Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

13 Aralık 2025 Cumartesi

Türkiye Solu (1960-1980) | Ergun Aydınoğlu

MAR

Özet

Ergun Aydınoğlu'nun Türkiye Solu (1960-1980) adlı çalışması, bu yirmi yıllık dönemi Türkiye tarihinde çalışanların ve emekçilerin ilk ve son kez kitlesel olarak siyasal özneler haline gelme çabası olarak tanımlamaktadır. Analiz, solun bugünkü parçalı ve etkisiz durumunun kökenlerinin yalnızca 12 Eylül 1980 darbesi gibi dışsal faktörlerde değil, büyük ölçüde hareketin kendi içsel örgütsel, siyasal ve ideolojik evriminde yattığını savunmaktadır.

Çalışmanın ana tezi şu şekilde özetlenebilir:

1. Yükseliş (1960-1968): 27 Mayıs 1960 darbesi, darbecilerin niyetlerinden bağımsız olarak, solun ve sosyal hareketlerin gelişebileceği bir siyasal alanı istemeden açmıştır. Bu dönem, sendikacılar tarafından kurulan ve daha sonra aydınların katılımıyla kitleselleşen Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) yükselişine ve Yön dergisi gibi aydın hareketlerinin ortaya çıkışına tanıklık etmiştir. TİP, bu dönemde siyasal bir işçi hareketi oluşturma potansiyelinin zirvesini temsil etmiştir.

2. Dekompozisyon (Ayrışma) (1968-1972): Solun bütünlüğünün bozulması, 1966-1967 yıllarında eski Türkiye Komünist Partisi (TKP) kadrolarının oluşturduğu Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketinin TİP'e yönelik ideolojik müdahalesiyle başlamıştır. Bu müdahale, solu parlamenter ve parlamento dışı yollar arasında keskin bir ayrıma itmiştir. 1968 Çekoslovakya işgali bu ayrımı derinleştirmiş, TİP içindeki kriz ve MDD'nin genç kuşaklar üzerindeki etkisi, Dev-Genç gibi yeni aktörlerin ve nihayetinde THKO ve THKP-C gibi silahlı mücadele örgütlerinin doğuşuna zemin hazırlamıştır.

3. Yeniden Oluşum ve Parçalanma (1974-1980): 12 Mart 1971 ara rejiminden sonra sol, niceliksel olarak muazzam bir kitleselleşme yaşamıştır. Ancak bu büyüme, aşırı bir örgütsel ve ideolojik parçalanma eşliğinde gerçekleşmiştir. Bu döneme damgasını vuran temel dinamikler; uluslararası akımların (Sovyet, Çin ve Arnavutluk yanlısı) belirleyiciliği, Kürt solunun bağımsız bir güç olarak ortaya çıkışı, teorik gerilik ve sol içi şiddetli çatışmalardır. Bu süreçte, TKP gibi formel "örgütler" ile Devrimci Yol ve Halkın Kurtuluşu gibi yapısal olarak zayıf ama kitlesel "hareketler" arasında temel bir ayrım ortaya çıkmıştır.

4. Sonuç (12 Eylül 1980): Solun içsel parçalanmışlığı, stratejik vizyon eksikliği ve kitlesel yorgunluk, onu 1980'e gelindiğinde ülkedeki siyasal ve ekonomik krize bir çözüm sunamaz hale getirmiştir. Bu durum, uluslararası konjonktürün de desteğiyle, solu ve tüm sosyal muhalefeti ezmeyi hedefleyen 12 Eylül darbesini "kaçınılmaz" kılmış ve darbenin zaferini kolaylaştırmıştır.

Giriş: Türkiye Solunun Mevcut Durumunun Tarihsel Kökenleri

Çalışma, günümüz Türkiye solunun aşırı parçalanmış ve siyasal gündemi etkilemekten uzak yapısını analiz ederek başlar. Bu durumun kökenlerini anlamak için dört temel faktör öne sürülür:

1. 12 Eylül 1980 Darbesi: Solu ve işçi hareketini ezmeyi hedefleyen, baskıcı bir anayasa ve siyasal kültür yaratan yıkıcı bir askeri müdahaledir. Darbe, sonuçları itibarıyla Endonezya (1965) ve Şili (1973) darbeleriyle benzerlikler taşır.

2. Solun Dünya Çapında Gerilemesi: 1980'lerden itibaren sosyalizmin bir gelecek projesi olarak çekiciliğini yitirmesi ve "Sosyalist Dünya"nın çöküşü.

3. Neo-Liberal Ekonomi Politikaları: 1980'ler ve 1990'larda uygulanan özelleştirme, esnekleştirme ve taşeronlaşma gibi politikaların sendikal hareketi ve işçi sınıfını zayıflatması.

4. Solun Kendi İçsel Evrimi (1960-1980): Çalışmanın ana odak noktasını oluşturan bu faktör, solun 1960-1980 arasındaki örgütsel, siyasal ve ideolojik evriminin, bugünkü yapısal açmazlarının temel kaynağını nasıl oluşturduğunu inceler.

Siyasal İşçi Hareketi Kavramı

Analizin merkezinde "siyasal işçi hareketi" kavramı yer alır. Bu kavram, işçi sınıfının sadece sendikal ve ekonomik taleplerle sınırlı kalmayıp, kendi örgütsel-siyasal araçlarıyla (partiler vb.) kitlesel olarak siyasal yaşama bir özne olarak girmesini ifade eder. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Avrupa'sında kitlesel işçi partilerinin kurulması bu olgunun en belirgin örneğidir. Çalışmaya göre, Türkiye tarihinde bu nitelikte bir hareketin oluşma potansiyeli taşıdığı tek dönem 1960-1980 arasıdır.

Yükseliş Dönemi (1960-1968): 27 Mayıs ve Yeni Aktörler

27 Mayıs 1960 Darbesi: Düzeni Amaçlarken Düzensizliği Kışkırtan Süreç

27 Mayıs 1960 darbesi, sıradan bir askeri darbe olmanın ötesinde, Türkiye'nin egemen siyaset tarzında bir kopuşa yol açan tarihsel bir olaydır.

• "Hükümet Darbesi" ve "Ordu Müdahalesi" Ayrımı: Yazar, 27 Mayıs'ı hiyerarşi dışı bir subay grubunun gerçekleştirdiği bir "hükümet darbesi" olarak tanımlarken; 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997'yi ordunun komuta kademesinin bir bütün olarak hareket ettiği "ordu müdahalesi" olarak sınıflandırır.

• İstenmeyen Sonuçlar: Darbeci subaylar, Soğuk Savaş ideolojisiyle hareket eden anti-komünistler olmalarına rağmen, eylemleri ülkenin siyasal-sosyal "Pandora Kutusu"nu açmıştır. Darbe sonrası ortaya çıkan göreceli özgürlük ortamı, o güne dek siyaset dışı bırakılmış emekçilerin ve aydınların siyasete yönelmesini sağlamıştır.

• İki Yeni Siyasal Özne: 27 Mayıs sonrası Türkiye siyasetine iki yeni özne girmiştir: subaylar ve emekçiler. Subayların siyasete müdahale eğilimi 9 Mart 1971'e kadar süren bir dizi başarısız darbe girişimiyle son bulurken, emekçilerin siyasal hareketi 1980'e kadar yükselişini sürdürmüştür.

Yön Dergisi: Aydınların Siyasal Arenaya Girişi

1961-1967 yılları arasında yayınlanan Yön dergisi, bir aydın hareketi olarak ülke gündemini etkilemiş ve sol kadroların siyasal eğitiminde önemli bir rol oynamıştır.

• İdeolojik Çerçeve: Yön, 1930'ların Kadro dergisinin bir devamı olarak görülebilse de, ondan farklı olarak mevcut iktidarı desteklemek yerine muhalif bir konumda yer almıştır. Kemalist devrimi yüceltme ve kapitalizm ile sosyalizm arasında üçüncü bir yol arayışı temel ideolojik unsurlarıdır.

• "Tepeden İnme" Devrimcilik: Yön Bildirisi, devleti ve orduyu temel bir devrimci güç olarak gören "tepeden inmeci" bir anlayışı yansıtır. Bildirinin ilk imzacılarının ezici çoğunluğu memur, akademisyen ve serbest meslek sahibi aydınlardan oluşur. Hikmet Kıvıclımlı bu yapıyı "kapıkulu atmosferi" olarak tanımlar.

• Yeni Sosyal Hareketlerin Habercisi: Yön, "tepeden inmeci" ana çizgisine rağmen, Türkiye'de ilk defa işçi sınıfı, Kürt sorunu ve kadın sorunu gibi konuları gündeme getiren bir platform olmuştur. Bu çeşitliliği sayesinde, kendisiyle birlikte yükselen TİP'in düşünsel evrimine de katkıda bulunmuştur.

Türkiye İşçi Partisi (TİP)

12 Şubat 1961'de 12 sendikacı tarafından kurulan TİP, Türkiye sol tarihinde hem sendikacılar tarafından kurulan yegâne sosyalist parti olması hem de 1965 seçimlerinde parlamentoya girerek meşru bir siyasal aktör haline gelmesiyle özgün bir yere sahiptir.

• Kuruluş ve Evrim: Parti, başlangıçta sendikacıların siyasal bir arayışına cevap olarak kurulmuş, ancak Mehmet Ali Aybar'ın 1962'de genel başkan olması ve solcu aydınların katılımıyla hızla bir kitle partisine dönüşmüştür.

• Program ve Tüzük: 1964 programı, Marksist birikimden ziyade dönemin sol aydınlarının tartıştığı konuları içeren bir talepler bütünü niteliğindedir. Tüzüğündeki ünlü 53. Madde, parti organlarının yarısının "işyeri listeleri"ne kayıtlı üyelerden oluşmasını öngörerek, işçi sınıfının partideki ağırlığını güvence altına almayı amaçlamış ancak pratikte sendika bürokrasisine imtiyaz sağlayan bir mekanizmaya dönüşmüştür.

• 1965 Seçim Başarısı ve "Parlamentarizm" Rüyası: TİP'in 1965 seçimlerinde %3 oy alarak 15 milletvekili çıkarması, parti yönetiminde siyasal mücadelenin merkezine parlamentoyu koyan ve başarıyı sadece seçim sonuçlarıyla ölçen "parlamentarizm" olarak adlandırılan bir stratejinin egemen olmasına yol açmıştır. Bu strateji, partinin toplumsal hareketlerden kopmasına ve ülkenin çalkantılı siyasal geleceğini öngörememesine neden olmuştur.

Kırılma ve Ayrışma (1966-1972): MDD, Dev-Genç ve Dekompozisyon

1966 yılı, siyasal bir işçi sınıfı hareketi oluşturma sürecinde bir yol ayrımını ifade eder. Bu tarihten itibaren sol, parçalanma ve iç çatışma sürecine girmiştir.

Milli Demokratik Devrim (MDD) Hareketi ve TİP Eleştirisi

1965 seçimlerinde TİP'in başarısının ardından, Mihri Belli'nin öncülüğündeki eski TKP'li kadrolar, TİP'e yönelik aktif bir ideolojik müdahale başlatmıştır.

• Teorik Çerçeve: "Aşamalı Devrim": MDD'nin teorik temeli, "aşamalı devrim" anlayışına dayanır. Buna göre, Türkiye gibi geri kalmış ülkelerin öncelikli görevi sosyalist bir devrim değil, "milli burjuvazi" veya bu durumda "asker-sivil aydın zümre" öncülüğünde gerçekleştirilecek bir "Milli Demokratik Devrim"dir. Bu tez, dönemin Mısır, Suriye, Endonezya gibi ülkelerindeki komünist partilerin radikal subay hareketleriyle ittifak politikalarıyla paralellik taşır.

• TİP'in Eleştirisi: MDD'ciler, TİP'i sosyalist devrim sloganını erken öne çıkararak "milli güçleri" (özellikle ordu içindeki radikal unsurları) ürkütmekle, parlamentarizme sapmakla ve sınıf mücadelesini dar bir alana hapsetmekle eleştirmişlerdir.

• Sol Siyasal Kültüre Etkileri: Bu tartışmalar, solun Marksizmle tanışmasında önemli bir rol oynamış ancak aynı zamanda "ajan" suçlamaları, sekterlik ve dogmatizm gibi solun siyasal kültürünü uzun yıllar zehirleyecek olumsuz unsurları da güçlendirmiştir.

1968 Çekoslovakya İşgali ve Ayrışmanın Derinleşmesi

Varşova Paktı ordularının Ağustos 1968'de Çekoslovakya'ya müdahalesi, Türkiye solundaki ayrışmayı geri dönülemez bir noktaya taşımıştır.

• TİP ve Yön'ün Tavrı: TİP yönetimi ve Yön çevresi, müdahaleyi "ulusal bağımsızlık" ilkesinin ihlali olarak görmüş ve şiddetle kınamıştır. Mehmet Ali Aybar, bu olayı "vatanı olan bir sosyalizm" tezini geliştirmek için bir fırsat olarak kullanmış ve uluslararası komünist hareketin klasik enternasyonalizm anlayışını eleştirmiştir.

• MDD'nin Tavrı: MDD hareketi, müdahaleyi "sosyalist kampı emperyalist tehdide karşı savunma" ve "enternasyonalist dayanışma" adına desteklemiştir. Bu tutum, MDD'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin çizgisini ne kadar sadık bir şekilde takip ettiğini göstermiştir.

• TİP İçindeki Bölünme: Müdahale, TİP içinde de büyük bir krize yol açmıştır. Aybar'ın geliştirdiği "Türkiye'ye özgü sosyalizm" tezi, Behice Boran ve Sadun Aren liderliğindeki kanat tarafından partinin Marksist çizgisinden sapma olarak görülmüştür. Bu tartışma, TİP'in partiden bir sekte dönüşüm sürecini başlatmıştır.

Dev-Genç'in Yükselişi ve Gerilla Hareketleri

TİP ve MDD içindeki krizler, gençlik hareketinin özerkleşmesine ve radikalleşmesine yol açmıştır.

• Dev-Genç'in Doğuşu: TİP'li gençlerin Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), MDD'ci gençlerin etkisi altına girerek Ekim 1969'da Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu'na (Dev-Genç) dönüşmüştür. Dev-Genç, 1968-1971 arasında yükselen öğrenci, işçi ve köylü hareketlerine öncülük eden ana güç haline gelmiştir.

• Silahlı Mücadeleye Yöneliş: TİP'in ve ardından MDD'nin çöküşü, Dev-Genç kadrolarını siyasal bir boşluk ve yalnızlık hissine itmiştir. Yükselen sosyal hareketlere öncülük etme göreviyle karşı karşıya kalan ancak bunu taşıyacak olgun bir siyasal örgütten yoksun olan bu kadrolar, bir "ileri kaçış" olarak silahlı mücadeleye yönelmişlerdir.

• THKO ve THKP-C: Bu süreçte, THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) ve THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) gibi örgütler ortaya çıkmıştır. Bu silahlı mücadele deneyi, yasal siyaset olanaklarının tükendiği için değil, solun iç krizinin bir sonucu olarak doğmuştur ve 12 Mart rejimine solu ezmek için bir gerekçe sunmuştur.

Yeniden Oluşum ve Kitleselleşme (1974-1980): Parçalı Büyüme

1974 affı sonrası dönem, solun niceliksel olarak en kitlesel olduğu, ancak aynı zamanda en parçalı olduğu dönemdir.

1974 Sonrası Solun Özgünlükleri

1. Uluslararası Komünist Akımların Belirleyiciliği: Solun ana gövdesi, uluslararası komünist hareketin bölünmelerini yansıtmıştır:

    ◦ Sovyet Yanlısı Akım: TKP, ikinci TİP ve TSİP.

    ◦ Çin Yanlısı (Maocu) Akım: TİİKP geleneğinden gelen çeşitli gruplar.

    ◦ Arnavutluk Yanlısı Akım: 1977'den sonra Halkın Kurtuluşu gibi gruplar.

2. Kürt Solunun Bağımsızlaşması: 1960'larda TİP içinde siyasallaşan Kürt aydınları, 1974 sonrasında kendi bağımsız örgütlerini (DDKD, Rızgari, Ala Rızgari, KUK vb.) kurarak ayrı bir siyasal güç olarak ortaya çıkmıştır.

3. Aydın Kıtlığı ve Teorik Gerilik: 1960'ların aksine, aydınlar aktif siyasetten çekilmiş, teorik üretim yerini dar grup içi eğitimlere ve dogmatik tekrarlara bırakmıştır.

4. Sol İçi Çatışmalarda Yeni Boyutlar: İdeolojik ayrılıklar, şiddet içeren fiziksel çatışmalara dönüşmüştür. Gruplar birbirlerini "sosyal faşist", "Maocu faşist", "ajan" gibi terimlerle suçlamıştır.

"Örgüt" ve "Hareket" İkilemi

Bu dönemde sol, iki temel örgütsel biçimde yapılanmıştır:

• "Örgüt": Tüzüğü, programı ve net üyelik kriterleri olan, hiyerarşik ve disiplinli yapılar. Bu modelin en tipik örneği yasadışı TKP'dir.

• "Hareket": Belirgin bir tüzük ve programdan yoksun, merkez ile çevre arasındaki sınırların belirsiz olduğu, önder otoritesi ile kendiliğindenciliğin birleştiği gevşek yapılar. Bu modelin en büyük örnekleri Devrimci YolHalkın Kurtuluşu ve Kurtuluş'tur. Türkiye solunun ana kitlesi bu "hareketler" içinde yer almıştır.

Hareket/Parti

Sosyal Taban ve Stratejik Odak

Örgütsel Evrim

Devrimci Yol

Ağırlıklı olarak üniversite ve taşra gençliği, memurlar. "Direniş Komiteleri" aracılığıyla yerel düzeyde anti-faşist bir güç olma stratejisi.

Örgütlenmeye evrilmedi, 1980'e kadar "hareket" olarak kaldı.

Halkın Kurtuluşu

THKO geleneğinden. Başlangıçta "köylü devrimi" ve "halk savaşı" stratejisine odaklandı.

Yavaş bir evrimle 1978'de TDKP-İÖ'ye, 1980'de ise TDKP'ye dönüştü.

Kurtuluş

THKP-C geleneğinden. Teorik netliğe daha fazla önem verdi.

Yavaş bir evrimle 1978'de TKKKÖ'yü kurdu.

TKP

İşçi partisi modeli. Ağırlıklı olarak büyük şehirlerdeki sanayi işçileri ve sendikalar içinde örgütlendi.

1974'teki "Atılım" hamlesiyle yavaş başladı, 1978'den sonra hızla kitlesel bir yeraltı örgütüne dönüştü.

Sosyal Hareketin Merkezi Gücü Olarak DİSK

1967'de kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), özellikle 1974 sonrasında işçi sınıfı muhalefetinin merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde üye sayısı 300 bini aşmıştır. DİSK içindeki siyasal mücadele, sol gruplar arasındaki rekabetin de ana sahalarından biri olmuştur. 1975-1977 arasında TKP'nin konfederasyon üzerindeki etkisi belirgin olmuş, ancak 1977'deki 6. Kongre'den sonra Abdullah Baştürk liderliğindeki CHP'ye yakın kanat yönetimi ele geçirmiştir.

Sonuç: 12 Eylül 1980: Kaçınılmaz Darbe

Çalışma, 12 Eylül 1980 darbesini "kaçınılmaz" olarak nitelendirir. Darbenin zaferini sağlayan temel etkenler şunlardır:

1. Ekonomik Kriz ve Sınıf Mücadelesi: 24 Ocak kararlarıyla dayatılan neo-liberal modele karşı işçi sınıfının güçlü direnişi, egemen sınıflar için askeri bir çözümü zorunlu kılmıştır.

2. Uluslararası Konjonktür: İran Devrimi (1979) ve Sovyetler'in Afganistan'ı işgali (1980) sonrası dönemde Türkiye'nin Batı için stratejik öneminin artması, darbeye uluslararası meşruiyet ve destek sağlamıştır.

3. Ordunun Bütünlüğü: 12 Mart'ın ordu içindeki radikal unsurları tasfiye etmesi sayesinde, 12 Eylül darbesi tam bir komuta birliği içinde gerçekleştirilmiştir.

4. Solun ve Sosyal Hareketin Yorgunluğu: Yıllardır süren aşırı sağcı saldırılar, sol içi çatışmalar ve siyasal bir alternatif yaratılamaması, solun tabanında ve genel olarak toplumda bir yorgunluk ve moralsizlik yaratmıştır. Bu durum, darbe karşısında kitlesel bir direnişin ortaya çıkmasını engellemiştir.

Sonuç olarak, 12 Eylül darbesi, 1960'larda başlayan ve Türkiye tarihinde biricik olan siyasal işçi hareketi inşa etme sürecini kesin olarak sona erdirmiş ve solu uzun sürecek bir gerileme dönemine sokmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]