Mahmut
Boyuneğmez
1.
Giriş: Voloşinov’un Dil Felsefesindeki Özgün Konumu
V. N. Voloşinov
tarafından 1929 yılında yayımlanan Marksizm ve Dil Felsefesi, dilbilim
tarihinde ve diyalektik materyalist literatürde sarsıcı bir epistemolojik sıçramayı
temsil eder. Bu eser, Marksizmin klasik metinlerinde yalnızca üstünkörü
değinilen dil fenomenine yönelik ilk sistemli, özgün ve bütünlüklü Marksist dil
felsefesi girişimidir. Voloşinov’un teorik hamlesi, dili rasyonalist bir
"soyut sistem" veya romantik bir "bireysel dışavurum"
olarak gören geleneksel paradigmaları yıkarak; dili, toplumsal varoluşun ve
sınıf mücadelesinin en duyarlı barometresi olarak konumlandırır. Metnin temel tezi,
dilin statik bir kurallar bütünü değil, "toplumsal değişimlerin en duyarlı
belirtisi" ve kesintisiz bir toplumsal etkileşim alanı olduğudur. Bu
niteliğiyle eser, hem şemalaştırılmış "altyapı-üstyapı" ilişkisini
mekanik nedensellikten kurtarmış hem de modern göstergebilim için aşılması güç
bir temel inşa ederek bir dönüm noktası oluşturmuştur.
Voloşinov'un
müdahalesi, yalnızca dilbilimsel bir teori değişikliği değil, aynı zamanda
toplumsal gerçekliğin nasıl kavrandığına ilişkin köklü bir epistemolojik
yeniden yapılanmadır; çünkü dil, onun perspektifinde toplumsal ilişkilerin
pasif bir yansıması değil, bu ilişkilerin bizzat üretildiği ve yeniden
üretildiği tarihsel bir mücadele alanıdır.
2.
Tarihsel Bağlam ve Yazarlık Tartışması: Bakhtin Çevresi
Eserin teorik
derinliği, 1920’lerin Sovyetler Birliği’ndeki yoğun entelektüel laboratuvar
ortamında, özellikle "Bakhtin Çevresi" (Voloşinov, Medvedev, Bakhtin)
içinde şekillenmiştir. Bu topluluk, devrim sonrası Leningrad’da, Saussurecü
dilbilimin ve Rus biçimciliğinin egemenliğine karşı bir alternatif arayışına
girmiştir. Ancak eserin sahipliği üzerine süregelen akademik tartışmalar,
metnin kendisi kadar karmaşık bir hal almıştır. 1973 yılında Vyacheslav
İvanov'un, Voloşinov ve Medvedev imzalı eserlerin aslında Bakhtin’e ait
olduğunu ileri sürmesiyle başlayan tartışmalar günümüze kadar sürmüştür.
Bakhtin'in yaşamının son dönemlerinde söz konusu eserlerin yazarlığına ilişkin
çeşitli girişimler olmuş; ancak Bakhtin bu eserleri kendi adına resmen
sahiplenmemiştir. Bu durum yazarlık tartışmalarının kesin biçimde çözülememesine
yol açmıştır.
Önemli
Tartışma Noktaları
- İvanov’un İddiası ve
Bakhtin’in Sessizliği: İvanov'un iddiaları
karşısında Bakhtin'in uzun süreli sessizliği ve VAAP (Sovyet Telif Ajansı) belgesini
imzalamaktan kaçınması, sahiplik tartışmasını bir "maske takma"
veya "iş birliği" gizemine dönüştürmüştür.
- Kavramsal ve İdeolojik
Farklılık: Voloşinov imzalı metinlerdeki açık
ve teknik Marksist terminoloji ile Bakhtin'in kendi adıyla yayımlanan
eserlerindeki etik, felsefi ve diyalojik yönelim arasındaki fark, metnin
özgün bir "Voloşinov damgası" taşıdığını gösterir.
- Teorik Bütünlük:
Yazarlık tartışması, metnin teorik gücünü gölgelemekten ziyade,
"diyalojik" bir üretimin kanıtı olarak okunmalıdır.
Eserin gerçek yazarı
kim olursa olsun, metne hâkim olan "Marksist ruh" ve dilin ideolojik
doğasına getirilen sınıfsal açıklama, onu tarihsel materyalizmin vazgeçilmez
bir parçası kılmaktadır.
3.
İdeoloji ve Gösterge Özdeşliği: "Gösterge Olmaksızın İdeoloji Yoktur"
Voloşinov’un teorisinin
merkezinde, ideoloji ile gösterge arasındaki mutlak özdeşlik yer alır. Bir
ideolojik ürün, sadece fiziksel bir nesne (bir alet veya tüketim malı) olmanın
ötesinde, her zaman kendi dışındaki bir gerçekliği "yansıtır ve
saptırır" (refraction/saptırma)[1]. Bu saptırma süreci, bir
nesneyi göstergeye dönüştüren temel mekanizmadır. Voloşinov'un "İdeoloji
bölgesi göstergeler bölgesiyle çakışır" tezi, ideolojinin soyut bir bilinç
durumu değil, maddi bir göstergesel gerçeklik olduğunu ilan eder. İdeolojiler,
bireylerin zihinlerinde gizlenen öznel düşünceler toplamı değil, toplumsal
ilişkilerin göstergeler aracılığıyla maddi biçim kazanmış görünümüdür.
Burada mesele yalnızca
ideolojinin göstergelerde cisimleşmesi değildir. Bilincin kendisi de
göstergesel bir karakter taşıdığı için, ideoloji ile bilinç arasındaki ilişki
ancak göstergeler aracılığıyla kurulabilir. Bu nedenle gösterge yalnızca
ideolojinin taşıyıcısı değil, aynı zamanda bilincin maddi varoluş koşuludur.
Örneğin, bir alet
(çekiç ve orak) veya bir tüketim malı (komünyon ayinindeki ekmek ve şarap),
teknik işlevinin ötesine geçerek sınıfsal ve dinsel birer ideolojik göstergeye
dönüşür.
"İdeolojik
bir gösterge olarak işlev gören her fenomen, ister ses, fiziksel kütle, renk ya
da isterse bedenin hareketleri vb. olarak bir tür maddi cisimleşmeye sahiptir.
Bir gösterge dış dünyanın bir fenomenidir."
(1929, s. 50)
Göstergenin bu maddi
doğası, onun "dış dünyanın bir fenomeni" olduğunu kanıtlar. İdeolojik
zincir, bireysel bilinçler arasındaki kopukluğu bu maddi gösterge malzemesiyle
örterek toplumsal bir harç oluşturur; bu da bizi zorunlu olarak bilincin göstergesel
yapısını incelemeye götürür.
4.
Nesnel Psikoloji ve Bilinç Sorunu: İç Konuşma
Voloşinov, bilincin
ancak gösterge malzemesiyle (özellikle sözcüklerle) var olabileceğini
savunarak, nesnel bir psikolojinin ancak sosyolojik bir temelde
kurulabileceğini ileri sürer. "İç Konuşma" (Inner Speech),
bilincin dışsal bir aracı değil, onun temel göstergesel örgütlenme biçimidir.
Başka bir ifadeyle bilinç, ancak göstergesel malzeme içerisinde ve onun
aracılığıyla var olabilir. Buradaki "İç Konuşma" kavramı, bireyin
kendi içine kapandığı mistik ya da tamamen biyolojik bir fısıltı değildir;
aksine, dış dünyadaki toplumsal diyalogların ve sınıfsal çatışmaların bireyin
kafasının içinde devam eden kesintisiz bir yankısı, içselleştirilmiş bir
toplumsal etkileşimdir. Voloşinov bu noktada, Behterev ve Pavlov gibi isimlerin
temsil ettiği "Refleksoloji" akımını, insan psişesini[2] mekanik
"uyaran-tepki" kalıplarına indirgediği gerekçesiyle sertçe eleştirir.
Voloşinov'un
yaklaşımları ile Wilhelm Dilthey'ın "anlayıcı psikolojisi" arasındaki
temel farklar şunlardır:
- Madde ve Gösterge:
Dilthey psişeyi ideolojinin kaynağı olarak görürken; Voloşinov,
göstergenin (özellikle iç konuşmanın) psişenin kurucu maddesi olduğunu,
gösterge yoksa yaşantının da olamayacağını savunur.
- Sosyolojik Tanım:
Dilthey yaşantıyı içsel bir anlam dünyasına hapsederken, Voloşinov
bilincin "toplumsal binadaki bir kiracı" olduğunu vurgular.
Burada "ev sahibi" (landlord), birey değil,
sosyo-ekonomik altyapıdır.
Bilinç, ancak gösterge
malzemesiyle dolduğunda bilinç haline gelir; bu da onu tamamen toplumsal bir
olgu kılar.
Bilincin göstergesel
karakteri, insan öznesinin hiçbir zaman toplumsal ilişkilerden bağımsız,
kendine yeterli ve şeffaf bir iç dünya kuramayacağı anlamına gelir; özne, daha
en başından toplumsal söylemlerin kesişim ve girişim noktalarında oluşur.
5.
Altyapı, Üstyapı ve “Sosyal Psikoloji”[3]
Voloşinov, altyapının
üstyapıyı belirleme sürecindeki "mekanik nedensellik" hatasına karşı
çıkarak diyalektik etkileşimi savunur. Ekonomik temelden ideolojiye uzanan
yolda "Sosyal Psikoloji", vazgeçilmez bir köprüdür. Voloşinov bu kavramı
"kolektif ruh" gibi metafizik tınılardan arındırarak, onu tamamen
"dilsel etkileşim süreci" olarak yeniden tanımlar. “Sosyal psikoloji”,
Marksizmin klasik şemalarındaki gibi donmuş, soyut ve durağan bir ara katman
değildir; aksine, fabrikada, sokakta ya da evde, insanların canlı üretim ve
yaşam ilişkileri esnasında ürettikleri o anlık canlı "söz",
"ünlem", "jest" ve "fısıltı"ların oluşturduğu
kaynayan bir kazandır.
Üretim ilişkileri,
dilsel iletişimin biçimlerini ve konularını belirleyerek ideolojik saptırımın
zeminini atar. Yerleşik ideolojiler (bilim, sanat, hukuk), “sosyal psikoloji”
potasında, yani gündelik sözlü etkileşimlerin içinde mayalanır. “Sosyal
psikoloji”, altyapıdaki değişimlerin ilk yankılandığı ve ideolojik göstergelere
dönüştüğü canlı bir laboratuvardır.
Böylece “sosyal psikoloji”
ne bireysel ruh hallerinin toplamı ne de soyut bir kolektif bilinçtir; aksine
toplumsal grupların günlük yaşam içerisinde sürekli yeniden ürettikleri
söylemsel pratiklerin bütünüdür.
Voloşinov'un bu
yaklaşımı yalnızca psikolojizme değil, aynı zamanda toplumsal gerçekliği
açıklamak için başvurulan "ulusal karakter", "halk ruhu",
"kolektif bilinç" gibi metafizik kavramlara da yönelmiş güçlü bir
eleştiridir. Toplumsal yaşamın açıklaması soyut kolektif özlerde değil, somut
toplumsal etkileşim süreçlerinde aranmalıdır.
6.
Dilbilimde İki Temel Yönelimdeki Eleştiriler: Saussure ve Humboldt
Voloşinov, dil
felsefesini iki kutuplu bir eleştiriye tabi tutar: "Soyut
Nesnelcilik" (Saussure) ve "Bireysel Öznelcilik"
(Humboldt/Vossler). Saussure'ün "la langue" (dil sistemi)
kavramını, dili rasyonalist bir kurguya hapsederek onu bir "ölü dil"
veya filolojik bir yapıntı gibi ele aldığı için reddeder. Voloşinov için
gösterge, rasyonalizmin iddia ettiği gibi sabit bir "belirtke" (signal)[4] değil, değişken ve canlı
bir etkileşim birimidir. Saussure’ün "Belirtke"si (signal) değişmez,
tek anlamlı ve mekanik bir trafik ışığı gibidir; oysa Voloşinov’un
"Gösterge"si (sign)[5] canlıdır, sürekli yeni
toplumsal bağlamlarla esner, sınıfsal vurgularla dolar ve çatışmaya gebedir.
Voloşinov, Saussure'ün
"la langue" (dil sistemi) kavramını eleştirirken, dili
tarihsel ve toplumsal etkileşim sürecinden soyutlayarak kapalı bir sistem
olarak ele alma eğilimine karşı çıkar. Ona göre dil, ancak canlı toplumsal
etkileşim içerisinde anlaşılabilir.
|
Sistem Odaklı Yaklaşım (Saussure) |
Süreç Odaklı Yaklaşım (Voloşinov) |
|
Dil, eşsüremli (synchrony) ve
durağan bir sistemdir. |
Dil, aralıksız ve dinamik bir üretim
sürecidir. |
|
Birim: Sabit "Belirtke" (signal). |
Birim: Canlı, diyalektik
"Gösterge" (sign). |
|
Dil, konuşan özneden bağımsız bir
nesnedir. |
Dil, toplumsal örgütlü özneler arası
etkileşimdir. |
|
Dilbilim "ölü" biçimleri
inceler. |
Dilbilim canlı "sözcelem"leri
inceler. |
7.
Sözel Etkileşim Olarak Dil
Saussure eleştirisi,
Voloşinov’u dilin gerçek birimi olan "Sözcelem" (Utterance)[6] teorisine ulaştırır. Voloşinov'un
dil teorisinin merkezinde "sözel etkileşim" (verbal interaction)
kavramı yer alır. Ona göre dil ne bireyin zihninde doğan öznel bir olgu ne de
konuşanlardan bağımsız olarak var olan soyut bir sistemdir. Dilin gerçek yaşam
alanı, toplumsal olarak örgütlenmiş insanlar arasındaki somut etkileşim
süreçleridir. Sözcükler, anlamlarını hazır bir sözlük sisteminden değil,
toplumsal iletişim içerisindeki kullanımlarından kazanırlar. Bu nedenle dilin
gerçekliği, tek tek sözcüklerde veya soyut kurallarda değil, canlı sözel
etkileşimde bulunur.
8.
Sözcelem Teorisi ve Diyalojik Etkileşim
Dilin temel birimi
soyut bir cümle değil, somut bir "Sözcelem"dir (Utterance).
Her sözcelem, toplumsal olarak örgütlenmiş en az iki kişi arasında kurulan bir
köprüdür. Voloşinov'a göre diyalog, sadece yüz yüze konuşma değil, her türlü
dilsel iletişimin (iç konuşma dahil) evrensel temelidir.
Bir sözcelemin yapısı
şu iki dinamikle belirlenir:
- Toplumsal Ufuk:
Sözcelemin içine yerleştiği tarihsel ve sınıfsal bağlam.
- Gönderilen (Addressee):
Her sözcelem, gerçek veya tasarlanmış bir "öteki"ye yöneliktir;
gösterge, her zaman bir "yanıt" niteliği taşır. Dilsel bir
birim, kendi başına bir boşlukta duramaz; her söz, bir önceki söze
verilmiş bir cevap ve bir sonraki sözden talep edilen bir onay ya da
reddediştir. Dil, doğası gereği bütünüyle diyalojiktir.
Her sözcelem yalnızca
bir anlam aktarma girişimi değil, aynı zamanda belirli bir toplumsal konum
alışın ve değerlendirici yönelimin somutlaşmış biçimidir.
Dil, bu diyalojik
etkileşim sayesinde toplumsal mücadelenin en duyarlı mecrası haline gelir.
9.
İdeolojik Göstergenin En Kusursuz Aracı Olarak "Sözcük"
Voloşinov, tüm gösterge
türleri (bayraklar, giysiler, dinsel semboller vb.) arasında
"Sözcük"ü (Word) ayrıcalıklı ve en üstün ideolojik mecra olarak
konumlandırır. Sözcük, ideolojilerin en saf, en duyarlı ve en esnek
malzemesidir. Bir bayrak ya da dini sembol sadece kendi dar ideolojik alanıyla
sınırlıyken; sözcük, bilimin, sanatın, politikanın, hukukun ve günlük hayatın
ortak ve her alana sızabilen yegâne maddesidir. Sözcüğün hiçbir özgül, donmuş
teknik işlevi yoktur; o tamamen ideolojik hizmete adanmıştır. Bu yönüyle
sözcük, insan bilincinin içsel dünyasını (iç konuşmayı) dışsal toplumsal
gerçekliğe bağlayan en kusursuz ve en tarafsız diyalektik iletkendir.
10.
Göstergenin Çok-Vurgululuğu ve Sınıf Mücadelesi
Voloşinov’un teorisinin
doruk noktası, göstergenin "Janus yüzlü" (aynı anda farklı yönlere
bakabilen) doğasıdır. Aynı dilsel gösterge, farklı toplumsal sınıflar
tarafından farklı "değerlendirici vurgularla" (evaluative accents)
donatılır. Voloşinov buna "Çok-vurgululuk" (Multiaccentuality)[7] adını verir. Bir
göstergenin canlılığı, sınıfların onda kendi vurgularını çatıştırmasından ve
gerçekliği kendi lehine "saptırmasından" (refraction) gelir. Örneğin,
“eşitlik”, "özgürlük" veya "adalet" gibi tek bir sözcük
sözlükte sabit durabilir; fakat bu sözcük işçi sınıfının ağzında devrimci bir
isyana, egemen burjuvazinin ağzında ise statükoyu koruyan bir kalkana (farklı
değerlendirici vurgulara) dönüşür.
Yönetici sınıf,
göstergeyi kendi çıkarları doğrultusunda "tek-vurgulu" (uni-accentual)
hale getirerek, dünün doğrularını bugünün sarsılmaz gerçeği olarak sabitlemeye
ve muhafazakarlaştırmaya çalışır. Ancak kriz dönemlerinde göstergenin iç
diyalektiği patlak verir. Sınıf mücadelesi, dilin tam kalbinde, göstergenin
anlamı ve vurgusu üzerindeki bu amansız çatışmada cereyan eder. Bu nedenle
dilsel mücadele, yalnızca sözcüklerin anlamı üzerinde değil, hangi toplumsal
grubun kendi anlamını "doğal", "evrensel" ve "kendiliğinden
doğru" olarak kabul ettireceği üzerinde yürür.
Çok-vurgululuk yalnızca
farklı sınıflar arasındaki mücadelede değil, farklı toplumsal gruplar, siyasal
hareketler ve tarihsel dönemler arasında da ortaya çıkabilir. Bununla birlikte
Voloşinov açısından bu mücadelelerin en yoğun biçimi, sınıfsal karşıtlıkların
göstergeler üzerinde bıraktığı izlerde gözlemlenir.
11.
Dilsel Anlamın İki Boyutu: "Tema" ve "Anlam" Ayrımı
Voloşinov, dil
felsefesine getirdiği dinamizmi somutlaştırmak adına "Tema" (Theme)
ve "Anlam" (Meaning) arasında kesin bir ayrım yapar:
- Tema:
Sözcelemin tam o anda, yani somut, tekrarlanamaz ve tarihsel bağlamı
içinde kazandığı nihai ve biricik ifadedir. Tema, canlı diyalojik
etkileşimin o saniyedeki ruhudur; dolayısıyla devingendir ve sabitlenemez.
- Anlam:
Sözcüğün bağlamdan soyutlanmış, sözlüklerde yer alan, kendi içinde özdeş
ve statik olan dilbilimsel teknik unsurlarıdır. Anlam, temaya hizmet eden
cansız bir araçtır.
Sözcük, soyut
nesnelcilerin iddia ettiği gibi sadece durağan bir "anlam" taşıyıcısı
değildir; toplumsal etkileşimin kalbinde sürekli yeni "temalar"
üreten canlı bir süreçtir.
Tema ve anlam ayrımı,
Saussure'ün dil (langue) ve söz (parole) ayrımının yeni bir versiyonu değildir.
Voloşinov'a göre tema ile anlam birbirinden bütünüyle ayrılmış iki alan
oluşturmaz; her somut sözcelem içerisinde diyalektik bir birlik halinde
bulunurlar. Anlam, temanın gerçekleşmesini mümkün kılan görece istikrarlı
unsurları sağlarken; tema, bu unsurları somut tarihsel bağlam içerisinde
yeniden biçimlendirir.
12.
Sözdizimsel Uygulama: Dolaylı Anlatım ve "Başkasının Sözü"
Bu teorik çerçeveyi
"dolaylı anlatım" (reported speech) sorunuyla somutlaştırmak
gerekir. "Başkasının sözü", sadece teknik bir gramer meselesi değil,
"söz içerisindeki söz, sözcelem içerisindeki sözcelem"dir. Bu süreçte
iki farklı "değerlendirici ufuk" karşı karşıya gelir.
- Vurgu Kaymaları:
Başkasının sözü aktarılırken, aktaran kişinin bağlamı orijinal vurguyu
kırar veya saptırır. Bu, "değerlendirici vurguların yer
değiştirmesi"dir.
- Sosyolojik İşlevler:
Edebiyattaki skaz[8],
parodi[9]
ve biçemleme[10]
gibi teknikler, toplumsal sınıfların söylemlerinin birbirini nasıl
yansıttığını ve kırdığını gösterir.
- Gramer ve Biçem:
Voloşinov için dilbilgisi (gramer) ile biçembilim arasında kesin bir sınır
yoktur; dilbilgisi yapıları, toplumsal eğilimlerin kristalize olmuş
biçimleridir.
13.
Genel Değerlendirme ve Miras
V. N. Voloşinov'un Marksizm
ve Dil Felsefesi, dili donmuş bir kurallar sistemi olarak gören pozitivist
ve yapısalcı yaklaşımlara karşı, canlı ve diyalektik bir alternatif sunmuştur.
Eserin etkisi, modern göstergebilim, edimdilbilim (pragmatics) ve
toplum-dilbilim üzerinde silinmez izler bırakmıştır. Voloşinov’un mirası, dili
sadece bir iletişim aracı olarak değil, insan bilincinin ve toplumsal mücadelelerin
inşa edildiği ana malzeme olarak görmemizi sağlar. Onun teorisi, dilin her bir
hücresinde toplumsal hayatın titreşimlerini duymamıza olanak tanıyan evrensel
bir anahtar niteliğindedir.
Günümüzde medya
söylemlerinden sosyal medya tartışmalarına, siyasal propaganda
mekanizmalarından toplumsal mücadelelere kadar uzanan geniş bir alanda
Voloşinov'un kavramları dikkat çekici bir açıklayıcılık gücüne sahiptir. Dilin
tarafsız bir aktarım aracı değil, toplumsal güç/iktidar ilişkilerinin
düğümlendiği bir mücadele alanı olduğu fikri, onun eserini yalnızca tarihsel
bir belge olmaktan çıkarıp çağdaş eleştirel düşüncenin temel referanslarından
biri haline getirmektedir.
Yararlanılan
kaynak: Valentin Nikolaeviç Voloşinov, Marksizm ve
Dil Felsefesi, Ayrıntı Yayınları.
[1] Saptırma (Refraction): Voloşinov’un
üstyapı teorisindeki kilit kavramlardan biridir. İdeolojik göstergelerin
dışsal/ekonomik-toplumsal gerçekliği aynen yansıtan pasif bir ayna olmadığını;
aksine onu ait oldukları sınıfın çıkar, değer ve dünya görüşü süzgecinden
geçirerek, kırılmaya uğratıp yeniden inşa ettiğini (saptırdığını) ifade eder.
[2] Psişe (Psyche):
Geleneksel felsefe ve psikolojide insanın içsel ruh dünyasını, zihnini, bilinç
ve bilinçaltı süreçlerinin bütününü ifade eden kavram. Voloşinov, psişeyi
bireysel-biyolojik bir öz olmaktan çıkararak, tamamen içselleştirilmiş
toplumsal ilişkilerin ve dilsel göstergelerin kurduğu maddi bir alan olarak
yeniden tanımlar.
[3] Sosyal Psikoloji: Klasik
Marksist şemadaki donmuş altyapı-üstyapı ilişkisini esneten dinamik kavram.
Voloşinov'da bu kavram, metafizik bir "kolektif ruh" değil; toplumsal
grupların günlük yaşam, üretim ve ilişki pratikleri esnasında anlık olarak
ürettikleri canlı sözler, ünlemler, jestler ve fısıltıların oluşturduğu
devingen söylemsel laboratuvardır.
[4] Belirtke
(Signal):
Dilbilimde ve teknik göstergebilimde, anlamı önceden kesin olarak belirlenmiş,
yoruma kapalı, esnemeyen ve bağlamdan bağımsız olarak her zaman aynı mekanik
tepkiyi doğuran sabit işaret birimi (örneğin trafik ışıkları). Saussure'ün
soyut dil sistemindeki durağan ögeleri eleştirmek için bir olumsuzlama birimi
olarak kullanılır.
[5] Gösterge (Sign): Duygu,
düşünce, kavram veya nesnelerin toplumsal düzlemde temsil edilmesini ve
aktarılmasını sağlayan temel anlam birimi. Voloşinov'da gösterge, belirtkenin
aksine sabit değildir; toplumsal bağlama göre sürekli değişen, esneyen,
ideolojik ve sınıfsal mücadelelerle yeniden üretilen canlı bir yapıya sahiptir.
[6] Sözcelem (Utterance):
Dilbilim ve diyalojik felsefede, dilin soyut bir sistem olmaktan çıkıp, somut
bir tarihsel-toplumsal bağlam içerisinde, belirli özneler arasında ve canlı bir
iletişim edimi esnasında üretilen ilk ve gerçek birimi. Sözcelem, her zaman bir
önceki söze yanıt ve bir sonraki sözden onay/ret talep eden diyalektik bir
köprüdür.
[7] Çok-vurgululuk
(Multiaccentuality): Aynı dilsel göstergenin (örneğin "adalet",
"eşitlik", "özgürlük" sözcüklerinin), toplumsal yapı
içindeki farklı sınıflar tarafından kendi dünya görüşlerine uygun düşen farklı
"değerlendirici vurgularla" donatılması. Göstergenin bu içsel
diyalektiği, sınıf mücadelesinin dilin tam kalbinde yürümesini sağlar.
[8] Skaz: Rus edebiyat
kuramında ve biçimciliğinde, yazarın kendi anlatıcı sesini tamamen geri plana
çekerek, metni toplumsal tabandan sıradan bir karakterin (genellikle yerel
halktan birinin) ağzı, şivesi, vurguları ve sözlü anlatım üslubuyla sanki o an
konuşuyormuş gibi kurguladığı diyalojik anlatı tekniği.
[9] Parodi: Ciddi, egemen
veya kutsal kabul edilen edebi bir eserin, bir söylemin, kişinin ya da
toplumsal durumun biçimsel iskeletini koruyup, içeriğini tersyüz ederek mizahi,
eleştirel veya iğneleyici bir amaçla taklit edilmesi. Voloşinov için parodi,
iki farklı ideolojik vurgunun tek bir sözde çatışmasının en somut örneğidir.
[10] Biçemleme
(Stilizasyon / Üsluplaştırma):
Edebiyatta ve sanatta, belirli bir döneme, yazara, sınıfa veya türe ait dilsel
ifade, anlatım ve sunum tarzının (üslubun) bilinçli olarak taklit edilerek yeni
bir metnin dokusuna yedirilmesi süreci. Eserde "neyin"
anlatıldığından ziyade, o anlatım biçiminin toplumsal olarak "nasıl"
kurulduğunu inceler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.