MAR
1.
Giriş: Marx’ın İnsan Anlayışı ve Ontolojik Temeller
Marx’ın teorik mirasında insan doğası, biyolojik bir veri ya da değişmez bir
metafizik öz değil; tarihsel süreçler ve toplumsal ilişkiler tarafından sürekli
yeniden üretilen dinamik bir yapıdır. Bertell Ollman’ın
"yabancılaşma" okumasında merkezi bir yer tutan insan anlayışı,
bireyin potansiyel kapasitelerini iki temel kategoride ele alır: Doğal
Güçler (natural powers) ve Türsel Güçler (species
powers). Doğal güçler, insanın diğer hayvanlarla paylaştığı biyolojik
gereksinimleri (yeme, içme, üreme) kapsarken; Türsel Güçler, insanı özgül kılan
bilinçli, toplumsal ve dünyayı dönüştürücü yaratıcı faaliyeti ifade eder.
Kapitalist üretim ilişkileri altındaki yabancılaşma, tam da bu türsel güçlerin
tıkanması ve insanın kendi özgül insani niteliklerinden koparak salt
biyolojik/doğal güçlerine (hayvansal işlevlerine) indirgenmesi sürecidir.
Modern çalışma hayatında işçi, özgür faaliyeti olan üretimde kendini bir hayvan
gibi hissederken, sadece hayvansal işlevlerinde (yemek yeme ve uyuma gibi)
kendini özgür hissetmektedir.
Marx'ın
insan anlayışının bu ontolojik zeminini üç temel bileşen yapılandırır:
• İhtiyaçlar: İnsanın
hem biyolojik varlığını sürdürmek hem de bir "türsel varlık" olarak
potansiyellerini gerçekleştirmek için duyduğu, tarihsel olarak genişleyen
gereksinimler bütünüdür.
• Yetiler: İnsanın
dünyayı duyusal ve zihinsel olarak kavrama, şekillendirme ve dönüştürme
kapasitesini taşıyan kuvvete dayalı imkânlarıdır.
• Etkinlikler: Yetilerin
belirli ihtiyaçlar doğrultusunda dış dünyaya uygulanmasıdır; bu süreçte insan
sadece doğayı değil, kendi doğasını da yeniden üretir.
İnsan
doğasının bu akışkan ve bütünsel yapısı, kapitalizm altında bir
"şeyleşme" sürecine girer. Bu parçalanmanın metodolojik zeminini ve
toplumsal unsurların neden birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini kavramak
için Ollman’ın "İçsel İlişkiler Felsefesi"ne yönelmek zorunludur.
2.
İçsel İlişkiler Felsefesi: Yabancılaşmanın Metodolojik Zemini
Bertell
Ollman, yabancılaşma kuramını temellendirirken "İçsel İlişkiler
Felsefesi"ni sadece bir bakış açısı değil, sosyal bilimin stratejik bir yaklaşımı
ve metafizik bir reddediş olarak sunar. Bu felsefe, nesneleri kendi başına var
olan "kendinde şeyler" olarak görmeyi reddeder. Ollman’a göre, bir
toplumsal öğenin (örneğin sermaye) tanımı, onun diğer öğelerle (emek, değer,
mülkiyet) olan ilişkisini zaten kendi içinde barındırır. "Sermaye"yi
içindeki "emek" ilişkisinden bağımsız tanımlamaya çalışmak, burjuva
ideolojisinin bir yansıması olan ve sömürüyü gizleyen "dışsal
İlişkiler" mantığına teslim olmaktır. İçsel ilişkiler felsefesinde, bir
nesnenin geçmiş tarihi ve gelecekteki gelişim potansiyelleri, o nesnenin
bugünkü tanımının asli parçalarıdır.
Aşağıdaki
tablo, Ollman’ın diyalektik yaklaşımı ile ana akım sosyal bilimlerin atomistik
yaklaşımı arasındaki uçurumu göstermektedir:
|
Özellik |
Geleneksel
"Dışsal İlişkiler" Anlayışı |
Ollman’ın
"İçsel İlişkiler" Felsefesi |
|
Birim
Tanımı |
Nesneler,
ilişkilerden bağımsız sabit bir öze sahiptir. |
Nesneler,
ilişkilerin bir kavşağıdır; ilişki nesnenin özüdür. |
|
Etkileşim |
Şeyler
birbirini dışarıdan etkiler (bilardo topları modeli). |
Şeyler
birbirini içsel olarak tanımlar ve kurar. |
|
Ontolojik
Statü |
Tarih
ve gelecek, nesnenin dışındaki verilerdir. |
Bir
şeyin tarihi ve potansiyeli, onun mevcut tanımına dahildir. |
|
Kavramsal
Analiz |
Emek
ve sermaye, birbirine dışsal iki ayrı "şey"dir. |
Sermaye,
emeği kendi bünyesinde içeren bir ilişkiler bütünüdür. |
Bu
yaklaşım, kapitalizmin bu içsel bütünlüğü nasıl parçaladığını görmemizi sağlar.
Yabancılaşma, aslında bu koparılamaz ilişkilerin yapay bir biçimde parçalanması
ve insanın kendi parçalarına yabancı birer güç olarak bakmasıdır.
3.
Yabancılaşmanın Dört Boyutu: Sistematik Parçalanma
Yabancılaşma,
tekil bir psikolojik rahatsızlık değil, toplumsal yapının dört farklı düzlemde
gerçekleşen sistematik ve eşzamanlı parçalanmasıdır. Ollman’ın vurguladığı
üzere bu boyutlar birbirinden bağımsız türler değil, aynı kopukluk ilişkisinin
dört farklı açısıdır: Eğer işçi ürettiği nesneye yabancıysa, bu onun üretim
etkinliğinin de kendisine ait olmadığını ve dolayısıyla hem kendi türsel
varlığına hem de diğer insanlara yabancılaştığını gösterir.
1.
İnsanın Ürettiği Nesneye Yabancılaşması
• Teorik
Tanım: İşçinin emeğinin ürünü, üretim sürecinden sonra işçiden
kopmakla kalmaz; ona hükmeden, piyasa yasalarıyla onu köleleştiren yabancı ve
düşman bir "özne" haline gelir.
• Kapitalist
Sonuç: İşçi nesneye ne kadar çok emek verirse, o nesnenin temsil
ettiği sermaye o kadar güçlenir ve işçi üzerindeki tahakkümü o denli artar.
2.
İnsanın Kendi Üretim Etkinliğine Yabancılaşması
• Teorik
Tanım: Üretim eyleminin, bireyin yetilerini geliştirdiği yaratıcı bir
süreçten çıkıp, dışsal bir zorunluluk (ücretli emek) ve ruhsuz bir faaliyete
dönüşmesidir.
• Kapitalist
Sonuç: Emek, yaşamın amacı değil, sadece biyolojik varlığı sürdürmenin
(doğal güçlerin) bir aracı haline gelir; işçi iş başında kendinden geçer, iş
dışında ancak kendine gelir.
3.
İnsanın Türsel Varlığına (Kendine) Yabancılaşması
• Teorik
Tanım: İnsanın bilinçli ve özgür bir yaratıcı olma niteliğinin (türsel
güçlerinin), sadece hayatta kalma güdüsüne (doğal güçlere) kurban edilmesidir.
• Kapitalist
Sonuç: İnsan, kendini ancak hayvansal işlevlerinde (yeme, içme) insan
gibi; insani işlevlerinde (üretim/yaratım) ise bir makine veya hayvan gibi
hisseden ontolojik bir yarılma yaşar.
4.
İnsanın Diğer İnsanlara Yabancılaşması
• Teorik
Tanım: Türsel bir varlık olarak insanın diğerleriyle kurduğu kolektif
bağın yerini, metalaşmış ilişkilerin ve piyasa rekabetinin almasıdır.
• Kapitalist
Sonuç: Diğer bireyler, ortak bir yaşamın paydaşları değil; rakip
işçiler, sömürü araçları veya salt değişim değeri üzerinden değerlendirilen
nesneler haline gelir.
Bu
dört boyutlu kopuş, emek gücünün bir meta olarak piyasaya sürülmesiyle
mühürlenir ve toplumsal yaşamın her hücresini "şeyleşme" ile kuşatır.
4.
Emeğin Metalaşması ve Özel Mülkiyetin Tahakkümü
Emeğin
metalaşması, kapitalist birikim sürecinin merkezinde yer alan ve insan onurunu
değişim değerine indirgeyen stratejik bir dönüşümdür. Ollman’ın analizinde, bu
sürecin motoru İş bölümüdür. Katı ve uzmanlaşmış iş bölümü, işçiyi
bütünsel bir üreticiden, devasa bir makinenin işlevsel ve ruhsuz bir parçasına
indirger. Bu "şeyleşme" (reification) süreci, insanın yaratıcı
gücünü ondan kopararak özel mülkiyetin emrine verir. Özel mülkiyet, sadece
hukuki bir statü değil, yabancılaşmış emeğin hem sonucu hem de bu
yabancılaşmayı yeniden üreten nesnel aracıdır.
Özel
mülkiyet ve iş bölümünün yabancılaşma üzerindeki etkileri şunlardır:
• Üretim
Araçlarından Ontolojik Kopuş: İşçinin üretim araçlarıyla ilişkisinin
kesilmesi, onun yaratıcı yetilerini sermayenin iradesine teslim etmesine neden
olur.
• Parçalara
Ayrılmış İnsan (Reification): İş bölümü yoluyla işçi, sadece tek bir
hareketi yapan "insan fragmanı" haline getirilerek bütünsel türsel
yetilerinden mahrum bırakılır.
• Paranın
Dolayımı ve Gücü: İnsanlar arasındaki doğrudan sosyal ilişkilerin
yerini "para" alır; para, yabancılaşmış dünyada insan güçlerinin
yerini alan ve ilişkileri medenileştirmek yerine nesneleştiren nihai aracıdır.
Maddi
dünyadaki bu yapısal dönüşüm, bireyin bilincini ve geleceğini, nesnelerin
insanlar üzerindeki egemenliği temelinde yeniden inşa eder.
5.
Sonuç: Yabancılaşmanın Aşılması ve Özgürleşim
Bertell
Ollman’ın sunduğu yabancılaşma kuramı, sadece kapitalizmin yıkıcılığına dair
bir teşhis değil, aynı zamanda insanın "toplam insan" (total man)
olarak kendini yeniden inşa etmesi için kuramsal bir yol haritasıdır.
Yabancılaşmanın aşılması (de-alienation), sadece üretim araçlarının
mülkiyetinin el değiştirmesi değil, insanın gasp edilmiş tüm duyularının ve
yetilerinin geri kazanılmasıdır. Marx ve Ollman perspektifinden
özgürleşme, "insan duyularının özgürleşmesi" anlamına
gelir. Kapitalizmde nesneleri sadece "mülkiyet" olarak algılayan
körelmiş duyular, yabancılaşmanın aşılmasıyla birlikte dünyayı insani bir
biçimde (estetik, toplumsal ve yaratıcı olarak) algılamaya başlayacaktır.
Stratejik
Kuramsal Çıkarımlar
1. Diyalektik
Bütünlük Gerekliliği: Kapitalist bütünlük, atomistik ve parçacı
yaklaşımlarla değil; her ekonomik kategorinin (meta, para, değer) aynı zamanda
birer donmuş insan ilişkisi olduğunu gören diyalektik bir soyutlama düzeyinde
kavranmalıdır.
2. Türsel
Güçlerin Restorasyonu: Özgürlük, insanın sadece doğal güçlerini
(geçimini) güvenceye alması değil, kapitalizm tarafından bastırılan özgün
türsel güçlerini (bilinçli yaratıcılığını) yeniden toplumsal hayatın merkezine
koymasıdır.
3. Ontolojik
Devrim Olarak De-alienation: Yabancılaşmanın son bulması, insanın
kendi üretken etkinliği, ürünü ve diğer insanlar üzerindeki kontrolünü geri
alarak, nesneleşmiş dünyayı yeniden insani bir özneye dönüştürme sürecidir.
Ollman’ın
titiz Marx okuması, modern bireyin yaşadığı yalıtılmışlık ve anlamsızlık
duygusunun bireysel bir patoloji değil, kapitalist üretimin içsel
ilişkilerindeki sistematik bir yarılma olduğunu yetkinlikle kanıtlamaktadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.