Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

7 Haziran 2026 Pazar

V. N. Voloşinov'un Dil Felsefesi

Mahmut Boyuneğmez

1. Giriş: Voloşinov’un Dil Felsefesindeki Özgün Konumu

V. N. Voloşinov tarafından 1929 yılında yayımlanan Marksizm ve Dil Felsefesi, dilbilim tarihinde ve diyalektik materyalist literatürde sarsıcı bir epistemolojik sıçramayı temsil eder. Bu eser, Marksizmin klasik metinlerinde yalnızca üstünkörü değinilen dil fenomenine yönelik ilk sistemli, özgün ve bütünlüklü Marksist dil felsefesi girişimidir. Voloşinov’un teorik hamlesi, dili rasyonalist bir "soyut sistem" veya romantik bir "bireysel dışavurum" olarak gören geleneksel paradigmaları yıkarak; dili, toplumsal varoluşun ve sınıf mücadelesinin en duyarlı barometresi olarak konumlandırır. Metnin temel tezi, dilin statik bir kurallar bütünü değil, "toplumsal değişimlerin en duyarlı belirtisi" ve kesintisiz bir toplumsal etkileşim alanı olduğudur. Bu niteliğiyle eser, hem şemalaştırılmış "altyapı-üstyapı" ilişkisini mekanik nedensellikten kurtarmış hem de modern göstergebilim için aşılması güç bir temel inşa ederek bir dönüm noktası oluşturmuştur.

Voloşinov'un müdahalesi, yalnızca dilbilimsel bir teori değişikliği değil, aynı zamanda toplumsal gerçekliğin nasıl kavrandığına ilişkin köklü bir epistemolojik yeniden yapılanmadır; çünkü dil, onun perspektifinde toplumsal ilişkilerin pasif bir yansıması değil, bu ilişkilerin bizzat üretildiği ve yeniden üretildiği tarihsel bir mücadele alanıdır.

2. Tarihsel Bağlam ve Yazarlık Tartışması: Bakhtin Çevresi

Eserin teorik derinliği, 1920’lerin Sovyetler Birliği’ndeki yoğun entelektüel laboratuvar ortamında, özellikle "Bakhtin Çevresi" (Voloşinov, Medvedev, Bakhtin) içinde şekillenmiştir. Bu topluluk, devrim sonrası Leningrad’da, Saussurecü dilbilimin ve Rus biçimciliğinin egemenliğine karşı bir alternatif arayışına girmiştir. Ancak eserin sahipliği üzerine süregelen akademik tartışmalar, metnin kendisi kadar karmaşık bir hal almıştır. 1973 yılında Vyacheslav İvanov'un, Voloşinov ve Medvedev imzalı eserlerin aslında Bakhtin’e ait olduğunu ileri sürmesiyle başlayan tartışmalar günümüze kadar sürmüştür. Bakhtin'in yaşamının son dönemlerinde söz konusu eserlerin yazarlığına ilişkin çeşitli girişimler olmuş; ancak Bakhtin bu eserleri kendi adına resmen sahiplenmemiştir. Bu durum yazarlık tartışmalarının kesin biçimde çözülememesine yol açmıştır.

Önemli Tartışma Noktaları

  • İvanov’un İddiası ve Bakhtin’in Sessizliği: İvanov'un iddiaları karşısında Bakhtin'in uzun süreli sessizliği ve VAAP (Sovyet Telif Ajansı) belgesini imzalamaktan kaçınması, sahiplik tartışmasını bir "maske takma" veya "iş birliği" gizemine dönüştürmüştür.
  • Kavramsal ve İdeolojik Farklılık: Voloşinov imzalı metinlerdeki açık ve teknik Marksist terminoloji ile Bakhtin'in kendi adıyla yayımlanan eserlerindeki etik, felsefi ve diyalojik yönelim arasındaki fark, metnin özgün bir "Voloşinov damgası" taşıdığını gösterir.
  • Teorik Bütünlük: Yazarlık tartışması, metnin teorik gücünü gölgelemekten ziyade, "diyalojik" bir üretimin kanıtı olarak okunmalıdır.

Eserin gerçek yazarı kim olursa olsun, metne hâkim olan "Marksist ruh" ve dilin ideolojik doğasına getirilen sınıfsal açıklama, onu tarihsel materyalizmin vazgeçilmez bir parçası kılmaktadır.

3. İdeoloji ve Gösterge Özdeşliği: "Gösterge Olmaksızın İdeoloji Yoktur"

Voloşinov’un teorisinin merkezinde, ideoloji ile gösterge arasındaki mutlak özdeşlik yer alır. Bir ideolojik ürün, sadece fiziksel bir nesne (bir alet veya tüketim malı) olmanın ötesinde, her zaman kendi dışındaki bir gerçekliği "yansıtır ve saptırır" (refraction/saptırma)[1]. Bu saptırma süreci, bir nesneyi göstergeye dönüştüren temel mekanizmadır. Voloşinov'un "İdeoloji bölgesi göstergeler bölgesiyle çakışır" tezi, ideolojinin soyut bir bilinç durumu değil, maddi bir göstergesel gerçeklik olduğunu ilan eder. İdeolojiler, bireylerin zihinlerinde gizlenen öznel düşünceler toplamı değil, toplumsal ilişkilerin göstergeler aracılığıyla maddi biçim kazanmış görünümüdür.

Burada mesele yalnızca ideolojinin göstergelerde cisimleşmesi değildir. Bilincin kendisi de göstergesel bir karakter taşıdığı için, ideoloji ile bilinç arasındaki ilişki ancak göstergeler aracılığıyla kurulabilir. Bu nedenle gösterge yalnızca ideolojinin taşıyıcısı değil, aynı zamanda bilincin maddi varoluş koşuludur.

Örneğin, bir alet (çekiç ve orak) veya bir tüketim malı (komünyon ayinindeki ekmek ve şarap), teknik işlevinin ötesine geçerek sınıfsal ve dinsel birer ideolojik göstergeye dönüşür.

"İdeolojik bir gösterge olarak işlev gören her fenomen, ister ses, fiziksel kütle, renk ya da isterse bedenin hareketleri vb. olarak bir tür maddi cisimleşmeye sahiptir. Bir gösterge dış dünyanın bir fenomenidir." (1929, s. 50)

Göstergenin bu maddi doğası, onun "dış dünyanın bir fenomeni" olduğunu kanıtlar. İdeolojik zincir, bireysel bilinçler arasındaki kopukluğu bu maddi gösterge malzemesiyle örterek toplumsal bir harç oluşturur; bu da bizi zorunlu olarak bilincin göstergesel yapısını incelemeye götürür.

4. Nesnel Psikoloji ve Bilinç Sorunu: İç Konuşma

Voloşinov, bilincin ancak gösterge malzemesiyle (özellikle sözcüklerle) var olabileceğini savunarak, nesnel bir psikolojinin ancak sosyolojik bir temelde kurulabileceğini ileri sürer. "İç Konuşma" (Inner Speech), bilincin dışsal bir aracı değil, onun temel göstergesel örgütlenme biçimidir. Başka bir ifadeyle bilinç, ancak göstergesel malzeme içerisinde ve onun aracılığıyla var olabilir. Buradaki "İç Konuşma" kavramı, bireyin kendi içine kapandığı mistik ya da tamamen biyolojik bir fısıltı değildir; aksine, dış dünyadaki toplumsal diyalogların ve sınıfsal çatışmaların bireyin kafasının içinde devam eden kesintisiz bir yankısı, içselleştirilmiş bir toplumsal etkileşimdir. Voloşinov bu noktada, Behterev ve Pavlov gibi isimlerin temsil ettiği "Refleksoloji" akımını, insan psişesini[2] mekanik "uyaran-tepki" kalıplarına indirgediği gerekçesiyle sertçe eleştirir.

Voloşinov'un yaklaşımları ile Wilhelm Dilthey'ın "anlayıcı psikolojisi" arasındaki temel farklar şunlardır:

  • Madde ve Gösterge: Dilthey psişeyi ideolojinin kaynağı olarak görürken; Voloşinov, göstergenin (özellikle iç konuşmanın) psişenin kurucu maddesi olduğunu, gösterge yoksa yaşantının da olamayacağını savunur.
  • Sosyolojik Tanım: Dilthey yaşantıyı içsel bir anlam dünyasına hapsederken, Voloşinov bilincin "toplumsal binadaki bir kiracı" olduğunu vurgular. Burada "ev sahibi" (landlord), birey değil, sosyo-ekonomik altyapıdır.

Bilinç, ancak gösterge malzemesiyle dolduğunda bilinç haline gelir; bu da onu tamamen toplumsal bir olgu kılar.

Bilincin göstergesel karakteri, insan öznesinin hiçbir zaman toplumsal ilişkilerden bağımsız, kendine yeterli ve şeffaf bir iç dünya kuramayacağı anlamına gelir; özne, daha en başından toplumsal söylemlerin kesişim ve girişim noktalarında oluşur.

5. Altyapı, Üstyapı ve “Sosyal Psikoloji”[3]

Voloşinov, altyapının üstyapıyı belirleme sürecindeki "mekanik nedensellik" hatasına karşı çıkarak diyalektik etkileşimi savunur. Ekonomik temelden ideolojiye uzanan yolda "Sosyal Psikoloji", vazgeçilmez bir köprüdür. Voloşinov bu kavramı "kolektif ruh" gibi metafizik tınılardan arındırarak, onu tamamen "dilsel etkileşim süreci" olarak yeniden tanımlar. “Sosyal psikoloji”, Marksizmin klasik şemalarındaki gibi donmuş, soyut ve durağan bir ara katman değildir; aksine, fabrikada, sokakta ya da evde, insanların canlı üretim ve yaşam ilişkileri esnasında ürettikleri o anlık canlı "söz", "ünlem", "jest" ve "fısıltı"ların oluşturduğu kaynayan bir kazandır.

Üretim ilişkileri, dilsel iletişimin biçimlerini ve konularını belirleyerek ideolojik saptırımın zeminini atar. Yerleşik ideolojiler (bilim, sanat, hukuk), “sosyal psikoloji” potasında, yani gündelik sözlü etkileşimlerin içinde mayalanır. “Sosyal psikoloji”, altyapıdaki değişimlerin ilk yankılandığı ve ideolojik göstergelere dönüştüğü canlı bir laboratuvardır.

Böylece “sosyal psikoloji” ne bireysel ruh hallerinin toplamı ne de soyut bir kolektif bilinçtir; aksine toplumsal grupların günlük yaşam içerisinde sürekli yeniden ürettikleri söylemsel pratiklerin bütünüdür.

Voloşinov'un bu yaklaşımı yalnızca psikolojizme değil, aynı zamanda toplumsal gerçekliği açıklamak için başvurulan "ulusal karakter", "halk ruhu", "kolektif bilinç" gibi metafizik kavramlara da yönelmiş güçlü bir eleştiridir. Toplumsal yaşamın açıklaması soyut kolektif özlerde değil, somut toplumsal etkileşim süreçlerinde aranmalıdır.

6. Dilbilimde İki Temel Yönelimdeki Eleştiriler: Saussure ve Humboldt

Voloşinov, dil felsefesini iki kutuplu bir eleştiriye tabi tutar: "Soyut Nesnelcilik" (Saussure) ve "Bireysel Öznelcilik" (Humboldt/Vossler). Saussure'ün "la langue" (dil sistemi) kavramını, dili rasyonalist bir kurguya hapsederek onu bir "ölü dil" veya filolojik bir yapıntı gibi ele aldığı için reddeder. Voloşinov için gösterge, rasyonalizmin iddia ettiği gibi sabit bir "belirtke" (signal)[4] değil, değişken ve canlı bir etkileşim birimidir. Saussure’ün "Belirtke"si (signal) değişmez, tek anlamlı ve mekanik bir trafik ışığı gibidir; oysa Voloşinov’un "Gösterge"si (sign)[5] canlıdır, sürekli yeni toplumsal bağlamlarla esner, sınıfsal vurgularla dolar ve çatışmaya gebedir.

Voloşinov, Saussure'ün "la langue" (dil sistemi) kavramını eleştirirken, dili tarihsel ve toplumsal etkileşim sürecinden soyutlayarak kapalı bir sistem olarak ele alma eğilimine karşı çıkar. Ona göre dil, ancak canlı toplumsal etkileşim içerisinde anlaşılabilir.

Sistem Odaklı Yaklaşım (Saussure)

Süreç Odaklı Yaklaşım (Voloşinov)

Dil, eşsüremli (synchrony) ve durağan bir sistemdir.

Dil, aralıksız ve dinamik bir üretim sürecidir.

Birim: Sabit "Belirtke" (signal).

Birim: Canlı, diyalektik "Gösterge" (sign).

Dil, konuşan özneden bağımsız bir nesnedir.

Dil, toplumsal örgütlü özneler arası etkileşimdir.

Dilbilim "ölü" biçimleri inceler.

Dilbilim canlı "sözcelem"leri inceler.

7. Sözel Etkileşim Olarak Dil

Saussure eleştirisi, Voloşinov’u dilin gerçek birimi olan "Sözcelem" (Utterance)[6] teorisine ulaştırır. Voloşinov'un dil teorisinin merkezinde "sözel etkileşim" (verbal interaction) kavramı yer alır. Ona göre dil ne bireyin zihninde doğan öznel bir olgu ne de konuşanlardan bağımsız olarak var olan soyut bir sistemdir. Dilin gerçek yaşam alanı, toplumsal olarak örgütlenmiş insanlar arasındaki somut etkileşim süreçleridir. Sözcükler, anlamlarını hazır bir sözlük sisteminden değil, toplumsal iletişim içerisindeki kullanımlarından kazanırlar. Bu nedenle dilin gerçekliği, tek tek sözcüklerde veya soyut kurallarda değil, canlı sözel etkileşimde bulunur.

8. Sözcelem Teorisi ve Diyalojik Etkileşim

Dilin temel birimi soyut bir cümle değil, somut bir "Sözcelem"dir (Utterance). Her sözcelem, toplumsal olarak örgütlenmiş en az iki kişi arasında kurulan bir köprüdür. Voloşinov'a göre diyalog, sadece yüz yüze konuşma değil, her türlü dilsel iletişimin (iç konuşma dahil) evrensel temelidir.

Bir sözcelemin yapısı şu iki dinamikle belirlenir:

  • Toplumsal Ufuk: Sözcelemin içine yerleştiği tarihsel ve sınıfsal bağlam.
  • Gönderilen (Addressee): Her sözcelem, gerçek veya tasarlanmış bir "öteki"ye yöneliktir; gösterge, her zaman bir "yanıt" niteliği taşır. Dilsel bir birim, kendi başına bir boşlukta duramaz; her söz, bir önceki söze verilmiş bir cevap ve bir sonraki sözden talep edilen bir onay ya da reddediştir. Dil, doğası gereği bütünüyle diyalojiktir.

Her sözcelem yalnızca bir anlam aktarma girişimi değil, aynı zamanda belirli bir toplumsal konum alışın ve değerlendirici yönelimin somutlaşmış biçimidir.

Dil, bu diyalojik etkileşim sayesinde toplumsal mücadelenin en duyarlı mecrası haline gelir.

9. İdeolojik Göstergenin En Kusursuz Aracı Olarak "Sözcük"

Voloşinov, tüm gösterge türleri (bayraklar, giysiler, dinsel semboller vb.) arasında "Sözcük"ü (Word) ayrıcalıklı ve en üstün ideolojik mecra olarak konumlandırır. Sözcük, ideolojilerin en saf, en duyarlı ve en esnek malzemesidir. Bir bayrak ya da dini sembol sadece kendi dar ideolojik alanıyla sınırlıyken; sözcük, bilimin, sanatın, politikanın, hukukun ve günlük hayatın ortak ve her alana sızabilen yegâne maddesidir. Sözcüğün hiçbir özgül, donmuş teknik işlevi yoktur; o tamamen ideolojik hizmete adanmıştır. Bu yönüyle sözcük, insan bilincinin içsel dünyasını (iç konuşmayı) dışsal toplumsal gerçekliğe bağlayan en kusursuz ve en tarafsız diyalektik iletkendir.

10. Göstergenin Çok-Vurgululuğu ve Sınıf Mücadelesi

Voloşinov’un teorisinin doruk noktası, göstergenin "Janus yüzlü" (aynı anda farklı yönlere bakabilen) doğasıdır. Aynı dilsel gösterge, farklı toplumsal sınıflar tarafından farklı "değerlendirici vurgularla" (evaluative accents) donatılır. Voloşinov buna "Çok-vurgululuk" (Multiaccentuality)[7] adını verir. Bir göstergenin canlılığı, sınıfların onda kendi vurgularını çatıştırmasından ve gerçekliği kendi lehine "saptırmasından" (refraction) gelir. Örneğin, “eşitlik”, "özgürlük" veya "adalet" gibi tek bir sözcük sözlükte sabit durabilir; fakat bu sözcük işçi sınıfının ağzında devrimci bir isyana, egemen burjuvazinin ağzında ise statükoyu koruyan bir kalkana (farklı değerlendirici vurgulara) dönüşür.

Yönetici sınıf, göstergeyi kendi çıkarları doğrultusunda "tek-vurgulu" (uni-accentual) hale getirerek, dünün doğrularını bugünün sarsılmaz gerçeği olarak sabitlemeye ve muhafazakarlaştırmaya çalışır. Ancak kriz dönemlerinde göstergenin iç diyalektiği patlak verir. Sınıf mücadelesi, dilin tam kalbinde, göstergenin anlamı ve vurgusu üzerindeki bu amansız çatışmada cereyan eder. Bu nedenle dilsel mücadele, yalnızca sözcüklerin anlamı üzerinde değil, hangi toplumsal grubun kendi anlamını "doğal", "evrensel" ve "kendiliğinden doğru" olarak kabul ettireceği üzerinde yürür.

Çok-vurgululuk yalnızca farklı sınıflar arasındaki mücadelede değil, farklı toplumsal gruplar, siyasal hareketler ve tarihsel dönemler arasında da ortaya çıkabilir. Bununla birlikte Voloşinov açısından bu mücadelelerin en yoğun biçimi, sınıfsal karşıtlıkların göstergeler üzerinde bıraktığı izlerde gözlemlenir.

11. Dilsel Anlamın İki Boyutu: "Tema" ve "Anlam" Ayrımı

Voloşinov, dil felsefesine getirdiği dinamizmi somutlaştırmak adına "Tema" (Theme) ve "Anlam" (Meaning) arasında kesin bir ayrım yapar:

  • Tema: Sözcelemin tam o anda, yani somut, tekrarlanamaz ve tarihsel bağlamı içinde kazandığı nihai ve biricik ifadedir. Tema, canlı diyalojik etkileşimin o saniyedeki ruhudur; dolayısıyla devingendir ve sabitlenemez.
  • Anlam: Sözcüğün bağlamdan soyutlanmış, sözlüklerde yer alan, kendi içinde özdeş ve statik olan dilbilimsel teknik unsurlarıdır. Anlam, temaya hizmet eden cansız bir araçtır.

Sözcük, soyut nesnelcilerin iddia ettiği gibi sadece durağan bir "anlam" taşıyıcısı değildir; toplumsal etkileşimin kalbinde sürekli yeni "temalar" üreten canlı bir süreçtir.

Tema ve anlam ayrımı, Saussure'ün dil (langue) ve söz (parole) ayrımının yeni bir versiyonu değildir. Voloşinov'a göre tema ile anlam birbirinden bütünüyle ayrılmış iki alan oluşturmaz; her somut sözcelem içerisinde diyalektik bir birlik halinde bulunurlar. Anlam, temanın gerçekleşmesini mümkün kılan görece istikrarlı unsurları sağlarken; tema, bu unsurları somut tarihsel bağlam içerisinde yeniden biçimlendirir.

12. Sözdizimsel Uygulama: Dolaylı Anlatım ve "Başkasının Sözü"

Bu teorik çerçeveyi "dolaylı anlatım" (reported speech) sorunuyla somutlaştırmak gerekir. "Başkasının sözü", sadece teknik bir gramer meselesi değil, "söz içerisindeki söz, sözcelem içerisindeki sözcelem"dir. Bu süreçte iki farklı "değerlendirici ufuk" karşı karşıya gelir.

  • Vurgu Kaymaları: Başkasının sözü aktarılırken, aktaran kişinin bağlamı orijinal vurguyu kırar veya saptırır. Bu, "değerlendirici vurguların yer değiştirmesi"dir.
  • Sosyolojik İşlevler: Edebiyattaki skaz[8], parodi[9] ve biçemleme[10] gibi teknikler, toplumsal sınıfların söylemlerinin birbirini nasıl yansıttığını ve kırdığını gösterir.
  • Gramer ve Biçem: Voloşinov için dilbilgisi (gramer) ile biçembilim arasında kesin bir sınır yoktur; dilbilgisi yapıları, toplumsal eğilimlerin kristalize olmuş biçimleridir.

13. Genel Değerlendirme ve Miras

V. N. Voloşinov'un Marksizm ve Dil Felsefesi, dili donmuş bir kurallar sistemi olarak gören pozitivist ve yapısalcı yaklaşımlara karşı, canlı ve diyalektik bir alternatif sunmuştur. Eserin etkisi, modern göstergebilim, edimdilbilim (pragmatics) ve toplum-dilbilim üzerinde silinmez izler bırakmıştır. Voloşinov’un mirası, dili sadece bir iletişim aracı olarak değil, insan bilincinin ve toplumsal mücadelelerin inşa edildiği ana malzeme olarak görmemizi sağlar. Onun teorisi, dilin her bir hücresinde toplumsal hayatın titreşimlerini duymamıza olanak tanıyan evrensel bir anahtar niteliğindedir.

Günümüzde medya söylemlerinden sosyal medya tartışmalarına, siyasal propaganda mekanizmalarından toplumsal mücadelelere kadar uzanan geniş bir alanda Voloşinov'un kavramları dikkat çekici bir açıklayıcılık gücüne sahiptir. Dilin tarafsız bir aktarım aracı değil, toplumsal güç/iktidar ilişkilerinin düğümlendiği bir mücadele alanı olduğu fikri, onun eserini yalnızca tarihsel bir belge olmaktan çıkarıp çağdaş eleştirel düşüncenin temel referanslarından biri haline getirmektedir.

Yararlanılan kaynak: Valentin Nikolaeviç Voloşinov, Marksizm ve Dil Felsefesi, Ayrıntı Yayınları.



[1] Saptırma (Refraction): Voloşinov’un üstyapı teorisindeki kilit kavramlardan biridir. İdeolojik göstergelerin dışsal/ekonomik-toplumsal gerçekliği aynen yansıtan pasif bir ayna olmadığını; aksine onu ait oldukları sınıfın çıkar, değer ve dünya görüşü süzgecinden geçirerek, kırılmaya uğratıp yeniden inşa ettiğini (saptırdığını) ifade eder.

[2] Psişe (Psyche): Geleneksel felsefe ve psikolojide insanın içsel ruh dünyasını, zihnini, bilinç ve bilinçaltı süreçlerinin bütününü ifade eden kavram. Voloşinov, psişeyi bireysel-biyolojik bir öz olmaktan çıkararak, tamamen içselleştirilmiş toplumsal ilişkilerin ve dilsel göstergelerin kurduğu maddi bir alan olarak yeniden tanımlar.

[3] Sosyal Psikoloji: Klasik Marksist şemadaki donmuş altyapı-üstyapı ilişkisini esneten dinamik kavram. Voloşinov'da bu kavram, metafizik bir "kolektif ruh" değil; toplumsal grupların günlük yaşam, üretim ve ilişki pratikleri esnasında anlık olarak ürettikleri canlı sözler, ünlemler, jestler ve fısıltıların oluşturduğu devingen söylemsel laboratuvardır.

[4] Belirtke (Signal): Dilbilimde ve teknik göstergebilimde, anlamı önceden kesin olarak belirlenmiş, yoruma kapalı, esnemeyen ve bağlamdan bağımsız olarak her zaman aynı mekanik tepkiyi doğuran sabit işaret birimi (örneğin trafik ışıkları). Saussure'ün soyut dil sistemindeki durağan ögeleri eleştirmek için bir olumsuzlama birimi olarak kullanılır.

[5] Gösterge (Sign): Duygu, düşünce, kavram veya nesnelerin toplumsal düzlemde temsil edilmesini ve aktarılmasını sağlayan temel anlam birimi. Voloşinov'da gösterge, belirtkenin aksine sabit değildir; toplumsal bağlama göre sürekli değişen, esneyen, ideolojik ve sınıfsal mücadelelerle yeniden üretilen canlı bir yapıya sahiptir.

[6] Sözcelem (Utterance): Dilbilim ve diyalojik felsefede, dilin soyut bir sistem olmaktan çıkıp, somut bir tarihsel-toplumsal bağlam içerisinde, belirli özneler arasında ve canlı bir iletişim edimi esnasında üretilen ilk ve gerçek birimi. Sözcelem, her zaman bir önceki söze yanıt ve bir sonraki sözden onay/ret talep eden diyalektik bir köprüdür.

[7] Çok-vurgululuk (Multiaccentuality): Aynı dilsel göstergenin (örneğin "adalet", "eşitlik", "özgürlük" sözcüklerinin), toplumsal yapı içindeki farklı sınıflar tarafından kendi dünya görüşlerine uygun düşen farklı "değerlendirici vurgularla" donatılması. Göstergenin bu içsel diyalektiği, sınıf mücadelesinin dilin tam kalbinde yürümesini sağlar.

[8] Skaz: Rus edebiyat kuramında ve biçimciliğinde, yazarın kendi anlatıcı sesini tamamen geri plana çekerek, metni toplumsal tabandan sıradan bir karakterin (genellikle yerel halktan birinin) ağzı, şivesi, vurguları ve sözlü anlatım üslubuyla sanki o an konuşuyormuş gibi kurguladığı diyalojik anlatı tekniği.

[9] Parodi: Ciddi, egemen veya kutsal kabul edilen edebi bir eserin, bir söylemin, kişinin ya da toplumsal durumun biçimsel iskeletini koruyup, içeriğini tersyüz ederek mizahi, eleştirel veya iğneleyici bir amaçla taklit edilmesi. Voloşinov için parodi, iki farklı ideolojik vurgunun tek bir sözde çatışmasının en somut örneğidir.

[10] Biçemleme (Stilizasyon / Üsluplaştırma): Edebiyatta ve sanatta, belirli bir döneme, yazara, sınıfa veya türe ait dilsel ifade, anlatım ve sunum tarzının (üslubun) bilinçli olarak taklit edilerek yeni bir metnin dokusuna yedirilmesi süreci. Eserde "neyin" anlatıldığından ziyade, o anlatım biçiminin toplumsal olarak "nasıl" kurulduğunu inceler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]