MAR
1.
Giriş: Sanayi Devrimi’nin Gölgesinde Bir Ömür ve Kurucu İrade
Friedrich Engels’in
1820 yılında Prusya Ren’inde, Barmen’de dünyaya gelişi, dünya tarihinin en
keskin sosyo-ekonomik dönüşümlerinden birine tanıklık etmiştir. Ren Bölgesi, o
dönemde Almanya’nın geri kalanındaki geleneksel zanaat ve manüfaktür yapısının
aksine, İngiltere’den neşet eden büyük sanayi hamlesinin ilk durağı
konumundaydı. Bu coğrafi ve stratejik üstünlük, bölgedeki zengin demir ve kömür
yataklarıyla birleşerek kapitalist üretimin vahşi bir hızla kök salmasına zemin
hazırlamıştı. Büyük Fransız Devrimi'nin açtığı süreçlerin ve özellikle Napolyon
döneminde uygulanan reformların, bölgedeki feodal kalıntıları büyük ölçüde
tasfiye etmesi, bir yandan burjuvazinin önünü açarken diğer yandan modern
sanayi proletaryasının çekirdeğinin oluşmasına imkân tanımıştı.
Ancak bu endüstriyel
gelişim, kendi karşıtını da yaratarak toplumsal bir yıkımı beraberinde getirdi.
Barmen ve Elberfeld gibi tekstil merkezlerinde yükselen fabrikalar, makinelerin
sağladığı olanaklarla kadın ve çocuk emeğini görülmemiş bir sömürüye tabi
kılmıştı. Engels’in analizlerinde "kapitalist sanayi sistemi" olarak
kavramsallaştırdığı bu düzen, emekçi kitleler için artan yoksulluk ve toplumsal
çöküş anlamına geliyordu. Bu ortam, genç Engels’in karakter gelişimi üzerinde
belirleyici bir etki yaratmış; o, içine doğduğu ayrıcalıklı fabrikatör
sınıfının çıkarları ile bizzat tanık olduğu proletaryanın sefaleti arasındaki
şiddetli karşıtlık ve gerilimi derinden hissetmiştir. Bu farkındalık, onu aile
geleneklerinden ve sınıfsal kaderinden koparacak olan fikri isyanın fitilini
ateşlemiştir.
Tarihsel anlatıda
sıklıkla Marx’ın gölgesinde bir "ikinci keman" olarak nitelendirilse
de, tarihsel veriler Engels'in teorinin inşasında bağımsız ve kurucu bir irade
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. O, yalnızca Marx’ın en yakın dostu ve maddi
destekçisi değil; askeri stratejiden siyasal iktisada uzanan çok yönlülüğüyle
doktrinin asli mimarlarındandır. Nitekim Marx’ın bizzat itiraf ettiği üzere
Engels, Manchester deneyimiyle siyasal iktisadın materyalist eleştirisine
Marx’tan bağımsız olarak ulaşmış ve "Anahatlar" çalışmasıyla
doktrinin temel taşlarını döşemiştir. Engels’in tarihsel değeri, işçi sınıfının
kendiliğinden hareketini bilimsel bir temele oturtma ve sosyalizmi bir ütopya olmaktan
çıkarıp somut bir toplumsal değişim teorisine dönüştürme başarısından gelir.
2.
Şekillenme Yılları ve Wuppertal’dan Kaçış: Dini Baskı ve Fikri İsyan
Engels’in gençlik
dönemi, ailesinin dindar ve tutucu yapısı ile kendi özgürlükçü karakteri
arasındaki keskin çatışmayla şekillenmiştir. Babasının bağlı olduğu
"Pietizm" (sofuluk) tarikatı, Wuppertal’ı adeta boğucu bir
muhafazakarlık çemberine almıştı. Henüz lise yıllarında Alman okullarını birer
"tutukevi" (prison) olarak niteleyen Engels için ilk
başkaldırı, dinsel ikiyüzlülüğe ve sosyal sefalete karşıydı.
Engels, mektuplarında
bu bölgeye "Muckertal" (Sofuluk Ovası) adını takarak dinsel
gericiliğin, işçileri kurulu düzenle uzlaştırmak için nasıl bir araç haline
getirildiğini teşhir etmiştir. Ona göre işçiler, "kabarelerin dünyevi
içkisi ile sofu papazların göksel içkisi" arasında seçim yapmak zorunda
bırakılıyordu. Engels, henüz 19 yaşında yazdığı "Wuppertal
Mektupları"nda (1839) bu ikiyüzlülüğü sertçe eleştirmiştir.
Fabrikatörlerin bir yandan pazar günleri kiliseye gidip diğer yandan çocuk
işçileri en ağır koşullarda sömürmesini açıkça yererken, özellikle Elberfeld’de
okul yaşındaki 2500 çocuktan 1200’ünün okula gitmeyerek, yetişkinlerin yarısı
kadar ücretle fabrikalarda sağlığa aykırı koşullarda "büyütülmesine"
karşı duyduğu öfkeyi somut verilerle dile getirmiştir. Bu dar görüşlülüğe ve
zorbalığa karşı savaşan devrimci gençliğin metaforu olarak ise Alman
efsanelerindeki "Siegfried" figürünü benimsemiştir.
Genç Engels yalnızca
siyasal ve felsefi metinlerle ilgilenmiyor, aynı zamanda Alman romantik
edebiyatını ve klasik şiiri yakından takip ederek güçlü bir estetik duyarlılık
geliştiriyordu.
Genç Engels'in
gelişimi, babasının kendisi için çizdiği sınırlarla tam bir tezat
oluşturmaktaydı:
|
Babasının Engels’e Dair Endişeleri |
Engels’in Gerçek Yetenekleri,
Eğilimleri ve Gelişimi |
|
Karakter eksikliği ve fikirlerde
kararsızlık. |
Edebiyat, sanat ve müziğe duyulan derin
ilgi; canlı ve girişken bir zekâ. |
|
Tam itaati öğrenememe ve "sert
cezalara" rağmen düzelmeme. |
Şiir yazma, karikatür ustalığı ve
müthiş bir fikri bağımsızlık. |
|
Ticari işlere karşı ilgisizlik ve
"kötü kitaplara" merak. |
Olağanüstü dil becerisi (İngilizce,
İtalyanca, İspanyolca, Felemenkçe vb.). |
|
Disiplin sorunu ve otoriteye karşı
çıkma. |
Binicilik, eskrim ve yüzme gibi
sporlarda gösterilen fiziksel ustalık. |
Engels'in dinsel
dogmalardan kesin olarak kopuşu ve devrimci felsefeye yöneliş süreci şu
sacayağı üzerinden gerçekleşmiştir:
- Dinsel Çözülüş (Strauss
Etkisi): Entelektüel kırılma noktası, David
Friedrich Strauss’un İsa'nın Hayatı (Das Leben Jesu)
kitabını okumasıyla gerçekleşti. Bu eser İncil'in mitolojik bir kurgu
olduğunu deşifre ediyor, dinsel dogmaların "sünger gibi deliklerle
dolu" olduğunu gösteriyordu. Engels bu sayede "din ile bilimin
bağdaştırılmasının olanaksız olduğu" sonucuna vararak ateizme yöneldi
ve dinin "deli gömleğini" çıkardı.
- Siyasi Radikalleşme
(Börne ve Genç Almanya): Prusya
mutlakiyetçiliğine ve memurların başına buyruk yönetimine karşı Ludwig
Börne ve "Genç Almanya" akımının özgürlükçü literatürünü
inceledi. Bu durum onda mutlakiyetçilikten ve tiranlıktan nefret etme
bilincini uyandırarak radikal demokratik bir özgürlük istenci doğurdu.
- Felsefi Yöntem (Hegelci
Diyalektik): Durağan ve kaderci geleneksel
metafizik dünya görüşünün yerine Hegelci diyalektiği koydu. Hegel’in
muhafazakâr sistemini ve statükocu sonuçlarını reddederek, diyalektiği
kurulu düzenin yıkımını gösteren dinamik ve devrimci bir araç olarak
yeniden yorumladı.
Engels'in dinsel dogmalardan kopuşu ve devrimci
felsefeye yönelişi aşağıdaki tabloda sentezlenmiştir:
|
Dogma / Geleneksel Etki |
Entelektüel Kırılma ve Araç |
Devrimci Sonuç / Kanı |
|
Wuppertal Pietizmi: Dinsel
sofuluk ve ahlaki baskı. |
Strauss'un "İsa'nın
Yaşamı": İncil'in mitolojik bir
kurgu olarak deşifre edilmesi. |
Dinsel dogmaların rasyonel eleştiriyle yıkılması
ve ateizme yöneliş. |
|
Prusya Mutlakiyetçiliği: Memurların
başına buyruk yönetimi. |
Börne ve "Genç
Almanya": Özgürlükçü ve radikal
demokratik literatür. |
Mutlakiyetçilikten ve tiranlıktan nefret; siyasi
özgürlük istenci. |
|
Geleneksel Metafizik: Durağan
ve kaderci dünya görüşü. |
Hegelci Diyalektik: Tarihin
durdurulamaz ilerleyişi ve çelişki ilkesi. |
Mevcut düzenin geçiciliği ve tarihin akılcı,
ilerlemeci doğasının keşfi. |
|
Siegfried Efsanesi: Kahramanlık
ve ulusal mitos. |
Devrimci Romantizm: Zorbalığa
karşı bireysel ve toplumsal atılganlık. |
Statükoya karşı korkusuz bir savaşçı karakterin
inşası. |
Prusya’nın bu boğucu
atmosferinden kaçış, "aklın bağımsızlığını" savunan Engels'i felsefi
ve siyasi savaşın merkezi olan Berlin'e taşıyacaktı.
3.
Berlin Dönemi: "General" Unvanının Kökeni ve Schelling’e Karşı
Savunma
Engels’in 1841-1842
yıllarında Berlin’de geçirdiği dönem, onun hem askeri bir stratejist hem de
keskin bir felsefeci olarak rüştünü ispatladığı bir evredir. Berlin
Üniversitesi yakınlarındaki Kupfergraben'de üstlenmiş topçu birliğinde
geçirdiği bir yıllık gönüllü askerlik hizmeti, ona ileride yakın dostları ve
hareketin neferleri arasında "General" lakabıyla anılmasını
sağlayacak düzeyde üstün bir askeri uzmanlık kazandırdı.
Bu disiplinli askeri
süreç, Engels'in Berlin’in entelektüel çevrelerinde "Genç Hegelciler"
ile derin bağlar kurmasına engel olmadı. Hatta üniversite çevrelerine dışarıdan
bir "dinleyici" olarak katılarak felsefi yetkinliğini açıkça kanıtladı.
Dönemin Prusya devleti, Berlin Üniversitesi'nde yükselen devrimci ve radikal
düşünceleri ezmek, Hegel'in mirasını tasfiye etmek için yaşlı filozof Friedrich
Schelling’i göreve çağırmıştı. Genç Engels, Schelling’in gerici, vahiy ve din
temelli felsefi yönelişine karşı "Schelling ve Vahiy" gibi
isimsiz broşürler kaleme alarak Prusya'nın resmî ideolojisine meydan okudu ve
Hegelci diyalektiği savundu.
Bu dönemde yaşadığı
estetik ve felsefi coşkuyu, Beethoven’in 5. Senfonisi’ni dinlerken trombonların
sesinde "özgürlüğün güçlü, genç taşkınlığını" hissettiğini
belirterek ifade etmesi, onun entelektüel mücadelesinin duygusal derinliğini
simgeler. Berlin yıllarında "F. Oswald" takma adıyla Telegraph für
Deutschland dergisinde yazdığı makaleler, onun devrimci demokrat kimliğinin
ilk olgun ürünleriydi. Bu yazılarda soyluluğu, feodal mülkiyeti ve mevcut
"zümre rejimini" (régime des ordres) keskin bir dille eleştirdi;
yerine "tek ve bölünmez bir ulusun eşit haklara sahip vatandaşlarını"
önererek radikal bir ulusal birlik ve eşitlik programı sundu.
Materyalizme
İlk Adımlar ve Feuerbach Eleştirisi
Berlin'deki felsefi
hesaplaşmalar içinde Ludwig Feuerbach’ın Hristiyanlığın Özü eseriyle
tanışması, Engels için usun ancak doğa içinde var olabileceği fikrini
pekiştirdi ve materyalizme geçişini hızlandırdı. Özgürlüğün, doğa ve toplum
yasalarının (zorunluluğun) bilincine varılmasıyla elde edileceğini savundu.
Ancak Engels ve Marx, ilerleyen yıllarda Feuerbach’ı da aşacaklardı. Onu
"arınmış soyutlama alanından gerçek ilgi dünyasına" geçememekle,
soyut kalmakla ve tarihsel olmayan, zamansız bir "insan doğası"
kurgulamakla eleştirerek tarihsel materyalizmin kapısını aralayacaklardı. Bu
felsefi yetkinliğin ardından, teorinin somut pratikle ve siyasal iktisatla buluşacağı
asıl kırılma noktası İngiltere olacaktı.
4.
İngiltere Deneyimi: Manchester’da Sınıf Bilincinin ve Siyasal İktisadın
Keşfi
1842 yılında Engels'in
iş idaresi öğrenimi görmek üzere Manchester’a gidişi, onun gerçek "yaşam
okulu" oldu. Burada, Sanayi Devrimi’nin en çıplak ve vahşi sonuçlarını
bizzat gözlemleme fırsatı buldu. İrlandalı proleter bir işçi olan Mary Burns
rehberliğinde resmi raporların ötesine geçerek Manchester'ın en izbe işçi
mahallelerine girdi; fabrikalardaki çocuk emeğini, sefaleti, hastalıkları ve
sömürüyü yerinde inceledi. Engels'in işçi mahallelerini tanımasında Mary Burns
yalnızca bir rehber değil, aynı zamanda İngiliz işçi sınıfının günlük yaşamını
ve mücadelelerini (Çartist mücadele kültürünü) anlamasında önemli bir siyasal
etkendi.
Bu gözlemlerin ürünü
olan İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu (1845) adlı başyapıtı,
proletaryanın yalnızca acı çeken, sadaka verilmesi gereken edilgen bir kitle
değil, kendi toplumsal durumunun yarattığı karşıtlıklar nedeniyle kendi
kurtuluşunu bizzat gerçekleştirecek olan esas devrimci güç olduğunu dünyaya
ilan etti.
Burjuva
Siyasal İktisadın Eleştirisi
Engels'in
İngiltere'deki en büyük tarihsel başarısı, burjuva siyasal iktisada yönelttiği
sistemli eleştirilerle materyalist tarih anlayışının iktisadi zeminini
kurmasıdır. Bu bağlamda geliştirdiği teorik hatlar şunlardır:
- Malthus Eleştirisi:
Nüfus artışını ve kaynak yetersizliğini yoksulluğun doğal nedeni olarak
gören Malthusçu nüfus teorisini, kapitalizmin yarattığı yapay kıtlığı
gizleyen "doğa ve insanlığa karşı çirkin bir küfür"
olarak niteledi ve sertçe mahkûm etti.
- Sanayi Yedek Ordusu:
İşsizliğin kapitalizmin arızi bir hatası değil, sermaye birikiminin ve
rekabetin sürdürülebilmesi için üretilen zorunlu bir mekanizma (sanayi
yedek ordusu) olduğunu ilk kez formüle etti.
- Ekonomik Öncelik ve
Owenist Etkileşim: Robert Owen taraftarı
İngiliz sosyalistleri (Owenistler) ve Çartist hareketin liderleriyle
stratejik ilişkiler kurdu. Bu etkileşim, sosyalizmin soyut ahlaki bir
temenniden ya da adalet arayışından öte, kapitalist üretim tarzının içsel karşıtlık
ve çelişkilerinden doğan kaçınılmaz bir ekonomik zorunluluk olduğu fikrini
pekiştirdi.
Engels, 1844 yılında
yayımlanan "Ulusal Ekonomi Eleştirisinin Anahatları" (Umrisse
zu einer Kritik der Nationalökonomie) çalışmasıyla, Marx'tan bağımsız
biçimde onunla benzer sonuçlara ulaşmış ve siyasal iktisadın materyalist
eleştirisinin ilk sistematik örneklerinden birini vermişti. Marx'ın daha sonra
"deha ürünü bir taslak" olarak nitelendireceği bu metin, iki
düşünürün yollarının tamamen kesişmesini sağladı.
5.
Marx ile Tarihsel İttifak ve Bilimsel Komünizmin İnşası (1844-1848)
1844 yılının ağustos
ayında Paris’teki ünlü Café de la Régence’da gerçekleşen ve on gün süren tarihi
buluşma, Karl Marx ve Friedrich Engels arasındaki "tam fikir
birliğini" tescilledi. Bu ortaklık, kişisel bir dostluğun çok
ötesinde, dünya tarihinin akışını değiştirecek bilimsel, teorik ve örgütsel bir
iş birliğiydi. 1844-1848 yılları arasında bu ikili, proletarya partisinin
inşası ve bilimsel komünizmin temel doktrinlerinin geliştirilmesi için muazzam
bir teorik üretim seferberliğine giriştiler. Bu süreçte Engels için "teori
proletaryasız güçsüz, proletarya ise teorisiz kördür" ilkesi temel
rehber haline geldi.
"Kutsal
Aile" ve Genç Hegelcilerle Hesaplaşma
Ortaklığın ilk büyük
ürünü olan Kutsal Aile (1845), Bruno Bauer ve Genç Hegelcilerin
kitleleri küçümseyen, tarihi yalnızca seçkin aydınların "eleştirisel
eleştiri" pratiğine indirgeyen idealist felsefelerine karşı açılmış
topyekûn bir savaştı. Eserde şu iki temel tez net bir biçimde sentezlendi:
- Proletaryanın tarihsel devrimci rolü,
onun soyut bir idealden değil, kapitalist toplum içindeki doğrudan
maddesel ve toplumsal durumundan kaynaklanan kaçınılmaz bir zorunluluktur.
- Tarihin asıl yapıcısı kahramanlar
veya soyut fikirler değil, maddesel üretimin bizzat kendisidir.
Engels, teorik
çalışmaların yanı sıra sahada da aktifti; 1845 yılında düzenlenen Elberfeld
Söylevleri aracılığıyla doğrudan burjuva "para aristokrasisi"ne
ve zanaatkarlara komünizmin mantıksal zorunluluğunu anlatarak teoriyi pratiğe
dökmeye çalışıyordu.
Teorik
Zirve: "Alman İdeolojisi" ve Tarihsel Materyalizm
1845-1846 yıllarında
Brüksel'de kaleme alınan (ancak dönemin yayıncılık koşullarında farelerin
kemirici eleştirisine bırakılan) Alman İdeolojisi, bilimsel komünizmin
felsefi omurgası olan tarihsel materyalizmi ilk kez bütünlüklü bir
sistem olarak ortaya koydu. Bu eser, iki düşünürün eski felsefi vicdanlarıyla
hesaplaşma mekanıydı.
- Yaşam ve Bilinç İlişkisi:
Eserin sarsılmaz temel savı, "Bilinç yaşamı değil, aksine yaşam
bilinci belirler" gerçeğidir. Maddi üretim araçlarını elinde
bulunduran sınıf, aynı zamanda zihinsel üretim araçlarını da denetler;
dolayısıyla "egemen fikirler, egemen sınıfın fikirleridir".
- Polemik ve Hiciv:
Maddesel gerçeklikten kopuk soyut ve bireyci anarşizmleriyle burjuva
toplumunun hayali bir kopyasını üreten felsefecileri acımasızca
eleştirdiler. Max Stirner’i "Aziz Max", Bruno Bauer’i ise
"Aziz Bruno" olarak niteleyerek küçük burjuva
radikalizmini entelektüel olarak tasfiye ettiler.
- Üretim İlişkileri
diyalektiği: Üretici güçler ile üretim ilişkileri
arasındaki karşıtlık/çelişki ve uyuşmazlık, tarihin gerçek motoru olarak
tanımlandı. Bu bağlamda, özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ahlaki bir
adalet talebi değil, toplumsal gelişim yasalarının dayattığı tarihsel bir
zorunluluk olarak sunuldu.
6.
Devrimci Pratik, Enternasyonal Mücadele ve Partinin İnşası
Teorik netleşme, soyut
tartışmaların ötesinde örgütlü bir proleter partinin kurulması zorunluluğunu
doğurdu. Engels ve Marx, 1847 yılında Adiller Birliği’ni dönüştürerek
modern tarihin ilk uluslararası komünist odağı olan Komünistler Birliği’ni
kurdular ve örgütün programı olarak Komünist Manifesto’yu (1848) kaleme
aldılar.
1848-1849 devrimlerinin
Avrupa'yı sarsan ateşi patlak verdiğinde Engels, sadece bir teorisyen değil,
bizzat barikatlarda çarpışan bir eylem adamı ve askeri stratejist olarak
rüştünü ispatladı. Almanya'da Neue Rheinische Zeitung gazetesinin yayın
kurulunda Marx'la birlikte devrimci ajitasyonu örgütledi; ardından Güneybatı
Almanya’daki (Baden ve Pfalz) silahlı ayaklanmalara bizzat katılarak cephede
komuta görevleri üstlendi.
Devrimin yenilgiyle
sonuçlanmasının ardından gelen gericilik yıllarında, Londra ve Manchester
ekseninde I. Enternasyonal (Uluslararası İşçi Birliği) sürecinin inşasında
Engels, hareketin adeta "genel komutanı", diplomatik ve teorik
rehberi rolünü üstlendi. Dünyanın dört bir yanındaki işçi liderleriyle
yürütülen mektup trafiğini koordine etti, sekter akımlara (Bakunincilik,
Lassallecılık) karşı bilimsel/realist çizgiyi savundu. 1871 Paris Komünü
sırasında, Komün'ün askeri taktik hatalarını ve lojistik eksikliklerini askerî açıdan
analiz ederek Genel Konsey üzerinden yönlendirici faaliyetlerde bulundu.
7. Engels
ve Doğa Bilimleri: Doğanın Diyalektiği
Engels'in teorik mirası
yalnızca siyasal iktisat, tarih ve devrim stratejisiyle sınırlı değildir. Onu
çağdaşlarının büyük bölümünden ayıran özelliklerden biri, doğa bilimlerine
duyduğu yoğun ilgi ve bilimsel gelişmeleri tarihsel materyalist felsefeyle
ilişkilendirme çabasıdır. Engels, kapitalist toplumun eleştirisinin sağlam bir
bilimsel temele dayanabilmesi için insan toplumunun yanı sıra doğanın işleyiş mantığının
da anlaşılması gerektiğine inanıyordu.
19. yüzyıl, doğa
bilimlerinde büyük dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdi. Jeoloji, kimya, fizik ve
biyoloji alanlarında elde edilen yeni bulgular, evrenin durağan ve değişmez
değil; sürekli hareket ve dönüşüm içinde olduğunu gösteriyordu. Engels, bu
gelişmeleri yakından takip ederek bilimsel keşiflerin felsefi sonuçları üzerine
kapsamlı çalışmalar yürüttü. Özellikle hücre kuramı, enerjinin korunumu yasası
ve Charles Darwin'in evrim teorisini, doğadaki değişim ve gelişmenin bilimsel
kanıtları olarak değerlendirdi.
Darwin'in evrim kuramı
Engels üzerinde derin bir etki bıraktı. Türlerin sabit ve değişmez olmadığı,
uzun tarihsel süreçler içinde dönüşerek ortaya çıktığı fikri, ona göre
toplumsal gelişmenin de tarihsel süreçler, etkileşimler, karşıtlıklar ve çelişkiler
aracılığıyla açıklanabileceğini gösteriyordu. Engels, Darwin'in çalışmalarını
doğa bilimlerinde gerçekleştirilen en önemli devrimlerden biri olarak görmüş ve
tarihsel-diyalektik materyalizmin doğa alanındaki bilimsel karşılığı olarak
değerlendirmiştir.
Bu ilgisinin ürünü olan
Doğanın Diyalektiği adlı çalışmasında Engels, doğadaki süreçlerin de
karşıtlıklar, dönüşümler ve gelişim yasaları çerçevesinde incelenebileceğini
savundu. Ona göre doğa, birbirinden kopuk ve değişmez nesnelerin toplamı değil;
sürekli hareket eden, karşılıklı etkileşim içindeki süreçlerin bütünüdür.
Niceliksel değişimlerin belirli koşullar altında niteliksel sıçramalara
dönüşmesi, karşıt eğilimlerin etkileşimi ve gelişmenin çelişkili karakteri gibi
ilkeler hem toplumda hem de doğada gözlemlenebilirdi.
Engels'in bu
çalışmaları zaman zaman tartışmalara konu olmuş, özellikle doğa ile toplum
arasındaki benzerliklerin ne ölçüde kurulabileceği üzerine farklı yorumlar
ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte onun amacı, doğa bilimlerine dışarıdan bir şema
dayatmak değil; dönemin bilimsel keşiflerinden hareketle materyalist felsefeyi/dünya
görüşünü daha kapsamlı bir temele oturtmaktı. Bu nedenle Engels, bilimsel
gelişmeleri dikkatle takip eden ve felsefi sonuçlarını değerlendiren ender
devrimci düşünürlerden biri olarak öne çıkmıştır.
Doğa bilimlerine
yönelik bu ilgi, Engels'in düşüncesinde insan ile doğa arasındaki ilişkinin
tarihsel ve maddi karakterini de daha görünür hale getirmiştir. İnsanlığın doğa
üzerindeki egemenliğinin sınırsız olmadığını vurgulayan Engels, doğaya hükmetme
girişimlerinin çoğu zaman öngörülmeyen sonuçlar doğurduğunu belirtmiştir. Bu
gözlemleri nedeniyle ekolojik düşüncenin erken habercilerinden biri olarak da
değerlendirilebilir.
Böylece Engels,
yalnızca işçi sınıfının teorisyeni ve devrim stratejisti olarak değil; tarih,
toplum ve doğayı tek bir bütünlük içinde kavramaya çalışan çok yönlü bir
düşünür olarak da kalıcı bir yer edinmiştir. Onun doğa bilimlerine yönelik
çalışmaları, Marksist teorinin yalnızca ekonomik ve siyasal bir inceleme değil,
aynı zamanda kapsamlı bir dünya görüşü olarak şekillenmesinde önemli bir rol
oynamıştır.
8.
Marx Sonrası Dönem, Son Yıllar ve Miras (1883-1895)
1883 yılında Marx’ın
ölümü, Engels için derin bir kişisel kayıp olmanın ötesinde, omuzlarına devasa
bir tarihsel sorumluluk yükledi. Engels, Marx’ın mezarı başında yaptığı o ünlü
konuşmada söylediği "Adı ve eserleri yüzyıllar boyu yaşayacaktır"
sözleriyle aslında paylaştıkları ortak ömrün de özetini çıkarıyordu.
Kapital'in
Editörlüğü ve Muhafızlık Rolü
Yaşamının son on iki
yılında Engels, uluslararası işçi hareketini koordine etme görevinin yanı sıra,
Marx’ın masasındaki darmadağınık notlar, taslaklar ve şifreli el yazıları
halinde yarım kalan başyapıtı Kapital’i tamamlama işine girişti.
Olağanüstü bir entelektüel fedakârlık ve titizlikle Kapital’in II. ve
III. ciltlerini yayına hazırlayarak editörlüğünü üstlendi. Bu süreçte sadece
metin derlemekle kalmadı; Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
ile Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu gibi eserlerle
tarihsel materyalizmi antropoloji, doğa bilimleri ve felsefe tarihi alanlarında
derinleştirerek Marksizmin teorik cephaneliğini zenginleştirdi ve doktrinin
muhafızı rolünü üstlendi.
Yaşamının son
yıllarında Engels, Alman Sosyal Demokrat Partisi başta olmak üzere Avrupa'daki
sosyalist partilerle yoğun bir yazışma ağı kurarak yeni kuşak Marksist
kadroların yetişmesinde etkili oldu.
Lenin’in nitelemesiyle
Engels, Marx’tan sonra "bütün uygar dünyada modern proletaryanın en
önemli bilgini ve öğretmeni" haline gelmişti. 5 Ağustos 1895’te
Londra’da kanser nedeniyle hayata gözlerini yumana kadar dünya proletaryasına
rehberlik etmeye devam etti. Vasiyeti uyarınca gösterişli bir mezar yapılmadı;
naaşı yakıldı ve fırtınalı bir günde külleri Eastbourne kıyılarından denize
bırakıldı. Bu son yolculukta Eleanor Marx-Aveling, Edward Aveling, Eduard
Bernstein ve Friedrich Lessner hazır bulunarak "General"in son
arzusunu yerine getirdiler.
9.
Friedrich Engels’in Tarihsel Önemi ve Güncelliği
Friedrich Engels’in
Barmen’in pietist ve dindar ortamından Brüksel ve Berlin'in devrimci
barikatlarına, oradan Manchester’ın fabrikalarına uzanan yolculuğu, bilimsel komünizmin
bir "bilimsel teori" haline gelme sürecinin ta kendisidir. Engels’in
tarihsel yerini ve kalıcı mirasını üç ana başlıkta sentezlemek mümkündür:
- Teorik ve İktisadi İnşa:
Sosyalizmi ütopik bir adalet düşü ya da ahlaki bir temenni olmaktan
çıkarıp, kapitalist üretim tarzının içsel karşıtlıklarına/çelişkilerine ve
ekonomik yasalara dayanan bilimsel bir temel üzerine oturtmuştur. Siyasal
iktisadın eleştirisini başlatan ilk kurucu hamleyi yapmıştır.
- Askeri ve Siyasi
Strateji: İşçi sınıfının "General"i
olarak, devrimci mücadelenin hem barikatlardaki pratik askeri taktiklerini
hem de uluslararası ölçekteki genel stratejik çerçevesini çizmiştir.
- Örgütçü ve Kurucu Kimlik:
Komünistler Birliği, I. Enternasyonal ve kitlesel proletarya partilerinin
inşasında aktif bir ajitatör, propagandist, diplomat ve yönetici olarak
çalışmıştır. Sınıfın kendiliğinden hareketini örgütlü parti bilinciyle
buluşturmuştur.
Engels'in Birinci Dünya
Savaşı'nın felaketlerini on yıllar öncesinden öngören militarizm analizleri,
devlet teorisi, kadınların ezilmişliğinin kökenlerine dair saptamaları ve
doğanın diyalektiği üzerine çalışmaları; bugün küresel krizler, savaşlar ve
ekolojik yıkımlarla boğuşan 21. yüzyıl dünyasında da birçok yönüyle geçerliliğini
korumaktadır. O, Marksizmin oluşumunda yalnızca destekleyici bir figür değil,
teorinin gelişimine bağımsız katkılar sunmuş kurucu düşünürlerden biridir. Engels'in
yaşamı, teorinin pratikle, düşüncenin örgütle ve bilimin toplumsal mücadeleyle
birleşmesinin örneklerinden biri olarak tarihteki yerini korumaktadır. Friedrich
Engels’in adı ve eserleri, bizzat dostu Marx için dile getirdiği ve kendisi
için de bir hakikat olan şu tespitle baki kalacaktır:
"Adı
ve eserleri yüzyıllar boyu yaşayacaktır."
Yararlanılan
Kaynaklar:
i) Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi
(SBKP-MK) Bilimler Akademisi Kolektifi, Friedrich Engels-Biyografi, Sorun
Yayınları, 1997
ii) E.
A. Stephanova, General Engels, Ceylan Yayınları, 1997

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.