MAR
1.
Giriş: İlerleme Kavramı ve Tarihe Bilimsel Yaklaşım
V. Gordon Childe’ın
tarihsel materyalizmle harmanlanmış arkeolojik perspektifinde
"ilerleme", 19. yüzyılın naif ve ticari iyimserliğinden ya da savaş
sonrası dönemlerin mistik kötümserliğinden arındırılmış, nesnel bir ölçüttür.
19. yüzyılın genişleyen pazarlarıyla doğan "ilerleme" inancı, Dünya
Savaşları ve ekonomik krizlerin yarattığı yıkımla sarsılmış; bu durum pek çok
düşünürü "altın çağa" özlem duyan gerici romantizme ya da ilerlemeyi
biyolojik bir yazgı sayan faşist felsefelere itmiştir. Childe ise bu öznelliği
aşmak için Karl Pearson ve Hyman Levy’nin vurguladığı "ölçüm ve
sayma" disiplinini temel alır. Levy’nin de belirttiği gibi, bir sayfadaki
sözcükleri beğenin ya da beğenmeyin, onların sayısının "322" olduğu
gerçeği her türlü dinsel, etik veya toplumsal yanlılıktan bağımsız bir veridir.
Tarihçinin görevi de "İlerledik mi?" gibi ruh haline göre değişen
öznel sorular sormak değil; "İlerleme nedir?" sorusuna, olguların
ardışıklığını ve göreli önemini idrak ederek gayri şahsi bir yanıt aramaktır.
Bu bilimsel tutumda
tarih; jeoloji, paleontoloji ve biyoloji gibi doğa bilimlerinin bir devamı
olarak görülür. Tarihöncesi (prehistorya), insanın biyolojik evriminin bittiği
noktada kültürel ilerlemenin nasıl başladığını göstererek doğa tarihi ile insan
tarihi arasında kopmaz bir bağ kurar. Bu bağlamda ilerleme, bir türün hayatta
kalma ve çoğalma başarısıyla, yani zoolojik bir başarı kriteriyle ölçülür.
Bilimsel ilerlemenin bu nesnel zemini, bizi biyolojik evrim ile kültürel
ilerleme arasındaki köklü ayrımı incelemeye davet eder.
Ancak Childe'ın temel
amacı yalnızca insanlığın ilerlediğini göstermek değildir. Kitabın merkezindeki
soru, insanın biyolojik olarak verilmiş bir varlık olmaktan çıkıp kendi
toplumsal ve kültürel dünyasını nasıl yarattığıdır. "İnsan Kendini Nasıl
Yarattı?" başlığı, insanın çevresine pasif biçimde uyum sağlayan bir canlı
değil; emek, teknik bilgi, iş birliği ve toplumsal örgütlenme yoluyla hem
doğayı hem de kendisini dönüştüren tarihsel bir özne olduğunu vurgular. Bu
nedenle Childe'ın anlattığı tarih, yalnızca olayların sıralanması değil,
insanın kendi kendisini üretme sürecinin tarihidir.
2.
Organik Evrim ve Kültürel İlerleme Arasındaki Farklılıklar
İnsan, çevresine uyum
sağlama sürecinde diğer canlılardan biyolojik değil, kültürel bir sıçramayla
ayrılır. Hayvanlar dünyasında yeni koşullara uyum, "germ
plazması"ndaki (doğrusu genlerdeki/kalıtımsal materyaldeki) değişimlerin
binlerce yıl içinde birikmesiyle gerçekleşen bedensel bir mutasyonken; insan,
bu süreci bedensel değişimlerin yerine "maddi kültür" araçlarını
koyarak ikame etmiştir. İnsanın fiziksel zayıflığı (pençe, kürk veya keskin diş
eksikliği), devasa bir beyin ve Elliot Smith’in vurguladığı üzere
"binoküler görüş" (iki gözle derinlik algısı) ile telafi edilmiştir.
Üç boyutlu (stereoskopik) görme yetisinin dokunma duyusu ve el hareketleriyle
kurduğu hassas sentez, insanın nesneleri derinlemesine kavramasını ve alet
yapımı için gereken ince koordinasyonu sağlamıştır.
Aşağıdaki tablo, bu iki
gelişim süreci arasındaki stratejik farkları özetlemektedir:
|
Özellik |
Biyolojik Evrim (Ör: Mamut) |
Kültürel İlerleme (İnsan) |
|
Uyum Mekanizması |
Bedensel değişim (Kalıtsal kalın
post/kürk) |
Maddi araçlar (Giysi, ateş, konut
inşası) |
|
Kalıtım Yöntemi |
Germ hücreleri (Biyolojik miras) |
Dil ve gelenek (Toplumsal miras) |
|
Değişim Hızı |
Çok yavaş (Binlerce kuşak sürer) |
Çok hızlı (Bilinçli icatlarla kuşaklar
içinde değişir) |
|
Kontrol Edilebilirlik |
Rastlantısal mutasyonlara bağlıdır |
İstemli ve bilinçli bir seçim sürecidir |
Burada dil, sadece bir
iletişim aracı değil, "soyut düşüncenin" ve "toplumsal
mirasın" temel taşıyıcısıdır. Dil sayesinde insan, tehlikeleri bizzat
tecrübe etmeden sonraki kuşaklara aktarabilir ve kolektif bir birikim inşa
edebilir. Ancak bu beşerî başarılar, biyolojik zamanın devasa ölçeği içine
yerleştirilmediği sürece gerçek anlamda kavranamaz.
3.
Zaman Ölçekleri ve Arkeolojik Kayıtların Derinliği
İlerlemenin hızını ve
sürekliliğini anlamak için jeolojik zamanın derinliği ile yazılı tarihin
kısalığı arasındaki muazzam farkı idrak etmek şarttır. İnsanlık tarihinin ezici
bir çoğunluğu, hiçbir yazılı kaydın bulunmadığı Paleolitik dönemde geçmiştir. Arkeoloji,
bu derinliği Mezopotamya’daki "Höyük" oluşumları üzerinden
somutlaştırır. Örneğin Warka’da (Uruk) bulunan 18 metrelik höyük kesiti, kerpiç
konutların yıkılıp yeniden yapılmasıyla yükselen tabakalar halinde tam 5.000
yıllık kesintisiz bir yerleşik yaşam döngüsünü temsil eder. Buzul Çağı'nın
(Pleistosen) ağır ilerleyişi ve Britanya'nın kıtadan kopuşu gibi coğrafi
değişimler, insanın bu uzun vadeli serüveninin dekorunu oluşturur.
Bu perspektifte Taş,
Tunç ve Demir Çağları mutlak zaman dilimleri değil, "ekonomik
aşamalardır." Childe’ın uyardığı gibi, bu çağlar yeryüzünün her yerinde
aynı anda yaşanmaz; örneğin Kaptan Cook Yeni Zelanda'ya ulaştığında Maoriler
hala "Taş Çağı" ekonomisiyle yaşayan, neolitik bir toplumdur. Zamanın
bu geniş ve göreli perspektifi, bizi insanın doğa karşısındaki ilk büyük
mücadelesi olan toplayıcılık aşamasına götürür.
4.
Eski Taş Çağı: Toplayıcılar ve Doğanın Esaretindeki İnsan
Paleolitik dönemde
(Eski Taş Çağı), beşerî ekonomi tamamen doğanın sunduğu hazır kaynaklara
(avcılık ve toplayıcılık) bağımlıydı. Bu dönemde insanın doğa üzerindeki ilk
büyük kimyasal zaferi, ateşin kontrolüdür. Ateş; ısınma ve korunmanın ötesinde,
çiğken sindirilemeyen besinlerin tüketimini sağlayarak insanın biyolojik
kapasitesini artırmış ve karanlığı aydınlatarak "ev" kavramının
zihinsel temellerini atmıştır.
- Musteriyen ve
Neanderthal: Neanderthal insanı, ölü gömme
ritüelleriyle büyüsel bir düşünce yapısı sergiler. Isı ile yaşam
arasındaki ilişkiyi gözlemleyerek mezar yanına ocak kuran bu insanlar,
"yaşam ısısını" geri getirmeyi ummuşlardır. Ancak burada büyü,
bilimsel deneyden ayrılır; çünkü büyü, insanın kendini en çaresiz
hissettiği anda başvurduğu, sorgulanmayan bir "kestirme güç" ve
başarısız bir teknoloji girişimidir.
- Üst Paleolitik Sanat:
Aurignasiyen ve Magdalenyen dönemlerinde mağara derinliklerine çizilen
muazzam hayvan portreleri, Childe tarafından estetik bir kaygıdan ziyade “besin
arzını güvence altına alma” amaçlı bir büyü-ekonomi stratejisi olarak
yorumlanır. Ona göre bizonun resmini çizmek, ona sahip olma gücünü
simgeleyen bir “ekonomik büyü” eylemidir. Bununla birlikte günümüz
arkeolojisinde mağara sanatının anlamı konusunda farklı yorumlar
bulunmakta ve bu açıklama kesin kabul edilmiş tek görüş olarak
değerlendirilmemektedir.
Bu kısıtlı toplayıcılık
ekonomisi, insanın doğayla ilişkisini "üretim" seviyesine çıkaran
köklü bir devrimle sarsılana dek sürecektir.
5.
Neolitik Devrim: Besin Üretimi ve Nüfus Patlaması
Neolitik Devrim,
insanlık tarihindeki ilk büyük ekonomik dönüşümdür. İnsanın pasif bir
toplayıcıdan aktif bir üreticiye dönüşmesi (vahşi bitki ve hayvanların
ehlileştirilmesi), türün biyolojik başarısını kanıtlayan devasa bir nüfus
patlamasını tetiklemiştir. Childe'ın en güçlü kanıtlarından biri olarak sunduğu
üzere; Avrupa'daki Neolitik iskelet sayısı, Paleolitik iskeletlerden 100 kat
daha fazladır; oysa Neolitik dönem, Paleolitik sürenin yalnızca 1/100'ü kadar
kısa sürmüştür.
- Nüfus Eğrisi ve Ekonomi:
Buğday, arpa, sığır ve koyunun ehlileştirilmesi birim alandan alınan
verimi artırmış, çocukları ekonomik bir yükten çıkarıp tarlada yardımcı
bir güce dönüştürmüştür.
- Yerleşik Yaşam:
Çapa tarımı (horticulture) başlangıçta toprağı yorduğu için yarı-göçebe
bir yapı sunsa da, Nil vadisi gibi doğal sulama ve alüvyonlarla yenilenen
bölgeler, kalıcı ve yoğun yerleşimin, dolayısıyla uygarlığın kapısını
açmıştır.
- Çömlekçilik Üzerine Yeni
Bulgular: Uzun süre neolitik yaşamın ayrılmaz
bir parçası sayılan çömlekçiliğin, aslında tüm erken çiftçi
topluluklarında var olmadığı keşfedilmiştir. Mezopotamya'daki Çermo ile
Filistin'deki Eriha'da yapılan kazılar; iyi inşa edilmiş evlerde yaşayan,
tahıl yetiştirip hayvancılık yapan ancak çömlek imal etmeyi bilmeyen
neolitik toplulukların varlığını ortaya koymuştur. Bu "Çömleksiz
Neolitik" evreler, çömlek imalatının normalleştiği katmanların çok
daha altındaki derin tabakalarda gün yüzüne çıkarılmıştır.
6.
Kent Devrimi: Uygarlığın ve Karmaşık Toplumların Doğuşu
- Neolitik Devrim'in yarattığı üretim
fazlası, insanlık tarihindeki ikinci büyük dönüşümün, yani Childe'ın
"Kent Devrimi" olarak adlandırdığı sürecin temelini
oluşturmuştur. Tarımsal üretimin sağladığı artı ürün sayesinde toplumun
tüm üyelerinin doğrudan besin üretmesi zorunlu olmaktan çıkmış; böylece
zanaatkârlar, yöneticiler, askerler, rahipler ve tüccarlar gibi
uzmanlaşmış meslek grupları ortaya çıkmıştır.
- Kentler, yalnızca nüfusun
yoğunlaştığı yerleşimler değil; üretimin, yönetimin ve bilgi birikiminin
merkezleri haline gelmiştir. Artı ürünün depolanması ve dağıtılması
ihtiyacı, kayıt tutma sistemlerini geliştirmiş; bu süreç sonunda yazının
ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Aynı zamanda siyasi otoriteyi ve
iktidarı temsil eden devlet örgütleri güçlenmiş, toplumsal farklılaşmalar
daha belirgin hale gelmiştir.
- Childe'a göre Kent Devrimi, Neolitik
Devrim kadar köklü bir dönüşümdür. Çünkü insan artık yalnızca doğaya
müdahale eden bir üretici değil, aynı zamanda karmaşık ekonomik ve siyasal
kurumlar yaratan bir toplumsal varlık haline gelmiştir. Bu aşama, uygarlık
olarak adlandırılan tarihsel sürecin başlangıcını temsil eder.
7. Teknolojik
Sıçrama ve Kronolojik Düzeltmeler
Neolitik üretimin
evrilerek Kent Devrimi'ne ve metal çağlarına kapı aralaması, teknoloji
tarihindeki radikal değişimlerle mümkün olmuştur. Ancak bu süreçteki bazı
geleneksel kabuller modern arkeoloji tarafından yenilenmiştir. Bu bölümde yer
alan bazı bilgiler, Childe'ın eserinin yayımlanmasından sonra gerçekleştirilen
arkeolojik kazılar ve bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bulgulara
dayanmaktadır. Dolayısıyla aşağıdaki değerlendirmeler, Childe'ın görüşlerini
güncelleyen modern arkeolojik veriler olarak okunmalıdır.
- Kamp Ateşi Teorisinin
Reddi: Metalurjinin keşfine dair uzun süre kabul
gören "açık alandaki kamp ateşine tesadüfen düşen bakır cevherinin
erimesi" teorisi, uzmanlarca artık tamamen reddedilmektedir. Çünkü
açık havada yakılan bir ateş, bakırı eritmek için gereken yüksek ısıyı
kesinlikle sağlayamaz.
- Dikey Fırınların Rolü:
Bakırın eritilmesi için gerekli olan ekstrem sıcaklıklar, ancak İÖ
3500'den önce Yakın Doğu'da çömlek pişirmek amacıyla tasarlanmış dikey
fırınların (kiln) geliştirilmesiyle elde edilebilmiştir. Yani çömlekçilik
teknolojisi, metalurjinin doğuşunu doğrudan beslemiştir.
- Kısa Kronoloji Tercihi:
Mezopotamya uygarlıklarının tarihlendirilmesinde Antik Çağ tarihçileri
artık uzun hesaplamalar yerine "kısa kronolojileri" genel olarak
benimsemektedir. Son keşfedilen idari ve tarihi kayıtlar, ünlü Babil Kralı
Hammurabi'nin tahta çıkış tarihini İÖ yaklaşık 1800 olarak sabitlemiştir.
8.
Sonuç: İnsanın Kendini Yaratma Süreci
V. Gordon Childe’ın
materyalist tarih anlayışı, insanın biyolojik bir mutasyonun kurbanı değil,
kendi emeği, maddi kültürü ve toplumsal mirasıyla kendini inşa eden bir özne
olduğunu kanıtlar. Neolitik Devrim ile başlayan ve ardından gelen "Kent
Devrimi" (Urban Revolution) ile taçlanan süreç, sadece teknik bir ilerleme
değil, düşünsel ve sosyal bir sıçramadır. Uygarlık, insanın doğayı kontrol
altına alma yolunda verdiği kolektif emeğin ürünüdür.
Eserden çıkarılan en
kritik dört sentez şudur:
- Maddi Kültürün Başatlığı:
İnsan, biyolojik evrimini (kalıtsal değişimlerini) dışsal araçlar (alet,
ateş, giysi) geliştirerek ikame etmiş ve çevreye uyumunu bu "maddi
kültür" üzerinden gerçekleştirmiştir.
- Toplumsal Mirasın
Aktarımı: İlerleme, biyolojik hücrelerle
değil; dil, gelenek ve eğitim yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılan birikimsel
bir mirastır.
- İlerlemenin Nesnel
Ölçütü: Gerçek ilerleme, mistik varsayımlarla
değil; bir ekonomik sistemin insan türünün hayatta kalmasını ve
çoğalmasını (nüfus yoğunluğunu) ne ölçüde desteklediğiyle, yani
"sayma ve ölçme" prensibiyle değerlendirilir.
- Kurumsal ve Toplumsal
Karmaşıklığın Doğuşu: Neolitik Devrim'in
yarattığı üretim fazlası, uzmanlaşmış iş bölümü, kentler, devlet
örgütlenmesi ve yazının ortaya çıkmasını mümkün kılmış; böylece insan
toplulukları karmaşık uygarlıklara dönüşmüştür.
Not:
Bu özet, V. Gordon Childe'ın tarihsel materyalist ve ilerlemeci tarih
anlayışını esas almaktadır. Ancak son yıllarda David Graeber ve David Wengrow
gibi araştırmacılar, insanlık tarihinin Childe'ın öngördüğü kadar doğrusal
ilerlemediğini ileri sürmüşlerdir. Özellikle son araştırmaların tarıma geçiş
sürecinin binlerce yıla yayılan karmaşık bir dönüşüm olduğunu göstermesi
nedeniyle, tarımın ortaya çıkışının her durumda devlet, sınıflaşma ve
eşitsizlik doğurmadığını; bu sonuçların zorunlu ve evrensel olmadığını
savunurlar. Ayrıca erken insan topluluklarının farklı siyasal ve ekonomik
örgütlenme biçimlerini uzun süre deneyebildiğini ileri sürerler. Bu nedenle
güncel antropoloji ve arkeoloji literatüründe Childe'ın yaklaşımı, insanlık
tarihini açıklamaya yönelik en etkili teorik çerçevelerden biri olarak
görülmekle birlikte, farklı yorumlar da mevcuttur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.