Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi
yöntem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yöntem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2025 Pazar

Marksist Materyalizmin Metodolojisi (3M)

Mahmut Boyuneğmez

Giriş

Belirli bir düşünce ekolünün gerçeği nasıl kavradığını ve analiz ettiğini gösteren temel kurallar bütününe “metodoloji” diyoruz. Bu yazıda Marksist materyalizmin metodolojisini inceleyeceğiz.

Marksist materyalizm, toplumsal ve doğal gerçekliğe yaklaşımını üç temel özellikle karakterize eder: Holizm (bütünlük), Diyalektik ve Tarihsellik. Bu unsurlar, yalnızca felsefi ilkeler olmakla kalmaz, aynı zamanda Marx’ın sosyal ve ekonomik analizlerinde –özellikle Kapital’de– kullandığı düşünme tarzının omurgasını oluşturur.

Bu yazıda şu tezi savunmaktayız: Holizm, Diyalektik ve Tarihsellik, Marx’ın kapitalizmin somut incelemesinden a posteriori (deney ve inceleme sonrası) olarak türettiği perspektiflerdir; bunlar gerçekliği incelemeye başlamadan önce zihne yerleştirilmiş a priori şablonlar değildir. Buna karşılık Marx’ın kullandığı araçlar ise, toplum bilimlerinin geniş alanında kullanılan realist ve bilimsel epistemolojik yöntemlerdir. Bu ayrım, Marksist materyalizmi, diyalektiği bir akıl yürütme şablonu olarak kullanan idealist felsefeden kesin olarak ayırır.

I. Materyalizmin Temel Aksiyomları: Realist Çerçeve

Materyalist metodoloji, varlık ve bilgiye dair iki temel aksiyom (belit) üzerinde yükselir. Bu iki ilke, Marksist analizin realist karakterini belirler ve nesnel gerçekliğe bilimsel yaklaşımın zeminini oluşturur:

A. Varlığın Önceliği (Aksiyom 1)

Birincisi, varlığın bilinçten bağımsız olarak nesnel gerçekliği oluşturduğudur. Varlık, madde, enerji, karanlık madde ve karanlık enerji gibi formlar dâhil olmak üzere, düşüncenin dışında olandır. Düşüncelerin yanı sıra duyumları, duyguları da kapsayan bilinç, her zaman bilinçli bir varlığa ve onun çevresiyle etkileşimlerine işaret eder.

B. Bilinirliğin Kabulü (Aksiyom 2)

İkincisi ise, toplum ve bilinç dâhil nesnel gerçekliğin öğelerinin ve sahip olduğu ilişkilerin, etkileşimlerin ve değişimlerin insan aklı tarafından aslına uygun olarak/doğrulukla kavranabilir olduğudur.

Bu nedenlerle materyalizm, özü gereği bir realizm türüdür.

C. Hakikat Arayışı ve Postmodernizmin Eleştirisi

Materyalist Realizm, bilgi arayışında nesnel hakikati merkeze alır. Bu bağlamda, postmodern yaklaşımların hakikati öznel deneyimlere indirgemesine karşı çıkar.

Örneğin: Kuzey yarım küre için “Ağustos yaz ayıdır” önermesi doğru iken, güney yarım küre için “Ağustos kış ayıdır” önermesi doğruluğa sahiptir. Ancak bu iki gözlemcinin farklı konumlanma noktalarından elde ettiği doğrular, hakikatin kendisi değildir. Hakikat, bu fenomenin bilimsel özüdür: Dünyanın yaklaşık 23,5 derecelik eksen eğikliği nedeniyle aynı anda farklı yerlerde farklı mevsimlerin yaşanmasıdır. Hakikat arayışı, özü bulma çabasıdır ve bilimsel faaliyetin karakteristik niteliği budur. Gerçeklik ise özneden bağımsız nesnel olarak var olandır.

Postmodern yaklaşımlar, hakikati öznel deneyimlere indirgerken; materyalizm, bu iki farklı mevsim bilgisini birleştiren nesnel gerçekliğin bilimsel olarak kavranabilirliğini savunur.

II. Terminolojik Koordinatlar

Makale boyunca dikkatle ayrılmaya çalışılan temel kavramlar ve bunların Marksist materyalizmdeki kesin konumları:

  • Yöntem (Methode): Araştırmacının elindeki somut epistemolojik araçlar. Tümevarım-tümdengelim, analiz-sentez, analoji, karşılaştırma, modelleme, Ollman’ın dört soyutlama süreci, hipotez kurma-deneme vb. Bunlar bilimsel-realist düşünmenin evrensel araçlarıdır; diyalektik değildir.
  • Tarz / Sunuş tarzı (Darstellungsweise): Keşfedilen maddi diyalektiğin zihinde ve eserde yeniden üretilme biçimi. Kapital’de “soyuttan somuta yükselme” bir sunuş tarzıdır; araştırma sürecinin tersine çevrilmiş yansımasıdır, a priori şablon değildir.
  • Perspektif: Kapitalizm incelemesinin a posteriori sonucu olarak analistin düşüncesine yerleşen üç temel bakış açısı:
    • Holizm (totality olarak görme zorunluluğu)
    • Diyalektik (örneğin çelişkiyi hareketin kaynağı olarak kabul)
    • Tarihsellik (gelişmiş formdan geriye doğru iz sürme)

Bunlar gerçeklikte var olduğu için keşfedilmiş ve zihne yerleşmiştir; araştırmaya önceden dayatılan şablonlar değildir.

  • Çerçeve: Materyalist realizmin iki temel aksiyomu tarafından çizilen ontolojik-epistemolojik sınır (varlığın önceliği + bilinirlik). Bütün Marksist analizin zorunlu zemini.
  • Yaklaşım: Yukarıdaki perspektiflerin ve çerçevenin toplamıdır; analistin gerçekliğe yönelirken aldığı genel duruş.
  • İlke: Perspektiflerin somut analizde kendini dışa vuran zorunlu yönelimleri. Örneğin “gelişmiş formdan geriye doğru inceleme ilkesi” bir teknikten ziyade tarihsel-materyalist perspektifin analize yansımasıdır.

Kısaca:

  • Diyalektik → gerçekliğin ontolojisidir
  • Yöntem → diyalektiği keşfeden ve sunan araçlardır
  • Perspektif/ilke/tarz → diyalektiğin keşfinden sonra analistin düşüncesine yerleşen a posteriori sonuçlardır

Bu ayrımı kaybettiğimiz anda “diyalektik yöntem” söylemiyle birlikte idealizme geri düşeriz. Marx’ta diyalektik, bizim icat ettiğimiz bir akıl yürütme şablonu değil; maddi dünyanın kendi mantığıdır.

III. Marx’ın İncelemelerinde Kullandığı Epistemolojik Araçlar

Marx’ın araştırma sürecinde kullandığı araçlar, nesnel gerçekliğin iç mantığını (diyalektiği) keşfetmeye yarayan bilimsel düşünme yöntemleridir.

A. Genel bilimsel yöntemler

  • Tümevarım ve tümdengelim (klasik anlamda değil, sürekli birbirini besleyen ve diyalektik bir bütünlük içinde işleyen biçimleriyle)
  • Analiz ve sentez
  • Analoji, karşılaştırma ve hipotez kurma-deneme

B. Ollman’ın saptadığı ilişkisel soyutlama yöntemleri

Bertell Ollman, Marx’ın Diyalektiğiyle Dans adlı eserinde Marx’ın soyutlamalarının değişim, etkileşim ve hareket öğelerini içerdiğini gösterir. Marx, şu soyutlama yöntemlerini de kullanır:

  1. Uğrak (moment) ve biçim: Bir süreci farklı aşamaları (uğrakları) ve bu aşamalarda aldığı farklı görünümleri (biçimleri) içinde soyutlamak.
  2. Kapsam belirleme: İncelenen ilişkinin zamansal ve uzamsal sınırlarını belirlemek.
  3. Farklı genellik düzeyleri arasında geçiş: Bireysel olaydan sınıflı toplumların genel yasalarına, oradan kapitalizme özgü ilişkilere kadar düzey değiştirebilmek.
  4. Konumlanma noktasını (perspektifi) değiştirmek: Aynı sürece farklı taraflardan ya da farklı uğraklardan bakabilmek.

Bu araçların tümü, nesnel gerçekliği doğru ve bütünsel bir biçimde yansıtmayı hedefleyen realist-bilimsel düşünme yöntemleri içinde yer alır.

C. Soyutlama: Maddi İlişkileri Kavrama Süreci

Marx'ın bilimsel yöntemleri kullanmasının nihai amacı, ampirik olarak gözlemlenebilen (örneğin pazar yerindeki fiyatlar) yüzey fenomenlerinin ardındaki zorunlu ve özsel maddi ilişkileri (örneğin değer, artı-değer) soyutlamaktır. Soyutlama, nesnenin duyusal algıdan tamamen koparılması değil; tersine, incelenen maddi olguyu (sosyal üretim ilişkileri) belirleyen tekil, yalıtılmış, ancak temel unsurların zihinsel olarak ayrıştırılmasıdır. Bu soyutlamalar, bir kez oluşturulduktan sonra, gerçekliği (somutu) yeniden inşa etmenin (sunuşun) temel kategorileri haline gelir. Bu süreçte kritik olan, soyutlamaların maddi yaşamın kendisinden türetilmiş olması ve idealist bir kategoriler şemasından kaynaklanmamasıdır.

IV. Diyalektik: Ontoloji mi, Yöntem mi?

Literatürde Ollman gibi yazarlar bu araçları bazen “diyalektik yöntem” başlığı altında toplasa da, materyalist felsefenin temel ayrımı şöyledir:

Kavram

Tanım

Rolü

Diyalektik

Nesnel gerçekliğin mantığı: akışkanlık, iç çelişki, hareket, dönüşüm ve karşılıklı bağımlılık içeren evrensel örüntüler toplamı

Gerçekliğin ontolojik niteliği

Yöntem

Bu ontolojik diyalektiği keşfetmek, soyutlamak ve sunmak için kullanılan epistemolojik araçlar

Araştırmacının aracı

Bu nedenle “diyalektik yöntem” terimi, ontoloji ile epistemolojiyi karıştırdığı için kafa karıştırıcıdır ve idealist kalıntı taşır. Terimin yaygınlaşmasında Engels’in Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği’nde diyalektiği “evrensel yasalar” şeklinde formüle etmesi ve doğa bilimlerine uyguluyor gibi görünmesi büyük rol oynamıştır. Bu çalışmalar, ontoloji ile epistemolojiyi birbirine yapıştıran ve sonraki Diamat (Diyalektik Materyalizm) doktrininin temel zaafı hâline gelen, diyalektiği bir akıl yürütme şablonu olarak algılama hatasına kapı açan bir adımdır. Ancak Engels’in amacı, Hegel’in idealist diyalektiğini materyalist temele oturtmak ve dönemin hâkim mekanik materyalizmine karşı diyalektiği savunmaktı; bu tarihsel misyonu başarıyla yerine getirmiştir.

Marx’ın Hegel’e karşıtlığı

Marx, Kapital’in 2. Almanca basımının sonsözünde şöyle der:

“Diyalektik yöntemim, Hegel’inkinden yalnız farklı olmakla kalmaz, onun tam karşıtıdır da.” Hegel’de diyalektik, mutlak fikrin kendini gerçekleştirme sürecidir; fikir gerçek dünyanın yaratıcısıdır. Marx’ta ise diyalektik, maddi dünyanın kendi iç mantığının insan zihnindeki yansımasıdır. Marx’ın “meine dialektische Methode” ifadesi çoğu zaman yanlış çevrilir; burada kastettiği, Hegel’in idealist yöntemine karşıt olarak geliştirdiği materyalist araştırma ve sunuş tarzıdır.

Tony Smith, C. Arthur gibi “sistematik diyalektik” savunucuları, Kapital’in kategorik gelişiminin Hegel’in Mantık’ına benzer bir içsel zorunluluk taşıdığını iddia eder. Bu okuma, sunuşun (Darstellung) kendi diyalektik mantığına sahip olduğunu doğru saptar; fakat bunu “diyalektik yöntem” diye adlandırmak ontoloji-epistemoloji karışıklığına yol açar. Çünkü kategoriler arasındaki geçişlerin mantığı, maddi gerçekliğin (değer biçimi, artı-değer üretimi vb.) kendi iç diyalektiğinden kaynaklanır; zihinsel bir şema dayatmasından değil.

V. Bir Analoji: Fotoğraf Makinesi ile Kamera

Diyalektik ve klasik mantık arasındaki temel farkı ve yöntem/perspektif ayrımını netleştirmek için fotoğraf makinesi ve film-kamera analojisi kurulabilir:

Özellik

Fotoğraf Makinesi (Klasik Mantık)

Kamera-Film (Diyalektik Perspektif)

Gerçeklikle Etkileşim/Zaman Boyutu

Senkronik (Tek bir durağan an, tek bir nokta)

Diyakronik (Süreç, akış)

Ürün/Soyutlama Türü

Statik ve Tekil Soyutlama, Sabit ve Yalıtılmış (Tek fotoğraf, statik görüntü)

Akış ve Hareket, İlişkisel ve Çelişkili Bütünlük (Film/Video)

Mantık

Çelişmezlik İlkesi: Tekil soyutlamalar arasında tutarlılık sağlanır (Syllogism (tasım): Bu adam gülümsüyor, o halde mutludur.). Çelişki dışlanır, bastırılır

Diyalektik Mantık: Gerçeklikteki çelişki, dönüşüm, gelişim, ilişki ve etkileşim örüntülerini, oluş, beliriş ve süreçleri vd. yansıtır.

Tablo: Kamera-film gerçeklikteki diyalektiği yansıtır; kurgu teknikleri (yöntem) ise realist/bilimsel araçlardır.

Kamera, gerçeklikteki diyalektik akışı görüntüler. Sonuçta ortaya çıkan ürün, yani teori (ya da film), tıpkı gerçekliğin kendisi gibi:

  1. Holistiktir: Bütünsel bir ilişki ağını yansıtır.
  2. Diyalektiği Barındırır: Hareket, çelişki ve dönüşümün mantığını içerir.
  3. Tarihseldir: Süreç ve akış içinde ele alınmıştır.

Film Yapma Teknikleri ve Metodoloji

Filmin oluşturulmasında kullanılan teknikler ve kurgu yöntemleri (örneğin flashback, kesmeler, kurgusal sıçramalar) ise felsefi metodolojiye karşılık gelir. Tıpkı Marx’ın soyutlamalarını yaparken kullandığı analiz/sentez yöntemleri ve soyuttan somuta yükselme tarzı gibi; yönetmen de bilim insanı gibi, elindeki ham akışı (gerçekliği) anlamlandırmak ve sunmak için belirli teknikleri (metotları) kullanır.

VI. Materyalist Yaklaşımın Üç Temel Özelliği: A Posteriori Karakteri

Holizm, Diyalektik ve Tarihsellik, Marx’ın kapitalizm analizinin sonuçları olarak ortaya çıkmış, gerçeklikte var olan ilişkilerin zihne yerleşmiş yansımalarıdır. Bunlar a priori şablonlar değildir.

Perspektif

Tanım

İşlevi

Holizm

Olguyu yalıtılmış değil, diğer olgularla sürekli değişen ve iç içe geçmiş ilişkiler bütünü (totality) olarak görme

Bütünlüğün ve karşılıklı belirlenimin kavranmasıdır

Diyalektik

Bir sistemin itici gücünün karşıtların birliği ve mücadelesi ile çelişkiler olduğunu kabul etme

Hareketin ve dönüşümün içsel kaynağının açığa çıkarılmasıdır

Tarihsellik

İncelenen olgunun en gelişkin biçiminden yola çıkarak, onun kökenini, gelişim sürecini ve geçmişe ait izlerini sürmek

Statik değil, dinamik ve potansiyeller barındıran bir analiz perspektifidir

Tarihsel Analiz İlkesi: Gelişmiş Formdan Geriye Doğru İnceleme

Marx’ın en çarpıcı aforizmalarından biri şöyledir:

“İnsan anatomisi maymun anatomisine bir anahtar olduğu gibi, burjuva ekonomisi de önceki ekonomik formların anlaşılması için bir anahtar sağlar.”

Bu ilke bir “teknik” ya da “soyutlama yöntemi” değil, analiz sırasını ve odak noktasını belirleyen tarihsel-materyalist bir perspektiftir. Kapitalizm, önceki üretim tarzlarının tüm potansiyellerini en açık biçimde ortaya koyar; bu gelişkinlik anı kavrandıktan sonra geriye doğru gidilerek geçmiş formlar yeniden yorumlanır.

Araştırma ile Sunuş Ayrımı

Marx’ın Kapital’deki “soyuttan somuta yükselme” sunuş tarzı (Darstellung), araştırma sürecinin (Forschung) tersine çevrilmiş bir yansımasıdır. Araştırma gerçeklikten (somuttan) soyuta doğru gider; sunuş ise okurun zihninde bu süreci yeniden üretmek için en basit soyutlamadan (meta) başlar ve giderek düşünülmüş somuta yükselir. Bu, keşfedilen maddi diyalektiğin zihinde tutarlı ve pedagojik olarak yeniden inşa edilmesidir; a priori bir Hegelci şema değildir.

Bu sürecin nihai hedefi, Holizm perspektifinin gereği olarak düşünülmüş somuta ulaşmaktır. Marx, somutu şöyle tanımlar: “Somut, birçok belirlemenin birliğinde somuttur, dolayısıyla çeşitliliğin birliğinde.” İşte teori (film) bu nedenle holistiktir; tek bir soyutlamayı değil, birçok farklı ve çelişkili belirlemenin (sermaye, ücret, kâr, rekabet) birliğini yansıtır.

VII. Sonuç: Materyalist Metodolojinin Özü

Marksist materyalizmde diyalektik, gerçekliğin ontolojik niteliğidir; “diyalektik yöntem” diye bir şey yoktur. Var olan, diyalektik gerçekliği doğru soyutlayıp sunabilecek bilimsel-epistemolojik araçlar ve bu araçların kapitalizm incelemesinden sonra kazanılan holistik, diyalektik ve tarihsel perspektiflerle yönlendirilmesidir.

Bu ayrımı netleştirmek, günümüzde Marksist teori için hayati önem taşır: Diyalektiği bir “mantık şablonu” ya da “evrensel yasa cetveli” haline getirdiğimiz anda, idealizme geri düşeriz. Oysa Marx’ın yaptığı, kapitalizmin somut maddi hareketini inceleyerek gerçekliğin kendi diyalektik mantığını keşfetmek ve bu mantığı okurun zihninde en tutarlı biçimde yeniden üretmektir. Diyalektik, bizim icat ettiğimiz bir yöntem değil; kapitalizmin –ve genel olarak maddi dünyanın– bize dayattığı gerçekliğin ta kendisidir. Diyalektiği yöntem sanan, eninde sonunda Hegel’in kapısına geri döner; diyalektiği gerçekliğin mantığı olarak kavrayan ise Marx’ın yolunda yürümeye devam eder.

VIII. Diyalektik Materyalizm (Diamat) Hakkında

Diamat, 1930’larda Stalin’in kısa felsefe kursuyla resmî Sovyetler Birliği doktrini haline geldi. Bu standardizasyon çabası, Marksizm’e geniş kitleler ve farklı disiplinler (doğa bilimleri, tarih, felsefe) için birleşik ve tutarlı bir felsefi temel sağlama ihtiyacından doğdu. Diamat’ın temel formülü, felsefi materyalizmi, doğanın, toplumun ve düşüncenin en genel yasaları şeklinde formüle edilen diyalektikle birleştirmeyi amaçlıyordu:

“Diyalektik Materyalizm = felsefi materyalizm + doğanın, toplumun ve düşüncenin en genel yasaları şeklinde diyalektik.”

Bu formülasyonun en büyük tarihsel başarısı, Marksist düşünceye popüler ve örgütleyici bir dünya görüşü (Weltanschauung) kimliği kazandırmasıydı. Böylece diyalektik, bir yandan idealizmle mücadele ederken, diğer yandan mekanik materyalizmin indirgemeciliğine karşı koyan, geniş kapsamlı ve bütüncül bir bakış açısı sunmuştur. Ancak bu standardizasyonun bir bedeli oldu: ontoloji-epistemoloji ayrımı bulanıklaştı; diyalektik, artık keşfedilen bir mantıktan ziyade gerçekliğe dışarıdan uygulanan bir “akıl yürütme şablonu” veya “doğrulama cetveli” olma riskini taşıyordu.

Engels’in Mirası ve Felsefi Savunma

Friedrich Engels’in Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği eserleri, Diamat’ın felsefi temellerini oluşturan temel mirastır. Engels’in diyalektiği doğa bilimlerine uygulama çabası, dönemin pozitivizm ve mekanik materyalizmine karşı Marksizmin entelektüel savunması için hayatiydi. Ancak kullandığı dil –diyalektiği “evrensel yasalar” olarak formüle etmesi– sonraki mekanizasyona ve dogmatizme kapı araladı: “Yasa” terimi, doğa bilimlerindeki mekanik-nedensel yasalarla aynı kategoride algılanma riski yarattı; ontolojik gerçeklik (varlığın diyalektiği) ile epistemolojik yansıma (düşüncenin diyalektiği) arasındaki ayrım yeterince keskinleştirilemedi. Engels’in kendi dönemindeki cesur ve gerekli rolünü teslim etmekle birlikte, bu formülasyonların sonraki Diamat yorumlarında yol açtığı felsefi bulanıklığı da objektif olarak görmek gerekir.

Sovyetler’de Dogmalaşma

1930’lardan 1950’lere kadar süren resmî Diamat dönemi, felsefeyi bir dogma setine dönüştürerek bilimsel ve eleştirel düşüncenin gelişimini kısıtladı. Özellikle doğa bilimlerine “üç yasa”nın dogmatik uygulanması (buğday tanesinin “olumsuzlamanın olumsuzlaması” ile başağa dönüşmesi gibi tartışmalı ve karikatürize örnekler), diyalektiği canlı bir düşünme tarzından çıkarıp her teze otomatik olarak “diyalektik” damgası vurulan bir şablona indirgedi.

Moskova Okulu’nun Diyalektik Mantık Çizgisi

1960-1970’lerde Evald İlyenkov’un öncülüğündeki Moskova Okulu filozofları, Diamat’ın teorik içeriğini derinleştirmek ve onu Marx’ın orijinal materyalist çizgisine geri oturtmak için radikal bir yeniden inşa çizgisi geliştirdi. Bu çizgi, diyalektiği “yasa cetveli” olmaktan çıkarıp düşüncenin mantığı olarak yeniden tanımladı. İlyenkov’un temel tezleri şöyledir:

  • Diyalektik, öncelikle düşüncenin mantığıdır. Ünlü formülü: “Diyalektik, nesnel gerçekliğin genel yasaları değil, nesnel gerçekliği ideal olarak yeniden-üreten düşüncenin hareket yasalarıdır.”
  • Marx’ın Kapital’deki yöntemi, Hegel’in idealist yönteminin basitçe “ters çevrilmesi” değil, radikal bir dönüştürülmesidir: yükselen soyutlamadan düşünülmüş somuta geçiş.
  • Doğru terim “diyalektik mantık”tır; çünkü diyalektik hazır şablon değil, somut durumun somut analizi içinde ortaya çıkan canlı bir düşünme tarzıdır.

Sonuç

Diamat, Marksizm’in uluslararası düzeyde örgütlenmesi ve yayılması için gerekli standardizasyonu ve felsefi savunmayı sağlamıştır. Ancak bu süreç, diyalektiği bir akıl yürütme şablonuna dönüştürme riski taşıyan dogmatik bir yorumu da beraberinde getirmiştir. İlyenkov ve Moskova Okulu’nun çabası ise, bu dogmatik standardizasyon işlevini aşarak, felsefenin kendi içindeki teorik derinliği yeniden inşa etmeyi hedeflemiştir. Bu çizgi, diyalektiği bir yöntem olarak değil, maddi dünyanın kendi iç mantığını keşfetme ve bu mantığı zihinde yeniden-üretme etkinliği olarak kavrayan Marksist geleneği yeniden canlandırmış ve günümüze kadar uzanan en yaratıcı damarını güçlendirmiştir.

19 Kasım 2025 Çarşamba

Marx’ın Hegel Eleştirisi ve 'Yöntem' Konfüzyonu

Mahmut Boyuneğmez

Kutsal Aile’deki “Meyve” Örneği ve Alman İdeolojisi’ndeki Spekülatif İnşaat

Marx, Hegel felsefesine yönelik en keskin, en eğlenceli ve aynı zamanda en yıkıcı eleştirilerini 1845-1846 yıllarında iki metinde ortaya koymuştur: Kutsal Aile (1845) ve Alman İdeolojisi (1845-46). Bu iki metin, aynı fikri iki farklı üslupla işler: biri alaycı bir karikatürle eleştiridir, diğeri soğukkanlı bir otopsi.

I. Kutsal Aile’deki “Meyve” Örneği

[[Gerçek elma, armut, çilek ve bademlerden "Meyve" genel fikrini oluşturursam, daha da ileri gider ve gerçek meyveden türetilen soyut "Meyve" fikrimin benim dışımda var olan bir varlık olduğunu, armut, elma vd.’nın aslında gerçek özü olduğunu imgelersem, o zaman spekülatif felsefenin dilinde "Meyve"nin armudun, elmanın, bademin vd. "Tözü" olduğunu ilan ederim. Dolayısıyla şunu söylerim; armut için armut olmak gerekli değildir, elma için elma olmak gerekli değildir; bu şeyler için esas olan, onların duyularla algılanan gerçek varlıkları değil, onlardan soyutladığım ve sonra onlara dayattığım öz, fikrimin özü “Meyve"dir. Bu nedenle elmaları, armutları, bademleri vd., varlığın ya da "Meyve"nin salt formları olarak ilan ederim. Duyularım tarafından oluşturulan anlayışım, elmayı armuttan ve armudu bademden ayırır elbette ama spekülatif aklım bu duyusal farklılıkların önemsiz ve konu dışı olduğunu ilan eder. Spekülatif aklım, elmada armuttakinin aynısını ve armutta bademdekinin aynısını, yani "Meyve"yi görür. Belirli gerçek meyveler artık, gerçek özü "töz" olan "Meyve"nin görünüşlerinden başka bir şey değildir.

Bu yöntemle bir insan, belirli bir tanım zenginliği elde etmez. Tüm bilimi, tüm minerallerin gerçekte "Mineral" fikri olduğunu söylemekle sınırlı olan bir mineralog, ancak imgeleminde bir mineralog olabilir. Spekülatif mineralog, her mineral için "Mineral" der ve bilimi, bu kelimeyi gerçek mineral sayısı kadar tekrarlamaya indirgenir.

Farklı gerçek meyveleri soyutlanmış tek "meyveye", yani "Meyve"ye indirgeyen spekülasyon, gerçek içeriğin bazı görünümlerini elde etmek için, bir şekilde "Meyve"den, Tözden çeşitliliğe yani çeşitli, sıradan gerçek meyvelere, armut, elma, badem vd.’na dönüş yolunu bulmaya çalışmalıdır. "Meyve" soyut fikrinden gerçek meyveler üretmek ne kadar zorsa, gerçek meyvelerden bu soyut fikri üretmek o kadar kolaydır. Gerçekten de, soyutlamadan vazgeçmeden soyutlamanın karşıtına (somut meyvelere-MB) varmak imkânsızdır.

Bu nedenle spekülatif filozof "Meyve" soyutlamasını terk eder ama spekülatif, mistik bir tarzda - ondan vazgeçmiyormuş gibi görünerek bunu yapar. Bu nedenle, soyutlamasının üzerine çıkması gerçekte yalnızca görünüştedir. Bir şekilde şunu öne sürer:

Elmalar, armutlar, bademler ve çilekler gerçekte "Töz"den, "Meyve"den başka bir şey değilse, şu soru ortaya çıkar: "Meyve" neden bana bazen elma, bazen armut, bazen badem olarak kendini gösterir? Benim spekülatif Birlik kavramım, "Töz", "Meyve" niye bu çeşitlilik görüntüsüyle açıkça çelişmektedir?

Spekülatif filozof şöyle cevap verir; bu böyledir, çünkü "Meyve" ölü, farklılaşmamış, hareketsiz değil, yaşayan, kendini farklılaştıran, hareket eden bir özdür. Sıradan meyvelerin çeşitliliği sadece benim duyusal anlayışım için değil, aynı zamanda "Meyve"nin kendisi ve spekülatif akıl için de önemlidir. Birbirinden farklı sıradan meyveler, "tek Meyve"nin yaşamının farklı tezahürleridir; onlar "Meyvenin" kendisinin kristalleşmeleridir. Böylece, elmada "Meyve" kendisine elmaya benzer bir varoluş, armutta ise armuta benzer bir varoluş verir. Bu nedenle, artık, Töz açısından söylenebileceği gibi, armut "Meyve"dir, elma "Meyve"dir, badem "Meyve"dir dememeliyiz, daha çok "Meyve" kendini bir armut olarak sunar, "Meyve" kendini bir elma olarak sunar, "Meyve" kendini bir badem olarak sunar; elmaları, armutları ve bademleri birbirinden ayıran farklar ise "Meyve"nin kendi kendine farklılaşmasıdır ve bu durum her bir meyveyi, "Meyve"nin yaşam sürecinin farklı üyeleri haline getirir. Böylece "Meyve" artık boş, farklılaşmamış bir birlik değildir; hepsi bir arada bir birlik, "organik olarak birbirine bağlı üyeler dizisini" oluşturan meyvelerin "bütünlüğü" olarak birliktir. Bu dizinin her bir üyesinde "Meyve" kendine daha gelişmiş, daha açık bir varoluş verir, ta ki sonunda tüm meyvelerin "özeti" olana dek, o aynı zamanda tıpkı onları içinden üreten olduğu gibi, kendi içinde çözüşmüş tüm bu meyveleri içeren canlı birliktir.

Görüyoruz ki, Hıristiyan dini Tanrı'nın yalnızca bir Enkarnasyonunu (vücut bulma) biliyorsa, spekülatif felsefenin cisim sayısı kadar cisimleşmesi vardır, tıpkı burada her meyvede Tözün, yani Mutlak Meyvenin cisimleşmesi gibi. Bu nedenle, spekülatif filozofun ana ilgisi, gerçek sıradan meyvelerin var oluşunu üreterek, gizemli bir şekilde elma, armut, badem ve kuru üzüm olduklarını söylemektir. Ama spekülatif dünyada yeniden keşfettiğimiz elmalar, armutlar, bademler ve kuru üzümler, elma, armut, badem ve kuru üzüm görünümlerinden başka bir şey değildir, çünkü onlar zihnin soyut yaratımı olan "Meyve"nin yaşam sürecindeki uğraklarıdır ve dolayısıyla kendileri zihnin soyut yaratımlarıdır. Dolayısıyla bu spekülasyonda hoş olan şey, oradaki tüm gerçek meyveleri yeniden keşfetmektir ama bunlar daha yüksek mistik öneme sahip meyveler olarak, maddi dünyada değil, beyninizin eterinde büyümüş, Mutlak Özne’nin, yani “Meyve”nin enkarnasyonları (cisimleşmeleri) olan meyvelerdir. Soyutlamadan, zihnin doğaüstü yaratımı olan "Meyve"den gerçek doğal meyvelere döndüğünüzde, doğal meyvelere doğaüstü bir anlam verirsiniz ve onları katıksız soyutlamalara dönüştürürsünüz. O halde asıl ilginiz, onun yaşam sürecinin -elma, armut, badem gibi- tüm tezahürlerinde "Meyve"nin birliğine işaret etmek, yani bu meyveler arasındaki mistik bağlantıları göstermek, her birinde “Meyve”nin kendini derece derece gerçekleştirmesini ve zorunlu ilerleyişleri, örneğin kuru üzüm olarak varoluştan badem olarak varoluşa ilerlemeyi göstermektir. Bu nedenle, sıradan meyvelerin değeri artık doğal niteliklerinden değil, "Mutlak Meyve"nin yaşam sürecinde her birinin belirli bir yer tutmasını sağlayan spekülatif niteliklerinden kaynaklanmaktadır.

Sıradan bir insan, elmalar ve armutlar olduğunu söylediğinde olağanüstü bir şey söylediğini düşünmez. Fakat filozof onların varlığını spekülatif bir tarzda ifade ettiğinde olağanüstü bir şey söyler. Aklın gerçek olmayan yaratımı olan "Meyve"den - ki filozof onu kendi dışında bir Mutlak Özne olarak dikkate alır, burada "Meyve" olarak temsil edilmiştir - gerçek doğal nesneleri, elmayı, armudu vb. üreterek, yani bu meyveleri kendi soyut aklından yaratarak bir mucize gerçekleştirir. Ve var oluşunu ifade ettiği her cisme karşılık düşen bir yaratma fiili gerçekleştirir.

Spekülatif filozofun, bu süreklilik içindeki yaratmayı ancak elma, armut vb.'nin evrensel olarak bilinen ve gerçekte var olan niteliklerini, kendi uydurduğu belirleyici özellikler olarak sunarak, gerçek şeylerin isimlerini soyut aklın ürettiğine, aklın soyut formüllerine vererek, son olarak da, bir elma fikrinden bir armut fikrine geçtiği kendi faaliyetini Mutlak Öznenin/" Meyve"nin öz-faaliyeti olarak ilan ederek başardığını söylemeye gerek yoktur.

Spekülatif tabirle bu işleme Tözü Özne olarak, içsel bir süreç olarak, Mutlak Kişi olarak kavramak denir ve bu kavrayış Hegel'in yönteminin temel karakterini oluşturur.]]

Bu pasaj, Hegel’in bütün yöntemini birkaç sayfada karikatürünü çizerek anlatır ve aynı zamanda onun sırrını açığa vurur: İnsan kendi beyninde yarattığı soyutlamayı dışarıda, bağımsız bir varlık haline getirip sonra ona inanır. Hegel’in yöntemi şöyledir:

  1. Normal soyutlama (herkes yapar)

Gerçek elma + armut + badem → “meyve” kavramı

  1. Spekülatif ters çevirme (Hegel’in hilesi)

“Meyve” asıl töz olur → elma, armut, badem onun “görünüşü”dür
→ Artık “elma olmak elma için zorunlu değildir”; öz “Meyve”dir

  1. Çeşitliliğin mistik açıklaması

“Neden farklı görünüyorlar?” sorusu → “Çünkü Meyve canlı, kendini-differentleyen bir özdür” → Elma = Meyve’nin kendini elma olarak cisimleştirmesi → Her meyve bir “enkarnasyon”dur (Hıristiyanlıkta tek İsa varsa, Hegel’de sonsuz İsa vardır)

  1. Mucizevi geri dönüş

Soyut “Meyve”den tekrar gerçek meyvelere dönülür → ama artık bunlar “Mutlak Meyve”nin yaşam sürecinin uğraklarıdır → Manavdaki elma artık metafizik bir nesnedir!

Özetle: İnsan kendi soyutlamasını yaratır → sonra ona inanır → bu inanışı/tapınmayı “Tin’in kendini gerçekleştirme süreci” diye adlandırır.

Marx ve Engels’in hedef aldığı bu spekülatif ters çevirmenin (Umstülpung) kökeni felsefe tarihinde, somut nesnelerin özünün idealarda bulunduğunu savunan Platoncu idealizmdir.

II. Alman İdeolojisi’nde Aynı Eleştirinin Sistematik Hali

Marx ve Engels, bir yıl sonra Alman İdeolojisi’nde ise şunları yazmıştır:

“Gerçek dünyanın Hegel’deki baş aşağı edilmiş yansıması şudur: Devlet, hukuk, ahlak, din vb. insan beyninin ürünleri olarak değil, Mutlak Tin’in kendi kendine yabancılaşmasının aşamaları olarak görünür.”

“Felsefe ile gerçek dünyanın ilişkisi, Onanizm ile cinsel üreme arasındaki ilişki gibidir.”

“Hegel, kavramın diyalektiğini önce kurar, sonra tarihi ve doğayı bu diyalektiğe zorla uydurur. Gerçek süreçleri araştırmaz; a priori bir spekülatif inşaat (spekulative Konstruktion) yapar.”

Alman İdeolojisi'nde Hegel'in perspektifini “tersyüz etme” ya da “ayakları üzerine oturtma” Marx tarafından felsefi bir manevradan öte, somut bir ihtiyaç olarak görülür: Felsefenin spekülatif temelden çıkarılıp maddi üretim ve toplumsal varoluş temeline oturtulması hedeflenir.

III. İki Metnin Karşılaştırmalı Okuması

Özellik

Kutsal Aile (1845) – “Meyve” Örneği

Alman İdeolojisi (1845-46)

Üslup

Alaycı, hiciv dolu, karikatürize

Soğukkanlı, sistematik, bilimsel

Ana hedef

Genç Hegelciler + Hegel’in yöntemi

Hegel’in yöntemi + tüm Alman ideolojisi

Ana suçlama

Soyut düşüncenin tanrılaştırılması

Gerçek dünyanın baş aşağı edilmesi (Umstülpung)

Kullanılan imge

Meyve → elma, armut, badem

Tin → devlet, din, hukuk, tarih

Yaratıcı olarak gösterilen

“Meyve” (Mutlak Özne)

“İdea” / “Mutlak Tin”

Gerçek yaratıcı

İnsan (gizlenmiş)

İnsan (açıkça ilan edilir)

Eleştirinin amacı

Gülünçlüğü gözler önüne sermek

Tarihsel materyalizmin temellerini atmak

En sert cümle

“Hıristiyanlıkta tek İsa varsa, spekülatif felsefede her elma bir İsa’dır”

“Felsefe ile gerçek dünya arasındaki ilişki, onanizm ile cinsel üreme arasındaki ilişki gibidir”

IV. Marksizm’de Yöntem Konfüzyonu: Hegel’in İdealist Diyalektik Yöntemi ile Marx ve Engels’in İncelediği Gerçekliğin Diyalektik Mantığı

“Konfüzyon” kelimesinin Türkçedeki en yaygın ve doğru karşılıkları şunlardır:

  1. Kafa karışıklığı
  2. Karışıklık
  3. Karmaşa

Kelime, Latince'de "birlikte dökmek, bir araya getirmek" anlamına gelen confundere fiilinden gelir. Bu, "bir araya dökülüp karıştırılmış, ayırt edilemez hale gelmiş" bir durumu ifade eder.

Marksizm’de “yöntem” konusunda bir kafa karışıklığı, bilinç bulanıklığı, hatta bir sorun ve sıkıntı bulunmaktadır.

Hegel akıl yürütme süreçlerinde olumlama-yadsıma-yadsımanın yadsınması idealist diyalektik yöntemini kullanır. Bu üçleme şeklindeki akıl yürütme yolu/yöntemi yanı sıra Hegel, kavramları devindirirken, kavramlardan farklı kavramlara geçerken çelişki ilkesine de yer verir. Aslında yadsımanın yadsınması ilkesi zaten çelişki oluşturma mekanizmasını barındırmaktadır. Fakat Hegel nesnel gerçeklikteki değişimi, oluşu, hareketi, nicel-nitel dönüşüm örneklerini vb. de yeri geldiğinde işlemekte, bunları felsefesinin bileşenleri kılmaktadır. Bir idealist de olsa bu tür değiniler yaptığında bir materyalist gibi konumlanır. İşte Hegel’in bu düşünceleri gerçekliğin barındırdığı diyalektik mantığa ilişkin önermelerdir. Hegel elbette tümevarım, tümdengelim, analoji, analiz ve sentez gibi düşünme yöntemlerini de kullanır.

Marx ve Engels’in soyutlamalar yaparken gerçekliğin diyalektik mantığını yakaladıkları ve oluşturdukları düşüncelere ve bilgilere bu mantığı nakşettikleri, felsefelerinde diyalektik mantığın içkin olduğunu bilmek gerekir. Marx ve Engels’in kullandığı yöntemler de Hegel ya da her insan için geçerli olan tümdengelim, tümevarım, analoji, sentez, analiz, modelleme, tasım gibi metotlardır. Fakat Hegel’in kullandığı yadsımanın yadsınması (olumsuzlamanın olumsuzlaması) ve salt düşünsel düzlemde çelişki oluşturma mekanizmasını kullanmazlar. Bunlar idealist düşünme yöntemleridir. Bunun yerine Marx ve Engels nesnel gerçekliğin, doğa/evrenin ve toplum/tarihin bağrındaki hareketi/akışı, devinimi, ilişki ve etkileşimleri, değişim ve dönüşümleri, karşıtlık ve çelişkileri, nicel-nitel dönüşümleri inceledikleri konu bağlamında soyutlarlar. Eş deyişle diyalektik-tarihsel materyalizmin ya da Marksist felsefenin dokusunda bulunan, ona içkin olan bir diyalektik mantık vardır fakat bu mantık gerçeklikteki diyalektiği yansıtır. Bu felsefenin özel olarak sahip olduğu diyalektik bir yöntem ise yoktur; Hegel’in idealist diyalektik yöntem(ler)ini barındırmaz. Tarihsel-diyalektik materyalistler bilim insanları ya da “sıradan” insanlar gibi realist düşünme yöntemleri olan tümevarım, tümdengelim, retrodüksiyon, modelleme, analoji, analiz ve sentez, tasım gibi metotları kullanırlar.

Marx’ın Kutsal Aile’deki “Meyve” örneğinde ve Alman İdeolojisi’nde, ayrıca Kapital’in 3. Almanca Basıma Sonsöz’ünde değindiği “yöntem”, düşünsel perspektifi anlatmaktadır.

Kapital’in Sonsöz’ünde Marx şöyle yazar:

“Benim diyalektik yöntemim, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.” (Marx, Kapital 1. Cilt)

Hegel’in idealist felsefesinde gerçeklik, İdea/Tin’in tümdengelimle oluşturduğu görünümken, materyalist perspektif nesnel ve toplumsal gerçekliğin ideal/ideolojik alemi doğurduğu şeklinde tümevarımsal bir yaklaşıma sahiptir. Burada “yöntem”, idealistler ile materyalistlerin akıl yürütürken kullandığı yaklaşımdır, perspektiftir. Elbette biz materyalistler nesnel gerçekliğin ideal/ideolojik boyutunun maddi boyutuyla karşılıklı etkileşim içerisinde ve birbirini doğuran, besleyen, yeniden üreten ve değiştiren refleksiyonlar gösterdiğini benimsiyoruz. Ve elbette nesnel ve toplumsal gerçekliğin farklı yönlerini soyutlarken oluşturduğumuz teorik içerik, gerçekliğin mantığını yansıttığı oranda diyalektik bir tarz ya da gerçekliğe diyalektik bir yaklaşım gösterir. Fakat bu içeriği oluştururken kullandığımız yöntemler tasım, tümevarım, tümdengelim, analoji, analiz ve sentez, modelleme gibi metotlardır ve klasik mantığın kurallarını tutarsızlık ve mantıksal çelişme olmaması için dikkate alırız. Bugüne kadar hiçbir Marksist gerçekte “diyalektik yöntem” adında bir yöntem kullanmamıştır. Çünkü Marksizm’in böyle bir yöntemi yoktur. Diyalektik yöntem adında bir yöntemin Marksizm’in özünü oluşturduğu, önemli olanın bu yöntemi kullanmak olduğu yolundaki yaygın kanı (doxa) bir galat-ı meşhurdur ve okurun bunu şimdi anlaması mümkün hale gelmiştir.

Özetle:

  • Hegel: Yadsımanın yadsınması, salt düşünsel düzlemde çelişki oluşturma, Tümdengelimci (İdea'dan gerçekliğe).
  • Marx/Engels: Realist düşünme yöntemleri (Tümevarım, tümdengelim, analoji, analiz ve sentez, modelleme vb.), Gerçeklikteki diyalektik mantığı yansıtma, Tümevarımsal yaklaşım (Gerçeklikten ideolojik/teorik aleme).

Şimdi yazdıklarımıza bir katman ekleyebiliriz. Marx, insan bilimlerinde geçerli olan, ampirik somuttan soyutlamalar yapma, soyutlanmış kavramlardan düşünsel olarak yeniden üretilmiş/düşünülmüş somuta ulaşma yöntemini şu şekilde anlatır:

“Başlangıç noktamız olarak toplumu almak, o halde, bütünlüğün bulanık ve düzensiz bir tasavvuru olacak, bizim de buradan, daha ileri düzeyde belirlemeler yoluyla, analitik olarak gitgide daha basit kavramlara, veri alınan somutluktan hareketle gitgide saydamlaşan soyutlamalara doğru ilerlememiz gerekecektir- ta en basit karakteristiklere varıncaya kadar. O noktadan sonra ise, en sonunda yeniden topluma ama bu kez bir bütünlüğün bulanık tasavvuru olarak değil, çok sayıda belirlemeler ve ilişkilerden oluşan zengin bir bütünlük olarak topluma ulaşıncaya kadar aynı yoldan geriye dönmemiz gerekecektir. Bunlardan birincisi ekonominin yeni doğduğu sırada izlediği yoldur (…) Somut, çok sayıda belirlemenin bir noktada bağdaşması, dolayısıyla çoğulluğun birliği olduğu için somuttur. O halde somut, gerçek hareket noktası ve dolayısıyla gözlem ve tasavvurun da hareket noktası olduğu halde, düşüncede bir hareket noktası olarak değil bir toplama ve birleştirme süreci, bir sonuç olarak ortaya çıkacaktır. Birinci yol boyunca, tasavvurun bütünlüğü çözülüp soyut belirlemeler şekline dönüşmüştü; ikincisinde soyut belirlemeler somutun düşünce yoluyla yeniden-üretilmesine doğru giderler. Bu yoldan Hegel, gerçeği, kendini kendinde toplayıp odaklaştıran, kendi derinliklerine dönen, kendi kendine, kendi devinimine kaynak olan Düşünce’nin ürünü olarak kavrama hayaline kapıldı – Oysaki soyuttan somuta yükselme yöntemi düşünce için sadece somutu kendine mal etmenin, onu zihinde somut olarak yeniden-üretmenin yoludur. Ama somutun kendisinin oluştuğu süreç bu değildir.” (Marx, Grundrisse)

Marx’ın anlattığı bu yönteme, diyalektik yöntem denebilir mi ya da diyalektik yöntem bu olabilir mi? Burada değinilen yöntemler, analiz ve sentez ile tümevarım ve tümdengelim yöntemleridir. Hegel felsefesinde tümdengelimle İdea/Tin’den gerçekliği/somutu oluşturmuştur. Marx’ın yöntemi ise tam tersidir; gerçeklik analiz edilir ve tümevarımsal yolla soyutlamalara ulaşılır. Fakat bu izlek/yol içerisinde soyutlanmış kavramlar gerçeklikte taşıdığı ilişki ve etkileşimler gözetilerek değerlendirilir, düşünülmüş somutlara, sentezlenmiş bütünlüklere de ulaşılır. Somuttan soyuta-soyuttan düşünülmüş somuta ulaşma yöntemi, aslında analiz ve sentez ile tümevarım ve tümdengelim yöntemlerinin birleşiminden oluştuğundan özel bir adlandırmayla “diyalektik yöntem” olarak nitelenmesi doğru olmayacaktır.

Sonuç

Hegel’in bütün sistemi, insanın kendi soyutlama ürününü yabancılaştırıp (işte Marx’ın Hegel’de gördüğü yöntem, yaklaşım budur) ona tapmasından ibarettir. “Meyve” örneği bunu bir manav tezgâhında gösterir; Alman İdeolojisi aynı mekanizmayı devlet, din, hukuk ve tarih sahnesinde sergiler.

Gerçek elmalar, armutlar, bademler vardır çünkü ağaçlar tohum verir, köylüler çalışır, iklim elverir.

Tarih vardır çünkü insanlar ekmek için üretir, daha iyi yaşamak için mücadele eder, sınıflar çatışır.

Ne “Meyve” kendini elma yapar, ne “Tin” tarihi yazar.

Yapan, her zaman etten kemikten, aç, düşünen, çalışan insandır.

Marksizm’in “diyalektik yöntemi” yoktur; gerçekliğin soyutlanan ilişki ve etkileşimlerinde, karşıtlık ve çelişkilerinde, devinim/hareket ve değişimlerde diyalektik mantık vardır. Bu mantık yakalanıp sergilenebildiği oranda teorinin diyalektik bir yaklaşıma ya da tarza sahip olduğu söylenir. Marx ve Hegel’in kullandıkları, bilim insanlarının ve “sıradan” insanların kullanabilecekleri düşünme/akıl yürütme yolu/yöntemleri analiz, sentez, tümevarım, tümdengelim, retrodüksiyon, modelleme, analoji, tasım gibi metotlardır. Hegel “üçleme” olarak adlandırılabilecek idealist yöntemi de kullanmıştır. Marx ise bu yöntemi kullanmamıştır. Fakat gerçeklikte karşıtlık (tez-antitez karşıtlığı) ile bu karşıtlıkların oluşturduğu bütünler vardır. Ve yine gelişimsel süreçlerde karşıtlıklar çelişki formunu alır ve aşılır (yadsıma yadsınır).

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]