Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

1 Ocak 2026 Perşembe

Marx'ın Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Giriş'i

MAR

Özet

Bu yazı, Marx'ın Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi adlı eserinin 1844 tarihli "Giriş" bölümündeki temel argümanları ve ana temaları özetlemektedir. Analiz, Marx'ın Almanya'daki din eleştirisinin tamamlanmasını tüm diğer eleştirilerin önkoşulu olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Marx'a göre, dini insan yaratır; din, tersine dönmüş bir dünyanın tersine dönmüş bilincidir ve ezilen halkın gerçek sefaletini hem ifade eder hem de bunun protestosudur. Din “halkın afyonu"dur. Bu nedenle, dinin yanılsamalı mutluluğunu ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu talep etmektir. Bu düşünce, eleştirinin odağını "göğün eleştirisinden yeryüzünün eleştirisine" yani din eleştirisinden hukuk ve siyaset eleştirisine kaydırır.

Marx, Almanya'nın siyasi ve tarihsel durumunu Fransa ve İngiltere gibi modern uluslarla karşılaştırarak sert bir şekilde eleştirir. Almanya, devrimleri yaşamadan restorasyonları yaşamış, modernitenin acılarını paylaşırken kazanımlarından mahrum kalmıştır. Bu bağlamda, Alman felsefesi, Almanya'nın gerçek tarihinin "ideal bir uzantısı" olarak görülür; Almanlar, tarihin çağdaşı olmadan felsefenin çağdaşı olmuşlardır.

Marx, devrimin koşullarını tartışırken teorinin maddi bir güce dönüşmesinin kitleleri kavramasıyla mümkün olacağını belirtir. Almanya'nın evrensel insani kurtuluşunu gerçekleştirebilecek maddi gücü, "radikal zincirlere" sahip bir sınıf olan proletaryada bulur. Proletarya, evrensel acıları nedeniyle tikel bir hak iddia etmeyen, aksine genel bir haksızlığa maruz kalan ve kendini kurtarırken toplumun diğer tüm alanlarını da kurtaracak olan sınıftır. Sonuç olarak Marx, Alman kurtuluşunun "başının felsefe, kalbinin ise proletarya" olduğu formülasyonuna ulaşır. Felsefe proletaryanın ortadan kaldırılması olmadan kendini gerçekleştiremezken, proletarya da felsefenin gerçekleştirilmesi olmadan kendini aşamaz.

Analiz

1. Din Eleştirisinden Siyaset Eleştirisine Geçiş

Marx, argümanına Almanya için din eleştirisinin esasen tamamlandığı tespitiyle başlar ve bunun diğer tüm eleştirilerin temel önkoşulu olduğunu vurgular. Bu temel üzerine, dinin ve insanın doğasına ilişkin temel tezlerini inşa eder:

• İnsan Dini Yaratır: Marx'a göre temel ilke şudur: "İnsanı din değil, dinî insan yaratır." Din, henüz kendini kazanmamış ya da kendini yeniden yitirmiş insanın öz-bilinci ve öz-saygısıdır.

• Din, Tersine Dönmüş Bir Dünyanın Bilincidir: İnsan, soyut ve dünyanın dışında bir varlık değildir. İnsan, "insanın dünyasıdır—devlet, toplum." Bu devlet ve toplum, tersine dönmüş bir dünya oldukları için, dünyanın tersine dönmüş bilinci olan dini üretir. Din, bu dünyanın genel teorisi, ahlaki yaptırımı ve evrensel teselli kaynağıdır.

• Halkın Afyonu Olarak Din: Marx, dini meşhur ifadesiyle "halkın afyonu" olarak tanımlar. Bu ifade, dinin ikili bir rol oynadığını belirtir:

    1. Gerçek Acının İfadesi: Dinsel acı, "gerçek acının bir ifadesidir."

    2. Gerçek Acıya Karşı Protesto: Aynı zamanda "gerçek acıya karşı bir protestodur." Din, "kalpsiz bir dünyanın kalbi" ve "ruhsuz koşulların ruhu" olarak ezilen varlığın iç çekişidir.

• Yeryüzünün Eleştirisi: Dinin yanılsamalı mutluluğunun ortadan kaldırılması, halkın gerçek mutluluğunun talep edilmesidir. İnsanları koşulları hakkındaki yanılsamalardan vazgeçmeye çağırmak, "yanılsamaları gerektiren bir durumdan vazgeçmeye" çağırmaktır. Bu nedenle, din eleştirisi, "gözyaşı vadisinin eleştirisinin embriyosudur." Eleştiri, insanın zincirleri fantezisiz taşıması için değil, "zinciri atıp yaşayan çiçeği koparması" için hayali çiçekleri koparır. Bu dönüşümle birlikte:

2. Almanya'nın Siyasal ve Tarihsel Durumu

Marx, eleştirisinin odağını doğrudan Almanya'ya çevirir ve ülkenin modern ulusların gerisinde kalmış durumunu acımasızca tahlil eder.

• Anakronik Statüko: Alman statükosu, "tarih düzeyinin altında" ve "her türlü eleştirinin altındadır." 1843'teki Alman durumunu reddetmek, Fransız takvimine göre ancak 1789'a ulaşmak anlamına gelir.

• Devrimsiz Restorasyon: Alman tarihi, modern ulusların devrimlerini hiç paylaşmadan restorasyonlarını paylaşmakla övünür. Almanya, başka uluslar devrim yapmaya cüret ettiği için ve karşı-devrimler yaşadığı için restore edilmiştir.

• Tarih Hukuk Okulunun Eleştirisi: Marx, geçmişin rezaletini bugünün rezaletini meşrulaştırmak için kullanan ve halkın her çığlığını isyankârlık olarak damgalayan "tarih hukuk okulunu" şiddetle eleştirir. Bu okul, tarihi yalnızca a posteriori (sonradan) gören bir "Şaylok" gibidir.

• Ancien Régime'in Hayaleti: Almanya'nın mevcut durumu, modern devletin "gizli eksiği" olan ancien régime'in (eski rejim) "açık tamamlanmasıdır." Modern uluslar için trajedi olan bu rejim, Almanya'da bir komedi oynamaktadır. Tarihin eski bir formu mezara taşırken son evresi komedidir. Bu nedenle, Alman siyasi otoriteleri için "neşeli bir tarihsel kaderi" savunmak gerekir.

• Modern Sorunların Alman Formu: Almanya, modern dünyanın sorunlarını kendi geri kalmış formunda yaşamaktadır. Fransa ve İngiltere'de sorun "siyasal ekonomi ya da toplumun zenginlik üzerindeki egemenliği" iken, Almanya'da sorun "ulusal ekonomi ya da özel mülkiyetin milliyet üzerindeki egemenliğidir."

3. Felsefenin Rolü ve Alman Kurtuluşundaki Yeri

Marx'a göre, Almanlar tarihsel olarak geri kalmış olsalar da felsefi olarak çağdaştırlar. Bu durum, Alman kurtuluşunun anahtarını felsefede bulur.

• Felsefi Çağdaşlık: "Biz Almanlar, tarihin çağdaşı olmaksızın şimdiki zamanın felsefi çağdaşlarıyız. Alman felsefesi, Alman tarihinin ideal bir uzantısıdır." Bu nedenle, Almanya'nın eleştirisi, gerçek tarihinin eksik eserlerini değil, ideal tarihinin (felsefenin) ölümünden sonraki eserlerini ele almalıdır.

• Felsefeyi Gerçekleştirmek: Marx, hem felsefeyi basitçe reddeden "pratik siyasi parti"yi hem de onu ortadan kaldırmadan gerçekleştirebileceğini sanan "teorik parti"yi eleştirir. İki tarafın da hataya düştüğünü belirterek kendi sentezini sunar:

• Teorinin Maddi Gücü: Eleştiri tek başına yeterli değildir. "Eleştiri silahı, elbette, silahların eleştirisinin yerini tutamaz; maddi güç, maddi güçle devrilmelidir." Ancak teori de kitleleri kavradığında maddi bir güce dönüşür. Radikal olmak, meselenin kökenine inmektir ve "insan için köken, insanın kendisidir."

4. Proletarya: Devrimin Maddi Silahı

Marx, Almanya'da radikal bir devrimi kimin gerçekleştireceği sorusuna cevap ararken, pasif bir unsura, yani maddi bir temele ihtiyaç olduğunu belirtir. Bu temeli proletaryada bulur.

• Radikal Zincirlere Sahip Sınıf: Almanya'nın pozitif kurtuluş imkânı, "radikal zincirlere sahip bir sınıfın, sivil toplumun bir sınıfı olmayan bir sınıfın, tüm zümrelerin çözülüşü olan bir zümrenin" formülasyonunda yatar.

• Evrensel Karakter: Bu sınıf, evrensel acıları nedeniyle tikel bir hak iddia etmez, çünkü ona karşı işlenen tikel bir yanlış değil, genel olarak yanlıştır.

• İnsanın Tam Kaybı ve Yeniden Kazanımı: Bu alan, "insanın tam kaybıdır ve dolayısıyla ancak insanın tam olarak yeniden kazanılmasıyla kendini kazanabilir." Toplumun bu çözülüşü, proletaryadır.

• Proletaryanın Ortaya Çıkışı: Proletarya, Almanya'da yükselen sanayi hareketi sonucunda ortaya çıkmaya başlamıştır. O, doğal olarak var olan yoksullardan değil, "suni olarak yoksullaştırılmış" kitlelerden oluşur.

• Felsefe ve Proletarya İttifakı: Proletaryanın varoluşsal durumu, onu felsefenin maddi silahı yapar. Bu ilişki karşılıklıdır:

Sonuç: Felsefe ve Proletarya Birliğinde Alman Kurtuluşu

Marx, "Giriş" bölümünü Alman kurtuluşunun temel formülünü özetleyerek tamamlar. Bu, felsefi teorinin maddi bir güçle birleşmesini gerektiren diyalektik bir süreçtir.

• Tek Pratik Kurtuluş: Almanya'nın pratik olarak mümkün olan tek kurtuluşu, "insanın insan için en yüce varlık olduğunu ilan eden teori" açısından bir kurtuluştur.

• Kurtuluşun Başı ve Kalbi: "Bu kurtuluşun başı felsefe, kalbi proletaryadır."

• Karşılıklı Bağımlılık: "Felsefe proletaryanın aşılması [Aufhebung] olmadan kendini gerçekleştiremez ve proletarya felsefenin gerçekleştirilmesi [Verwirklichung] olmadan kendini aşamaz."

Marx, tüm iç koşullar yerine getirildiğinde, "Alman diriliş gününün Galya horozunun ötüşüyle ilan edileceğini" belirterek, Alman devriminin uluslararası bir bağlamda gerçekleşeceğine işaret eder.

Nota Bene: Marx’ın bu metindeki temel stratejisini anlamak için, onun eleştirisini 18. yüzyılın kaba materyalist ateizminden keskin bir şekilde ayırmak gerekir. Aydınlanmacı ateizm, dini bir "cehalet" veya "rahiplerin uydurduğu bir yalan" olarak görüp, onu akıl yoluyla yok ederek insanın özgürleşeceğini savunuyordu. Oysa Marx için din, bir hata değil, nesnel bir toplumsal zorunluluktur. Marx dindarlarla bir "fikir savaşına" girmez; o, dini üreten toplumsal toprağın (tersine dönmüş dünyanın) analizini yapar. Onun eleştirisi "militan bir ateizm" değil, bir "demistifikasyon" (gizeminden arındırma) işlemidir. Din eleştirisi bir son değil, sadece gerçek kavgaya (yeryüzünün eleştirisine) giriş yapabilmek için aşılması gereken felsefi bir eşiktir. Bu nedenle Marx’ta din, "yok edilmesi gereken bir düşman"dan ziyade, "iyileştirilmesi gereken bir dünyanın semptomu" olarak belirir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.

[MAR] YOUTUBE KANALI

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]