koyar.
4. Pratiğin
Önceliği: Lenin, Hegel'den hareketle pratiğin teoriden üstün olduğunu
vurgular. Pratik etkinlik, insanın nesnel dünyayı değiştirmesini ve teorik
bilginin doğruluğunu sınamasını sağlayan temel unsurdur. İnsanın erekleri
nesnel dünya tarafından doğurulur ve bu dünyayı değiştirme potansiyeli taşır.
5. Marx
ve Engels'in Erken Dönem Eserlerinin Analizi: Lenin, Marx ve Engels'in
Kutsal Aile gibi erken dönem eserlerini derinlemesine inceleyerek,
Marx'ın Hegelci felsefeden sosyalizme geçişini, proletaryanın devrimci rolüne
ilişkin görüşlerinin oluşumunu ve Fransız materyalizminin tarihsel önemini
analiz eder.
Sonuç
olarak, Felsefe Defterleri, Lenin'in devrimci teori ve pratiği felsefi
bir temel üzerine oturtma çabasının en yoğun ifadesidir. Bu metinler, Marksist
diyalektiğin, dönemin tarihsel koşullarının derinlemesine bilimsel bir analizi
yapılırken ve devrimci bir strateji geliştirilirken yakalanan bir düşünce
biçimi olduğunu gösterir.
Felsefi
Çalışmaların Bağlamı ve Amacı
Lenin'in
Felsefe Defterleri’nde yer alan metinlerin büyük bir kısmı, Birinci
Dünya Savaşı'nın sürdüğü 1914-1916 dönemine aittir. Bu dönem, kapitalizmin tüm
çelişkilerinin en uç noktaya ulaştığı ve devrimci bir bunalımın olgunlaştığı
bir tarihsel kesittir. Lenin'in bu kritik dönemde felsefeye, özellikle de
Marksist diyalektiğe yoğun bir dikkat göstermesi tesadüfi değildir. Bu
çalışmaların temel amacı, dönemin siyasi ve teorik sorunlarını incelerken materyalist
diyalektik tarzı ve düşünme biçimini üretebilmektir.
Bu
çalışmaların temel hedefleri şunlardır:
• Emperyalizmin
Analizi: Emperyalizmin çelişkilerini Marksist yaklaşımla çözümlemek.
• Savaşın
Karakterinin Teşhiri: Birinci Dünya Savaşı'nın emperyalist karakterini
açığa vurmak.
• Oportünizmin
Eleştirisi: İkinci Enternasyonal liderlerinin oportünizmini ve
sosyal-şovenizmini ortaya koymak.
• Strateji
ve Taktik Geliştirme: Proletaryanın devrimci strateji ve taktiklerini
bilimsel bir temelde işlemek.
Lenin'in
bu dönemde yazdığı ve klasikleşmiş olan Kapitalizmin Son Evresi
Emperyalizm, Sosyalizm ve Savaş, Avrupa Birleşik
Devletleri Parolası Üzerine gibi temel eserler, Felsefe Defterleri’ndeki
felsefi çalışmalarla sıkı bir bağ içindedir. Lenin, yeni tarihsel dönemin
derinlemesine bir analizini yaparak ve önemli siyasi keşiflerde bulunarak, Marksist
felsefeyi ve diyalektik perspektifi yaratıcı bir şekilde yeniden üretmiştir.
Felsefe Defterleri Cildinin Kapsamı
İncelenen
cilt, Lenin'in felsefe ve doğa bilimleri üzerine daha önce yayınlanmamış
notlarını da içermektedir. Bu notlar arasında şunlar bulunmaktadır:
|
Yazar |
Eser |
Lenin'in
Çalışması |
|
G.
Plehanov |
Marksizmin
Temel Sorunları |
Notlar
ve haşiyeler |
|
V.
Şulyatikov |
Batı
Avrupa Felsefesinde Kapitalizmin Justifikasyonu |
Notlar
ve haşiyeler |
|
A.
Deborin |
Diyalektik
Maddecilik |
Haşiyeler
ve altı çizili yerler |
|
G.
Plehanov |
N.
G. Çernişevski |
Gözlem
ve uyarılar |
|
E.
Haeckel |
Hayatın
Mucizeleri ve Evrenin Muammaları |
Kontrandü
(özet) hakkında notlar |
|
Aristoteles |
Metafizik |
Özet
ve notlar |
|
Feuerbach |
Leibniz'in
Felsefesinin Açıklanması... ve Dinin Özü Üzerine
Dersler |
Özetler
ve notlar |
|
Hegel |
Mantık
Bilimi, Felsefe Tarihi Dersleri, Tarih
Felsefesi Dersleri |
Özetler
ve notlar |
Diyalektik
Materyalizmin Esasları
Lenin'in
felsefi çalışmalarının merkezinde diyalektik materyalizm yer alır. Diyalektiği,
nesnel dünyanın ve bu dünyanın bilgisinin en genel yasalarının bilimi olarak
tanımlar. Bu bağlamda, diyalektiğin, mantığın ve bilgi teorisinin özdeşliği
hakkındaki tezi merkezi bir önem taşır. Lenin'e göre, metafizik
maddeciliğin temel kusuru, diyalektiği bilgi sürecinde işleyememiş olmasıdır.
Hegel'in
Felsefi Mirasının Eleştirel İncelenmesi
Lenin,
diyalektik üzerine teorik çalışmalarında Hegel'in felsefi mirasının
incelenmesine özel bir önem verir. Hegel'in Mantık Bilimi, Felsefe
Tarihi Dersleri ve Tarih Felsefesi Dersleri üzerine
aldığı notlar, Felsefe Defterleri’nde en önemli yeri tutar.
• İdealizmin
Eleştirisi: Lenin, Hegel'in idealizmini ve "ideler
mistiğini" (Ideenmystik) sert bir dille eleştirir. Hegel
felsefesinin doğrudan benimsenemeyeceğini ve bir veri olarak alınamayacağını
belirtir.
• Diyalektik
Mantığın Değeri: Aynı zamanda, Hegelci diyalektiğin devrimci önemini
ortaya çıkarır ve bu mantığın materyalist bir tarzda nasıl değerlendirilmesi
gerektiğini gösterir. Lenin'in yaklaşımı şu sözlerle özetlenebilir: "Bu
haliyle uygulanamaz Hegel'in mantığı, bir veri olarak da alınamaz.
Ideenmystik'ten sıyırıp arıttıktan sonra, mantıksal (gnozeolojik, bilgi
teorisine değgin) nüanslarını çıkarmak gerekiyor..." (s. 217).
• Hegel'in
Sınırlılıkları: Marx'ın notlarına dayanarak Lenin, Hegel'in iki temel
yetersizliğini vurgular: 1) Felsefeyi mutlak Zihin'in varoluşu olarak kabul
etmesi ama bu Zihin için felsefi bir birey sunmaması; 2) Mutlak Zihin'i sadece
görünüşte, post festum (olaydan sonra) tarihin yaratıcısı yapması.
Felsefe
Tarihine Materyalist Yaklaşım
Lenin,
felsefe tarihini, materyalist diyalektiğin gelişim süreci olarak inceler.
• Herakleitos: Lassalle'in
Herakleitos üzerine kitabını eleştirirken, Lassalle'in Herakleitos'u Hegel
içinde boğduğunu belirtir. Filon'dan yapılan bir alıntı, Herakleitos'un
ilkesini "bir, iki karşıttan oluşan'dır" şeklinde tanımlar.
• Aristoteles: Metafizik üzerine
notlarında, Aristoteles'in diyalektik sorununu kaçınılmaz olarak her adımda
ortaya koyduğunu belirtir. Aristoteles'in mantığının "talep, arayış,
Hegel'in mantığına yaklaşma" olduğunu vurgular ve skolastiklerin bu canlı
yanı ölü bir forma dönüştürdüğünü söyler.
• Feuerbach: Lenin,
Feuerbach'ın idealizme ve dine karşı mücadelesini takdir ederken, onun 1848
devrimini anlamadığını ve felsefesinin derinlikten yoksun olduğunu belirtir.
Feuerbach'ın "antropolojik ilke"sinin, materyalizmin "uygun
düşmeyen ve güçsüz birer tasviri" olduğunu ifade eder.
Marx
ve Engels'in Kutsal Aile Eserinin Lenin Tarafından Değerlendirilmesi
Lenin'in
Kutsal Aile üzerine özeti, Marx'ın düşünsel gelişiminin erken bir
aşamasını ve materyalist tarih anlayışının temellerini anlamak için kilit bir
metindir.
Proletaryanın
Devrimci Rolü ve Yabancılaşma
Lenin,
Marx'ın bu eserde proletaryanın devrimci rolüne ilişkin görüşlerini neredeyse
tam olarak oluşturduğunu vurgular.
• Karşıtların
Birliği: Marx'a göre proletarya ve zenginlik karşıtlardır ve bir
bütünlük oluştururlar. Her ikisi de özel mülkiyet dünyasının ürünüdür. Özel
mülkiyet olumlu yanı, proletarya ise olumsuz, "kendi kendini yok
eden" yanı temsil eder.
• Yabancılaşma: "Mülkiyet
sahibi sınıfla proleter sınıf, aynı insan yabancılaşmasını temsil ederler. Ama
birincisi, kendini kendi yerinde duymaktadır bu yabancılaşmanın içinde...
İkincisi ise, kendini yok edilmiş duyar bu yabancılaşmada; bu yabancılaşmada,
kendi güçsüzlüğünü ve insan dışı bir varoluşun gerçekliğini görür."
• Tarihsel
Misyon: Proletaryanın tarihsel görevi, teorik bir kurgu değil, kendi
varoluş koşullarının ve burjuva toplumunun örgütlenmesinin bir sonucudur.
Proletarya, zaferini ancak "kendi kendini ve kendi kendisiyle birlikte
kendi karşıtını da yok ederek" kazanabilir.
Proudhon
Eleştirisi ve Marx'ın Gelişen Düşüncesi
Lenin'in
notları, Marx'ın Proudhon'a yönelik başlangıçtaki övgü dolu tavrını ve
sonrasındaki eleştirilerini gözler önüne serer.
• Proudhon'un
Katkısı: Marx, Proudhon'un ekonomik ilişkilerin "insani
görüntüsü"nü ciddiye alıp bu ilişkilerin "insan dışı
gerçekliği"ne karşı koyarak önemli bir adım attığını belirtir.
• Proudhon'un
Sınırlılığı: Ancak Marx, Proudhon'un eleştirisinin "daha henüz
ekonomi politiğin ön varsayımlarının mahpusu olmakta devam ettiğini" de
vurgular. Proudhon, ekonomik yabancılaşmayı, yine ekonomik yabancılaşmanın
çerçevesi içinde ortadan kaldırmaya çalışır.
• Sosyal
İlişkiler Fikri: Lenin, Marx'ın Proudhon eleştirisinden yola çıkarak
"sosyal üretim ilişkileri" fikrine nasıl ulaştığını gösteren şu
pasajı "son derece karakteristik" olarak niteler: "...insanın
nesnel varlığı olarak nesne, aynı zamanda, insanın öbür insan için varoluşudur,
insanın başkasına olan insani bağlantısıdır, insanın insana oranla sosyal
davranışıdır."
Fransız
Materyalizminin Tarihsel Önemi
Lenin,
Marx'ın Kutsal Aile’deki Fransız materyalizmi analizini, eserin en
değerli bölümlerinden biri olarak görür.
• İki
Eğilim: Marx, Fransız maddeciliğinde iki ana eğilim tespit eder:
1. Descartes'tan
Gelen (Mekanikçi Maddecilik): Bu eğilim, Fransız doğa bilimine temel
oluşturmuştur. La Mettrie ve Cabanis bu okulun önemli temsilcileridir.
2. Locke'tan
Gelen (Duyumculuk): Bu eğilim ise doğrudan doğruya sosyalizme ve
komünizme açılır. Condillac ve Helvetius bu geleneğin parçasıdır.
• Sosyalizmin
Kaynağı: Lenin'in özetine göre Marx, sosyalizmin materyalizmin
öncüllerinden türetilmesinin kolaylığını vurgular. Fourier'nin doğrudan Fransız
materyalistlerinden hareket ettiğini, Owen'ın ise Bentham'ın (Helvetius'un
ahlakı üzerine kurulu) sisteminden yola çıkarak İngiliz komünizmini kurduğunu
belirtir.
Çağdaş
Felsefi Akımlara ve Düşünürlere Yönelik Eleştiriler
Lenin'in
defterleri, sadece klasik filozofları değil, aynı zamanda kendi dönemindeki
düşünürleri ve felsefi akımları da eleştirel bir süzgeçten geçirdiğini
gösterir.
Plehanov'un
Sınıfsal Körlüğü
Lenin,
Plehanov'un Çernişevski üzerine yazdığı kitabı, Rus sosyal düşüncesinin
ilerici-maddeci geleneklerini değerlendirmesi açısından önemli bulur. Ancak
Plehanov'un ciddi bir kusuruna işaret eder:
• Liberal
ve Demokrat Farkı: "İdealist ve maddeci tarih görüşleri
arasındaki teorik farktan dolayı Plehanov da, liberal ile demokrat arasındaki
pratik ve siyasal farkı, sınıf farkını görememiştir." Lenin'e
göre bu, Plehanov'un Çernişevski'nin etkinliğindeki sınıf muhtevasını
anlayamamasına yol açmıştır.
Şulyatikov'un
Vulgarizasyonu
Lenin,
V. Şulyatikov'un Batı Avrupa Felsefesinde Kapitalizmin Justifikasyonu adlı
eserine ilişkin notlarında, yazarın felsefe tarihini kaba bir ekonomik
indirgemeciliğe tabi tutmasını sert bir dille eleştirir. Şulyatikov'a göre
felsefi sistemler, manüfaktürdeki örgütleyici ve örgütlenen rollerinin doğrudan
bir yansımasıdır.
• Örnekler:
◦ Descartes: "Dünya,
bir manüfaktür işletmesi gibi örgütlenmiştir."
◦ Spinoza: "Zaferden
zafere koşan, her şeyi yutan, her şeyi merkezileştiren sermayenin övgüsüne
adanmış bir türküdür."
• Lenin'in
Eleştirisi: Lenin bu yaklaşımı "saçma", "yanlış",
"vulgarizasyon" ve "Loria'vari bir açıklama" olarak
nitelendirir. Şulyatikov'un burjuvazinin feodalizme ve kiliseye karşı
mücadelesini tamamen göz ardı ettiğini ve tüm felsefi akımları (idealizm,
materyalizm, şüphecilik) aynı mekanik formüle indirgediğini belirtir.
Rey'in
Utangaç Materyalizmi ve Kafa Karışıklığı
Lenin,
Abel Rey'in Modern Felsefe adlı eserini incelerken, yazarın
idealizme ve pragmatizme karşı materyalist eğilimler göstermesine rağmen,
tutarsız ve "utangaç" bir pozisyonda kaldığını tespit eder.
• Bilimin
Nesnelliği: Rey, bilimin ulaştığı sonuçların nesnelliğinin, sayı, uzam
gibi kavramların "şeylerin özelikleri olarak, yani gerçek bağlantılar
olarak" görülmesi için bir kanıt olduğunu belirtir.
• Hakikat
ve Başarı: Rey, pragmatizmin "başarı kazandıkları için mi
hakikidirler; yoksa hakiki oldukları için mi başarı kazanmaktadırlar"
sorusunu yanlış yönde çözdüğünü, ancak "hakikat-kopya teorisi"nin de
"kabaca yüzeysel" olduğunu söyler.
• Maddecilikten
Kaçış: Lenin, Rey'in "dış dünyanın gerçekliğini tartışmak...
modası geçen ve verimsizleşen bir oyun olarak görünüyor" şeklindeki
ifadelerini ve materyalizmi "kör tesadüf" ve "beyin
salgısı" gibi kaba formüllere indirgemesini, felsefi sorunlardan bir kaçış
olarak değerlendirir.
Plenge'nin
Marksizm Karşıtı Bayağılığı
Dr.
Johann Plenge'nin Marx ve Hegel adlı kitabını ele alırken
Lenin, burjuva akademisinin Marksizmin teorik temellerini nasıl basitleştirip
tahrif ettiğine dair çarpıcı bir örnek sunar.
• Marx'ı
Anlayamama: Plenge, Marx'ı "saf ideoloji" ile suçlar ve
"gerçek proleteri" sınıfın temsilcisi olarak anladığını iddia eder.
Marx'ın tarihsel materyalizminin "derin temelinde idealist bir toplum
görüşü olan... bir teoriden başka bir şey olmadığını" ileri sürer.
• Bayağı
İthamlar: Lenin, Plenge'nin "Marx - bizim büyük
felsefemizden ödünç aldığı giysiyi kendi erekleri için yeni baştan biçmiş olan
XIX. yüzyıl Yahudi devrimcisi" gibi ifadelerini "tam bir
alçaklık" ve "bayağının da bayağısı" olarak nitelendirir ve
kitabın bilimsel değerinin sıfır olduğunu belirtir.
Ercan Arslan
Engels’in
Anti-Dühring kitabıyla, Lenin’in Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabı
her türden gerici felsefe ve akıma karşı benzer bir duruş sergiler.
Engels
bu kitabı yazdığı dönemde, sosyalist teori yeterince kavranmamıştı. Pratiğin
durumuysa şöyleydi: Avrupa’da gerçekleşen 1848 devrimleri ve bastırılmaları;
Paris Komünü deneyimi ve yenilgisi, işçi sınıfının barikat savaşlarına
çekilerek yalnızlaştırılması ve en ilerici direngen unsurlarının yok edilmesi
ile birlikte köylüler, diğer ezilen kesimler ve “küçük burjuva” unsurlarla
ittifakının zayıflatılması; işçi sınıfının örgütlenmelerinin göreli zayıflığı;
sosyalist ideolojinin işçi sınıfı içerisinde yeterince özümsenmemesi… Teorinin
derinlemesine özümsenmemesi, pratikte el yordamıyla hareket edilmesi, her
renkten gerici fikirlerin ilerici özellikteymiş gibi görünmesini sağlamıştır.
Materyalizm ve
Ampiryokritisizm
kitabıysa, 1905 devrimi yenilgisi sonrasında gelişen ve sosyalist akımları da
etkileyen gerici felsefe ve pratiğe karşı yazılmıştır. Geçici yenilgiler
sonrasında, devrimci teoriyi derinlemesine özümseyememiş, sınıfsal tavrını
gereğince gösterememiş, proletaryanın devrimci bilinci yeterince oturmamış
unsurları, bu dönemlerde yollarını şaşırır. Bu dönemlerin uzun süreceği, mevcut
sistemin yenilmez olduğu sanısına kapılırlar.
1990’lardan
bu yana sosyalizmin yenilgisi sonrası süreç de, aynı bu özellikleri
taşımaktadır. Sosyalist örgütlerde görülen moral bozukluğu, örgütsel
dağınıklık, emperyalist-kapitalist sisteme karşı ideolojik ve siyasal pratik
olarak doğru tarzda bir karşı duruş sergileyememe, Marksist-Leninist teori ve
pratiğin yeni koşullara yeterince uyarlanamamasından kaynaklanmaktadır. Anti-Dühring’in değerlendirme yazısında
şöyle bir pasaj geçmektedir:
“Anti-Dühring’in anlam ve önemi; bu
dönemde Dühring gibi şarlatanların etkili olmasının sebebi, Marksizmin bir
dünya görüşü olarak değil ama siyasal eylemin bir yol göstericisi olarak
kavranmasından ve sosyalist partideki yöneticilerin Marksizmi derinlemesine
özümsememelerinden kaynaklanmaktaydı.” (Anti
Duhring, s. 35)
Marksist
diyalektik felsefeye göre, maddi güçler sonsuzdur, dünyanın gerçek birliği
maddeselliğine dayanır. Materyalizm, monist (birci) bir yapıdadır. Hegel
felsefesindeki mutlak tinin tersine, mutlak maddeselliğe dayanır.
Maddesellikten gelişecek bütün diğer süreçler maddenin yansımaları ve tekrar
kendine dönmeleridir. Görünürdekileri duyumlarımızla yansıtmamız, gerçeklikteki
maddi süreçlerle birebir çakışmaz.
Engels
Anti-Dühring’de maddeselliği ve
Dühring gibi şarlatanların etkili olmasını şöyle değerlendirir:
“Dünyanın varlığı, birliğin koşulu da
olsa, çünkü o bir olmadan önce var olmalıdır, dünyanın birliği varlığına
dayanmaz. Varlık, kısacası, çevrenimizin bittiği noktadan sonra açık bir
sorundur. Dünyanın gerçek birliği, maddeselliğine dayanır ve bu maddesellik
birkaç hokkabaz çığırtkanlığıyla değil ama felsefe ve doğa biliminin uzun ve
sıkıntılı geliştirilmesiyle tanıtlanır.” (Anti-
Dühring, s. 95)
Ekonomi
politikte Dühring, Kant’ta görüldüğü gibi ahlak yasalarını öne çıkarır. Ekonomi
politik yasalarını zor kavramıyla açıklamaktadır, bu zoru da ahlaksal,
nesnellikten bağımsız kendi yarattığı ölümsüz doğrularla düzeltme yoluna gitmektedir.
“Ütopik sosyalistlerin görüşlerini
açıkladıkları çağda kapitalist ilişkiler, burjuvazi ve proletarya arasındaki
çelişkiler yeterince gelişmiş bir durumda değildi. Proletarya bu dönemde
kendini ayrı bir sınıf olarak yeterli bir düzeyde görmüyordu, hatta acınacak
halde yukarıdan yardım alabilecek, ezilmiş acı çeken bir zümre olarak
gösteriyordu.” (Anti-Dühring, s. 371)
“Bu tarihsel durum, sosyalizmin
kurucularını da etkiledi, kapitalist üretimin olgunluktan uzaklığına,
sınıfların durumunun olgunluktan uzaklığına, teorilerin olgunluktan uzaklığı
yanıt verdi. Toplumsal sorunların, henüz gelişmesinin ilk basamağında olan
ekonomik ilişkiler içinde saklı bulunan çözümü beyinden çıkmalıydı. Toplum
yalnızca düzgüsüzlükler sunuyordu; bu düzgüsüzlüklerin ortadan kaldırılması,
düşünen usun göreviydi.” (age, s.
371)
Kant’ta
görülen ahlaksal us kavramı da buna benzer. Dühring, nesnel koşulları doğru
tarzda değerlendirip ona uygun davranış sergilemesi gerekirken, ayağı yere
basmayan, kafasından safça çözümler üretip, ahlaksal ilkeler oluşturmuştur.
Bunu bütün süreçlere uygulamaya çalışır, ekonomi politikteki meta yasasını da
bu ahlaksal yasayla değerlendirir:
“Akışkan emeğin, çalışmakta olan emek
gücünün, bir emek ürünü ile değişilmesi istenir. Bu güç, o andan başlayarak,
tıpkı kendisi ile değişilecek olduğu ürün gibi bir metadır. Bu emek-gücünün
değeri, artık hiçbir zaman ürününe göre değil ama kendinde cisimleşen toplumsal
emeğe, o halde bugünkü ücret yasasına göre belirlenir. Ama bu, istenmeyen şeyin
ta kendisidir. Akışkan emeğin, emek gücünün kendi tam ürünü ile değişilebilir
olması istenir. Bu onun kendi değeri ile değil ama kendi kullanım değeri ile
değişebilir olması gerektiği anlamına gelir; değer yasası bütün öteki metalara
uygulanmalı ama emek gücü için ortadan kaldırılmalıdır. ‘Emeğin değeri’
arkasında saklanan, kendi kendini ortadan kaldırmaya özgü düşçülük işte budur.”
(Anti-Dühring, s. 439)
Meta
yasasını doğal işleyişinden çıkarıp, ahlaksal bir yapıya indirgemesi; ütopik
sosyalist bir yapıyı, koşulları dikkate almayıp, kendi bilincinde oluşmuş
fikirlerden kurmaya çalışması… Ekonomik politiğe göre, saf emeğin bir değeri
olamaz, işçinin emek gücünün bir değeri vardır.
Konumuzu
aydınlatması açısından Materyalizm ve
Ampiryokritisizm kitabından alıntı yapalım:
“Dünya bizim dışımızda var olan
gerçekliktir. Duyu algılarımızla (özdeş olma anlamında) ne ‘çakışabilir’, ne
onunla çözülemez eşgüdüm içerisinde bulunabilir, ne de diğer bir bağlantıda
duyumlarla özdeş olan bir “unsurların karmaşığı” olabilir; Çünkü dünya, hiçbir
insanın, duyu organlarının, açık olarak fark edilebilir durumda olup, herhangi
bir şekilde duyum denilen özelliğe sahip olan madde anlamında, üst biçimde bir
örgütlenmeye sahip maddenin bulunmadığı zamanda da vardı.” (Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s. 139,
Çağrı Yayınları)
Maddesel
dünya biz insanlar olmadan önce de vardı; insanlar maddesel dünyayı zamanla
duyumsayarak, bilincine ererek tanımaya çalışır. İnsan bilgisi sonsuzdur,
zamanla dünyanın bilgisine ulaşacağız, dünya bilinemez değildir. İnsan bilgisi
ve fikirleri maddesel dünyayla birebir çakışmaz. Bilgiler, mutlak doğrular da
değildir. Ampirik verilere ve duyumlara göre hareket etmek doğru bir tarz
değildir. Koşullar değiştiğinde, yenilgiler veya yengiler olduğunda, gerçekte
var olan maddi unsurlar, kafamızdan uydurduğumuz fikirlerle ve görünürdeki
gerçeklikle yok sayılamaz.
“Duyu algısı bizim dışımızda var olan
gerçekliktir düşüncesini Engels’e yüklemek bilinemezcilik ve idealizmi,
materyalizm olarak yutturma çabasının öylesine göze görülür bir biçimidir ki,
Bazarov’un bu konudaki bütün rekorları kırdığını kabul etmeyi zorunlu kılıyor!”
(Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s.
139)
Bogdanov’un,
Dietzgen’in hatalı görüşlerini diyalektik materyalizme atfederek Machçı
görüşlerine dayanak bulmasını, Lenin Materyalizm
ve Ampiryokritizm kitabında şöyle eleştirir:
“Görüyorsunuz: Kant’ın sözleriyle,
yani özellikle herkesin anlayabileceği biçime sokmak, aradaki farkı göstermek
amacıyla – Kant’ın hatalı, karışık terminolojisini alarak, Dietzgen ‘deneyin sınırlarının
ötesine’ geçişi kabul ediyor. Bu Machçıların, materyalizmden, bilinemezciliğe
geçerken neye bel bağladıklarına güzel bir örnek: görüyorsunuz diyorlar, biz deneyin
sınırlarının ötesine geçmek istemiyoruz; bize göre duyu algısı bizim dışımızda
var olan gerçekliktir.”(age, s. 147)
Machçılar
pragmatist pozitivistler gibi deneye dayanırlar, deney öncesi onlara göre
bilinemez. O anki mevcut duyumlarla elde ettiğimiz deney nesnesi, asıl
gerçekliktir derler. Mevcut durum belirleyicidir, bu yüzden statükocudur, o
anki durum değiştirilemeyecek olarak algılanır. Kant’ı deneyüstünü kabul ettiği
için eleştirirler; Kant, a priori bilgiyi deneyin önceli olarak ilk başa
koyarak zihinde var olan kendinde şeyi kabul eder.*
“Kant felsefesinde varlık alanı,
görünen (phainomenon), görünmeyen (noumenon) olmak üzere ikiye ayrılır, dahası
iki türlü varlık alanı bulunmaktadır. Görünen varlık alanı bilinebilen,
görünmeyen varlık alanı ise bilinemeyen, yalnızca var olduğu düşünülebilen bir
ortamdır.” (Pratik Usun Eleştirisi,
s. 16, Say Yayınları)
“Bu görünmeyen varlık alanı kendi
başına var olan diye nitelenir. Bu alan yalnızca tasarlanabildiğinden bilginin
sınırı durumundadır. İnsanın taşıdığı istenç özgürlüğü bu alanda ortaya
çıkmaktadır. Bu özgürlük ise duyarlığın etkisinden, egemenliğinden kurtulmuş,
insanın özüne, temel yapısına dayalı bir gereklilikten kaynaklanır.” (Pratik Usun Eleştirisi, s.16, Say
Yayınları)
Kant
bunu kabul etmesiyle, deneyüstü olan usun önemine işaret ederek usa dayalı
ahlaksal ilkelerini buradan çıkarmaktadır. Ahlakın içgüdülerle, duyumlarla,
görünür gerçeklikle bağlantısı söz konusu edilmez, ahlak bunlardan arındırılıp
usa dayandırılır. Kant’taki deneyüstü, metafizik (fizik ötesi) olanın kabulü,
bilinemezciliğe kapıyı aralar. Bu görüşleriyle deneye ve görgücülüğe dayalı
pragmatist felsefenin eleştirisinin hedefi haline gelir. Pragmatistler,
Marksistlerde görülen zamanla bilinebilecek olan kendinde şeyin kabulünü, sanki
Kant’taki bilinemez olan kendinde şey kabulüyle aynıymış gibi göstererek, Marksizm’in
de bilinemezliği kabul ettiği algısını yaratmaktadır. Oysa şu anki bilgimizle
biz şeylerin bazı nesnel niteliklerini tam olarak bilemiyor olabiliriz, fakat
bunlar zamanla bilinebilir hale gelecektir. Maddi nesnelliğin sonsuz olması
gibi, bilgi de sonsuzdur. Şu anki bilgilerimiz, düşüncelerimiz, maddi
nesnellikle birebir çakışmaz, mutlak değişmez doğrular değildir. Bilgilerimiz,
sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisindedir. Biz materyalistler bir anlamda
kendinde şeyi kabul ediyoruz; bizdeki kendinde şey, maddi nesnelliktir.
Kant’taki ise nesnel dışı olan, usa dayalı idealist/metafizik, hiçbir zaman
bilinemeyecek olan kendinde şeydir.
Aslında
Machçılar, subjektivist ve bilinemezcidirler. Çünkü duyu organlarımızın
tanıklığına yeterince güven duymazlar ve duyumculuklarında da tutarlı
değildirler. Duyumlarımızın kaynağı olarak, insandan bağımsız olarak var olan
nesnel gerçekliği kabul etmezler. Duyumları, bu nesnel gerçekliğin doğru bir
kopyası olarak görmezler. Bu nedenle de doğa bilimiyle tam bir çelişki
içerisine düşüyor ve fideizme kapıları ardına kadar açıyorlar (age, s. 158).
“Engels ‘kör zorunluluğun’ varlığından kuşku
duymaz. O, insanca bilinmeyen bir zorunluluğun varlığını kabul eder. Bu, hemen
yukarda aktarılan pasajda oldukça açıktır. Ama, mahçıların görüş açısından,
insan, bilmediği bir şeyin varlığını nasıl bilebilir? Bilinmeyen bir
zorunluluğun varlığım nasıl bilebilir? Bu ‘gizemcilik’, ‘metafizik’, ‘fetişler’in
ve ‘putlar’ın kabulü değil midir, bu ‘kantçı bilinemez kendinde-şey’ değil
midir? Eğer mahçılar, konu üzerine biraz eğilseydiler, Engels’in şeylerin nesnel
niteliklerinin bilinebilirliği ve ‘kendinde-şeyler’in ‘bizim-için-şeyler’e
dönüşmesi üzerine uslamlaması bir yanda, kör, bilinmeyen zorunluluk üzerine
uslamlamaları öte yanda, ikisi arasındaki tam özdeşliği kavramamış olamazlardı.
Tek tek her insandaki bilincin gelişmesi ve bütün insanlığın kolektif
bilgisinin gelişmesi, her adımda, bize, bilinmeyen ‘kendinde-şey’in, bilinen ‘bizim-için-şey’e
dönüşmesinin, kör, bilinmeyen zorunluluğun, ‘kendinde zorunluluğun’, bilinen ‘bizim
için zorunluluğa’ dönüşmesinin örneklerini sunar. Bilgibilimsel bakımdan bu
[sayfa 205] iki biçim dönüşüm arasında hiç bir ayrım yoktur, çünkü, her iki
durumda da temel görüş açısı aynıdır: bu, materyalizmdir, dış dünyanın nesnel
gerçekliğinin ve dış doğanın yasalarının, ve hem bu dünyanın, hem de bu
yasaların tümüyle insanca bilinebilir oldukları, ama onun tarafından kesenkes
hiç bir zaman bilinemeyeceği şeklindeki olgunun kabulüdür.” (Materyalizm ve Ampiryokritisizm, s. 160,
Eriş Yayınları)
Maddi
koşulların, 1905 Rus devriminin yenilgisi sonrasındaki sürecin, doğru tarzda
tahlil edilmemesini, Machçılar ve pragmatistler gibi duyumlarla hareket
edilmesini, Lenin Ocak 1909 broşürüyle değerlendirir:
“Otokrasi önceden olduğu gibi şimdi de
proletaryanın ve tüm demokrasinin baş düşmanıdır. Ancak onun aynı kaldığını
varsaymak yanlış olurdu. Stolipin Anayasası ve Stolipin tarım politikası, eski
yarı-pederşahı, yarı derebeylikçi çarlığın dağılmasında yeni bir aşama, onun
bir burjuva monarşisine dönüşmesi yolunda yeni bir adım anlamına gelmektedir.
Mevcut durumun bu karakterizasyonunu ya hepten silmek isteyen ya da “burjuva”
yerine “plütokratik” koymak isteyen Kafkasya delegeleri yanlış bir bakış
açısına sahipti. Otokrasi çoktan beri plütokratiktir, fakat ancak tarım
politikası temelinde ve tüm ülke çapında burjuvazinin belirli tabakalarıyla
örgütlenmiş olan doğrudan ittifak temelinde, ancak devrimin birinci aşamasından
sonra, onun darbelerinin etkisi altında burjuvalaşmaktadır.” (Lenin, Seçme Eserler 4, s. 15)
“Bu objektif koşulların kökleri,
Rusya’nın geçmekte olduğumuz burjuva gelişme döneminin, burjuva karşı-devrim ve
otokrasinin kendisini burjuva monarşisi tipine göre reorganize etme çabaları
döneminin özelliklerinde yatmaktadır.”(age)
Bu
dönemi doğru tarzda değerlendiremeyen, burjuva monarşisine geçişi göremeyen ya
da burjuva kapitalist geçişin tamamlandığını sanan unsurlar yalpalamışlar,
rotalarını kaybedip yanlış yola girmişlerdir. Burjuva etkilenime sahip
unsurlar, parti tasfiyesi yoluna sapmış, burjuva monarşisine geçişi doğru
tahlil edemeyenler de legal çalışmanın (Duma içinde çalışmanın) beyhudeliğini
öne sürmüşlerdir. Bu anlayış nesnel gerçek özü göremeyip duyumlara, görgücülüğe
göre hareket edildiğinin bariz bir göstergesidir.
Bugün
de, duyumlara göre hareket, siyasi ve pratik anlayışlarda hâkimiyetini
sürdürmektedir. Görünür ampirik gerçeklik, nesnel gerçekliğin önünü tıkayan bir
pozisyondadır. Sosyalizmin yenilgisi teorilerinin; emperyalist-kapitalist
sistemin hakimiyet kazandığını, sosyalizmin “out” kapitalizmin “in” olduğunu,
Marksist-Leninist teori ve siyaset pratiğinin yetersiz kaldığını ve günümüze
göre yeniden yorumlanması ve değişmesi gerektiğini vurgulayan görüşlerin, her
renkten revizyonist, gerici, fideist, yaratılışçılığı körükleyen görüşlerin ön
planda gözükmesi, duyumculuğun hakim halde olduğunun göstergesidir.
Fikirler
ve nesnellikten soyutladığımız kavramlar, maddi unsurların yansımasıdır. Maddi
unsurlar olmadan fikirlerden bahsedilebilir mi?.. 2+2 =4 etmesi bir
soyutlamadır; gerçeklikle birebir çakışmaz, neye göre 2+2=4 eder?.. Örneğin
elmaları toplarsak bu elmalar aynı mıdır, rengi, gramı, tadı birebir aynı
mıdır? Veya 4 insan birebir aynı mıdır, bu insanların kiloları, fiziksel
özellikleri, cinsleri aynı mıdır?.. Matematiksel işlem yaparken maddi
nesnellikten soyutlama yaparız, fikirlerimiz, iradi çabalarımız, kültürel
oluşumlarımız da maddi nesnellikten yaptığımız soyutlamalar ve yansımalar ile
bunların ürünüdür. Bunlar, nesnel gerçekliğin birebir yansıması değildir.
İnsanoğlunun iradi çabaları, maddeselliğin bir yansımasıdır; dünyanın
maddeselliğine dayanır. İradi çabamız tarihsel koşullara göre şekil alır.
Mevcut durumun şartlarına, nesnel koşullara göre şekillenen iradi çaba,
koşulların şeklini, biçimini değiştirebilir. Öz değişimi, belirli bir tarihsel
süreç ve birikim sayesinde oluşur. Tarihte sırasıyla istisnalar hariç, ilkel,
köleci, feodal, kapitalist, sosyalist üretim tarzları hâkim olmuştur. Bu
tarzların hepsi bir tarihsel sürece göre oluşmuş ve iradi çabalarda bu
süreçlere göre değişikliğe uğramış ve bir önceki tarzın içinden doğmuştur.
Şimdi yaşadığımız emperyalist-kapitalist dönem de, yerini sosyalist ve daha
sonra da komünist sisteme bırakacaktır. Sosyalist ve komünist fikirler ve iradi
çabalar kafamızdan uydurduğumuz, kafamıza doğmuş fikirler değildir; bunlar
kapitalist üretim tarzının çelişkilerinin bir yansımasıdır. Bu üretim tarzın
maddeselliğine dayanır. İradi çaba, devrimci durum, mevcuttaki kapitalizmin
içinden, sosyalizmi doğuran kabuğun kırılmasıyla meydana gelir. Koşullar
gelişmiştir, eksik olan bu koşulların biçimini değiştirebilecek olan iradi
çabanın yetersizliğidir. Sosyalizm kapitalizmin bağrından doğar ve belirli bir
süre bakiye kapitalist ilişkiler varlığını sürdürür. İradi çabamızla bir
çırpıda bunu ortadan kaldıramayız. Biz bunu kaldırdık, şu kanunları yürürlüğe
koyduk demeyle, sadece düşünerek, kafamızdan güzel düşünceler yaratarak
sosyalizme ve daha sonra da gelişecek olan komünist sisteme geçemeyiz. Örneğin,
sosyalizmde de küçük üretim ve ücretli işçilik devam eder. Ücretli işçilik
devam ettiği için ve işçinin emek gücü özünde meta olduğundan, pazar için
üretilen metayla karıştırmamak lazımdır. Genelde sosyalist sistemlerde bu
karıştırılmıştır. Ürünler kapitalist sistemde belirsiz bir pazar ve satış için
üretilir, oysa sosyalizmde üretilen ürünler, pazarın arz talep dengesine göre
değil, tüm toplumun ihtiyaçları için bir plan çerçevesinde, meta–değişim
ilişkisinden arındırılarak üretilmeye çalışılır. Meta ilişkisi görünürde hâkim
olmasa da, ücretli işçilikte ve küçük üretimde devam eder ve her saniye yeniden
kapitalist ilişkileri yaratır.
Meta
üretimi belirli bir tarihsel süreç neticesinde oluşmuştur. İlkel komünal
topluluklarda, meta üretimi mevcut değildi. Ürettikleri kullanım değeri olan
ürünleri değiştirmek için üretmiyorlar, yaşadıkları gruplarla ortak olarak
kullanıyorlardı. Bu süreç üretilen ürünlerin çoğalması, çeşitlenmesi sonucunda
artı bir ürün birikmesine ve bu artı ürünün topluma önderlik eden kesimlerde
toplanmasına sebebiyet vermiştir. İlkel komünal dönemde meta ilişkisi olmasa
da, bu ilişkiyi bu ortaklaşmacı düzen kendi içinden yaratmıştır. Sınıfsal
ilişkiler oturmamıştır, ama gruplardaki yöneticiler ve ruhban kesimler belirli
bir statü elde etmişler, zamanla da artı ürünün bu kesimlerde birikmesiyle
sınıfsal ilişkiler embriyon halinde gelişmeye başlamıştır. İlkel komünal
dönemde, grupların nüfuslarının az olması, ürettikleri aletlerin kısıtlı
olması, yaşadıkları coğrafyaların geniş olması sebebiyle, yüz binlerce yıl
komünal yaşamlarını sürdürdüler. Komünal dönemin dönüşümü, ürettikleri aletlerin
çeşitlenmesi, fazla ürün elde etme, nüfuslarının artması ve dünyanın eşitsiz
şartları, ürünlerin ve toprakların belirli grupların elinde toplanması gibi
etmenlerin gelişmesi neticesinde meydana gelmiştir. Ekonomik temel, üst yapıyı
şekillendirir. Artı ürünün birikmesi üst yapıyı meydana getiren unsurların
yapısının değişmesine sebebiyet verir. İlkel komünal dönemdeki üretim
seviyesinden ve doğa şartlarına aşırı bağımlı olmasından dolayı zorunlu olan
ortaklık ve eşitlikçilik, artı ürünün çoğalmasıyla birlikte değişikliğe uğrar
ve sınıfsal özellikler gün yüzüne çıkar.
Sosyalist
sistemde de temelde işleyen ekonomik yapılanma üst yapı kurumlarını
şekillendirir. Sınıfsal ilişkiler çözülmektedir, devleti yönetenler işçilerden
az ya da işçilere eşit maaş alabilir, herkes haklarda eşittir, üretilen ürünler
tüm topluma bireylerin emekleriyle orantılı olarak dağıtılır, ülkenin ekonomik
yapısı kapitalist ülkelerden daha iyi bir konumdadır ve üretim bunalımları
yoktur. Ama ücretli işçilik ve küçük üretim devam ettiği sürece, eşitsizlik ve
az ya da çok artı değer üretimi de devam eder. Sosyalizmden geriye dönüş
olmamasını istiyorsak, bunun bilincinde olmak, geriye dönüşlerin bu alt yapının
devam etmesi sebebiyle olduğunu kabul etmek ve ona uygun davranmak zorundayız.
Burada
bu ilişkiler doğru tarzda planlanmalıdır. Üretilen artı değer tüm topluma
dağıtılmalıdır (sağlık, barınma, ısınma, eğitim, kamusal hizmetler vd. gibi).
Bu süreçte çok uyanık olunması gerekmektedir. Sosyalizmin tekrar kapitalizme
(devlet kapitalizmine) dönüşebileceği gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü bu sistem
de, kapitalizmin toplumsallaştırılmış, planlanmış, burjuvasızlaştırılmış bir
sistemidir. Ancak sosyalist sistemin bir üst aşaması olan komünist sisteme,
eşitsizliği yaratan bütün etmenler ortadan kaldırıldığında geçilebilir. Yani,
ücretli işçiliğin kaldırılması, meta üretiminin ve bunun karşılığı olan paranın
ortadan kaldırılması, üretimde bolluğun olması, üretimin bütün insanlık için
yapılması, çalışmanın bir zorunluluk değil toplumsal bir görev olması, herkesin
eşit bir konumda olması, kimsenin başkasından bir farkının olmaması, herkesin
ihtiyacına göre planlanacak toplumsal üretiminin hâkim olması gerekir.
Nesnel
şartlar derinlemesine tahlil edilmeli ve ona uygun tarzda teorik ve pratik bir
hat çizilmelidir. Koşulların yanlış tahlili ve eksik bilgiler, yanlış iradi
çabaları doğurur. Duyumlara dayalı olan ampirik pratikler nesnel koşulları
doğru tahlil edemediklerinden iradi çabaları aşırı abartırlar. Kafalarından
yarattıkları fikirleri ön plana çıkarırlar. Hümanist, ahlaksal, ütopyaya dayalı
bir düzen kurmaya çalışırlar. Ayakları yere basmayan ütopik, anarşist, komünist
fikirlerde durum böyledir. Evet, bu fikirler güzeldir, herkes böyle olmasını
ister; birden bire sınıfların, paranın ortadan kalkmasını, herkesin eşit
olmasını ister, ama nesnel şartlarda bunun olabilirliği oluşmalıdır.
Marx
ve Engels’in Kutsal Aile, Alman
İdeolojisi ve Engels’in Anti-Dühring
kitaplarını yazdıkları dönemin öncesinde, kapitalist sistemin yeni oturmaya
başlaması, proletaryanın sınıf tavrının yeni gelişmeye başlaması, maddi
koşulların doğru bir tahlinin yapılmaması, bilimsel gelişmelerin yeni yeni
oluşmaya başlaması sebebiyle kurtarıcı fikirler, nesnel gerçeklik dışından,
deney ötesinden gelmeliydi. Bu yüzden Hegel ve Kant felsefesi, bu dönemde
ütopik sosyalist fikirlere öncülük etmiştir. İkisininki de idealist bir
felsefedir. Bauer kardeşlerin “eleştirel eleştiri” dedikleri şey de aslında,
tinin yansımasıdır. Kendi kafalarında yarattıkları her şeye uygulanabilir
sandıkları fikirlerdir. Yığınları edilgin olarak kabul ederler, yığınlar kendi
başlarına hiçbir şey yapamazlar, onlar adına “eleştirel eleştiri” her şeyi
düşünür ve gerçekleştirir. Ahlaksal ilkeler koyarlar, burjuvazi ve proletarya
arasında uzlaştırmacıdır, onları doğru yola çağırırlar. Soyut bir ahlaksal
vicdan kavramıyla bütün insanlığı hümanist bir yaklaşımla birleştirmeye
çalışırlar. Dühring’de de, bu mantık egemendir: Gerçek nesnel koşullar
karşısında sanal ütopik zırvalar derlemesi…
Günümüzden
Ali Koç’un “gerçek sorun kapitalizm” çıkışı da böyle bir özellik gösterir.
Kendisi ülkemizdeki emperyalist işbirlikçi tekelci kapitalizmin, finans
oligarşinin bir temsilcisi değilmiş, işçilerin sömürülmesinde ortak değilmiş
gibi davranmaktadır. Aslında amacı çıkmaza giren kapitalizmi şirinleştirme,
karşıt sınıflar arasında uzlaşmayı sağlamaya çalışmadır. Diğer kapitalistlere
biraz daha insaniyetli olmalarını telkin ederek, hümanist, ahlaksal öneriler
sunmaya çalışarak, kendi sınıfsal hâkimiyetinin sürmesini istemektedir. Samimi
değildir; samimi olmak istiyorsa kendi ailesinin işlettiği fabrikaları
bankaları, zincir marketleri, artı değer üreten, sermayeyi büyüten işçilerin
yönetimine devretsin. Ya da Robert Owen gibi ütopik sosyalist bir tarzda
kooperatifçiliği örgütlesin. Ali Koç ve onun gibilerin böyle bir dertleri
yoktur. Tek dertleri kapitalist sistemin ilelebet sorunsuz sürmesidir.
Lenin’in
Materyalizm ve Ampiryokritisizm
kitabını yazdığı çağda ise serbest rekabetçi kapitalizmin yerini emperyalizm
dönemi almış, burjuvazi ve proletarya arasında çatışma belirginleşmiş,
proletaryanın partileri oluşmuş, teori daha iyi özümsenmiş, siyasal pratik
geliştirilmiş, bilimsel ve teknik gelişmeler daha bir üst boyuta taşınmış,
bilgi birikimi nesnel temelde olgunlaşmaya başlamıştır. Artık eskisi gibi
insanlar yönetilememektedir. Sistemi yönetenler, kapitalist sistemin sürekli
ayakta kalmasını isteyenler artık deneyüstü fikirlerle insanları
etkileyememektedirler. Onlar için artık önemli olan deneydir. Duyumları ön
plana çıkarırlar, tek maddi gerçeklik duyumlarımızdır, o anki koşullar, mevcut
durum tek gerçekliktir, onun ötesi deneyüstüdür, bilinemez. Bu yüzden Kant’a
deneyüstünü, kendinde şeyi kabul ettiği için savaş açmış gibi görünürler.
Marksistler de kendiliğinden şeyi kabul ederler. Bu Kant’a göre us’tu, her
şeyin temelinde us vardı. Marksistlerdeki bu kendiliğinden şey, maddi
unsurlardır. Biz şu anki bilgimizle maddi unsurları tam manasıyla bilemiyoruz,
ama zamanla bileceğiz.
Günümüzde
de duyumlarla hareket eden, Marksizmi eleştirdiğini sanan, Marksizmi idealist
Kant’la aynı kefeye koyan, Marksizmin determinist olduğunu iddia eden,
bilinemezcilikle suçlayan, Marksizmin yenilenmesi gerektiğini söyleyen,
günümüzün şarlatan ideologlarıyla hesaplaşmadan doğru bir hat çizilemez. Bugün,
Bauer, Duhring, Bogdanav gibi şarlatanların yerini Althusser, Sartre, Walter
Benjamin, Wallerstein, Zizek vb., Marksizmi eleştirdiğini ve yeni yorumlar
getirdiğini zanneden Marksistmiş gibi görünen şarlatanlar almıştır.Yenilginin
getirdiği psikolojiyle, Marksist geçinen birçok örgütte, bu şarlatanların öne
sürdüğü en pespaye teoriler ön plandadır. Örgütlü
gözüken örgütsüzlük zirve noktasındadır. Bırakın bizim ülkemizi, dünyada da
gerçek bir proletarya partisi mevcut değildir. Örgütsüz olmamız, sosyalizmin
yenilgisi teorisinin hâkim olması sebebiyle, Marksist teorinin yerine gerici
teoriler, gerçek sosyalist bir örgütlenme ve siyaset pratiği yerine “örgütsüz partiler” revaçtadır.
Anti-
Duhring-Friedrich Engels-Sol yayınları
Materyalizm
ve Ampiryokritisizm-Lenin-Çağrı yayınları
Materyalizm
ve Ampiryokritisizm-Lenin-Eriş Yayınları
Pratik
Usun Eleştirisi-Kant-Say yayınları
Alman
ideolojisi-Marx-Engels-Sol yayınları
Kutsal
Aile-Marx-Engels-Sol yayınları
Seçme
Eserler 4- Lenin-İnter yayınları
*A
priori; idealist felsefede deneyden önce elde edilen bilgiyi, başlangıçtan beri
zihinde var olan bilgiyi nitelendirmek için kullanılır, deneyüstüdür. A
Posteriori; genellikle sonradan gelen bilgi anlamında kullanılır ve deneyimle,
algılarla edinilen bilgiyi ifade eder.