MAR
Özet
Bu
yazı, sosyalist teorisyen Metin Çulhaoğlu'nun bir TV programındaki
analizlerini sentezlemektedir. Çulhaoğlu'na göre, dünya ve Türkiye, sosyalist
hareketin yeniden yapılanmasının zorunlu hale geldiği kritik bir tarihsel
dönemeçten geçmektedir. Bu dönemin temel karakteristiği, 19. yüzyılın ilk
yarısındaki "burjuva demokratik" talepler ile 20. yüzyılın ilk
çeyreğindeki "kapitalizmi aşma" hedeflerinin iç içe geçmesi ve adeta
üst üste binmesidir.
Kapitalizm,
kendi gelişimi içinde çevre, kadın hakları, göçmen sorunu gibi devasa sorunlar
üreterek, bu sorunların çözümünü kendi sınırları dahilinde imkânsız kılmıştır.
Bu durum, söz konusu demokratik taleplerin ancak anti-kapitalist bir
perspektifle ve sosyalist bir alternatifle çözülebileceği nesnel bir zemin
yaratmıştır. Çulhaoğlu, bu nedenle sosyalist hareketin stratejisinin, bu
demokratik mücadelelerin içine girerek kendi alternatifini bu zemin üzerinden
inşa etmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Aynı
zamanda, burjuva siyasetinin tamamı (merkez sağ, sosyal demokrasi) ve
1990'larda sosyalizme alternatif olarak sunulan "Radikal Demokrasi"
veya "Yeni Toplumsal Hareketler" gibi ideolojik akımlar iflas
etmiştir. Bu durum, sosyalist ideolojinin yeniden meşruiyet kazanması için
elverişli bir ortam sunmaktadır. Çulhaoğlu, bu süreçte aydınların rolünün, işçi
sınıfı hareketinin canlanmasına bağlı ikincil bir dinamik olacağını; asıl
belirleyici olanın ise geleneksel sanayi proletaryasının ötesine geçerek, işsiz
gençleri, güvencesizleri ve kadın emeğini kapsayan geniş bir "toplumsal
proleterya" kavramıyla hareket eden bir sınıf hareketi olacağını
savunmaktadır.
1.
Tarihsel Kriz ve Yeni Dönemin Tanımı
Metin
Çulhaoğlu, mevcut dönemi analiz ederken, hem sosyalist hareketin kendi iç
krizinden hem de kapitalizmin yarattığı yeni nesnel koşullardan hareketle özgün
bir dönem tahlili yapmaktadır.
Sosyalist
Hareketin Meşruiyet Krizi
• Son
30 Yılın Bilançosu: 1990'lardan bu yana geçen 30 yıllık süreç,
sosyalist hareketin tarihindeki en ciddi kriz dönemi olarak tanımlanmaktadır.
Bu kriz, geçmişteki (örneğin İkinci Enternasyonal'in çöküşü) krizlerden daha
derin bir "inandırıcılık ve meşruiyet krizi" niteliği taşımaktadır.
• Kapitalizmin
Rolü: Sosyalist hareketin bu krizi kendi iç dinamikleriyle aşması zor
görünürken, 2008 küresel kriziyle birlikte kapitalizmin kendisi yeniden
sorgulanır hale gelmiştir. Bu dönemde liberal ve sistem içi figürlerin dahi
Marx ve komünizm kavramlarını tartışmaya başlaması, sosyalizmin yeniden itibar
ve meşruiyet kazanması yönündeki "ilk kıvılcımlar" olarak
değerlendirilmektedir.
İki
Tarihsel Dönemin Üst Üste Binmesi
Çulhaoğlu,
günümüzü anlamak için "iki tarihsel dönemin üst üste binmesi"
metaforunu kullanmaktadır. Bu, dönemin en belirleyici unsuru olarak öne
sürülmektedir.
• 19.
Yüzyılın İlk Yarısı: Bu dönem, burjuva demokrasisi çerçevesindeki
devrimci demokratik taleplerin (eşitlik, özgürlük vb.) yoğunlaştığı bir
dönemdir.
• 20.
Yüzyılın İlk Çeyreği: Bu dönem ise Rusya, Almanya ve Macaristan
örneklerinde görüldüğü gibi, kapitalizmi aşmaya yönelik sosyalist hamlelerin
gerçekleştiği bir dönemdir.
Çulhaoğlu'na
göre günümüz, bu iki dönemin özelliklerini aynı anda barındırmaktadır. Bir
yanda yoğun demokratik talepler varken, diğer yanda sosyalizm kendisini nesnel
bir zorunluluk olarak dayatmaktadır.
Kronolojinin
Sonu: Görevlerin İç İçe Geçmesi
Geçmişte
sosyalist hareketin "önce burjuva demokratik devrim tamamlanır, sonra
sosyalist aşamaya geçilir" şeklindeki kronolojik varsayımı artık
geçerliliğini yitirmiştir.
• Günümüz
kapitalizmi, sürekli olarak demokratik nitelikte görünen ancak kendi
sistematiği içinde çözemediği sorunları (çevre, kadın, mülteciler vb.) yeniden
üretmektedir.
• Bu
durum, demokratik görevler ile sosyalist görevlerin "üst üste
çakışması" sonucunu doğurmuştur. Sosyalist mücadele artık bu demokratik
taleplerin çözümünü sonraya erteleyemez; aksine, bu taleplerin içinden
yürüyerek kendi alternatifini inşa etmek zorundadır.
2.
Demokrasi ve Sosyalizm Mücadelesinin Bütünleşmesi
Çulhaoğlu'nun
analizinin merkezinde, demokrasi mücadelesi ile sosyalizm mücadelesi arasındaki
ilişkinin yeniden kurulması yer almaktadır. Bu ilişki, artık bir
öncelik-sonralık ilişkisi değil, bir bütünleşme ve iç içe geçme ilişkisidir.
Demokratik
Taleplerin Anti-Kapitalist Niteliği
• Kapitalizmin
Acziyeti: Çevre sorunundan kadın sorununa, mülteciler sorunundan diğer
eşitsizliklere kadar gündeme gelen tüm büyük sorunların mevcut kapitalist
sistem içerisinde köklü bir çözüme kavuşturulamayacağı giderek daha belirgin
hale gelmektedir.
• Sosyalist
Perspektifin "Zerk Edilmesi": Sosyalistlerin görevi,
"bu sorunlar ancak sosyalizmde çözülür" demekle yetinmek değildir.
Görev, bu mücadelelerin bizzat içine girerek, bu sorunların nihai çözümünün
neden ancak ücretli emek sömürüsüne son verilen bir toplumda mümkün olabileceğini
göstermek ve sosyalist perspektifi bu mücadelelere "zerk etmektir".
Burjuva
Siyasetinin ve Alternatif İdeolojilerin İflası
Sosyalizmin
yeniden bir seçenek olarak öne çıkmasının bir diğer nedeni, hem mevcut siyasi
yapıların hem de 1990'larda popüler olan alternatif ideolojilerin
inandırıcılığını yitirmesidir.
• Burjuva
Siyasetinin Krizi: Sadece sosyalist hareket değil, klasik burjuva
siyasi partilerinin (sosyal demokrasi, merkez sağ vb.) tamamı bir meşruiyet
krizi yaşamakta ve toplumsal tabanlarıyla aralarındaki mesafe açılmaktadır.
• Alternatiflerin
Çöküşü: 1990'larda sosyalizmin alternatifi olarak sunulan
"Radikal Demokrasi" (Laclau ve Mouffe ile anılan) veya "Yeni
Toplumsal Hareketler" gibi teoriler, vaatlerini gerçekleştirememiştir.
◦ Bu
akımların kapitalizm sınırları içinde çözmeyi vadettiği sorunlar çözülmediği
gibi, Trump (ABD), Orbán (Macaristan), Johnson (İngiltere) gibi liderlerin
yükselişi ve Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi gibi örneklerde
görüldüğü üzere ciddi gerilemeler yaşanmıştır.
◦ Bu
teoriler on yıl içinde iflas ederken, emek-sermaye çelişkisine dokunmayan bir
demokrasi projesinin cazibesi kalmamıştır.
3.
Sosyalist Hareket İçin Stratejik Yönelimler
Çulhaoğlu,
çizdiği teorik çerçeveye dayanarak sosyalist hareketin izlemesi gereken
stratejik yönelimleri de belirlemektedir.
Mücadelelere
İçerden Müdahale Stratejisi
Sosyalist
hareketin, genişleyen demokrasi mücadelesi karşısında alması gereken pozisyon
nettir:
• Reddedilen
Yaklaşım: "Onlar orada mücadele etsinler, biz sosyalistler olarak
burada daha tutarlı bir hatla duralım ve onlara 'bize gelin' diyelim"
şeklindeki yalıtılmış siyaset tarzı kesin olarak reddedilmektedir.
• Benimsenen
Strateji: Demokrasi mücadelesi çerçevesinde yan yana gelinebilecek her
fırsatı kullanarak, toplumsal ve siyasi kesimlerle birlikte hareket etmek
esastır. Bu birliktelik içinde sosyalistler, bu demokratik taleplerin
"gerçek savunucusunun" kendileri olduğunu pratikleriyle
göstermelidir.
Aydınların
Rolü ve Sınırları
• Yeni
Bir Aydınlanma Mümkün Değil: Türkiye'nin 1960'lı yıllarda yaşadığı
gibi, geleneksel aydınların kitlesel olarak sosyalizme yöneldiği topyekûn bir
"sosyalist aydınlanma" döneminin tekrarlanması beklenmemektedir. Bu,
tarihte bir kez yaşanan bir olgudur.
• Postmodernizmin
Etkisi ve Parçalı Düşünce: Günümüz akademisinde ve aydınlar arasında,
bütünsel düşünceden kaçınan, parçalara odaklanan ve bu nedenle büyük toplumsal
dönüşüm projelerine yabancılaşan bir eğilim hakimdir.
• Belirleyici
Olan Sınıf Hareketidir: Aydınlar arasında yaşanacak bir silkinme ve
canlanma, kendi iç dinamikleriyle değil, ancak sınıf hareketinde yaşanacak bir
canlanmanın etkisiyle mümkün olacaktır. 1960'lardaki aydınlanmada da işçi
sınıfının sahneye çıkmasının rolü olduğu gibi, gelecekte de aydınları harekete
geçirecek olan temel dinamik, sınıf mücadelesi olacaktır.
İşçi
Sınıfının Yeniden Tanımlanması: Toplumsal Proleterya
Sınıf
hareketinin canlanması, stratejinin merkezine oturtulurken, "sınıf"
kavramının günümüz koşullarına göre yeniden tanımlanması gerektiği
vurgulanmaktadır.
• Geleneksel
Sınıf Algısının Aşılması: Sınıf hareketi, sadece metal sektöründe
çalışan, sendikalı, mavi yakalı işçilerden ibaret görülemez. Bu dar tanım,
günümüz gerçekliğini yansıtmamaktadır.
• Toplumsal
Proleterya Kavramı: Sınıfın kapsamı, "toplumsal proleterya"
kavramıyla genişletilmelidir. Bu kavram, yalnızca fiilen sömürülen kesimleri
değil, aynı zamanda sömürülmeye hazır halde bekleyen potansiyel emek gücünü de
içerir:
◦ Yedek
Sanayi Ordusu: Üniversite mezunu işsizler, aldıkları eğitimle ilgisiz
işlere girmek için bekleyen gençler.
◦ Güvencesiz
ve Esnek Çalışanlar: Geleceği belirsiz, örgütsüz kesimler.
◦ Kadın
Emeği: Her an sömürülmeye hazır, devasa bir potansiyel.
• Geleceğin
Sınıf Hareketi: Türkiye'de gelecekte yükselecek bir sınıf hareketi,
ancak işçi sınıfının bu örgütlü ve diri kesimleriyle birlikte, henüz örgütsüz
olan bu geniş toplumsal proleterya kesimlerini kucakladığı takdirde mevcut
düzeni sarsabilir ve sosyalist harekete yeni imkânlar sunabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.