MAR
Özet
Bu
yazı, Charles Devillers ve Henri Tintant'ın Evrim Kuramı Üzerine Sorular
adlı eserindeki temel temaları, merkezi argümanları ve epistemolojik
yaklaşımları sentezlemektedir. Kitap, evrim düşüncesinin tarihsel gelişimini
ele alırken, 20. yüzyıl bilimsel devrimlerinin ışığında evrim kuramının
kendisini ve dayandığı bilimsel çerçeveyi sorgulamaktadır.
Yazarlar,
evrimin artık bir olgu olarak kabul edildiğini ancak işleyişini açıklayan
mekanizmaların hala yoğun tartışmalara konu olduğunu vurgulamaktadır. Klasik
bilimin determinist, öngörülebilir ve yasalara dayalı dünya görüşünün,
özellikle evrim gibi tarihsel ve olgusal bir süreç için yetersiz kaldığını
savunurlar. Einstein, Popper, Kuhn’un ve kaos teorisi gibi gelişmelerin,
biyolojiye "zayıf bilim" olarak bakmak yerine, kendine özgü yaklaşımları
olan tarihsel bir bilim olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterdiğini
belirtirler.
Kitabın
ana argümanları şunlardır:
1. Evrim
Tarihsel Bir Süreçtir: Evrim, yinelenemez, tekil olayların (olguların)
bir zinciridir ve bu nedenle fizik bilimlerindeki gibi evrensel, öngörücü
"yasalarla" açıklanamaz. Boy uzaması, gelişen özelleşme veya özetleme
gibi öne sürülen "yasalar", istisnaları olan eğilimlerden ibarettir.
2. Rastlantı
ve Zorunluluğun Diyalektiği: Evrim, ne tamamen kör bir rastlantının
ürünüdür ne de önceden belirlenmiş bir zorunluluğun sonucudur. Genetik
değişimlerin kökenindeki kestirilemezlik (rastlantı) ile organizmanın
yapısından, tarihinden ve çevreden kaynaklanan kısıtlamalar ve yönelimler
(zorunluluk/yönlenebilirlik) arasında sürekli bir etkileşim vardır.
3. Doğal
Ayıklanmanın Karmaşık Rolü: Darwin'in temel taşı olan doğal ayıklanma,
her şeye gücü yeten yaratıcı bir kuvvet değildir. Daha çok, popülasyonların
genetik mirası üzerinde çalışan, uyarlanmayı sağlayan ancak yenilik yaratmayan
bir düzenleyici süreçtir. Etkisi, tutucu, yönlendirici veya farklılaştırıcı
olabilir ve her zaman rastlantısal yok oluşlarla dengelenir.
4. Panadaptasyonizmin
Eleştirisi: Bir organizmanın her özelliğinin bir uyarlanma ürünü
olduğu fikri (panadaptasyonizm) eleştirilir. Evrim, mükemmel tasarımlar değil,
mevcut tarihsel ve yapısal malzemelerle "elden geçirilmiş" (F. Jacob)
çözümler üretir.
5. Sentetik
Kuramın Gelişimi ve Sınırları: Darwinciliğin genetikle birleşmesiyle
ortaya çıkan Sentetik Evrim Kuramı, alana büyük bir ivme kazandırmış olsa da
bitmiş bir dogma değildir. Sürekli yeni verilerle (moleküler genetik,
embriyoloji vb.) zenginleşen ve eleştirilere açık bir referans sistemidir.
Sonuç
olarak eser, evrimi, kesin yasalara indirgenemeyecek kadar karmaşık,
kestirilemezliğin ve tarihsel zorunlulukların iç içe geçtiği, sürekli devam
eden ve olasılıklar kadar kısıtlamalarla da şekillenen dinamik bir süreç olarak
sunmaktadır.
1.
Evrim Düşüncesinin Gelişimi ve Modern Sentez
Kitap,
evrim düşüncesinin doğuşundan günümüzdeki tartışmalara kadar olan tarihsel
süreci ana hatlarıyla ortaya koymaktadır. Bu süreç, bir dizi fikrin çatışması,
birleşmesi ve dönüşümüyle karakterize edilir.
Evrim
Fikrinin Doğuşu
Evrimsel
değişim fikri, Darwin'den önce de mevcuttu ancak sistematik bir kuramdan
yoksundu.
• Maupertuis
(1751): "Rastlantısal ürünler" ve "sürekli yinelenen
sapmalar" yoluyla ortak bir kökenden türlerin çeşitlendiği fikrini ilk
dile getirenlerdendir.
• Buffon
(1753): Türler arası geçiş olasılığını düşünmüş ancak evrimi sadece
"dejenerasyon" (bozulma) olarak gördüğü ve soyaçekim anlayışı
nedeniyle bu fikri reddetmiştir.
• Lamarck
(1809): En önemli başarısı, varlıkların statik derecelenmesini
(doğadaki varlıklar merdiveni) zamana ve soya yansıtması olmuştur. Çevresel
koşulların yarattığı ihtiyaçların organların kullanımını değiştirdiğini ve bu
"kazanılmış karakterlerin" sonraki nesillere aktarıldığını öne
sürmüştür.
• Charles
Darwin (1859): Evrim kuramını tutarlı bir sisteme oturtmuştur. Temel
önermeleri şunlardır:
◦ Değişebilirlik: Aynı
türün bireyleri arasında farklılıklar vardır ve bu, türün temel özelliğidir.
◦ Topluluk
Düşüncesi: Tür, her biri tek olan bireylerden oluşan bir bütündür.
◦ Üreme
Kapasitesi: Canlılar, kaynakların taşıma kapasitesinden çok daha fazla
yavru üretme eğilimindedir (Malthus'tan alınan fikir).
◦ Doğal
Ayıklanma: Kaynaklar sınırlı olduğu için bireyler arasında bir
"yaşam mücadelesi" ortaya çıkar. Çevreye daha uygun özelliklere sahip
olanlar hayatta kalır ve ürer.
◦ Uyarlanma: Ayıklanma,
türlerin çevrelerine sürekli uyum sağlamasını organize eder.
◦ Derecelilik
(Gradualism): Evrim, zaman içinde çok küçük dönüşümlerin birikmesiyle
yavaş yavaş ilerler.
◦ Ortak
Köken: Farklı türler, ortak bir atadan karakter ayrılığıyla
türemiştir.
Darwincilik-Genetik
Çatışması ve Sentetik Kuram
20. yüzyılın
başında Mendel genetiğinin yeniden keşfi, başlangıçta Darwincilik ile bir
çatışmaya yol açmıştır.
• Çatışmanın
Nedenleri:
◦ Değişinimcilik
(Mutationism): H. de Vries gibi bilim insanları, türlerin küçük,
birikimli değişimlerle değil, büyük ve ani sıçramalarla (mutasyonlarla) ortaya
çıktığını savunuyordu.
◦ Kesintili
vs. Sürekli Değişim: Genetik mutasyonlar kesintili bir doğaya
sahipken, doğabilimciler evrimde süreklilik gözlemliyordu.
◦ Ayıklanmanın
Rolü: İlk genetikçiler, evrimin itici gücünün mutasyonların sıklığı
("baskıları") olduğunu düşünüyor ve doğal ayıklanmanın rolünü
küçümsüyordu.
• Çözüm
ve Sentetik Kuramın Doğuşu: 1920-1930'larda popülasyon genetiğinin
gelişmesi, bu iki alanı birleştirmiştir. Bu yeni yaklaşım, evrimin birimini
bireyden popülasyona kaydırmıştır.
◦ Sentetik
Evrim Kuramı: Th. Dobzhansky, J. Huxley, E. Mayr ve G. G. Simpson gibi
isimlerin öncülüğünde, Darwincilik, genetik, sistematik ve paleontoloji bir
araya getirilmiştir. Bu kuram, evrimin temel mekanizmasını, bir popülasyon
içindeki gen frekanslarının doğal ayıklanma, genetik sürüklenme, mutasyon ve
gen akışı gibi etkenlerle zaman içinde değişmesi olarak tanımlar.
Güncel
Sorunlar ve Tartışmalar
Sentetik
kuram bir dogma değildir ve günümüzde de tartışılan birçok konu bulunmaktadır.
• Derececilik
vs. Kesintili Denge: Darwin'in yavaş ve sürekli değişim fikrine
(derececilik) karşılık, N. Eldredge ve S. J. Gould, türlerin uzun durağanlık
dönemleri geçirdiğini ve türleşmenin jeolojik olarak kısa süren hızlı değişim
dönemleriyle kesintiye uğradığını öne süren "kesintili dengeler" (punktüalizm)
modelini geliştirmiştir.
• Üniter
Tez vs. Düalist Tez: Evrimdeki tüm değişimlerin (küçük ve büyük
ölçekli) aynı mekanizmalarla mı (üniter tez) yoksa farklı süreçlerle mi (tür
içi mikro-evrim ve türler arası makro-evrim ayrımı - düalist tez) gerçekleştiği
tartışılmaktadır.
• Yönlenebilirlik
ve Kestirilemezlik: Kitap, evrimin hem kestirilemez (rastlantısal)
unsurlar hem de organizmanın yapısından ve çevreden kaynaklanan zorlayıcı,
yönlendirici unsurlar içerdiğini ve bu ikisinin bir diyalektiği olduğunu
vurgular.
2.
Biyolojide Klasik Bilimsel Paradigmanın ve "Yasa" Kavramının
Eleştirisi
Yazarlar,
evrim kuramını anlamak için klasik bilimin postulatlarının ve sınırlarının
anlaşılması gerektiğini savunur. Evrim, tarihsel bir bilim olduğu için, fizik
gibi "kesin" bilimlerin çerçevesiyle tam olarak kavranamaz.
Klasik
Bilimsel Çerçevenin Sarsılması
Klasik
bilim, evrenin insan beyni tarafından tam olarak anlaşılabileceği, matematiksel
yasalarla öngörülebileceği ve basit parçalara indirgenerek analiz edilebileceği
varsayımlarına dayanır. Ancak 20. yüzyıldaki gelişmeler bu postulatları
temelden sarsmıştır:
• Fizikteki
Devrimler: Kuantum teorisi ve Heisenberg'in belirsizlik/kesinsizlik ilkesi,
evrenin basit ve açık seçik denklemlerle tam olarak bilinebileceği fikrini sona
erdirmiştir.
• Karmaşıklık
ve Kaos: B. Mandelbrot'un parçalı yapı (fraktal) çalışmaları
ve E. Lorenz'in kaos bilimi, basit sistemlerde bile başlangıç
koşullarındaki çok küçük değişikliklerin öngörülemez ve çok büyük sonuçlara yol
açabileceğini göstermiştir. Lorenz'in "Brezilya'da kanat çırpan bir
kelebek Teksas'ta bir fırtınaya yol açabilir!" sözü bu "kelebek
etkisini" özetler.
(Bu
fikirler hatalıdır. Birincisi: Kuantum fiziği mikrokozmosta insan beyni
tarafından tam olarak anlaşılamayan bir şeyler olduğunu göstermemiştir.
Heisenberg’in kesinsizlik ilkesindeki momentum ile konumun aynı anda yüksek kesinlikle
saptanamazlığı, gerçekliğin bu katmanındaki özsel bir niteliktir, insanların
bilgi eksikliğinden ya da kavrayış yetersizliğinden kaynaklanmaz. Bu ölçekte de
gerçeklik tam olarak anlaşılmaktadır ve gelecekte daha fazla anlaşılacaktır.
Fakat gerçekliğin yapısı bu ölçekte makrokozmostakinden farklı özellikler
göstermektedir. İkincisi: Her bilim dalında matematiksel dille ifadelendirilmiş
yasalar bulunmaz. Tarih bilimi ve biyoloji buna örnektir. Kuantum fiziğinde ya
da görelilik teorisindeyse, matematiksel formüllerle dillendirilen nesnel
yasalar incelenir ve bunların ön deyileri/öngörüleri doğrulanmıştır. Üçüncüsü:
Sistemlerin, ögelerinin toplamından büyük olduğu doğrudur. Sistemlerde yeni
organizasyonla ortaya yeni nitelikler çıkar ve buna belirme denmektedir. Fakat
sistemleri anlamak için yapı taşlarını incelemek, öğelerini analiz etmek de
gerekir.-Mahmut Boyuneğmez)
Epistemoloji
ve Biyoloji
Bu
bilimsel devrim, bilim felsefesinde (epistemoloji) de önemli değişikliklere yol
açmıştır:
• Karl
Popper: Bilimin tümevarımcı mantıkla değil, tümdengelimli-varsayımsal yöntemle
ilerlediğini savunur. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için
"çürütülebilir" olması gerekir.
(Oysa
Popper’in bu önermesi hatalıdır. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için test
edilebilir ve geliştirilebilir olması gerekir. Görelilik teorisi, klasik
fiziğin pabucunu dama atmamıştır, onu kapsayarak aşmıştır/geliştirmiştir. Dünya
üzerinde roketlerin hareketi de dahil olmak üzere Newtoncu klasik fiziğin
yasalarıyla sorun olmadan çalışılmaktadır. Fakat evren ölçeğinde ışık hızına
yakın hızlarda bu fiziksel yasalar geçersizleşmekte ve göreliliğin
formülasyonları işlerlik kazanmaktadır -Mahmut Boyuneğmez)
• Thomas
Kuhn: Bilimin, belirli bir "paradigma" (inançlar ve değerler
bütünü) içinde yapılan "normal bilim" dönemleri ve bu paradigmayı
sarsan "anomaliler" biriktiğinde yaşanan "bilimsel
devrimler" ile ilerlediğini öne sürer. Evrimin tarihi, Linne'nin
değişmezci paradigmasından Darwin'in evrimci paradigmasına geçişle bu modele
iyi bir örnek oluşturur.
Biyolojide
"Yasaların" Geçersizliği
Kitap,
paleontolojide öne sürülen evrim "yasalarının" neden evrensel yasalar
olmadığını örneklerle açıklar:
• Boy
Uzaması Yasası: Birçok soyda (memeliler gibi) boyun zamanla arttığı
gözlemlense de, bu genel bir kural değildir. Birçok soyda duraklama, hatta
küçülme (cüce filler) görülür. Bu, bir yasadan çok, çevre koşullarına bağlı bir
eğilimdir.
• Gelişen
Özelleşme Yasası: Evrimin sürekli olarak daha karmaşık ve özelleşmiş
biçimlere doğru ilerlediği fikri de yanıltıcıdır. Graptolitler gibi bazı
gruplar zamanla basitleşmiş, çift akciğerli balıklar gibi aşırı özelleşmiş
gruplar ise evrimsel bir çıkmaz sokağa girmiştir.
• Tersinmezlik
Yasası (Dollo Yasası): Belli bir değeri olan tek "yasa"
budur. Tekil karakterler tersine dönebilse de (ammonitlerin kavkılarının
yeniden düzleşmesi gibi), bir organizmanın tüm karakterlerinin eş zamanlı
olarak önceki bir duruma dönmesi istatistiksel olarak imkansızdır. Evrim,
tarihsel ve geri döndürülemez bir zamana aittir.
• Özet
Yasası (Haeckel'in Biyogenetik Yasası): "Ontogenez (birey oluş),
filogenezin (soy oluş) bir özetidir" şeklindeki bu yasa, bir memeli
embriyosunun gelişim sırasında "balık" ve "sürüngen"
evrelerinden geçtiğini iddia eder. Kitap, bunun yerine von Baer'in, gelişmenin
en genel karakterlerden en özel karakterlere doğru ilerlediği görüşünü ve
Garstang'ın "Ontogenez filogenezi özetlemez, onu yaratır" tezini öne
çıkararak konunun karmaşıklığını vurgular.
Sonuç
olarak evrim, "Nasıl çalışır?" sorusunu soran işlevsel biyolojiden
farklı olarak, "Bu noktaya nasıl gelindi?" sorusunu soran tarihsel
bir bilimdir. Bu nedenle, yinelenemez olgularla ilgilenir,
öngörü sağlayan yasalarla değil.
3.
Doğal Ayıklanmanın Doğası ve Rolü
Doğal
ayıklanma, Darwinci sistemin temel taşıdır ancak rolü ve işleyişi sıklıkla
basitleştirilmiş veya yanlış anlaşılmıştır. Kitap, ayıklanmanın karmaşık, çok
yönlü ve mutlak olmayan doğasını vurgular.
Darwin
ve Ayıklanma Kavramı
"Uygun
değişimlerin korunması ve zararlı değişimlerin reddedilmesine doğal ayıklanma
diyorum ben. Zararlı ve yararlı olmayan değişimler ayıklanmadan etkilenmezler
ve dalgalanan unsurlar olarak kalırlar..." (Türlerin Kökeni)
Darwin'in
ayıklanma anlayışı, popülasyonların üreme potansiyeli ile çevrenin sınırlı
kaynakları arasındaki gerilimden kaynaklanır. Bu, bireyler arasında bir
rekabete ("yaşam için mücadele") yol açar ve sonuç olarak farklı
üreme başarısı ortaya çıkar. Spencer'ın "en yetenekli olanın hayatta
kalması" ifadesi, ayıklanmanın basit bir totoloji ("kim hayatta
kalır? en yetenekli olan; kim en yeteneklidir? hayatta kalan") olarak
yanlış yorumlanmasına yol açmıştır. Oysa ayıklanma, gözlemlenebilir ve analiz
edilebilir bir süreçtir.
Modern
Anlayış ve Kanıtlar
• Sınai
Melanizm: Doğal ayıklanmanın işleyişine dair en klasik örnek,
İngiltere'deki gece kelebeği Biston betularia'dır. Sanayi
devrimiyle ağaç gövdelerinin islenmesi, açık renkli (typica) kelebekleri avcı
kuşlar için kolay hedef haline getirirken, koyu renkli (carbonaria) mutantların
hayatta kalma şansını artırmıştır. Bu, ayıklayıcı değerin çevre koşullarına ne
kadar bağlı olduğunu gösteren güçlü bir kanıttır.
• Ayıklanmanın
Özellikleri: Ayıklanma tek bir mekanizma değildir; farklı etkileri
olan çeşitli tipleri vardır:
◦ Sabitleştirici
Ayıklanma: Aşırı uçları eleyerek türün ortalama özelliklerini korur
(fırtına sonrası ölen serçeler örneği).
◦ Yönlendirici
Ayıklanma: Bir popülasyonu belirli bir yönde değiştirir (Biston
betularia örneği).
◦ Farklılaştırıcı
(Bozucu) Ayıklanma: Ortalama bireyleri eleyip iki ucu destekleyerek
farklılaşmaya ve yeni türlerin oluşumuna yol açabilir.
• Çokbiçimlilik
(Polimorfizm): Ayıklanma, popülasyonları tek tipleştirmez.
Aksine, Cepaea nemoralis salyangozlarının kabuk renkleri gibi
istikrarlı çokbiçimlilikleri sürdürerek, bir türün değişen çevre koşullarına
uyum sağlama potansiyelini artırır.
Ayıklanma,
Uyarlanma ve Sınırlar
• Panadaptasyonizm
Eleştirisi: Bir organizmanın her özelliğinin mükemmel bir uyarlanma
ürünü olduğu fikri reddedilir. Çin pandasının bambu yemek için özelleşmiş
dişlerine rağmen sindirim sisteminin bir etoburunki gibi kısa olması,
uyarlanmanın tarihsel kısıtlamalarla sınırlı, "topal" bir süreç
olduğunu gösterir. Evrim, mükemmellik değil, "elden geçirilmiş"
çözümler üretir.
• Hiperteli
Sorunu: Megaloceros geyiğinin devasa boynuzları gibi
"abartılı" yapıların, ayıklanmanın denetiminden kaçan ve türün yok
oluşuna neden olan süreçler olduğu fikri eleştirilir. Bu yapıların, çoğu zaman
bedenin geri kalanıyla orantılı (alometrik) olduğu ve yok oluşun doğrudan
nedeni olarak gösterilemeyeceği belirtilir.
• Rekabet
ve İş birliği: Ayıklanma genellikle rekabetle ilişkilendirilse de,
evrimde iş birliğinin de önemli bir rolü vardır. En çarpıcı örnek, ökaryot
hücrenin farklı prokaryot hücrelerin bir araya gelmesiyle (sembiyoz) ortaya
çıktığı tezidir. Bu iş birliği, yaşam tarihinde devrimsel bir yenilik
yaratmıştır.
4.
Rastlantı, Zorunluluk ve Kestirilmezlik
Evrim
kuramına yöneltilen en yaygın eleştirilerden biri, her şeyi "kör bir
rastlantıya" bağladığı iddiasıdır. Kitap, bu eleştirinin bir yanlış
anlamadan kaynaklandığını ve evrimin, rastlantı (kestirilmezlik) ile zorunluluk
(yapısal ve tarihsel kısıtlamalar) arasındaki bir diyalog olduğunu savunur.
Evrimde
"Rastlantı" Ne Anlama Gelir?
"Şimdiye
kadar bunlar sanki rastlantıya (chance) bağlıymış gibi değişmelerden söz
ettim... Bu kesinlikle çok yanlış bir ifadedir; bununla birlikte, bunun belki
de, her özel değişmenin nedenleriyle ilgili mutlak cahilliğimizi gösterme gibi
bir avantajı vardır." (Charles Darwin, The Origin)
• Darwin'in
Anlamı: Darwin, "rastlantı" kelimesini "nedenini
bilmediğimiz" anlamında kullanmıştır. Onun dünya görüşü deterministti ve
evreni kör bir rastlantının ürünü olarak görmüyordu.
• Modern
Tanım: Evrimci için rastlantı, felsefi bir ilke değil, işlevsel bir
kavramdır. Genellikle Cournot'nun tanımıyla açıklanır: "birbirinden
bağımsız iki nedensel dizinin kesişmesi." Örneğin, bir genin
elektromanyetik bir ışınla mutasyona uğraması, ışının yörüngesi ile
organizmanın yörüngesi gibi iki bağımsız olayın kesişmesidir.
Kestirilmezliğin
ve Zorlayıcılıkların Rolü
Evrim,
tamamen rastlantısal olamaz çünkü eğer öyle olsaydı canlılar dünyası bir kaos
olurdu. Ancak tamamen deterministik de olamaz çünkü bu da tarihin ve yeniliğin
reddi olurdu. Süreç, bu iki gücün etkileşimiyle şekillenir:
• Kestirilmezliğin
(Rastlantısallığın) Kaynakları:
◦ Genetik
Düzey: Mutasyonların ne zaman, nerede olacağı kestirilemez.
◦ Döllenme: Hangi
gametin hangisiyle birleşeceği rastlantısaldır.
◦ Ekolojik
Olaylar: Bir bataklığın kuruması veya bir avcının belirli bir av
sürüsüne denk gelmesi gibi olaylar, bireysel ayıklanma değerlerinden bağımsız
olarak toplulukları etkiler.
◦ Tarihsel
Olaylar: Kıtasal kaymalar gibi jeolojik olaylar, canlı gruplarının
kaderini belirleyebilir. Güney Amerika memeli faunasının, diğer kıtalardan
yalıtıldıktan sonra kendine özgü bir evrimsel yol izlemesi buna örnektir.
• Zorlayıcılıkların
(Yönlenebilirliğin) Kaynakları: "Olasılıklar oyunu" sınırsız
değildir ve çeşitli kurallarla kısıtlanmıştır.
◦ Zamanla
İlgili Kurallar: Evrim için geçen zaman muazzam olsa da sonsuz
değildir.
◦ Yapısal
Kurallar: Bir organizmanın genetik ve gelişimsel yapısı, olası
değişimlerin sınırlarını çizer. Örneğin, omurgalıların genetik
"yazılımı" en fazla iki çift uzuv programlar; bu sayı azalabilir ama
asla artmaz. Bir balinanın yüzgece dönüşen uzuvları, karada yürümek için tekrar
bir bacağa dönüşemez; evrimsel yol "tercihlerle" kısıtlanmıştır.
◦ Çevresel
Kurallar (Ayıklanma): Çevre, hangi yapıların hayatta kalabileceğini
belirleyen nihai filtredir.
Bu
iki unsurun etkileşimi, evrimi öngörülemez ama geriye bakıldığında
anlaşılabilir kılan tarihsel bir süreç haline getirir. Tarih, "böyle olmak
zorunda olduğu için" değil, bir dizi olası yoldan sadece birinin
gerçekleşmesiyle oluşur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.