MAR
Özet
Neil
Faulkner'ın Marksist Dünya Tarihi adlı eseri, insanlık tarihini
Neandertallerden neoliberalizme uzanan geniş bir yelpazede, Marksist bir
metodoloji ile yeniden yorumlamaktadır. Eserin temel tezi, tarihin üç ana motor
tarafından yönlendirildiğidir: teknolojik ilerleme, yönetici sınıflar arası
rekabet ve sınıflar arasındaki mücadele. Bu analiz, tarihin önceden belirlenmiş
bir sona doğru ilerleyen kaçınılmaz bir süreç olduğu yönündeki “katı determinist”
ve teleolojik görüşleri reddeder ve insan eylemliliğinin, özellikle de kitle
hareketlerinin, tarihsel dönüşümdeki merkezi rolünü vurgular.
Faulkner'a
göre insanlık, avcı-toplayıcı ve ilk çiftçi topluluklarının "ilkel
komünizm" döneminden, Tarım Devrimi ile birlikte ortaya çıkan artı-ürünün
denetimiyle ilk sömürücü sınıfların doğduğu sınıflı toplumlara geçmiştir. Antik
imparatorluklar (Mısır, Roma, Çin, Maurya) askeri üstyapılar olarak tanımlanır
ve iç çelişkileri nedeniyle döngüsel bir yükseliş ve çöküş dinamiği sergiler.
Feodalizmin
krizi ve 14. yüzyıldaki Kara Ölüm gibi olaylar, Avrupa'da sınıf mücadelesini
şiddetlendirerek kapitalizme geçişin yolunu açmıştır. Hollanda, İngiliz,
Amerikan ve Fransız devrimleri gibi burjuva devrimleri, feodal düzeni yıkarak
modern kapitalist ulus-devletleri yaratmıştır. Bu devrimler, sıklıkla halk
kitlelerinin radikal taleplerini bastıran süreçlerdir.
Sanayi
Devrimi, üretici güçlerde devasa bir artış yaratırken, aynı zamanda modern
sanayi proletaryasını ve yeni bir sınıf mücadelesi alanını ortaya çıkarmıştır.
19. yüzyıl, sermayenin egemen olduğu, "yukarıdan devrimler" (Almanya
ve İtalya'nın birleşmesi, ABD İç Savaşı) ve emperyalist yayılmacılıkla
(Hindistan'ın sömürgeleştirilmesi, "Afrika Kapışması") karakterize
edilir.
20. yüzyıl,
emperyalist rekabetin yol açtığı iki dünya savaşı ve devrimci dalgalarla
şekillenen bir "aşırılıklar çağı" olarak analiz edilir. 1917 Rus
Devrimi, bir işçi devriminin mümkün olduğunu göstermiş, ancak Almanya, İtalya
ve Çin'deki devrimci girişimler yenilgiye uğrayarak faşizmin ve karşı-devrimin
yükselişine zemin hazırlamıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönem, "Soğuk
Savaş" ve Keynesyen politikalarla desteklenen bir sermaye birikim çağına
("Altın Çağ") tanıklık etmiştir. Ancak bu dönem, 1968-75 arasındaki
küresel isyan dalgası ve 1970'lerdeki ekonomik krizle sona ermiş, yerini
neoliberalizme bırakmıştır. Eser, 2008 mali çöküşü ve "Teröre Karşı
Savaş" gibi güncel krizleri de bu tarihsel bağlama oturtarak, insanlığın
geleceğinin "kendinde sınıf" ile "kendisi için sınıf"
arasındaki ayrıma ve kitlesel halk hareketlerinin birliğine, demokrasisine ve
berraklığına bağlı olduğu sonucuna varır.
1.
Tarih Yazımı ve Marksist Metodoloji
Neil
Faulkner'ın tarih anlatısı, olayları üç temel dinamiğin etkileşimi olarak gören
bir metodolojik çerçeveye dayanmaktadır:
• Teknolojik
İlerleme: Üretici güçlerin gelişimi ve toplumun zenginlik yaratma
kapasitesi.
• Yönetici
Sınıf Rekabeti: Siyasi ve askeri rekabet yoluyla artı-değere el koyma
mücadelesi.
• Sınıflar
Arası Mücadele: Sömürenler ile sömürülenler arasındaki çatışma.
Bu
yaklaşım, tarihin mekanik veya determinist bir okumasına karşı çıkar. Faulkner,
Chris Harman gibi bazı Marksist tarihçilerin ekonomik ve teknolojik
determinizme eğilim gösterdiğini belirtirken, kendi yaklaşımının tarihin
"açık, koşullu ve insan öznesinin şekillendirdiği bir şey" olduğunu
savunduğunu ifade eder. Bu bağlamda, siyasi "üstyapının" ekonomik
"altyapının" basit bir yansıması olduğu fikrini reddeder; savaşlar ve
devrimler gibi "olayların", teknoloji ve ticaret akımları kadar
tarihsel sürecin asli unsurları olduğunu ileri sürer.
Tarihin
Özneleri Olarak Sınıflar
Analizin
merkezinde, Marx'ın "kendinde sınıf" ve "kendisi için
sınıf" ayrımı yer alır.
• Kendinde
Sınıf: İşçilerin, nesnel ekonomik koşulları itibarıyla bir sınıf
oluşturduğu ancak ortak çıkarlarının bilincinde olmadığı, parçalanmış ve
edilgen bir durumu ifade eder. Bu durumda sınıf, tarihin kurbanıdır.
• Kendisi
İçin Sınıf: İşçilerin ortak sınıf bilincine ulaştığı, örgütlendiği ve
dünyayı değiştirmek için kolektif mücadeleye giriştiği durumu tanımlar. Bu
durumda sınıf, tarihin öznesi haline gelir. Faulkner'a göre insanlığın
geleceği, bu ayrıma ve işçi sınıfının tarihin öznesi olma potansiyelini ne
ölçüde gerçekleştireceğine bağlıdır.
2.
İnsanlığın Kökenleri ve İlk Sınıflı Toplumlar
Evrim,
Teknoloji ve İlkel Komünizm
Tarih
öncesi dönem, insangillerin evrimi ve teknolojik gelişimle
şekillenmiştir. Australopithecus afarensis gibi erken
insansılardan sonra, soğuğa uyum sağlamış Homo neanderthalensis (Neandertal)
ve daha gelişmiş alet teknolojisine sahip Homo sapiens (Kro-Magnon)
ortaya çıkmıştır. Faulkner, Neandertallerin yok olmasını, Homo sapiens tarafından
başlatılan ve mızrak atıcılar, zıpkınlar ve evcilleştirilmiş köpekler gibi
yenilikleri içeren bir "kültürel silahlanma yarışı"na bağlar (Neandertallerin
yok oluş nedeninin Sapiens’ler tarafından öldürülmeleri olduğu yönündeki
iddianın arkeolojik kanıtı yoktur -MAR).
Bu
ilk toplumlar, sınıfsal bölünmelerin ve çekirdek ailenin olmadığı, Marx ve
Engels'in "ilkel komünistler" olarak adlandırdığı yapılardı. Erken
Neolitik döneme ait Linearbandkeramik kültürünün köylerinde ve
mezarlarında toplumsal eşitsizliğe dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.
Tarım
Devrimi ve Sınıfların Doğuşu
Çiftçiliğe
geçiş, "gönülsüzce yaklaşılan bir seçenek" olmasına rağmen, bir kez
başladıktan sonra geri dönülemez bir süreçti (artık tarıma geçişin 3 bin yıl
süren, geriye dönüşü olan ve her topluluğun yaşamadığı bir dönem olduğunu
biliyoruz -MAR). Tarım, avcılık-toplayıcılığa kıyasla çok daha büyük bir
nüfusu destekleyebiliyordu. Bu devrim, tarihte ilk kez düzenli bir tarımsal
artı-ürün birikimini mümkün kıldı. Bu artığın denetimini eline geçiren uzmanlar
(rahipler, savaşçılar, yöneticiler) arasından ilk sömürücü sınıflar ortaya
çıktı. Bu süreçle birlikte büyü ve din, kıt kaynakların denetimi için rekabet
eden daha güçlü toplumsal gruplar yaratmanın mekanizmaları haline geldi.
Friedrich Engels'in "kadınların dünya-tarihsel yenilgisi" olarak
adlandırdığı ataerkil düzenin kuruluşu da bu döneme denk gelir; mitolojide ana
tanrıçaların yerini Zeus, Jüpiter ve Yehova gibi erkek güç tanrıları almıştır.
3.
Antik İmparatorluklar: Döngüsel Yükseliş ve Kriz
Antik
uygarlıklar, genellikle vergi ödeyen köylüler ve küçük zanaatkârlar üzerinde
yükselen askeri üstyapılar olarak karakterize edilir. Bu imparatorluklar,
etkileyici kültürel ve teknolojik başarılara rağmen, esasen muhafazakâr ve
döngüsel bir tarihsel rota izlemişlerdir.
|
Uygarlık/İmparatorluk |
Temel
Özellikleri ve Akıbeti |
|
İndus
Vadisi |
Mohenjo-daro
ve Harappa gibi şehir merkezleri MÖ 1900 civarında çöktü. Arkeolojik kanıtlar
ani ve vahşi bir yıkıma işaret etmektedir. |
|
Çin
Hanedanlıkları |
MÖ
2. binyıldan MS 1911'e kadar uzun ömürlü hanedanlıkların yükselişi ve
çöküşüyle karakterize edilen döngüsel bir tarih. Devlet, aşırı sömürücü olma
eğilimindeydi ama aynı zamanda altyapı yatırımları da yapıyordu. |
|
Maurya
İmparatorluğu |
Sistemli
bir sömürü (kölelik, vergiler, kiralar) ve devasa bir askeri yapı (600.000
piyade, 30.000 süvari) üzerine kuruluydu. İç ahengin yokluğu nedeniyle
içeriden yıkıldı. |
|
Atina |
Demokrasi
ve emperyalizmin birleşimi, diğer şehir devletleri için bir tehdit oluşturdu
ve Peloponnesos Savaşı'na (MÖ 431-404) yol açtı. Atina'nın yenilgisi,
demokrasi tecrübesinin sonunun başlangıcı oldu. |
|
Roma |
Hırslı
generaller arasındaki iç savaşlar (Marius-Sulla, Sezar-Pompey) ve sürekli
emperyalist genişleme ile şekillendi. |
|
Maya,
Aztek, İnka |
Taş
Devri'ne özgü bir ekonomik temel üzerine kurulmuş, abidevi yapılara sahip
karmaşık imparatorluklardı. Yönetimleri, tebaadan alınan artığın acımasızca
sömürülmesine ve tedhişe dayanıyordu, bu da sık sık isyanlara yol açıyordu. |
Bu
dönemde ortaya çıkan Budizm ve İslam gibi evrensel dinler, kabile ve sınıf
ayrımlarını aşan ahlaki bir çerçeve sunarak ezilen kesimler arasında popülerlik
kazanmıştır.
4.
Feodalizmden Kapitalizme Geçiş
Kriz,
Devrim ve Yeni Bir Dünya
14. yüzyılda
Avrupa, feodal harcamaların artması, nüfus baskısı ve 1348'de başlayan Kara
Ölüm salgını nedeniyle derin bir krize girdi. Nüfusun üçte birinin hayatını
kaybetmesi, beylerin gelirlerini tehdit ederken sınıf mücadelesini
şiddetlendirdi. Bu kriz, feodal düzeni sarsarak değişimin kuvvetlerini harekete
geçirdi. Rönesans ve Reform Hareketi gibi kültürel ve ideolojik gelişmeler, bu
dönüşümün bir parçasıydı.
Burjuva
Devrimleri Çağı
Bu
dönem, kapitalist üretim tarzının egemenliğini kuran bir dizi devrimle
tanımlanır. Bu devrimler, halk kitlelerinin eylemliliği ile mülk sahibi
burjuvazinin çekingenliği arasındaki gerilimle şekillenmiştir.
• Hollanda
Devrimi (1566-1609): İlk başarılı burjuva devrimlerinden biri olarak
kabul edilir.
• İngiliz
Devrimi (1640-1660): Kralın mutlakiyetçiliğine karşı Parlamento'nun
zaferiyle sonuçlandı. Cromwell ve Yeni Model Ordu gibi figürler öne çıksa da,
Eşitleyiciler (Levellers) gibi radikal gruplar devrimin daha ileri gitmesi için
mücadele etti.
• Amerikan
Devrimi (1775-1783): Hem bir ulusal bağımsızlık savaşı hem de farklı
sınıflar arasında ne tür bir cumhuriyet kurulacağına dair bir iç mücadeleydi.
Tom Paine'in Sağduyu broşürü gibi radikal fikirler kitleleri
harekete geçirdi. Ancak 1788 Anayasası, 1776 Bağımsızlık Bildirgesi'nin radikal
ideallerini sulandırarak mülkiyetin egemenliğini kutsadı.
• Fransız
Devrimi (1789-1799): En klasik burjuva devrimi olarak görülür.
Bastille'in basılması gibi kitle müdahaleleri, devrimi defalarca ileri taşıdı.
Jakobenlerin (Robespierre liderliğinde) ve sans-culotte'ların
radikalizmi, devrimin en ileri noktasını temsil ederken, Termidor Darbesi ile
süreç geriye döndü.
Sanayi
Devrimi ve Proletaryanın Doğuşu
18. yüzyılın
sonlarında İngiltere'de başlayan Sanayi Devrimi, dünya tarihinde yeni bir dönüm
noktası oldu.
• Üretim
Artışı: Kömür üretimi 1650'de 500.000 tondan 1800'de 15 milyon tona
yükseldi. Manchester gibi şehirler dünyanın ilk sanayi merkezleri haline geldi.
• Yeni
Sınıf: Fabrika sistemi, zanaatkârları ve evde çalışan dokumacıları
mülksüzleştirerek modern sanayi proletaryasını yarattı. Ludistler gibi makine
kırıcılığı eylemleri, bu sürecin sancılı direnişleridir.
• Emek
Hareketleri: Proletaryanın fabrikalarda yoğunlaşması, yeni siyasi
örgütlenmelerin önünü açtı. 1838-48 arasındaki Çartist hareket, işçi sınıfının
ilk büyük kitlesel siyasi hareketiydi ve tüm erkeklere oy hakkı gibi taleplerle
milyonları seferber etti.
5.
Sermaye, Ulus-Devlet ve Emperyalizm
1848
devrimlerinin yenilgisinin ardından Avrupa, "Sermaye Çağı" olarak
adlandırılan bir döneme girdi. Bu dönem, sanayileşmenin yayılması ve modern
ulus-devletlerin "yukarıdan devrimler" yoluyla kurulmasıyla
karakterize edilir.
• İtalya'nın
Birleşmesi (Risorgimento, 1859-1870): Piyemonte Krallığı'nın
önderliğinde, Avusturya'ya karşı verilen savaşlar ve Giuseppe Garibaldi'nin
güneydeki devrimci seferiyle gerçekleşti.
• Almanya'nın
Birleşmesi (1864-1871): Prusya'nın Junker sınıfı ve
Şansölye Bismarck liderliğinde, Danimarka, Avusturya ve Fransa'ya karşı
kazanılan "kan ve demir" savaşlarıyla sağlandı. Birleşmeyi, 1870-1914
arasında hızlı bir sanayileşme dönemi izledi.
• ABD
İç Savaşı (1861-1865): Kuzey'in sanayi kapitalizmi ile Güney'in köleci
plantasyon aristokrasisi arasındaki bir çatışmaydı. Lincoln liderliğindeki
Kuzey'in zaferi, köleliği kaldırarak ve sanayi kapitalizminin önünü açarak
"ikinci bir Amerikan burjuva devrimi" olarak tanımlanır.
Yeni
Emperyalizm
19. yüzyılın
son çeyreği, sanayi kapitalizminin ihtiyaçları doğrultusunda küresel bir
emperyalist yayılma dalgasına tanıklık etti. 1873 mali çöküşü ve ardından gelen
durgunluk, büyük güçler arasındaki rekabeti şiddetlendirdi.
• Hindistan'da
Britanya Raj'ı: 1857 Ayaklanması'nın bastırılmasının ardından
Britanya, Hindistan'ı doğrudan yönetmeye başladı. Bu dönem, tarımın
fakirleşmesi, yerli sanayilerin tahrip edilmesi ve milyonlarca insanın ölümüne
neden olan kıtlıklarla ("Geç Victoria dönemi soykırımları") anılır.
• "Afrika
Kapışması" (1876-1914): Avrupalı güçler (Britanya, Fransa,
Belçika, Almanya vb.), hammadde, pazar ve yatırım alanı arayışıyla tüm Afrika
kıtasını sömürgelere böldü.
6.
Savaş ve Devrim Çağı (1914-1945)
1914-1945
dönemi, emperyalist rekabetin yol açtığı jeopolitik bir kriz ile sosyalist
devrim potansiyelini gündeme getiren toplumsal bir krizin iç içe geçtiği tek
bir küresel kriz olarak görülür.
I.
Dünya Savaşı ve Devrimci Dalga
• Emperyalist
Savaş: Savaş, karşıt emperyalist bloklar arasındaki bir çatışmaydı.
Sanayileşmiş topyekûn savaş, siperlerde eşi görülmemiş bir yıkıma yol açtı (10
milyon ölü).
• Rus
Devrimi (1917): Savaşın yarattığı yıkım ve sefalet, devrimin fitilini
ateşledi.
◦ Şubat
Devrimi: Petrograd'da kadın dokuma işçilerinin başlattığı bir halk
ayaklanması Çarlığı devirdi ve "ikili iktidar" (Geçici Hükümet ve
Sovyetler) dönemini başlattı.
◦ Ekim
Devrimi: Bolşevikler, Sovyetlerdeki kitle desteğine dayanarak iktidarı
ele geçirdi. Bu bir "darbe" değil, kitle desteğine dayanan bir
ayaklanmaydı.
• Başarısız
Devrimler (1918-1923):
◦ Almanya: Devrim,
Sosyal Demokrat (SPD) liderliğinin ordu ve aşırı sağcı Freikorps ile
iş birliği yapması sonucu kanlı bir şekilde bastırıldı. Rosa Luxemburg ve Karl
Liebknecht katledildi.
◦ İtalya: "İki
Kızıl Yıl" (1919-1920) boyunca süren fabrika işgalleri, devrimci bir
liderliğin yokluğunda başarısız oldu ve bu boşluğu Mussolini'nin faşistleri
doldurdu.
◦ Çin: Birinci
Çin Devrimi (1925-1927), Kuomintang lideri Çan Kayşek'in Şanghay'daki işçi
hareketini katletmesiyle sona erdi.
Büyük
Bunalım, Faşizm ve II. Dünya Savaşı
1929
Wall Street Çöküşü, küresel bir ekonomik felakete yol açtı. Dünya ticareti üçte
birine düştü ve işsizlik 40 milyona fırladı. Bu kriz, siyaseti aşırı derecede
kutuplaştırdı. Solun başarısız olduğu yerlerde faşizm, bir karşı-devrimci kitle
hareketi olarak yükseldi. Faşizmin tarihsel işlevi, "işçi sınıfını ezmek,
onun örgütlerini yok etmek ve siyasi özgürlükleri boğmaktı".
II.
Dünya Savaşı, ilkinden daha da yıkıcı (60 milyon ölü) bir başka emperyalist
çatışmaydı. Savaşın kaderi, Alman ordusunun gücünün büyük kısmını yok eden Doğu
Cephesi'nde belirlendi. Savaş, Avrupa'da kitlesel direniş hareketlerini
(Yugoslavya'daki partizanlar gibi) ortaya çıkardı ve ABD'nin Hiroşima'ya atom
bombası atmasıyla sona erdi. Bu, Soğuk Savaş'ın başlangıcını simgeliyordu.
7.
Soğuk Savaş ve Neoliberalizm
Savaş
Sonrası "Altın Çağ" ve Sınırları
1945-1973
arası dönem, Batı kapitalizmi için bir refah ve büyüme dönemi oldu. Bu
"Altın Çağ"ın ardındaki dinamikler şunlardı:
• Devlet
Kapitalizmi: Devletin ekonomiye yoğun müdahalesi.
• Sürekli
Silahlanma Ekonomisi: Yüksek askeri harcamaların talebi canlandırması.
• Devrim
Korkusu: Quentin Hogg'un 1943'te belirttiği gibi, yönetici sınıflar
"halka sosyal reform vermezlerse, onların sosyal devrim vereceği"
korkusuyla refah devleti politikalarını benimsediler.
Küresel
Çalkantılar ve Kriz
"Altın
Çağ", bir dizi devrimci mücadele ve toplumsal isyanla sarsıldı:
• Çin
Devrimi (1949): Mao Zedong liderliğindeki ÇKP, bir köylü gerilla
savaşıyla iktidara geldi. Bu bir işçi devrimi değildi. "Büyük İleri
Atılım" gibi politikalar felaketle sonuçlandı.
• Sömürgecilik
Karşıtı Savaşlar: Vietnam, Cezayir ve Küba gibi ülkelerde ulusal
kurtuluş mücadeleleri yaşandı. Che Guevara'nın gerilla savaşı teorisi bu
dönemde ortaya çıktı.
• 1968-1975
Küresel İsyanı: Fransa'daki öğrenci ve işçi isyanları (Mayıs '68),
İtalya'daki "Sıcak Sonbahar", Portekiz'deki "Karanfil
Devrimi" ve ABD'deki Vietnam Savaşı karşıtı hareket gibi olaylarla sistem
temellerinden sarsıldı. Ancak bu isyan dalgası, hiçbir yerde başarılı bir
devrimle sonuçlanmadı.
Neoliberal
Dönem ve Yeni Krizler
1970'lerdeki
ekonomik kriz (Uzun Durgunluk), savaş sonrası dönemin sonunu getirdi. Yönetici
sınıflar, çözümü neoliberal politikalarda buldular: özelleştirme, deregülasyon,
sendikaların gücünü kırma ve sosyal harcamalarda kesinti. Bu dönem, Doğu
Bloku'ndaki sosyalizmin 1989'da çöküşüne tanıklık etti.
21. yüzyılın
başı, ABD'nin "Teröre Karşı Savaş" adı altında yürüttüğü yeni
emperyalist müdahaleler ve 2008'de patlak veren küresel mali krizle şekillendi.
Alan Greenspan gibi neoliberalizmin mimarları bile sistemin
"kusurlarını" itiraf etmek zorunda kaldı.
8.
Sonuç: Geleceği Oluşturmak
Faulkner,
tarihin sonuna gelinmediğini ve kapitalizmin krizlerinin yeni mücadeleler ve
devrimci potansiyeller yarattığını savunur. Tarihin üç motoru (teknoloji,
rekabet, sınıf mücadelesi) işlemeye devam etmektedir. Devrimler, öngörülemez,
bulaşıcı ve güçlü değişim mekanizmalarıdır.
Bir
kitle hareketinin başarılı olması ve radikal bir değişim yaratabilmesi için üç
temel görevi yerine getirmesi gerekir:
1. Birlik: Mümkün
olan en geniş toplumsal güçlerin mücadeleye çekilmesi.
2. Demokrasi: Kitlelerin
iradesini doğrudan ifade edebilecekleri örgütlenme biçimlerinin yaratılması.
3. Berraklık: Hareketi
yönlendirmek, desteğini artırmak ve hedeflerine ulaşmak için amaç ve gidilecek
yön konusunda netlik.
Son
tahlilde, insanlığın karşı karşıya olduğu seçimin sosyalizm ile barbarlık
arasında olduğu vurgulanır. Geleceği şekillendirecek olan, tarihin nesnesi
değil öznesi olmayı seçen kitlelerin kolektif eylemidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.