MAR
Toplumsal yapılar
durağan değildir; karşıtlıklar, çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler,
özgürlük yoksunluğu veya değişen maddi koşullar sürekli olarak mevcut düzeni
zorlar. Bu zorlama, bireylerin ve sınıfların sisteme karşı takındıkları tavra ve
eylemlerine göre dört temel biçimde somutlaşır. Bu dört temel olgu ve kavram,
mevcut iktidar ve toplumsal yapı ile kurulan ilişkinin niteliğine göre
birbirinden ayrılır. Toplumsal değişimin motor gücü sınıf mücadeleleridir. Sınıf
mücadelesi, yalnızca büyük siyasal altüst oluşlarda değil, işyerlerinde, günlük
siyasette, sanatsal ve kültürel üretimler ile faaliyetlerde ve toplumsal
yaşamın en küçük hücrelerinde her zaman mevcuttur. Üretim sürecindeki sağlıksız
koşullar, denetim ve sömürüye karşı kavgadan sokaktaki hak arayışına kadar,
çelişen sınıfsal çıkarlar toplumsal hareketlerin temelini oluşturur.
1.
Direniş (Resistance): Savunma Hattı
Direniş, toplumsal
muhalefetin en temel ve bazen en sessiz biçimidir. Mevcut bir hakkın geri
alınmasına, bir baskıya veya dayatılan bir değişikliğe karşı durma eylemidir.
Egemen gücün ya da iktidarın her türlü dayatmasına karşı örülen ilk barikattır.
Bazen sessiz bir sivil itaatsizlik, bazen de açık bir karşı duruştur.
- Niteliği:
Genellikle savunmacıdır. Mevcut olanı korumayı veya bir saldırıyı
durdurmayı amaçlar. Sadece fiziksel bir bariyer oluşturmaz, aynı zamanda
hegemonya içindeki çatlakları ve egemen sınıfın ideolojik üstünlüğünü tam
olarak kuramadığını anlatır.
- Biçimi:
Sivil itaatsizlikten pasif direnişe, grevlerden kültürel muhafazaya kadar
geniş bir yelpazeye yayılır. James C. Scott’un "zayıfların
silahları" (Weapons of the
Weak) olarak tanımladığı günlük direniş
pratikleri (iş yavaşlatma, dedikodu, ayak sürüme, sabotaj, sahte uyum vb.)
sistemin kılcal damarlarındaki sürtünmeyi temsil eder. Bir grev
gözcülüğünde, bir mahalle savunmasında veya kültürel bir asimilasyona
karşı anadilini korumada kendini gösterir.
- Marksist açıdan:
Direniş, "kendiliğinden" sınıf bilincinin en saf halidir. Spontane
(kendiliğinden) hareketler bilinçliliğin embriyonik biçimleridir. Küçük
direnç odakları kitlelerin lokal örgütlenme kapasitesini artırabilir ve
sınıfsal aidiyetin tohumlarını atabilir. Direniş, proletaryanın “kendinde
sınıf” (Klasse an sich) konumundan “kendi için sınıf” (Klasse für sich)
konumuna geçişinde ilk adımdır. Tarihsel örnekler: 19. yüzyıl
İngiltere’sinde Luddite hareketleri (makine kırıcılığı), fabrika
yasalarına karşı grevler veya sömürgecilik karşıtı pasif direniş biçimleri. Doruk Madencilik
işçilerinin eylemleri, Temel Conta’daki ve diğer işyerlerindeki grevler
Türkiye’den yakın zamanlı örneklerdir.
2.
İsyan (Rebellion): Öfkenin Patlaması
İsyan, toplumsal
huzursuzluğun ani ve genellikle programsız bir şekilde sokağa taşmasıdır.
Mevcut iktidara karşı açık bir başkaldırıdır, ancak isyanı diğerlerinden ayıran
en önemli özellik, sistemin bütününe dair alternatif bir yapı (düzenleniş ve
işleyiş) önerisinin zayıf olmasıdır. Biriken toplumsal basıncın valfleri
patlatmasıdır.
- Niteliği:
Tepkiseldir. Belirli bir vergiye, bir lidere veya anlık bir adaletsizliğe
karşı duyulan öfke patlamasıdır. Kuralsız bir patlamadır. İsyan, düzene
karşı bir "hayır"dır ama henüz yerine ne koyacağını söyleyemeyen
bir çığlıktır.
- Sonucu ve Ayırıcı
Özelliği: İsyanlar ya şiddetle bastırılır ya
da mevcut iktidarın küçük tavizleriyle (lider değişikliği, yasanın geri
çekilmesi) sönümlenir. İsyan düzeni sarsar ama onu başka bir düzenle ikame
etme iddiası taşımaz. Programsızdır; bir liderin düşmesi ya da bir yasanın
geri çekilmesiyle sönümlenebilir. Ancak her isyan, kitlelerin kendi gücünü
fark ettiği bir "eğitim süreci"dir. Spontane ayaklanmalar
bilinçliliğin primitif halini barındırır; proletaryanın uyanışını gösterir
ama devrimci bir önderlik (öncü parti) olmadan sistematik bir mücadeleye
dönüşemez.
·
İsyan süreçleri,
sınıf mücadelesinin keskinleştiği, kitle mobilizasyonunun zirveye çıktığı
uğraklardır. “Kendinde sınıf”tan “kendi için sınıf”a geçişte ani sıçramalar
yaşanabilir. Tarihsel örnekler: Paris’te Haziran 1848 ayaklanması, Gezi Parkı İsyanı.
Bunlar bastırıldığında reformist tavizler doğurabilir, ama biriktirdikleri
deneyim devrimci bilincin hammaddesini oluşturur.
3.
Reform: Sistemin Onarımı
Reform, mevcut sistemin
toplumsal, ekonomik veya siyasal mekanizmalarının temel yapısını bozmadan,
aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlayan yasal ve kurumsal düzenlemelerdir.
Sistemin çöküşünü engellemek için bizzat sistem içinden (yukarıdan aşağıya)
veya yoğun baskıyla (aşağıdan yukarıya) yapılan yasal iyileştirmelerdir.
- Niteliği:
Evrimseldir. Sistemin bekasını sağlamak için esnemesi ve kendini
yenilemesidir.
- Amacı:
Reformlar genellikle bir devrimi engellemek veya toplumsal gerilimi
düşürmek için yukarıdan aşağıya (iktidar eliyle) ya da aşağıdan gelen
baskıyla sistem içinden gerçekleştirilir. Düzenin kökten değişmesini
değil, daha "katlanılabilir" veya "verimli" hale
gelmesini hedefler. Devrimci bir patlamanın önünü kesmek ve toplumsal
rızayı yeniden inşa etmekle işlevlidir.
- Sınırı:
Rosa Luxemburg'un belirttiği gibi, reformlar sosyalizme giden bir yol oluşturmaz,
kapitalizmin ömrünü uzatan pansumanlardır. Reformlar, mülkiyet
ilişkilerine ve devletin sınıfsal karakterine dokunmaz; reformlarla sadece
"paylaşım" ve "yönetim" biçiminde küçük düzenlemeler
yapılır.
- Sosyalistler doğrudan reform
kazanımları elde etmek için mücadele etmezler. Güncel taleplerini sistemi
aşacak ve devrimle çözülebilecek şekilde formüle ederek mücadele ederler.
Bu mücadelelerin ara kazanımları, eşdeyişle reformcu ara sonuçları olmasına
çalışırlar. Sadece bu anlamda reform mücadeleleri devrimin okulu ve
aracıdır; amaçsa devrimdir.
4.
Devrim (Revolution): Kökten Dönüşüm
Devrim toplumsal
değişimin en kapsamlı ve radikal (köklü) biçimidir. Mevcut siyasal iktidarın
sadece el değiştirmesi değil, toplumsal üretim ilişkilerinin, mülkiyet
yapısının ve devlet biçiminin kökten değişmesidir. Sadece iktidarın el
değiştirmesi değil, üretim tarzının ve buna bağlı tüm hukuki-siyasi-ideolojik
üstyapıların kökten yıkılarak yeniden inşasıdır.
- Niteliği:
Yapısaldır. Eski olanın yıkılıp yerine niteliksel olarak farklı bir
yeninin inşa edilmesidir. Niteliksel bir sıçramadır.
- Marksist Bakış:
Marx için devrim, üretici güçlerin gelişiminin mevcut üretim ilişkileriyle
(mülkiyet biçimleriyle) çatışması sonucu ortaya çıkan tarihsel bir
zorunluluktur. Devrim, bir sınıfın diğerini sadece alt etmesi değil,
toplumun ekonomik temelinin ve buna bağlı üstyapılarının (hukuk, ahlak,
sanat) yeniden kurulmasıdır. Bu, toplumsal formasyonun bütüncül bir
dönüşümüdür. “Devrim, yalnızca egemen sınıfı devirmek için değil, deviren
sınıfın kendisini de eski toplumun pisliğinden arındırmak için
gereklidir.” (Alman İdeolojisi)
- Sonuç:
Devrim, mülkiyetin karakterini değiştirir. Sömürülen sınıfın devlet
aygıtını “parçalayarak” (dönüştürerek, işleyiş ve düzenlenişini
değiştirerek, bazı organizasyonlarını tasfiye ederek) kendi iktidarını
kurması ve sınıfsız topluma giden yolu açmasıdır.
·
Devrim, sınıf
mücadelelerinin en yüksek siyasal formudur. Devrimlerde kitle mobilizasyonu
devlet kurucu iradeye dönüşür; sınıf bilinci tarihsel perspektifle birleşir.
Kavramlar
Arasındaki Diyalektik Bağlar
Bu dört olgu ve kavram
birbirini dışlamaz, aksine birbirini besleyen süreçler oluşturur:
- Sürekli bir direniş hattı
koşullar olgunlaştığında bir isyanı tetikleyebilir. Direniş
süreklileştiğinde isyanı besleyebilir.
- Eğer bir isyan bilinçli bir program
ve örgütlü bir sınıf bilinciyle birleşirse, devrime dönüşebilir.
İsyan örgütlü bir programa kavuştuğunda devrime evrilir.
- Zamanında yapılan köklü reformlar,
devrimci bir durumun oluşmasını geciktirebilir veya engelleyebilir. Reform
süreci soğutmak için bir araçtır ya da devrimci mücadelenin yol üzerindeki
küçük mevzi kazanımlarıdır.
- Devrim ise, eski düzenin tüm
kalıntılarına karşı uzun süreli bir direnişi ve ardından yeni bir
toplumun inşası için kendi reformlar serisini gerektirir.
Sonuç
İsyan ve direniş
"hayır" demenin ve boyun eğmemenin estetiği ve öfkesiyken, reform
"iyileştirmenin", devrim ise "yeni bir dünya kurmanın"
politikasıdır. Marksist perspektiften bakıldığında, asıl olan dünyayı sadece
yorumlamak ya da onarmak değil, onu niteliksel bir sıçrama ile devrimci bir
dönüşüme uğratmaktır. "Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde
yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir." (Marx, Feuerbach
Üzerine Tezler). Günümüzde devrimler, kitlelerin organizasyonel enerjisi ve
gücünün öncü partinin teorik, stratejik, taktiksel ve örgütsel müdahaleleri ve
yönlendirmeleriyle birleşmesinin sonucudur. Bu dört olgu ve kavram, dünyayı
değiştirme eyleminin farklı yoğunluktaki uğraklarıdır.
