Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

8 Ocak 2026 Perşembe

Marksist Dünya Tarihi: Neil Faulkner'ın Analizi

MAR

Özet

Neil Faulkner'ın Marksist Dünya Tarihi adlı eseri, insanlık tarihini Neandertallerden neoliberalizme uzanan geniş bir yelpazede, Marksist bir metodoloji ile yeniden yorumlamaktadır. Eserin temel tezi, tarihin üç ana motor tarafından yönlendirildiğidir: teknolojik ilerleme, yönetici sınıflar arası rekabet ve sınıflar arasındaki mücadele. Bu analiz, tarihin önceden belirlenmiş bir sona doğru ilerleyen kaçınılmaz bir süreç olduğu yönündeki “katı determinist” ve teleolojik görüşleri reddeder ve insan eylemliliğinin, özellikle de kitle hareketlerinin, tarihsel dönüşümdeki merkezi rolünü vurgular.

Faulkner'a göre insanlık, avcı-toplayıcı ve ilk çiftçi topluluklarının "ilkel komünizm" döneminden, Tarım Devrimi ile birlikte ortaya çıkan artı-ürünün denetimiyle ilk sömürücü sınıfların doğduğu sınıflı toplumlara geçmiştir. Antik imparatorluklar (Mısır, Roma, Çin, Maurya) askeri üstyapılar olarak tanımlanır ve iç çelişkileri nedeniyle döngüsel bir yükseliş ve çöküş dinamiği sergiler.

Feodalizmin krizi ve 14. yüzyıldaki Kara Ölüm gibi olaylar, Avrupa'da sınıf mücadelesini şiddetlendirerek kapitalizme geçişin yolunu açmıştır. Hollanda, İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimleri gibi burjuva devrimleri, feodal düzeni yıkarak modern kapitalist ulus-devletleri yaratmıştır. Bu devrimler, sıklıkla halk kitlelerinin radikal taleplerini bastıran süreçlerdir.

Sanayi Devrimi, üretici güçlerde devasa bir artış yaratırken, aynı zamanda modern sanayi proletaryasını ve yeni bir sınıf mücadelesi alanını ortaya çıkarmıştır. 19. yüzyıl, sermayenin egemen olduğu, "yukarıdan devrimler" (Almanya ve İtalya'nın birleşmesi, ABD İç Savaşı) ve emperyalist yayılmacılıkla (Hindistan'ın sömürgeleştirilmesi, "Afrika Kapışması") karakterize edilir.

20. yüzyıl, emperyalist rekabetin yol açtığı iki dünya savaşı ve devrimci dalgalarla şekillenen bir "aşırılıklar çağı" olarak analiz edilir. 1917 Rus Devrimi, bir işçi devriminin mümkün olduğunu göstermiş, ancak Almanya, İtalya ve Çin'deki devrimci girişimler yenilgiye uğrayarak faşizmin ve karşı-devrimin yükselişine zemin hazırlamıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönem, "Soğuk Savaş" ve Keynesyen politikalarla desteklenen bir sermaye birikim çağına ("Altın Çağ") tanıklık etmiştir. Ancak bu dönem, 1968-75 arasındaki küresel isyan dalgası ve 1970'lerdeki ekonomik krizle sona ermiş, yerini neoliberalizme bırakmıştır. Eser, 2008 mali çöküşü ve "Teröre Karşı Savaş" gibi güncel krizleri de bu tarihsel bağlama oturtarak, insanlığın geleceğinin "kendinde sınıf" ile "kendisi için sınıf" arasındaki ayrıma ve kitlesel halk hareketlerinin birliğine, demokrasisine ve berraklığına bağlı olduğu sonucuna varır.

1. Tarih Yazımı ve Marksist Metodoloji

Neil Faulkner'ın tarih anlatısı, olayları üç temel dinamiğin etkileşimi olarak gören bir metodolojik çerçeveye dayanmaktadır:

• Teknolojik İlerleme: Üretici güçlerin gelişimi ve toplumun zenginlik yaratma kapasitesi.

• Yönetici Sınıf Rekabeti: Siyasi ve askeri rekabet yoluyla artı-değere el koyma mücadelesi.

• Sınıflar Arası Mücadele: Sömürenler ile sömürülenler arasındaki çatışma.

Bu yaklaşım, tarihin mekanik veya determinist bir okumasına karşı çıkar. Faulkner, Chris Harman gibi bazı Marksist tarihçilerin ekonomik ve teknolojik determinizme eğilim gösterdiğini belirtirken, kendi yaklaşımının tarihin "açık, koşullu ve insan öznesinin şekillendirdiği bir şey" olduğunu savunduğunu ifade eder. Bu bağlamda, siyasi "üstyapının" ekonomik "altyapının" basit bir yansıması olduğu fikrini reddeder; savaşlar ve devrimler gibi "olayların", teknoloji ve ticaret akımları kadar tarihsel sürecin asli unsurları olduğunu ileri sürer.

Tarihin Özneleri Olarak Sınıflar

Analizin merkezinde, Marx'ın "kendinde sınıf" ve "kendisi için sınıf" ayrımı yer alır.

• Kendinde Sınıf: İşçilerin, nesnel ekonomik koşulları itibarıyla bir sınıf oluşturduğu ancak ortak çıkarlarının bilincinde olmadığı, parçalanmış ve edilgen bir durumu ifade eder. Bu durumda sınıf, tarihin kurbanıdır.

• Kendisi İçin Sınıf: İşçilerin ortak sınıf bilincine ulaştığı, örgütlendiği ve dünyayı değiştirmek için kolektif mücadeleye giriştiği durumu tanımlar. Bu durumda sınıf, tarihin öznesi haline gelir. Faulkner'a göre insanlığın geleceği, bu ayrıma ve işçi sınıfının tarihin öznesi olma potansiyelini ne ölçüde gerçekleştireceğine bağlıdır.

2. İnsanlığın Kökenleri ve İlk Sınıflı Toplumlar

Evrim, Teknoloji ve İlkel Komünizm

Tarih öncesi dönem, insangillerin evrimi ve teknolojik gelişimle şekillenmiştir. Australopithecus afarensis gibi erken insansılardan sonra, soğuğa uyum sağlamış Homo neanderthalensis (Neandertal) ve daha gelişmiş alet teknolojisine sahip Homo sapiens (Kro-Magnon) ortaya çıkmıştır. Faulkner, Neandertallerin yok olmasını, Homo sapiens tarafından başlatılan ve mızrak atıcılar, zıpkınlar ve evcilleştirilmiş köpekler gibi yenilikleri içeren bir "kültürel silahlanma yarışı"na bağlar (Neandertallerin yok oluş nedeninin Sapiens’ler tarafından öldürülmeleri olduğu yönündeki iddianın arkeolojik kanıtı yoktur -MAR).

Bu ilk toplumlar, sınıfsal bölünmelerin ve çekirdek ailenin olmadığı, Marx ve Engels'in "ilkel komünistler" olarak adlandırdığı yapılardı. Erken Neolitik döneme ait Linearbandkeramik kültürünün köylerinde ve mezarlarında toplumsal eşitsizliğe dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.

Tarım Devrimi ve Sınıfların Doğuşu

Çiftçiliğe geçiş, "gönülsüzce yaklaşılan bir seçenek" olmasına rağmen, bir kez başladıktan sonra geri dönülemez bir süreçti (artık tarıma geçişin 3 bin yıl süren, geriye dönüşü olan ve her topluluğun yaşamadığı bir dönem olduğunu biliyoruz -MAR). Tarım, avcılık-toplayıcılığa kıyasla çok daha büyük bir nüfusu destekleyebiliyordu. Bu devrim, tarihte ilk kez düzenli bir tarımsal artı-ürün birikimini mümkün kıldı. Bu artığın denetimini eline geçiren uzmanlar (rahipler, savaşçılar, yöneticiler) arasından ilk sömürücü sınıflar ortaya çıktı. Bu süreçle birlikte büyü ve din, kıt kaynakların denetimi için rekabet eden daha güçlü toplumsal gruplar yaratmanın mekanizmaları haline geldi. Friedrich Engels'in "kadınların dünya-tarihsel yenilgisi" olarak adlandırdığı ataerkil düzenin kuruluşu da bu döneme denk gelir; mitolojide ana tanrıçaların yerini Zeus, Jüpiter ve Yehova gibi erkek güç tanrıları almıştır.

3. Antik İmparatorluklar: Döngüsel Yükseliş ve Kriz

Antik uygarlıklar, genellikle vergi ödeyen köylüler ve küçük zanaatkârlar üzerinde yükselen askeri üstyapılar olarak karakterize edilir. Bu imparatorluklar, etkileyici kültürel ve teknolojik başarılara rağmen, esasen muhafazakâr ve döngüsel bir tarihsel rota izlemişlerdir.

Uygarlık/İmparatorluk

Temel Özellikleri ve Akıbeti

İndus Vadisi

Mohenjo-daro ve Harappa gibi şehir merkezleri MÖ 1900 civarında çöktü. Arkeolojik kanıtlar ani ve vahşi bir yıkıma işaret etmektedir.

Çin Hanedanlıkları

MÖ 2. binyıldan MS 1911'e kadar uzun ömürlü hanedanlıkların yükselişi ve çöküşüyle karakterize edilen döngüsel bir tarih. Devlet, aşırı sömürücü olma eğilimindeydi ama aynı zamanda altyapı yatırımları da yapıyordu.

Maurya İmparatorluğu

Sistemli bir sömürü (kölelik, vergiler, kiralar) ve devasa bir askeri yapı (600.000 piyade, 30.000 süvari) üzerine kuruluydu. İç ahengin yokluğu nedeniyle içeriden yıkıldı.

Atina

Demokrasi ve emperyalizmin birleşimi, diğer şehir devletleri için bir tehdit oluşturdu ve Peloponnesos Savaşı'na (MÖ 431-404) yol açtı. Atina'nın yenilgisi, demokrasi tecrübesinin sonunun başlangıcı oldu.

Roma

Hırslı generaller arasındaki iç savaşlar (Marius-Sulla, Sezar-Pompey) ve sürekli emperyalist genişleme ile şekillendi.

Maya, Aztek, İnka

Taş Devri'ne özgü bir ekonomik temel üzerine kurulmuş, abidevi yapılara sahip karmaşık imparatorluklardı. Yönetimleri, tebaadan alınan artığın acımasızca sömürülmesine ve tedhişe dayanıyordu, bu da sık sık isyanlara yol açıyordu.

Bu dönemde ortaya çıkan Budizm ve İslam gibi evrensel dinler, kabile ve sınıf ayrımlarını aşan ahlaki bir çerçeve sunarak ezilen kesimler arasında popülerlik kazanmıştır.

4. Feodalizmden Kapitalizme Geçiş

Kriz, Devrim ve Yeni Bir Dünya

14. yüzyılda Avrupa, feodal harcamaların artması, nüfus baskısı ve 1348'de başlayan Kara Ölüm salgını nedeniyle derin bir krize girdi. Nüfusun üçte birinin hayatını kaybetmesi, beylerin gelirlerini tehdit ederken sınıf mücadelesini şiddetlendirdi. Bu kriz, feodal düzeni sarsarak değişimin kuvvetlerini harekete geçirdi. Rönesans ve Reform Hareketi gibi kültürel ve ideolojik gelişmeler, bu dönüşümün bir parçasıydı.

Burjuva Devrimleri Çağı

Bu dönem, kapitalist üretim tarzının egemenliğini kuran bir dizi devrimle tanımlanır. Bu devrimler, halk kitlelerinin eylemliliği ile mülk sahibi burjuvazinin çekingenliği arasındaki gerilimle şekillenmiştir.

• Hollanda Devrimi (1566-1609): İlk başarılı burjuva devrimlerinden biri olarak kabul edilir.

• İngiliz Devrimi (1640-1660): Kralın mutlakiyetçiliğine karşı Parlamento'nun zaferiyle sonuçlandı. Cromwell ve Yeni Model Ordu gibi figürler öne çıksa da, Eşitleyiciler (Levellers) gibi radikal gruplar devrimin daha ileri gitmesi için mücadele etti.

• Amerikan Devrimi (1775-1783): Hem bir ulusal bağımsızlık savaşı hem de farklı sınıflar arasında ne tür bir cumhuriyet kurulacağına dair bir iç mücadeleydi. Tom Paine'in Sağduyu broşürü gibi radikal fikirler kitleleri harekete geçirdi. Ancak 1788 Anayasası, 1776 Bağımsızlık Bildirgesi'nin radikal ideallerini sulandırarak mülkiyetin egemenliğini kutsadı.

• Fransız Devrimi (1789-1799): En klasik burjuva devrimi olarak görülür. Bastille'in basılması gibi kitle müdahaleleri, devrimi defalarca ileri taşıdı. Jakobenlerin (Robespierre liderliğinde) ve sans-culotte'ların radikalizmi, devrimin en ileri noktasını temsil ederken, Termidor Darbesi ile süreç geriye döndü.

Sanayi Devrimi ve Proletaryanın Doğuşu

18. yüzyılın sonlarında İngiltere'de başlayan Sanayi Devrimi, dünya tarihinde yeni bir dönüm noktası oldu.

• Üretim Artışı: Kömür üretimi 1650'de 500.000 tondan 1800'de 15 milyon tona yükseldi. Manchester gibi şehirler dünyanın ilk sanayi merkezleri haline geldi.

• Yeni Sınıf: Fabrika sistemi, zanaatkârları ve evde çalışan dokumacıları mülksüzleştirerek modern sanayi proletaryasını yarattı. Ludistler gibi makine kırıcılığı eylemleri, bu sürecin sancılı direnişleridir.

• Emek Hareketleri: Proletaryanın fabrikalarda yoğunlaşması, yeni siyasi örgütlenmelerin önünü açtı. 1838-48 arasındaki Çartist hareket, işçi sınıfının ilk büyük kitlesel siyasi hareketiydi ve tüm erkeklere oy hakkı gibi taleplerle milyonları seferber etti.

5. Sermaye, Ulus-Devlet ve Emperyalizm

1848 devrimlerinin yenilgisinin ardından Avrupa, "Sermaye Çağı" olarak adlandırılan bir döneme girdi. Bu dönem, sanayileşmenin yayılması ve modern ulus-devletlerin "yukarıdan devrimler" yoluyla kurulmasıyla karakterize edilir.

• İtalya'nın Birleşmesi (Risorgimento, 1859-1870): Piyemonte Krallığı'nın önderliğinde, Avusturya'ya karşı verilen savaşlar ve Giuseppe Garibaldi'nin güneydeki devrimci seferiyle gerçekleşti.

• Almanya'nın Birleşmesi (1864-1871): Prusya'nın Junker sınıfı ve Şansölye Bismarck liderliğinde, Danimarka, Avusturya ve Fransa'ya karşı kazanılan "kan ve demir" savaşlarıyla sağlandı. Birleşmeyi, 1870-1914 arasında hızlı bir sanayileşme dönemi izledi.

• ABD İç Savaşı (1861-1865): Kuzey'in sanayi kapitalizmi ile Güney'in köleci plantasyon aristokrasisi arasındaki bir çatışmaydı. Lincoln liderliğindeki Kuzey'in zaferi, köleliği kaldırarak ve sanayi kapitalizminin önünü açarak "ikinci bir Amerikan burjuva devrimi" olarak tanımlanır.

Yeni Emperyalizm

19. yüzyılın son çeyreği, sanayi kapitalizminin ihtiyaçları doğrultusunda küresel bir emperyalist yayılma dalgasına tanıklık etti. 1873 mali çöküşü ve ardından gelen durgunluk, büyük güçler arasındaki rekabeti şiddetlendirdi.

• Hindistan'da Britanya Raj'ı: 1857 Ayaklanması'nın bastırılmasının ardından Britanya, Hindistan'ı doğrudan yönetmeye başladı. Bu dönem, tarımın fakirleşmesi, yerli sanayilerin tahrip edilmesi ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan kıtlıklarla ("Geç Victoria dönemi soykırımları") anılır.

• "Afrika Kapışması" (1876-1914): Avrupalı güçler (Britanya, Fransa, Belçika, Almanya vb.), hammadde, pazar ve yatırım alanı arayışıyla tüm Afrika kıtasını sömürgelere böldü.

6. Savaş ve Devrim Çağı (1914-1945)

1914-1945 dönemi, emperyalist rekabetin yol açtığı jeopolitik bir kriz ile sosyalist devrim potansiyelini gündeme getiren toplumsal bir krizin iç içe geçtiği tek bir küresel kriz olarak görülür.

I. Dünya Savaşı ve Devrimci Dalga

• Emperyalist Savaş: Savaş, karşıt emperyalist bloklar arasındaki bir çatışmaydı. Sanayileşmiş topyekûn savaş, siperlerde eşi görülmemiş bir yıkıma yol açtı (10 milyon ölü).

• Rus Devrimi (1917): Savaşın yarattığı yıkım ve sefalet, devrimin fitilini ateşledi.

    ◦ Şubat Devrimi: Petrograd'da kadın dokuma işçilerinin başlattığı bir halk ayaklanması Çarlığı devirdi ve "ikili iktidar" (Geçici Hükümet ve Sovyetler) dönemini başlattı.

    ◦ Ekim Devrimi: Bolşevikler, Sovyetlerdeki kitle desteğine dayanarak iktidarı ele geçirdi. Bu bir "darbe" değil, kitle desteğine dayanan bir ayaklanmaydı.

• Başarısız Devrimler (1918-1923):

    ◦ Almanya: Devrim, Sosyal Demokrat (SPD) liderliğinin ordu ve aşırı sağcı Freikorps ile iş birliği yapması sonucu kanlı bir şekilde bastırıldı. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht katledildi.

    ◦ İtalya: "İki Kızıl Yıl" (1919-1920) boyunca süren fabrika işgalleri, devrimci bir liderliğin yokluğunda başarısız oldu ve bu boşluğu Mussolini'nin faşistleri doldurdu.

    ◦ Çin: Birinci Çin Devrimi (1925-1927), Kuomintang lideri Çan Kayşek'in Şanghay'daki işçi hareketini katletmesiyle sona erdi.

Büyük Bunalım, Faşizm ve II. Dünya Savaşı

1929 Wall Street Çöküşü, küresel bir ekonomik felakete yol açtı. Dünya ticareti üçte birine düştü ve işsizlik 40 milyona fırladı. Bu kriz, siyaseti aşırı derecede kutuplaştırdı. Solun başarısız olduğu yerlerde faşizm, bir karşı-devrimci kitle hareketi olarak yükseldi. Faşizmin tarihsel işlevi, "işçi sınıfını ezmek, onun örgütlerini yok etmek ve siyasi özgürlükleri boğmaktı".

II. Dünya Savaşı, ilkinden daha da yıkıcı (60 milyon ölü) bir başka emperyalist çatışmaydı. Savaşın kaderi, Alman ordusunun gücünün büyük kısmını yok eden Doğu Cephesi'nde belirlendi. Savaş, Avrupa'da kitlesel direniş hareketlerini (Yugoslavya'daki partizanlar gibi) ortaya çıkardı ve ABD'nin Hiroşima'ya atom bombası atmasıyla sona erdi. Bu, Soğuk Savaş'ın başlangıcını simgeliyordu.

7. Soğuk Savaş ve Neoliberalizm

Savaş Sonrası "Altın Çağ" ve Sınırları

1945-1973 arası dönem, Batı kapitalizmi için bir refah ve büyüme dönemi oldu. Bu "Altın Çağ"ın ardındaki dinamikler şunlardı:

• Devlet Kapitalizmi: Devletin ekonomiye yoğun müdahalesi.

• Sürekli Silahlanma Ekonomisi: Yüksek askeri harcamaların talebi canlandırması.

• Devrim Korkusu: Quentin Hogg'un 1943'te belirttiği gibi, yönetici sınıflar "halka sosyal reform vermezlerse, onların sosyal devrim vereceği" korkusuyla refah devleti politikalarını benimsediler.

Küresel Çalkantılar ve Kriz

"Altın Çağ", bir dizi devrimci mücadele ve toplumsal isyanla sarsıldı:

• Çin Devrimi (1949): Mao Zedong liderliğindeki ÇKP, bir köylü gerilla savaşıyla iktidara geldi. Bu bir işçi devrimi değildi. "Büyük İleri Atılım" gibi politikalar felaketle sonuçlandı.

• Sömürgecilik Karşıtı Savaşlar: Vietnam, Cezayir ve Küba gibi ülkelerde ulusal kurtuluş mücadeleleri yaşandı. Che Guevara'nın gerilla savaşı teorisi bu dönemde ortaya çıktı.

• 1968-1975 Küresel İsyanı: Fransa'daki öğrenci ve işçi isyanları (Mayıs '68), İtalya'daki "Sıcak Sonbahar", Portekiz'deki "Karanfil Devrimi" ve ABD'deki Vietnam Savaşı karşıtı hareket gibi olaylarla sistem temellerinden sarsıldı. Ancak bu isyan dalgası, hiçbir yerde başarılı bir devrimle sonuçlanmadı.

Neoliberal Dönem ve Yeni Krizler

1970'lerdeki ekonomik kriz (Uzun Durgunluk), savaş sonrası dönemin sonunu getirdi. Yönetici sınıflar, çözümü neoliberal politikalarda buldular: özelleştirme, deregülasyon, sendikaların gücünü kırma ve sosyal harcamalarda kesinti. Bu dönem, Doğu Bloku'ndaki sosyalizmin 1989'da çöküşüne tanıklık etti.

21. yüzyılın başı, ABD'nin "Teröre Karşı Savaş" adı altında yürüttüğü yeni emperyalist müdahaleler ve 2008'de patlak veren küresel mali krizle şekillendi. Alan Greenspan gibi neoliberalizmin mimarları bile sistemin "kusurlarını" itiraf etmek zorunda kaldı.

8. Sonuç: Geleceği Oluşturmak

Faulkner, tarihin sonuna gelinmediğini ve kapitalizmin krizlerinin yeni mücadeleler ve devrimci potansiyeller yarattığını savunur. Tarihin üç motoru (teknoloji, rekabet, sınıf mücadelesi) işlemeye devam etmektedir. Devrimler, öngörülemez, bulaşıcı ve güçlü değişim mekanizmalarıdır.

Bir kitle hareketinin başarılı olması ve radikal bir değişim yaratabilmesi için üç temel görevi yerine getirmesi gerekir:

1. Birlik: Mümkün olan en geniş toplumsal güçlerin mücadeleye çekilmesi.

2. Demokrasi: Kitlelerin iradesini doğrudan ifade edebilecekleri örgütlenme biçimlerinin yaratılması.

3. Berraklık: Hareketi yönlendirmek, desteğini artırmak ve hedeflerine ulaşmak için amaç ve gidilecek yön konusunda netlik.

Son tahlilde, insanlığın karşı karşıya olduğu seçimin sosyalizm ile barbarlık arasında olduğu vurgulanır. Geleceği şekillendirecek olan, tarihin nesnesi değil öznesi olmayı seçen kitlelerin kolektif eylemidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]