MAR
KÜRT
SORUNU, EMPERYALİZM VE SAVAŞ DÜZENEĞİ | ERDOĞAN ATEŞİN
Kürt Meselesi, “Etnik
Sorun” Değil, Tarihsel-Sınıfsal Bir Çözülme Alanı
1. Kürt meselesi,
egemen ideolojilerin ısrarla sunduğu gibi ne “geri kalmış bir etnisitenin
modern ulus-devlete uyum sorunu”dur, ne de salt bir “kimlik tanınması”
meselesi. Kürt meselesi, kapitalist modernitenin Ortadoğu’ya zorla giydirilmesi
sürecinde ortaya çıkan tarihsel bir yarılmanın adıdır.
Bu yarılma üç düzlemde
eşzamanlı gelişmiştir:
Emperyalist paylaşım
Bölgesel gerici
egemenliklerin inşası
Yerel toplumsal yapının
zorla parçalanması
Kürt halkı, bu üçlü
süreçte yalnızca baskılanan değil; aynı zamanda sürekli yeniden
konumlandırılan, işlevsel hale getirilen bir unsur olmuştur. Dolayısıyla
mesele, “bastırılmış bir kimliğin özgürleşmesi”nden ibaret değildir; mesele,
emperyalist savaş düzeneklerinin sürekliliği için gerekli olan istikrarsızlık
alanlarından birinin kalıcılaştırılmasıdır.
2. Emperyalizm ve Kürt
Coğrafyası - Bölünmüşlük Bir Sonuç Değil, Bir Araçtır
Kürt coğrafyasının dört
parçaya bölünmüşlüğü (Türkiye, İran, Irak, Suriye), tarihsel bir “talihsizlik”
değil; bilinçli ve işlevsel bir emperyalist tasarımın ürünüdür.
Sykes-Picot yalnızca
sınır çizmemiştir.
Şunları üretmiştir:
Sürekli kriz hali
Kalıcı egemenlik
bağımlılığı
Yerel iktidarların
emperyal merkezlere bağlanması
Halklar arası
güvensizlik ve parçalanma
Kürtler bu düzende;
Ne tam anlamıyla “ulus”
olabilmiş,
Ne de mevcut devletler
içinde eşit yurttaşlığa ulaşabilmiştir.
Bu “arada kalmışlık”,
emperyalizm için bir zayıflık değil; stratejik bir avantajdır. Çünkü Kürt
meselesi, her savaş döneminde,
Bir basınç vanası,
Bir vekâlet gücü
rezervi,
Bir meşruiyet üretim
aracı olarak kullanılmaktadır.
3. Savaş Rejimi Olarak
Kürt Meselesi
Ortadoğu’da savaş,
olağanüstü bir durum değildir; yönetim biçimidir.
Kürt meselesi ise bu
savaş rejiminin en uzun soluklu aparatlarından biridir.
Şu diyalektik burada
belirleyicidir:
Savaş derinleştikçe
Kürt meselesi “önem kazanır”;
Barış ihtimali
belirdikçe Kürt meselesi “askıya alınır”.
Bu nedenle Kürt halkına
sunulan her “çözüm”, şu sınırlar içinde tutulur.
Emperyalist dengeleri
bozmayacak,
Bölgesel devletlerin
güvenlik mimarisini tehdit etmeyecek,
Kapitalist mülkiyet
ilişkilerine dokunmayacak.
Bu sınırların dışına
çıkan her hamle,
Ya askeri olarak
ezilir,
Ya siyasi olarak
tasfiye edilir,
Ya da içeriden
çürütülür.
4. Ulusal Hareket,
Emperyalizm ve Sınır
Burada zor ama
kaçınılmaz bir tespit yapmak zorundayız.
Kürt ulusal
hareketlerinin tarihsel seyri, emperyalizmle mesafesini belirleyemediği ölçüde
ilerleyememiştir.
Bu şu anlama gelmez.
“Kürt hareketleri
bilinçli olarak emperyalizmin aracı olmuştur.”
Ama şu anlama gelir.
Emperyalist sistem,
Kürt hareketlerini kendi kriz anlarında esnek bir şekilde kullanabilmiştir.
Bu kullanım biçimleri.
Askeri müttefiklik
Siyasi meşrulaştırma
Bölgesel rakiplere
karşı koz
İç savaşların
derinleştirilmesi
şeklinde tezahür
etmiştir.
Buradaki temel sorun,
ulusal kurtuluş perspektifinin sınıfsal ve anti-emperyalist bir kopuşa
dayanmamasıdır. Ulusal talepler, sınıfsal çelişkilerden koparıldığında,
kaçınılmaz olarak yeni bağımlılık ilişkileri üretir.
5. Sonuç Yerine - Çözüm
Nerede Değil?
Bu bölümü şu bilinçle
açıklıyoruz:
Çözüm, emperyalist
merkezlerde değildir.
Çözüm, bölgesel gerici
devletlerin “reform” vaadinde değildir.
Çözüm, etnik kimliğin
tek başına yüceltilmesinde değildir.
Çözüm, Ortadoğu
halklarının ortak anti-emperyalist, sınıfsal ve devrimci bir hatta
buluşmasındadır.
Kürt meselesi ancak bu
hattın içinde özgürleşebilir, aksi halde sürekli yeniden üretilecektir.
***
[DEĞERLENDİRME
/ YANIT]
NİYETLERİN
DEĞİL NESNEL İŞLEVİN ANALİZİ: KÜRT HAREKETLERİ, EMPERYALİZM VE SINIF TUTUMU |
MAHMUT BOYUNEĞMEZ
Erdoğan Ateşin’in
metni, genel hatlarıyla anti-emperyalist tonda görünen, meseleyi
burjuva-liberal kimlik siyasetinin ötesine geçerek tarihsel ve bölgesel ölçekte
ele almaya çalışan bir yapıya sahip. Ancak, Marksist teori ışığında
bakıldığında, Ateşin’in analizinde kritik ideolojik/teorik eksikler, yöntemsel
kaçamaklar ve sınırına dayanıp geri çekildiği noktalar göze çarpıyor.
Metni şu temel
başlıklar altında değerlendirebiliriz:
1.
Doğru Başlangıç, Yetersiz Somutlaşma: "Sınıfsal Çözülme" Diyor Ama
Sınıf Siyasetini Somutlamıyor
- Ateşin'in Tespiti:
Kürt meselesinin salt bir "kimlik tanınması" olmadığını,
kapitalist modernite ve emperyalist paylaşımın bir ürünü olduğunu
belirtiyor. Ulusal taleplerin sınıfsal çelişkilerden koparıldığında yeni
bağımlılıklar ürettiğini ifade ediyor.
- Marksist Eleştiri:
- Ateşin, sorunu
"tarihsel-sınıfsal" olarak tanımlasa da Kürt coğrafyasındaki
sınıfsal katmanlaşmayı ve Kürt burjuvazisini / egemen sınıflarını tamamen
denklemin dışında tutuyor.
- Sınıf tahlili yalnızca dışsal bir
etken (emperyalizm ve bölgesel devletler) üzerinden yürütülüyor. Oysa
Marksist bir analiz, Kürt toplumu içindeki ağalık/aşiret kalıntılarını,
petrol zenginlerini, komprador burjuvaziyi ve bunların emperyalizmle
kurduğu organik bağı açığa çıkarmak zorundadır.
- "Sınıfsal kopuş" derken ne
kastedildiği muğlaktır. İşçi sınıfının öncülüğü, üretim araçlarının kamusal
mülkiyeti, sosyalist/emekçi iktidarı perspektifi açıkça konulmamakta,
soyut bir "sınıfsal vurgu" ile yetinilmektedir.
2.
Ulusal Hareketlere "Politeizm" ve Günah Çıkarma Esnekliği:
"Kullanıldılar" Söyleminin Aşılması Gerekliliği
- Ateşin'in Tespiti:
“Bu şu anlama gelmez: 'Kürt hareketleri bilinçli olarak emperyalizmin
aracı olmuştur.' Ama şu anlama gelir: Emperyalist sistem bu hareketleri
esnek biçimde kullanabilmiştir.”
- Marksist Eleştiri:
- Ateşin burada tipik bir çekingenlik
göstermekte, nesnel gerçeklikle yüzleşmekten kaçınmaktadır.
- Bir siyasal hareketin niteliği
"niyetleri" ile değil, içinde yer aldığı askeri-politik
ittifaklar, aldığı lojistik/istihbarat desteği ve hizmet ettiği nesnel
sonuçlar ile belirlenir.
- ABD ve İsrail'in askeri/istihbarat
üssü haline gelen, emperyalist bombardımanların karadaki gücü olmayı
kabul eden, Pentagon yetkilileriyle ortak harekât planlayan örgütleri
hâlâ "bilinçsizce araçsallaştırılan masum yapılar" gibi
sunmak Marksist perspektifle bağdaşmaz.
- Buradaki durum basit bir
"kullanılma" veya "mesafe koyamama" sorunu değildir; emperyalist
sistemle kurulan doğrudan sınıfsal ve askeri ortaklıktır. Ateşin,
ulusal harekete "konduramama" refleksinden sıyrılamamıştır.
3.
UKKTH ve Ulusal Sınırlar Konusunda İdeolojik Yalpalamalar
- Ateşin'in Tespiti:
Kürtlerin ne tam ulus olabildiğini ne eşit yurttaşlığa ulaşabildiğini
söyleyerek "arada kalmışlık" tespiti yapıyor ve çözümün etnik
kimliğin yüceltilmesinde olmadığını vurguluyor.
- Marksist Eleştiri:
- Ateşin, kimlikçiliği eleştirir gibi
görünse de Ulusların Kaderini Tayin Hakkı'nın (UKKTH) günümüz
emperyalizm çağındaki gerici işlevini teşhir etmekten kaçınmaktadır.
- UKKTH ilkesi günümüz koşullarında
anti-emperyalist niteliğini kaybetmiş; etnik mikro-milliyetçiliklerin,
Ortadoğu'nun parçalanmasının ve emperyalizmin yeni korumalıklar
(protektora) kurmasının kılıfı haline gelmiştir.
- Ateşin, "çözüm etnik kimliğin
tek başına yüceltilmesinde değildir" derken açıkça UKKTH'nin tamamen
terk edilmesi gerektiğini söyleyemiyor. Etnik temelli ayrışma yerine sınırları
ve etnisiteleri reddeden bağımsız devrimci sınıf hattını (Devrimci
Bozgunculuk ve Emekçi İktidarı) net bir teorik ilke olarak vaaz
edemiyor.
4.
Bölgesel Savaş ve Devlet Tutumunda Muğlaklık
- Ateşin'in Tespiti:
Bölgesel devletlerin "savaş rejimi" uyguladığını, emperyalizmin
bu krizleri beslediğini ifade ediyor.
- Marksist Eleştiri:
- Ateşin, emperyalizm ile bölgesel
kapitalist devletler (İran) arasındaki ilişkiyi koyarken, bu devlete
karşı proletaryanın alması gereken bağımsız devrimci tutumu (Leninist
devrimci bozgunculuk) es geçmektedir.
- Ne emperyalist müdahalelere ve
onların yerel piyonlarına alan açılmalı ne de bölgesel burjuva-gerici
devletlerin bekası arkasında saf tutulmalıdır. Ateşin, savaşa karşı "Ne
emperyalizm/taşeronlar ne de gerici burjuva devletler; çözüm Sosyalist
Emekçi İktidarıdır" formulasyonunu cesaretle koyamamaktadır.
Nesnel
Gerçekleri Hatırlatma:
1.
Olgusal / Maddi Gerçeklik
Kürt hareketlerinin
emperyalist devletlerle askeri-politik ilişkileri soyut birer iddia veya ideolojik
bir yakıştırma değil; taraf olan devletlerin ve örgütlerin kendi resmi
açıklamalarıyla, bütçe belgeleriyle ve saha uygulamalarıyla sabittir:
- Pentagon Bütçesi ve Resmi
Ortaklık: ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon),
Suriye Demokratik Güçleri (SDG/YPG) için her yıl ABD Kongresi’nden yüz
milyonlarca dolarlık doğrudan fon (Train and Equip / Eğit-Donat)
talep etmekte ve bu bütçe onaylanmaktadır. Saha operasyonlarında ortak
karargâhlar kurulmakta, ABD hava kuvvetlerinin desteğiyle karada ortak
harekâtlar düzenlenmektedir.
- Askeri/İstihbarat Üsleri:
Kuzeydoğu Suriye'de (Rümeylan, Ömer Petrol Sahası, Haseke vb.) ve Irak
Kürdistan Bölgesel Yönetimi (Erbil) sınırlarında yer alan ABD askeri
üsleri, bu örgütlerin denetimindeki sahalarda varlığını sürdürmektedir.
- İsrail ve Bölgesel
İstihbarat İlişkileri: İsrail devlet aklı,
1960’lardaki "Çevre Stratejisi"nden (Peripheral Doctrine)
bu yana bölgedeki Kürt yapılarıyla (ikmal, eğitim, petrol ticareti ve
istihbarat alanlarında) doğrudan ilişkiler yürütmektedir. Son dönemde de
Doğu Kürdistan (İran Kürdistanı) kökenli örgütlerin İsrail ve ABD
istihbarat ağıyla kurduğu temaslar uluslararası analize ve raporlara sıkça
yansımaktadır.
2.
Marksist Açıdan Neden "Araçsallaştırma" Söylemi Yetersizdir?
Marksizm, siyasal
aktörleri ve yapıları niyetlerine, söylemlerine, romantik ideallerine veya
kendi kendilerini nasıl tanımladıklarına göre değil; içinde yer
aldıkları nesnel sınıfsal ilişkilere ve hizmet ettikleri askeri-politik
sonuçlara göre değerlendirir.
- "Niyet" Değil,
"Nesnel İşlev": Bir yapının "Biz
halkımızın özgürlüğü için savaşıyoruz" demesi veya kendi
kadrolarının buna samimiyetle inanması, o hareketin niteliğini belirlemez.
Eğer bir güç, küresel finans-kapitalin ve emperyalist orduların bölgesel
stratejisinde karadaki piyonu / korumalığı haline gelmişse, nesnel
konumlanışı emperyalist savaş aygıtının bir parçası olmasıdır.
- Bilinçli Sınıfsal/Siyasal
Tercih: ABD ordusuyla protokol imzalayan,
stratejik hammadde (petrol) sahalarını emperyalist sermaye ile ortak
kontrol eden ve Pentagon'dan maaş/silah alan yapıları "saf,
kandırılmış, ne yaptığını bilmeyen araçlar" olarak sunmak, aktörlerin
siyasi sorumluluğunu gizlemektir. Bu yapılar birer edilgen nesne
değil; emperyalizmle ittifak kurmayı kendi bekaları ve iktidarları için
"stratejik bir zorunluluk" olarak seçmiş burjuva/küçük-burjuva
önderliklerdir.
3.
"Gevşek/Oportünist" Yaklaşımın Zaafı
Eğer bir analist/yazar
bu ilişkiyi sadece "Talihsiz bir kaza", "Emperyalizmin esnek
kullanımı" veya "Bilinçsiz bir araçsallaşma" olarak
tanımlıyorsa, burada şu iki ihtimalden biri geçerlidir:
- Küçük-Burjuva İdealizmi:
Siyasette "niyetleri" belirleyici sanmak ve sınıf mücadelesinin
acımasız yasalarından kaçarak ulusal harekete toz konduramamak.
- Kavramsal / İdeolojik
Kaçamak: Emperyalist işgal ve parçalama siyasetine
doğrudan entegre olmuş yapıları açıkça teşhir etmekten çekinmek; böylece
hem "anti-emperyalist" görünüp hem de "kimlikçi"
çevrelerle teorik ve politik bağları koparmama fırsatçılığı (oportünizm).
Özetle
Bir hareket emperyalizmin lojistiğini, silahını, istihbaratını ve hava korumasını alıp onun stratejik planına ortak oluyorsa, o hareket artık "kandırılan bir mağdur" değil; emperyalist saldırı düzeneğinin doğrudan bir unsurudur. Bunu dolandırmadan ifade etmek, devrimci sınıf siyasetinin ilk şartıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.