Mahmut Boyuneğmez
Dünya tarihi, doğal afetlerin ötesinde, belirli bir
sistemin ve ideolojinin yarattığı "yapay" trajedilerle doludur.
Britanya'dan Belçika'ya, Fransa'dan Japonya'ya kadar sömürgeci güçler; işgal
ettikleri toprakların kaynaklarını merkeze taşırken, yerel halkları sistematik
bir açlığa ve fiziksel yıkıma mahkûm etmiştir. Sömürgeci mekanizmanın yarattığı
kitlesel kıtlıkları yapısal nedenleriyle analiz etmek istiyoruz.
Bu analizde, kıtlıkların sıklıkla "gıda
yokluğu"ndan ziyade "erişim ve hak sahipliği (entitlement)
yoksunluğu"ndan kaynaklandığını vurgulayan Amartya Sen'in yaklaşımını
referans alıyoruz. Sen'e göre kıtlıklar, gıda arzındaki mutlak düşüşten değil,
belirli grupların gıdayı satın alma veya elde etme yeteneğinin çöküşünden
doğar.
Giriş: Doğal Afet mi, Politik Tercih mi?
Kıtlık olgusu genellikle kuraklık veya sel gibi iklimsel
nedenlere bağlanarak doğallaştırılır. Ancak 18. yüzyıldan 20. yüzyılın
ortalarına kadar uzanan sömürgecilik pratiği, kıtlığın çoğu zaman gıda
yokluğundan değil, gıdaya erişimin ve mülkiyetin sömürgeci merkez lehine gasp
edilmesinden kaynaklandığını göstermektedir.
Mike Davis'in Late Victorian Holocausts eserinde
detaylıca gösterdiği üzere, bu dönemdeki büyük kıtlıklar El Niño iklim
olaylarıyla birleşse de asıl yıkıcı etki, laissez-faire ekonomi politikaları ve
sömürgeci kaynak transferi olmuştur; bu politikalar, yerel direnç
mekanizmalarını yok ederek milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır. Başka bir
ifadeyle bahsedilen kıtlıklar birer politik tercihtir.
1. Hindistan: Britanya’nın "Açlık Laboratuvarı"
Britanya
İmparatorluğu'nun Hindistan'daki yönetimi, serbest piyasa işleyişiyle ve
sömürgeci çıkarlar uğruna milyonları feda etmiştir.
• 1770 Bengal Felaketi: Doğu Hindistan Şirketi'nin (East India Company)
uyguladığı ağır vergiler ve halkı gıda yerine Avrupa piyasasının ihtiyaç
duyduğu ticari ürünleri (afyon, pamuk vb.) ekmeye zorlaması sonucu tahmini 1-10
milyon insan ölmüştür (klasik tahminler yaklaşık 10 milyon ve Bengal nüfusunun
tahminen üçte biri civarındadır). Şirket, kıtlık sırasında bile vergi
tahsilatını sürdürmüş ve tahıl stoklarını spekülatif amaçlarla elinde
tutmuştur; bu, Bengal nüfusunun tahminen yaklaşık üçte birinin yok olmasına yol
açmıştır.
• 1876-1878 Büyük Kıtlık: Güney Hindistan'da şiddetli kuraklık yaşanırken, sömürge
yönetimi gıda stoklarını yerel halka açmak yerine Britanya'ya rekor düzeyde
tahıl ihraç etmiştir. Bu süreçte tahmini 5,6-9,6 milyon (birçok kaynakta
yaklaşık 8 milyon) insan can vermiştir.
Viceroy
Lord Lytton döneminde, kıtlık bölgelerinden 320.000 ton civarında buğday ihracı
devam etmiş; “Temple wage” gibi minimal yardım programları ise yetersiz kalmış
ve çalışma kamplarını etkili birer ölüm tuzağına dönüştürmüştür. Bu dönemde
Britanya, kıtlık bölgelerinden tahıl ihracını sürdürürken, yardım çalışmalarını
“serbest piyasa” ilkelerine göre sınırlamış; açlık çeken işçilere verilen düşük
ücretler (Temple wage) ise ancak ağır iş karşılığında verilmiş ve yetersiz
beslenme nedeniyle binlerce kişi kamplarda ölmüştür. Mike Davis’in analizinde
vurgulandığı gibi, bu yaklaşım laissez-faire ideolojisinin kıtlığı
derinleştirdiğinin klasik örneğidir.
• 1943-1944 Bengal Kıtlığı: II. Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill yönetiminin
gıda stoklarını orduya ayırması ve Japon işgali tehdidine karşı “yakılmış
toprak” politikasıyla yerel pirinç stoklarını imha etmesi sonucu tahmini 800
bin ila 3,8 milyon (çoğu kaynak 2-3 milyon) insan açlıktan ölmüştür. Modern
araştırmalar, bu kıtlığın tamamen kuraklık-dışı nedenlerle oluşmasa da büyük
ölçüde uygulanan politikalar sonucu ortaya çıktığını göstermektedir;
Churchill’in kabinesi, Hindistan’dan tahıl ihracını sürdürürken acil yardım taleplerini
reddetmiş, enflasyon ve spekülasyonla birleşen bu yaklaşım 2-3 milyon civarında
ölüme yol açmıştır. Madhusree Mukerjee’nin Churchill’s Secret War
kitabında belgelendiği gibi, Britanya savaş kabinesi Bengal’den tahıl
sevkiyatını devam ettirirken, bölgeye gemiyle yardım gönderme taleplerini
“Avrupa öncelikli” gerekçesiyle geri çevirmiştir.
2. Büyük İrlanda Kıtlığı (1845-1852): Bir İhracat
Trajedisi
İrlanda'da
yaşanan ve yaklaşık 1 milyon kişinin ölümüyle ve 1-2 milyon insanın göçüyle
sonuçlanan bu olay, sömürgeci merkezin "piyasa kurallarını" insan
hayatının önüne koymasının en net örneğidir.
• Gıda Var, Erişim Yok: İrlanda toprakları o dönemde İngiltere'yi besleyecek
kadar buğday ve et üretiyordu. Ancak bu ürünler silah zoruyla ihraç edilirken,
halk tek temel gıdası olan patatesteki mantar hastalığı nedeniyle açlığa terk
edilmiştir. Kıtlık yıllarında bile İrlanda'dan İngiltere'ye büyük miktarda
tahıl, tereyağı ve canlı hayvan ihracı devam etmiş; 1847'nin en kötü aylarında
bile binlerce gemi gıda taşıyarak limanlardan ayrılmıştır.
• İdeolojik Kayıtsızlık: İngiliz yönetimi, yardımları "İrlandalıların
tembelliğini pekiştireceği" bahanesiyle kısıtlamış, kıtlığı nüfusu kontrol
altına almak için bir araç olarak görmüştür.
3. Belçika Kongo’su: Kauçuk Terörü ve Sistematik Kırım
(1885-1908)
Kral
II. Leopold’un şahsi mülkü gibi yönettiği Kongo’da yaşananlar, sömürgeciliğin
bir halkı sadece aç bırakmakla kalmayıp, onları birer "hammadde
yakıtına" dönüştürdüğünün kanıtıdır.
Zorla Çalıştırma ve Açlık: Avrupa’nın kauçuk ihtiyacını karşılamak için
köleleştirilen halk, kendi tarlalarını ekmekten menedilmiştir. Kotayı
dolduramayanların ellerinin kesilmesi ve köylerinin yakılmasıyla birleşen bu
açlık süreci, Kongo nüfusunu tahmini 1-10 milyon (birçok kaynakta nüfusun
yaklaşık yarısı) azaltmıştır.
Force
Publique adlı özel ordu, kauçuk kotasını zorla toplarken kurşun başına kesik el
ibrazı zorunluluğu getirmiş; bu terör, salgın hastalıklar ve doğum
oranlarındaki düşüşle birleşerek nüfusun dramatik biçimde azalmasına neden
olmuştur. Bu uygulama, Belçikalı subayların askerlerin mermileri boşa
harcamadığını (avlanmak veya saklamak yerine gerçekten insanları öldürdüğünü)
kanıtlamak için geliştirdiği bir kontroldü. Kauçuk kotasını karşılayamayan
köylere düzenlenen baskınlarda Force Publique askerleri, öldürdükleri kişilerin
sağ elini keserek üstlerine teslim etmek zorunda bırakılmıştır. Zamanla bu
yöntem, kotayı dolduramayan veya direnen canlı insanlara da uygulanmaya
başlanmış; kesik eller “kauçuk yerine” kabul edilir hale gelmiş ve sepetler
dolusu kesik el, sömürge yönetiminin korku imparatorluğunun sembolü olmuştur.
4. Vietnam Kıtlığı (1944-1945): Çifte Sömürünün
Kıskacında
Vietnam
hem Fransız sömürgeciliğinin hem de Japon işgalinin yarattığı "çifte
sömürü" altında tarihin en hızlı kitlesel ölümlerinden birini yaşamıştır.
Gıdanın Savaş Yakıtına Dönüşü: Fransızlar pirinç stoklarını istiflerken, Japon işgal
kuvvetleri köylüleri pirinç yerine savaş sanayisi için gerekli "yakıt
bitkilerini" ekmeye zorlamıştır. Lojistik ağların çökmesiyle bir yıl
içinde tahmini 400 bin ile 2 milyon Vietnamlı hayatını kaybetmiştir.
Kuzey
Vietnam'da (Tonkin) yoğunlaşan bu kıtlık, Japonların pirinç rekvizisyonu
(devletin veya işgalci gücün, savaş/olağanüstü hâl gerekçesiyle kamu yararı adı
altında halkın malına, gıdasına veya araçlarına bedelli ya da bedelsiz olarak
el koyması) ve Fransız-Vichy yönetiminin iş birliğiyle tetiklenmiş; ölüm
sayıları 400 bin ile 2 milyon arasında tahmin edilmekte, Ho Chi Minh'in
bağımsızlık bildirisinde 2 milyon olarak anılmıştır. Japon işgalciler,
özellikle 1943'ten itibaren köylüleri pirinç tarlalarını söküp yerine jüt
(çuval bezi üretiminde kullanılan lifli bir bitki) ve diğer endüstriyel ürünler
(pamuk, hintyağı tohumu gibi) ekmeye zorlamıştır; bu "yakıt
bitkileri" Japon savaş ekonomisi için hammadde ve yakıt alternatifi olarak
görülüyordu. ABD bombardımanları Kuzey'deki kömür sevkiyatını kesince Fransız
ve Japon yetkililer pirinç ile mısırı da elektrik santrallerinde yakıt olarak
kullanmaya başlamıştır. Vichy Fransız yönetimiyle iş birliği içinde yürütülen
zorunlu pirinç alımları ve düşük fiyatlı rekvizisyonlar (el koymalar),
köylülerin kendi gıdalarını bile yeniden satın alamaz hale gelmesine yol
açmıştır. Güney'den Kuzey'e pirinç taşıyan lojistik ağların (gemiler ve yollar)
savaş nedeniyle çökmesiyle kıtlık dramatik biçimde derinleşmiştir. Bu süreçte Vichy
Fransız yönetimiyle Japon işgalcilerin ortak yürüttüğü zorunlu pirinç alımları,
köylülerin elindeki stokları eritmiş; 1944-1945 kışında Tonkin bölgesinde açlık
salgın haline gelmiştir.
Sömürgeci Mekanizmanın Analizi
İncelenen
tüm vakalarda sömürgeci imha anatomisinin bazı temel bileşenleri olduğu
görülmektedir:
- Ticari
Ürün Zorunluluğu:
Gıda tarımının yerini sömürge merkezine döviz kazandıran ürünlerin alması.
- Gıda
Hiyerarşisi: Yerel halkın
gıdasının "stratejik rezerv" veya "ihracat kalemi"
olarak gasp edilmesi.
- Vergi
ve Borç Köleliği:
Ağır vergilerle halkın tasarrufsuz bırakılması ve topraksızlaştırılması.
Halkın gıdaya ulaşamaması sadece fiziksel yokluktan değil, nakit vergi
zorunluluğundan kaynaklanmıştır. Köylü, vergiyi ödemek için elindeki az
miktar gıdayı piyasaya (düşük fiyattan) satmak zorundaydı; kıtlık anında
ise aynı gıdayı (fahiş fiyattan) geri alamayarak borç sarmalına giriyor ve
toprağını kaybediyordu.
- İnsandışılaştırma: Trajedinin "piyasa yasaları" veya
"doğal seleksiyon" kılıfıyla rasyonalize edilmesi.
- İdeolojik
Kıyım ya da Malthusçu Nüfus Mühendisliği (İrlanda ve Hindistan Örneği): İrlanda ve Hindistan sömürgelerinde İngilizlerin
kayıtsızlığı sadece bir "ihmal" değildir, buralarda bilinçli bir
nüfus mühendisliği politikası güdülmüştür. Nitekim İngiliz yöneticiler,
kıtlığı Thomas Malthus’un teorilerine dayanarak “doğal bir nüfus
düzeltmesi” olarak görmüşlerdir. Onlara göre yardım etmek, sadece “asalak”
bir sınıfın çoğalmasına neden olacaktı. Bu yüzden açlık, sömürgeci yönetim
tarafından “sosyal bir disiplin aracı” olarak kullanılmıştır.
- Lojistik
Şiddet (Vietnam ve Bengal Örneği): Sömürge yönetimleri sadece gıdayı çalmamış, gıdanın
hareketini de kontrol etmiştir. Sömürgeci yönetimler, kıtlık anında gıda
nakliyatını sadece askeri ve stratejik rotalara kanalize ederek lojistiği
bir şiddet aracına dönüştürmüştür. Yerel halkın geleneksel ticaret yolları
ve yardımlaşma ağları, “savaş önceliği” bahanesiyle fiziksel olarak
kesilerek, toplum çaresizliğe hapsedilmiştir.
Kıtlıklar, gıda bolluğu dönemlerinde bile belirli
grupların (köylüler, yoksullar) gıdaya ulaşım hakkının sistematik olarak yok
edilmesiyle gerçekleşmiştir.
Sonuç
Sömürgecilik sadece bir toprak işgali değil, insanın
yaşam hakkının sermaye birikimi uğruna sistematik olarak ihlal edildiği bir suç
mahalli olmuştur. Bu kıtlıklar; gökyüzünden yağmayan yağmurun değil,
emperyalist başkentlerin bitmek bilmeyen kapitalist iştahının bir eseridir. Bu
trajediler bize göstermektedir ki; sömürgecilik dönemindeki kıtlıklar bir
üretim krizinin değil, bir mülkiyet ve bölüşüm sorununun sonucudur. Sömürgecilik,
sadece ambarlardaki tahıla değil, insanların o tahıl üzerindeki en temel
yaşamsal hakkına (entitlement) el koymuştur.
Bu tarihsel örüntü, küresel eşitsizliklerin geçmişteki
kökenlerini anlamak için kritik önem taşır; Davis'in vurguladığı gibi,
"Üçüncü Dünya"nın oluşumu, bu kapitalist ve sömürgeci holokostların
doğrudan sonucudur.
Kaynakça
Kitaplar:
• Davis, M. (2001). Late Victorian Holocausts: El Niño
Famines and the Making of the Third World. London: Verso.
• Donnelly, J. S. (2001). The Great Irish Potato Famine.
Stroud: Sutton Publishing.
• Gunn, G. C. (2014). Rice Wars in Colonial Vietnam: The
Great Famine and the Viet Minh Rebellion. Lanham: Rowman & Littlefield.
• Hochschild, A. (1998). King Leopold's Ghost: A Story of
Greed, Terror, and Heroism in Colonial Africa. Boston: Mariner Books.
• Mukerjee, M. (2010). Churchill's Secret War: The
British Empire and the Ravaging of India during World War II. New York: Basic
Books.
• Sen, A. (1981). Poverty and Famines: An Essay on
Entitlement and Deprivation. Oxford: Oxford University Press.
Makaleler ve Dijital Kaynaklar:
• Dergipark. Hindistan'da Britanya Sömürge Yönetimi ve
Kıtlıklar Üzerine Bir İnceleme. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/896528
• Listelist. 1943-44 Bengal Kıtlığı: Milyonların Sessiz
Ölümü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.