MAR
1.
Giriş: R. C. Lewontin ve Bilimin Toplumsal İnşası
Richard
C. Lewontin, yalnızca modern popülasyon genetiğinin öncü bir ismi değil, aynı
zamanda bilimin epistemolojik otoritesini sarsan en keskin toplumsal
eleştirmenlerden biridir. Harvard Üniversitesi’nde Alexander Agassiz
Araştırma Profesörü sıfatıyla yürüttüğü çalışmalar, bilimin saf,
tarafsız ve toplumdan izole bir kurum olduğu mitini dekonstrüksiyona uğratır.
1990 yılındaki Massey Konferansları'na dayanan bu analiz, bilimin
"nesnellik" iddiasının ardındaki ideolojik katmanları ifşa eder.
Lewontin’e göre bilim, verili bir toplumsal yapının içinde filizlenen, o
yapının ekonomik öncelikleri ve sınıfsal önyargılarıyla malul, kurumsallaşmış
bir ideolojik aygıttır.
Bilimin
İdeolojik İşlevi ve Metalaşma Süreci:
- Bilimin
Metalaşması: Bilimsel
araştırma, sermaye ve zaman gerektiren bir üretim faaliyetidir;
dolayısıyla finansal kaynakları kontrol eden egemen sınıfların (devlet ve
çok uluslu şirketler) stratejik hedefleri doğrultusunda yönlendirilir.
- Toplumsal
Entegrasyon: Bilim
insanları tarafsız gözlemciler değil; ailenin, devletin ve piyasa
ekonomisinin hiyerarşileri içinde yoğrulmuş toplumsal öznelerdir. Doğaya
bakışları, bu toplumsal tecrübelerin inşa ettiği ideolojik bir mercekten
süzülür.
- Meşrulaştırma
Aracı: Bilim,
toplumsal kurumların statükosunu "doğal" ve
"kaçınılmaz" olarak sunarak mevcut eşitsizliklere sahte bir
rasyonellik kazandırır.
Bu
bağlamda "Makul Bir Şüphecilik", bilimin sunduğu mutlak hakikat
anlatılarını söküme uğratmak ve bilimin demokratikleştirilmesi için zorunlu bir
entelektüel duruş olarak karşımıza çıkar.
2.
Bilimsel Nesnellik Miti ve İdeolojik Silah Olarak Biyoloji
Modern
toplumda bilim, epistemolojik otorite bakımından dinin yerini alarak statükoyu
tahkim eden temel meşrulaştırma kaynağı haline gelmiştir. Eskiden "ilahi
irade" ile açıklanan toplumsal hiyerarşiler, bugün "genetik
belirlenim" retoriğiyle rasyonalize edilmektedir. Bilim, bu yönüyle modern
dünyanın seküler kilisesidir; kendi ruhban sınıfına (uzmanlar), mistik diline
(matematiksel formüller) ve sorgulanamaz doktrinlerine sahiptir.
Meşruiyetin
İkili Süreci
Bilim,
toplumsal yapıda birbirini besleyen iki temel işlevi eşzamanlı olarak yürütür:
|
İşlev |
Ontolojik Niteliği |
Stratejik Sonucu |
|
Fiziki Dünyayı
Değiştirme |
Teknik ve teknolojik üretim kapasitesi. |
Üretim süreçlerinin optimizasyonu ve
yaşamın tıbbileştirilmesi. |
|
Açıklama
(Meşrulaştırma) |
Dünyanın "neden" böyle
olduğunu ideolojik olarak kurgulama. |
Mevcut toplumsal eşitsizliklerin
"doğallaştırılması" (naturalization). |
Darwinizm'in
Sosyal Kökenleri: Lewontin,
Darwin’in doğal seçilim teorisinin 19. yüzyıl İngiliz ekonomi politiğinin
doğaya bir projeksiyonu olduğunu vurgular. Darwin, Thomas Malthus’un rekabetçi
nüfus teorisini biyolojiye uyarlarken, aslında Viktoryen burjuvazinin serbest
piyasa ilkelerini "doğa yasası" kılıfına sokmuştur. Bu durum,
bilimsel teorilerin toplumsal yapıdan bağımsız üretilemeyeceğinin en somut
tarihsel kanıtıdır. Bilim, toplumsal yapıyı doğallaştırma çabasıyla, bireyi
genetik bir hapishaneye mahkûm eden determinist bir sürece evrilmiştir.
3.
Biyolojik Determinizm ve Meritokrasi İllüzyonu
Biyolojik
determinizm, toplumsal güç ve statü farklarını "doğuştan gelen yetenek
çeşitliliği" olarak sunarak ideolojik bir paravan işlevi görür.
"Fırsat eşitliği" kavramı, herkesin aynı başlama çizgisinde olduğu
yanılsamasını yaratarak, yarışı kaybedenlerin mağlubiyetini kendi "genetik
yetersizliklerine" bağlamalarını sağlar.
Determinist
İdeolojinin Ontolojik Ayakları:
- Bireysel
Farklılıklar: Statü
farklarının temelinde genetik kapasite farkları yatar.
- Kalıtım: Bu farklar biyolojik olarak
kodlanmış ve nesiller arası aktarılabilir haldedir.
- Değişmez
İnsan Doğası: Toplum,
genetik olarak kodlanmış insan doğasının (saldırganlık, hiyerarşi)
kaçınılmaz bir sonucudur.
IQ
ve İstatistiksel Yanıltmaca: Lewontin,
IQ tartışmalarında çok kritik bir teknik ayrım yapar: Bağıntı
(correlation) ve özdeşlik (identity) arasındaki fark.
Evlat edinilen çocuklarla yapılan çalışmalar göstermiştir ki; çocuklar
biyolojik ebeveynleriyle belli bir IQ bağıntısını korusalar dahi, orta sınıf
bir çevreye geçtiklerinde grubun ortalama IQ puanı biyolojik ebeveynlerinin
seviyesinden yaklaşık 20 puan yukarı fırlayarak evlat edinen ebeveynlerin
seviyesine ulaşır. Bu durum, genlerin "sabit bir potansiyel"
belirlemediğini, aksine çevresel değişimlerin genetik kapasiteyi dramatik
şekilde dönüştürdüğünü kanıtlar. Sir Cyril Burt’ün uydurduğu veriler (Burt
Skandalı), bilimin meritokrasi illüzyonunu korumak için nasıl manipüle
edilebildiğinin karanlık bir örneğidir.
Kalıtım
Düşüncesinin Kültürel İnşası: Charles
Dickens’ın Oliver Twist’inde Oliver’ın asaletinin
"kanında" olması, Emile Zola’nın karakterlerinin yozlaşmışlığını
soylarına dayandırması ve Kallikak ailesi gibi akademik kurgular, biyolojik
determinizmin toplumsal bilince nasıl nüfuz ettiğini belgeler.
4.
Nedensellik Yanılsaması: Tıp, Genom Projesi ve Ticari Çıkarlar
Modern
biyoloji, metodolojik bir hata yaparak "indirgemecilik" tuzağına
düşmekte; karmaşık sistemleri anlamak yerine onları en küçük parçalarına
ayırarak gerçek nedensellikleri gizlemektedir.
- Etmen
ve Neden Ayrımı: Tüberküloz
örneğinde biyolojik "etmen" tubercle bacillus (bakteri)
olsa da, gerçek toplumsal "neden" 19. yüzyılın vahşi
kapitalizmi, yetersiz beslenme ve sefil çalışma koşullarıdır.
Tüberkülozdan ölümlerin antibiyotikler keşfedilmeden çok önce reel
ücretlerin artmasıyla azalması, tıbbın "bireysel tedavi" odaklı
yaklaşımının yapısal nedenleri nasıl maskelediğini gösterir.
- İnsan
Genom Projesi ve "Efendi Molekül" Miti: DNA'nın bir "efendi
molekül" (master molecule) olarak fetişleştirilmesi, organizmayı
kendi yaşam sürecinden yabancılaştırarak "hantal bir robota"
(hollow robot) indirger. Bu projenin itici gücü bilimsel meraktan ziyade,
milyarlarca dolarlık ekipman ve biyoteknoloji pazarı yaratan ticari
motivasyonlardır.
- Hibrid
Mısır ve Bilimin "Bükülmesi": Hibrid tohum teknolojisi, verimlilikten ziyade
bir "kopya koruma" ve mülkiyet stratejisidir. Bitki
yetiştiriciliğinde mülkiyet hakkı tanımayan "kitlesel seçim"
(mass selection) gibi bilimsel yöntemler, ticari açıdan kârlı olmadıkları
için kasten göz ardı edilmiştir. Burada bilim, patent sistemine hizmet
etmek üzere "bükülmüştür."
5.
Sosyobiyoloji: Genetik Kaderciliğin Modern Anlatıları
Sosyobiyoloji,
mevcut toplumsal düzensizlikleri ve eşitsizlikleri (yabancı düşmanlığı, erkek
egemenliği, rekabet) "doğanın demir yasası" olarak sunan bir
doğallaştırma (naturalization) projesidir. İnsan doğasını statik bir genetik
hapishane olarak kurgulayan bu disiplin, statükoyu koruma işlevi görür.
Sosyobiyolojik
Argümanın Safsataları:
- Evrensellik
İddiası: Mevcut
toplumsal davranışlar (girişimcilik, saldırganlık) tüm kültürlerde
evrenselmiş gibi tanımlanır.
- Genetik
Kodlama: Bu
kurgusal evrensellerin genlerde yazılı olduğu varsayılır.
- Uydurma
Öyküler (Just-So Stories): Bu
özelliklerin neden seçildiğine dair kanıtlanamaz evrimsel senaryolar
yazılır.
Sosyobiyologlar,
karıncalardaki hiyerarşiyi "kraliçe" ve "köle" gibi insani
terimlerle etiketleyip, sonra bu etiketi insan toplumlarındaki köleliği
meşrulaştırmak için kullanırlar. Ispanak sevmeyen çocuklardan homoseksüelliğe
kadar üretilen evrimsel senaryolar, bilimsel yetersizliğin ideolojik bir
justification (gerekçelendirme) mekanizmasına dönüştüğünü belgeler. Bu,
organizmanın kendi yaşam faaliyeti üzerindeki iradesinin ontolojik bir
reddidir.
6.
Toplumsal Eylem Olarak Bilim: Organizma ve Çevrenin Diyalektiği
Lewontin,
organizmanın çevresinin pasif bir kurbanı olduğu yönündeki mekanik görüşü
reddederek, organizmanın çevresini aktif olarak inşa ettiği "inşacı"
(constructivist) diyalektiği savunur. Bu yaklaşım, biyolojik
indirgemeciliğe karşı bütüncül bir perspektiftir.
Organizmanın
Çevreyi İnşa Biçimleri:
- Tanımlama: Organizma, dış dünyadaki
fiziksel nesnelerden hangisinin "çevre" olacağını kendi
biyolojik faaliyetiyle belirler.
- Yeniden
İnşa: Her
canlı, atık ürünleri ve tüketim faaliyetleriyle çevresini fiziksel olarak
dönüştürür.
- İstatistiksel
Yapılandırma ve Sinyal Dönüştürme: Organizmalar, dış dünyadaki kaotik
dalgalanmaları (ısı, ışık) kendi genetik yapılarına göre anlamlandırır ve
içsel tepkilere dönüştürür.
Doğanın
Dengesi Miti: "Çevreyi
koruyun" söyleminin ardındaki "doğal denge" varsayımı romantik
bir yanılgıdır. Çevre hiçbir zaman sabit kalmamıştır; canlılar tarafından
sürekli yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir. Meselenin özü, organizma
olmadan "çevre" diye bir şeyin mevcut olmamasıdır. Bu
diyalektik bütünlük, insanın dünyayı değiştirme sorumluluğunu uzmanlar
sınıfından alıp toplumsal eyleme geri verir. Biyolojik sınırlar (uçamamak, her
şeyi hatırlayamamak), toplumsal örgütlenme (uçaklar, kütüphaneler) aracılığıyla
aşılmaktadır.
7.
Sonuç: Bilimde Makul Şüphecilik ve Siyasi Bilinç
Richard
C. Lewontin'in analitik incelemesi, bilimin tarafsız bir hakem değil, toplumsal
mücadelenin ve ideolojik hegemonya çabalarının bir alanı olduğunu ortaya koyar.
Bilim, dünyayı anlama potansiyelini ancak kendi ideolojik prangalarından
kurtulduğunda ve demokratikleştiğinde gerçekleştirebilir.
Eylem
Çağrısı ve Bilinç:
- Şüphecilik
vs. Kinizm: Bilime
karşı geliştirilen tutum, pasif bir kinizm değil; iddiaların ardındaki
metalaşma ve sınıfsal çıkarları deşifre eden bir "makul
şüphecilik" olmalıdır.
- Demokratikleştirme: Bilim, toplumun geleceğini
planlama yetkisini bir "ruhban uzmanlar sınıfına"
devretmemelidir.
- İnsan
Tanımı: Lewontin,
Simone de Beauvoir’dan ilhamla insanı "l'etre dont l'etre est
de n'etre pas" (özü öze sahip olmayan varlık) olarak
tanımlar. İnsan, ne genlerinin hantal bir robotudur ne de çevresinin pasif
bir ürünüdür.
İnsan,
tarih ve toplumsal eylem aracılığıyla kendi doğasını sürekli olarak yeniden
inşa eden aktif bir öznedir. Biyoloji bir kader değil, toplumsal örgütlenmeyle
aşılabilen ve yönlendirilebilen bir nedensellik düzeyidir. Nihai hedef, bilimi
statükonun silahı olmaktan çıkarıp, kolektif özgürleşmenin bir aracı haline
getirmektir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.