MAR
1.
Giriş: Latin Amerika'nın "Kırmızı Pazartesi"si ve Beklenen Son
Latin Amerika siyasi
tarihi, gerçekleşeceği önceden ilan edilen ancak engellenemeyen yapısal
trajedilerle bezelidir. Akif Akalın’ın "Kırmızı Pazartesi"
benzetmesi, Küba’da 18-19 Haziran 2026 tarihlerinde parlamento kararıyla
mühürlenen süreci, Gabriel García Márquez’in romanındaki Santiago Nasar
cinayetiyle eşitlemektedir. Nasar’ın öleceğini tüm kasaba halkı bilmekteydi;
ancak kimse bu "ilan edilmiş ölümü" engellemek için parmağını
kıpırdatmadı. Küba sosyalizmi de benzer bir yapı sökümle, bizzat onu korumakla
yükümlü kadroların eliyle tasfiye edilmiştir.
Bu süreçte en kritik
analitik katman, işçi sınıfının büründüğü "seyirci" rolüdür. 67
yıllık bir deneyimin ardından mülkiyet ilişkileri kökten değiştirilirken
kitlelerin bu restorasyona sessiz kalması, devrimin sınıfsal bağlarının ne
ölçüde aşındığının kanıtıdır. Küba; Çin ve Vietnam’ın ardından, Komünist Parti
rehberliğinde kapitalizme rücu eden üçüncü büyük istisna olarak tarihteki
yerini almıştır. Miguel Díaz-Canel’in "Boş tabakla egemenlik olmaz" şeklindeki
yeni doktrini, Fidel Castro’nun en ağır yoklukların yaşandığı "Özel
Dönem"de (Special Period) dahi taviz vermediği "bağımsızlık her
şeydir" ilkesinden radikal ve geri dönülemez bir kopuşu temsil etmektedir.
2.
Ekonomik Restorasyonun Mimari Yapısı: 176 Maddelik Reform Paketi
Haziran 2026’da kabul
edilen 176 maddelik paket, basit bir "güncelleme" değil, mülkiyet ve
üretim ilişkilerini sermaye lehine yeniden düzenleyen bir restorasyon
projesidir. Başbakan Manuel Marrero Cruz’un "sosyalizmden vazgeçmeden
kazanımları koruma" iddiası, analiz süzgecinden geçirildiğinde retorik bir
ambalajdan ibaret kalmaktadır.
Kapitalist
Restorasyonun Kurumsal Temelleri:
- Sermaye Egemenliği: Yabancı
sermaye için devlet ortaklığı zorunluluğunun kalkması, adada tam sermaye
hakimiyetine hukuki zemin hazırlamıştır.
- Kurumsal Dönüşüm: Devlet
işletmelerinin hisseli şirketlere dönüştürülmesi ve özel bankaların
açılmasına izin verilmesi, finansal egemenliğin piyasaya devridir.
- Ulusal İşletme Varlıkları
Enstitüsü: Bakanlıkların
"düzenleyici" rolü ile "işletme" rolünü ayıran bu yeni
yapı, neoliberalizmin "hizmet sunumu ile finansmanın ayrılması"
mantığının Küba’ya ithalidir. Bu enstitü, devlet işletmelerini bakanlık
denetiminden çıkararak piyasa disiplinine ve "özerklik" adı
altında sermaye mantığına terk etmektedir.
- Emek Piyasasının
Tasfiyesi: Merkezi maaş ölçeklerinin
kaldırılması ve ücretlerin "şirket kapasitesine" bağlanması,
işgücünü piyasanın insafına bırakırken, özel şirketlere tanınan 100 işçi
sınırı sınıfsal sömürünün ölçeğini büyütmektedir.
3.
Sektörel Dönüşüm: Tarım, Enerji ve Turizmde Piyasa Egemenliği
Reform paketi,
stratejik sektörleri merkezi planlamanın korumasından çıkararak piyasa
sinyallerinin "doğal seleksiyonuna" açmaktadır.
Tarım: Toprak
mülkiyetinin teorik olarak halkta kalması ilkesi, 50 ila 99 yıllık "intifa
hakları" (kullanım hakkı) ile fiilen geçersiz kılınmıştır. Bu durum,
mülkiyetin içeriğini boşaltan bir sermaye birikim modelidir. Toprağın
mülkiyetinin teorik olarak devlette kalması, kapitalist üretim ilişkilerinin
tarımdaki egemenliğini gizleyen ideolojik bir perdeden ibarettir. Merkezi
planlamanın terk edilmesiyle üreticiler ne ekeceğine piyasa fiyatlarına göre
karar verecek, bu da Küba tarımını uluslararası tohum ve gübre tekellerine
bağımlı hale getirecektir. Şeker kamışı tarlalarını istila eden "marabou
otu", planlı ekonominin nasıl bilinçli bir ataletle çürütüldüğünün ve
şimdi bu çürümenin "verimli ellere devir" gerekçesiyle sermayeye
sunulduğunun fiziksel kanıtıdır.
Enerji
ve Turizm: Yakıt ithalatının özel sermayeye
açılması, devletin stratejik kaynaklar üzerindeki tekelini sona erdirmektedir.
Eski Havana ve Trinidad gibi tarihsel miras alanlarının yabancı yatırıma
açılması ve gayrimenkul satışlarına izin verilmesi, devrimin sembolik ve
fiziksel mekânlarının meta haline getirilmesidir.
4.
Finansal Teslimiyet: Bankacılık, Döviz Kuru ve Vergi Sistemi
Küba’nın finansal
egemenliği, uluslararası finans sistemine entegrasyon adı altında tasfiye
edilmektedir. Özel ve yabancı bankaların devlet bankalarıyla eşit statüye
getirilmesi, ulusal mali denetimin sonudur.
Bu sürecin en yıkıcı
stratejik sonucu, ulusal para biriminin "ardışık devalüasyonlar" ile
değersizleştirilmesidir. Devalüasyon dalgasına dayanamayan devlet şirketlerinin
"tasfiye edilmesi" kuralı, kamu sektörünün piyasa eliyle ayıklanması
sürecini başlatmıştır. Vergi sisteminde KDV’nin kademeli uygulanması ve gelir
vergisinin basitleştirilmesi, vergi yükünü sermayeden doğrudan emekçi
kitlelerin tüketim kapasitesine kaydıran klasik bir sağ maliye politikasıdır.
En önemlisi, dış ticaret yetkisinin merkezsizleşmesi, sosyalist ekonominin
omurgası olan "devletin dış ticaret tekeli" ilkesinin resmen
gömülmesidir.
5.
Sosyal Hakların Tasfiyesi: Ürün Sübvansiyonundan "Kişisel Yardıma"
Belki de en radikal
kopuş, evrensel sosyal haklar modelinden yoksulluğu yöneten bir
"hayırseverlik" modeline geçiştir. Devlet, "herkese eşit
hak" sağlayan özne konumundan, sadece "savunmasız kesimleri"
gözeten bir gözetim aygıtına dönüşmektedir.
Bu dönüşümün teknik
ayağını SOBERANIA platformu oluşturmaktadır. Sosyal
yardımların bu dijital takip sistemi üzerinden yönetilmesi, devletin evrensel
hak sağlayıcı rolünü terk ederek yardımları "kişiselleştirme" adı
altında daraltmasıdır. Ürün sübvansiyonlarının kaldırılması halkın satın alma
gücünü doğrudan hedef alırken; aşevleri, huzurevleri ve çocuk yuvalarının
yönetiminde "yabancı sermaye sponsorluğu" modeline geçilmesi, kamusal
sorumluluğun sermayenin lütfuna devredilmesidir. Díaz-Canel’in "Zenginlik
olmadan dağıtılacak bir şey olmaz" argümanı, kaynakların adil paylaşımı
ilkesini reddeden tipik bir burjuva siyaseti mantığıdır.
6.
İdeolojik Sapma ve Siyasi Söylem Analizi
Küba yönetiminin dili,
Marksist-Leninist ilkelerden sapmanın ötesinde, ideolojik bir teslimiyetin
teknik kılıfına dönüşmüştür. Merkezi planlamanın sadece "uygun ortam
yaratma" işlevine indirgenmesi, devletin ekonomik direksiyonu tamamen
bıraktığını ilan etmektedir.
Daha da sarsıcı olan,
devrimle ülkeden kovulan karşı-devrimci kesimlere (Miami odaklı göçmen
sermayesine) yapılan "açık kapı" çağrısıdır. Bu, sınıf mücadelesinin
tarihsel mirasının reddi ve restorasyonun finansmanı için geçmişin hasımlarıyla
yapılan bir sınıfsal uzlaşıdır. Díaz-Canel’in Jose Marti’den alıntılayarak
"bazı şeylerin başarılması için gizli kalması gerektiği" yönündeki
ifadesi, restorasyon sürecinin şeffaflık vaadiyle değil, kapalı kapılar
ardındaki teknik operasyonlarla yürütüldüğünü itiraf etmektedir. Dış ticaret ve
bankacılığın "teknik" konular olarak sunulması ise, bu alanların ne
kadar siyasi ve egemenlikle doğrudan ilişkili olduğu gerçeğini örtme çabasıdır.
7.
Sonuç: 67 Yıllık Serüvenin Ardından Yeni Başlangıçlar
2026 reformları, Küba
sosyalizmi için bir "virgül" değil, kesin bir "nokta"dır.
Bu paket, sıklıkla benzetildiği 1921 Rus NEP (Yeni Ekonomik Politika)
deneyiminden yapısal olarak ayrışmaktadır. NEP’te devlet, dış ticaret tekelini
ve ekonominin "komuta tepelerini" sıkı sıkıya elinde tutarken;
Küba’nın 2026 modeli, dış ticaret tekelini kırmakta ve piyasa aktörlerinin
birbirleriyle serbestçe rekabet etmesine, sınırsız sermaye birikimine ve
yabancı sermaye hakimiyetine izin vermektedir.
Akif Akalın'ın
vurguladığı üzere, artık suçlu veya hain arama konforunu terk edip, işçi
sınıfının bu tasfiyeye neden "seyirci" kaldığını analiz etmek, gerçek
sınıf mücadelesine odaklanmanın tek yoludur. Küba, bizzat Komünist Parti
liderliğinde kapitalizme dönerek bildiğimiz anlamdaki sosyalist deneyimine
şimdilik son vermiştir. 67 yıllık bu devasa tecrübe, tarihteki yerini
"engin bir deneyim" olarak bırakırken, geleceğin yeni başlangıçları
ancak bu restorasyonun dekonstrüksiyonu ve sınıf mücadelesinin yeniden
inşasıyla mümkün olacaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.