MAR
Özet
Ergun
Aydınoğlu'nun Türkiye Solu (1960-1980) adlı çalışması, bu yirmi yıllık
dönemi Türkiye tarihinde çalışanların ve emekçilerin ilk ve son kez kitlesel
olarak siyasal özneler haline gelme çabası olarak tanımlamaktadır. Analiz,
solun bugünkü parçalı ve etkisiz durumunun kökenlerinin yalnızca 12 Eylül 1980
darbesi gibi dışsal faktörlerde değil, büyük ölçüde hareketin kendi içsel
örgütsel, siyasal ve ideolojik evriminde yattığını savunmaktadır.
Çalışmanın
ana tezi şu şekilde özetlenebilir:
1. Yükseliş
(1960-1968): 27 Mayıs 1960 darbesi, darbecilerin niyetlerinden
bağımsız olarak, solun ve sosyal hareketlerin gelişebileceği bir siyasal alanı
istemeden açmıştır. Bu dönem, sendikacılar tarafından kurulan ve daha sonra
aydınların katılımıyla kitleselleşen Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) yükselişine
ve Yön dergisi gibi aydın hareketlerinin ortaya çıkışına tanıklık etmiştir.
TİP, bu dönemde siyasal bir işçi hareketi oluşturma potansiyelinin zirvesini
temsil etmiştir.
2. Dekompozisyon
(Ayrışma) (1968-1972): Solun bütünlüğünün bozulması, 1966-1967
yıllarında eski Türkiye Komünist Partisi (TKP) kadrolarının oluşturduğu Milli
Demokratik Devrim (MDD) hareketinin TİP'e yönelik ideolojik müdahalesiyle
başlamıştır. Bu müdahale, solu parlamenter ve parlamento dışı yollar arasında
keskin bir ayrıma itmiştir. 1968 Çekoslovakya işgali bu ayrımı derinleştirmiş,
TİP içindeki kriz ve MDD'nin genç kuşaklar üzerindeki etkisi, Dev-Genç gibi
yeni aktörlerin ve nihayetinde THKO ve THKP-C gibi silahlı mücadele örgütlerinin
doğuşuna zemin hazırlamıştır.
3. Yeniden
Oluşum ve Parçalanma (1974-1980): 12 Mart 1971 ara rejiminden sonra
sol, niceliksel olarak muazzam bir kitleselleşme yaşamıştır. Ancak bu büyüme,
aşırı bir örgütsel ve ideolojik parçalanma eşliğinde gerçekleşmiştir. Bu döneme
damgasını vuran temel dinamikler; uluslararası akımların (Sovyet, Çin ve
Arnavutluk yanlısı) belirleyiciliği, Kürt solunun bağımsız bir güç olarak
ortaya çıkışı, teorik gerilik ve sol içi şiddetli çatışmalardır. Bu süreçte,
TKP gibi formel "örgütler" ile Devrimci Yol ve Halkın Kurtuluşu gibi
yapısal olarak zayıf ama kitlesel "hareketler" arasında temel bir
ayrım ortaya çıkmıştır.
4. Sonuç
(12 Eylül 1980): Solun içsel parçalanmışlığı, stratejik vizyon
eksikliği ve kitlesel yorgunluk, onu 1980'e gelindiğinde ülkedeki siyasal ve
ekonomik krize bir çözüm sunamaz hale getirmiştir. Bu durum, uluslararası
konjonktürün de desteğiyle, solu ve tüm sosyal muhalefeti ezmeyi hedefleyen 12
Eylül darbesini "kaçınılmaz" kılmış ve darbenin zaferini
kolaylaştırmıştır.
Giriş:
Türkiye Solunun Mevcut Durumunun Tarihsel Kökenleri
Çalışma,
günümüz Türkiye solunun aşırı parçalanmış ve siyasal gündemi etkilemekten uzak
yapısını analiz ederek başlar. Bu durumun kökenlerini anlamak için dört temel
faktör öne sürülür:
1. 12
Eylül 1980 Darbesi: Solu ve işçi hareketini ezmeyi hedefleyen, baskıcı
bir anayasa ve siyasal kültür yaratan yıkıcı bir askeri müdahaledir. Darbe,
sonuçları itibarıyla Endonezya (1965) ve Şili (1973) darbeleriyle benzerlikler
taşır.
2. Solun
Dünya Çapında Gerilemesi: 1980'lerden itibaren sosyalizmin bir gelecek
projesi olarak çekiciliğini yitirmesi ve "Sosyalist Dünya"nın çöküşü.
3. Neo-Liberal
Ekonomi Politikaları: 1980'ler ve 1990'larda uygulanan özelleştirme,
esnekleştirme ve taşeronlaşma gibi politikaların sendikal hareketi ve işçi
sınıfını zayıflatması.
4. Solun
Kendi İçsel Evrimi (1960-1980): Çalışmanın ana odak noktasını
oluşturan bu faktör, solun 1960-1980 arasındaki örgütsel, siyasal ve ideolojik
evriminin, bugünkü yapısal açmazlarının temel kaynağını nasıl oluşturduğunu
inceler.
Siyasal
İşçi Hareketi Kavramı
Analizin
merkezinde "siyasal işçi hareketi" kavramı yer alır. Bu kavram, işçi
sınıfının sadece sendikal ve ekonomik taleplerle sınırlı kalmayıp, kendi
örgütsel-siyasal araçlarıyla (partiler vb.) kitlesel olarak siyasal yaşama bir
özne olarak girmesini ifade eder. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı
Avrupa'sında kitlesel işçi partilerinin kurulması bu olgunun en belirgin
örneğidir. Çalışmaya göre, Türkiye tarihinde bu nitelikte bir hareketin oluşma
potansiyeli taşıdığı tek dönem 1960-1980 arasıdır.
Yükseliş
Dönemi (1960-1968): 27 Mayıs ve Yeni Aktörler
27
Mayıs 1960 Darbesi: Düzeni Amaçlarken Düzensizliği Kışkırtan Süreç
27
Mayıs 1960 darbesi, sıradan bir askeri darbe olmanın ötesinde, Türkiye'nin
egemen siyaset tarzında bir kopuşa yol açan tarihsel bir olaydır.
• "Hükümet
Darbesi" ve "Ordu Müdahalesi" Ayrımı: Yazar, 27 Mayıs'ı
hiyerarşi dışı bir subay grubunun gerçekleştirdiği bir "hükümet
darbesi" olarak tanımlarken; 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat
1997'yi ordunun komuta kademesinin bir bütün olarak hareket ettiği "ordu
müdahalesi" olarak sınıflandırır.
• İstenmeyen
Sonuçlar: Darbeci subaylar, Soğuk Savaş ideolojisiyle hareket eden
anti-komünistler olmalarına rağmen, eylemleri ülkenin siyasal-sosyal
"Pandora Kutusu"nu açmıştır. Darbe sonrası ortaya çıkan göreceli
özgürlük ortamı, o güne dek siyaset dışı bırakılmış emekçilerin ve aydınların
siyasete yönelmesini sağlamıştır.
• İki
Yeni Siyasal Özne: 27 Mayıs sonrası Türkiye siyasetine iki yeni özne
girmiştir: subaylar ve emekçiler. Subayların siyasete müdahale eğilimi 9 Mart
1971'e kadar süren bir dizi başarısız darbe girişimiyle son bulurken,
emekçilerin siyasal hareketi 1980'e kadar yükselişini sürdürmüştür.
Yön
Dergisi: Aydınların Siyasal Arenaya Girişi
1961-1967
yılları arasında yayınlanan Yön dergisi, bir aydın hareketi olarak ülke
gündemini etkilemiş ve sol kadroların siyasal eğitiminde önemli bir rol
oynamıştır.
• İdeolojik
Çerçeve: Yön, 1930'ların Kadro dergisinin bir devamı olarak
görülebilse de, ondan farklı olarak mevcut iktidarı desteklemek yerine muhalif
bir konumda yer almıştır. Kemalist devrimi yüceltme ve kapitalizm ile sosyalizm
arasında üçüncü bir yol arayışı temel ideolojik unsurlarıdır.
• "Tepeden
İnme" Devrimcilik: Yön Bildirisi, devleti ve orduyu temel bir
devrimci güç olarak gören "tepeden inmeci" bir anlayışı yansıtır.
Bildirinin ilk imzacılarının ezici çoğunluğu memur, akademisyen ve serbest
meslek sahibi aydınlardan oluşur. Hikmet Kıvıclımlı bu yapıyı "kapıkulu
atmosferi" olarak tanımlar.
• Yeni
Sosyal Hareketlerin Habercisi: Yön, "tepeden inmeci" ana
çizgisine rağmen, Türkiye'de ilk defa işçi sınıfı, Kürt sorunu ve kadın sorunu
gibi konuları gündeme getiren bir platform olmuştur. Bu çeşitliliği sayesinde,
kendisiyle birlikte yükselen TİP'in düşünsel evrimine de katkıda bulunmuştur.
Türkiye
İşçi Partisi (TİP)
12
Şubat 1961'de 12 sendikacı tarafından kurulan TİP, Türkiye sol tarihinde hem
sendikacılar tarafından kurulan yegâne sosyalist parti olması hem de 1965
seçimlerinde parlamentoya girerek meşru bir siyasal aktör haline gelmesiyle
özgün bir yere sahiptir.
• Kuruluş
ve Evrim: Parti, başlangıçta sendikacıların siyasal bir arayışına
cevap olarak kurulmuş, ancak Mehmet Ali Aybar'ın 1962'de genel başkan olması ve
solcu aydınların katılımıyla hızla bir kitle partisine dönüşmüştür.
• Program
ve Tüzük: 1964 programı, Marksist birikimden ziyade dönemin sol
aydınlarının tartıştığı konuları içeren bir talepler bütünü niteliğindedir.
Tüzüğündeki ünlü 53. Madde, parti organlarının yarısının "işyeri
listeleri"ne kayıtlı üyelerden oluşmasını öngörerek, işçi sınıfının
partideki ağırlığını güvence altına almayı amaçlamış ancak pratikte sendika
bürokrasisine imtiyaz sağlayan bir mekanizmaya dönüşmüştür.
• 1965
Seçim Başarısı ve "Parlamentarizm" Rüyası: TİP'in 1965
seçimlerinde %3 oy alarak 15 milletvekili çıkarması, parti yönetiminde siyasal
mücadelenin merkezine parlamentoyu koyan ve başarıyı sadece seçim sonuçlarıyla
ölçen "parlamentarizm" olarak adlandırılan bir stratejinin egemen olmasına
yol açmıştır. Bu strateji, partinin toplumsal hareketlerden kopmasına ve
ülkenin çalkantılı siyasal geleceğini öngörememesine neden olmuştur.
Kırılma
ve Ayrışma (1966-1972): MDD, Dev-Genç ve Dekompozisyon
1966
yılı, siyasal bir işçi sınıfı hareketi oluşturma sürecinde bir yol ayrımını
ifade eder. Bu tarihten itibaren sol, parçalanma ve iç çatışma sürecine
girmiştir.
Milli
Demokratik Devrim (MDD) Hareketi ve TİP Eleştirisi
1965
seçimlerinde TİP'in başarısının ardından, Mihri Belli'nin öncülüğündeki eski
TKP'li kadrolar, TİP'e yönelik aktif bir ideolojik müdahale başlatmıştır.
• Teorik
Çerçeve: "Aşamalı Devrim": MDD'nin teorik temeli, "aşamalı
devrim" anlayışına dayanır. Buna göre, Türkiye gibi geri kalmış ülkelerin
öncelikli görevi sosyalist bir devrim değil, "milli burjuvazi" veya
bu durumda "asker-sivil aydın zümre" öncülüğünde gerçekleştirilecek
bir "Milli Demokratik Devrim"dir. Bu tez, dönemin Mısır, Suriye,
Endonezya gibi ülkelerindeki komünist partilerin radikal subay hareketleriyle
ittifak politikalarıyla paralellik taşır.
• TİP'in
Eleştirisi: MDD'ciler, TİP'i sosyalist devrim sloganını erken öne
çıkararak "milli güçleri" (özellikle ordu içindeki radikal unsurları)
ürkütmekle, parlamentarizme sapmakla ve sınıf mücadelesini dar bir alana
hapsetmekle eleştirmişlerdir.
• Sol
Siyasal Kültüre Etkileri: Bu tartışmalar, solun Marksizmle tanışmasında
önemli bir rol oynamış ancak aynı zamanda "ajan" suçlamaları,
sekterlik ve dogmatizm gibi solun siyasal kültürünü uzun yıllar zehirleyecek
olumsuz unsurları da güçlendirmiştir.
1968
Çekoslovakya İşgali ve Ayrışmanın Derinleşmesi
Varşova
Paktı ordularının Ağustos 1968'de Çekoslovakya'ya müdahalesi, Türkiye solundaki
ayrışmayı geri dönülemez bir noktaya taşımıştır.
• TİP
ve Yön'ün Tavrı: TİP yönetimi ve Yön çevresi, müdahaleyi "ulusal
bağımsızlık" ilkesinin ihlali olarak görmüş ve şiddetle kınamıştır. Mehmet
Ali Aybar, bu olayı "vatanı olan bir sosyalizm" tezini geliştirmek
için bir fırsat olarak kullanmış ve uluslararası komünist hareketin klasik
enternasyonalizm anlayışını eleştirmiştir.
• MDD'nin
Tavrı: MDD hareketi, müdahaleyi "sosyalist kampı emperyalist
tehdide karşı savunma" ve "enternasyonalist dayanışma" adına
desteklemiştir. Bu tutum, MDD'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin
çizgisini ne kadar sadık bir şekilde takip ettiğini göstermiştir.
• TİP
İçindeki Bölünme: Müdahale, TİP içinde de büyük bir krize yol
açmıştır. Aybar'ın geliştirdiği "Türkiye'ye özgü sosyalizm" tezi,
Behice Boran ve Sadun Aren liderliğindeki kanat tarafından partinin Marksist
çizgisinden sapma olarak görülmüştür. Bu tartışma, TİP'in partiden bir sekte
dönüşüm sürecini başlatmıştır.
Dev-Genç'in
Yükselişi ve Gerilla Hareketleri
TİP
ve MDD içindeki krizler, gençlik hareketinin özerkleşmesine ve radikalleşmesine
yol açmıştır.
• Dev-Genç'in
Doğuşu: TİP'li gençlerin Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), MDD'ci
gençlerin etkisi altına girerek Ekim 1969'da Türkiye Devrimci Gençlik
Federasyonu'na (Dev-Genç) dönüşmüştür. Dev-Genç, 1968-1971 arasında yükselen
öğrenci, işçi ve köylü hareketlerine öncülük eden ana güç haline gelmiştir.
• Silahlı
Mücadeleye Yöneliş: TİP'in ve ardından MDD'nin çöküşü, Dev-Genç
kadrolarını siyasal bir boşluk ve yalnızlık hissine itmiştir. Yükselen sosyal
hareketlere öncülük etme göreviyle karşı karşıya kalan ancak bunu taşıyacak
olgun bir siyasal örgütten yoksun olan bu kadrolar, bir "ileri kaçış"
olarak silahlı mücadeleye yönelmişlerdir.
• THKO
ve THKP-C: Bu süreçte, THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) ve THKP-C
(Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) gibi örgütler ortaya çıkmıştır. Bu
silahlı mücadele deneyi, yasal siyaset olanaklarının tükendiği için değil,
solun iç krizinin bir sonucu olarak doğmuştur ve 12 Mart rejimine solu ezmek
için bir gerekçe sunmuştur.
Yeniden
Oluşum ve Kitleselleşme (1974-1980): Parçalı Büyüme
1974
affı sonrası dönem, solun niceliksel olarak en kitlesel olduğu, ancak aynı
zamanda en parçalı olduğu dönemdir.
1974
Sonrası Solun Özgünlükleri
1. Uluslararası
Komünist Akımların Belirleyiciliği: Solun ana gövdesi, uluslararası
komünist hareketin bölünmelerini yansıtmıştır:
◦ Sovyet
Yanlısı Akım: TKP, ikinci TİP ve TSİP.
◦ Çin
Yanlısı (Maocu) Akım: TİİKP geleneğinden gelen çeşitli gruplar.
◦ Arnavutluk
Yanlısı Akım: 1977'den sonra Halkın Kurtuluşu gibi gruplar.
2. Kürt
Solunun Bağımsızlaşması: 1960'larda TİP içinde siyasallaşan Kürt
aydınları, 1974 sonrasında kendi bağımsız örgütlerini (DDKD, Rızgari, Ala
Rızgari, KUK vb.) kurarak ayrı bir siyasal güç olarak ortaya çıkmıştır.
3. Aydın
Kıtlığı ve Teorik Gerilik: 1960'ların aksine, aydınlar aktif
siyasetten çekilmiş, teorik üretim yerini dar grup içi eğitimlere ve dogmatik
tekrarlara bırakmıştır.
4. Sol
İçi Çatışmalarda Yeni Boyutlar: İdeolojik ayrılıklar, şiddet içeren
fiziksel çatışmalara dönüşmüştür. Gruplar birbirlerini "sosyal
faşist", "Maocu faşist", "ajan" gibi terimlerle
suçlamıştır.
"Örgüt"
ve "Hareket" İkilemi
Bu
dönemde sol, iki temel örgütsel biçimde yapılanmıştır:
• "Örgüt": Tüzüğü,
programı ve net üyelik kriterleri olan, hiyerarşik ve disiplinli yapılar. Bu
modelin en tipik örneği yasadışı TKP'dir.
• "Hareket": Belirgin
bir tüzük ve programdan yoksun, merkez ile çevre arasındaki sınırların belirsiz
olduğu, önder otoritesi ile kendiliğindenciliğin birleştiği gevşek yapılar. Bu
modelin en büyük örnekleri Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu ve Kurtuluş'tur.
Türkiye solunun ana kitlesi bu "hareketler" içinde yer almıştır.
|
Hareket/Parti |
Sosyal
Taban ve Stratejik Odak |
Örgütsel
Evrim |
|
Devrimci
Yol |
Ağırlıklı
olarak üniversite ve taşra gençliği, memurlar. "Direniş Komiteleri"
aracılığıyla yerel düzeyde anti-faşist bir güç olma stratejisi. |
Örgütlenmeye
evrilmedi, 1980'e kadar "hareket" olarak kaldı. |
|
Halkın
Kurtuluşu |
THKO
geleneğinden. Başlangıçta "köylü devrimi" ve "halk
savaşı" stratejisine odaklandı. |
Yavaş
bir evrimle 1978'de TDKP-İÖ'ye, 1980'de ise TDKP'ye dönüştü. |
|
Kurtuluş |
THKP-C
geleneğinden. Teorik netliğe daha fazla önem verdi. |
Yavaş
bir evrimle 1978'de TKKKÖ'yü kurdu. |
|
TKP |
İşçi
partisi modeli. Ağırlıklı olarak büyük şehirlerdeki sanayi işçileri ve
sendikalar içinde örgütlendi. |
1974'teki
"Atılım" hamlesiyle yavaş başladı, 1978'den sonra hızla kitlesel
bir yeraltı örgütüne dönüştü. |
Sosyal
Hareketin Merkezi Gücü Olarak DİSK
1967'de
kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), özellikle 1974
sonrasında işçi sınıfı muhalefetinin merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde üye
sayısı 300 bini aşmıştır. DİSK içindeki siyasal mücadele, sol gruplar
arasındaki rekabetin de ana sahalarından biri olmuştur. 1975-1977 arasında
TKP'nin konfederasyon üzerindeki etkisi belirgin olmuş, ancak 1977'deki 6.
Kongre'den sonra Abdullah Baştürk liderliğindeki CHP'ye yakın kanat yönetimi
ele geçirmiştir.
Sonuç:
12 Eylül 1980: Kaçınılmaz Darbe
Çalışma,
12 Eylül 1980 darbesini "kaçınılmaz" olarak nitelendirir. Darbenin
zaferini sağlayan temel etkenler şunlardır:
1. Ekonomik
Kriz ve Sınıf Mücadelesi: 24 Ocak kararlarıyla dayatılan neo-liberal
modele karşı işçi sınıfının güçlü direnişi, egemen sınıflar için askeri bir
çözümü zorunlu kılmıştır.
2. Uluslararası
Konjonktür: İran Devrimi (1979) ve Sovyetler'in Afganistan'ı işgali
(1980) sonrası dönemde Türkiye'nin Batı için stratejik öneminin artması,
darbeye uluslararası meşruiyet ve destek sağlamıştır.
3. Ordunun
Bütünlüğü: 12 Mart'ın ordu içindeki radikal unsurları tasfiye etmesi
sayesinde, 12 Eylül darbesi tam bir komuta birliği içinde gerçekleştirilmiştir.
4. Solun
ve Sosyal Hareketin Yorgunluğu: Yıllardır süren aşırı sağcı
saldırılar, sol içi çatışmalar ve siyasal bir alternatif yaratılamaması, solun
tabanında ve genel olarak toplumda bir yorgunluk ve moralsizlik yaratmıştır. Bu
durum, darbe karşısında kitlesel bir direnişin ortaya çıkmasını engellemiştir.
Sonuç
olarak, 12 Eylül darbesi, 1960'larda başlayan ve Türkiye tarihinde biricik olan
siyasal işçi hareketi inşa etme sürecini kesin olarak sona erdirmiş ve solu
uzun sürecek bir gerileme dönemine sokmuştur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.