Mahmut Boyuneğmez
Google, Meta ve TikTok gibi platformlar ile Yemeksepeti,
Uber ve küresel freelance ağları gibi işgücü odaklı yapıları, kapitalist üretim
ve dolaşım süreçleri arasındaki ayrımı temel alarak analiz etmek istiyoruz.
Temel tezimiz çift katmanlı bir mimariye dayanmaktadır: İlk
olarak, reklam ve dikkat odaklı sosyal medya platformları, doğrudan içsel
"artık-değer" üreten mekanizmalar olmaktan ziyade, toplumsal
müşterekleri "çitleyerek" (enclosure) küresel artık-değer
pastasından pay alan "dijital rantiye" yapılarıdır. İkinci olarak,
işgücü odaklı platformlar ise geleneksel fabrikanın fiziki duvarlarını eriterek
canlı emek-gücünü doğrudan sömüren yeni nesil "algoritmik dağınık
fabrikalar" olarak üretim sürecinin kalbine oturmaktadır. Platform
kapitalizmi “tek bir model” oluşturmaz, aynı sermaye birikim rejimi içinde
farklılaşan iki ayrı mantığın eşzamanlı işleyişidir.
Temel iddiamız, sosyal medya platformlarının tümüyle
artık-değer üretiminden yoksun olduğu değil, baskın birikim mantıklarının
doğrudan artık-değer üretiminden çok, toplumsal dikkat ve verinin mülkiyetine
dayanarak küresel artık-değer havuzundan rant çekme ve değer transferi
gerçekleştirmesi olduğudur. Platform bünyesinde çalışan yazılımcılar, veri
bilimcileri ve diğer ücretli emekçiler üzerinden kuşkusuz belirli ölçülerde
değer üretimi gerçekleşmektedir. Ancak Meta, Google veya TikTok gibi
platformların olağanüstü sermaye birikimini açıklayan temel unsur, üretim
sürecindeki bu sınırlı rol değil; dijital müştereklerin çitlenmesi yoluyla elde
edilen tekelci rant kapasitesidir.
Endüstri 4.0’ın getirdiği yapay zekâ, nesnelerin interneti
ve algoritmik yönetim altyapısı, mevcut kapitalist mülkiyet ilişkileri altında bu
iki platform modelinin toplamında denetimi mutlaklaştıran, sömürü oranını
artıran ve "bilişsel gasp" üreten modern birer enformatik (bilişimsel)
prangaya dönüşmüştür. Ancak bu teknolojik altyapının işleyişi iki modelde
farklılaşır: Sosyal medya platformlarında kitlelerin bedelsiz veri hammaddesi
sağlama ve kuşatılma düzeyi artarken; işgücü odaklı platformlarda ise
algoritmik denetim eliyle canlı emeğin artık-değer sömürü oranı (s/v) maksimize
edilmektedir. Söz konusu teknolojik sıçramanın bağrında taşıdığı sömürü ve rant
otomasyonu ile insanlığı özgürleştirecek potansiyel "boş zaman" ve
"dijital müşterekler" (commons) arasındaki tarihsel karşıtlığı
Marksist iktisadi süzgeçten geçirerek somutlaştırmayı amaçlıyoruz.
Platform kapitalizmi tekil bir form olarak ele
alınmamalıdır. Platformları aynı sermaye birikim rejimi altında çalışan iki
farklı biçim olarak ayrıştırmayı önermekteyiz: (i) Dikkat, veri ve erişim
üzerinde tekel kurarak sanayi sermayesinden değer transferi gerçekleştiren
“rantiye-dolaşım platformları” ve (ii) canlı emek sürecini algoritmik olarak
organize ederek doğrudan artık-değer üretimine katılan “üretim-tabanlı platform
ağları”. Bu ayrım, platform kapitalizminin hem dolaşım hem üretim alanında
eşzamanlı olarak farklı sömürü biçimleri üretmesini görünür kılmaktadır.
I. Giriş: Dijital Müştereklerin
Çitlenmesi, Algoritmik Tahakküm ve Rant Kavramı
Google ve Meta gibi yapılar, geleneksel sanayi
sermayesinden farklı olarak, toplumsal etkileşimin gerçekleştiği dijital
alanları mülkiyet altına almıştır. Bu süreç, Marx’ın Kapital’de (1867) tarif
ettiği "ilkel birikim" ve "toprakların çitlenmesi"
(enclosure) olgusunun dijital alana uyarlanmasıdır.
Platformlar, kullanıcıları bir ücret ilişkisine sokmazlar;
ancak onların etkileşimlerini veri ve dikkat olarak mülkleştirirler. Bu durum,
sömürünün biçim değiştirdiğini, fabrikadaki bedensel emek sömürüsünden, günlük
yaşamın ve iletişimin sermaye tarafından "gasp edildiği" bir rantiye
dinamiğine geçildiğini gösterir. Platformların temel işlevi yalnızca veri
toplamak değil, toplumsal etkileşimi ekonomik olarak “erişilebilir bir kaynak”
formuna dönüştürmektir.
II. Platformun Fiyatı ve
Sermayeleştirilmiş Rant
“Rant” kavramı homojen bir kategori olarak değil, üç farklı
mekanizma üzerinden ele alınmalıdır: (i) Ağ etkileri ve tekel gücünden doğan
klasik platform rantı, (ii) dijital alanlara erişimin kontrolünden kaynaklanan
realizasyon (geçiş/erişim) rantı ve (iii) algoritmik tahmin ve veri işleme
kapasitesinden türeyen öngörü-temelli rant. Bu ayrım, platform kapitalizminin
gelir yapısındaki farklılaşmayı analitik olarak görünür kılmaktadır. Bu rant
biçimleri, klasik kapitalist kâr kategorisinden farklı olarak, üretim sürecine
doğrudan katılmayan ancak onun sonuçlarını yöneten ara bir birikim alanına
işaret eder.
Dijital platformların 2025 Aralık itibarıyla ulaştığı
trilyon dolarlık “piyasa değerleri”, eş deyişle fiyatları, sanayi
sermayesindeki gibi "geçmiş emek" maliyetini değil, "gelecekteki
kâr beklentilerini" yansıtır. Bu nedenle sosyal medya platformlarının
değerlenmesini analiz ederken, bunları klasik sanayi işletmeleriyle
özdeşleştirmek yanıltıcıdır. Sosyal medya platformlarının baskın birikim
mantığı, doğrudan artık-değer üretiminden çok, toplumsal dikkat ve verinin
mülkiyetine dayanarak küresel artık-değer havuzundan rant çekme ve değer
transferi gerçekleştirmektir.
- Sermayeleştirilmiş
Rant:
Platformun “piyasa değeri” yani fiyatı, Marx’ın tarif ettiği sermaye
döngüsünde (P-M-P') dolaşım aşamasının kontrolünden gelir. Platform, bir
"toplumsal realizasyon aygıtı" (değerin paraya dönüşmesini
sağlayan araç) olarak işlev gördüğü için bir fiyata sahiptir.
- Veri
ve Algoritmik Tekel:
“Piyasa değeri/fiyatı”, verinin ham hâlinden değil, TikTok veya Instagram
algoritmaları aracılığıyla bu verinin "satın alma davranışını
öngörme" gücüne dönüştürülmesinden gelir.
Dijital platformlar hakkında en büyük yanılsama, Google
veya Meta gibi devlerin “piyasa değerlerinin”, sanayi fabrikalarındaki gibi bir
"içsel artık-değer üretimi" sonucu oluştuğunu sanmaktır. Marksist bir
analizle bu durumu şu şekilde netleştirmeliyiz:
1. Değer Değil, Sermayeleştirilmiş Rant
Beklentisi (Hayali Sermaye):
Platformların trilyon dolarlık “piyasa değerleri”, klasik anlamda harcanan emek
zamanıyla oluşan bir "değer" değildir. Bu, Marx’ın tarif ettiği
hayali sermayedir (fictitious capital). Platformun piyasa değeri/fiyatı,
aslında platformun sanayi sermayesinden gelecekte koparacağı "rant
paylarının" bugünkü piyasa koşullarında fiyatlanmasıdır. Yani platformun fiyatı,
salt kendi değerini yansıtmaz, başkalarının ürettiği değerden ne kadar pay
alabileceğine (rant toplama kapasitesine) göre oluşur.
Platformların sermaye birikiminde belirleyici olan baskın
mantık, rant, realizasyon ve değer transferi mekanizmalarına dayansa da, Google
ve Meta gibi devlerin trilyon dolarlık piyasa değerlerini (Alphabet yaklaşık
4,4 trilyon $, Meta yaklaşık 1,5 trilyon $ civarında) yalnızca hayali sermaye
ve gelecekteki rant beklentisiyle açıklamak eksik kalır. Bu şirketler devasa
veri merkezleri, altyapı yatırımları, mühendislik emeği ve özellikle
Alphabet’te Google Cloud gibi doğrudan üretken hizmetler üzerinden de önemli
ölçüde değer üretmektedir. Yazılım geliştiricilerin, veri bilimcilerin ve YZ
araştırmacıların ücretli emeği, platformun teknik sabit sermayesinin oluşumunda
kritik rol oynamaktadır. Dolayısıyla bu yapılar klasik sanayi sermayesi ile
dijital rantiye arasında hibrit bir konumdadır; baskın birikim mantığı rant
olsa da, üretken emek ve teknolojik altyapı unsurları da birikim sürecine
önemli katkı sunmaktadır.
2. Meta Satışı mı, Erişim Hakkı mı? Platform, reklamverene
(sanayici kapitaliste) fiziksel bir meta satmaz. Platformun yaptığı şey,
mülkiyetinde tuttuğu ve kullanıcı etkileşimiyle sürekli genişleyen
"dijital meydana" erişim hakkını satmaktır.
- Dijital
Rant:
Sanayici kapitalist, ürettiği metaları (ayakkabı, otomobil vb.) realize
edebilmek (satabilmek) için platformun çitlediği bu alana girmek
zorundadır. Ödediği "reklam ücreti", aslında bir dijital rantiye
ödemesidir.
- Artık-Değer
Transferi:
Burada platform, bir "meta üreticisi" değil, sanayide üretilmiş
olan toplam artı-değerin bir kısmına el koyan bir aracı/rantiyedir.
3. Kullanıcının Rolü: Değer Üreticisi
mi, Rant Besleyicisi mi?
Kullanıcıların doğrudan artık-değer üreten üretken emekçiler olarak
değerlendirilmemesi kritik bir öneme sahiptir:
- Kullanıcı
bir ücret karşılığı çalışmadığı için sömürülen "üretken işçi"
konumunda değildir.
- Ancak
kullanıcı, etkileşimiyle platformun sabit sermayesini (algoritmasını) daha
verimli kılar. Kullanıcının varlığı, platformun "reklam isabet
oranını" artırır.
- Bu
durum, platformun sanayici kapitalistle pazarlık masasına oturduğunda
elini güçlendirir. Yani kullanıcı değer üretmez; platformun sanayi
sermayesinden değer transfer etme (rant toplama) gücünü üretir. Kullanıcı
etkinliği, doğrudan artık-değer üreten üretken emek olarak değil;
platformun rant toplama ve değer transferi kapasitesini artıran bir unsur
olarak değerlendirilmelidir.
Özetle platformlar, toplumsal yaşamın en mahrem alanlarını
mülkiyet altına alarak, buraları sanayi sermayesinin ürünlerini satmak için
kullandığı birer "geçiş ücreti noktasına" (tollgate) dönüştürmüştür.
Platform, üretim sürecinin değil, realizasyon (paraya dönüşme) ve dolaşım
sürecinin yeni hakimidir. Platform, üretim araçlarını doğrudan sahiplenmekten
ziyade, toplumsal etkileşim alanlarını mülkleştirerek hem veri üretimini hem de
ekonomik realizasyonu kontrol eden hibrit bir sermaye formu olarak işlev görmektedir.
Bu saptama, platform bünyesinde yürütülen yazılım geliştirme, veri işleme veya
yapay zekâ faaliyetlerinin üretken emek boyutunu reddetmez. Buradaki iddiamız,
söz konusu platformların sermaye birikiminde belirleyici olan baskın mantığın
üretimden çok dolaşım, realizasyon ve tekelci rant mekanizmalarına
dayanmasıdır.
Platformların doğrudan artık-değer üretimine sınırlı
biçimde katılmasına rağmen küresel kâr havuzundan sistematik pay alabilmesi,
üretim ve dolaşım süreçlerinin sermaye açısından giderek daha fazla iç içe
geçmesinden kaynaklanmaktadır. Sanayi sermayesi, ürünlerini realize edebilmek
için giderek daha fazla platformların kontrol ettiği dijital dolaşım alanlarına
bağımlı hale gelmekte; bu bağımlılık, platformlara yapısal bir “geçiş kapısı”
gücü kazandırmaktadır. Platformların ana karakteri üretim merkezleri olmaları değil,
üretimin toplumsal realizasyon koşullarını kontrol eden stratejik düğüm
noktaları olmalarıdır.
III. Metcalfe Yasası ve Ağ Etkileri: Fiyatın
Üstel Artışı
Platformların tekel eğilimi, ağ etkilerinin bir sonucu
olarak ortaya çıkmaktadır. Bu eğilim sıklıkla Metcalfe Yasası ile açıklanır;
söz konusu yaklaşıma göre iletişim ağlarının toplumsal ve ekonomik önemi,
kullanıcı sayısındaki artışla birlikte doğrusal olmayan biçimde büyüme eğilimi
gösterir. Her ne kadar bu yasa katı bir iktisadi yasa olarak kabul edilemese
de, dijital platformların neden yoğunlaşma ve tekelleşme eğilimi taşıdığını
açıklamak bakımından yararlı bir analitik çerçeve sunmaktadır.
Marksist bir okumayla, her yeni kullanıcı ağın toplumsal
kullanım değerini artırırken, sermaye bu kolektif gücü reklamverenlere
satılabilir bir erişim fırsatına ve tahmin kapasitesine dönüştürür. Kullanıcılar
doğrudan değişim değeri üreten “üretken emekçiler” olarak değil, platformun
artık-değer transferi yapabilme kapasitesini artıran bir unsur olarak
değerlendirilmelidir. Örneğin, Meta'nın aile uygulamaları (Facebook, Instagram
ve WhatsApp) 2025'te yaklaşık 3,98 milyar aylık aktif kullanıcıya ulaşmıştır;
bu ölçek platformun reklam piyasasındaki pazarlık gücünü olağanüstü ölçüde
artırmaktadır.
Marksist açıdan belirleyici olan nokta, bu büyümenin
doğrudan emek-zaman tarafından belirlenen bir değer artışı değil, platformun
küresel artık-değer havuzundan rant çekme kapasitesindeki genişleme olmasıdır.
Kullanıcı sayısındaki artış, platformun reklamverenler karşısındaki tekelci
konumunu güçlendirirken, buna bağlı olarak piyasa tarafından biçilen fiyatını
ve sermayeleştirilmiş rant beklentilerini de yükseltmektedir.
IV. Kullanıcı Sömürülüyor mu? "Dijital
Emek" ve Platform İşgücü Tartışması
Kullanıcının "sömürülüp sömürülmediği" sorusu,
sömürünün tanımına göre iki ana eksende tartışılmaktadır. Ancak bu tartışmayı
yürütürken, sosyal medyadaki ücretsiz kullanıcı etkinliği ile işgücü
platformlarındaki (Uber, Yemeksepeti vb.) ücretli/komisyonlu canlı emek süreci
birbirine karıştırılmamalıdır. Sosyal medyada sömürü dolaylı bir
realizasyon/rant ilişkisiyken, işgücü platformlarında doğrudan bir artı-değer
gaspıdır.
“Emek” kavramı, etkinlik yoğunluğu veya zaman harcaması
üzerinden olduğu gibi, üretim sürecine doğrudan değer üretimi olarak eklemlenme
derecesi üzerinden de tanımlanabilir. Bu nedenle kullanıcı etkinliği ya da
“emeği”, doğrudan artık-değer üreten emek kategorisine değil; daha ziyade değer
üretim süreçleri üzerinde dolaylı etkide bulunan “metalaştırılacak etkileşim”
alanına yerleştirilebilir. Bu tartışmada belirleyici olan, “emek” kavramının
teknik tanımından çok, sermaye döngüsünde hangi aşamada değer üretimi ya da
değer transferi gerçekleştiğinin doğru ayrıştırılmasıdır.
A. Christian Fuchs ve "Sınırsız
Sömürü" Tezi
Fuchs, kullanıcıların platformda geçirdiği her anın bir
"emek süreci" olduğunu savunur. Kullanıcı bir ücret almadığı için,
sömürü oranı (s/v) teorik olarak sonsuzdur. Ona göre, boş zaman ile iş zamanı
arasındaki sınır yıkılmıştır ve kullanıcılar "dijital proletarya"nın
parçasıdır.
B. Ursula Huws ve
"Realizasyon" Eleştirisi
Görüşüne katıldığımız Huws’a göre ise, kullanıcılar
sömürülmektedir, ancak bu üretken bir sömürü değildir.
• Kullanım Değeri Tüketimi: Kullanıcı, platformun
sunduğu hizmeti tüketir.
• Artık-Değer Transferi: Reklamveren şirket,
ayakkabı fabrikasındaki işçiden elde ettiği artık-değerin bir kısmını, malını
satabilmek (realize etmek) için platforma "transfer" eder.
• Sömürünün Mahiyeti: Kullanıcı, platformda değer
yaratmaz; ancak kullanıcının varlığı, platformun sanayi sermayesinden pay
koparmasını sağlar. Bu anlamda kullanıcı, sömürünün "kaynağı" değil,
sömürülmüş olan değerin el değiştirme aracıdır. Kullanıcı platformda
"değer" üretmeyip platformun "sabit sermayesinin"
(algoritmalar ve veritabanları) etkinliğini artırır. Yani kullanıcı, platformun
rantiye gücünü besleyen bedava bir "hammadde sağlayıcısı" gibidir. Elbette
veri işleyen mühendislerin ve algoritma yöneticilerinin (“veri işçilerinin”) "üretken
emeği" üzerinden değer yaratıldığı ve bunların sömürüldüğü de
unutulmamalıdır.
V.
Karşılaştırmalı Analiz: Fabrika, Rantiye Platform ve İşgücü Platformu
|
Özellik |
Endüstriyel Sermaye (Fabrika) |
Dijital Platform Sermayesi
(Meta/Google/TikTok) |
Platform Kapitalizminin İşgücü Ağları
(Uber/Yemeksepeti/Freelance) |
|
Emek Biçimi |
Ücretli Emek (Değişim Değeri Üretir) |
Kullanıcı Etkinliği (Kullanım Değeri
Tüketir / Bedelsiz Hammadde Sağlar) |
Güvencesiz / Esnek Canlı Emek (Doğrudan
Artık-Değer Üretir) |
|
Değer Kaynağı |
Doğrudan Fiziksel/ Zihinsel Artık-Değer
Üretimi |
Diğer Sektörlerden (Sanayi
Sermayesinden) Artık-Değer Transferi |
Doğrudan Hizmet ve Emek Süreci
Üzerinden Artık-Değer Üretimi |
|
Sermayenin Rolü |
Üretken Sermaye |
Ticari / Dolaşım Sermayesi (Dijital
Rantiye / Çitleme) |
Yeni Nesil Üretken Sermaye (Algoritmik Dağınık
Fabrika Altyapısı) |
|
Kâr Mekanizması |
Doğrudan Emek-Gücü Sömürüsü |
Veri Metalaştırması, Tahmin Paketleri
ve Reklam Rantı |
Performans Baskısı, Komisyon
Kesintileri ve Hak Gaspı |
|
Yapay Zekâ (YZ) ve Algoritma |
Üretim Araçlarında Sabit Sermaye (Emek
Yoğunluğunu Artırır) |
Veri Toplama, Dürtme (Nudging)
ve Sömürü Otomasyonu |
Algoritmik Yönetim (Dijital Ustabaşı /
Canlı Kronometre) |
|
Hukuki Statü |
Klasik İş Sözleşmesi (Yasal Haklar,
Mesai, Sendika) |
Ücret İlişkisi Yok (Kullanıcı
Sözleşmesi / Tüketici Sosyalliği) |
"Girişimci / Esnaf-Kurye /
Freelancer" İllüzyonu (Tam Güvencesizlik) |
|
Zaman / Mekân Sınırı |
Belirli İş Günü ve Fabrika Duvarları |
Ev, Sokak ve Boş Zaman (7/24 Kuşatma ve
Bilişsel Gasp) |
Mobil Uygulamalarla 7/24
Erişilebilirlik (İş Gününün İmhası) |
VI. Platform Kapitalizminin İşgücü
Ağları ve Algoritmik Dağınık Fabrikalar
Google ve Meta gibi "dolaşım ve realizasyon"
odaklı rantiye platformların aksine, platform kapitalizminin işgücü odaklı
ağları doğrudan üretim ve hizmet sunum sürecinin kalbine oturur. Yemeksepeti,
Trendyol Go, Uber gibi kurye/taşımacılık platformları ile Upwork, Fiverr gibi
freelance emek platformları; Jira ve Slack gibi emek sürecinin algoritmik
koordinasyonunu sağlayan dijital iş altyapıları, sermayenin değer döngüsünde
doğrudan doğruya üretken sermaye rolünü üstlenir. Elbette bu platformların tam
olarak üretken sermaye mi, yoksa yeni bir aracılık/rant biçimi mi oluşturduğu
tartışmalıdır. Ancak canlı emek sürecini doğrudan örgütlemeleri nedeniyle
üretim alanına daha yakın bir konumda değerlendirilmeleri mümkündür.
Geleneksel fabrikanın fiziki duvarlarını eriten bu yapılar,
dünyanın dört bir yanındaki dağınık işgücünü algoritmik ve görünmez üretim
hatlarıyla tek bir sermaye merkezine bağlayan yeni dönemin dağınık
fabrikalarıdır. Bu ağlar üzerinden yürütülen sömürü ve tahakküm mekanizmaları
şu radikal çeşitlemeleri içerir:
- Hukuki
Güvencesizleştirme ve "Girişimci Birey" İllüzyonu: Kitleler, bu platformlar aracılığıyla
"kendi işinin patronu", "girişimci esnaf-kurye" veya
"bağımsız serbest çalışan" (freelancer) olarak kodlanır.
Böylece sermaye; kıdem tazminatı, sigorta, ücretli izin, mesai ve sendikal
örgütlenme gibi işçi sınıfının en temel tarihsel ve yasal haklarını ödeme
yükümlülüğünden sıyrılır. Bütün üretim riski ve maliyeti (motosiklet,
bilgisayar, yakıt, internet) işçinin sırtına yüklenirken, üretilen
artı-değer doğrudan platform sahibinin elinde toplanır.
- Algoritmik
Yönetim ve Göreli Artı-Değerin Mutlaklaştırılması: Doğrudan emek sürecine
müdahale eden yapay zekâ destekli algoritmalar, geleneksel fabrikadaki
fiziki ustabaşının yerini almıştır. İşçinin rotası, hızı, nanosaniyeler
düzeyindeki performansı ve müşteri puanlamaları görünmez bir kronometreyle
kesintisiz denetlenir. Emeğin tüm gözenekleri kapatılarak iş yoğunluğu en
üst seviyeye çıkarılır; böylece işçinin birim zamanda ürettiği göreli
artı-değer maksimize edilir.
- Zamansal
Sınırların İmhası ve Mutlak Artı-Değer Sömürüsü: Akıllı telefonlar ve iş yönetim
uygulamaları (Jira, Slack vb.) üzerinden iş saatleri evde, otobüste veya
yatakta bile erişilebilir kılınmıştır. İş gününün sınırları tamamen
muğlaklaştırılarak, ücreti ödenmeyen "görünmez/gönüllü" çalışma
zamanı genişletilir ve mutlak artı-değer sömürüsü katlanarak 7/24
kesintisiz bir denetim mekanizmasına tahvil edilir.
Özetle, sosyal medya devleri sanayide üretilmiş
artı-değerin transferine odaklanmış birer rantiye iken; işgücü platformları
canlı emek-gücünü algoritmik prangalarla doğrudan sömüren, esnekleştirilmiş ve
atomize edilmiş yeni nesil sömürü merkezleridir. İşgücü platformları yalnızca
emeği organize eden yapılar değil, aynı zamanda emeğin zamanını, yoğunluğunu ve
mekânsal sınırlarını yeniden üreten kontrol sistemleridir.
VII. Sınıf Analizi: Esnaf-Kuryeden
Freelancer'a Platform Proletaryası ve Tüketici Ayrımı
Sosyal medya kullanıcılarının “dijital proletarya” olduğunu
ileri süren tezi benimsememekteyiz. Çünkü sınıf konumunu belirleyen şey,
bireyin üretim araçlarıyla kurduğu nesnel ilişkidir. Sosyal medya kullanımı
sınıfsal bir eylem değil, toplumsal bir tüketim pratiğidir. Bir CEO ile bir
işçinin aynı platformu kullanıyor olması, onları aynı sınıfın bileşeni yapmaz;
sadece her ikisinin de "dikkat verisinin" sermaye tarafından
metalaştırıldığını gösterir. Sosyal medya kullanıcılarını kapsayan “dijital
proletarya” kavramsallaştırması ikna edici ve bilimsel değil, yanıltıcı ve
teorik olarak sorunludur.
Buna karşın, kendisini "girişimci" sanan
esnaf-kuryeler, evini atölyeye çeviren freelance yazılımcılar ve grafik
tasarımcılar, üretim araçlarına (algoritmik altyapıya) sahip olmadıkları için
platform kapitalizminin özgün ve en güvencesiz proletarya kesimini
oluştururlar.
VIII. Verinin Metalaşma Süreci:
Hammaddeden Tahmin Ürününe
Dijital ekonomide veri, kendi başına bir meta olmaktan
ziyade, meta üretimini mümkün kılan birincil hammaddenin yeni biçimidir. Dijital
platformlarda "meta" (commodity) kavramını analiz ederken,
kullanıcının yaptığı her paylaşımın veya her etkileşimin doğrudan bir meta
olduğu yanılgısına düşülmemelidir. Marksist perspektiften bu süreç üç aşamalı
bir dönüşümü ifade eder:
1. Etkileşim: Bedelsiz Hammadde (Gasp
Aşaması)
Kullanıcının paylaştığı bir fotoğraf, bir beğeni veya bir konum bilgisi bizzat
meta değildir. Bunlar, kullanıcının kendi ihtiyacı için gerçekleştirdiği birer
kullanım değeri üretimidir. Ancak platform, bu etkileşimleri
"çitlenmiş" alanında toplar. Bu aşamada etkileşim, platformun
algoritma fabrikasına giren bedelsiz hammaddedir. Burada bir değişim (satış)
yoktur; toplumsal faaliyetin sermaye tarafından bedelsizce gasp edilmesi söz
konusudur.
2. Algoritmik İşleme: Tahmin Ürünlerinin
Üretimi
Platform, elindeki bu devasa hammadde yığınını (big data), veri bilimcilerinin
ve mühendislerin üretken emeği ile işler.
- Tahmin
Paketleri:
Ham veri, algoritmik süzgeçten geçerek "bu kullanıcı yarın ne satın
alacak?" sorusuna yanıt veren davranışsal tahmin paketlerine
dönüştürülür.
- Meta
Burada Doğar:
İşte bu tahmin paketleri birer metadır. Çünkü hem bir kullanım değerine
(reklamın başarısı) sahiptir hem de üretiminde (algoritma yazımı ve sunucu
bakımı) toplumsal emek harcanmıştır. Meta niteliği kazanan unsur, ham
verinin kendisi değil, algoritmik emek süreçleriyle üretilen davranışsal
tahmin ürünleridir.
Bu süreçte veri işleme maliyetleri (enerji tüketimi, devasa
sunucu çiftlikleri, YZ model eğitimi) göz ardı edilmemelidir. Ham verinin metaya
dönüştürülmesi, yüksek sermaye ve emek girdisi gerektirir.
3. Satış: Erişim Hakkının Kiralanması Platform reklamverene (sanayici
kapitaliste) doğrudan sizin verinizi "paketleyip kargolamaz". Sattığı
şey, bu tahmin ürünlerini kullanarak reklamverenin kendi metasını satabileceği
o kritik ana (kullanıcının dikkatine) dair erişim hakkıdır.
- Reklamveren,
platformun elindeki bu rafine bilgiye erişmek için ödeme yapar.
- Bu
ödeme, platformun sunduğu "tahmin hizmeti" (meta satışı) ile o
dijital alanı kullanma bedelinin (rant) birleşimidir.
Özetle, kullanıcı etkileşimleri bizzat meta değildir; onlar
platformun rantiye gücünü besleyen bedelsiz hammaddelerdir. Meta olan şey, bu hammaddelerin
algoritmik işleme tabi tutularak reklamverene satılan "davranışsal
tahmin paketleri" ve bu paketler aracılığıyla sağlanan "erişim
hakkı"dır.
Reklam rantı bir yandan sanayi sermayesinden değer
transferi anlamına gelirken, öte yandan yeni tüketim alanları açarak, ağ
etkileri yoluyla toplam artı-değer kitlesinin genişlemesine de katkıda
bulunmaktadır. Bu diyalektik boyut, platform kapitalizminin hem realizasyon
aygıtı hem de yeni değer yaratım alanları üreten karakterini ortaya koyar.
IX. Tersine Çevrilmiş Meta Fetişizmi:
İnsanın Nesneleşmesi, Verinin Canlanması
Geleneksel meta fetişizminde, üretim sürecindeki toplumsal
ilişkiler metaların arkasına gizlenir. Ancak dijital platformlarda bu süreç
"tersine çevrilmiş" bir karakter kazanır. Dijital platformlarda
ortaya çıkan bu özgül görünümü "tersine çevrilmiş meta fetişizmi"
olarak adlandırıyoruz. “Tersine çevrilmiş meta fetişizmi” epistemolojik bir
yanılsamayı değil, değer üretim rejimindeki yapısal bir dönüşümü anlatmaktadır.
Bu yeni formda toplumsal ilişkiler yalnızca metaların arkasına gizlenmez; aynı
zamanda insan davranışı, duygulanımı ve bilişsel süreçleri doğrudan veri
formuna çevrilerek sermaye birikiminin hammaddesi haline getirilir. Bu yeni
evreyi ya da olguyu şu üç boyutta açıklayabiliriz:
- İnsan
Etkileşiminin Veriye İndirgenmesi: Klasik fetişizmde işçinin emeği
bir üründe (ayakkabı, masa) donup kalırken; dijital platformda
kullanıcının sevinçleri, öfkeleri, siyasi görüşleri ve arkadaşlıkları
(yani saf insan etkileşimi) doğrudan birer veri paketine indirgenir.
İnsani olan her şey, sermaye için işlenebilir birer nesne (meta/commodity)
haline gelir. İnsanlar arasındaki toplumsal ilişki, ekran üzerindeki veri
akışlarının arkasına gizlenmekle kalmaz; bizzat o veri akışının
"hammaddesi" olur.
- Algoritmanın
Özneleşmesi (Algoritmik Fetişizm): Dijital platformlarda asıl fetiş
nesnesi algoritmadır. Kullanıcılar, platformun arkasındaki mühendislik
emeğini ve sermaye stratejisini görmezler; bunun yerine algoritmayı sanki
kendi kendine düşünen, ne isteyeceğimizi bilen, "canlı" ve
"tanrısal" bir otorite olarak algılarlar. Cansız kod dizileri
"akıllı" özneler olarak fetişleştirilirken, bu kodları besleyen
milyonlarca kullanıcının canlı faaliyeti pasif bir veri kaynağına
(nesneye) dönüştürülür.
- "Tersine"
Sömürünün Gizlenmesi:
Tersine çevrilmiş meta fetişizmi, sömürüyü bir "hizmet"
ambalajıyla gizler. Klasik fetişizmde meta, kendisini bir
"fiyat" olarak sunarken; dijital platformda meta (veri),
kendisini kullanıcıya "bedava bir kullanım değeri" (ücretsiz
eğlence, bedava arama motoru) olarak sunar.
Kullanıcı, platformu kullandığını sanırken aslında platform
tarafından "kullanılmaktadır". İnsani etkileşim ne kadar
"doğal" ve "özgür" görünürse, sermaye için üretilen veri o
kadar "saf" ve "değerli" olur. Bu, sömürünün en yüksek ve
en gizli aşamasıdır: Sermaye, insanın sadece emeğine değil, bizzat insan olma
biçimine ve toplumsallığına el koymaktadır.
Özetle, dijital platformlarda meta fetişizmi tersine döner:
- İnsan
etkileşimi sermaye için işlenebilir birer nesneye (meta/commodity)
indirgenir.
- Cansız
algoritma, "akıllı ve canlı" bir özne gibi fetişleştirilir.
- Sömürü,
kullanıcıya "bedava hizmet" maskesiyle sunulur; kullanıcı
kullandığını sanırken aslında "kullanılmaktadır".
X. Endüstri 4.0: Bugünün Prangası,
Yarının Özgürlüğü
Endüstri 4.0; nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ ve
otonom sistemlerin üretim sürecine tam entegrasyonudur.
• Bugünün Karşıtlığı (Sömürünün Artışı): Mevcut
kapitalist düzen içinde Endüstri 4.0, "mutlak artık-değer" artışına
(çalışma süresinin uzamasına) ve “göreli artık-değer” artışına (çalışma
yoğunluğunun artmasına) hizmet eder. Dijital gözetim işçinin üzerindeki
denetimi sıkılaştırır, çalışma sürelerini esnekleştirerek (Home-office vb.)
fiilen uzatır ve sömürü oranını (s/v) maksimize eder.
• Geleceğin Potansiyeli (Boş Zamanın Artışı): Ancak aynı
zamanda teknolojik gelişme, "gerekli emek zamanını" (insanın hayatta
kalması için gereken çalışma süresi) minimuma indirme potansiyelini oluşturur.
Teknolojik gelişmenin özgürleştirici potansiyeli, mevcut mülkiyet
ilişkilerinden bağımsız olarak otomatik biçimde gerçekleşmez. Aynı üretkenlik
artışı, özel mülkiyet ilişkileri altında denetim kapasitesini genişletirken;
toplumsallaşmış mülkiyet biçimleri altında çalışma süresinin radikal biçimde
kısalmasına ve boş zamanın genişlemesine yol açabilir. Dolayısıyla teknoloji,
tek başına özgürleşmeyi sağlamaz, yalnızca tarihsel mücadelenin yönünü
belirleyen bir olanaklar alanıdır.
• Zenginliğin Yeni Tanımı: Gelecekte, üretim
araçlarının toplumsallaşmasıyla birlikte Endüstri 4.0; çalışma saatlerini
radikal biçimde düşürecektir. Gerçek zenginlik, Marx’ın belirttiği gibi artık
"çalışılan süre" değil, insanın kendisini gerçekleştirebileceği
"boş zaman" olacaktır.
XI. Yapay Zekâ ve Verinin
"Çelikleşmesi"
Yapay Zekâ (YZ), verinin metalaşma sürecini radikal bir
biçimde hızlandırarak verinin ticari değerini devasa boyutlara çıkarmıştır.
Eskiden kullanıcıların paylaşımları, beğenileri ve konum bilgileri devasa bir
yığın halindeydi ve bunları işlemek zordu. YZ sayesinde süreç şu şekilde
dönüşmüştür:
- Hız
ve Otomasyon:
Milyarlarca insanın verisi saniyeler içinde analiz edilmekte; bir sonraki
adımda ne satın alacağınız veya hangi reklama tıklayacağınız artık çok
daha yüksek bir isabetle tahmin edilmektedir.
- Verinin
Değerlenmesi:
İşlenmemiş veri "demir cevheri" gibiyse, YZ onu işleyerek "çeliğe"
dönüştürmektedir. YZ geliştikçe, platformun elindeki veriler
reklamverenler için çok daha pahalı ve etkili bir silaha dönüşmekte; bu da
platformun toplumsal kârdan aldığı payı (rantı) her geçen gün
büyütmektedir.
XII. Bilişsel
Gasp: Genel Zekâ'nın (General Intellect) Esareti
Dijital platformlardaki sömürü
tartışması, sadece bir "zaman" sorunu değil, aynı zamanda
toplumsallaşmış olan bilginin (general intellect) özel mülkiyet tarafından gasp
edilmesi sorunudur. Marx'ın öngördüğü bu "genel zekâ", insanlığın
kolektif bilimsel, kültürel ve dilsel birikimidir. Dijital kapitalizm, tüm
insanlığın ortak mirası olan kolektif zekâyı alır, algoritmik bir "kara
kutu" içine hapseder ve onu sadece özel şirketlerin kâr etmesi için bir
sömürü aracına dönüştürür.
Şirketler, bize ait olan kolektif
zekâyı bize karşı bir manipülasyon ürünü olarak geri satmaktadır. Platformlar,
toplumsal ölçekte üretilen bilgi ve davranış kalıplarını özel mülkiyet altında
toplayarak bunları öngörü, yönlendirme ve davranışsal etki araçlarına
dönüştürmektedir. Başka bir ifadeyle; kendi ellerimizle ve zihnimizle
oluşturduğumuz devasa bilgi havuzunu, şirketler önce bizden bedavaya alıyor;
sonra bu bilgiyi kullanarak bizim kararlarımızı etkileyecek, bizi yönlendirecek
araçlar geliştiriyor ve sonunda bu yönlendirme gücünü (reklamlar veya
algoritmalar aracılığıyla) yine bize karşı bir kazanç kapısı olarak
kullanıyorlar. Şirketler, işledikleri rafine
bilgiyi bize "kişiselleştirilmiş hizmet" ambalajıyla sunar; ancak
arka planda gerçekleşen şey, toplumsal birikimimizin bize karşı bir
manipülasyon aracına dönüştürülmesidir.
- Algoritmik Dürtme (Nudging):
Kolektif zekâdan süzülen zaaflarımız, korkularımız ve arzularımız,
algoritmalar tarafından tam da o an satın almak isteyeceğimiz bir ürünü
veya inanmak isteyeceğimiz bir fikri önümüze çıkarmak için kullanılır.
- İhtiyaç Yaratma ve Yönlendirme:
Şirketler, milyarlarca insanın verisinden öğrendikleri "davranışsal
tahminleri" kullanarak, kararlarımızı sanki kendi özgür irademizmiş
gibi hissettirerek yönlendirirler.
Dijital
kapitalizmde bizler; hem veriyi üreten “emek sarf edenleriz” (platform
emekçileri değil), hem bu verinin kendisi olarak hammaddeyiz, hem de bu
hammaddeyle üretilen algoritmik manipülasyonun birer tüketici hedefiyiz.
XIII. Sonuç
Dijital sosyal medya platformları, toplumsal yaşamın
kişilere ait alanlarını sermaye birikim sürecine dahil eden devasa dijital
altyapılar haline gelmiştir. Bu platformların bünyesinde belirli ölçülerde
üretken emek faaliyetleri bulunsa da, sermaye birikimlerinin özgün karakteri
esas olarak dijital tekel, ağ etkileri, rant ve çeşitli değer transfer
mekanizmaları üzerinden şekillenmektedir. Ancak söz konusu şirketlerin ulaştığı
olağanüstü sermaye yoğunlaşmasını açıklamak için yalnızca üretim süreçlerine değil,
kullanıcı faaliyetlerinin metalaştırılmasına, veri tekellerine ve dijital rant
ilişkilerine odaklanmak gerekmektedir.
Dijital kapitalizmde sömürü, klasik sanayi kapitalizminden
farklı olarak daha görünmez ve rızaya dayalı biçimler kazanmaktadır. Sermaye
artık yalnızca işyerindeki emek zamanına değil, bireylerin iletişimine,
etkileşimlerine, kültürel faaliyetlerine ve boş zamanlarına da el koymaktadır.
Yapay zekâ teknolojileri bu süreci daha da derinleştirerek verinin işlenmesini,
sınıflandırılmasını ve ekonomik değere dönüştürülmesini büyük ölçüde
otomatikleştirmektedir. Küresel dijital reklam pazarının ulaştığı devasa ölçek
(2025'te küresel dijital reklam harcamaları 750 milyar doları aşmıştır), bu
değer transfer mekanizmalarının günümüz kapitalizmi açısından ne denli merkezi
hale geldiğini göstermektedir. İşgücü platformlarında ise sömürü daha doğrudan
bir görünüm kazanmakta; emek süreçleri algoritmik denetim altında yeniden
örgütlenirken güvencesizlik ve maliyetler çalışanların üzerine yüklenmektedir.
Bu durum çoğu zaman “esneklik” ve “girişimcilik” söylemleri aracılığıyla
meşrulaştırılmaktadır.
Dijital alan yalnızca teknoloji politikasıyla ilgili bir
mesele değil, aynı zamanda sınıf mücadelesinin ve karşı-hegemonya inşasının
güncel bir boyutudur. Günümüzde dijital müşterekler (commons) temelinde
örgütlenen, kullanıcıların denetiminde bulunan, kâr amacı gütmeyen ve veriyi
metalaştırmayan alternatif platformların geliştirilmesi önemli bir toplumsal
ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.[1] Gelecekte dijital iletişim
altyapılarının özel şirketlerin mülkü olmaktan çıkarılarak toplumsal denetime
açılması, kamusal ve müşterek temelli bir dijital alanın kurulmasının temel
koşullarından biridir.
Bununla birlikte, sosyalist dijital mücadele yalnızca
alternatif platformlar inşa etmekle sınırlı kalmamalıdır. Günümüzde YouTube,
WhatsApp, Facebook, Instagram ve TikTok gibi hâkim platformlar milyarlarca
insanın iletişim kurduğu, bilgi edindiği ve siyasal kanaat oluşturduğu mecralar
olmaya devam etmektedir. Bu nedenle söz konusu platformlar, egemen sermaye
ilişkilerinin araçları olmalarının yanı sıra, karşı-hegemonik örgütlenme ve
siyasal/ideolojik mücadele açısından da önemli mücadele mecraları olarak değerlendirilmelidir.
Mevcut platformlarda yürütülen mücadele ile yeni dijital müştereklerin inşası,
birbirini tamamlayan iki stratejik yönelim olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak, sosyalizm mücadelesi, siyasal, ideolojik ve
kültürel mücadelenin, toplumsal mücadelelerle desteklenmiş ve onunla birlikte
yürüyen parlamenter mücadelenin, alternatif iktidar nüveleri/organizasyonları
oluşturmanın yanı sıra, dijital alanda karşı-hegemonya kurumları ve müşterekler
yaratılmasını da gerektirmektedir. Dijital kapitalizmin yarattığı yeni sömürü
ve tahakküm biçimlerine karşı verilecek mücadele ise sosyalist bir iktidarın
sağlayacağı eşitlik ve özgürlüğe ulaşmanın gerekliliklerinden biri haline
gelmiştir.
Not: Bu makalenin hazırlanış sürecinde; verilerin
derlenmesi, teorik kavramların yapılandırılması ve dilsel denetim aşamalarında YZ
teknolojilerinden bir düşünce ortağı olarak yararlanılmıştır. Yazar, bu
teknolojiyi sadece bir araç olarak değil, bizzat metinde tartıştığı
"General Intellect" (Genel Zekâ) kavramının yaşayan bir örneği ya da
güncel bir tezahürü olarak görmüş ve insan zihni ile kolektif dijital birikimin
bir sentezi olarak sürece dahil etmiştir. Metnin nihai kavramsal çerçevesi ve
özgün analizleri yazarın sorumluluğundadır.
[1]
İnterneti tekrar şirketlerin mülkü olmaktan çıkarıp herkesin ortaklaşa
yönettiği ve kâr gütmeyen bir "müşterek alan" (commons) haline
getirecek yeni sistemler kurmak gerekmektedir. Müşterekler (commons), kimsenin
özel mülkü olmayan, topluma ait ortak alanlar demektir. Mevcut durumda dijital
alanlarımız (Facebook, Google vb.) özel şirketlerin tapulu malı gibidir. Eğer
biz verilerimizin YZ ile bu kadar acımasızca metalaştırılmasını istemiyorsak;
kâr amacı gütmeyen, verinin reklam için satılmadığı, kullanıcıların yönettiği
ortak/kamusal dijital platformlar (Wikipedia gibi veya kooperatif tabanlı
sosyal ağlar) inşa etmeliyiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.