MAR
Özet
Bu
yazı, Marx'ın Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi adlı eserinin 1844
tarihli "Giriş" bölümündeki temel argümanları ve ana temaları
özetlemektedir. Analiz, Marx'ın Almanya'daki din eleştirisinin tamamlanmasını
tüm diğer eleştirilerin önkoşulu olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Marx'a
göre, dini insan yaratır; din, tersine dönmüş bir dünyanın tersine dönmüş
bilincidir ve ezilen halkın gerçek sefaletini hem ifade eder hem de bunun protestosudur.
Din “halkın afyonu"dur. Bu nedenle, dinin yanılsamalı mutluluğunu ortadan
kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu talep etmektir. Bu düşünce, eleştirinin
odağını "göğün eleştirisinden yeryüzünün eleştirisine" yani din
eleştirisinden hukuk ve siyaset eleştirisine kaydırır.
Marx,
Almanya'nın siyasi ve tarihsel durumunu Fransa ve İngiltere gibi modern
uluslarla karşılaştırarak sert bir şekilde eleştirir. Almanya, devrimleri
yaşamadan restorasyonları yaşamış, modernitenin acılarını paylaşırken
kazanımlarından mahrum kalmıştır. Bu bağlamda, Alman felsefesi, Almanya'nın
gerçek tarihinin "ideal bir uzantısı" olarak görülür; Almanlar,
tarihin çağdaşı olmadan felsefenin çağdaşı olmuşlardır.
Marx,
devrimin koşullarını tartışırken teorinin maddi bir güce dönüşmesinin kitleleri
kavramasıyla mümkün olacağını belirtir. Almanya'nın evrensel insani kurtuluşunu
gerçekleştirebilecek maddi gücü, "radikal zincirlere" sahip bir sınıf
olan proletaryada bulur. Proletarya, evrensel acıları nedeniyle tikel bir hak
iddia etmeyen, aksine genel bir haksızlığa maruz kalan ve kendini kurtarırken
toplumun diğer tüm alanlarını da kurtaracak olan sınıftır. Sonuç olarak Marx,
Alman kurtuluşunun "başının felsefe, kalbinin ise proletarya" olduğu
formülasyonuna ulaşır. Felsefe proletaryanın ortadan kaldırılması olmadan
kendini gerçekleştiremezken, proletarya da felsefenin gerçekleştirilmesi
olmadan kendini aşamaz.
Analiz
1.
Din Eleştirisinden Siyaset Eleştirisine Geçiş
Marx,
argümanına Almanya için din eleştirisinin esasen tamamlandığı tespitiyle başlar
ve bunun diğer tüm eleştirilerin temel önkoşulu olduğunu vurgular. Bu temel
üzerine, dinin ve insanın doğasına ilişkin temel tezlerini inşa eder:
• İnsan
Dini Yaratır: Marx'a göre temel ilke şudur: "İnsanı din değil,
dinî insan yaratır." Din, henüz kendini kazanmamış ya da kendini yeniden
yitirmiş insanın öz-bilinci ve öz-saygısıdır.
• Din,
Tersine Dönmüş Bir Dünyanın Bilincidir: İnsan, soyut ve dünyanın
dışında bir varlık değildir. İnsan, "insanın dünyasıdır—devlet,
toplum." Bu devlet ve toplum, tersine dönmüş bir dünya oldukları için,
dünyanın tersine dönmüş bilinci olan dini üretir. Din, bu dünyanın genel teorisi,
ahlaki yaptırımı ve evrensel teselli kaynağıdır.
• Halkın
Afyonu Olarak Din: Marx, dini meşhur ifadesiyle "halkın
afyonu" olarak tanımlar. Bu ifade, dinin ikili bir rol oynadığını
belirtir:
1. Gerçek
Acının İfadesi: Dinsel acı, "gerçek acının bir ifadesidir."
2. Gerçek
Acıya Karşı Protesto: Aynı zamanda "gerçek acıya karşı bir
protestodur." Din, "kalpsiz bir dünyanın kalbi" ve
"ruhsuz koşulların ruhu" olarak ezilen varlığın iç çekişidir.
• Yeryüzünün
Eleştirisi: Dinin yanılsamalı mutluluğunun ortadan kaldırılması,
halkın gerçek mutluluğunun talep edilmesidir. İnsanları koşulları hakkındaki
yanılsamalardan vazgeçmeye çağırmak, "yanılsamaları gerektiren bir
durumdan vazgeçmeye" çağırmaktır. Bu nedenle, din eleştirisi,
"gözyaşı vadisinin eleştirisinin embriyosudur." Eleştiri, insanın
zincirleri fantezisiz taşıması için değil, "zinciri atıp yaşayan çiçeği
koparması" için hayali çiçekleri koparır. Bu dönüşümle birlikte:
2.
Almanya'nın Siyasal ve Tarihsel Durumu
Marx,
eleştirisinin odağını doğrudan Almanya'ya çevirir ve ülkenin modern ulusların
gerisinde kalmış durumunu acımasızca tahlil eder.
• Anakronik
Statüko: Alman statükosu, "tarih düzeyinin altında" ve
"her türlü eleştirinin altındadır." 1843'teki Alman durumunu
reddetmek, Fransız takvimine göre ancak 1789'a ulaşmak anlamına gelir.
• Devrimsiz
Restorasyon: Alman tarihi, modern ulusların devrimlerini hiç
paylaşmadan restorasyonlarını paylaşmakla övünür. Almanya, başka uluslar devrim
yapmaya cüret ettiği için ve karşı-devrimler yaşadığı için restore edilmiştir.
• Tarih
Hukuk Okulunun Eleştirisi: Marx, geçmişin rezaletini bugünün
rezaletini meşrulaştırmak için kullanan ve halkın her çığlığını isyankârlık
olarak damgalayan "tarih hukuk okulunu" şiddetle eleştirir. Bu okul,
tarihi yalnızca a posteriori (sonradan) gören bir
"Şaylok" gibidir.
• Ancien
Régime'in Hayaleti: Almanya'nın mevcut durumu, modern devletin
"gizli eksiği" olan ancien régime'in (eski rejim)
"açık tamamlanmasıdır." Modern uluslar için trajedi olan bu rejim,
Almanya'da bir komedi oynamaktadır. Tarihin eski bir formu mezara taşırken son
evresi komedidir. Bu nedenle, Alman siyasi otoriteleri için "neşeli bir
tarihsel kaderi" savunmak gerekir.
• Modern
Sorunların Alman Formu: Almanya, modern dünyanın sorunlarını kendi
geri kalmış formunda yaşamaktadır. Fransa ve İngiltere'de sorun "siyasal
ekonomi ya da toplumun zenginlik üzerindeki egemenliği" iken, Almanya'da
sorun "ulusal ekonomi ya da özel mülkiyetin milliyet üzerindeki
egemenliğidir."
3.
Felsefenin Rolü ve Alman Kurtuluşundaki Yeri
Marx'a
göre, Almanlar tarihsel olarak geri kalmış olsalar da felsefi olarak
çağdaştırlar. Bu durum, Alman kurtuluşunun anahtarını felsefede bulur.
• Felsefi
Çağdaşlık: "Biz Almanlar, tarihin çağdaşı olmaksızın şimdiki
zamanın felsefi çağdaşlarıyız. Alman felsefesi, Alman tarihinin ideal bir
uzantısıdır." Bu nedenle, Almanya'nın eleştirisi, gerçek tarihinin eksik
eserlerini değil, ideal tarihinin (felsefenin) ölümünden sonraki eserlerini ele
almalıdır.
• Felsefeyi
Gerçekleştirmek: Marx, hem felsefeyi basitçe reddeden "pratik
siyasi parti"yi hem de onu ortadan kaldırmadan gerçekleştirebileceğini
sanan "teorik parti"yi eleştirir. İki tarafın da hataya düştüğünü
belirterek kendi sentezini sunar:
• Teorinin
Maddi Gücü: Eleştiri tek başına yeterli değildir. "Eleştiri
silahı, elbette, silahların eleştirisinin yerini tutamaz; maddi güç, maddi
güçle devrilmelidir." Ancak teori de kitleleri kavradığında maddi bir güce
dönüşür. Radikal olmak, meselenin kökenine inmektir ve "insan için köken,
insanın kendisidir."
4.
Proletarya: Devrimin Maddi Silahı
Marx,
Almanya'da radikal bir devrimi kimin gerçekleştireceği sorusuna cevap ararken,
pasif bir unsura, yani maddi bir temele ihtiyaç olduğunu belirtir. Bu temeli
proletaryada bulur.
• Radikal
Zincirlere Sahip Sınıf: Almanya'nın pozitif kurtuluş imkânı,
"radikal zincirlere sahip bir sınıfın, sivil toplumun bir sınıfı olmayan
bir sınıfın, tüm zümrelerin çözülüşü olan bir zümrenin" formülasyonunda
yatar.
• Evrensel
Karakter: Bu sınıf, evrensel acıları nedeniyle tikel bir hak iddia
etmez, çünkü ona karşı işlenen tikel bir yanlış değil, genel olarak yanlıştır.
• İnsanın
Tam Kaybı ve Yeniden Kazanımı: Bu alan, "insanın tam kaybıdır ve
dolayısıyla ancak insanın tam olarak yeniden kazanılmasıyla kendini
kazanabilir." Toplumun bu çözülüşü, proletaryadır.
• Proletaryanın
Ortaya Çıkışı: Proletarya, Almanya'da yükselen sanayi hareketi
sonucunda ortaya çıkmaya başlamıştır. O, doğal olarak var olan yoksullardan
değil, "suni olarak yoksullaştırılmış" kitlelerden oluşur.
• Felsefe
ve Proletarya İttifakı: Proletaryanın varoluşsal durumu, onu
felsefenin maddi silahı yapar. Bu ilişki karşılıklıdır:
Sonuç:
Felsefe ve Proletarya Birliğinde Alman Kurtuluşu
Marx,
"Giriş" bölümünü Alman kurtuluşunun temel formülünü özetleyerek
tamamlar. Bu, felsefi teorinin maddi bir güçle birleşmesini gerektiren
diyalektik bir süreçtir.
• Tek
Pratik Kurtuluş: Almanya'nın pratik olarak mümkün olan tek kurtuluşu,
"insanın insan için en yüce varlık olduğunu ilan eden teori"
açısından bir kurtuluştur.
• Kurtuluşun
Başı ve Kalbi: "Bu kurtuluşun başı felsefe, kalbi
proletaryadır."
• Karşılıklı
Bağımlılık: "Felsefe proletaryanın aşılması [Aufhebung] olmadan
kendini gerçekleştiremez ve proletarya felsefenin gerçekleştirilmesi
[Verwirklichung] olmadan kendini aşamaz."
Marx,
tüm iç koşullar yerine getirildiğinde, "Alman diriliş gününün Galya
horozunun ötüşüyle ilan edileceğini" belirterek, Alman devriminin
uluslararası bir bağlamda gerçekleşeceğine işaret eder.
Nota
Bene: Marx’ın bu
metindeki temel stratejisini anlamak için, onun eleştirisini 18. yüzyılın kaba
materyalist ateizminden keskin bir şekilde ayırmak gerekir. Aydınlanmacı
ateizm, dini bir "cehalet" veya "rahiplerin uydurduğu bir
yalan" olarak görüp, onu akıl yoluyla yok ederek insanın özgürleşeceğini
savunuyordu. Oysa Marx için din, bir hata değil, nesnel bir toplumsal
zorunluluktur. Marx dindarlarla bir "fikir savaşına" girmez; o, dini
üreten toplumsal toprağın (tersine dönmüş dünyanın) analizini yapar. Onun
eleştirisi "militan bir ateizm" değil, bir
"demistifikasyon" (gizeminden arındırma) işlemidir. Din eleştirisi
bir son değil, sadece gerçek kavgaya (yeryüzünün eleştirisine) giriş yapabilmek
için aşılması gereken felsefi bir eşiktir. Bu nedenle Marx’ta din, "yok
edilmesi gereken bir düşman"dan ziyade, "iyileştirilmesi gereken bir
dünyanın semptomu" olarak belirir.
