Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
1789 Fransız Devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1789 Fransız Devrimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2025 Pazartesi

Devrim Çağı (1789-1848)

Eric J. Hobsbawm

Özet

Bu yazı, Eric Hobsbawm'ın Devrim Çağı adlı eserinde sunulan 1789 ile 1848 arasındaki altmış yıllık dönemi şekillendiren temel dönüşümleri sentezlemektedir. Bu dönemin merkezinde, modern dünyanın temellerini atan ve etkileri günümüze kadar uzanan "Çifte Devrim" yer almaktadır: İngiltere merkezli Endüstri Devrimi ve Fransa merkezli siyasi devrim. Bu iki devrim, eş zamanlı olarak, daha geniş bir bölgeyi kapsayan bir yanardağın ikiz kraterleri gibi patlayarak, yalnızca Avrupa'nın değil, tüm dünyanın toplumsal, ekonomik ve siyasi yapısını kökten değiştirmiştir.

Endüstri Devrimi, fabrika sistemini, yeni toplumsal sınıfları (işçi sınıfı ve kapitalist sınıf) ve "kapitalizm" kavramını yaratırken; Fransız Devrimi, liberalizm, radikal demokrasi ve milliyetçilik ideolojilerinin kelime dağarcığını ve siyasi programlarını oluşturmuştur. Bu süreç, "muzaffer burjuvazi" olarak adlandırılan yeni bir sınıfın yükselişine tanıklık etmiştir. Bu sınıf, ekonomik gücünü endüstriyel ilerlemeden, ideolojik meşruiyetini ise Aydınlanma'nın laik, akılcı ve bireyci felsefesinden almıştır.

Dönem, aynı zamanda toplumsal altüst oluşların, devrim dalgalarının (1820'ler, 1830'lar ve 1848) ve bu devrimlere karşı verilen tepkilerin tarihidir. Eski aristokratik ve monarşik düzenler, bu yeni güçlerin yükselişi karşısında ya yıkılmış ya da kendilerini reforme etmek zorunda kalmıştır. 1848 yılına gelindiğinde, Lancashire'da ilk fabrika sisteminin kurulmasıyla başlayan dönem, Avrupa'nın ilk demiryolu ağının inşası ve Komünist Manifesto'nun yayınlanmasıyla sona ermektedir.

1. 1780'ler Dünyası: Eski Rejimin Çerçevesi

1789 Devrimi'nin arifesinde dünya, hem bugünkünden çok daha küçük hem de çok daha geniş bir yerdi.

• Coğrafi ve Demografik Küçüklük:

    ◦ Bilinen Dünya: O dönemin en bilgili insanları için bile "bilinen dünya" coğrafi olarak sınırlıydı. Dünya haritası, ticaret yollarının dışında kalan "beyaz boşluklarla" doluydu. Kıtaların iç kesimleri, okyanusların derinlikleri ve birçok dağ silsilesi keşfedilmemişti.

    ◦ Nüfus: Dünya nüfusu, bugünkünün muhtemelen üçte birinden fazla değildi. 1800 yılında her üç kişiden ikisi Asyalı, her beş kişiden biri Avrupalıydı. Nüfus, belirli yoğun tarım bölgeleri (Çin, Hindistan, Orta Avrupa) dışında, yeryüzüne oldukça seyrek dağılmıştı.

    ◦ Fiziksel Boyut: İnsanlar, bugünküne kıyasla fiziksel olarak daha küçüktü. Ulaşım ve iletişimin yavaşlığı nedeniyle insanlar için dünya, psikolojik olarak çok daha genişti. Çoğu insan, doğduğu köy veya mahallenin dışına nadiren çıkardı. Haberler, gezginler ve tüccarlar aracılığıyla yavaşça yayılırdı.

• Kırsal Egemenlik:

    ◦ 1789 dünyası ezici bir çoğunlukla kırsaldı. Rusya ve İskandinavya gibi bölgelerde nüfusun %90-97'si kırsalda yaşıyordu. Kentleşmenin güçlü olduğu Lombardiya'da bile bu oran %85'ti.

    ◦ Tarım sorunu, bu nedenle dönemin temel sorunuydu. Bir çiftçinin veya toprak sahibinin konumu, bir bireyin toplumdaki yerini belirleyen en önemli faktördü.

• Toprak Mülkiyeti Yapısı:

    ◦ Doğu Avrupa: Ren nehrinin doğusunda, serflik düzeni hakimdi. Köylü ya özgür değildi ya da ağır feodal yükümlülükler altındaydı. Tipik toprak sahibi, on binlerce serfi ve devasa arazileri (Polonya'daki Radziwil'ler, Macaristan'daki Esterhazy'ler gibi) yöneten soylu bir sömürücüydü.

    ◦ Batı Avrupa: Köylü, serflik statüsünü büyük ölçüde kaybetmişti. Tipik toprak işleyicisi, toprağı kiralayan veya küçük bir mülk sahibi olan, çeşitli feodal kalıntısı yükümlülükleri yerine getiren görece özgür bir köylüydü.

    ◦ Denizaşırı Sömürgeler: Amerika'daki plantasyon ekonomisi, köle emeğine veya Kızılderililerin zorla çalıştırılmasına dayanıyordu. Tipik toprak sahibi, hacienda veya plantasyonun efendisiydi.

• Aydınlanma ve Yükselen Sınıflar:

    ◦ Tarım dünyası büyük ölçüde durağan iken, ticaret, imalat ve entelektüel faaliyetler dinamik, yayılmacı ve iyimserdi. Bu gelişmeden yararlananlar tüccarlar, finansörler, aydınlanmış toprak sahipleri, bilimsel kafalı yöneticiler, müteşebbisler ve eğitimli bujuvaziydi.

    ◦ Bu sınıfların ideolojisi, "Aydınlanma" felsefesinde ifadesini buluyordu. Bu felsefe; laik, akılcı ve ilerici bir bireyciliği savunuyordu. Temel sloganları "özgürlük, eşitlik ve kardeşlik"di.

    ◦ Aydınlanma'nın amacı teoride tüm insanlığı özgürleştirmek olsa da, pratikte bu kurtuluşun önderleri burjuvaziden geliyordu ve kurdukları düzen "burjuva" ve kapitalist bir düzen olacaktı. Bu ideolojinin iki ana merkezi, aynı zamanda Çifte Devrim'in de merkezleri olan İngiltere ve Fransa'ydı.

• Uluslararası Denge:

        18. yüzyılın sonlarında, Avrupa'nın dünya üzerindeki siyasi ve askeri hakimiyeti henüz mutlak değildi. Çin İmparatorluğu ve İslam ülkeleri gibi büyük güçler, beyaz tüccarlar ve askerlerle eşit şartlarda karşılaşıyordu.

    ◦ Ancak Avrupa ticareti ve kapitalist girişimciliği, köle ticareti, sömürgeci sızmalar ve askeri çatışmalar yoluyla diğer toplumların sosyal düzenlerini sarsmaya başlamıştı. Britanya'nın Hindistan'daki ilerleyişi, bu yayılmanın en önemli göstergesiydi. Çifte Devrim, Avrupa'nın bu yayılışını karşı konulmaz hale getirecekti.

2. Çifte Devrim'in Dinamikleri

A. Endüstri Devrimi: Dünyanın Atölyesi İngiltere

Endüstri Devrimi, insanlık tarihindeki en büyük dönüşümlerden biriydi ve merkez üssü Britanya'ydı. Bu devrim, bir dizi teknik icatla değil, belirli bir sosyal ve ekonomik yapının sonucunda ortaya çıktı.

• Britanya'nın Öncülüğü:

    ◦ Britanya'nın avantajı, bilimsel veya teknolojik üstünlüğünden kaynaklanmıyordu; Fransa doğa bilimlerinde, Almanya ise teknik eğitimde daha ileriydi. İngiliz eğitim sistemi "tatsız bir şaka" olarak nitelendiriliyordu.

    ◦ Gerçek avantaj, siyasetin çoktan kârın gerekliliklerine göre ayarlanmış olmasındaydı. Özel mülkiyet ve özel girişim, devletin temel amaçları olarak kabul ediliyordu. Tarım sorunu çözülmüş, topraksızlaşan bir köylü kitlesi potansiyel bir işgücü fazlası yaratmıştı.

• Pamuk Endüstrisinin Rolü:

    ◦ Endüstri Devrimi'nin motoru pamuk endüstrisiydi. Pamuk, devasa bir küresel pazar sunuyordu. Britanya, sömürge ticareti sayesinde bu pazara hakimdi.

    ◦ 1840 yılına gelindiğinde, az gelişmiş bölgeler, Avrupa'dan çok daha büyük bir pamuklu kumaş alıcısı haline gelmişti (529 milyon yardaya karşılık 200 milyon yarda).

    ◦ Pamuk endüstrisinin hammaddesi denizaşırı ülkelerden (özellikle ABD'nin güney eyaletlerinden) geldiği için, Avrupalı tarımcıların yerleşik çıkarları tarafından engellenmeden arzı genişletilebiliyordu.

    ◦ Teknolojik yenilikler (iplik eğirme makinesi, mekanik dokuma tezgâhı vb.), bu endüstrinin taleplerine yanıt olarak ortaya çıktı ve makineleşmeyi tetikledi.

• Endüstriyel Kapitalizmin Sorunları:

    ◦ Ekonomik Krizler: Endüstriyel ekonomi, periyodik bunalımlarla sarsılıyordu (1825-26, 1836-37, 1839-42, 1846-48). Bu krizler, sistemin temel zorluklarını yansıtıyordu.

    ◦ Kâr Oranının Düşme Eğilimi: Kapitalistler, sermayeden elde edilen kazancın düşme eğilimi göstermesinden endişe ediyorlardı. Bu durum, ekonomiyi "durgunluk dönemi"ne sokma riski taşıyordu.

    ◦ Sermaye Birikimi ve Yatırım: Endüstrileşmenin ilk aşamalarında biriken büyük sermaye, kârlı yatırım alanları bulmakta zorlanıyordu. Bu durum, 1820'lerde Güney Amerika'ya, 1830'larda ise Kuzey Amerika'ya yönelik spekülatif borç verme dalgalarına yol açtı. Bu yatırımların çoğu başarısız oldu.

    ◦ Demiryollarının Çözümü: Demiryolları, biriken devasa sermaye için bir çıkış kapısı oldu. 1840'lardaki demiryolu çılgınlığı, ağır sanayiler (demir, çelik, kömür) için devasa bir pazar yaratarak ekonominin büyüme sorunlarını bir anda çözdü.

• Toplumsal Sonuçlar:

    ◦ Yeni Sınıfların Doğuşu: Endüstrileşme, yeni bir fabrika proletaryası ve bir sanayi burjuvazisi yarattı.

    ◦ İşgücünün Yaratılması: Tarımdaki dönüşüm (çitleme hareketleri) ve 1834 tarihli "Yoksullar Yasası", kırsal nüfusu şehirlere göç etmeye ve fabrika işçisi olmaya zorladı.

    ◦ Çalışma Disiplini: Endüstriyel üretim, tarımsal ritimden tamamen farklı, kesintisiz ve düzenli bir çalışma temposu gerektiriyordu. Bu disiplin; düşük ücretler, para cezaları, "Efendi-Uşak" yasaları ve daha uysal kabul edilen kadın ve çocukların çalıştırılmasıyla sağlandı.

"Hayatın bütün yollarında Brindley, Watt, Priestley, Harrison, Arkwright gibi adamların eserlerinden ne fikir silsileleri, nasıl bir uğraşma ruhu ve nasıl bir çaba kitlesi ve gücü fışkırmıştır! Watt’ın buhar makinesini görüp de kendi uğraşına daha büyük bir canlılıkla sarılmayacak bir insan, hayatın hangi yolunda bulunabilir?"

B. Fransız Devrimi: Fikirlerin ve Siyasetin Dönüşümü

Fransız Devrimi, çağdaş anlamda kitlesel bir toplumsal devrimdi ve etkileri, Britanya'daki Endüstri Devrimi'nden daha evrensel ve ani oldu.

• Devrimin Küresel Etkisi:

    ◦ Britanya dünyaya demiryollarını ve fabrikaları sunarken, Fransa dünyaya fikirlerini ve ideolojilerini verdi. 1789 ile 1917 arasındaki dünya siyaseti, büyük ölçüde 1789 ve 1793 ilkeleri etrafındaki mücadelelerden oluştu.

    ◦ Liberal ve radikal-demokratik siyasetin sözlüğünü, milliyetçiliğin ilk büyük örneğini, medeni kanunları ve metrik sistemi dünyaya Fransa sağladı.

• Devrimin Nedenleri ve Aktörleri:

    ◦ Devrim, sistematik bir programa sahip bir parti veya liderler tarafından başlatılmadı. "Burjuvazi" olarak adlandırılan tutarlı bir toplumsal grubun, "filozoflar" tarafından formüle edilen ve mason locaları tarafından yayılan klasik liberalizm fikirlerini benimsemesiyle ortaya çıktı.

    ◦ Bu fikirler; serbest girişim ve ticaret, etkin bir yönetim, akılcı ve adil bir vergilendirme ve toprak mülkiyetinin önündeki feodal engellerin kaldırılmasını savunuyordu.

• Devrimin Aşamaları:

    ◦ Ilımlı Devrim (1789-1791): Burjuvazinin öncülüğünde feodalizmin kaldırılması ve anayasal bir monarşinin kurulması hedeflendi.

    ◦ Jakoben Cumhuriyet (1793-1794): Savaşın ve karşı-devrimin baskısı altında devrim radikalleşti. Bu dönem, "Terör" dönemi, giyotin ve Robespierre, Danton gibi figürlerle anılır. Jakobenler, evrensel oy hakkı getiren ilk demokratik anayasayı ilan ettiler, kalan tüm feodal hakları karşılıksız kaldırdılar ve kolonilerde köleliği lağvettiler. Bu dönem, sonraki tüm devrimci hareketler için bir ilham kaynağı oldu.

    ◦ Direktuar ve Napolyon (1795-1815): Jakobenlerin düşüşünden sonra, orduya giderek daha fazla dayanan zayıf bir rejim olan Direktuar yönetimi geldi. Bu istikrarsızlık, General Napolyon Bonapart'ın iktidara gelmesiyle sonuçlandı. Napolyon, Devrim'in kurumlarını (medeni kanun, idari hiyerarşi, eğitim sistemi) sağlamlaştırdı ve onları Avrupa'ya yaydı.

"Millet'le (ulus) özdeşleştirilen 'halk' devrimci bir kavramdı, onu ifade etmeye kalkışan burjuva-liberal programdan daha devrimciydi. Fakat aynı zamanda iki kıyısı da keskin bir kavramdı bu."

3. Savaş, Barış ve Yeni Siyasi Düzen

1792'den 1815'e kadar Avrupa, neredeyse kesintisiz bir savaş dönemi yaşadı. Bu savaşlar, yalnızca devletler arasında değil, aynı zamanda toplumsal sistemler arasında bir çatışmaydı.

• Savaşın İkili Niteliği:

    ◦ Bir yanda Fransa, diğer devletlerle geleneksel çıkar ve güç mücadelesi veriyordu.

    ◦ Diğer yanda, bir devrim olarak Fransa, halkları tiranlığa karşı özgürleşmeye çağırıyor ve tutucu rejimler ona karşı direniyordu.

• Fransız Askeri Başarısının Nedenleri:

    ◦ Fransız ordularının neredeyse kesintisiz zaferlerinin nedeni, teknik üstünlükten çok, devrimin kendisiydi. Halkın savaşa katılması, zorunlu askerlik (levée en masse) ve devrimci coşku, eski rejim ordularının disiplinine ve eğitimine karşı ezici bir üstünlük sağladı.

    ◦ Napolyon'un stratejisi, hızlı ve kararlı taarruzlara dayanıyordu. Ancak bu yöntem, Polonya ve Rusya'nın geniş ve kaynakları kıt topraklarında iflas etti. Grande Armée'nin 1812'deki Moskova seferinde yıkıma uğramasının temel nedeni, ikmal sorunlarıydı.

• Savaşların Sonuçları:

    ◦ Sınırların Değişmesi: Avrupa haritası yeniden çizildi. Britanya, denizaşırı sömürgeleri ilhak ederek en kârlı çıkan ülke oldu. Latin Amerika'daki sömürgeler, anavatanlarından koparak bağımsızlıklarını kazandılar.

    ◦ Kurumsal Değişiklikler: Fransız işgali altındaki topraklarda (Belçika, Hollanda, İtalya'nın bir kısmı, Almanya'nın batısı) feodalizm resmen kaldırıldı ve Napolyon'un Medeni Kanun’u gibi Fransız kurumları yürürlüğe kondu. Bu değişiklikler, sınır değişikliklerinden daha kalıcı oldu.

    ◦ Siyasi Ortamın Değişmesi: Fransız Devrimi, Avrupa hükümdarlarının zihniyetini kökten değiştirdi. Artık bir devrim, yalnızca bir devletin iç sorunu olarak görülmüyor, tüm toplumsal düzeni tehdit eden bir salgın olarak algılanıyordu.

• 1815 Sonrası Barış Düzeni:

    ◦ Napolyon'un yenilgisinden sonra galip devletler (Britanya, Rusya, Avusturya, Prusya), Viyana Kongresi'nde yeni bir Avrupa düzeni kurdular. Temel amaç, yeni bir büyük savaşı ve dolayısıyla yeni bir devrimi önlemekti.

    ◦ Bu düzen, güç dengesi ilkesine dayanıyordu ve Fransa'yı kontrol altında tutmak için çevresinde tampon devletler (birleşik Hollanda ve Belçika gibi) yaratıldı.

    ◦ Rusya, Avusturya ve Prusya tarafından kurulan "Kutsal İttifak", Avrupa'daki devrimci hareketleri bastırmak için bir polis gücü işlevi gördü.

    ◦ Bu "Kongre Sistemi", 1820'lerde Yunanistan ve Latin Amerika'daki bağımsızlık hareketleriyle, özellikle de 1830 Devrimleri ile sarsıldı ve çöktü.

"Hükümdarlar ve devlet adamları, öncekilerden ne daha akıllı ne de daha barışçıydılar. Fakat tartışılmaz bir biçimde daha çok ürkmüşlerdi."

4. 1815-1848 Devrim Dalgaları

1815 sonrası dönem, tarihin en devrimci dönemlerinden biri oldu. Bu dönemde üç büyük devrimci dalga yaşandı.

1. Birinci Dalga (1820-1824): Akdeniz bölgesiyle sınırlı kaldı. İspanya (1820), Napoli (1820) ve Yunanistan'da (1821) devrimler patlak verdi. Latin Amerika'daki bağımsızlık savaşları da bu dalganın bir parçasıydı. Simon Bolivar, San Martin ve Bernardo O'Higgins gibi liderler Güney Amerika'yı özgürlüğüne kavuşturdu.

2. İkinci Dalga (1829-1834): Rusya'nın batısındaki tüm Avrupa'yı ve Kuzey Amerika'yı etkiledi. Fransa'daki 1830 Temmuz Devrimi, Bourbon hanedanını devirerek diğer ayaklanmaları tetikledi. Belçika bağımsızlığını kazandı; Polonya, İtalya ve Almanya'da ayaklanmalar oldu; İspanya ve Portekiz'de iç savaşlar başladı. Britanya'da ise 1832 Reform Yasası, devrimci bir durumdan kaçınmayı sağladı.

3. Üçüncü Dalga (1848): En büyük ve en yaygın olanıydı. Devrim, neredeyse aynı anda Fransa, İtalya, Alman devletleri ve Habsburg İmparatorluğu'nda patlak verdi. Bu "halkların baharı", 1789'da tek bir ulusun ayaklanması olan olayın, tüm kıtayı saran bir fenomene dönüştüğünü gösterdi.

• Devrimci Hareketlerin Yapısı:

    ◦ Bu devrimler, Fransız Devrimi'nin sunduğu siyasi modellerden esinlenen, planlı eylemlerdi.

    ◦ Gizli devrimci kardeşlikler (Karbonari gibi) bu hareketlerin çekirdeğini oluşturuyordu. Bu örgütler, hiyerarşik yapıları ve ayrıntılı ritüelleriyle mason localarını andırıyordu.

    ◦ 1830'dan sonra hareketler, daha net ideolojik hatlara bölündü:

        ▪ Ilımlı Liberaller: Üst-orta sınıf ve liberal aristokrasi. Anayasal monarşi ve mülkiyete dayalı oy hakkını savunuyorlardı.

        ▪ Radikal Demokratlar: Alt-orta sınıf, aydınlar ve zanaatkarlar. Cumhuriyet, evrensel oy hakkı ve devlete karşı bir güvensizlik eğilimi taşıyorlardı.

        ▪ Sosyalistler: Yeni sanayi proletaryası.

5. Yükselen İdeolojiler

Çifte Devrim, dünyayı anlamak ve değiştirmek için birbiriyle rekabet eden üç ana ideolojik akım yarattı.

A. Liberalizm: Burjuvazinin Dünya Görüşü

Dönemin egemen laik ideolojisi olan liberalizm, ilerlemeye olan inanca dayanıyordu.

• Temel İlkeler: Rasyonalist, laik ve bireyci bir felsefeydi. İnsanın dünyasını, kişisel çıkarını ve mutluluğunu en üst düzeye çıkarmaya çalışan bireylerden oluşmuş bir atomlar yığını olarak görüyordu. Toplum, bu bireyler arasındaki "sözleşme" ilişkilerinden ibaretti. Devletin rolü, bireysel özgürlüğe müdahaleyi en aza indirmekti.

• Ekonomik Liberalizm: Klasik ekonomi politik, bu ideolojinin en güçlü anıtıydı.

    ◦ Adam Smith: Bireylerin kendi çıkarları peşinde koşmasının, "görünmez bir el" aracılığıyla, toplumun genel çıkarına ve "ulusların zenginliği"ne hizmet edeceğini savundu.

    ◦ David Ricardo: Ekonomi politiği daha "kasvetli" bir bilime dönüştürdü. Kâr oranının düşme eğilimi gibi sistemin iç çelişkilerine dikkat çekti ve emeğin tüm değerin kaynağı olduğu kuramını geliştirdi. Bu kuram, daha sonra sosyalistler tarafından kapitalizme karşı kullanılacaktı.

• Siyasal Liberalizm: Mülk sahibi bir elitin yönettiği anayasal hükümetleri ve medeni hakları savunuyordu. Ancak, yoksul kitlelerin yönetime katılması anlamına gelen demokrasiye karşı derin bir güvensizlik besliyordu.

B. Sosyalizm: Devrimci Tepki

Sosyalizm, liberalizmin yarattığı toplumun hem adaletsiz hem de kötü işleyen bir düzen olduğu eleştirisinden doğdu.

• Temel İlkeler: Liberalizmin bireyciliğine karşı, insanın doğası gereği toplumsal bir varlık olduğu fikrini savundu. Toplumu, bireylerin içinde kendilerini gerçekleştirdikleri bir "yurt" olarak gördü.

• Erken (Ütopyacı) Sosyalistler:

    ◦ Saint-Simon: "Endüstricilik"in önemini vurguladı ve toplumun rasyonel bir şekilde planlanması gerektiğini savundu.

    ◦ Robert Owen: Endüstri Devrimi'nin yarattığı bolluğun, doğru bir toplumsal örgütlenmeyle herkesin mutluluğu için kullanılabileceğine inandı. Kooperatif hareketinin öncüsü oldu.

    ◦ Charles Fourier: Burjuva toplumunun insan doğasını bastırdığını savunarak, tutkuların özgürce yaşanabileceği "falankslar" adını verdiği komünal toplumlar tasarladı.

• Marksizm: Marx ve Engels, İngiliz ekonomi politiğini, Fransız sosyalizmini ve Alman felsefesini miras alıp, bunları aşarak bilimsel sosyalizmin formülasyonlarını geliştirdi (1843-48 arasında). Marx'a göre, kapitalizm kendi iç çelişkileri (sınıf mücadelesi) nedeniyle yıkılacak ve yerini sosyalist bir topluma bırakacaktı.

C. Milliyetçilik: Yeni Bir Güç

Milliyetçilik, bu dönemin en güçlü ve karmaşık ürünlerinden biriydi.

• Toplumsal Tabanı: Milliyetçilik, öncelikle okuryazar kesimlerin (memurlar, avukatlar, profesörler) ve küçük soyluların bir hareketiydi. Büyük kapitalistler ve halk kitleleri (özellikle köylüler) bu aşamada milliyetçi davalara daha mesafeliydi.

• Eğitim ve Dilin Rolü: Okulların ve üniversitelerin yaygınlaşması, ulusal bilincin gelişiminde kilit rol oynadı. Ders kitaplarının ve gazetelerin ulusal dilde yayımlanması, ulusal bir kimliğin inşasında hayati bir adımdı.

• İrlanda Örneği: Bu dönemde kitlesel tabana sahip tek başarılı ulusal hareket, Daniel O'Connell liderliğindeki İrlanda "Fesih" hareketiydi. Bu hareket, gücünü köylülüğün desteğinden ve Katolik Kilisesi ile olan özdeşliğinden alıyordu.

• Balkanlar ve Doğu'da Milliyetçilik: Balkanlar'da, özellikle Yunanlılar arasında, uluslararası bir tüccar ve memur tabakası aracılığıyla Batı tipi bir ulusçuluk gelişti. Yunan bağımsızlığı (1829), diğer Balkan halklarının ulusçuluklarının gelişmesi için bir ön koşul oldu. Avrupa dışında ise, modern anlamda bir ulusçuluktan söz etmek henüz erkendi.

6. Toplumsal Dönüşümler

Çifte Devrim, toplumun her katmanını derinden etkiledi; yeni sınıflar yarattı, eskisini dönüştürdü ve milyonlarca insanın yaşam biçimini kökten değiştirdi.

A. Toprak Devrimi

Tarım, hala ekonominin temeliydi ve toprak ilişkilerindeki değişim, en kapsamlı toplumsal dönüşümdü.

• Hukuki Devrim: Fransız Devrimi'nin doğrudan etkisi veya aydınlanmış bürokratların reformlarıyla, Avrupa'nın büyük bir bölümünde feodalizmin hukuki kalıntıları tasfiye edildi. Toprak, serbestçe alınıp satılabilen bir meta haline geldi.

• Sonuçların Farklılığı:

    ◦ Britanya: "Çitleme" yasaları, küçük köylüleri ve ortak toprakları ortadan kaldırarak, büyük toprak sahipleri ve ücretli tarım işçilerinden oluşan bir yapı yarattı.

    ◦ Fransa: Devrim, küçük ve orta köylü mülkiyetini güçlendirdi. Bu durum, endüstriyel gelişmeyi yavaşlatan, ancak siyasi istikrarı sağlayan bir faktör oldu.

    ◦ Prusya: Köylülerin kurtuluşu, soyluların topraklarını genişletmesiyle sonuçlandı ve topraksız tarım işçilerinin sayısını artırdı.

    ◦ Güney Avrupa: Eski toplumsal yapı büyük ölçüde değişmeden kaldı. Büyük latifundia (geniş mülkler) egemenliğini sürdürdü.

    ◦ Sömürgeler: Hindistan gibi yerlerde, İngilizlerin getirdiği özel mülkiyet anlayışı (Zemindari sistemi gibi), geleneksel köy komünlerini yıkarak köylüleri borçlandırdı ve topraksızlaştırdı.

B. Kariyerin Yeteneğe Açılması: Yeni Sınıflar

Aristokratik toplumun yıkılması, bireysel yetenek, enerji ve zekaya dayalı yeni bir toplumsal hiyerarşinin önünü açtı.

• Başarı Yolları:

    ◦ İş Yaşamı: Endüstri ve ticaret, servet birikimi için en açık yoldu. Özellikle Protestan "Nonkonformist" mezheplere mensup aileler, bu alanda büyük başarı gösterdiler.

    ◦ Eğitim: Devlet memurluğu, politika ve serbest meslekler için bir kapıydı. Fransız Devrimi'nin yarattığı yarışma sınavlarına dayalı bürokrasi, yeteneğin doğuştan gelen ayrıcalıklara karşı zaferinin simgesi oldu. Öğretmenlik, halktan gelenler için en ulaşılabilir eğitimli meslekti.

    ◦ Sanat ve Savaş: Bu yollar da yetenekli bireyler için yeni fırsatlar sundu.

C. Yoksul Emekçilerin Dünyası

Endüstri Devrimi, tarihin en büyük sefalet sorunlarından birini yarattı. Geleneksel toplumun koruyucu bağlarından kopan yoksullar, üç seçenekle karşı karşıyaydı: burjuva olmaya çalışmak, boyun eğmek ya da isyan etmek.

• Yaşam Koşulları: Kentler ve sanayi bölgeleri, plansız bir şekilde büyüyerek, salgın hastalıkların (kolera, tifüs), ahlaki çöküntünün (alkolizm, suç) ve insanlık dışı yaşam koşullarının merkezi haline geldi.

• İşçi Sınıfı Hareketinin Doğuşu:

    ◦ Bilinç: Yoksul emekçiler, ortak bir kaderi paylaştıklarını ve kolektif bir eylemle durumlarını değiştirebileceklerini fark ettiler. "İşçi sınıfı" bilinci ve "işçi hareketi" bu dönemde doğdu.

    ◦ Örgütlenme Biçimleri: Sendikalar, yardımlaşma sandıkları ve kooperatifler, bu hareketin temel örgütlenme biçimleriydi. İngiltere'deki Çartizm gibi hareketler, kitlesel siyasi kampanyalarla işçi sınıfının taleplerini dile getirdi.

    ◦ Liderlik: Hareketin öncüleri, yeni fabrika proletaryası değil, konumlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan kalifiye zanaatkârlar, el tezgâhı dokumacıları ve matbaacılardı. Bu kesim, radikalizm, okuryazarlık ve örgütlenme geleneğine sahipti.

"Her endüstri malı yapımcısı fabrikasında, kolonilerde köleleri arasındaki plantasyon sahibine benzer biçimde, yüze karşı bir kişi olarak yaşar ve Lyonsluların bozulması bir tür San Domingo ayaklanmasıdır... Toplum için tehlike oluşturan bu barbarlar, endüstri kentlerimizin kıyı semtlerinde yaşamaktadırlar." - Saint-Marc Girardin

7. Sonuç: 1848'e Doğru

1840'ların sonlarına gelindiğinde, Çifte Devrim'in yarattığı dünya, hem muazzam bir ilerleme hem de derin bir toplumsal kriz içindeydi.

• Görünür Başarılar: Nüfus, üretim, ticaret ve bilimsel bilgi alanlarında eşi görülmemiş bir artış yaşanmıştı. Demiryolları ve buharlı gemiler dünyayı küçültmüştü.

• Artan Gerilim: Bu ilerlemenin bedeli, milyonlarca insan için yoksulluk, sefalet ve toplumsal köksüzleşme olmuştu. Zengin ile yoksul arasındaki uçurum hiç olmadığı kadar derinleşmişti.

• Devrimin Eşiği: 1846-1848 ekonomik bunalımı (kıtlık, yüksek yiyecek fiyatları, endüstriyel kriz ve işsizlik), mevcut toplumsal ve siyasi gerilimleri patlama noktasına getirdi. Batı ve Orta Avrupa'da, "eski rejimlerin düşüşü" ve "burjuva toplumunun yeni bir evreye girişi" an meselesiydi. 1848'de devrim patlak verdiğinde, bu bir sürpriz değil, uzun süredir beklenen bir olayın gerçekleşmesiydi. Çifte Devrim'in açtığı dönem, yine bir devrimle kapanmak üzereydi.

2 Ekim 2025 Perşembe

Büyük Fransız Devrimi’ni Anlamak: Eşitlik, Özgürlük, Sermaye

MAR

I) Devrimin Tarihsel Seyri

1.0 Giriş: Bir Çağın Sonu, Yeni Bir Çağın Başlangıcı

1789 Büyük Fransız Devrimi, yalnızca Fransa'nın siyasi ve toplumsal yapısını kökünden değiştiren bir olaylar dizisi değil, aynı zamanda dünya tarihinin seyrini geri dönülmez bir şekilde etkileyen evrensel bir dönüm noktasıdır. Bu devrim, Avrupa'da yüzyıllardır hüküm süren mutlakiyetçi rejimlerin ve feodal ayrıcalıkların meşruiyetini temelden sarsmış; egemenliğin kaynağını ilahi bir haktan alıp iktidarı halk üzerinde inşa ederek modern ulus-devlet anlayışının ve ayrıca liberalizmden sosyalizme kadar uzanan siyasal ideolojilerin tohumlarını atmıştır. Devrimin yarattığı "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" sloganı, coğrafi sınırları aşarak sonraki iki yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanındaki toplumsal hareketlere ve devrimci mücadelelere ilham kaynağı olmuştur. Bu nedenle, 1789'un dinamiklerini anlamak, modern dünyanın siyasi ve felsefi temellerini kavramak için vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

Bu yazı, Fransız Devrimi'nin kapsamlı bir analizini sunmayı amaçlamaktadır. İlk olarak, devrime zemin hazırlayan Ancien Régime'in (Eski Rejim) yapısal krizleri; siyasi, ekonomik ve entelektüel çelişkileri incelenecektir. Ardından, devrimin farklı aşamaları, radikalleşme süreci ve Jakobenizm gibi belirleyici ideolojik akımların yükselişi ele alınacaktır. Yazı, Terör Dönemi ve karşı-devrim hareketlerini de analiz ederek sürecin karmaşıklığını ortaya koyacaktır. Son olarak, devrimin Napoléon Bonaparte'ın yükselişiyle sona ermesi ve devrimin sınıfsal niteliğine ilişkin tarihsel tartışmalar değerlendirilerek, bıraktığı kalıcı miras üzerine bir sonuca varılacaktır.

2.0 Devrim Öncesi Fransa: Çöküşün Eşiğindeki Mutlakiyetçilik

Fransız Devrimi'nin kökenlerini anlamak için, devrimden önceki Fransa'nın, yani Ancien Régime'in siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını derinlemesine incelemek zorunludur. Bu dönem, dışarıdan bakıldığında mutlak bir monarşinin görkemiyle parıldasa da, içinde birikmiş çelişkilerle ve yapısal krizlerle çöküşün eşiğindeydi. Bu bölümde, devrimin fitilini ateşleyen bu derin ve çok katmanlı bunalımın anatomisi çıkarılacaktır. Bu analiz, devrimin neden bir isyan ya da reform hareketiyle sınırlı kalmayıp, eski düzeni tamamen yıkan radikal bir toplumsal dönüşüme evrildiğini anlamak için hayati bir önem taşımaktadır.

2.1 Mutlakiyetçi Monarşinin Yapısı ve Krizleri

Fransız mutlakiyetçiliği, kuramsal temellerini Jean Bodin ve Thomas Hobbes gibi düşünürlerin egemenlik teorilerinden alsa da, siyasi bir gerçeklik olarak XIII. Louis döneminde sağlamlaşmıştır. Kraliyet, soyluların kendi aralarındaki bitmek bilmez mücadeleleri, yani adeta bir "kurtlar sofrasını" andıran güç savaşlarını bastırarak mutlak egemenliğini tesis etmiştir. Ancak bu süreç, soyluluk sınıfını homojen bir yapı olmaktan çıkarmış ve kendi içinde derin bir ayrışmaya yol açmıştır.

• Geleneksel "Kılıç Soyluluğu" (noblesse d'epee): Kökenleri feodal savaşçı geleneğine dayanan bu aristokrasi, gelirini büyük ölçüde topraktan sağlayan yapısı nedeniyle yeni finans ve ticaret dünyasına adapte olamamış, ekonomik ve siyasi olarak zayıflamıştır.

• Yeni "Cüppe Soyluluğu" (bourgeois gentilhommes): Buna karşılık, merkezi monarşiden görev satın alan burjuvazinin üst katmanları, bürokratik nitelikli yeni bir soyluluk kategorisi oluşturmuştur. "Soylu burjuva" olarak da anılan bu kesim, değerler sistemini "monarşik devlet ve ulus" kavramları etrafında şekillendirerek kraliyetin yeni güç odağı haline gelmiştir.

Bu ikili yapı, aristokrasi içinde bir dayanışma oluşmasını engellemiş ve kraliyetin, bu bölünmüşlük üzerinden kendi iktidarını pekiştirmesine olanak tanımıştır.

2.2 Ekonomik Bunalım ve Toplumsal Hoşnutsuzluk

XVI. Louis döneminde Fransa, "sürekli bunalım" olarak tanımlanabilecek derin bir ekonomik krizin içindeydi. Devlet hazinesi, özellikle uzun ve maliyetli savaşlar nedeniyle iflasın eşiğine gelmişti. Örneğin, yalnızca İspanya Veraset Savaşları'nın maliyeye yüklediği borç 2 milyar "livre" gibi devasa bir rakama ulaşmıştı. Bu mali çöküşü durdurmak için getirilen "büyücü" ekonomist John Law'ın kâğıt paraya dayalı sistemi, spekülatif bir balon yarattıktan sonra çökerek halkın ve yatırımcıların devlete olan güvenini tamamen sarsmıştır.

Fransa'nın ekonomik yapısı, sanayi ve tarımda geri kalmış, büyük ölçüde ranta dayalı bir karakter taşıyordu. Bu durum, sanayi devrimini yaşamakta olan İngiltere ile olan ticari rekabette ülkeyi zayıf düşürüyordu. Kral, bu ekonomik darboğazda toplumsal tabanını genişletmek yerine, vergi gelirleriyle beslediği ve üretken olmayan bir "dilenci aristokrasi" ile ittifak kurarak kendini toplumun geri kalan tüm sınıflarından soyutlamıştır. Bu politika, yoksulluk ve açlıkla boğuşan Üçüncü Zümre'nin (halk) yanı sıra, ekonomik gücü artmasına rağmen siyasi haklardan mahrum bırakılan burjuvazinin de tepkisini çekerek toplumsal gerilimi tehlikeli bir şekilde tırmandırmıştır.

2.3 Aydınlanma'nın Rolü ve Siyasal Düşüncenin Etkisi

18. yüzyıl Fransa'sında felsefe ve edebiyat, salt entelektüel bir uğraş olmaktan çıkarak mevcut rejime yönelik eleştirinin en önemli aracı haline gelmişti. Düşünce, yoğun bir şekilde siyasallaşmıştı. Bu dönemde İngiliz düşünürlerinin etkisi belirleyiciydi; John Locke'un toplum sözleşmesi teorisi ve Isaac Newton'un evrensel yasalara dayalı rasyonel evren tasarımı, Voltaire ve Montesquieu gibi Fransız aydınları üzerinde derin izler bırakmıştır. İngiliz toplum düzeni ve anayasal monarşisi, Fransız mutlakiyetçiliğine karşı bir model olarak sunuluyordu.

Aydınlanma düşüncesi içinde iki ana siyasi eğilim belirginleşmişti:

1. Aydınlanmış Despotizm: Monarşinin önemini kabul eden, ancak kralın aklın ve bilimin ışığında reformlar yaparak toplumu yönetmesi gerektiğini savunan görüş.

2. Liberal Özgürlük: Güçler ayrılığı, anayasal yönetim ve bireysel hakları temel alan, daha çok İngiliz modelinden etkilenen görüş.

Ancak devrimci düşüncenin fitilini ateşleyen en radikal ses, Cenevreli düşünür Jean-Jacques Rousseau'dan geldi. Rousseau, toplumsal iktidarın kaynağının bölünemez ve devredilemez olan "genel irade" olduğunu savunarak, mevcut düzenin meşruiyetini temelden sorguladı. Onun, insanları mevcut kölelik düzenine karşı uyanmaya çağıran "uyanın, köleler!" nidası, devrimin entelektüel habercisi niteliğindeydi.

Birikmiş olan tüm bu siyasi, ekonomik ve entelektüel gerilimler, Kral XVI. Louis'nin mali krize çözüm bulmak amacıyla 5 Mayıs 1789'da Etats Généraux'u (Zümreler Meclisi) toplamasıyla patlama noktasına ulaştı.

3.0 Devrimin Aşamaları ve İdeolojik Çatışmalar

Fransız Devrimi, tek bir olaydan ziyade, farklı siyasi grupların ve ideolojilerin iktidar için kıyasıya mücadele ettiği dinamik, karmaşık ve giderek radikalleşen bir süreçtir. Bu süreç, anayasal monarşi arayışından cumhuriyetin ilanına, devrimci terörden karşı-devrimci isyanlara uzanan çelişkili aşamalarla doludur. Bu aşamaların incelenmesi, devrimin kendi çocuklarını dahi yutan ve başlangıçtaki hedeflerini aşan doğasını anlamak için zorunludur.

3.1 Jakobenizmin Yükselişi ve Cumhuriyetin İlanı

Devrim, kendi içinden iki farklı tür Jakobenizmin doğmasına kaynaklık etmiştir: yükselen burjuvazinin çıkarlarını savunan "demokrat Jakobenizm" ve daha sonra Babeuf gibi isimlerle anılacak olan "sol Jakobenizm". Devrimin ilk yıllarında iktidar, sırasıyla anayasacılardan büyük ticaret burjuvazisini temsil eden Jirondenlere ve son olarak da en radikal kanadı oluşturan Jakobenlere geçmiştir. Bu geçiş, devrimin sürekli yükselen bir radikalleşme çizgisi izlediğini göstermektedir.

Jakobenlerin siyasi programı, devrimi hem iç hem de dış düşmanlara karşı korumayı hedefleyen radikal ilkeler üzerine kuruluydu:

• Devrimci Terör: Karşı-devrimi ezmek ve devrimin kazanımlarını güvence altına almak için devrimci şiddet ve terör uygulamak.

• Geçici Diktatörlük: Devrim tehlikeye girdiğinde, istikrar sağlanana kadar geçici bir diktatörlük kurmak.

• Cumhuriyet: Nihai hedef olarak merkezi ve güçlü bir cumhuriyet inşa etmek.

• Ulusal Birlik: Yoksul sınıflar ile burjuvazi arasında bir denge kurarak ulusal birliği sağlamak ve bu dengede hakem rolü oynamak.

• Merkeziyetçilik: Merkezi devleti güçlendirerek Fransa'nın birliğini sağlamak.

3.2 Terör Dönemi (1792-1794)

Jakobenlerin iktidarıyla birlikte devrimci şiddet, özellikle Kamu Selamet Komitesi'nin uygulamalarıyla zirveye ulaştı. Bu dönem, "Terör Dönemi" olarak anılmaktadır. Komite, Cumhuriyet'i iç ve dış düşmanlara karşı savunma gerekçesiyle son derece sert yaptırımlara başvurdu. Bu yaptırımlar arasında şunlar bulunuyordu:

• Zoralımlar: Ordu ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için tarım ürünlerine ve mallara el konulması.

• Yeni Vergi Yasaları: Savaş ekonomisini finanse etmek için özellikle zenginlere yönelik yeni vergiler getirilmesi.

• Fiyat Kontrolleri: Temel tüketim mallarında tavan fiyat uygulaması getirerek karaborsayı ve enflasyonu engelleme çabası.

Sans-culottelar (şehirli yoksullar) tarafından desteklenen bu radikal politikalar ve devrimci şiddet, Üçüncü Zümre'nin üst kesimlerini oluşturan ve mülkiyetin kutsallığına inanan burjuvazinin sert tepkisini çekti. Jakoben diktatörlük, bir yandan feodalizmin kalıntılarını temizlerken diğer yandan devrimin burjuva sınırlarını aşma tehdidi yaratıyordu.

3.3 Karşı-Devrim: Vendée İsyanı

Devrimin radikalleşmesi, yalnızca Paris'teki siyasi gruplar arasında değil, aynı zamanda kırsal bölgelerde de şiddetli bir direnişle karşılaştı. Bunun en çarpıcı örneği, Fransa'nın batısındaki Vendée bölgesinde patlak veren köylü isyanıdır. Dindar ve kraliyetine bağlı olan Vendée köylüleri, özellikle Kilise'ye yönelik baskılar ve zorunlu askerlik uygulamasına karşı ayaklandılar. İsyanın temel motivasyonu, devrimin din karşıtı politikaları ve zorunlu askerlik uygulamalarına yönelik derin bir tepkiydi. Nitekim isyancılar, 14 Mart 1793'te bölgedeki devrimci yöneticilere gönderdikleri bir mektupla taleplerini net bir şekilde ortaya koymuşlardı:

"1. Katolik ve öteki mezheplerden Hıristiyanların ibadetlerini sürdürebilmeleri; 2. Askere almaya son verilmesi; 3. Devrimden kaçanların ve şüphelilerin çocuklarının tutuklanmalarına son verilmesi..."

Vendée İsyanı, devrimin yalnızca başkentli aydınlar ve burjuvalar tarafından değil, aynı zamanda kırsal halkın önemli bir kesimi tarafından da bir tehdit olarak algılandığını ve ne kadar kanlı bir iç savaş potansiyeli taşıdığını göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

4.0 Devrimin Sonu ve Mirası

Terör Dönemi'nin ardından devrim, kendi yarattığı şiddet sarmalında enerjisini tüketmeye başladı. Robespierre'in devrilmesiyle başlayan Thermidor Dönemi, istikrarsızlık, ekonomik kaos ve siyasi belirsizliklerle karakterize oldu. Bu çalkantılı süreç, devrimin yarattığı kaostan düzen çıkarma vaadiyle sahneye çıkan ve devrimci idealleri sona erdirirken devrimin bazı kazanımlarını konsolide eden Napoléon Bonaparte'ın yükselişine zemin hazırladı.

4.1 Thermidor Gericiliği ve Ekonomik Kaos

Robespierre ve müttefiklerinin 9 Thermidor (27 Temmuz 1794) darbesiyle giyotine gönderilmesinin ardından Fransa, "isteksizlik günleri" olarak adlandırılan yeni bir döneme girdi. Thermidor yönetimi, derin bir çelişki üzerine kuruluydu: Bir yandan Terör'ü bitirme iddiasındaydı, ancak darbeyi gerçekleştirenlerin kendileri de Terör'ün kanına bulaşmış eski Jakobenlerdi. Bu dönemde Jakoben kulüpleri kapatıldı, Vendée isyancıları gibi karşı-devrimci unsurlar için af çıkarıldı ve siyasi bir gevşeme ortamı yaratıldı.

Ancak bu siyasi rahatlama, derin bir ekonomik krizi beraberinde getirdi. Fiyat kontrollerinin kaldırılmasıyla enflasyon patladı; 1794-95 arasında fiyatlar yaklaşık üç kat arttı. Devrimin kâğıt parası olan "assignat"ların değeri hızla düştü ve Paris'te ciddi bir kıtlık baş gösterdi. Bu durum, 1795 yılının Germinal ve Prairial aylarında yoksul halkın yeniden ayaklanmasına neden oldu. Ancak bu kez Convention (Meclis), bu isyanları orduyu kullanarak güçlükle de olsa bastırdı ve devrimin popüler tabanını tamamen ezdi.

4.2 Sol Muhalefet: Babeuf ve "Eşitler Komplosu"

Robespierre'in devrilmesiyle gerilemeye başlayan devrime karşı en radikal tepki, "sol Jakobenizm" geleneğinden geldi. Ancak Gracchus Babeuf liderliğindeki "Eşitler Komplosu", Jakobenlerin siyasi radikalizminin ötesine geçen, modern sosyalist düşüncenin habercisi niteliğinde derin bir ideolojik kopuşu temsil ediyordu. Babeuf'ün programı, yalnızca siyasi eşitliği değil, aynı zamanda özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldıran komünist bir toplumsal düzeni hedefliyordu. Hareketin temel talepleri arasında, tüm mülkiyetin kamulaştırılacağı bir "mallar ortaklığı" (mallar ortaklığı) kurulması ve toplumsal eşitsizliğin kaynağı olarak görülen miras hakkının lağvedilmesi (Miras kanununun kaldırılması) bulunuyordu. Bu hareket, kitlesel bir taban bulamadan hızla yenilgiye uğratıldı ve liderleri idam edildi. Buna rağmen Eşitler Komplosu, modern sosyalist düşüncenin ilk pratik ve teorik öncülerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

4.3 18 Brumaire: Napoléon Bonaparte'ın Yükselişi

Thermidor'dan sonra kurulan Directoire hükümeti hem iç politikadaki istikrarsızlığı çözmekte hem de dış politikada devrim savaşlarını yönetmekte başarısız oldu. Bu başarısızlıklar, ülkede düzen ve istikrar arayan, ancak ne monarşiye ne de Jakoben terörüne dönmek isteyen kesimler için bir siyasi boşluk yarattı. Mülkiyetini ve düzenini koruma kaygısındaki burjuvazi, feodalizme karşı verdiği mücadeleyi 1799'da savaş alanlarındaki başarılarıyla ünlenmiş genç general Napoléon Bonaparte'a "teslim etti". Napoléon, 18 Brumaire (9 Kasım 1799) darbesiyle Directoire hükümetini devirerek cumhuriyeti fiilen ilga etti ve Fransız Devrimi'ni sona erdirdi.

5.0 Sonuç: Devrimin Sınıfsal Niteliği Üzerine Bir Değerlendirme

Fransız Devrimi, tarih yazımında net ve kesin bir ifadeyle "burjuva devrimi" olarak tanımlanır. Bu tanım, devrimin feodal ayrıcalıkları yıkarak kapitalist gelişimin önünü açmasına ve siyasi iktidarı burjuvaziye devreden bir süreçler toplamı olmasına dayanır.

II) Devrimdeki Siyasi Gruplar ve Dinamikler

1.0 Giriş: Devrimi Şekillendiren İç ve Dış Politika Gerilimleri

Büyük Fransız Devrimi, yalnızca tek bir ulusun sınırları içinde gerçekleşen bir siyasi altüst oluş değil, aynı zamanda iç politika kararlarının dış tehditlerle, dış politika hedeflerinin ise içerdeki sınıfsal gerilimlerle iç içe geçtiği karmaşık bir tarihsel süreçtir. Devrimin seyrini ve radikalleşme dinamiklerini tam olarak kavrayabilmek için, devrimci savaşın yarattığı ekonomik ve siyasi baskılar ile farklı toplumsal sınıfların bu baskılara verdiği tepkilerin birlikte analiz edilmesi önem taşır. Bu süreç, Ancien Régime'in (Eski Rejim) yapısal krizleriyle bir gecede ortaya çıkmamıştır. Devrim öncesi Fransa, uzun ve maliyetli savaşlar nedeniyle iflasın eşiğine gelmiş bir devlet hazinesi, sanayi devrimini yaşayan İngiltere karşısında ekonomik geri kalmışlık ve aristokrasinin kendi içindeki bölünmüşlüğü ("Kılıç Soyluluğu" ve "Cüppe Soyluluğu" arasındaki çıkar çatışması) gibi derin çelişkilerle zaten çöküşün eşiğindeydi. Devrim, bu birikmiş krizler zemininde, başlangıçtaki liberal hedeflerinden giderek uzaklaşarak, farklı sosyo-ekonomik tabanlara sahip siyasi grupların (ticaret burjuvazisi, savaş ekonomisinden kâr sağlayan yeni zenginler ve şehirli yoksullar) birbiriyle çelişen hedeflerinin ve bu hedefleri hayata geçirme mücadelelerinin bir sonucu olarak radikalleşmiş ve dönüşmüştür. Bu yazı, devrimin ana siyasi aktörlerini ve onların sosyo-ekonomik temellerini inceleyerek devrimin karmaşık dinamizmini analiz edecektir.

2.0 Devrimin Ana Siyasi Aktörleri ve Sosyo-Ekonomik Tabanları

Devrim sürecinde ortaya çıkan şiddetli ideolojik çatışmaları ve radikal politika tercihlerini anlamak için, bu politikaları savunan siyasi grupların kimlerden oluştuğunu ve hangi ekonomik çıkarları temsil ettiğini bilmek temel bir çerçeve sunar. Bu dönemde ekonomik talepler, Locke ve Rousseau gibi Aydınlanma düşünürlerinin popülerleştirdiği "genel irade", "toplum sözleşmesi" ve "bireysel haklar" gibi yeni siyasi anlayışlarla meşruiyet kazanmıştır. Her bir fraksiyonun sosyo-ekonomik tabanını analiz etmek, onların neden yayılmacı bir savaşı desteklediğini, devrimci teröre başvurduğunu veya ekonomik kontrol mekanizmaları talep ettiğini anlamanın anahtarıdır. Bu aktörler, devrimin itici gücünü ve aynı zamanda iç çelişkilerini oluşturmuştur.

2.1 Jirondenler: Ticaret Burjuvazisinin Temsilcileri

Jirondenler, devrimin ilk aşamalarında etkili olan ve büyük ticaret burjuvazisinin çıkarlarını temsil eden siyasi bir gruptu. Sosyo-ekonomik tabanları, ağırlıklı olarak sömürge ticareti, ihracat ve tüketim malları üretimiyle uğraşan kapitalistlerden oluşuyordu. Destekçileri arasında Lyons ipek tüccarları, sömürgelerle ticaret yapan toptancılar ve dokuma sanayinin önde gelen isimleri bulunuyordu. Bu ekonomik çıkarlar, onların politika hedeflerini doğrudan şekillendirmiştir. Başlangıçta Belçika ve Hollanda gibi yeni pazarları ele geçirmek ve İngiltere'nin ticari rekabetine karşı üstünlük sağlamak amacıyla yayılmacı bir savaşı hararetle desteklediler. Ancak savaşın Fransa aleyhine dönmesi ve denizaşırı ticareti felç etmesiyle birlikte, yenilgici bir tutum benimseyerek devrimin radikalleşmesine karşı çıktılar.

2.2 Jakobenler (Montagnard'lar): Radikal Burjuvazi ve Savaş Ekonomisi

Jakobenlerin en radikal kanadını oluşturan Montagnard'lar (Dağlılar), Jirondenlerden farklı bir burjuva kesimini temsil ediyordu. Onların sosyo-ekonomik temeli, devrimin ve savaşın yarattığı yeni ekonomik fırsatlardan besleniyordu. Bu grup, kilise ve aristokrasinin el konulan topraklarının açık artırmayla satılmasından, enflasyondan, ordunun donatımı ve ikmalinden, silah üretiminden ve genel olarak savaş ekonomisinden büyük kârlar sağlayan burjuvazinin temsilcisiydi. Bu nedenle, onların çıkarları devrimin ve devrimci savaşın sonuna kadar sürdürülmesiyle birebir örtüşüyordu. Karşı-devrim tehlikesi ve dış işgal tehdidi, bu grubun iktidarını meşrulaştırırken, savaşı kazanmak için şehirli yoksulların (sans-culottelar) ekonomik taleplerine geçici tavizler vermelerini de zorunlu kılmıştır.

2.3 Sans-culottelar (Çıplak Kollular): Devrimin Kentsel Halk Hareketi

Sans-culottelar, yani şehirli yoksullar, küçük zanaatkârlar ve gündelikçiler, devrimin siyasi yöneticisi olmasalar da sürecin ana "sürükleyici kuvveti"ydiler. Onların temel motivasyonu, soyut siyasi ideolojilerden ziyade, savaşın ve ekonomik krizin yol açtığı somut ve acil sorunlardı. Talepleri doğrudan hayatta kalma mücadelesiyle ilgiliydi:

• Hayat Pahalılığı: Devrimin kâğıt parası olan Assignat'ların kontrolsüz basımı sonucu değerinin hızla düşmesi ve bunun yarattığı dizginlenemeyen enflasyon.

• Kıtlık: Karşı-devrimci olarak gördükleri istifçiler ve spekülatörler nedeniyle un, ekmek gibi temel tüketim mallarına erişimde yaşanan büyük zorluklar.

• Temel Talep: Bu sorunlara çözüm olarak, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının devlet tarafından sabitlenmesini (Azami Fiyat Yasası) ve istifçilere karşı devrimci terörün acımasızca uygulanmasını istiyorlardı.

2.4 Halk Sözcüleri: Enragé'ler ve Hébertistler

Sans-culottelar'ın bu ekonomik talepleri, iki farklı siyasi grup tarafından dile getirilmiştir. Bu gruplar arasındaki temel farkı anlamak, devrimin radikalleşme sürecindeki iç dinamikleri kavramak açısından önemlidir.

• Enragé'ler ("Kudurmuşlar"): Jacques Roux gibi isimlerin liderliğindeki bu grup, sans-culottelar'ın ekonomik taleplerinin (fiyat denetimi, spekülatörlere karşı terör) en dolaysız ve gerçek sözcüleri olarak kabul edilir. Onlar, doğrudan halkın içinden çıkan ve burjuvazinin mülkiyetine karşı radikal bir tehdit oluşturan bir hareketi temsil ediyordu.

• Hébertistler: Bu grup ise, sans-culottelar'ın radikalizmini ve öfkesini kendi kişisel ve politik çıkarları için kullanmaya çalışan burjuva kökenli politikacılardan oluşuyordu. Temel amaçları, devrimci halk hareketini kullanarak Kamu Selamet Komitesi'ne karşı güç kazanmak ve özellikle Savaş Bakanlığı üzerindeki etkinliklerini artırmaktı.

Bu farklı grupların çelişkili politik hedefleri, devrimin en çalkantılı dönemi olan Terör Dönemi'nin iç politika uygulamalarında somut bir şekilde ortaya çıkmıştır.

3.0 İç Politika: Ekonomik Kontrol ve Devrimci Terör

Devrimin 1793-1794 yıllarını kapsayan en radikal aşaması, genellikle "Terör Dönemi" olarak anılır. Ancak bu dönem, basit bir şiddet patlamasından ibaret değildi; aynı zamanda birbiriyle çatışan sınıf çıkarlarını yönetme, savaş ekonomisini ayakta tutma ve karşı-devrimi ezme çabalarının bir ürünüydü. Bu bölüm, dönemin arkasındaki sosyo-ekonomik nedenleri ve bu nedenlerin yol açtığı radikal iç politika uygulamalarını incelemektedir.

3.1 Fiyat Kontrollerinden Devlet Terörüne

Jakoben iktidarı, savaşı sürdürebilmek için desteğine muhtaç olduğu sans-culottelar'ın baskısıyla, özel mülkiyete müdahale anlamına gelen bir dizi ekonomik kontrol önlemi almak zorunda kaldı. Bu süreç, adım adım devlet terörünün kurumsallaşmasına yol açtı.

1. Tahıl Fiyatlarının Sabitlenmesi (4 Mayıs 1793): Sans-culottelar'ın baskısıyla çıkarılan bu ilk yasa, tahıl fiyatlarına bir tavan getirmeyi amaçlıyordu. Ancak, bu politikadan zarar gören Jirondenler, büyük çiftçiler ve yerel idareciler tarafından sistematik olarak sabote edildi ve etkisiz kaldı.

2. Azami Fiyat ve Ücret Yasası (29 Eylül 1793): Halk hareketinin artan baskısı sonucu çıkarılan bu yasa, çok daha kapsamlıydı ve aralarında gıdanın da bulunduğu 39 temel ihtiyaç maddesinin fiyatlarını sabitledi. Ancak bu yasanın uygulanması ciddi zorluklar doğurdu. Üreticiler üretimi durdurdu, karaborsa yayıldı ve dükkanlar boşaldı. Yasa aynı zamanda ücretlere de bir tavan getiriyordu ki bu durum, nominal ücretlerin düşmesi anlamına geldiği için işçiler arasında hoşnutsuzluk yarattı.

3. İaşe Komisyonu ve Devrimci Milis: Bu ekonomik kontrolleri kâğıt üzerinde kalmaktan kurtarmak ve zorla uygulamak için iki kilit kurum oluşturuldu. Cumhuriyet genelinde mallara el koyma ve dağıtım yetkisine sahip olan İaşe Komisyonu ve sans-culottelar'dan oluşan Devrimci Milis, ekonomik terörün uygulayıcıları oldu. Devrimci Milis, kırsal bölgelere giderek çiftçilerin elindeki tahıla zorla el koydu ve istifçilere karşı bir "terör" aracı olarak kullanıldı.

3.2 Karşı-Devrim: Vendée İsyanı'nın Politik Anlamı

Devrimin radikal iç politikaları, özellikle kırsal kesimde şiddetli bir direnişle karşılaştı. Bunun en kanlı örneği, Fransa'nın batısındaki Vendée bölgesinde patlak veren ve devrimi bir iç savaşa sürükleyen köylü isyanıdır. Bölgenin "dindar ve kraliyetine bağlı" olan halkı, devrimin din karşıtı politikalarına ve zorunlu askerlik uygulamasına karşı ayaklandı. İsyancıların 14 Mart 1793 tarihli mektuplarında dile getirdikleri talepler, bu tepkinin temel nedenlerini açıkça ortaya koymaktadır:

• Katolik ve diğer Hıristiyan mezheplerinin ibadet özgürlüğünün güvence altına alınması.

• Zorunlu askerliğe derhal son verilmesi.

• Devrimden kaçanların ve şüphelilerin masum çocuklarının tutuklanmasının durdurulması.

Vendée İsyanı, devrimin yalnızca Paris merkezli bir burjuva ve aydın hareketi olmadığını, aynı zamanda Fransa'nın geniş kırsal kesimlerinde nasıl kanlı bir iç direnişle karşılaştığını göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu iç tehdit, devrimci yönetimin politikalarını daha da sertleştirmesine neden olurken, bu politikaları derinden etkileyen bir diğer ana faktör olan dış politika kararlarına, yani savaşa odaklanmayı zorunlu kılmıştır.

4.0 Dış Politika: Devrimci Savaşın Katalizör Rolü

Fransa'nın 1792'de Avusturya'ya ve 1793'te İngiltere ile Hollanda'ya savaş ilan etme kararı, devrim sürecini geri dönülmez bir şekilde hızlandıran ve siyasi gruplar arasındaki farklılaşmayı bir bıçak gibi keskinleştiren bir katalizör rolü oynamıştır. Başlangıçta Jirondenlerin ekonomik yayılmacı hedefleriyle başlayan savaş, Fransa'nın yenilgileri ve işgal tehdidiyle birlikte karakter değiştirmiş; devrimi iç ve dış düşmanlara karşı savunma ve yayma aracına dönüşmüştür. Savaş, devrimin iç dinamiklerini hem beslemiş hem de tüketmiştir.

4.1 Savaşın Ekonomik Gerekçeleri

Devrimci savaşın ardında, "özgürlük yayma" söyleminin ötesinde, Fransa ve özellikle İngiltere arasındaki derin ekonomik rekabet yatıyordu. Savaş kararını tetikleyen temel ekonomik motivasyonlar şunlardı:

• Ticari ve Sömürge Rekabeti: 18. yüzyıl boyunca iki ülke arasında Hollanda ve Hindistan gibi kilit pazarlar üzerinde süregelen bir hakimiyet mücadelesi vardı.

• Sanayi Rekabeti: Sanayi devrimini Fransa'dan yaklaşık 30 yıl önce başlatan İngiltere, pazarları ucuz mallarla domine ediyor, bu durum Fransız sanayisini hem iç hem de dış pazarlarda zayıf düşürüyordu.

• Pazar Kaybı Korkusu: Fransa'da cumhuriyetin zaferi, İngiltere'nin en önemli pazarlarından birini tamamen kaybetmesi anlamına geliyordu.

• Yayılmacı Hedefler: Jirondenler, savaş yoluyla zengin Belçika ve Hollanda'yı fethederek yeni pazarlar ve kaynaklar elde etmeyi amaçlıyordu.

• İç Ekonomik Kriz: Soyluların mülksüzleştirilmesi, ipek sanayi gibi lüks tüketim malları üreten sektörleri krize sokmuştu. Bu durum, yeni pazarlar bulmak ve ekonomik bir canlanma sağlamak için savaşı ek bir teşvik haline getiriyordu.

4.2 Savaşın İç Politikaya Etkileri

Savaş, devrimin içindeki sınıfsal çelişkileri su yüzüne çıkararak süreci radikalleştiren bir motor görevi gördü. Savaşın yol açtığı temel sonuçlar şunlardır:

• Sınıfsal Farklılaşma: Burjuvazi, savaşın devasa maliyetini halkın sırtına yüklemeyi tercih etti. Kontrolsüz bir şekilde kâğıt para (assignat) basılması, enflasyonu patlattı ve hayat pahalılığını artırdı. Bu durum, burjuvazi ile sans-culottelar arasındaki çıkar farkını net bir şekilde ortaya koydu.

• Halk Hareketinin Radikalleşmesi: Dış tehdit, yenilgiler ve işgal tehlikesi, sans-culottelar'ı devrimi ve savaşı daha tutkulu bir şekilde savunmaya itti. Onlar için savaş hem vatan savunması hem de devrimin kazanımlarını koruma mücadelesiydi.

• Politikaların Sertleşmesi: Jakobenler, savaşı kazanabilmek için sans-culottelar'ın enerjisine ve desteğine bağımlı hale geldiler. Bu bağımlılık, onları, istemeyerek de olsa sans-culottelar'ın fiyat kontrolleri ve terör gibi radikal ekonomik taleplerine taviz vermeye zorladı.

Savaşın yarattığı bu dinamikler, devrimci burjuvazi ile onu iktidara taşıyan halk hareketi arasındaki kırılgan ittifakı eninde sonunda çökertmiş ve devrimin yönünü değiştirmiştir.

5.0 İttifakın Çöküşü ve Devrimin Yön Değiştirmesi

Devrimci savaşta kazanılan zaferler ve Vendée gibi iç isyanların bastırılması, Jakoben iktidarının ve devrimci burjuvazinin artık sans-culottelar'ın kitlesel desteğine eskisi kadar ihtiyaç duymadığı yeni bir politik ortam yarattı. Bu noktadan sonra burjuvazi, devrimi kendi sınırlarının ötesine taşıma potansiyeli olan halk hareketini sistematik olarak tasfiye ederek iktidarını konsolide etmeye yöneldi. Bu süreç, devrimin popüler ve radikal karakterini sona erdirerek burjuva düzenini sağlamlaştırdı.

5.1 Halk Hareketinin Bastırılması

Jakoben iktidarı, iç ve dış düşmanları yendikten hemen sonra, kendisini iktidara taşıyan halk hareketini ve onun örgütlenmelerini yok etmek için harekete geçti. Bu tasfiye süreci birkaç kritik adımda gerçekleşti:

1. Hébertistlerin İdamı (24 Mart 1794): Halk hareketinin radikalizmini kendi çıkarları için kullanan Hébertist liderlerin idam edilmesi, kitle hareketinin siyasi liderliğinin başının ezilmesi anlamına geliyordu.

2. Halk Örgütlenmelerinin Feshedilmesi: 4 Aralık 1793 tarihli yasa ile halk derneklerinin merkezi kongreler düzenlemesi yasaklanarak merkezi iktidar güçlendirildi. Hébertistlerin tasfiyesinden sonra bu süreç hızlandı: Paris Komünü tasfiye edilerek doğrudan merkezi hükümete bağlandı, halk dernekleri Jakoben Kulübü ile çatışmaya sokularak Mayıs 1794'te kendilerini feshetmeye zorlandı ve ekonomik terörün uygulayıcısı olan Devrimci Milis 27 Mart 1794'te fiilen dağıtıldı.

3. Ekonomik Liberalizme Dönüş: Halk baskısının ortadan kalkmasıyla birlikte, Jakobenler Azami Fiyat Yasası gibi ekonomik kontrol politikalarını gevşetmeye ve sonlandırmaya başladı. Ticari faaliyetler üzerindeki baskı kaldırıldı ve ihracat yeniden teşvik edildi.

4. Terörün Yön Değiştirmesi: Bu aşamadan sonra devrimci terör, artık "karşı-devrimcilere" veya istifçilere değil, azami ücret yasasına karşı grev yapan işçilere ve halk hareketinin kalan unsurlarına yöneltildi. Grev yapmak "karşı-devrimci bir suç" olarak kabul edildi.

5.2 Thermidor Gericiliği ve Burjuva Düzeninin Konsolidasyonu

9 Thermidor (27 Temmuz 1794) darbesiyle Robespierre ve müttefiklerinin devrilmesi, devrimin radikal aşamasını kesin olarak sona erdiren ve büyük burjuvazinin çıkarlarını güvence altına alan bir dönüm noktası oldu. Bu dönem, "isteksizlik günleri" olarak da anılır; zira darbeyi yapanlar, kendileri de Terör'ün kanına bulaşmış eski Jakobenlerdi. Robespierre'in düşüşünün temel nedeni, halk hareketini tasfiye ederek kendisini ayakta tutan toplumsal tabandan, yani sans-culottelar'ın desteğinden yoksun kalmasıydı. Thermidor dönemi, devrimin popüler kazanımlarını geri alarak burjuva düzenini yeniden kuran bir "gericilik" süreciydi. Bu dönemde atılan adımlar kronolojik olarak şunlardır:

• Devrimin motoru olan Jakoben Kulübü kapatıldı (12 Kasım 1794).

• Ekonomik liberalizme tamamen geri dönülerek Azami Fiyat Yasası resmen kaldırıldı (9 Aralık 1794), bu da enflasyonun ve kıtlığın yeniden patlamasına neden oldu.

• Germinal ve Prairial aylarındaki (Nisan-Mayıs 1795) halk ayaklanmaları ordu tarafından kanla bastırılarak sans-culottelar'ın siyasi gücü askeri olarak tamamen yok edildi.

• 1795'te çıkarılan yeni bir anayasayla, 1793 Anayasası'nın getirdiği genel oy hakkı ilkesi terk edildi ve oy hakkı yeniden mülk sahibi erkeklerle sınırlandırıldı.

Bu gericiliğe karşı son ve en radikal tepki, Gracchus Babeuf liderliğindeki "Eşitler Komplosu" ile geldi. Özel mülkiyeti ortadan kaldırarak komünist bir düzen kurmayı hedefleyen bu hareket, "sol Jakobenizm" geleneğinin son halkası ve modern sosyalist düşüncenin habercisiydi. Ancak kitlesel bir taban bulamadan hızla bastırıldı ve liderleri idam edildi.

6.0 Sonuç: Sınıfsal Çıkarların Belirlediği Siyasal Süreçler

Fransız Devrimi'nin farklı aşamalarında alınan politika kararları –savaşa girmek, devrimci terör uygulamak, ekonomiyi devlet kontrolüne almak ve sonra tekrar liberalleştirmek– yüzeysel bakıldığında kaotik veya keyfi görünebilir. Ancak daha derin bir analiz, bu kararların devrim sahnesindeki farklı siyasi grupların net sosyo-ekonomik çıkarlarından kaynaklanan rasyonel adımlar olduğunu göstermektedir. Temel bulgular, devrimin seyrini belirleyen bu sınıfsal mantığı ortaya koymaktadır:

• Politikaların Rasyonelliği: Her fraksiyonun izlediği iç ve dış politikalar, kendi sınıfsal tabanının ekonomik çıkarlarıyla doğrudan tutarlıydı. Jirondenlerin yayılmacı savaş arzusu, Jakobenlerin savaş ekonomisini sürdürme ve özel mülkiyete geçici olarak müdahale etme zorunluluğu, kendi maddi gerçekliklerinin bir yansımasıydı.

• Sans-culottelar'ın Rolü: Kentsel halk hareketi, devrimi ileriye taşıyan, feodalizmin kalıntılarını temizleyen ve burjuvaziyi kendi doğal sınırlarının ötesine iten temel bir güç oldu. Ancak bağımsız bir siyasi programdan ve kendi sınıfının liderliğinden yoksun olduğu için, burjuvazi tarafından önce kullanıldı ve hedeflere ulaşıldıktan sonra sistematik olarak ezilerek yenilgiye uğratıldı.

• Nihai Sonuç: Fransız Devrimi, tüm radikal ve popüler aşamalarına, "Eşitlik" ve "Kardeşlik" gibi evrensel sloganlarına rağmen, nihayetinde feodalizmi yıkarak kapitalist gelişimin önündeki engelleri kaldıran ve siyasi iktidarı aristokrasiden alıp burjuvazinin eline teslim eden bir süreç olmuştur. Bu nedenle, Fransız Devrimi, net ve kesin bir ifadeyle "burjuva devrimi" olarak tanımlanır. Sürecin sonunda kurulan düzen, halkın değil, burjuva sınıfın egemenliğini pekiştirmiştir.

14 Temmuz 2013 Pazar

[Tarihsel Materyalizmin Işığında Büyük Fransız Devrimi - Mahmut Boyuneğmez]

Konu: Daniel Guérin'in Fransa'da Sınıf Mücadelesi 1793-95 adlı kitabında yer alan, Büyük Fransız Devrimi hakkındaki bilgiler özetlenmekte, tarihsel materyalist perspektif bu devrim örneğinde ortaya konmaktadır. Tarihsel materyalizm ve diyalektik teorisine katılabilecek bazı yeni kavramlaştırmalar önerilmektedir.

Tarihsel materyalizm, tarih bilimi değildir. Tarihsel olayları açıklamak tarih biliminin kapsamındadır. Örneğin 1792-95 yılları arasında Fransa'da burjuvaziyle sans-culotte'lar arasındaki mücadelenin somut biçimlerinin incelenmesi, olayların nedenlerinin ve doğurdukları sonuçların irdelenmesi, tarih bilimi kapsamındaki somut incelemelerle yapılır. Fakat tarihin temel devindiricisinin sınıf mücadeleleri olduğunu belirtmek, felsefi bir yaklaşımdır ve tarihsel materyalizmin kapsamında kalır. Tarihsel materyalist perspektifin bu ilkesine ulaşılmasında, sınıflar arasındaki mücadelelerin -özellikle Büyük Fransız Devrimi (BFD)'nde olduğu gibi- artık açıklıkla gözlenebilecek bir dönemde yaşanıyor oluşu ve çeşitli tarihçiler tarafından bu mücadelelerin yazılmış durumda olması önemlidir. Tarihsel materyalizm, bir felsefi perspektif olarak, tarih biliminde kullanılır. Ayrıca tarih bilimi, antropoloji, dilbilim, doğa bilimleri gibi alanlardaki gelişmeler, tarihsel materyalizmi zenginleştirecek yeni felsefi soyutlamaların yapılmasına yol açar.

Tarihsel materyalizm, inceleme nesnesi olarak tarihi konu alan bir bilim dalı değildir.[1] Modern materyalizm, bilgiye, fikirlere/ideolojilere, sanata, devlete, sınıflara ve üretime, kısacası toplumsal öğelere tarihsel perspektifle yaklaştığı için “tarihsel” nitelemesini alır. Materyalizmin bir türüdür, çünkü düşüncelerin, gelişim içerisindeki bir toplumsal varoluş tarafından belirlendiği, düşüncelerin toplumsal ve tarihsel temelleri olduğu fikrini esas alır.

Tarihte, hareketlilik (değişim) ve süreçler vardır. Toplumsal öğeler arasındaki ilişkiler ve işleyiş düzenekleri ile bunlardaki gelişimin/değişimin hangi örüntüleri oluşturduğu, diyalektik teorinin kapsamındadır. Dolayısıyla tarihsel materyalizm, diyalektik teoriyi bünyesinde barındırır.

Diyalektik tek patern (örüntü), yadsımanın yadsınması değildir. Bernhard Brosius'un Tarihin Yapıları-Tarihsel Materyalizme Giriş adlı çalışmasında, değişimin/hareketin tek diyalektik örüntüsünü “yadsımanın yadsınması” olarak sunması, gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.[2] Gerçeklikte ve gelişimde soyutlanması gereken başka örüntüler de bulunmaktadır. Üstelik olumlama ile yadsımanın oluşturduğu karşıtlığın, bir dolayım kullanıldığında bütünlük oluşturduğunun görüldüğü bu akıl yürütme yöntemine, “yadsımanın yadsınması” yerine “karşıtlığın kavranıp kaldırılması/aşılması” denmesi daha uygundur. Örneğin gece ile gündüz karşıtlığından, zaman dolayımıyla “gün” bütünlüğüne ulaşıldığında, burada tekrar bir yadsımanın olmadığı, yapılan eski yadsıma işleminin yadsındığı, yani karşıtlığın aşıldığı görülmektedir. Bu örnekte bir sürecin iki yönü, karşıtlık olarak konmakta ve bütünlüğe sahip süreç akılla idrak edilmektedir. Böylece düşünce düzeyinde gerçek soyutlanmış olmaktadır. Başka örnekler verelim: doğum ile ölüm karşıtlığı, yaşam dolayımıyla kaldırıldığında oluşan bütünlük, canlılık olarak görülebilir. Canlılardaki anabolik tepkimeler ile katabolik tepkimeler arasındaki karşıtlık, enerji alış-verişi dolayımı dikkate alındığında, metabolizma bütünlüğünü görmeyi sağlar. Yıkıcı etkenler ile yapıcı etkenler arasındaki karşıtlığın, kuvvet dolayımıyla kaldırılması, bunların, coğrafi şekillerin oluşmasındaki rolünü açığa çıkarır.

Tarihin fraktal yapıda olduğu ve bunu oluşturan örüntünün "yadsımanın yadsınması" olduğu anlamına gelen tezin açıklayıcılık değeri tartışmalıdır. Bu tezi savunan Brosius şu şekilde yazar:

Benoit Madelbrot 'doğanın fraktal geometrisini' ele aldığı kitabında, 'bir şeklin her parçası şeklin tamamına (...) benziyorsa, bu şekle 'kendine-benzeyen' denir' der. Tarihsel süreçte 'yadsınmanın yadsınması vasıtasıyla görünür kılınan bu kendine-benzeme hali (...) tarihin fraktal (kendine-benzeyen) yapısını sezmemizi sağlıyor.”[3]
Brosius'un, ilkel toplum ---> sınıflı toplumlar ---> komünizm şeklindeki şemanın yanısıra, “üreticilerin üretim araçlarını kullanım hakkının olup olmaması” kriterini temel alarak oluşturduğu ilk sınıflı toplumlar ---> köleci toplum —-> feodalizm ile köleci toplum ---> feodalizm ---> kapitalizm şemalarını[4], "yadsımanın yadsınması" ilkesiyle açıklaması uygun değildir. Yukarıda verilen örneklerdekine benzer bir aktif karşıtlığın bu şemalarda içerilmediği ve de aşılmadığı görülebilir durumdadır.
Bir bütünü oluşturan çeşitli öğeler (parçalar) arasındaki etkileşim biçimleri şunlardır:

a. Aditif/sumatif etki (additive effect): İki ya da daha fazla etkenin birlikte etkin olduklarında, tek başlarına oluşturdukları etkilerin toplamı kadar bir sonuç üretmeleridir.

b. Potansiyelizasyon (potentialization, potentiation): Bir etkenin işlevinin başka bir öğe tarafından güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.

c. Sinerjistik etki (sinergistic effect): Synergy (İng.) terimi, Yunanca “sinergos” kelimesinden köken alır ve anlamı “birlikte çalışmak/etkimek”tir. İki etken kombine etkinlikte bulunduklarında, tek başlarına oluşturdukları etkilerin toplamından daha büyük, daha güçlü bir sonuç oluşur.

d. İnhibisyon: Bastırma/ezme, baskılama, durdurma ya da frenleme, etkisini sınırlama anlamlarına gelir.

e. Karşıtlık/çelişki: Bu kavramla, zıt anlamlı kavram çiftleri kastedilmemektedir. Bir sürecin karşıt ve birbirlerini bütünleyen yönleri, dinamik aktörlerin ya da kuvvetlerin döngüsellik ve bütünlük oluşturması anlatılmaktadır.

e. Negatif geri-besleme (negative feed back): Bir ara ya da nihai sonuç, işleyiş üzerinde geri bildirimde bulunup, kararlı durumun, dengenin ya da homoestaz'ın oluşmasını sağlar.

f. Pozitif geri-besleme (positive feed back): İşleyişin sonunda oluşan sonuç, başlangıçtaki durumu güçlendirir. Ampilifikasyon oluşur. Kısır döngü (fasit daire, vicious cycle)'dekine benzer fakat olumlu anlamda bir döngüsellik gözlenir.

Tarihsel ilerlemede gözlenen bazı kurallarsa şunlardır:

1. Nedensellik ve rastlantısallık: Tarihte olaylar arasında neden-sonuç ilişkisine uyan zincirleme etkileşimler bulunur. Benzer nedenler benzer koşullarda benzer sonuçlar üretir. Tarihsel gelişimde olayların ne yönde gelişeceğine ilişkin, ünlü bireylerin kişisel özelliklerinden kaynaklanan rastlantılara yer vardır. Rastlantılar, bir olayın oluşumunda, bir sürecin gelişiminde, zincirleme etkileşimlerin dışından gelerek olayın oluşumuna ve sürece katılan etkilere denir. Rastlantıların oluşumununsa, kendi “mantığı”, yani saptanabilir bir nedensel etkileşim zinciri mevcuttur.

3. Belirlenim ve refleksivite: İnsanların düşünceleri toplumsal varoluşları tarafından belirlenir. Fakat toplumsal aktörlerin ve bireylerin sahip olduğu bilgiler ve bilinçlilik, içerisinde yer aldıkları olayları aktif biçimde etkiler. İdeolojiler, bilinçlilik durumları olarak, toplumsal gerçekliğin içerisinde yaşayan insanların hareketine yön verir.

4. Süreklilik ve kopuş: Bir örnekle anlatacak olursak; kapitalizmin, feodalizmin bağrında filizlenmesi, burjuva devrim süreçleriyle yaşanan kopuş dönemleriyle birlikte süreklilik içerisinde devam eder.

5. Eşitsiz gelişme: Eşitsiz gelişme, sadece toplumların tarihsel gelişiminde değil, aynı zamanda canlıların evriminde de gözlenen bir paterndir. Tarihte eşitsiz gelişim vardır ve bunu kapitalizm/emperyalizm dönemiyle sınırlamamak da gerekir.

***

Bu girizgâhtan sonra, şimdi Guérin'in yazmış olduğu Fransa'da Sınıf Mücadelesi 1793-95 adlı kitaba bakabilir ve onun soyutlamalarına bazı katkılar yapabiliriz. Bir yandan tarihsel olayların zincirlenişi hakkında bilgiler vermek, bir yandansa değerlendirmeler yapmak istiyorum. Guérin'in yazmış olduğu kitapta yer alan BFD hakkındaki bilgileri özetleyecek ve bu bilgileri yorumlamaya çalışacağım.

i. BFD'ne bakıldığında, devrimci adımlar ile karşı-devrimci tehdit arasındaki karşıtlık süreçlerde saptanabilir durumdadır. Bu karşıt yönler, siyaset dolayımıyla/siyasal arenada bir bütünlük oluşturmaktadır. Oluşan bütünlük, devrim döneminin her evresinde farklı durumda bulunan, dinamik dengedeki iktidardır.

ii. Burjuvazi ile sans-culotte'lar arasındaki ilişki

BFD'inde devrim sürecini yöneten ana unsur burjuvaziyken, sürecin sürükleyici kuvvetinde ana unsur, sans-culotte'lardır. Devrimci unsurlardan sans-culotte'lar, devrimin yönetilmesinde minör öğe, burjuvaziyse majör öğedir. Devrim sürecinin enerjisini, yeterli niceliğe sahip kitle olan sans-culotte'lar sağlarken, burjuvazi yasamada bulunur ve yönetim işlevlerinde ağırlığa sahiptir. Devrim sürecinde bu iki sınıfın 1793 yılı sonuna kadarki sürede karşı-devrimci kuvvetlere karşı birlikte etkin olduğu görülmektedir.

“Burjuvazinin, çıplak kolluların yardımı olmaksızın eski feodal, dini esaslara dayanan mutlakiyetçi rejime son verecek yetenekte olmadığı açıktı. Böyle bir şeyi tek başlarına yapabilecek sayısal ve fiziksel güçleri yoktu (...)

“Paris'li sans-culotte'lar 14 Temmuz 1789'da Bastille'i ele geçirmiş olmasalardı, Ulusal Meclis'in ayaklanması kralcıların süngüleriyle bastırılacaktı. Çıplak kollular 5 Ekim günü Versailles'a yürüyüp Meclis'i zorlamış olmasalardı, İnsan Hakları Bildirgesi asla onaylanmayacaktı. Kırsal bölgelerden gelen karşı konulması imkansız baskı olmaksızın Meclis, 4 Ağustos 1789 gecesi feodal mülkiyet haklarına – yine de ürkekçe – saldırmaya cesaret edemeyecekti. 10 Ağustos 1792'de güçlü bir kitle hareketi oluşmasaydı, feodallerin alacaklarının tazminat ödemeksizin kamulaştırılması yasası asla çıkarılamayacaktı ve burjuvazi, cumhuriyet ya da genel oy hakkı gibi konularda duraksayacaktı.”[5]

Devrimci olan bu iki sınıfın devrim sürecinde birlikte oluşturduğu sonuçlar, genellikle etkinliklerinin aritmetik toplamı değildir; aralarındaki etkileşim aditif/sumatif özellik taşımaz. Bu sınıfların etkinliklerinin ortaklaşması, tek başlarına kendilerinin yapamayacakları sonuçlar ya da kendi başlarına yapabildiklerinin toplamının üzerinde etkiler doğurmuştur. Devrim sürecinde aralarındaki etkileşimin çoğunlukla “sinergistik” ya da birinin etkinliğinin, diğerinin etkinliğini “potansiyelize edici” nitelikte olduğu gözlenmektedir.

iii. Devrimin ilerlemesiyle 1792 başından itibaren burjuvazi ile çıplak kollular (sans-culotte'lar) arasındaki mücadelenin ilk belirtileri gözlenir. Fransa'nın geri bölgelerinde feodalizm ve dinsel fanatizm henüz kontrol altına alınmamışken, Paris'te ve diğer bazı kent merkezlerinde, tiers état'ın iki fraksiyonu olan burjuvaziyle sans-culotte'lar (çıplak kollular, bras nus) arasındaki “sınıf mücadelesi” 1793-95 arasında belirginleşir.[6] Artık iki sınıf arasında bir çelişkinin oluştuğu görülmektedir. Çelişkinin kutupları olan iki sınıfın varlığı daha önce de açıkken, sans-culotte kitlenin yönetim/iktidar organları oluşturmasıyla burjuva kutbun özelliğini kendi bünyesinde barındırmaya başlaması ve aynı zamanda burjuvazinin merkezi iktidarını güçlendirirken, devrimci karakterinden artık sans-culotte kitlenin hareketlenmesini dışlamaya başlaması, çelişkinin oluşması olarak değerlendirilebilir.[7] Burjuvaziyle sans-culotte'lar arasındaki sınıf mücadelesi bu evrede, spesifik bir karşıtlık, yani bir çelişki oluşturmaktadır. Bu çelişki siyaset alanında ortaya çıkmakta ve dolayımlanmakta, devrim sürecinin sonuna doğru sans-culotte'ların örgütlenmelerinin feshedilmesine ve hareketlenmelerinin tümüyle bastırılmasına ulaşılmasıyla geçici olarak ortadan kalkmaktadır.

iv. İktidar organları

Sans-culotte'lar, burjuva parlamentarizminin yanı başında beliren yeni iktidar organları oluştururlar: Şubeler, komünler, halk dernekleri, devrimci milis. Bunlar halkın keşfettiği yeni politik iktidar biçimleridir. BFD'nde kitleler, geçmişte var olan kurumları yeni içeriklerle donatarak kullanmıştır. Örneğin Paris Komünü'nün kökeni 11. yüzyıla kadar uzanmaktadır.[8]

Sosyalist devrimde de, yeni bir iktidar oluşturulurken, geçmişten devralınan bazı kurumlar tasfiye edilir, fakat bazı kurumlar yeni içerikleriyle, yapılanması değiştirilerek kullanılır. Bundan önceyse, başarılı bir devrim süreci için gerekli olan şey, burjuva merkezi iktidar aygıtlarının dağılması, etkisizleşmesi ve sonuçta devrimci hareketin bileşeni olmasıdır. Bu soyutlamayı (“parçalanma”) Marx, 1848-49 Fransa devrimini inceleyerek yapmıştır. Devrim süreçlerinde toplumsal örgütlenmelere ve iktidar organlarına bakıldığında, bu kurumlar için bir “süreklilik ve kopuş” paterninden bahsedilebilir.

Başka bir devrim olgusu ise ikili iktidardır. Devrimin eşiğinde, Temmuz 1789'da, ikili iktidar, kral ile Ulusal Meclis arasında olduğu kadar, Ulusal Meclis'le Paris Komünü arasında da bulunmaktadır. 10 Ağustos 1792 ayaklanmasında toplantı halindeki şubeler, yasal komünden yönetimi alıp, devrimci bir komün kurduklarında, bu komün burjuva meclisin karşısına halkın iradesini temsil eden bir organ olarak çıkmıştır. Birkaç hafta süren bu ikili iktidar durumunda kaybeden komün olmuştur. 31 Mart 1793'te devrimci bir komün kendini tekrar, yasal komünün yerine geçirir; bu sefer hem Konvansiyon'a hem de onun Kamu Selameti Komitesi'ne karşı yeni bir iktidar olarak belirmiştir. Resmi iktidar, isyancı bu komünü ömrü bir sabah olacak kadar bir çabuklukla ezmiştir. Kasım 1793'te kitlelerin iktidarı olan Komün, ülkeyi Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasına sürüklemiş, Meclis'te Akla Tapınmayı dayatmıştır. Bunun üzerine burjuvazi 4 Aralık yasasıyla Komünü merkezi iktidar karşısında ikincil duruma düşürmüştür. Şubat-Mart 1794'te iki iktidar arasındaki mücadele yeniden gözlenir. Şubelerin bir merkez komite içerisinde örgütlenen halk derneklerinin, Hebertist'lerin düşüşünden ve Robespierre'in düşüşünden önce giriştiği iki ayrı hükümet darbesi, merkezi iktidar tarafından ezilmiştir.[9]

Toplumsal olayların akışı içerisinde inhibisyon, kontrol altına alma, etkisini sınırlama, baskılama, bastırma/ezme şeklinde gözlenmektedir. Bir toplumsal hareketlenme, kıpırdanış, örgütlenme, başka bir güç tarafından, örneğin merkezi iktidar tarafından inhibe edildiğinde, onun oluşturacağı etkileri azaltmakta ya da yok etmektedir. 1793 sonuna kadar olan sürede iki iktidar örgütlenmesi arasındaki ilişki, burjuva iktidarın, kitlelerin iktidar örgütlenmelerini inhibe etmesi şeklinde gerçekleşir. Fakat bu tarihten sonra çelişkinin iki kutbundan biri olan burjuva merkezi iktidar artık baskın duruma gelmiş olur.

1793 sonları-94 yılı, devrim sürecinin platoya ulaşması anlamına gelmektedir. Aralık 1793-Şubat 1794 arasında burjuva iktidarı adım adım güçlendirilirken, halk iktidarının organları (komünler ve halk dernekleri) güçsüzleştirilir. Karşı-devrimcilere dönük tavırda gevşeme ve devrimci kitle hareketine karşı konumlanış bu evrede başlamıştır. Enragé'lerin tasfiyesi bu evrede görülür. Mart 1794'ten itibarense, açık bir gericilik evresine girilir. Bu evrede burjuva devlet aygıtı, artık bir burjuva diktatörlüğü olarak yapılandırılmış durumdadır; kitle hareketini kontrol altına almaktan öteye gidilerek, baskı ve terör kitlelere yöneltilmiştir. Hébertist'lerin tasfiyesi, bu evrenin başında olmuştur. Görüldüğü gibi, 1793 sonundan itibaren burjuvaziyle sans-culotte'lar arasındaki sınıfsal çelişki, burjuva iktidarın güçlendiği bir dengeye ulaşmaktadır. Bir benzetme yapılırsa, iktidarın eşit kollu terazisinde, burjuva sınıf gücü, kitlelerin gücüne karşı ağır gelmektedir.

Bu süreçte olayların gelişimi şu şekildedir. 4 Aralık 1793 yasasıyla ulusal temsilciler adı verilen yerel temsilciler, merkezi iktidarın temsilcileri haline getirilir. Devrim komiteleri, merkezi hükümetin denetimi altına alınır. Komünler, halk dernekleri ve devrim komitelerinin, birden fazla idari bölge ya da yerel yönetimi kapsayacak şekilde merkezi toplantılar ve kongreler yapması yasaklanır. Önceden belirlenen piyade sayısına ulaşmasına izin verilmeyen Devrimci Milis de dağıtılır. Paris'teki yegane silahlı örgüt olan Ulusal Muhafız Teşkilatı üzerinde denetimi olan Komün zayıflatıldığından, Kamu Selameti Komitesinin gücü artar. Kamu Selameti Komitesine alternatif ikinci bir merkezi iktidar organı olan Yürütme Konseyi, 22 Aralık'ta hükümet olmaktan çıkarılır. Hebertist'lerin elinde olan Yürütme Konseyi artık Kamu Selameti Komitesi'nin aldığı kararları uygulamakla yükümlü tutulur. Yürütme Konseyi, Hebertist'lerin tasfiyesinden sonra tamamen feshedilir. Karşı-devrime engel olmak için geçici bir önlem olarak oluşturulmuş görevli milletvekilleri, yetkilerini giderek ulusal temcilciler lehine yitirirler. Kendi yetkilerine dayanarak vergi toplamaları, devrim mahkemelerini diledikleri şekilde kullanmaları, ölüm cezası vermeleri, herhangi bir malı resmi olarak celp etmeleri, devrimci milis toplamaları yasaklanır. Ayrıca radikal milletvekillerinin denetlenmesi amacıyla, onların başında durup yaptıklarına göz kulak olması için merkezi iktidarın özel görevlileri yanlarına gönderilir.  Halk dernekleri, Eylül 1793'ten sonra Paris'li sans-culotte'ların faaliyetlerinin merkezidir. Şubelerde kadınların konuşmasına veya oy kullanmalarına izin verilmezken, şubelerin en aktif unsurlarını bünyesinde toplayan halk derneklerinde, kadınların kamu yaşamına erkeklerle eşit biçimde katılımı bulunmaktadır. Montagnard burjuvazi Hebertist'lerin tasfiyesinin ardından, şubelerin halk derneklerini ve onların merkez komitelerini Jakoben Kulübü'yle çatışma durumuna sokar, Jakoben kulübe şube derneklerinden delegelerin kabul edilmemesi kararı alınır (15 Mayıs 1794), şubelerde binlerce insan tutuklanır ve sonuçta Paris'teki tüm halk dernekleri kendilerini feshederken (15-22 Mayıs 1794), eyelatlerde varlıklarını sürdürenlerinse etkinlikleri büyük ölçüde azalır. Paris Komünü ile Konvansiyon arasındaki ikilik de, Hebertist'lerin idamının ardından kaldırılır. 24 Mart-3 Haziran 1794 arasındaki sürede Komün'de tasfiye ve yeni atamalar yapılarak bu kurum, merkezi hükümete bağlanmış olur. Devrimci milisin fiilen dağıtılması 27 Mart 1794 tarihinde gerçekleşir. Daha sonra 3. yıl anayasasının (1795) yürürlüğe konması, iktidarın merkezileştirilmesinde ikinci bir aşamayı başlatacaktır.[10]

Bu noktada, karşılaştırma yapılabilmesi için kısaca, sosyalist devrim döneminde iktidarın örgütlenme biçimine de değinelim. Devrim sürecinde sosyalist iktidarın, merkezi güçlü bir iktidar olarak örgütlenmesi, hızlı kararlar alması ve karşı-devrimi önlemesi açısından zorunludur. Eski burjuva devlet aygıtının parçalanması ve yerine yenisinin kurulması, devrim sürecinde gerçekleşir. Yapılandırılan bu yeni aygıt, siyasi devrim sürecinin devleti, “geçiş dönemi”nin proletarya diktatörlüğüdür. Buradan toplumsal devrim dönemi olan sosyalizmin ve sosyalist demokrasinin inşasına geçilir. Merkezi ve yerel iktidar organlarının kaynaşması, iktidarın toplumun dokusundaki örgütlerle birleşmesi süreci, devletin sönümlenmesidir. Bu dönem boyunca devlet, giderek toplumsal örgütlenmelerle özdeşleşir, onlar arasında erir ve onlarla kaynaşır.

iv. Eşitsiz gelişme kuralı

Gelişmenin örüntülerinden biri, eşitsiz gelişme kuralıdır:

“Toplumun bütünü aynı anda aynı evrim aşamasına ulaşmaz; bunu açıklayan şey, mülkiyet biçimlerinin ve üretim araçlarının eşitsiz gelişmesidir.”[11]

Kapitalist üretim tarzına geçilirken ve geçildikten sonra, eşitsiz gelişmenin mekânsal ve morfolojik belirtileri bulunmaktadır. Eşitsiz gelişme, diyakronik bir olgudur. Senkronik bir panoromada şu görünümler bulunmaktadır: BFD sırasında sanayi ve ticaret kentlerde gelişmektedir ve bu durum kentleri geliştirmektedir. Paris'te ve diğer bazı kentlerde sermaye birikim süreçleriyle birlikte sansculotte'lar sınıf mücadelesinin içerisine çekilmekte, ezilenler yeni bilgilerle çalışmayı öğrenmekte, ayrıca bilinçlerinde de değişim gözlenmektedir. Fransa genelinde nüfusun demografik dağılımı heterojen bir görünümdedir. Kapitalist üretim ilişkilerinin kentlerdeki eşitsiz gelişimi, kentlerde nüfus yoğunlaşmasını ve ülke genelinde demografik heterojeniteyi oluşturmaktadır. Kentler ile kırsal yöreler arasında ilerlemenin farklı evrelerine ait olan çalışma ve yaşam koşulları, bilgi/teknik düzey ve bilinçlilik durumları gözlenmektedir. Bunlar senkronik olarak, bu parametreler için saptanabilir bir pleomorfizm oluşturmaktadır.

v. Din/Kilise karşıtı mücadele

Devrim öncesinde, 18. yüzyılda, burjuvazinin ideologları, din karşısındaki tutumlarına göre iki ana kampa ayrılır: Materyalistler ve deistler.

Materyalistler ahlakı dinden ayırmaya uğraşmış, dinin ahlakın temeli olarak kabul edilmesini, insanlık için küçük düşürücü bir şey olarak görmüştür. Tanrının yerine aklı koyan materyalistler, aklı ve insan düşüncesini, ahlak anlayışlarının temeli haline getirmişlerdir. 18. yüzyılın deistleriyse, tanrının yerine aklın konmasını benimsememiş, rahiplerin gereksiz, fakat dinin vazgeçilmez olduğunu düşünmüştür. Deistler kiliseye karşı savaş açılmasını savunsalar da, kitleler için dinin gerekli olduğunu benimsemişlerdir.[12]

Materyalistlerin ve deistlerin fikirleri, burjuva sınıfın ve halkın ideologlarının mutlakiyetçiliğe/eski rejime karşı geliştirdikleri ideolojik mücadelenin bileşenidir. Burjuvazinin ve sans-culatte’ların oluşturduğu toplumsal gerçeklik, düşünsel düzlemde yansımasını oluşturmuştur. Belirleyici olan, fikirleri belirleyen toplumsal gerçekliktir. Fakat şu da görülmelidir: Bu iki ideolojik yaklaşım, devrim sürecinde kitlelere veya politik figürlere yön verir, onların eyleme geçişini başlatır (refleksivite). BFD'nde din karşıtı/kilise karşıtı mücadele, devrimci mücadelenin bütünü içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.

1789 öncesinde burjuvazi, iktisadi açıdan belli bir gelişme düzeyine ulaşmıştır; buna koşut olarak birçok burjuva, soyluluk unvanları almıştır ve feodal mülklerden gelir elde etmektedir. Devrim öncesinde burjuvazi, çalışan sınıftan sağlanan karları, aristokrasi, kilise ve monarşiyle birlikte paylaşmaktadır.[13] Sans-culotte'ların hareketlenmesi, feodal ayrıcalıkların tasfiyesi ve burjuvazinin bir sınıf olarak gelişimi önündeki engellerin kaldırılması açısından tarihsel bir olanak sunmuştur.

Eski rejim (ancien regime)'e karşı gelişen mücadele sürecinde, cumhuriyet ve genel oy hakkı düşüncesi; insan hakları kavramlaştırması; ezilmenin (sömürü değil!) yerine geçirilen, herkes için geçerli, eşitlik ve özgürlük düşüncesi; akıl dini/Hıristiyanlıktan vazgeçirme fikri; feodallerin ve ruhbanların mülkiyet haklarına saldırı fikri; mülkiyetin bölüşülmesi düşüncesi gibi düşüncelerin, sınıflar arasındaki mücadeleden doğduğu ve bu mücadelenin seyrine göre gelişim gösterdiği, içerikte başkalaştığı ya da sonradan terk edildiği gözlenmektedir. Burjuvazi, eski rejim ve karşı-devrimcilerle girişilen sınıf mücadelelerinin yoğunluğu ve ezilen sınıfla birlikte hareket etmesi sayesinde, iktidarını sağlamlaştırırken içeriğini değiştireceği ya da terk edeceği düşünceleri, devrim sürecinde onaylamıştır.

Sans-culotte'ların kiliseye karşı düşmanlıkları, rahiplerin skandalları, yolsuzlukları, aristokrasi ve krallıkla suç ortaklıkları, yetki ve nüfuz ticareti, libertin (sefih, zevk ve eğlenceye düşkün) yaşamlarından kaynaklanmaktadır. Burjuvazinin kiliseden duyduğu nefretin kökenindeyse, onun monarşinin ve feodalizmin en baş savunucularından biri olması yatmaktadır. Kilisenin mal varlıkları burjuvazinin gözünü kamaştırmaktadır.[14] Bu devrimci sınıfların bilincini belirleyen, onların diğer toplumsal kesimlerle ilişkileri içerisindeki toplumsal varlıklarıdır (belirlenim).

12 Temmuz 1790 tarihli Sivil Ruhbanlık Yasası'yla, katoliklik ayrıcalıklı bir din haline getirilmiştir. Devlet tarafından atanan ve bağlılık yemini eden rahiplere hizmetlerinin karşılığı olarak ödeme yapılmış, kilise ve bağlı kurumların kullanımındaki para kısılmış, bu yapıların işleyişi basitleştirilmiş ve ucuz bir devlet dini kurulmaya çalışılmıştır. Fakat Vatikan, rahipleri ant içmeyi reddetmeleri yönünde kışkırttığı ve devrimi sabote etmek amacıyla örgütlemeye başladığı için, burjuvazi, daha ileri gitmek zorunda kalmıştır. 20 Eylül 1792'de Meclis, doğum, evlilik ve ölüm kayıtlarının tutulmasını kilisenin elinden alıp, devlete verilmesini karara bağlamıştır. 1 Haziran 1792'de Paris'te dini gösteri yürüyüşleri yasaklanmıştır. Böylelikle din yavaş yavaş kamu hayatından özel hayata doğru itilir.[15]

1793'ün Ekim ayına gelindiğinde durum şu şekildedir: Eski rejim'den kalan kiliseye kısmen dokunulmuşsa da, devrim bu alanda tümüyle ileriye atılmamış durumdadır. Sans-culotte'lar burjuvazinin zenginleşmesinden rahtsızlık duysa da, bir sınıf olarak onun yönlendirmesi altında bulunur ve bağımsız bir politik hareket oluşturmaz. Kiliseye karşı duydukları nefret canlılığını korumaktadır. Burjuvaziyle birlikte uyguladığı önlemler, yiyecek ikmali sorununu bir ölçüde hafifletmiştir. Bu koşullar altında sans-culotte'lar, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasına (Ekim 1793'te başlatılır) aktif biçimde katılırlar.[16]

Kampanya kapsamında dini kitaplar ve tasvirler yakılır, papazlar evlendirilir, gösterilerde kiliseyle alay eden davranışlar sergilenir. Eski ibadet biçimlerinin yerine Akıl'a tapınma geçirilir. Rahipler görevden ayrılmaya zorlanır. Paris'teki şubeler, kiliseleri kapatır ya da başka amaçlarla kullanmaya başlar. Devrimci komitelerdeki sans-culotte'lar rahipleri hapse atar, ayin yapmalarını imkânsız hale getirir. Eyaletler, Paris örneğini izleyerek, kiliseleri kapatırlar, dans salonu haline getirme ve yağmalayıp ateşe verme dahi gözlenir. Her yerde rahiplere baskı uygulanır. Kiliseler toplantıların yapıldığı Akıl Tapınakları olurken, dini ayinlerin yerini festivaller alır. Bu arada, pazar ayinlerinin yerine décadi'nin (7 günde bir yerine 10 günde bir yapılan tatil) geçirilmesinden de bahsedilmelidir. Fakat bu girişim, silah sanayinde çalışan işçilerin direnişine yol açar ve ceza önlemleri dahi kabul edilmesini sağlayamaz. Köylülerin rahiplere sırtını döndüğü gözlense de,[17] kırsal kesimde pazar ayinlerinin yeri doldurulamaz. Kilise karşıtı önlemler arasında burjuvazi, çocukların ilkokula kaydedilmelerini de getirir ve öğretmenlere maaş bağlar.[18] Görüldüğü gibi burjuvazi kendi sınıf çıkarlarının itkisiyle ve iktidarını sağlamlaştırmak için, düzenlemeler yapmaktadır.

Tablonun geneline bakıldığında, artık din/ibadet özgürlüğünün ötesine geçildiği görülmektedir. Sans-culotte'lar, burjuvazinin siyasal programının içerdiği din özgürlüğünün ötesine geçmişlerse de, özel mülkiyete dokunmayan bir burjuva devrim sürecinin içerisinde, bunun kalıcılaşamayacağı/kalıcılaşmadığı görülmektedir. Kitlelerin tanrıya duyduğu ihtiyacı yaratan koşullar burjuva devrim sürecinin bu evresinde de değiştirilmediğinden, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyası geçici olmuştur ve sosyalist bakış açısından köktenci sayılamaz (burjuvazinin görüş açısından, düzeni tehdit edicidir).

Burjuvazinin özellikle kilise ve aristokrasinin topraklarına el koyan kesimi (temsilcileri Montagnard'lar), kilisenin karşı-devrimin zaferiyle gelebilecek intikamından ve ele geçirdiği mülklerin iadesi tehlikesinden korktuğundan, din karşıtı tutumunda görece daha ilerici bir konumdadır. Fakat aynı zamanda burjuvazi, kiliseyi düzen sağlayıcı bir kurum olarak yeni rejime eklemlemeye de çalışmaktadır. Burada süreklilik (eski rejimde olduğu gibi kiliseden yararlanmak) ve kopuş (eski rejimin bir unsuru olan kilisenin iktisadi ve sosyal iktidarını kırmak) paterni gözlenir. Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyası yerini 1793 sonundan itibaren, Rousseaucu, deist Robespierre'in Üstün Varlık Dini oluşturma çabasına bırakmıştır. Burjuvazi, halkın Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyası çerçevesinde hareketlenmesinden ürkmüştür. 1793 sonundan itibaren dinin, burjuva düzenin korunması için gerekli olduğu görüşü egemen fikir olmuştur.[19] Burjuvazinin kilise karşısındaki tutumundaki bu kırılma, onun kendi çıkarları ve düzen anlayışındaki süreklilikle birlikte değerlendirildiğinde tutarlı olmakta ve anlam kazanmaktadır. Burjuvazi iktidarını kurarken, özünde din karşıtı değil, kilise iktidarına karşıdır.

vi. Devrim sürecinin katalizörü olarak savaş

BFD'nde burjuvazi iktidardayken Mart 1792'de Avusturya'ya ve bundan dokuz ay sonra, 1 Şubat 1793'te Hollanda ile İngiltere'ye karşı açılan savaşın devrim sürecine etkisi ne olmuştur?..

Fransa ile İngiltere arasında 18. yüzyıl boyunca gittikçe artan bir ticari rekabetin ve sömürge rekabetinin olduğu, Hollanda'nın aralarında ana çatışma konularından birini oluşturduğu, Fransa'nın 1763'te imzalanan Paris Antlaşmasıyla Hindistan üzerindeki tüm politik iddialarından vazgeçmeye başladığı, İngiltere'nin Fransa'nın Hindistan'daki son ticari üslerini Ağustos 1793 tarihinde ele geçirdiği, Fransa'nın sömürgesi Antiller'e  (Batı Hint Adaları'na) İngiltere'nin göz dikmiş olduğu[20] göz önünde tutulursa, İngiltere'yle girişilen savaşın nedenleri anlaşılır olmaktadır. Bunlara 1760'dan itibaren başlayan sanayi devrimiyle İngiltere'nin dünyaya ucuz mal ihracı yapan büyük bir fabrika haline gelmesine karşın, Fransa'da sanayi devriminin 1789 yılı civarında başlamasının sonucu olarak, Fransa sanayisinin hem dış pazarlarda hem de iç pazarda İngiltere'nin rekabetine karşı direnemez duruma düşmesi de eklenmelidir. Fransa'da cumhuriyetin zafer kazanması, İngiltere'nin Fransa pazarını tümden kaybetmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca 1791 sonunda Santo Domingo'da siyahların başkaldırması, Fransa'nın sömürgesi Antiller'le ticaretini ağır biçimde etkiler. Bu durum yayılmacı bir savaşın başlatılmasını teşvik eder. Soyluların mülksüzleştirilmeleri, ipek sanayi gibi lüks mal üretimini olumsuz biçimde etkiler ve 1792 yazında sanayi krizin ilk belirtileri görülür ki bu da, iktisadi bir canlanma için savaşa davetiye çıkarır.[21]

Savaşın getirdiği sonuçlarsa şunlardır:

“Burjuvazi ve çıplak kollular arasındaki farklılaşma sürecini hızlandırdı. Burjuvazi yalnızca, kendisine getireceği kardan ötürü yürütmüş olduğu bir savaşın maliyetini yüklenmeye hazır değildi; bu yüzden askeri harcamaların ağır yükünü halkın sırtına bindirdi. Çare olarak denetimsiz bir enflasyona başvurdu, böylece hayat pahalılığının müthiş bir hızla artmasına ve yoksulların daha da yoksullaşmalarına yol açtı.”[22]

Savaş, burjuvaziyle çıplak kollular arasındaki çıkar farklarını belirginleştirip, aralarındaki çatışmaları artırmanın yanı sıra, sans-culotte kitlenin hareketliliğindeki artışı da sağlamıştır. İki kez tadılan yenilgi ve püskürtülmeden sonra devrim tehdit edildiğinden, sans-culotte'lar savaşı artık var güçleriyle desteklemeye başlar. Jirondenler, ticaret burjuvazisinin ve tüketim malları üreten kapitalistlerin temsilcileri olarak savaşı ilan ettiklerinde, Belçika ve Hollanda'yı fethetmek amacındalar, İngiltere'yle rekabet içerisindeler ve sanayi devrimini yaklaşık olarak 30 yıl sonra gerçekleştirmiş bir ülke olan Fransa'nın bu ülke karşısında üstünlük elde etmesini istiyorlar. Fakat yenilgi çanları çalmaya başlayınca burjuvazinin bu fraksiyonu yenilgici bir tutum alır ve devrimin, devrimci savaşın savunucusu emekçi kitlelerden duyduğu korku, onları karşı-devrimcilerle aynı konuma sürükler. Kilisenin, aristokrasinin ve devrimden kaçanların mallarına el konulup açık artırmayla satılması yoluyla kazanılmış topraklar ile savaşın iaşesi işleriyle uğraşan Montagnard (Dağ) burjuvazisiyse, Fransa işgal edilme tehdidiyle karşılaştığında, sans-culotte'ların devrimi savunmak için hareketlenmesini, kendi çıkarları doğrultusunda, savaşın yayılması yolunda kullanır. Fransa'nın işgal edilip, devrimin kazanımlarını tehdit etmesi nedeniyle, bu evrede savaşın, geçici süreliğine devrimin savunulması için verilen bir savaşa dönüştüğü gözlenir. Sonuçta, 9 Thermidor (27 Temmuz 1794)'un hemen öncesinde Belçika'nın yeniden fethi hemen hemen tamamlanır ki savaş, artık bu tarihe gelindiğinde bir fetih savaşına dönüşmüştür. Mart 1794'e kadarki sürede, sans-culotte'larla Montagnard burjuvazi arasında işgale ve karşı-devrime karşı oluşan işbirliği, sinerjistik çalışma sürer. Fakat bir yandan da, burjuvaziyle çıplak kollular arasında 1792'nin ilk aylarında beliren sınıf mücadelesi, 1793'ün başından itibaren belirginleşerek devam eder. Savaş, bu iki sınıf arasındaki çelişkiyi oluşturan sınıf mücadelesinin başlatıcısıdır (karşıtların birliği ve mücadelesi).

I. Dünya Savaşı'nın 1917 Ekim Devrimi'ne giden sürecin katalizörü olduğu, Kurtuluş Savaşı'nın devrim sürecine kitle hareketinin katılmasını sağlayıp Türkiye burjuva devrim sürecini hızlandırdığı bilinmektedir. BFD'inde de, savaşın devrim sürecini hızlandırdığı söylenebilir. Savaşan ülkelerin burjuvazileri arasındaki karşıtlığa bakıldığında, daha gelişkin olanların karşı-devrim eğiliminin yanında, devrimci iktidarın karşısında konumlandığı gözlenmektedir. Bu durum (gericilik), onların maddi/sınıfsal çıkarlarıyla koşullanır.

Toparlayalım. Savaş, eski rejimin tasfiyesini hızlandırmıştır. Çünkü savaşın maliyeti kısmen ruhbanların, aristokrasinin ve devrimden kaçanların mülklerine el konulması ve satılmasıyla sağlanmıştır. Savaşın maliyetinin bir bölümüyse enflasyona başvurularak halkın cebinden karşılanmıştır. Bu işlemin sonucunda oluşan hayat pahalılığı, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki hızlı artış, bu maddelerin darlığı ve yoksulluktaki artış, sans-culotte kitlelerin burjuvaziden ayrışmasına ve kendi hareketlenmeleriyle devrimi daha ileriye götürmesine yol açmıştır. Devrimin düşman orduları tarafından yenilgiye uğratılması tehlikesi oluştuğunda sans-culotte'ların devrimi savunmak için tutkuyla savaşa katılmaları gözlendiğinden, devrim süreci de savaşı beslemiştir.  Savaş ve devrim birbirini pozitif olarak beslemiş, birbirlerini güçlendirmiş/amplifiye etmiştir.

vii. Devrimci yükselişin durması

I. bölümde, sans-culotte'lar hareketsiz, burjuvazi eski rejimin nimetlerinden yararlanıyor. Eski düzen kararlı.

II. bölüm, devrim sürecidir. Eski rejime karşı burjuvazi ve sans-culotte'lar ortaklaşa mücadele içerisinde (sinerji, potansiyasyon ve sumasyon, devrim döneminde burjuvazi ile sans-culotte'lar arasında çelişki/sınıf mücadelesi oluşuyor).

III. Bölümde burjuvazi tutuculaşıp gericileşiyor ve sans-culotte'ların hareketinin karşısında konumlanıyor; devrimin yükselişi duruyor. Merkezi iktidar güçlendiriliyor.

Devrimler, süreçler bütünüdür. Devrim döneminin farklı birçok evresi ve momenti/kesiti bulunur. Her bir kesitte, devrimin akışının genel “eğilimi”, devrim eğrisinin “eğimi” saptanabilir durumdadır. BFD'nde I ve III. Bölümlerde, yani eski rejim kararlıyken ya da yeni rejim kurulurken, grafiğin eğimi 0'a yaklaşır; devrim sürecinde eğimi 0-Sonsuz arasında bazen azalan bazen artan, fakat genel olarak bakıldığında “yükselerek ilerleyen” bir eğri gözlenir.

Devrimci yükselişin durması, 1793 Kasım ayı sonunda gerçekleşir. Bu tarihte Robespierre, Danton ile uzlaşır ve her ikisi birlikte karşı-devrimcilere “hoşgörü” politikasını başlatırlar. Aynı tarihte Robespierre, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasını açanlara savaş ilan eder.[23] Bunu biraz daha açalım...

Devrimin geriye çekilişi, “federalizm” denilen hareketin Ekim ayı içerisinde her yerde yenilgiye uğratılmış olmasıyla ve savaşta kazanılan zaferlerle ilişkilidir. Devrimci süreç boyunca savaşta kazanılan başarılar, burjuvazinin sans-culotte'lara duyduğu ihtiyacı azaltmakta; yenilgilerse, devrimin ve ülkenin savunulmasına sans-culotte'ların katılımını artırmaktadır. Sans-culotte'ların enerjisi hem savaşta, hem de devrim sürecinde kullanılmaktadır.[24] Burjuvazinin, eski rejimin topraklarını satın almış ve savaş için gerekli malzemeleri sağlayıp zenginleşmiş kesimi 1793 sonbaharına gelindiğinde, artık mali ve ekonomik önlemlerin son bulması ve savaşın bitmesi gerektiğini düşünmektedir. Danton, bu düşüncelerin baş savunucusu olarak sahnede belirir. Robespierre, Danton'la anlaşır ve birlikte, ülke içinde karşı-devrimcilerle uzlaşma girişimleriyle, ülke dışında düşmanla uzlaşma girişimlerine başlarlar.[25] Danton'la yaptığı ittifakla güçlenen Robespierre, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyacılarına karşı savaş açar. Sans-culotte kitle hareketlenmesine liderlik yapan Hebertist'ler tutuklanıp, idam edilir. Kitle hareketi, burjuvazinin kiliseye karşı istediği bir hareket olmaktan çıkmış, din karşıtlığına bürünmüştür. Toplumsal düzen tehlike içine düşmüştür. Ayrıca bu kampanya, İngiltere'nin cumhuriyete daha fazla düşmanca bakmasına yol açmış, İsviçre gibi barış için arabulucu olabilecek tarafsız ülkelerin burjuvazilerinin de, tepkisine neden olmuştur.[26]

Robespierre ile Danton'un düşünceleri, burjuva sınıfın düşünceleridir ve bu sınıfın çıkarlarıyla belirlenir. Fakat sahip oldukları fikirlerle, olayların seyrine etkileri önemli olmuştur. Olayların seyri değişirken, tavırlarında da değişim gözlenir. Burada bir refleksiviteden bahsedilebilir. Örneğin Robespierre'in “satın alınamaz” ya da “yoldan çıkarılamaz” oluşu, kitlelerin gözünde sahip olduğu prestij gibi özellikler, onu olayların seyrine etkide bulunan bir figür olarak öne çıkarmıştır. Devrim sürecinin belirli bir kesitinde gereksinim duyulan bazı kişisel özelliklerin en fazla onda oluşu, Robespierre'i bir birey olarak etkili bir figür yapar. Fakat politik figürler, olayların seyrine etkide bulunsa da, devrim sürecinin ana eğilimlerini değiştiremezler. Bunun bir örneğini Robespierre'in Konvansiyon'da 26 Temmuz 1794'te etkili bir konuşma yapmış olsa da, idamını 28 Temmuz 1794'te engelleyememesi oluşturur. Bu akıbet, burjuva temsilcilerin kitlelerin hareketinin sağlamış olduğu devrimci korumadan o tarihe gelindiğinde artık yoksun olmalarıyla bağlantılıdır. Başka bir örnek, Montagnard'ların sans-culotte'ların 1793'teki ekonomik taleplerini istemeyerek de olsa benimseyip uygulamaya koymalarıdır.

Devrim sürecinin ilerleyişinin durması, sanılanın aksine 9 Themidor (27 Temmuz 1794) darbesinde Jakobenler'in tasfiyesiyle değil, Hıristiyanlıktan vazgeçirme hareketinden vazgeçilmesiyle gerçekleşir. Din karşıtı mücadele, devrim boyunca, Sisifos'un yokuş yukarı bir kayayı itekleyerek çıkarması gibi ilerlemiş, fakat eğik düzlem zemininde, sömürü ve özel mülkiyet olması nedeniyle tekrar aşağılara doğru yuvarlanmıştır. İradi politikalar, nesnel zeminler üzerinde sonuçlar üretir. Dinin yeniden üretiminin toplumsal zemini ortadan kaldırılmadığı sürece, din karşıtı bir mücadele nihai sonuca ulaştırılamaz. Sans-culotte kitlenin enerjisiyle ileriye doğru yapılan bir atılımın -Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasının- yerini, hareketin baskılanmasıyla dinsel fanatizm alır. Devrim sürecinin ilerlemesini sağlayan kuvvet sans-culotte kitledir. Devrim sürecinde her zaman karşı-devrim bir eğilim olarak bulunur ve itici, ilerletici kuvvet bastırılırsa, kitlelerin enerjisi azalırsa, karşı-devrim eğilimi güçlenir. Burjuva devrim süreçlerinde iki sınıf arasındaki karşıtlık/çelişki, bir süreçler bütününde kendisini ortaya koyar. Farklı uğraklardan geçildikten sonra devrimin yöneticisi ve yönlendiricisi olan burjuvazi, sınıf egemenliğini kurup, iktidarını sağlamlaştırır. Kurulan burjuva diktatörlüğü olarak yeni bir devlet aygıtıdır.

viii. Sans-culotte'lar

Sans-culotte'lar savaş nedeniyle yükselen fiyatların, karşı-devrimci istifçilerin ve spekülatörlerin faaliyetlerinin ürünü olduğunu düşünmüş, bunun doğrudan artan kâğıt para miktarıyla (asinya -assignat-, devrim sırasında tedavüle çıkarılan kâğıt para) ilişkili olduğunu kavrayamamıştır. Yasalarla ve baskı önlemleriyle fiyatları denetlemenin mümkün olacağını düşünen sans-culotte'lar, enflasyonun oluşum mekanizmasını kavramaktan uzaktır. Burada bir sınıfın yaşam ve çalışma pratiklerinin oluşturduğu düşünce ufkunun ötesine geçilememesinin bir örneği görülmektedir. Gündeliklerinin artırılmasından daha çok, temel malların fiyatlarının denetlenmesini istemeleriyse, henüz tam olarak gelişmiş bir proleter kitleyi oluşturmadıklarını anlatmaktadır. Fakat devrim sürecinde bir yandan da, proletaryanın heterojen sans-culotte kitlesinden ayrışmaya başladığı gözlenmektedir. Az sayıda grev olmuşsa da, çıplak kolluların mücadelesi işyerlerine yaslanan bir örgütlenmeyle değil, tüm yurttaşların toplanabildiği şubeler üzerinden yürütülmüştür. Mücadeleleri, Konvansiyon'u/Jakobenleri hayat pahalılığına karşı önlemler almaya zorlamak, bunun için ayaklanmak ya da tüccarları, mallarını ucuza fiyattan satmaya zorlamak şeklindedir.[27]

29 Eylül 1793'te çıkarılan Azami Fiyat ve Ücret Yasası, mallar üzerinde azami fiyat olarak, ücretler içinse azami ödeme şeklinde uygulanır. Fransa'nın farklı yerlerinde uygulamanın sonucunun ne olacağını, güçler ilişkisi belirler. Sans-culotte'ların örgütlü oldukları, mülk sahipleri üzerinde basınç oluşturdukları yerlerde, tüccarlar sıkı denetim altına alınır ve fiyatların denetlendiği hissedilirken, ücretlerin de yasanın öngördüğü düzeyde tutulduğu ya da bu düzeyi aştığı gözlenir. Fakat mülk sahiplerinin yerel yetkililer üzerinde etkin oldukları, sans-culotte'ların örgütlülüklerinin zayıf olduğu yerlerde, yasa, ücretlere sıkı ve ciddi biçimde uygulanırken, imalatçılar ve tüccarlar, fiyat denetim önlemlerini ceza görmeksizin hiçe sayabilmekte, dükkânları malsız bırakabilmektedir.[28] Burada inhibisyon mekanizması gözlenmektedir. Sans-culotte'lar kendilerini olumsuz etkileyen bir işleyişi, örgütlü güçleriyle inhibe etmekte, engellemektedir. Tüccarlar da, sans-culotte'lar da, yerel yetkililer üzerinde etkide bulunmakta, aralarındaki güçler dengesine göre, kompetitif (yarışmacı) bir etki üretimi oluşmaktadır. Sans-culotte'ların etkinliğini inhibe edici (negatif nitelikte) görmemizin nedeni, yasanın olduğu gibi uygulanmasının sonucunun ücretlerin düşürülmesi anlamına gelmesidir:

“Yasa yürürlüğe konduğunda bazı yerlerde ücretler 1790 yılındaki ücretlerin iki, hatta üç misliydi. Ücretlerin 1790 düzeyi artı %50 olarak sabitleştirilmesi, ücretlerin önemli ölçüde düşürülmesi anlamına geliyordu.”[29]

Sans-culotte'lar kendileri için olumsuz sonuç üreten bir işleyişi, örgütlenmeleri iyi ve güçlü olduğu yerlerde engellemiştir.

Savaş ve onun doğurduğu sonuçların önlenmesi sürecinde, burjuvaziyle sans-culotte'lar birlikte etkinlikte bulunmuş, etkinlikleri toplanmış ya da toplamda bundan daha büyük sonuçlar doğurmuştur. Sans-culotte'ların/çıplak kolluların burjuvaziye ve devrim sürecine sunduğu katkı, devrimci enerjinin ayaklanmalarla açığa çıkışı yanı sıra, şu teknik işlerin yapılması örneğinde de görülmektedir: İaşe Komisyonu'nun desteklenmesi, savaş sanayisi kapsamındaki işlerin yapılması, silah üretimine işçi sağlanması, askeri teçhizat depolarının ve diğer inşaat işlerinin yapılması, ayakkabı toplama kampanyasının gerçekleştirilmesi vb...

Mali önlemler ve fiyat denetimi önlemleri, sans-culotte'ların devrimin savunulmasına daha aktif biçimde katılmalarını sağlar. Sans-culotte'ların devrime örgütlü katılımı şu örgütlenmeler üzeriden gerçekleşir: Halk dernekleri, Paris Jakoben Kulübü'nü örnek alıp, onunla sıkı bağlar kuran ve tüm ülke çapında örgütlenen kulüpler, komünlerin ve (şubeleri olan) komünlerin şubelerinin oluşturduğu devrimci komiteler, merkezdeki ve taşradaki devrimci milisler.

Halk dernekleri ve kulüpler, sınırlı bir süre için de olsa, devrime sans-culotte'ların katılımını sağlar. Devrimci komiteler, bulundukları bölgelerde ve semtlerde karşı-devrimcilerin, aristokratların, istifçilerin, spekülatörlerin avlanmasında önemlidir.  Bunlar da kısa bir süreliğine etkin olmuş, daha sonra etkileri kısıtlanmıştır. Silahlandırılmış, mensuplarına ödeme yapılan, üst rütbeli subayları merkezi iktidar tarafından belirlense de, erbaşlarını ve bölük subaylarını kendileri seçen devrimci milisler, etkin bir terör uygulayıp, azami fiyat-ücret yasasını uygularlar. Gittikleri her yerde, karşı-devrimcilere de terör saçarlar. Jakoben iktidar bu örgütün de etkinliğini zamanla kısıp, sonunda onu dağıtır. Devrimci milis 17 Eylül 1793'te kurulur ve 4 Aralık 1793'ten sonra etkinliği kısıtlıdır.[30]

Devrim sürecinde yönetimde bulunan burjuvazi, bahsedilen bu örgütlenmelerden destek görmüş, bu örgütlenmeler burjuva iktidarın etkinliğini potansiyalize etmiştir. Fakat burjuva merkezi iktidar, bu örgütlerin etkinliğini kontrol altında tutmaya çalışmış, bir süre sonraysa onların etkinliklerini kısıtlamaya ve ortadan kaldırmaya başlamıştır. Burjuvazi ile sans-culotte'lar arasındaki karşıtlık/mücadele ve birliktelik/işbirliği, dinamik devrim sürecinin içerisinde gerçekleşen kırılmalar, geçici olarak oluşan denge/kararlılık noktaları ve devinim sürekliliğinin oluşturduğu bütünlük içinde bir arada bulunmaktadır.

ix. Burjuvazi

Devrim boyunca burjuvazinin düşünceleri, sınıfsal çıkarlarıyla, liderlik ettiği devrim sürecinin ve savaşın gereksinimleriyle koşullanır/belirlenir. Burjuvazi, karşı-devrimcilere karşı sans-culotte'larla birlikte hareket etmektedir. Devrimi yönlendiren burjuvazidir.

Bir bütün olarak burjuvazinin, savaş yüzünden oluşan halkın taleplerini onaylamadığı ve bu taleplerden rahatsız olduğu görülür. Fakat kitlesel basınç, burjuvazinin temsilcileri olan Jakobenleri, kitlelerin taleplerini dikkate alıp, bazı önlemler almaya zorlar; onları uyarır/ stimüle eder. Jakobenler, eski rejimi canlandırmaya çalışanlara karşı mücadeleleriyle, sans-culotte kitlenin liderliğini yapmaktadır. Enragé'leri tasfiye ederken, onların sözcülüğünü yaptığı sans-culotte kitlenin taleplerini benimsemişler, onlara taviz vermişlerdir. Devam eden savaş ve devrim süreci (karşı-devrimin canlanma olasılığı), liderlik işlevine sahip Jakoben burjuvazinin, sans-culotte kitlenin desteğini almaya devam etmesini gerektirmektedir. Sans-culotte'lar eski rejimin tasfiyesi için burjuvaziyle birlikte hareket etmekte, fakat çıkarları ve hareketlenmesiyle, burjuvaziye karşıtlık da oluşturmaktadır.  Daha önce belirttiğimiz gibi, burjuvazi ile sans-culotte'lar arasındaki birliktelik ve karşıtlık, bu iki sınıfın arasında bir çelişkinin var olduğu anlamına gelmektedir.

Jirondenler, sans-culotte'lara taviz vermeyip, ülke içinde ve dışında karşı-devrimcilerle aynı safta yer alırken; Jakobenler, savaşın ve devrimin devamı için sans-culotte'lara taviz vermeyi benimser. Bunun nedeni burjuvazinin bu iki fraksiyonu arasındaki çıkar farkıdır. Jirondenler, tüketim malları ticareti ve ihracatıyla uğraşan burjuvazinin temsilcileridir. Dokuma sanayinin belli başlı merkezleri, Lyons ipek tüccarları, sömürgelerle yapılan ticarette uzmanlaşmış toptancılar, Jirondenler'i destekler. Montagnard'larsa, burjuvazinin, enflasyondan, kilise ve aristokrasinin topraklarına el konulup satılmasından, ordunun donatımı ve ikmalinden, silah üretiminden yarar sağlayan kesimini temsil eder. Belçika ve Hollanda fethedilemeyip, iki kez saldırıya geçen Fransa orduları geriye püskürtüldüğünden, devrimin kazanımları tehlike altına girer; 1793'ten sonra İngiltere'nin uyguladığı ablukayla cumhuriyetin uzak pazarlarla ilişkileri güçleşir; yabancı bankalar denizaşırı ticareti felç edecek şekilde Fransa'daki işlerini durdurur; işte bunlar tüketim malları üreten ve ihraç eden burjuvazinin kayıplara uğramasına yol açar. Jironden burjuvazi sınıfsal çıkarlarıyla ilişkili bu nedenlerle, savaşın maliyetini çıplak kolluların üzerinden alıp, kendisine yükleyecek önlemlere (özellikle fiyatların denetimine) karşı çıkar. Elbette Jironden burjuvazinin bir kesimi, ticari faaliyetlerini ve yatırımlarını terk ederek, yeni kar kaynakları bulmaya başladığında, Jirond saflarından Montagnard (Dağ) saflarına geçiş de yapar.[31]

Jirondenlerin savaş konusundaki tutumlarının seyrine bakıldığında, bunun fraksiyonel çıkarlarıyla bağı görülmektedir. Başlangıçta yayılmacı savaş çıkarlarınadır, fakat savaş ilerledikçe, bir savunma savaşına, sans-culotte'ların enerjik biçimde katıldığı bir savaşa dönüştüğünden ve ayrıca Fransa'nın dışarısıyla ticaretini felç eden bir savaş haline geldiğinden, Jirondenler yenilgici, pasifist tutum alırlar. Onlar, burjuvazinin genel çıkarına olan devrimin ilerlemesine, işte bu nedenle ihanet ettiler. Tasfiye edilmeleri, savaşı ve devrimi sürdürmekten çıkarı olan diğer fraksiyonun, Jakobenlerin, sans-culotte'ları kontrollü ve sınırlı bir biçimde harekete geçirmesiyle gerçekleşir (ayaklanma 31 Mayıs'ta olur). Konvansiyon'da burjuvazinin temsilcileri olan 500 civarında bir vekil toplamı, 31 Mayıs 1793'teki ayaklanmaya kadar Jirondenlerle birlikte oy kullanırken, Jirondenlerin tasfiyesinin başlamasıyla birlikte Jakobenlerle birlikte hareket eder. Bunlara “Ova”, “Bataklık” ya da sans-culotte'ların adlandırmasıyla “Bataklığın Kurbağaları” denir. Jakobenler, burjuvaziye savaş karlarını ve eski rejimin el konulan topraklarını sunduklarından, Jirondenlerin arkasında yer alan burjuvazinin konum değiştirmesini ve Jirondenlere sunduğu desteği çekmesini sağlar.[32] Aslında Jirondenlerin tasfiyesi sürüncemelidir ve sert bir biçimde gerçekleşmez; öyle ki bu durum Enragé'lerin öfkelenmelerine yol açar.[33]

Jirondenler neredeyse tüm basını, idari bölgelerdeki tüm yönetimleri ellerinde tutmalarına rağmen, savaş tehlikesiyle yüz yüze gelmeyen idari bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun desteğine, ordu içinde, bakanlıklarda, Paris'te zengin semtlerin şubelerinde ve Ulusal Muhafız Teşkilatı içinde desteğe sahipken,[34] Jakobenlerin siyasi manevrası ve sınırlı bir kitle hareketlenmesiyle, iktidardan düşürülürler.

Sanayi ve ticaret burjuvazisinin temsilcilerinin desteğini alan Jakobenler, onları, sans-culotte'lara taviz vermeye ikna eder. Uygulanan önlemler şunlardır:

1.     Yerel yetkililere zenginlerden vergi alma yetkisi tanınır, Paris'te halka ucuz ekmek sağlanır.

2.     Paranın değer kaybını sınırlamak için para arzının denetim altına alınmasına başvurulur. Dolaşımdaki asinyaların bir kısmı toplanıp yok edilse de, yeni basılanlar daha çok olduğundan, bu önlem etkisiz kalır. Bu nedenle Jakobenler, terör yoluyla asinyaya değer kazandırmaya çalışır. Zenginler, altın, gümüş, elmas ve her türlü mücevherlerini asinya karşılığında devlete vermeye zorlanır. Çıplak kollular, zenginlerin evlerini saklanmış servetleri için arayabilir ve servetlerini saklayanlar ölüm cezasına dahi çarptırılır. Terör sayesinde asinya değer kazanır.

3.     Fiyatlara doğrudan müdahale edilir. Sans-culotte kitlenin basıncıyla, Jakobenler fiyat denetimini uygular. Önce tahıl fiyatları sabitleştirilmeye çalışılır (4 Mayıs 1793 tarihli yasa). Resmi fiyatların üstünde alım satım yapanlar para cezasına çarptırılır ve ürünlere el konulur. Mal sahiplerine ellerindeki tahıl miktarlarını bildirme zorunluluğu getirilir. Belediye yetkilileri arama yapabilir kılınır. Jironden burjuvalar, çiftçiler ve idari bölge yöneticileri, yasayı sabote etmeye çalışır ve başarılı da olurlar. Denetim önlemleri ya kaldırılmalı ya da genelleştirilmelidir. Paris'te 4 Eylül 1793'te ayaklanan sans-culotte'ların basıncıyla, fiyat denetiminin 39 kalem temel ihtiyaç malına getirilmesi kararlaştırılır (29 Eylül 1793). Fakat uygulama merkezileştirilmez ve bu nedenle ilçeler arasında fiyat farkları oluşur. Bazı tüccarlar azami fiyattan satış yapmaktansa dükkânlarını ve imalathanelerini kapatır; mallar dükkânlar yerine karaborsada satılmaya başlanır; bazıları belirlenen fiyatlardan fakat hileli ve karışık mal satar. İstifçilere karşı baskı uygulanır. Sonunda sadece temel ihtiyaç mallarının değil, tüm malların fiyatlarının sabitleştirilmesi kararı verilir. 22 Ekim 1793'te çıkarılan kararnameyle İaşe Komisyonu kurularak, cumhuriyetin her yerinde, her türlü mala yasayla belirlenmiş fiyattan el koyup, dağıtımını yapması konusunda yetkili kılınır. İaşe Komisyonu'nun emrinde olan ve sans-culotte'lardan oluşturulan Devrimci Milis, çiftçiler, istifçiler ve dolandırıcılara baskı uygular. Denetim önlemlerinin tam olarak etkisinin hissedildiği dönem, 1793 yılının Ekim ortası ile Aralık ortası arasındaki zaman olur. Öte yandan tüm mallar için merkezi bir fiyat listesi oluşturulmaya başlanırsa da, tamamlanması 1794 Mart sonunu bulur (bu tarihte fiyat denetimi politikası durmuş olduğundan çok geçtir).[35]

1, 2 ve 3. maddelerde özetlenen önlemler, Jakoben burjuva iktidarıyla sans-culotte kitlenin ve örneğin onun bir örgütlenmesi olan Devrimci Milis'in, koopere çalıştığını göstermektedir. Mali önlem ile fiyatların sabitlenmesi önlemi, tek başına sans-culotte'ların ya da tek başına burjuva iktidarın etkinlikleriyle başarıyla uygulanamaz durumdadır. Burada bir “birlikte çalışma”, yani sinerjik etkileşim bulunmaktadır. Geçici olan, görece kısa bir süreliğine uygulanan bu önlemler, sans-culotte'ların, Jakoben iktidarının etkinliğini “potansiyalize” etmesi sonucu başarılı olmuştur. Savaşın doğurduğu sonuçlar, terörle (baskıyla) ve önlemlerle engellenmiş; savaşın yol açtığı işleyiş bu şekilde frenlenmiştir. Bu durum, savaşın olumsuz yükünü çeken sans-culotte'ların, negatif bir geri-beslemeyi başlatarak, sürecin işleyişi üzerinde frenleyici, düzeltici etkide bulunan yeni bir işleyişin/mekanizmanın yürürlüğe konmasını sağladığını göstermektedir.

x. Enragé'ler (Kudurmuşlar)

Enragé'ler, halka yakın olan ve eğitimleri sayesinde güzel ve etkili konuşabilen kişilerdir. Enragé Jacues Roux, Théophile Leclerc ve Jean Varlet, 1793'te küçük burjuva ve zanaatkârların çoğunlukta olduğu heterojen sans-culotte kitle hareketinin sözcüleri olmuştur. Enragé'ler burjuvaziye karşı gelişen kitle hareketinin liderleri konumundadır; kitle hareketini stimüle etmekte ve burjuvazinin kitle üzerindeki kontrolünü azaltmaktadırlar. Düşünceleri şu şekilde özetlenebilir:

“Kapitalist sömürünün yapısıyla ilgili bazı şeyleri gördüler ve suçladılarsa da, sömürünün iç mekanizmasını tam olarak anlayamadılar ya da ona bir son vermeye çalışmadılar (...) Kağıt paranın değer kaybına uğramasını ve hayat pahalılığının artmasını spekülatörlerin ve istifçilerin oyunlarına yordular. Spekülasyona ve istifçiliğe enflasyonun sebep olduğunu anlamadılar (...) asinya'ların nakit parayla mübadele edilmesinin yasaklanmasını istediler (...) fiyat denetimi uygulanmasını talep ettiler ve darlığın önlenmesi için (bu) malların ihracının yasaklanmasını savundular. Spakülasyon ve istifçiliğe son vermek için Terör uygulanmasını talep ettiler.”[36]

Enragé'lerin bu düşünceleri, küçük burjuva ağırlıklı sans-culotte kitlenin yaşam pratiğinin sınırlarıyla çizilmiştir. Özel mülkiyete değil, istifçilerin ve spekülatörlerin mülkiyetine karşı çıkmalarını bu durum açıklar. Vardıkları en ileri taleplerden biri, Roux'un bir fikri olan halk dükkânlarının kurulmasıdır. Bunun anlamı yalnızca, besin maddelerinin kolektif dağıtımı demektir.[37] Görülmesi gereken soyutlama şudur: Bir sınıfın siyasal temsilcilerinin, sözcülerinin ya da ideologlarının düşünceleri, temsilcisi oldukları sınıfın pratiğinin çizdiği çerçevenin dışına genelde çıkmaz (Marx).[38]

Sans-culotte kitleler, Montagnard'lar, Enragé'lerin taleplerini devralıp uyguladıklarında (mali önlemler, fiyat denetimi), onların peşinden gitmiştir. Enragé'ler politik varlıklarını sans-culotte'lara borçluydular. Burjuvazinin verdiği tavizlerle yatışan sans-culotte kitlenin desteğini kaybettiklerinden, Jakoben iktidar tarafından tasfiye edilmeleri mümkün hale gelir. Jirondenlerle, karşı-devrimcilerle ve savaşılan devletlerle mücadele içerisindeki Jakobenler, Enragé'lerin tasfiye edilmesinin koşulu oluştuğunda, bunda duraksamazlar. Enragé'ler, Jakobenlerin iftiraları ve politika hileleriyle itibarsızlaştırılırlar. Roux intihar ederken, Leclerc gazetesinin yayınına son verip, politik faaliyetten tamamen çekilmek zorunda kalır. Varlet, haftalarca hapiste tutulduktan sonra serbest kaldığında etkisiz hale gelmiş durumdadır. Enragé hareketinin bir ölçüde kadın kolu konumundaki Cumhuriyetin Devrimci Kadınları Derneği'nin talebi de, azami fiyat rejimi ve terördür. Konvansiyon'un 30 Ekim 1793'te kadın kulüplerini ve kadınların halk derneklerini yasaklayan kararı onaylamasıyla birlikte Claire Lacombe'un liderliğini yaptığı bu hareketlenme de tasfiye edilir.[39]

Burjuvazi kitleleri kendi yönlendirmesi altında tutmaya çalışmaktadır. Enragé'ler, sans-culotte kitle üzerindeki bu yönlendirmeyi ve kontrolü azaltan unsurlardır. Tıpkı Hébertist'ler gibi, Enragé'ler de, Jakobenlerin sans-culotte'lar üzerindeki yönlendirme ve yönetme etkinliğini baltaladıklarından, bu politikacılarla Jakobenler arasında birbirini inhibe edici bir çekişme bulunmaktadır. Bu çekişmenin sonucu birincilerin tasfiye edilmesi olmuştur. Tasfiye aslında kalıcı biçimde gerçekleşen inhibisyondur.

xi. Hébertistler

Enragé'lerin tasfiyesiyle boşalan konumu Hébertistler (Hébert, Chaumette, Rossignol, Ronsin vd.) doldurur. Halkı denetim altına alma ve kullanma sanatında uzman olan bu politikacılar, çıplak kolluların temsilcisi değildir. Hebertist'lerin burjuva devrimine hizmet etmeleri, kendi kişisel çıkarlarına dayanır. Olağanüstü bir hükümet olan Kamu Selameti Komitesi devrimci burjuvazinin elindeyken, bakanlardan oluşan Geçici Yürütme Komitesi'nin en önemli bölümünü oluşturan Savaş bakanlığı Hebertist'lerin elindedir. Hebertist'ler yeni anayasanın yürürlüğe konulmasını isterken, Kamu Selameti Komitesi'nin lağvedilmesini ve tüm iktidarı ellerinde toplamayı arzulamaktadır. Burjuvaziyle, devrimci milis, gizli fonlar, savaş malzemesi üretimi konularında rekabet içerisindedirler. Bütün bu konularda kendi çıkarlarını kollama ve burjuvaziye üstünlük sağlama düşüncesiyle tavır alırlar. Fiyat denetim önlemleriyle yatışan sans-culotte kitleyi yeniden harekete geçirip, kendi politik çıkarları için kullanmak isteyen Hébertist'ler, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasını Ekim 1793'te başlatırlar. Kiliseye karşı mücadelenin yeniden başlatılması, burjuvazi tarafından da onaylanır. Çünkü böylelikle, kilise topraklarına el konulması güvence altına alınmış olmakta, devrimin kazanımları pekiştirilmekte, rahiplerden gelen sabotaj tehdidine karşı önlem alınmaktadır. Kampanya, sans-culotte'ların kiliseye karşı besledikleri duygulara da hitap etmektedir. Bu kampanya, çıplak kolluları, hayat pahalılığına karşı giriştikleri mücadeleden ve burjuvazinin yönlendirmesinden saptırabilir ve Hebertist'lere yedeklenmesine yarayabilir görünmektedir.[40]

21 Kasım 1793'te Robespierre, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasına karşı saldırıya geçer. Burjuvazi kitle hareketini kontrol altına almak istemektedir. Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyasıyla aktifleşmiş kitleler, kampanyaya karşı tavır alınınca tümüyle terk etmediği, mal darlığı ve yüksek fiyatları protesto eden çizgisine yönelir. 1793 Aralık sonundan itibaren fiyat denetim önlemlerinin gevşetilmesiyle Paris'in iaşe durumu kötüleşmiştir. Şubat-Mart 1793'e gelindiğinde, fiyat denetim önlemleri durmuş olup, sans-culotte'lar yeniden “ekmek” diye bağırmaktadır. Montagnard burjuvazi, kitlelerin öfkesini kontrol altına almak için, onları harekete geçiren Hébertist liderleri tasfiye etmeye yönelir. 15 Mart 1794'te Hébertist'ler tutuklanır ve 24 Mart'ta idam edilirler. Kendi politik etkinliklerini artırmak amacıyla Hıristiyanlıktan vazgeçirme hareketini başlatan, Jakobenler'le devleti paylaşmakta rekabet içinde olan Hébertist'ler, hareketlenen kitlenin lideri konumunda olduklarından, tasfiye edilirler. Sans-culotte'larla bağları güçlü olmadığından, tasfiyeleri kolaydır.[41]

Hébertist'lerin tasfiyesi (saf dışı edilmesi, kalıcı biçimde inhibisyonu) sonrasında Paris’teki halk derneklerinin feshi, Paris Komünü'nün merkezi iktidara bağlanması, Devrimci Milis'in fiilen ortadan kaldırılması gerçekleşir. Şubelerde tutuklamalar yapılır. Jakoben Kulübü'ne şubelerin delegeleri kabul edilmemeye başlanır ve Kulüp'teki halk derneği üyeleri, dernek üyeliğinden ayrılmaya ya da ihraca zorlanır.[42] Hébertist'lerin tasfiyesi ve ardından yaşananlar, burjuva diktatörlüğü olarak yeni bir devlet aygıtı kuran burjuvazinin, gericileştiğini göstermektedir.

Çelişkinin bir kutbunu oluşturan burjuvazi, merkezi iktidarı kurar ve güçlendirirken, diğer kutup olan sans-culotte kitle hareketlenmesini bastırır ve örgütlenmelerini fesheder. İktidarın bünyesinden minör öğe dışlanmaktadır. Burjuvazi, devrim sürecinde ihtiyaç duyduğu sans-culotte hareketlenmeyi artık baskılamaktadır ve daha da baskılayacaktır. İşte bu durum, Jakobenleri ileride savunmasız bırakacaktır.

xii. Devrimci yükseliş durduktan sonra neler oldu?..

Hébertist'lerin tasfiyesiyle birlikte artık malların fiyatlarının sabitlenmesi politikasından ve terörden vazgeçilmesinin koşulları oluşmuştur. 1793 Aralık sonundan itibaren fiyat denetim önlemleri gevşetilir. Fiyatlar yükselir ve kıtlık yeniden başlar. Mallar yeniden karaborsada yüksek fiyatlarla satılır. Kıtlığı önlemenin yolu olarak 1794 başlarından itibaren ekonomik liberalizme başvurulur. Bu politika değişikliği (kopuş), arka plandaki kıtlığı önleme amacı gözetildiğinde, bir süreklilik içerisinde gerçekleşir. Artık baskı ticari faaliyetlere karşı kullanılmaz. Temel malların ihracına konmuş olan ambargo kaldırılır, dış ticaret desteklenir. Çünkü merkezi yetkililer üzerinde sans-culotte kitlenin uyguladığı basınç artık kalkmıştır. İhracatçılar eski parlak durumlarına yeniden kavuşurken, Jironden temsilcileri Konvansiyon'a yeniden alınır. Asinya'yı güçlendirmek için alınan önlemler gevşetilir ya da iptal edilir. Altın yeniden dolaşıma sokulur. Para yeniden değer kaybetmeye başlar -sonunda asinya dolaşımdan çekilecektir-. İstifçilikle mücadele görevlileri sindirilir. 26 Temmuz 1793'te çıkarılmış olan yasaya göre istifçiliğin cezası idamken, 22 Aralık 1793'te Dantonistlerin Konvansiyonu ikna etmesiyle bu cezanın uygulanmaması kararı alınır.

Çıplak kollular bu süreçte hareketlenmezler. Bunun nedenleri şunlardır: Yüksek mal fiyatlarının piyasadaki mal miktarının artmasıyla telafi edileceği yönünde sahte bir umut beslerler; fiyatlardaki artış dayanılmaz boyutta değildir; Hébertist'lerin tasfiyesi sonrasında kitle, yönlendiricisini yitirmiş haldedir. Fiyat denetim önlemleri gevşetilirken, azami ücret uygulaması katı biçimde uygulandığından, sans-culotte'lar içerisinden artık ayrışmış olan işçilerin, buna dönük tepkisi grevler şeklinde gerçekleşir. Savaş, kapitalist üretim ilişkilerini geliştirmiş, sermaye birikim süreçlerini hızlandırmıştır. Bu süreçte bağımsız zanaatkârların proleterleştikleri gözlenir. İşçiler, nominal ücretleri artmış olsa da, yeniden artan mal fiyatlarıyla uyuşmayan ücretlerini sabitleme politikasına karşı burjuva devletle mücadele içerisine girer. Silah sanayinde ve asinyayı üreten kâğıt fabrikalarında çalışan işçiler ücret artışı talebiyle grev yaparlar. Harekete tarım kesiminde gündelikçi olarak çalışan işçiler de katılır. Bu mücadeleler baskı önlemleriyle karşılanır. İşçilerin toplantı yapması yasaklanır ve toplantılara katılanlar için cezaların uygulanacağı duyurulur. Grev, “karşı-devrimci bir suç” sayılır. Terör bu sefer işçilere yöneltilir.

1794'ün Haziran ve Temmuz ayları, merkezi iktidarın işçilere dönük politikasının ücretleri aşağıya çekmek ve grevleri bastırmak olduğunu göstermektedir. 5 Temmuz'da Paris belediyesinde yeni bir azami ücretler ilkesi kabul edilir ve bu yeni tarife 21 Temmuz (Thermidor'un 5'i)'da 48 şubenin tamamında yayınlanır. Böylelikle ücretler önemli oranda azaltılır. Artık Robespierre ve Jakobenler, çıplak kolluların desteğini genel olarak kaybetmektedir.

Hébertist'lerin tasfiyesi, tüm Fransa'da karşı-devrim eğilimini güçlendirmiştir. Jakobenler ve burjuvazi, savaşı sonuna kadar götürmekte kararlılar ve ayrıca karşı-devrimin güçlenmesinden korkmaktadırlar. Danton'un barış için ajitasyon yapması, onun burjuvaziyle bağının kopmasında temel nedendir. Danton barış yanlısı (pasifist) tavrıyla, gericiliğin ve karşı-devrimin güçleriyle aynı konumlanışta bulunur. Komün'deki ve Savaş Bakanlığı'ndaki Hébertist liderlerin idamının (24 Mart 1794) hemen ardından Dantonistlerin tutuklanması (30 Mart 1794) gerçekleşir. 5 Nisan 1794'te Danton ve Dantonistler idam edilir.

Devrimin ilerlemesinde önemli olan halk örgütlenmeleri ezilmiş olduğundan, Jakoben hükümetin toplumsal temelleri daralmıştır. Artık ticari faaliyetlere uygulanan terör yerini kör bir biçimde uygulanan teröre bırakmaktadır ki, bu da iktidarın kitle desteğini yok etmektedir. Jakoben hükümet, ayrım gözetmeksizin kitlelere, karşı-devrimcilere, Hébertizim'in ve Dantonizm'in kalıntılarına ve çok zayıf şüphelerle tamamen zararsız bireylere karşı terör uygulamaya başlar. 11 Haziran ile 27 Temmuz 1794 arasında Devrim Mahkemesi 1285 ölüm cezası vermiştir. Bunun 1793'te halkın uyguladığı terörle ortak yanı yoktur.

Bu arada Kamu Selameti Komitesi'nde Robespierre ile diğerleri arasında kişisel anlaşmazlıklar belirir. Robespierre bir devlet dininin kurulması (Üstün Varlık İnancı) ve fetih savaşının zafer kazanma yönünde geliştiği bir sırada barış görüşmeleri yapılması düşüncesine sahiptir. Bu konularda Kamu Selameti Komitesi'ndekilerle anlaşmazlık içindedir. Üstün Varlık İnancı, Hıristiyanlıktan vazgeçirme kampanyası yanlılarının yenilgisini tamamlamak üzere düşünülmüştür. Bu inanç halkı, Akla Tapınma'dan tanrıya tapınmaya yöneltecek, onları Hıristiyanlıktan vazgeçiricilere yabancılaştıracaktır. 8 Haziran 1794'te kutlanan Üstün Varlık bayramı, Hıristiyanlıktan vazgeçiricilere karşı bir gösteriye dönüşür. Robespierre ve Jakobenler, artık dinsel fanatizmle değil, din karşıtlığıyla savaşmaktadır. Hükümetin bu bayramını, Katolikliğin bayramına dönüştürmek kolay olduğundan, kilisenin işine yarayan bu girişime karşı, Dantonistler ve Kamu Selameti Komitesi'ndeki politikacılar muhalefet ederler.

Thermidor'un öncesinde gerçekleşen bu ayrışma, sonunda Robespierre'in düşüşüyle noktalanır. 27 Temmuz 1794'te gecenin geç saatlerinde Konvansiyon'da Robespierre ve arkadaşları tutuklanır. Paris Komünün'deki Robespierre yanlıları bir ayaklanma başlatırsa da, başarısız olur. Robespierre ve Komün'deki Robespierreistler 28 Temmuz 1794'te idam edilir.

Robespierre'in düşüşü siyasi güçler dengesini değiştirir. 9 Thermidor'un sorumlusu olan yönetici klik, iktidardan vazgeçmek zorunda kalır. Gericilik ve karşı-devrim eğilimi güçlenir. Çıplak kollulara karşı sopalarla silahlanmış, kralcı, anti-Jakoben gençlik çeteleri kurulur. Bu jeunesse dorée'ler (şık ve zengin gençler), sans-culotte'lara olduğu kadar burjuvazinin üyelerine de saldırır. Büyük terörün yerini beyaz terör alır. 1 yıldan biraz daha uzun süren bu restorasyon, general Bonaparte'ın 4 Ekim 1795'te kralcı fanatikleri kökten söküp atmasıyla kapanır. Direktuvar dönemi boyunca bir devrimcilere, bir karşı-devrimcilere vurulur ve zaman zaman bunların biri diğerine karşı kullanılır. Sonunda I. Napoléon, imparatorluğunu ilan edecektir.

Thermidor darbesinden sonra yaşanan önemli gelişmeler, özetle şunlardır:

- 20 Ağustos 1794'te devrimci komiteler fiilen feshedilir.
- 16 Ekim 1794'te halk derneklerinin Jakoben Kulübü'yle, o zamana kadar normal karşılanan ve izin verilen ilişkisi yasaklanır. Bu karar, hem halk dernekleri, hem de Jakoben Kulüp için ölüm hükmündedir. 12 Kasım 1794'te Jakoben Kulüb’ün toplantıları yasaklanır.
- 26 Kasım 1794'te yasaklanmamış malların ithalatına konmuş olan tüm kısıtlamalar kaldırılır.
- 6 Aralık 1794'te silah üreten atölyelerdeki işçilerin ücretlerini artık devletten almayacakları kararlaştırılır.
- 9 Aralık 1794'te Konvansiyon azami fiyat yasasının kaldırılmasını kararlaştırır.
- 6 Ocak 1795'te İaşe Komisyonu lağvedilir. Hayat pahalılığı devam etmektedir.
- 22 Ocak 1795'te Marat'ın Paris'teki bütün büstleri parçalanır.
- 21 Şubat 1795'te devlet dini olmayacağı, ayrıcalık tanınan hiçbir dinin olmayacağı, dinin kişisel bir inanış olarak kabul edileceği ve fakat dinlerin tamamen devletin koruması altına alındığı kararlaştırılır.
- 29 Mayıs 1795'te çıplak kollular, Ulusal Muhafız Teşkilatı'ndan ihraç edilir.
- 30 Mayıs 1795'te Ulaştırma Komisyonu lağvedilir. Askeri ulaştırmanın ihtiyacı olan atlar ve vagonlar, ordunun iaşe işleri özel kişilere bırakılır.
- 31 Mayıs 1795'te Devrim Mahkemesi feshedilir.
- 1 Nisan 1795'te sans-culotte'ların Germinal ayaklanması olur. Meclis işgal edilir, fakat ne meclis dağıtılır, ne de bir hükümet atanır. Başkentin denetimini ele geçirmeyen isyancılar, meclisi terk eder ve sonuçta ezilirler.
- 20-21 Mayıs 1795'te Prairial ayaklanması olur. İsyancılar yasama görevini yerine getirse de, yürütme gücünü ele geçirmeyi düşünmez. Thermidorcular düzenli ordu aracılığıyla ayaklanmayı bastırır. 10 bin sans-culotte tutuklanır, hapse atılır ya da sürgün edilir.
- 30 Mayıs 1795'te tüm kiliseler yeniden dini amaçlı kullanıma tahsis edilir.
- 23 Ağustos 1795'te tüm kulüplerin ve halk derneklerinin kapatılması kararlaştırılır. 9 Ekim 1795'te şubelerin toplantıları yasaklanır.
- 22 Ağustos 1795'te yayınlanan 3. yıl anayasasıyla genel oy hakkı yerini, sadece mülk sahiplerinin oy kullanma hakkına bırakır.
- 16 Mart 1796'da, hızla değersizleşen kâğıt para asinya, tedavülden kaldırılır. Asinyanın yerine başka bir kâğıt para olan mandat territorial geçirilirse de, bu da değer kaybına uğrar ve sonunda dolaşımdan çekilir.[43]


[1] Bu düşünceye bir örnek vermek istiyorum: “Materyalizm, nesnesi doğa olduğunda doğa bilimidir, nesnesi tarih olduğunda ise tarihseldir. Tarihsel materyalizm, insanlık tarihine ve toplumların gelişimine, nesnel ve tespit edilebilir yasalar doğrultusunda gerçekleşen bir tarihsel süreç olarak bakar; tarihsel gelişimin maddi nedenlerini açıklar ve nihayet insanların tarihini, insan ürünü olarak görür.” (Bernhard Brosius, Tarihin Yapıları-Tarihsel Materyalizme Giriş, Yordam Kitap, s. 19) Bir: Doğa bilimleriyle materyalizm aynı değildir. Doğa bilimlerinin sonuçları materyalizmi besler ve materyalizm, incelemeler yapılırken yaslanılan genel paradigmadır. İki: Tarihsel materyalizm, toplumların gelişimi demek olan tarihe ilişkin genel bir yaklaşımdır. Üç: Tarihsel materyalizmle, tarihsel gelişimin genel maddi/toplumsal nedenleri açıklanırken, tarih bilimi kapsamında somut olgu ve süreçlerin ilişkilendirilmesine paradigmik referans sunulur. Tarihsel materyalizm, tarih yazımında gözetilen bir perspektif olabilmekteyse de, bu yazımın kendisi değildir. Tarih yazımının bilimsel olması için tarihsel materyalist perspektifin kullanılması gereklidir. Tarih biliminin her çalışmasında tarihsel materyalizm, üzerinde hareket edilecek zemini oluşturur. Dört: Tarihi, insanların devraldıkları koşullar içerisinde kendilerinin yaptığı önermesi, tarihsel materyalizmin bir yaklaşımıdır ve somut incelemelerden her defasında yeniden çıkarsanabilir. Fakat bu tür yaklaşımlara bir kere ulaşıldıktan sonra, artık bir paradigmik referans olarak kullanılırlar.
[2] “Yadsıma diyalektiğin temel yapısıdır.” (Bernhard Brosius, Tarihin Yapıları-Tarihsel Materyalizme Giriş, Yordam Kitap, Ekim 2010, s. 25. Ayrıca bkz; a.g.e., 23-55). Brosius, karşıtlık ve çelişki kavramlarını da işler. Fakat bunları, yadsımayla ilişkisi içerisinde değerlendirir: "Dolayısıyla çelişki, yadsıma süreciyle özdeştir. Çelişki, olumlamadan yadsımaya giden yoldur." (a.g.e., s. 110). 08.03.2022 tarihli not: Yadsımanın yadsınması ilkesini, Hegel'in kullandığı ana akıl yürütme yöntemi olarak görmemiz gerekir. Artık, tarihsel veya doğal gerçeklikte bu ilkeye karşılık gelen bir değişim/gelişim örüntüsü olmadığını düşündüğümü belirtmek istiyorum.
[3]  a.g.e., s. 41
[4]  a.g.e., 30-41
[5]    Daniel Guérin, Fransa'da Sınıf Mücadelesi 1793-95, Yazın Yayıncılık, Kasım 1986, s. 16 ve s. 58
[6]    a.g.e., s. 18
[7]    “Bütünlüğün bölünmesi, illa ki çelişkinin bileşenlerinin oluşması anlamına gelmez; aksine bizzat çelişkinin oluşması anlamına gelir. Bütünlüğün bölünmesi, pekâlâ mevcut bulunan iki farklı ilişkiselliğin kimi tekil özellikleri birbirlerine aktaracakları ve böylece bir çelişki oluşturacakları bir olaya da işaret edebilir.” (Bernhard Brosius, Tarihin Yapıları-Tarihsel Materyalizme Giriş, Yordam Kitap, Ekim 2010, s. 100-1)
[8]    Daniel Guérin, Fransa'da Sınıf Mücadelesi 1793-95, Yazın Yayıncılık, Kasım 1986, s. 42
[9]    a.g.e., s. 43-4
[10]  a.g.e., s. 186-203, s. 207-10, s. 221-3
[11]  a.g.e., s. 19
[12]  a.g.e., s. 52-3
[13]  a.g.e., s. 17
[14]  a.g.e. s. 50-1
[15]  a.g.e. 54-5
[16]  a.g.e., s. 153
[17]  Aslında devrim, yoksul köylülere karşıt işleyişleri devreye koymuştur. Ruhbanların ve devrimden kaçanların toprakları, ilçe yönetimlerince, küçük köylülerin satın alamayacağı kadar büyük parçalara bölünerek satılır. Üstelik açık artırmayla satışın yapılması da sıradan köylülerin bu toprakları almasını güçleştirir. Köylüler toprakları satın almak için birleşip aralarında paylaşmayı, kent burjuvazisini açık artırmaların dışında tutmak için şiddete başvurmayı denemişlerse de, bunlara geçit verilmemiştir. Özetle devrim küçük köylülere toprak vermez. Satılan toprakları kentli burjuvazi ve bir ölçüde de kırsal burjuvazi satın alır. Ortak topraklar ise paylaştırılır; bu işlemden zengin olan köylüler yararlanır ve bu işlem, yoksul köylülerin proleterleşmeleri sürecini hızlandırır (a.g.e., s. 162-3)
[18]  a.g.e., 154-9
[19]  a.g.e., s. 55-6
[20]  a.g.e., s. 59-60
[21]  a..g.e., 61-3
[22]  a.g.e., s. 20
[23]  a.g.e., s. 168
[24]  a.g.e., s. 168-9
[25]  a.g.e., s. 173-5
[26]  a.g.e., 176
[27]  Bilgiler için bkz; a.g.e., s. 69-74
[28]  a.g.e., s. 123
[29]  a.g.e., s. 123, s. 13
[30]  a.g.e., s. 124-9
[31]  a.g.e., 86-89
[32]  a.g.e., s. 106-7
[33]  a.g.e. 104
[34]  a.g.e., s. 92
[35]  a.g.e., s. 107-122
[36]  a.g.e., s. 78
[37]  a.g.e., s. 79
[38]  Marksist teorinin işçi sınıfıyla olan ilişkisini komünist partiler, komünist siyaset aracılığıyla sağlar. Marksizm, işçi sınıfının günlük pratiğinin ideolojik yansıması değildir. İşçi sınıfının ideolojisi olmayan Marksizm, onun tarihsel mücadeleleriniyse dikkate alır. Bir işçinin Komünist Parti Manisfestosu'nu okuyup anlaması ve içerdiği fikirleri benimsemesi mümkündür. Fakat örneğin Kapital, işçilerin okuyup kapitalist toplumun temel iktisadi işleyişini öğrenmeleri amacıyla yazılmamıştır. Türkiye'de yaygın bir sanı var; “Marx, Kapital'i işçilerin okuması için yazmıştır” denir. Bu sözün aslı astarı yoktur. Kapital’in Almanca İkinci Basımına Sonsöz’de Marx’ın, “Kapital’in çok kısa bir süre içinde Alman işçi sınıfının çok farklı kesimleri tarafından takdir edilmesi, emeğimin en iyi ödülüdür.” şeklinde yazması, ancak çarpıtılarak anlaşıldığında buna kanıt olarak gösterilebilir. Bunu söylerken elbette, bir işçinin sömürünün ne olduğu “bilgisini”, daha basit başka çalışmalar üzerinden kavramasının mümkün olduğunu reddetmiyorum. Sömürü hakkında sistematik bilgisi olmasa da, işçiler sömürünün ne olduğunu iliklerine kadar duyumsar. Bir de, işçiler arasında komünist bilince ulaşmış olanlarından bazılarının, Kapital’i severek okuduğu ve anladığı aşikârdır. Buna kendim ve bildiğim bazı kişiler, şahittir. Doğru ifade şudur: Marx, Kapital’i işçi sınıfı için yazmıştır. İşçi sınıfının çıkarları için.
[39]  a.g.e., s. 79, s. 130-42
[40]  a.g.e., s. 143-9
[41]  a.g.e., s. 204-6
[42]  a.g.e., s. 204-26
[43]  Son bölümdeki bilgiler a.g.e., s. 227-95 ve s. 13-4'te yer almaktadır.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]