MAR
Stephen
Jay Gould'un Darwin ve Sonrası: Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler (orijinal
adı Ever Since Darwin: Reflections in Natural History, 1977) adlı
kitabı, yazarın Natural History dergisindeki aylık köşesinden derlenen
denemelerden oluşur. Bu eser, Darwin'in evrim kuramının felsefi, tarihsel ve
bilimsel yankılarını materyalist bir bakışla inceler. Kitap, evrimin
amaçsızlığını, ilerleme yanılsamasını ve maddi temellerini vurgulayarak,
insanın kozmostaki mütevazı yerini kabul etmemizi ister.
1.
Giriş: Doğa Tarihine Modern ve Militan Bir Bakış
Stephen
Jay Gould için doğa tarihi, tozlu müze raflarından ibaret değildir; o, insanın
evrendeki kibrine indirilmiş en ağır darbedir. Gould, genetikçi H.J. Muller’ın
1959’da Darwin’in yüzüncü yılı kutlamalarında yaptığı "100 yıllık
Darwin'sizlik yeter" çıkışına sadık kalarak, Darwinizm'i sadece biyolojik
bir mekanizma değil, "kozmik narsisizmimizin panzehiri" olarak sunar.
Kitabın prologunda Gould, Darwin'in kuramının neden bu kadar zor kabul
edildiğini açıklar: Evrim basitçe gerçekleşmiştir ama doğal seçilim
mekanizması, yaşamın yaratıcı gücünün amaçsız ve maddi olduğunu ima eder. Bu,
insanın evrenin merkezi olduğu yanılsamasını yıkar.
Kitap,
bilimin steril bir laboratuvar ürünü olduğu masalını yıkar; biyolojinin
felsefe, politika ve sınıfsal önyargılarla nasıl amansızca düğümlendiğini
gösterir. Darwin’i anlamak, doğanın efendisi olduğumuz yanılsamasından
kurtulup, yaşamın o muazzam ve dallanan ağacındaki kırılgan ve rastlantısal
yerimizi kabul etmektir. Gould, evrimin "bu görüşü" (this view of
life) derken Darwin'in kendi ifadesini kullanır: Amaçsız, ilerlemesiz ve maddi
bir süreç.
2.
Darwin’in Tehlikeli Fikri: Gecikme ve Maddecilik
Darwin,
1838’de doğal seçilimi keşfetmiş olmasına rağmen, Türlerin Kökeni’ni
yayımlamak için neden yirmi bir yıl bekledi? Gould’a göre bu bir
"titizlik" meselesinden ziyade, Darwin’in kuramının kalbinde yatan
felsefi maddecilikten (materyalizm) duyduğu korkuydu. Darwin, zihnin yalnızca
beynin bir ürünü olduğunu, yani "ruhun" maddeye indirgenmesini
savunan radikal bir materyalistti. Victoria dönemi İngiltere’sinde bu fikir,
toplumsal düzenin temellerine dinamit koymak demekti.
Darwin’in yirmi bir yıllık sessizliğinin ardındaki asıl neden, yalnızca canlıların fiziksel değişimini açıklayan mekanik bir süreç değil, bu sürecin kaçınılmaz bir sonucu olan 'bütünsel materyalizm' fikridir. Gould’a göre Darwin, doğanın hiçbir ilahi müdahale veya metafizik amaç olmaksızın, tamamen kör ve maddi etkileşimlerle kendi kendini var edebileceğini kanıtladığında, insan zihnini bu sistemin dışında tutamayacağını biliyordu. Eğer doğa bir 'tasarımcı' olmadan karmaşıklık üretebiliyorsa, o halde insan ruhu da doğaüstü bir cevher değil, biyolojik bir makine olan beynin maddi bir ürünüydü. Darwin’i dehşete düşüren ve Victoria dönemi toplumundan gizlenmeye iten şey de tam olarak buydu: Zihnin maddeye olan bu ontolojik bağımlılığı, sadece dinin değil, insanın evrendeki ayrıcalıklı ve kutsal statüsünün de nihai yıkımı anlamına geliyordu.
Kitabın
"Darwin’s Delay" denemesinde Gould, Darwin'in dönüşümünü
detaylandırır: Beagle yolculuğunda hâlâ yaratılışçı olan Darwin, Galápagos
ispinozları gibi gözlemlerle evrime ikna olur ama Malthus'u okuyunca doğal
seçilimi formüle eder. Yine de yayımlamaz, çünkü radikal materyalizmi
(zihin-beden ikiliğinin yıkılması) toplumsal ve dini otoriteleri tehdit eder.
Darwin’in Beagle yolculuğu, sadece fosil toplama gezisi değil, sınıfsal bir
gerilim alanıydı. Kaptan Fitzroy’un muhafazakâr "tasarımdan
çıkarsama" (akıllı tasarımın atası) inancına karşı Darwin, doğanın hiçbir
amaç gözetmeyen, "yukarıdan aşağı" değil, küçük değişimlerin
birikimiyle "aşağıdan yukarı" işleyen yaratıcı gücünü keşfetti. Doğal
seçilim bir ilerleme merdiveni değildir; sadece "yerel çevreye
uyum"dur. Gould, Darwin'in "evrim" kelimesini bile nadiren
kullandığını vurgular; çünkü o dönemde "evrim" embriyolojik gelişimi
ifade eder ve ilerlemeci bir çağrışım taşırdı.
3.
İnsanın Evrimi: Neoteni ve "Evrimsel Çalı"
Gould,
insanın doğadaki yerini şempanzelerle aramızdaki %99’luk benzerlik üzerinden
değil, gelişim hızımız üzerinden açıklar. Bizler, primat atalarımızın çocukluk
özelliklerini yetişkinlikte de koruyan neotenik (gençliğini koruyan) bir türüz.
Kitabın "The Child as Man’s Real Father" ve "Human Babies as
Embryos" denemelerinde Gould, bunu detaylandırır: İnsan yavruları, diğer
primatlara göre çok erken doğar (ikincil öngelişimsizlik/altricial doğum);
beyin doğumda %25 oranındayken yetişkinlikte %100’e ulaşır, bu da ilk 9-12 ayın
"dışarıda embriyo" gibi geçtiği anlamına gelir. Bu yavaşlamış
gelişim, beynimizin plastik yapısını korumasını sağlayarak kültürel evrimimizin
ve toplumsal bağlarımızın biyolojik temelini oluşturur.
Evrim,
Australopithecus’tan Homo sapiens’e uzanan doğrusal ve görkemli bir merdiven
değil, karmaşık ve gür bir "evrimsel çalı"dır (bush, ladder
karşıtlığı). Gould'un ünlü "Bushes and Ladders in Human Evolution"
denemesinde vurguladığı gibi, bizler bir zamanlar çok dallı olan o çalının
bugüne ulaşan tek ve şanslı dalıyız; bir zirve değil, jeolojik bir hayatta
kalanız. İnsan evrimi, doğrusal ilerleme değil, dallanma ve birçok yan yolun
tükenmesidir.
4.
Doğanın Tamirciliği: Alometri ve "Tuhaf" Stratejiler
Doğa,
her şeyi kusursuzca planlayan bir mimar değil; elindeki parçaları devşiren
derme çatma bir "tamircidir" (tinkerer). Gould, evrimin
"mükemmel" tasarımlarının bile tarihsel kısıtlamalarla şekillendiğini
vurgular.
- Lampsilis
Midyesi: Arka
kısmında geliştirdiği balık benzeri sahte yemiyle, yavrularını diğer
balıklara bulaştırır. Bu "mükemmel" taklit, ilahi bir tasarımın
değil, işlevsel bir kurnazlığın ürünüdür ("The Problem of
Perfection").
- İrlanda
Sığını (Irish Elk):
Devasa boynuzları bir "uyum hatası" değil, vücut büyüklüğü ile
organ büyüklüğü arasındaki matematiksel oran olan alometrinin (orantısız
büyüme) kaçınılmaz sonucudur. Gould'un "The Misnamed, Mistreated, and
Misunderstood Irish Elk" denemesinde, bu boynuzların cinsel seçilimle
büyüdüğünü ama aşırı boyutun yok oluşa katkıda bulunduğunu açıklar.
- Bambular
ve Cicadalar:
Gould, bu canlıların belirli yıllarda (örneğin 13 veya 17 yılda bir)
topluca ortaya çıkmasını, avcılarını "sayıca boğma" stratejisi
olarak açıklar ("Of Bamboos, Cicadas, and the Economy of Adam
Smith"). Doğada ahlak değil, hayatta kalma matematiği vardır; bu
periyodik patlamalar, predatör doygunluğu yaratır.
5.
Jeolojik Zaman ve Kesintili Denge
Yaşam
tarihi, Charles Lyell’ın öngördüğü o sakin ve yavaş akış değildir. Gould,
yaşamın uzun süren bir durağanlık (stasis) döneminin ardından gelen ani ve
radikal değişimlerle şekillendiğini savunur – bu, Niles Eldredge ile
geliştirdiği kesintili denge (punctuated equilibrium) kuramının özüdür. Çoğu
tür, jeolojik zamanın büyük kısmında değişmeden kalır (stasis); türleşme ise
coğrafi yalıtım ve hızlı olaylarla (binlerce yılda) gerçekleşir.
- Kambriyen
Patlaması:
Karmaşık yaşamın aniden çeşitlenmesi, evrimin her zaman "yavaş"
işlemediğinin kanıtıdır ("Is the Cambrian Explosion a Sigmoid
Fraud?").
- Permiyen
Yok Oluşu: Deniz
canlılarının %96’sının yok olduğu bu felaketlerde, kimin hayatta
kalacağını "üstünlük" değil, genellikle şans belirlemiştir
("The Great Dying").
- Levha
Tektoniği:
Kıtaların kayması, türlerin yalıtılmasını sağlayarak evrimin en büyük
motoru olmuştur ("The Validation of Continental Drift").
Yerbilim ve biyoloji, yaşamın dramında aynı sahneyi paylaşır.
6.
Bilimin Karanlık Yüzü: Biyolojik Belirlenimcilik
Gould’un
en sert eleştirileri, bilimin ırkçılık ve sınıfsal baskı aracı olarak
kullanılmasına yöneliktir.
- Cesare
Lombroso ve Atavizm:
Suçluların "evrimsel geri kalmışlık" belirtileri taşıdığı
iddiası, toplumsal eşitsizliği biyolojik bir kadere dönüştürmüştür
("The Criminal as Nature’s Mistake").
- IQ
ve Kafatası Ölçümleri:
Tarih boyunca egemen sınıflar, kendi üstünlüklerini kanıtlamak için
verileri tahrif etmiş; kurbanı kendi biyolojisiyle suçlamıştır
("Racism and Recapitulation", "Racist Arguments and
IQ").
- Sosyobiyoloji
Eleştirisi: İnsan
davranışlarını sadece genlere indirgemek, statükoyu "doğal" ilan
etmektir. Gould, insanın genetik bir hapishanede değil, muazzam bir
biyolojik potansiyel ve kültürel esneklik içinde yaşadığını hatırlatır
("Biological Potentiality vs. Biological Determinism"). Gould,
biyolojik belirlenimciliğin ideolojik bir araç olduğunu vurgular.
7.
Sonuç: Kozmik Alçakgönüllülüğe Davet
Gould’un
mirasına şunlar vardır: Bizler özel olarak yaratılmadık, evrenin bir amacı yok
ve biz doğanın efendisi değiliz. Ancak bu durum bir umutsuzluk kaynağı değil,
özgürlük alanıdır.
Gould’dan
Çıkarılacak Dersler:
- Amaçsızlık
Özgürlüktür:
Doğada hazır bir ahlak yoksa, anlamı biz inşa etmeliyiz.
- Türlerin
Eşitliği: Evrim
bir hiyerarşi değil, dallanmadır. Hiçbir tür ontolojik olarak diğerinden
"üstün" değildir.
- Teyakkuzda
Olmak: Bilimin,
ideolojik çıkarların "suç ortağı" yapılmasına karşı bilimsel
şüphecilik her an uyanık kalmalıdır.
"Yaşamın bu görünüşü," insanın rastlantısal bir oluşum olduğunu anlamaktır. Doğada hazır bir anlam bulamıyorsak, onu adaletle, eşitlikle ve bilimsel akılla biz yaratmalıyız. Gould'un materyalizmi, bizi hem alçakgönüllülüğe hem de yaratıcı sorumluluğa çağırır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.