Mahmut Boyuneğmez
Mahmut Boyuneğmez'in [Mantık: MDT] adlı kitabına yazdığı yeni bölümü müstakil bir yazı olarak paylaşıyoruz:
Bağlantı adresi:
https://drive.google.com/file/d/144uLdK-e2ZCr4npDd5H2seVOYfRdEMFO/view?usp=sharing
Marksist Araştırmalar'da teorik incelemeler, pedagojik metinler ve eleştiri yazıları yer alır.
Mahmut Boyuneğmez
Mahmut Boyuneğmez'in [Mantık: MDT] adlı kitabına yazdığı yeni bölümü müstakil bir yazı olarak paylaşıyoruz:
Bağlantı adresi:
https://drive.google.com/file/d/144uLdK-e2ZCr4npDd5H2seVOYfRdEMFO/view?usp=sharing
Mahmut Boyuneğmez
Giriş
Belirli
bir düşünce ekolünün gerçeği nasıl kavradığını ve analiz ettiğini gösteren
temel kurallar bütününe “metodoloji” diyoruz. Bu yazıda Marksist materyalizmin
metodolojisini inceleyeceğiz.
Marksist
materyalizm, toplumsal ve doğal gerçekliğe yaklaşımını üç temel özellikle
karakterize eder: Holizm (bütünlük), Diyalektik ve Tarihsellik. Bu unsurlar,
yalnızca felsefi ilkeler olmakla kalmaz, aynı zamanda Marx’ın sosyal ve
ekonomik analizlerinde –özellikle Kapital’de– kullandığı düşünme
tarzının omurgasını oluşturur.
Bu
yazıda şu tezi savunmaktayız: Holizm, Diyalektik ve Tarihsellik, Marx’ın
kapitalizmin somut incelemesinden a posteriori (deney ve inceleme sonrası)
olarak türettiği perspektiflerdir; bunlar gerçekliği incelemeye başlamadan önce
zihne yerleştirilmiş a priori şablonlar değildir. Buna karşılık Marx’ın
kullandığı araçlar ise, toplum bilimlerinin geniş alanında kullanılan realist
ve bilimsel epistemolojik yöntemlerdir. Bu ayrım, Marksist materyalizmi,
diyalektiği bir akıl yürütme şablonu olarak kullanan idealist felsefeden kesin
olarak ayırır.
I.
Materyalizmin Temel Aksiyomları: Realist Çerçeve
Materyalist
metodoloji, varlık ve bilgiye dair iki temel aksiyom (belit) üzerinde yükselir.
Bu iki ilke, Marksist analizin realist karakterini belirler ve nesnel
gerçekliğe bilimsel yaklaşımın zeminini oluşturur:
A.
Varlığın Önceliği (Aksiyom 1)
Birincisi,
varlığın bilinçten bağımsız olarak nesnel gerçekliği oluşturduğudur. Varlık,
madde, enerji, karanlık madde ve karanlık enerji gibi formlar dâhil olmak
üzere, düşüncenin dışında olandır. Düşüncelerin yanı sıra duyumları, duyguları
da kapsayan bilinç, her zaman bilinçli bir varlığa ve onun çevresiyle
etkileşimlerine işaret eder.
B.
Bilinirliğin Kabulü (Aksiyom 2)
İkincisi
ise, toplum ve bilinç dâhil nesnel gerçekliğin öğelerinin ve sahip olduğu
ilişkilerin, etkileşimlerin ve değişimlerin insan aklı tarafından aslına uygun
olarak/doğrulukla kavranabilir olduğudur.
Bu
nedenlerle materyalizm, özü gereği bir realizm türüdür.
C.
Hakikat Arayışı ve Postmodernizmin Eleştirisi
Materyalist
Realizm, bilgi arayışında nesnel hakikati merkeze alır. Bu bağlamda, postmodern
yaklaşımların hakikati öznel deneyimlere indirgemesine karşı çıkar.
Örneğin:
Kuzey yarım küre için “Ağustos yaz ayıdır” önermesi doğru iken, güney yarım
küre için “Ağustos kış ayıdır” önermesi doğruluğa sahiptir. Ancak bu iki
gözlemcinin farklı konumlanma noktalarından elde ettiği doğrular, hakikatin
kendisi değildir. Hakikat, bu fenomenin bilimsel özüdür: Dünyanın yaklaşık 23,5
derecelik eksen eğikliği nedeniyle aynı anda farklı yerlerde farklı mevsimlerin
yaşanmasıdır. Hakikat arayışı, özü bulma çabasıdır ve bilimsel faaliyetin
karakteristik niteliği budur. Gerçeklik ise özneden bağımsız nesnel olarak var
olandır.
Postmodern
yaklaşımlar, hakikati öznel deneyimlere indirgerken; materyalizm, bu iki farklı
mevsim bilgisini birleştiren nesnel gerçekliğin bilimsel olarak
kavranabilirliğini savunur.
II.
Terminolojik Koordinatlar
Makale
boyunca dikkatle ayrılmaya çalışılan temel kavramlar ve bunların Marksist
materyalizmdeki kesin konumları:
Bunlar
gerçeklikte var olduğu için keşfedilmiş ve zihne yerleşmiştir; araştırmaya
önceden dayatılan şablonlar değildir.
Kısaca:
Bu
ayrımı kaybettiğimiz anda “diyalektik yöntem” söylemiyle birlikte idealizme
geri düşeriz. Marx’ta diyalektik, bizim icat ettiğimiz bir akıl yürütme şablonu
değil; maddi dünyanın kendi mantığıdır.
III.
Marx’ın İncelemelerinde Kullandığı Epistemolojik Araçlar
Marx’ın
araştırma sürecinde kullandığı araçlar, nesnel gerçekliğin iç mantığını
(diyalektiği) keşfetmeye yarayan bilimsel düşünme yöntemleridir.
A.
Genel bilimsel yöntemler
B.
Ollman’ın saptadığı ilişkisel soyutlama yöntemleri
Bertell
Ollman, Marx’ın Diyalektiğiyle Dans adlı eserinde Marx’ın
soyutlamalarının değişim, etkileşim ve hareket öğelerini içerdiğini gösterir. Marx,
şu soyutlama yöntemlerini de kullanır:
Bu
araçların tümü, nesnel gerçekliği doğru ve bütünsel bir biçimde yansıtmayı
hedefleyen realist-bilimsel düşünme yöntemleri içinde yer alır.
C.
Soyutlama: Maddi İlişkileri Kavrama Süreci
Marx'ın
bilimsel yöntemleri kullanmasının nihai amacı, ampirik olarak gözlemlenebilen
(örneğin pazar yerindeki fiyatlar) yüzey fenomenlerinin ardındaki zorunlu ve
özsel maddi ilişkileri (örneğin değer, artı-değer) soyutlamaktır. Soyutlama,
nesnenin duyusal algıdan tamamen koparılması değil; tersine, incelenen maddi
olguyu (sosyal üretim ilişkileri) belirleyen tekil, yalıtılmış, ancak temel
unsurların zihinsel olarak ayrıştırılmasıdır. Bu soyutlamalar, bir kez
oluşturulduktan sonra, gerçekliği (somutu) yeniden inşa etmenin (sunuşun) temel
kategorileri haline gelir. Bu süreçte kritik olan, soyutlamaların maddi yaşamın
kendisinden türetilmiş olması ve idealist bir kategoriler şemasından
kaynaklanmamasıdır.
IV.
Diyalektik: Ontoloji mi, Yöntem mi?
Literatürde
Ollman gibi yazarlar bu araçları bazen “diyalektik yöntem” başlığı altında
toplasa da, materyalist felsefenin temel ayrımı şöyledir:
|
Kavram |
Tanım |
Rolü |
|
Diyalektik |
Nesnel
gerçekliğin mantığı: akışkanlık, iç çelişki, hareket, dönüşüm ve karşılıklı
bağımlılık içeren evrensel örüntüler toplamı |
Gerçekliğin
ontolojik niteliği |
|
Yöntem |
Bu
ontolojik diyalektiği keşfetmek, soyutlamak ve sunmak için kullanılan
epistemolojik araçlar |
Araştırmacının
aracı |
Bu
nedenle “diyalektik yöntem” terimi, ontoloji ile epistemolojiyi karıştırdığı
için kafa karıştırıcıdır ve idealist kalıntı taşır. Terimin yaygınlaşmasında
Engels’in Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği’nde diyalektiği
“evrensel yasalar” şeklinde formüle etmesi ve doğa bilimlerine uyguluyor gibi
görünmesi büyük rol oynamıştır. Bu çalışmalar, ontoloji ile epistemolojiyi
birbirine yapıştıran ve sonraki Diamat (Diyalektik Materyalizm) doktrininin
temel zaafı hâline gelen, diyalektiği bir akıl yürütme şablonu olarak algılama
hatasına kapı açan bir adımdır. Ancak Engels’in amacı, Hegel’in idealist
diyalektiğini materyalist temele oturtmak ve dönemin hâkim mekanik
materyalizmine karşı diyalektiği savunmaktı; bu tarihsel misyonu başarıyla
yerine getirmiştir.
Marx’ın
Hegel’e karşıtlığı
Marx,
Kapital’in 2. Almanca basımının sonsözünde şöyle der:
“Diyalektik
yöntemim, Hegel’inkinden yalnız farklı olmakla kalmaz, onun tam karşıtıdır da.”
Hegel’de diyalektik, mutlak fikrin kendini gerçekleştirme sürecidir; fikir
gerçek dünyanın yaratıcısıdır. Marx’ta ise diyalektik, maddi dünyanın kendi iç
mantığının insan zihnindeki yansımasıdır. Marx’ın “meine dialektische Methode”
ifadesi çoğu zaman yanlış çevrilir; burada kastettiği, Hegel’in idealist
yöntemine karşıt olarak geliştirdiği materyalist araştırma ve sunuş tarzıdır.
Tony
Smith, C. Arthur gibi “sistematik diyalektik” savunucuları, Kapital’in
kategorik gelişiminin Hegel’in Mantık’ına benzer bir içsel zorunluluk
taşıdığını iddia eder. Bu okuma, sunuşun (Darstellung) kendi diyalektik
mantığına sahip olduğunu doğru saptar; fakat bunu “diyalektik yöntem” diye
adlandırmak ontoloji-epistemoloji karışıklığına yol açar. Çünkü kategoriler
arasındaki geçişlerin mantığı, maddi gerçekliğin (değer biçimi, artı-değer
üretimi vb.) kendi iç diyalektiğinden kaynaklanır; zihinsel bir şema
dayatmasından değil.
V.
Bir Analoji: Fotoğraf Makinesi ile Kamera
Diyalektik
ve klasik mantık arasındaki temel farkı ve yöntem/perspektif ayrımını
netleştirmek için fotoğraf makinesi ve film-kamera analojisi kurulabilir:
|
Özellik |
Fotoğraf
Makinesi (Klasik Mantık) |
Kamera-Film
(Diyalektik Perspektif) |
|
Gerçeklikle
Etkileşim/Zaman Boyutu |
Senkronik
(Tek bir durağan an, tek bir nokta) |
Diyakronik
(Süreç, akış) |
|
Ürün/Soyutlama
Türü |
Statik
ve Tekil Soyutlama, Sabit ve Yalıtılmış (Tek fotoğraf,
statik görüntü) |
Akış
ve Hareket, İlişkisel ve Çelişkili Bütünlük (Film/Video) |
|
Mantık |
Çelişmezlik
İlkesi: Tekil soyutlamalar arasında tutarlılık sağlanır
(Syllogism (tasım): Bu adam gülümsüyor, o halde mutludur.). Çelişki
dışlanır, bastırılır |
Diyalektik
Mantık: Gerçeklikteki çelişki, dönüşüm, gelişim, ilişki ve
etkileşim örüntülerini, oluş, beliriş ve süreçleri vd. yansıtır. |
Tablo: Kamera-film gerçeklikteki
diyalektiği yansıtır; kurgu teknikleri (yöntem) ise realist/bilimsel
araçlardır.
Kamera,
gerçeklikteki diyalektik akışı görüntüler. Sonuçta ortaya çıkan ürün, yani
teori (ya da film), tıpkı gerçekliğin kendisi gibi:
Film
Yapma Teknikleri ve Metodoloji
Filmin
oluşturulmasında kullanılan teknikler ve kurgu yöntemleri (örneğin flashback,
kesmeler, kurgusal sıçramalar) ise felsefi metodolojiye karşılık gelir. Tıpkı
Marx’ın soyutlamalarını yaparken kullandığı analiz/sentez yöntemleri ve
soyuttan somuta yükselme tarzı gibi; yönetmen de bilim insanı gibi, elindeki
ham akışı (gerçekliği) anlamlandırmak ve sunmak için belirli teknikleri
(metotları) kullanır.
VI.
Materyalist Yaklaşımın Üç Temel Özelliği: A Posteriori Karakteri
Holizm,
Diyalektik ve Tarihsellik, Marx’ın kapitalizm analizinin sonuçları olarak
ortaya çıkmış, gerçeklikte var olan ilişkilerin zihne yerleşmiş yansımalarıdır.
Bunlar a priori şablonlar değildir.
|
Perspektif |
Tanım |
İşlevi |
|
Holizm |
Olguyu
yalıtılmış değil, diğer olgularla sürekli değişen ve iç içe geçmiş ilişkiler
bütünü (totality) olarak görme |
Bütünlüğün
ve karşılıklı belirlenimin kavranmasıdır |
|
Diyalektik |
Bir
sistemin itici gücünün karşıtların birliği ve mücadelesi ile çelişkiler
olduğunu kabul etme |
Hareketin
ve dönüşümün içsel kaynağının açığa çıkarılmasıdır |
|
Tarihsellik |
İncelenen
olgunun en gelişkin biçiminden yola çıkarak, onun kökenini, gelişim sürecini
ve geçmişe ait izlerini sürmek |
Statik
değil, dinamik ve potansiyeller barındıran bir analiz perspektifidir |
Tarihsel
Analiz İlkesi: Gelişmiş Formdan Geriye Doğru İnceleme
Marx’ın
en çarpıcı aforizmalarından biri şöyledir:
“İnsan
anatomisi maymun anatomisine bir anahtar olduğu gibi, burjuva ekonomisi de
önceki ekonomik formların anlaşılması için bir anahtar sağlar.”
Bu
ilke bir “teknik” ya da “soyutlama yöntemi” değil, analiz sırasını ve odak
noktasını belirleyen tarihsel-materyalist bir perspektiftir. Kapitalizm, önceki
üretim tarzlarının tüm potansiyellerini en açık biçimde ortaya koyar; bu
gelişkinlik anı kavrandıktan sonra geriye doğru gidilerek geçmiş formlar
yeniden yorumlanır.
Araştırma
ile Sunuş Ayrımı
Marx’ın
Kapital’deki “soyuttan somuta yükselme” sunuş tarzı (Darstellung),
araştırma sürecinin (Forschung) tersine çevrilmiş bir yansımasıdır.
Araştırma gerçeklikten (somuttan) soyuta doğru gider; sunuş ise okurun zihninde
bu süreci yeniden üretmek için en basit soyutlamadan (meta) başlar ve giderek
düşünülmüş somuta yükselir. Bu, keşfedilen maddi diyalektiğin zihinde tutarlı
ve pedagojik olarak yeniden inşa edilmesidir; a priori bir Hegelci şema
değildir.
Bu
sürecin nihai hedefi, Holizm perspektifinin gereği olarak düşünülmüş somuta
ulaşmaktır. Marx, somutu şöyle tanımlar: “Somut, birçok belirlemenin birliğinde
somuttur, dolayısıyla çeşitliliğin birliğinde.” İşte teori (film) bu nedenle
holistiktir; tek bir soyutlamayı değil, birçok farklı ve çelişkili belirlemenin
(sermaye, ücret, kâr, rekabet) birliğini yansıtır.
VII.
Sonuç: Materyalist Metodolojinin Özü
Marksist
materyalizmde diyalektik, gerçekliğin ontolojik niteliğidir; “diyalektik
yöntem” diye bir şey yoktur. Var olan, diyalektik gerçekliği doğru soyutlayıp
sunabilecek bilimsel-epistemolojik araçlar ve bu araçların kapitalizm
incelemesinden sonra kazanılan holistik, diyalektik ve tarihsel perspektiflerle
yönlendirilmesidir.
Bu
ayrımı netleştirmek, günümüzde Marksist teori için hayati önem taşır:
Diyalektiği bir “mantık şablonu” ya da “evrensel yasa cetveli” haline
getirdiğimiz anda, idealizme geri düşeriz. Oysa Marx’ın yaptığı, kapitalizmin
somut maddi hareketini inceleyerek gerçekliğin kendi diyalektik mantığını
keşfetmek ve bu mantığı okurun zihninde en tutarlı biçimde yeniden
üretmektir. Diyalektik, bizim icat ettiğimiz bir yöntem değil; kapitalizmin –ve
genel olarak maddi dünyanın– bize dayattığı gerçekliğin ta kendisidir. Diyalektiği
yöntem sanan, eninde sonunda Hegel’in kapısına geri döner; diyalektiği
gerçekliğin mantığı olarak kavrayan ise Marx’ın yolunda yürümeye devam eder.
VIII.
Diyalektik Materyalizm (Diamat) Hakkında
Diamat,
1930’larda Stalin’in kısa felsefe kursuyla resmî Sovyetler Birliği doktrini
haline geldi. Bu standardizasyon çabası, Marksizm’e geniş kitleler ve farklı
disiplinler (doğa bilimleri, tarih, felsefe) için birleşik ve tutarlı bir
felsefi temel sağlama ihtiyacından doğdu. Diamat’ın temel formülü, felsefi
materyalizmi, doğanın, toplumun ve düşüncenin en genel yasaları şeklinde
formüle edilen diyalektikle birleştirmeyi amaçlıyordu:
“Diyalektik
Materyalizm = felsefi materyalizm + doğanın, toplumun ve düşüncenin en genel
yasaları şeklinde diyalektik.”
Bu
formülasyonun en büyük tarihsel başarısı, Marksist düşünceye popüler ve
örgütleyici bir dünya görüşü (Weltanschauung) kimliği kazandırmasıydı. Böylece
diyalektik, bir yandan idealizmle mücadele ederken, diğer yandan mekanik
materyalizmin indirgemeciliğine karşı koyan, geniş kapsamlı ve bütüncül bir
bakış açısı sunmuştur. Ancak bu standardizasyonun bir bedeli oldu:
ontoloji-epistemoloji ayrımı bulanıklaştı; diyalektik, artık keşfedilen bir
mantıktan ziyade gerçekliğe dışarıdan uygulanan bir “akıl yürütme şablonu” veya
“doğrulama cetveli” olma riskini taşıyordu.
Engels’in
Mirası ve Felsefi Savunma
Friedrich
Engels’in Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği eserleri, Diamat’ın
felsefi temellerini oluşturan temel mirastır. Engels’in diyalektiği doğa
bilimlerine uygulama çabası, dönemin pozitivizm ve mekanik materyalizmine karşı
Marksizmin entelektüel savunması için hayatiydi. Ancak kullandığı dil
–diyalektiği “evrensel yasalar” olarak formüle etmesi– sonraki mekanizasyona ve
dogmatizme kapı araladı: “Yasa” terimi, doğa bilimlerindeki mekanik-nedensel
yasalarla aynı kategoride algılanma riski yarattı; ontolojik gerçeklik
(varlığın diyalektiği) ile epistemolojik yansıma (düşüncenin diyalektiği)
arasındaki ayrım yeterince keskinleştirilemedi. Engels’in kendi dönemindeki
cesur ve gerekli rolünü teslim etmekle birlikte, bu formülasyonların sonraki
Diamat yorumlarında yol açtığı felsefi bulanıklığı da objektif olarak görmek
gerekir.
Sovyetler’de
Dogmalaşma
1930’lardan
1950’lere kadar süren resmî Diamat dönemi, felsefeyi bir dogma setine
dönüştürerek bilimsel ve eleştirel düşüncenin gelişimini kısıtladı. Özellikle
doğa bilimlerine “üç yasa”nın dogmatik uygulanması (buğday tanesinin
“olumsuzlamanın olumsuzlaması” ile başağa dönüşmesi gibi tartışmalı ve
karikatürize örnekler), diyalektiği canlı bir düşünme tarzından çıkarıp her
teze otomatik olarak “diyalektik” damgası vurulan bir şablona indirgedi.
Moskova
Okulu’nun Diyalektik Mantık Çizgisi
1960-1970’lerde
Evald İlyenkov’un öncülüğündeki Moskova Okulu filozofları, Diamat’ın teorik
içeriğini derinleştirmek ve onu Marx’ın orijinal materyalist çizgisine geri
oturtmak için radikal bir yeniden inşa çizgisi geliştirdi. Bu çizgi,
diyalektiği “yasa cetveli” olmaktan çıkarıp düşüncenin mantığı olarak yeniden
tanımladı. İlyenkov’un temel tezleri şöyledir:
Sonuç
Diamat,
Marksizm’in uluslararası düzeyde örgütlenmesi ve yayılması için gerekli
standardizasyonu ve felsefi savunmayı sağlamıştır. Ancak bu süreç, diyalektiği
bir akıl yürütme şablonuna dönüştürme riski taşıyan dogmatik bir yorumu da
beraberinde getirmiştir. İlyenkov ve Moskova Okulu’nun çabası ise, bu dogmatik
standardizasyon işlevini aşarak, felsefenin kendi içindeki teorik derinliği
yeniden inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu çizgi, diyalektiği bir yöntem olarak
değil, maddi dünyanın kendi iç mantığını keşfetme ve bu mantığı zihinde
yeniden-üretme etkinliği olarak kavrayan Marksist geleneği yeniden canlandırmış
ve günümüze kadar uzanan en yaratıcı damarını güçlendirmiştir.
Mahmut Boyuneğmez
Kutsal Aile’deki “Meyve” Örneği ve Alman İdeolojisi’ndeki Spekülatif İnşaat
Marx,
Hegel felsefesine yönelik en keskin, en eğlenceli ve aynı zamanda en yıkıcı
eleştirilerini 1845-1846 yıllarında iki metinde ortaya koymuştur: Kutsal
Aile (1845) ve Alman İdeolojisi (1845-46). Bu iki metin, aynı fikri
iki farklı üslupla işler: biri alaycı bir karikatürle eleştiridir, diğeri
soğukkanlı bir otopsi.
I.
Kutsal Aile’deki “Meyve” Örneği
[[Gerçek elma, armut, çilek ve
bademlerden "Meyve" genel fikrini oluşturursam, daha da ileri gider
ve gerçek meyveden türetilen soyut "Meyve" fikrimin benim dışımda var
olan bir varlık olduğunu, armut, elma vd.’nın aslında gerçek özü olduğunu imgelersem, o zaman spekülatif felsefenin dilinde "Meyve"nin armudun,
elmanın, bademin vd. "Tözü" olduğunu ilan ederim. Dolayısıyla şunu
söylerim; armut için armut olmak gerekli değildir, elma için elma olmak gerekli
değildir; bu şeyler için esas olan, onların duyularla algılanan gerçek
varlıkları değil, onlardan soyutladığım ve sonra onlara dayattığım öz, fikrimin
özü “Meyve"dir. Bu nedenle elmaları, armutları, bademleri vd., varlığın ya
da "Meyve"nin salt formları olarak ilan ederim. Duyularım tarafından oluşturulan
anlayışım, elmayı armuttan ve armudu bademden ayırır elbette ama spekülatif
aklım bu duyusal farklılıkların önemsiz ve konu dışı olduğunu ilan eder.
Spekülatif aklım, elmada armuttakinin aynısını
ve armutta bademdekinin aynısını, yani "Meyve"yi görür. Belirli
gerçek meyveler artık, gerçek özü "töz" olan "Meyve"nin
görünüşlerinden başka bir şey değildir.
Bu yöntemle bir insan, belirli bir tanım zenginliği elde etmez. Tüm bilimi,
tüm minerallerin gerçekte "Mineral" fikri olduğunu söylemekle sınırlı
olan bir mineralog, ancak imgeleminde
bir mineralog olabilir. Spekülatif mineralog, her mineral için
"Mineral" der ve bilimi, bu kelimeyi gerçek mineral sayısı kadar
tekrarlamaya indirgenir.
Farklı gerçek meyveleri soyutlanmış tek
"meyveye", yani "Meyve"ye indirgeyen spekülasyon, gerçek
içeriğin bazı görünümlerini elde etmek için, bir şekilde "Meyve"den,
Tözden çeşitliliğe yani çeşitli, sıradan gerçek meyvelere, armut, elma, badem
vd.’na dönüş yolunu bulmaya çalışmalıdır. "Meyve" soyut fikrinden
gerçek meyveler üretmek ne kadar zorsa, gerçek meyvelerden bu soyut fikri
üretmek o kadar kolaydır. Gerçekten de, soyutlamadan vazgeçmeden soyutlamanın
karşıtına (somut meyvelere-MB) varmak imkânsızdır.
Bu nedenle spekülatif filozof "Meyve"
soyutlamasını terk eder ama spekülatif,
mistik bir tarzda - ondan vazgeçmiyormuş gibi görünerek bunu yapar. Bu
nedenle, soyutlamasının üzerine çıkması gerçekte yalnızca görünüştedir. Bir
şekilde şunu öne sürer:
Elmalar, armutlar, bademler ve çilekler
gerçekte "Töz"den, "Meyve"den başka bir şey değilse, şu
soru ortaya çıkar: "Meyve" neden bana bazen elma, bazen armut, bazen
badem olarak kendini gösterir? Benim spekülatif Birlik kavramım, "Töz", "Meyve" niye bu çeşitlilik görüntüsüyle açıkça çelişmektedir?
Spekülatif filozof şöyle cevap verir; bu
böyledir, çünkü "Meyve" ölü, farklılaşmamış, hareketsiz değil,
yaşayan, kendini farklılaştıran, hareket eden bir özdür. Sıradan meyvelerin
çeşitliliği sadece benim duyusal anlayışım için değil, aynı zamanda
"Meyve"nin kendisi ve spekülatif akıl için de önemlidir. Birbirinden
farklı sıradan meyveler, "tek Meyve"nin yaşamının farklı
tezahürleridir; onlar "Meyvenin" kendisinin kristalleşmeleridir.
Böylece, elmada "Meyve" kendisine elmaya benzer bir varoluş, armutta
ise armuta benzer bir varoluş verir. Bu nedenle, artık, Töz açısından
söylenebileceği gibi, armut "Meyve"dir, elma "Meyve"dir,
badem "Meyve"dir dememeliyiz, daha çok "Meyve" kendini bir
armut olarak sunar, "Meyve" kendini bir elma olarak sunar,
"Meyve" kendini bir badem olarak sunar; elmaları, armutları ve
bademleri birbirinden ayıran farklar ise "Meyve"nin kendi kendine
farklılaşmasıdır ve bu durum her bir meyveyi, "Meyve"nin yaşam
sürecinin farklı üyeleri haline getirir. Böylece "Meyve" artık boş,
farklılaşmamış bir birlik değildir; hepsi
bir arada bir birlik, "organik
olarak birbirine bağlı üyeler dizisini" oluşturan meyvelerin
"bütünlüğü" olarak birliktir. Bu dizinin her bir üyesinde
"Meyve" kendine daha gelişmiş, daha açık bir varoluş verir, ta ki
sonunda tüm meyvelerin "özeti"
olana dek, o aynı zamanda tıpkı onları içinden üreten olduğu gibi, kendi içinde
çözüşmüş tüm bu meyveleri içeren canlı birliktir.
Görüyoruz ki, Hıristiyan dini Tanrı'nın
yalnızca bir Enkarnasyonunu (vücut
bulma) biliyorsa, spekülatif felsefenin cisim sayısı kadar cisimleşmesi vardır,
tıpkı burada her meyvede Tözün, yani Mutlak Meyvenin cisimleşmesi gibi. Bu
nedenle, spekülatif filozofun ana ilgisi, gerçek sıradan meyvelerin var oluşunu üreterek, gizemli bir
şekilde elma, armut, badem ve kuru üzüm olduklarını söylemektir. Ama spekülatif
dünyada yeniden keşfettiğimiz elmalar, armutlar, bademler ve kuru üzümler,
elma, armut, badem ve kuru üzüm görünümlerinden
başka bir şey değildir, çünkü onlar zihnin soyut yaratımı olan
"Meyve"nin yaşam sürecindeki uğraklarıdır ve dolayısıyla kendileri zihnin soyut yaratımlarıdır. Dolayısıyla
bu spekülasyonda hoş olan şey, oradaki tüm gerçek meyveleri yeniden
keşfetmektir ama bunlar daha yüksek mistik öneme sahip meyveler olarak, maddi
dünyada değil, beyninizin eterinde büyümüş, Mutlak
Özne’nin, yani “Meyve”nin enkarnasyonları (cisimleşmeleri) olan
meyvelerdir. Soyutlamadan, zihnin doğaüstü
yaratımı olan "Meyve"den gerçek doğal
meyvelere döndüğünüzde, doğal meyvelere doğaüstü bir anlam verirsiniz ve onları
katıksız soyutlamalara dönüştürürsünüz. O halde asıl ilginiz, onun yaşam
sürecinin -elma, armut, badem gibi- tüm tezahürlerinde "Meyve"nin birliğine işaret etmek, yani bu meyveler
arasındaki mistik bağlantıları
göstermek, her birinde “Meyve”nin kendini derece
derece gerçekleştirmesini ve zorunlu
ilerleyişleri, örneğin kuru üzüm olarak varoluştan badem olarak varoluşa ilerlemeyi
göstermektir. Bu nedenle, sıradan meyvelerin değeri artık doğal
niteliklerinden değil, "Mutlak Meyve"nin yaşam sürecinde her birinin belirli
bir yer tutmasını sağlayan spekülatif
niteliklerinden kaynaklanmaktadır.
Sıradan bir insan, elmalar ve armutlar
olduğunu söylediğinde olağanüstü bir şey söylediğini düşünmez. Fakat filozof
onların varlığını spekülatif bir tarzda ifade ettiğinde olağanüstü bir şey söyler. Aklın
gerçek olmayan yaratımı olan "Meyve"den - ki filozof onu kendi dışında
bir Mutlak Özne olarak dikkate alır, burada "Meyve" olarak temsil
edilmiştir - gerçek doğal nesneleri,
elmayı, armudu vb. üreterek, yani bu meyveleri kendi soyut aklından yaratarak
bir mucize gerçekleştirir. Ve var
oluşunu ifade ettiği her cisme karşılık düşen bir yaratma fiili gerçekleştirir.
Spekülatif filozofun, bu süreklilik
içindeki yaratmayı ancak elma, armut vb.'nin evrensel olarak bilinen ve
gerçekte var olan niteliklerini, kendi uydurduğu
belirleyici özellikler olarak sunarak, gerçek şeylerin isimlerini soyut aklın ürettiğine, aklın soyut formüllerine
vererek, son olarak da, bir elma fikrinden bir armut fikrine geçtiği kendi faaliyetini Mutlak Öznenin/" Meyve"nin öz-faaliyeti olarak ilan ederek
başardığını söylemeye gerek yoktur.
Spekülatif tabirle bu işleme Tözü Özne olarak, içsel bir süreç olarak, Mutlak
Kişi olarak kavramak denir ve bu kavrayış Hegel'in yönteminin temel karakterini oluşturur.]]
Bu
pasaj, Hegel’in bütün yöntemini birkaç sayfada karikatürünü çizerek anlatır ve
aynı zamanda onun sırrını açığa vurur: İnsan kendi beyninde yarattığı
soyutlamayı dışarıda, bağımsız bir varlık haline getirip sonra ona inanır.
Hegel’in yöntemi şöyledir:
Gerçek elma + armut + badem → “meyve”
kavramı
“Meyve” asıl töz olur → elma, armut,
badem onun “görünüşü”dür
→ Artık “elma olmak elma için zorunlu değildir”; öz “Meyve”dir
“Neden farklı görünüyorlar?” sorusu →
“Çünkü Meyve canlı, kendini-differentleyen bir özdür” → Elma = Meyve’nin
kendini elma olarak cisimleştirmesi → Her meyve bir “enkarnasyon”dur
(Hıristiyanlıkta tek İsa varsa, Hegel’de sonsuz İsa vardır)
Soyut “Meyve”den tekrar gerçek meyvelere
dönülür → ama artık bunlar “Mutlak Meyve”nin yaşam sürecinin uğraklarıdır → Manavdaki
elma artık metafizik bir nesnedir!
Özetle:
İnsan kendi soyutlamasını yaratır → sonra ona inanır → bu inanışı/tapınmayı
“Tin’in kendini gerçekleştirme süreci” diye adlandırır.
Marx
ve Engels’in hedef aldığı bu spekülatif ters çevirmenin (Umstülpung) kökeni
felsefe tarihinde, somut nesnelerin özünün idealarda bulunduğunu savunan
Platoncu idealizmdir.
II.
Alman İdeolojisi’nde Aynı Eleştirinin Sistematik Hali
Marx ve Engels, bir
yıl sonra Alman İdeolojisi’nde ise şunları yazmıştır:
“Gerçek dünyanın Hegel’deki baş aşağı edilmiş yansıması şudur: Devlet, hukuk, ahlak, din vb. insan beyninin ürünleri olarak değil, Mutlak Tin’in kendi kendine yabancılaşmasının aşamaları olarak görünür.”
“Felsefe
ile gerçek dünyanın ilişkisi, Onanizm ile cinsel üreme arasındaki ilişki
gibidir.”
“Hegel,
kavramın diyalektiğini önce kurar, sonra tarihi ve doğayı bu diyalektiğe zorla
uydurur. Gerçek süreçleri araştırmaz; a priori bir spekülatif inşaat
(spekulative Konstruktion) yapar.”
Alman İdeolojisi'nde Hegel'in perspektifini “tersyüz etme” ya da “ayakları üzerine oturtma” Marx tarafından felsefi bir manevradan öte, somut bir ihtiyaç olarak görülür: Felsefenin spekülatif temelden çıkarılıp maddi üretim ve toplumsal varoluş temeline oturtulması hedeflenir.
III.
İki Metnin Karşılaştırmalı Okuması
|
Özellik |
Kutsal
Aile (1845) – “Meyve” Örneği |
Alman
İdeolojisi (1845-46) |
|
Üslup |
Alaycı,
hiciv dolu, karikatürize |
Soğukkanlı,
sistematik, bilimsel |
|
Ana
hedef |
Genç
Hegelciler + Hegel’in yöntemi |
Hegel’in
yöntemi + tüm Alman ideolojisi |
|
Ana
suçlama |
Soyut
düşüncenin tanrılaştırılması |
Gerçek
dünyanın baş aşağı edilmesi (Umstülpung) |
|
Kullanılan
imge |
Meyve
→ elma, armut, badem |
Tin
→ devlet, din, hukuk, tarih |
|
Yaratıcı
olarak gösterilen |
“Meyve”
(Mutlak Özne) |
“İdea”
/ “Mutlak Tin” |
|
Gerçek
yaratıcı |
İnsan
(gizlenmiş) |
İnsan
(açıkça ilan edilir) |
|
Eleştirinin
amacı |
Gülünçlüğü
gözler önüne sermek |
Tarihsel
materyalizmin temellerini atmak |
|
En
sert cümle |
“Hıristiyanlıkta
tek İsa varsa, spekülatif felsefede her elma bir İsa’dır” |
“Felsefe
ile gerçek dünya arasındaki ilişki, onanizm ile cinsel üreme arasındaki
ilişki gibidir” |
IV. Marksizm’de Yöntem Konfüzyonu: Hegel’in İdealist Diyalektik Yöntemi ile Marx ve Engels’in İncelediği Gerçekliğin Diyalektik Mantığı
“Konfüzyon”
kelimesinin Türkçedeki en yaygın ve doğru karşılıkları şunlardır:
Kelime,
Latince'de "birlikte dökmek, bir araya getirmek" anlamına gelen confundere
fiilinden gelir. Bu, "bir araya dökülüp karıştırılmış, ayırt edilemez hale
gelmiş" bir durumu ifade eder.
Marksizm’de
“yöntem” konusunda bir kafa karışıklığı, bilinç bulanıklığı, hatta bir sorun ve
sıkıntı bulunmaktadır.
Hegel
akıl yürütme süreçlerinde olumlama-yadsıma-yadsımanın yadsınması idealist
diyalektik yöntemini kullanır. Bu üçleme şeklindeki akıl yürütme yolu/yöntemi
yanı sıra Hegel, kavramları devindirirken, kavramlardan farklı kavramlara
geçerken çelişki ilkesine de yer verir. Aslında yadsımanın yadsınması ilkesi
zaten çelişki oluşturma mekanizmasını barındırmaktadır. Fakat Hegel nesnel
gerçeklikteki değişimi, oluşu, hareketi, nicel-nitel dönüşüm örneklerini vb. de
yeri geldiğinde işlemekte, bunları felsefesinin bileşenleri kılmaktadır. Bir
idealist de olsa bu tür değiniler yaptığında bir materyalist gibi konumlanır.
İşte Hegel’in bu düşünceleri gerçekliğin barındırdığı diyalektik mantığa
ilişkin önermelerdir. Hegel elbette tümevarım, tümdengelim, analoji, analiz ve
sentez gibi düşünme yöntemlerini de kullanır.
Marx
ve Engels’in soyutlamalar yaparken gerçekliğin diyalektik mantığını yakaladıkları
ve oluşturdukları düşüncelere ve bilgilere bu mantığı nakşettikleri,
felsefelerinde diyalektik mantığın içkin olduğunu bilmek gerekir. Marx ve
Engels’in kullandığı yöntemler de Hegel ya da her insan için geçerli olan
tümdengelim, tümevarım, analoji, sentez, analiz, modelleme, tasım gibi
metotlardır. Fakat Hegel’in kullandığı yadsımanın yadsınması (olumsuzlamanın
olumsuzlaması) ve salt düşünsel düzlemde çelişki oluşturma mekanizmasını
kullanmazlar. Bunlar idealist düşünme yöntemleridir. Bunun yerine Marx ve
Engels nesnel gerçekliğin, doğa/evrenin ve toplum/tarihin bağrındaki
hareketi/akışı, devinimi, ilişki ve etkileşimleri, değişim ve dönüşümleri,
karşıtlık ve çelişkileri, nicel-nitel dönüşümleri inceledikleri konu bağlamında
soyutlarlar. Eş deyişle diyalektik-tarihsel materyalizmin ya da Marksist felsefenin
dokusunda bulunan, ona içkin olan bir diyalektik mantık vardır fakat bu mantık gerçeklikteki
diyalektiği yansıtır. Bu felsefenin özel olarak sahip olduğu diyalektik bir
yöntem ise yoktur; Hegel’in idealist diyalektik yöntem(ler)ini barındırmaz.
Tarihsel-diyalektik materyalistler bilim insanları ya da “sıradan” insanlar
gibi realist düşünme yöntemleri olan tümevarım, tümdengelim, retrodüksiyon,
modelleme, analoji, analiz ve sentez, tasım gibi metotları kullanırlar.
Marx’ın
Kutsal Aile’deki “Meyve” örneğinde ve Alman İdeolojisi’nde,
ayrıca Kapital’in 3. Almanca Basıma Sonsöz’ünde değindiği “yöntem”, düşünsel
perspektifi anlatmaktadır.
Kapital’in Sonsöz’ünde Marx şöyle yazar:
“Benim diyalektik yöntemim, Hegelci
yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan
beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu "Fikir"
("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek
dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in
dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine,
fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine
dönüşmesinden başka bir şey değildir.” (Marx, Kapital 1. Cilt)
Hegel’in
idealist felsefesinde gerçeklik, İdea/Tin’in tümdengelimle oluşturduğu
görünümken, materyalist perspektif nesnel ve toplumsal gerçekliğin
ideal/ideolojik alemi doğurduğu şeklinde tümevarımsal bir yaklaşıma sahiptir.
Burada “yöntem”, idealistler ile materyalistlerin akıl yürütürken kullandığı
yaklaşımdır, perspektiftir. Elbette biz materyalistler nesnel gerçekliğin
ideal/ideolojik boyutunun maddi boyutuyla karşılıklı etkileşim içerisinde ve
birbirini doğuran, besleyen, yeniden üreten ve değiştiren refleksiyonlar gösterdiğini
benimsiyoruz. Ve elbette nesnel ve toplumsal gerçekliğin farklı yönlerini
soyutlarken oluşturduğumuz teorik içerik, gerçekliğin mantığını yansıttığı
oranda diyalektik bir tarz ya da gerçekliğe diyalektik bir yaklaşım gösterir.
Fakat bu içeriği oluştururken kullandığımız yöntemler tasım, tümevarım,
tümdengelim, analoji, analiz ve sentez, modelleme gibi metotlardır ve klasik
mantığın kurallarını tutarsızlık ve mantıksal çelişme olmaması için dikkate
alırız. Bugüne kadar hiçbir Marksist gerçekte “diyalektik yöntem” adında bir
yöntem kullanmamıştır. Çünkü Marksizm’in böyle bir yöntemi yoktur. Diyalektik
yöntem adında bir yöntemin Marksizm’in özünü oluşturduğu, önemli olanın bu
yöntemi kullanmak olduğu yolundaki yaygın kanı (doxa) bir galat-ı meşhurdur ve
okurun bunu şimdi anlaması mümkün hale gelmiştir.
Özetle:
Şimdi yazdıklarımıza bir
katman ekleyebiliriz. Marx, insan bilimlerinde geçerli olan, ampirik somuttan soyutlamalar yapma,
soyutlanmış kavramlardan düşünsel olarak yeniden üretilmiş/düşünülmüş somuta
ulaşma yöntemini şu şekilde anlatır:
“Başlangıç noktamız olarak toplumu almak,
o halde, bütünlüğün bulanık ve düzensiz bir tasavvuru olacak, bizim de buradan,
daha ileri düzeyde belirlemeler yoluyla, analitik olarak gitgide daha basit
kavramlara, veri alınan somutluktan hareketle gitgide saydamlaşan soyutlamalara
doğru ilerlememiz gerekecektir- ta en basit karakteristiklere varıncaya kadar.
O noktadan sonra ise, en sonunda yeniden topluma ama bu kez bir bütünlüğün
bulanık tasavvuru olarak değil, çok sayıda belirlemeler ve ilişkilerden oluşan
zengin bir bütünlük olarak topluma ulaşıncaya kadar aynı yoldan geriye dönmemiz
gerekecektir. Bunlardan birincisi ekonominin yeni doğduğu sırada izlediği
yoldur (…) Somut, çok sayıda belirlemenin bir noktada bağdaşması, dolayısıyla
çoğulluğun birliği olduğu için somuttur. O halde somut, gerçek hareket noktası
ve dolayısıyla gözlem ve tasavvurun da hareket noktası olduğu halde, düşüncede
bir hareket noktası olarak değil bir toplama ve birleştirme süreci, bir sonuç
olarak ortaya çıkacaktır. Birinci yol boyunca, tasavvurun bütünlüğü çözülüp
soyut belirlemeler şekline dönüşmüştü; ikincisinde soyut belirlemeler somutun
düşünce yoluyla yeniden-üretilmesine doğru giderler. Bu yoldan Hegel, gerçeği,
kendini kendinde toplayıp odaklaştıran, kendi derinliklerine dönen, kendi kendine,
kendi devinimine kaynak olan Düşünce’nin ürünü olarak kavrama hayaline kapıldı
– Oysaki soyuttan somuta yükselme yöntemi düşünce için sadece somutu kendine
mal etmenin, onu zihinde somut olarak yeniden-üretmenin yoludur. Ama somutun
kendisinin oluştuğu süreç bu değildir.” (Marx,
Grundrisse)
Marx’ın
anlattığı bu yönteme, diyalektik yöntem denebilir mi ya da diyalektik yöntem bu
olabilir mi? Burada değinilen yöntemler, analiz ve sentez ile tümevarım ve
tümdengelim yöntemleridir. Hegel felsefesinde tümdengelimle İdea/Tin’den
gerçekliği/somutu oluşturmuştur. Marx’ın yöntemi ise tam tersidir; gerçeklik
analiz edilir ve tümevarımsal yolla soyutlamalara ulaşılır. Fakat bu izlek/yol
içerisinde soyutlanmış kavramlar gerçeklikte taşıdığı ilişki ve etkileşimler
gözetilerek değerlendirilir, düşünülmüş somutlara, sentezlenmiş bütünlüklere de
ulaşılır. Somuttan soyuta-soyuttan düşünülmüş somuta ulaşma yöntemi, aslında
analiz ve sentez ile tümevarım ve tümdengelim yöntemlerinin birleşiminden oluştuğundan
özel bir adlandırmayla “diyalektik yöntem” olarak nitelenmesi doğru olmayacaktır.
Sonuç
Hegel’in
bütün sistemi, insanın kendi soyutlama ürününü yabancılaştırıp (işte Marx’ın
Hegel’de gördüğü yöntem, yaklaşım budur) ona tapmasından ibarettir. “Meyve”
örneği bunu bir manav tezgâhında gösterir; Alman İdeolojisi aynı mekanizmayı
devlet, din, hukuk ve tarih sahnesinde sergiler.
Gerçek
elmalar, armutlar, bademler vardır çünkü ağaçlar tohum verir, köylüler çalışır,
iklim elverir.
Tarih
vardır çünkü insanlar ekmek için üretir, daha iyi yaşamak için mücadele eder,
sınıflar çatışır.
Ne
“Meyve” kendini elma yapar, ne “Tin” tarihi yazar.
Yapan,
her zaman etten kemikten, aç, düşünen, çalışan insandır.
Marksizm’in “diyalektik yöntemi” yoktur; gerçekliğin soyutlanan ilişki ve etkileşimlerinde, karşıtlık ve çelişkilerinde, devinim/hareket ve değişimlerde diyalektik mantık vardır. Bu mantık yakalanıp sergilenebildiği oranda teorinin diyalektik bir yaklaşıma ya da tarza sahip olduğu söylenir. Marx ve Hegel’in kullandıkları, bilim insanlarının ve “sıradan” insanların kullanabilecekleri düşünme/akıl yürütme yolu/yöntemleri analiz, sentez, tümevarım, tümdengelim, retrodüksiyon, modelleme, analoji, tasım gibi metotlardır. Hegel “üçleme” olarak adlandırılabilecek idealist yöntemi de kullanmıştır. Marx ise bu yöntemi kullanmamıştır. Fakat gerçeklikte karşıtlık (tez-antitez karşıtlığı) ile bu karşıtlıkların oluşturduğu bütünler vardır. Ve yine gelişimsel süreçlerde karşıtlıklar çelişki formunu alır ve aşılır (yadsıma yadsınır).