MAR
1.
Giriş: Rubin’in Değer Teorisindeki Metodolojik Devrimi
Isaak Illich Rubin’in
teorik müdahalesi, Marksist literatürde değer teorisini teknik bir fiyat
hesaplama düzleminden kurtarıp, onu bir toplumsal yapı analizi olarak yeniden
inşa eden bir yeniliktir. Rubin, İkinci Enternasyonal'in değer teorisini salt
niceliksel bir "fiyat mekanizması" olarak gören dar ufkunu
parçalayarak, odağı yeniden "toplumsal form" (social form)
sorununa çekmiştir. Rubin’in getirdiği yeni yaklaşımın özü, Marx'ın
diyalektiğini "Toplumsal Üretim İlişkileri --> Değer Şekli --> Değer Büyüklüğü" zinciri üzerinden
yeniden kurmasında yatar. Rubin'e göre Marx'ın değer teorisi özünde bir fiyat
teorisi değil, meta üreticileri arasındaki üretim ilişkilerinin teorisidir.
Değer, para ve sermaye gibi kategoriler, üreticiler arasındaki toplumsal
ilişkilerin nesnelleşmiş ifadeleridir. Bu nedenle değer teorisinin görevi,
fiyatların nasıl oluştuğunu açıklamaktan önce, kapitalist toplumda emeğin neden
belirli toplumsal biçimler altında örgütlendiğini ortaya koymaktır. Rubin,
üretimin mantıksal ve zamansal olarak değişim süreciyle dolaysızca iç içe
geçtiğini; değerin ne sadece üretimde tek başına oluşan ne de sadece piyasada
beliren bir şey olduğunu, aksine "özel üreticiler arasındaki dolaylı
toplumsal bağın değişim aracılığıyla kazandığı toplumsal biçim" olduğunu gösterir.
Rubin, üretim ile değişimin birbirinden kopuk süreçler değil, tek bir toplumsal
ilişkinin farklı uğrakları olduğunu ileri sürer. Değer, üretimde harcanan özel
emeğin toplumsal karakter kazanmasına dayanan bir toplumsal ilişkidir; bu
ilişkinin nesnel geçerliliği ise değişim sürecinde ortaya çıkar. Dolayısıyla
değer, üretim ile dolaşımın diyalektik birliği içerisinde anlaşılmalıdır.
Rubin açısından
değişim, değeri yaratan süreç değil; üretimde harcanan özel emeğin toplumsal
emek olarak geçerlilik kazanmasının zorunlu biçimidir. Değerin toplumsal özü
üretim ilişkilerinde temellenirken, bu öz ancak değişim sürecinde nesnel olarak
doğrulanır ve görünür hale gelir. Dolayısıyla değer, üretim ile dolaşımın
birbirini tamamlayan diyalektik birliğinin ürünüdür.
Bu yaklaşım, değer
teorisinin iki temel direğini sarsılmaz bir bütünlükle birbirine bağlar:
Birincisi, otonom meta üreticileri arasındaki toplumsal üretim ilişkilerinin
varlığını varsayan soyut emeğin maddi bir ifadesi olarak değer şekli
teorisidir; ikincisi ise toplumsal emek dağılımı teorisi ve buna bağlı olarak
emek üretkenliği düzeyine göre belirlenen değer büyüklüğünün soyut emek
miktarına olan bağımlılığıdır. Rubin için bu iki direk, meta üreten kapitalist
ekonomide gerçekleştirilen emek dağılımı sürecinin toplumsal şeklini ifade eden
tek bir diyalektik sürecin farklı yönleridir. Rubin'e göre değer kategorileri,
şeylerin özelliklerini değil, meta üreticileri arasındaki üretim ilişkilerinin
aldığı toplumsal biçimleri ifade eder. Bu nedenle Marx'ın değer teorisinin
temel konusu metaların kendisi değil, metalar aracılığıyla kurulan toplumsal
ilişkilerdir. Bu teorik yapı, bizi kapitalizmin yüzeyindeki fenomenlerin
altındaki gizli toplumsal özü keşfetmeye, yani meta fetişizminin deşifre
edilmesine yöneltir.
2.
Meta Fetişizmi: Toplumsal İlişkilerin Nesneleşmesi
Meta fetişizmi,
kapitalist üretim tarzında nesnelerin sahip olduğu iddia edilen mistik bir güç
değil, doğrudan doğruya toplumsal ilişkilerin ontolojik bir tersyüz edilme
sürecidir. Rubin’e göre, kapitalist ekonomide "insanlar arasındaki
üretimin maddileşmesi" süreci, kaçınılmaz olarak "eşyanın
kişileştirilmesi" sonucunu doğurur. Rubin burada iki yönlü bir mekanizma
tanımlar: Birincisi, insanlar arasındaki toplumsal üretim ilişkilerinin
maddileşmesi (ilişkilerin nesneler arası bağıntı gibi görünmesi); ikincisi
ise maddi şeylerin kişileşmesi (sermaye veya paranın sanki kendine ait
canlı bir iradesi, değer yaratma gücü varmış gibi davranmasıdır). Ayrıca Rubin,
meta fetişizminin basit bir zihinsel "yanlış bilinç" veya ideolojik
illüzyon olmadığını; piyasa faillerinin günlük pratiklerinden zorunlu olarak
türeyen ve nesnel olarak var olan toplumsal bir gerçeklik olduğunu vurgular. Bu
nedenle meta fetişizmi yalnızca insanların bilinçlerindeki bir düşünce hatası
olarak ortadan kaldırılamaz; çünkü yanılsamanın kaynağı bilinç değil,
kapitalist üretim ilişkilerinin nesnel örgütlenişidir. Toplumsal ilişkiler
gerçekten de bireylerin karşısına nesnelerin doğal özellikleriymiş gibi çıkar
ve bu görünüm kapitalist toplumun işleyişinin zorunlu sonucudur.
Vulgar iktisatçılar, bu
nedensellik bağını kavrayamadıkları için meta fetişizminin tutsağı haline
gelirler. Onlar, eşyanın toplumsal niteliklerini (değer, para, sermaye vb.),
sanki bu nesnelerin doğal-teknik nitelikleriyle "doğrudan birbirine geçen"
ve bizzat eşyanın kendisine ait olan nitelikler sanırlar. Bu ontolojik
yanılsama, kapitalist ekonominin ufkunu mutlak ve aşılmaz bir doğallık perdesi
arkasına gizler. Toplumsal ilişkilerin eşyaya dönüşmesi, maddi üretim
ilişkilerinin tarihsel ve toplumsal belirlenmişliklerinden koparılarak bizzat
üretim araçlarının ve ürünlerin fıtratına yerleştirilmesine neden olur. Bu
durum, kapitalist üretim ilişkilerinin tarihsel özgüllüğünü görünmez kılarak,
onu ebedi ve değişmez bir doğa yasası gibi sunar. Oysa Rubin’in gösterdiği
üzere, bu fetişist kabuk ancak toplumsal emeğin niteliksel analizine inilerek
kırılabilir.
3.
Değer Formu Teorisi ve Soyut Emek
Rubin'in yaklaşımında
değer büyüklüğünün incelenmesi, ancak değerin toplumsal biçiminin
çözümlenmesinden sonra mümkündür. Çünkü hangi emeğin değer yaratan emek olduğu
açıklanmadan, bu değerin niceliğinin hangi ölçüte göre belirlendiği de
açıklanamaz. Bu nedenle Marx'ın analizinde değer formu, mantıksal olarak değer
büyüklüğünden önce gelir.
Bununla birlikte
Rubin'e göre soyut emek yalnızca fiilî değişim anında ortaya çıkan bir sonuç
değildir. Meta üretiminin egemen olduğu kapitalist toplumda üretim, en başından
itibaren değişim amacıyla örgütlendiği için soyut emek üretimin toplumsal
karakterini belirleyen tarihsel bir ilişkidir. Değişim ise bu ilişkinin
toplumsal olarak doğrulandığı zorunlu biçimdir. Başka bir ifadeyle, özel emek
ancak değişim aracılığıyla toplumsal olarak doğrulandığında (social validation)
toplumun toplam emeğinin bir parçası haline gelir ve değer yaratan emek
niteliği kazanır.
Rubin’in önceliği,
değerin niceliksel büyüklüğünden önce değerin niteliksel ve toplumsal yönünün
saptanmasıdır. Marx, değeri "belirli bir toplumsal emek şekline bağlı emek
ürününün toplumsal şekli" olarak tanımlarken, aslında emeğin kapitalist toplumda
büründüğü tarihsel formun altını çizmiştir. Burada kilit kavram "soyut
emek"tir. Rubin, soyut emeğin asla insani kas ve sinir harcaması anlamında
"fizyolojik/biyolojik" bir kavram olarak okunamayacağını kesin bir
dille belirtir. Soyut emek, ampirik bir fizyolojik gerçeklik değil; bağımsız ve
özel olarak yürütülen somut emeklerin, piyasadaki eşdeğerlik ve değişim ilişkileri
aracılığıyla toplumsal olarak eşitlenmesi sonucunda "soyutlaştırılan"
tarihsel bir kategoridir. Soyut emek, yalnızca düşüncede yapılan zihinsel bir
soyutlama değildir. Rubin'e göre bu, meta üretiminin günlük işleyişi içerisinde
piyasa tarafından fiilen gerçekleştirilen gerçek (real) bir toplumsal
soyutlamadır. Birbirinden bağımsız somut emekler, değişim ilişkileri
aracılığıyla toplumsal olarak birbirine eşitlenir ve bu eşitlenme süreci
içerisinde soyut emek olarak geçerlilik kazanırlar. Bu süreç, kapitalizmin
temel gerilimlerinde "Özel Emek" ile "Toplumsal Emek"
arasındaki kopuşun, emeğin değer formuna girmesiyle aşılma biçimidir.
Aşağıdaki tablo,
Rubin'in Marx okumasındaki somut ve soyut emek ayrımının tarihsel ve toplumsal
koordinatlarını göstermektedir:
|
Özellik |
Somut Emek |
Soyut Emek |
|
Niteliği |
Maddi üretimin teknik-fiziksel yönüdür. |
Değerin toplumsal şeklini belirleyen
özdür. |
|
İşlevi |
Eşyanın kullanım değerini ve fiziksel
formunu yaratır. |
Üreticiler arası toplumsal ilişkilerin
maddi ifadesidir. |
|
Tarihsel Karakter |
Genel bir doğa yasasıdır; her toplumda
mevcuttur. |
Meta üretimine özgü, tarihsel olarak
belirlenmiş bir formdur. Fizyolojik değil, toplumsal-tarihseldir. |
|
İlişkisel Boyut |
Emeğin nesneye (doğaya) uygulanmasıdır. |
Emeğin toplumsal bir
"eşdeğerlik" kazanmasıdır. Özel emeğin toplumsal emeğe
dönüşümüdür. |
4.
Toplumsal Emek Dağılımı ve Değer Büyüklüğü
Değer teorisi, meta
üretiminin anarşik yapısı içerisinde toplumsal emeğin dağılımını düzenleyen
temel mekanizmadır. Kapitalist bir ekonomide, merkezi bir planlama olmaksızın
emeğin farklı üretim dalları arasında nasıl dağıtılacağı sorunu, değer yasası
aracılığıyla çözülür. Bu noktada emek üretkenliği ile değer büyüklüğü
arasındaki ilişki kritik önemdedir: Değer büyüklüğü, o üretim dalındaki emek
üretkenliği düzeyine bağlı olan soyut emek miktarına doğrudan bağımlıdır.
Bu nedenle değer
büyüklüğünü belirleyen unsur, bireysel üreticinin fiilen harcadığı emek süresi
değil; mevcut üretim koşulları altında ortalama beceri ve yoğunluk düzeyiyle
harcanması toplumsal olarak gerekli kabul edilen emek zamanıdır. Bireysel emek
ancak bu toplumsal ölçüye uyduğu ölçüde değer yaratıcı nitelik kazanır.
Üretkenlik arttıkça aynı kullanım değerini üretmek için gerekli toplumsal emek
zamanı azalır ve buna bağlı olarak metanın değeri de düşer.
Rubin bu noktada değer
yasasının dinamik ve düzenleyici (regülatör) işlevini öne çıkarır.
Piyasadaki fiyatların sürekli olarak değerden sapması (fluctuations),
sistemin bir aksaklığı değil; aksine toplumsal emeği bir sektörden çekip diğer
sektöre yönlendiren yegâne canlı mekanizmadır. Değer büyüklüğündeki niceliksel
değişimler (üretkenlik artışı veya düşüşü), fetişist piyasa mekanizması
üzerinden üreticilere hangi alana ne kadar toplumsal emek tahsis etmeleri
gerektiğini dikte eden dinamik bir denge arayışıdır. Bu süreçte değer, yalnızca
bir muhasebe birimi değil, toplumsal bir düzenleyici rol üstlenir. Emeğin
niteliksel (toplumsal) yönü, yani emeğin değer formuna girmesi, niceliksel
hesaplamaların (fiyat ve miktar dağılımı) zorunlu zeminini oluşturur.
5. Para: Değer Formunun Zorunlu Gelişimi
Rubin açısından para,
değerin sonradan eklenmiş teknik bir değişim aracı değil, değer formunun
zorunlu gelişimidir. Meta üreticileri arasındaki toplumsal ilişkinin genel ve
evrensel ifadesi ancak genel eşdeğer biçimini alan para aracılığıyla
kurulabilir. Bu nedenle para teorisi, değer teorisinin tamamlayıcı bir bölümü
değil, onun mantıksal devamıdır. Değer formunun gelişimi zorunlu olarak para
biçimine ulaştığı için, para kapitalist toplumdaki toplumsal emek ilişkilerinin
en gelişmiş nesnel ifadesidir. Bu nedenle para, metaların dışsal olarak üzerine
eklenen bir araç değil, değer ilişkisinin zorunlu görünüş biçimidir.
6.
Vulgar İktisadın Eleştirisi: Doğal ile Toplumsalın Karıştırılması
Vulgar iktisadın temel
sefaleti, üretim sürecinin toplumsal formunu kavramaktan aciz olması ve sadece
teknik-maddi unsurlara odaklanmasıdır. Rubin, bu yaklaşımın neden olduğu teorik
körlüğü, toplumsal ile doğal olanın birbirine karıştırılması olarak tanımlar.
Rubin, Klasik İktisat (özellikle David Ricardo) ile Vulgar İktisat arasına net
bir çizgi çeker: Ricardo, değerin niceliğini emeğe bağlayarak büyük bir adım
atmış, ancak değerin neden "emek ürünü" olarak değil de bir
"nesnenin toplumsal biçimi" (para/değer şekli) olarak belirmek
zorunda kaldığını sorgulamamıştır. Vulgar iktisatçılar ise Ricardo'nun bu
niteliksel eksikliğini radikalleştirerek, değer ve sermaye gibi toplumsal
biçimleri tamamen ortadan kaldırmış ve bunları nesnelerin fiziksel-teknik
özelliklerine (fayda, nadirlik, üretim aracının fiziksel varlığı)
indirgemişlerdir.
Vulgar iktisadın temel
yanılgıları şu şekilde özetlenebilir:
- Toplumsal Kategorilerin
Ontolojik Doğallaştırılması: Değer, para ve
sermaye gibi tamamen toplumsal ilişkilerin ürünü olan formların, bizzat
nesnelerin (sermaye mallarının, altının vb.) doğal-teknik niteliklerinden
kaynaklandığının varsayılması.
- Tarihsel Belirlenmişliğin
Tasfiyesi: Maddi üretim ilişkilerinin,
kendilerini var eden özgül tarihi ve toplumsal koşullardan koparılarak
mutlaklaştırılması; böylece "üretimin bir unsurunun, belli bir
toplumsal şekille harmanlanmış ve temsil edilmiş" olduğunun
reddedilmesi.
- İlişkisel Olmayan
Şeyleşmiş Bakış: Toplumsal ilişkilerin
eşyaya dönüşmesi (reifikasyon) sürecini, maddi üretim ilişkilerinin
tarihi belirlenişleriyle doğrudan birleştirerek, toplumsal olanı teknik
bir zorunluluk olarak sunmaları.
7.
Sonuç: Değer Teorisinin Toplumsal Düzenleyici Rolü
Isaak Illich Rubin’in
Marx okuması, değer teorisini dar bir fiyat teorisi olmaktan çıkarıp,
kapitalist toplumun anatomisini çıkaran devasa bir sosyolojik ve ekonomik
senteze dönüştürür. Değer, meta üreten bir sistemde toplumsal emeğin dağılımını
ve toplumsal iş bölümünü yöneten zorunlu toplumsal formdur. Bu analiz, ekonomik
gerçekliğin ancak niceliksel verilerin ötesindeki niteliksel ilişkiler
kavrandığında anlaşılabileceğini kanıtlar. Kapitalist üretimin amacı kullanım
değerlerinin üretilmesi değil, değerin ve artı-değerin gerçekleştirilmesidir.
Kullanım değerleri bu süreçte zorunlu olmakla birlikte, sermayenin kendini
genişletme hareketinin taşıyıcılarıdır. Bu nedenle değer teorisi yalnızca
metaların değişimini açıklayan bir teori değil, kapitalist üretim tarzının hareket
yasalarını çözümleyen temel teorik çerçevedir. Meta fetişizminin ve
reifikasyonun (toplumsal ilişkilerin eşyaya dönüşmesi) deşifre edilmesi,
kapitalist üretim tarzının tarihsel sınırlarını ve geçiciliğini kavramak için
elzemdir. Son tahlilde, toplumsal ilişkilerin eşyaya dönüşme sürecinin
kavranması, ekonomik gerçekliği bir "nesneler dünyası" değil,
"insani ilişkiler sistemi" olarak okumanın tek yoludur. Rubin'in
katkısı, Marx'ın değer teorisini yalnızca emek zamanının niceliksel ölçümü
olarak değil, kapitalist toplumun özgül üretim ilişkilerini çözümleyen tarihsel
ve toplumsal bir teori olarak yeniden kurmuş olmasıdır. Ona göre, Marx'ın değer
teorisini emek zamanının niceliksel ölçümüne indirgemek değil, meta üreticileri
arasındaki toplumsal üretim ilişkilerinin tarihsel biçimlerini açıklayan bir
toplumsal form teorisi olarak okumak gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.