Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

13 Ağustos 2024 Salı

Richard Lewontin, Diyalektik Materyalizm, Evrimsel Biyoloji ve Marksizm Arasındaki İlişki

Erik I. Svensson, 3 Kasım 2021

Çeviren: Mahmut Boyuneğmez


4 Temmuz 2021 tarihinde, büyük popülasyon genetikçisi ve evrimsel biyolog Richard Lewontin 92 yaşında hayata veda etti. Lewontin, Amerika Birleşik Devletleri'nde bilimsel mirasının yanı sıra güçlü bir siyasi miras da bıraktı. Bu siyasi mirası, beş yıl önce vefat eden ve 2016 yılında Jacobin'de "Halkın Bilim İnsanı" başlıklı bir makaleyle anılan Marksist dostu ve yoldaşı Richard Levins ile paylaştı.1 İkili 1985 yılında ünlü ama aynı zamanda tartışmalı bir kitap olan Diyalektik Biyolog'u birlikte yazdı. Soğuk Savaş'ın son evresinde ve Reagan döneminde yayınlanan Diyalektik Biyolog, soldakiler için siyasi açıdan zor bir dönemde Marksizmi biyologlara yararlı bir felsefe olarak tanıtmaya yönelik cesur bir girişimdi. Levins ve Lewontin genel olarak Marksizmin, özel olarak da diyalektik materyalizmin evrimsel düşünceyi zenginleştirebileceğini ve doğal dünyanın karmaşıklığını daha iyi anlamamıza yardımcı olabileceğini güçlü bir şekilde savundular.

Diyalektik materyalizm iki felsefi geleneği birleştirir: Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından formüle edilen tarihsel materyalizm ve Alman filozof Georg Willhelm Friedrich Hegel tarafından formüle edilen idealist bir felsefe olan diyalektik. Marx ve Engels Hegel'in idealizmini reddetmiş, ancak onun diyalektik felsefesini toplumların nasıl değiştiğine dair tarihsel materyalist teorilerine dahil etmişlerdir. İnsan toplumlarının üretici güçlerin konfigürasyonları ve ekonomik ve maddi koşullardaki (doğal kaynaklara erişim dahil) değişiklikler yoluyla geliştiğini, ancak materyalizmin insan toplumlarını anlamak için tek başına yeterli olmadığını savundular. Marx ve Engels'in müdahalesi, feodalizmde lordlar ve köylüler, kapitalizmde ise işçiler ve kapitalistler arasındaki sınıf mücadeleleri gibi toplumların iç çelişkilerini yansıtan tarihin eklenmesi olmuştur. Tarihsel materyalizm, tüm insani entelektüel faaliyetlerin ve başarıların nihayetinde maddi bir temele sahip olduğunu ve tarihin bilinmeyen ve gizemli bir manevi güce ya da önceden belirlenmiş bir plana göre ortaya çıkmadığını yansıtırken, diyalektik bu materyalist kavrayışı tamamlar ve tarihin gerçekleşmesi için nihayetinde gerekli olan tüm maddi sistemlerin iç çelişkilerini vurgular. Başka bir deyişle, hem insanların hem de doğal dünyanın diğer bölümlerinin tarihini şekillendiren genel kurallar ve doğa yasaları olsa da, tüm maddi sistemlerin doğasında var olan çelişkiler tarihsel olumsallıklar yaratır. Bu fikir çoğu evrimsel biyoloğun aşina olduğu bir şeydir ve bu nedenle ne tarihin ne de biyolojinin akışı kaçınılmazdır. Hem diyalektik hem de materyalizm Marx ve Engels'in felsefesinde eşit derecede önemliydi ve bu felsefe Levins ve Lewontin de dahil olmak üzere daha sonraki takipçileri üzerinde etkili oldu.

Dolayısıyla diyalektik materyalizm, farklı kökenlere sahip iki felsefeyi sentezleme ve birleştirme girişimiydi. Marx ve Engels'in bu iki geleneğin entegrasyonu için gösterdikleri neden, materyalizm olmadan diyalektiğin saf idealizme, diyalektik olmadan materyalizmin ise saf indirgemeciliğe dönüşme riski taşımasıdır. Levins ve Lewontin kendi diyalektik materyalist perspektiflerini burjuva entelektüelleri arasındaki iki popüler ama idealist akımla karşılaştırmışlardır: vitalizm ve indirgemecilik.2 Levins ve Lewontin'in ilhamının büyük bir kısmı, onların diyalektik materyalizmi Batı bilimine yeniden sokma girişimlerini teşvik eden Engels'in klasik metni Doğanın Diyalektiği'nden gelmiştir.

Doğanın Diyalektiği'nde Engels, daha sonraki araştırmalar tarafından her zaman desteklenmese de, parlak ve yaratıcı bir yaklaşımı ortaya koyan ve diyalektiğin evrimsel süreç hakkında nasıl verimli bir düşünme yolu sağlayabileceğini gösteren oldukça spekülatif bazı fikirler ortaya attı. Engels'in daha radikal katkıları arasında, insan elinin ve iki ayaklılığın büyük bir beynin evrimiyle birlikte geliştiğini öne sürmek vardı. Engels, bu iki özelliğin evrim sırasında karşılıklı olarak birbirini güçlendirdiğini savunmuştur: beyin zor problemleri çözme konusunda daha yetenekli hale geldikçe, elin daha fazla görev üstlenmesi sağlanmış, bu da beynin daha da gelişmiş bir bilişsel yeteneğinin evrimini yönlendiren seçici bir geri besleme döngüsüyle sonuçlanmıştır ve bu böyle devam etmiştir.

Ne tarihin ne de biyolojinin akışı kaçınılmazdır.

Burada Lewontin ve Levins'in Diyalektik Biyolog'da daha da geliştirdikleri bir fikrin entelektüel öncülünü görüyoruz: farklı özelliklerin birbirinden bağımsız olmadığı, aksine yarı-bağımsız olduğu ve çoğu zaman ortak bir işlev için birlikte seçildiği. Dolayısıyla organizmalar bir dizi bağımsız "özelliğin" bir araya gelmesinden ibaret değildir ve bütün (organizma), parçalarının (organizmanın özellikleri) toplamından açıkça daha fazlasıdır. Levins ve Lewontin'den alıntı yapacak olursak: "Bir organizmanın her parçası veya faaliyeti diğer parçalar için bir çevre işlevi görür" (s. 58); bu da bir organizmadaki her özelliğin seçici çevresinin önemli bir kısmının o organizmanın diğer özellikleri tarafından oluşturulduğu anlamına gelir ve özelliklerin birlikte işlev görmesi için bu gereklidir. Ayrıca, Levins ve Lewontin, "...karşılıklı bağımlılığın, parçalar iyi işlediğinde hayatta kalmaya izin verdiğini, ancak patolojik koşullarda yaygın felaket ürettiğini" (s. 58) ve "...çok az doğrudan etkileşimi olan farklı organların veya süreçlerin, ortak adaptif önemleri nedeniyle ekolojik olarak birbirine bağlı olabileceğini" (s. 60) vurgulayarak, organizmaların, toplamın parçalardan daha fazlası olduğu ve özelliklerin zorlu doğal ortamlarda organizmanın hayatta kalmasını ve üremesini iyileştirmek için birlikte seçildiği birlikte uyarlanmış sistemler olduğunun altını çizmektedir.

Özelliklerin ayrı ayrı seçilmek yerine birlikte işlev gördüğü ve evrimleştiği fikri, Levins ve Lewontin tarafından ortaya atılan ve günümüzde pek çok evrimsel biyolog tarafından desteklenen önemli bir görüştür. Özellikle alakalı bir araştırma alanı, korelasyonel seçilimin genetik, genomik ve evrimsel sonuçlarını, yani belirli karakter kombinasyonlarının diğerlerine göre seçilimini anlamak olmuştur.3 Bu tür korelasyonel seçilim, farklı genetik ve gelişimsel kökenlere sahip olsalar bile farklı özellikler arasında genetik ve gelişimsel entegrasyonun evrimini teşvik edebilir ve böylece ekoloji, evrim, genomik ve moleküler biyoloji arasında bir bağlantı sağlar.4 Böylece, belirli özellik ve gen kombinasyonlarının organizmanın hayatta kalması için diğerlerinden daha elverişli olması koşuluyla, farklı gen kümeleri tarafından yönetilseler bile, özellikler ortak bir ekolojik işlev için seçilim yoluyla bağlantılı hale gelebilir. Kısacası: organizmalar parçalarının (özelliklerinin) toplamından daha fazlasıdır, ancak birlikte seçilen özelliklerin başarılı birlikte uyarlanmış kombinasyonlarını temsil eder.

Kapitalizmde bilim ve bilim insanları

Pek çok evrimsel biyolog da dâhil olmak üzere, genel olarak bilim insanları kendilerini doğal dünyanın apolitik ve son derece objektif gözlemcileri olarak görürler. Pek çok bilim insanı, bu hayali öz imajın altını oyma riski taşıyan her şeyden uzak durma eğilimindedir. Bu durum, modern bilim örgütlenmesinin, devlet ve piyasa çıkarları ile acil ve ticari açıdan faydalı sonuçlara duyulan ihtiyaç vurgusuyla egemen burjuva ideolojisini büyük ölçüde yansıttığı ve politikacıların tipik olarak bilim insanları arasındaki rekabeti, hibe ve araştırma kaynaklarını dağıtmanın tek yolu olarak eleştirmeden kutlayan bir atmosferi teşvik ettiği Batılı kapitalist ülkelerde oldukça belirgindir. Levins ve Lewontin ise tam tersi bir duruş sergilemişlerdir: pek çok Batılı burjuva entelektüelinin yapmaya meyilli olduğu gibi sahte bir tarafsızlığın arkasına saklanmak yerine felsefi ve siyasi görüşlerini açıkça ifade etmenin bir avantaj olduğunu savunmuşlardır.

Genel bir insani bilgi üretme girişimi olarak bilim, doğal dünyamız hakkındaki nesnel gerçekleri açıkça ortaya koyabilirken, tek tek bilim insanları nadiren (eğer hiç değilse) tamamen nesnel ve tarafsızdır (ve öyleymiş gibi bile davranmamalıdır). Levins ve Lewontin, Diyalektik Biyolog'un "Bilimin Metalaşması" başlıklı 8. bölümünde, modern bilimin nasıl hem kapitalizm tarafından kısıtlandığını hem de kapitalizmden doğduğunu incelemiş ve o zamandan beri güçlenen ve bugün hala akademide faaliyet gösteren birkaç eğilime dikkat çekmişlerdir: seçkincilik, metalaşma, düşüncenin duygudan ayrılması ve bilimsel keşiflerin ölçülebilir ve ideal durumda ticarileştirilebilir olması yönündeki artan talepler. Kitabın 8. bölümünün ilk cümlesinden alıntı yapacak olursak, "modern bilim kapitalizmin bir ürünüdür."5 Levins ve Lewontin ayrıca, Batı'daki geleneksel bilim görüşünün, doğanın ve organizmaların ancak organizmaları oluşturan parçalara ayrılarak anlaşılabilecek, iyi işleyen saat benzeri makineler olarak tasvir edildiği katı Kartezyen ve indirgemeci bir dünya görüşü üzerine inşa edildiğini savunmaktadır. Diyalektik bir bakış açısı, bu tür Kartezyen indirgemeciliğin aksine, organizmaları parçalarının toplamından daha fazlası olarak görür ve özelliklerin tek başlarına değil, tipik olarak birlikte işlediğini vurgular. Kısacası, organizmalar Kartezyen makineler değil, özelliklerinin yarı bağımsız olduğu ve genellikle ortak seçilime tabi olduğu uzun bir evrimsel tarihin ürünleridir.

Kartezyen indirgemeci yaklaşımın başarısızlığına iyi bir örnek, tüm insanların genetik kodunun tamamını bildiğimizde, tüm insan hastalıklarını anlayabileceğimiz ve her bireyin genetik yapısına dayalı sözde "kişiselleştirilmiş tıp" geliştirebileceğimiz vaadiyle başlatılan İnsan Genomu Projesi'dir (Human Genom Project). İnsan Genomu Projesi'nin başlatılmasından otuz yıldan fazla bir süre sonra, birçok önemli insan hastalığındaki varyasyonun yalnızca küçük bir kısmını, sıklıkla yalnızca yüzde 5 ila 10'unu açıklayabildik. Başarısızlık büyük olasılıkla Genom Çapında İlişki Çalışmaları (GWAS) tarafından göz ardı edilen genler arasındaki ve genler ile çevresel faktörler arasındaki etkileşimlerden ve büyük etkiye sahip tek genlerin araştırılmasından kaynaklanmaktadır.6 İnsan genomik araştırmalarının son on yıllarından elde edilen bu bilgiler, Levins ve Lewontin'in moleküler biyolojideki naif indirgemeciliğe yönelik hala son derece geçerli olan eleştirilerinde ortaya koydukları konularla büyük ölçüde tutarlıdır. 

Lewontin ve Evrimsel Biyoloji

Levins ve Lewontin tarafından eleştirilen Kartezyen indirgemeci dünya görüşü, Alan Grafen ve Andy Gardner gibi bazı İngiliz evrimsel biyologların araştırma yaklaşımında ve özellikle Grafen'in "Biçimsel Darwinizm Projesi" de dâhil olmak üzere çağdaş biyolojide hala görülebilir.7 Bu biyologlar, diğer birçok çağdaş davranışsal ekolojistle birlikte, esas olarak organizma adaptasyonlarıyla ilgilenmekte ve bu adaptasyonların arkasındaki evrimsel süreçler ve tarihle pek ilgilenmemektedir. Bu İngiliz evrimsel biyologlar, adaptasyonlar üzerindeki gelişimsel, genetik veya diğer kısıtlamalarla da pek ilgilenmemektedir. Araştırma yaklaşımları büyük ölçüde İngiliz popülasyon genetikçisi Ronald Fisher'in 1930 tarihli The Genetical Theory of Natural Selection (Doğal Seçilimin Genetik Teorisi) adlı kitabında geliştirdiği entelektüel temeller üzerine inşa edilmiştir.8 Fisherci dünya görüşü, doğal seçilimin çok büyük boyutlardaki popülasyonlar üzerinde işleyen her yerde mevcut bir güç olduğu ve bu nedenle seçilimin rastgele faktörler ve stokastik olaylar tarafından büyük ölçüde engellenmediği bir dünya görüşüdür. Bunun bir sonucu olarak, organizmaların ağırlıklı olarak doğal seçilimin optimize edici gücü tarafından şekillendirildiği ve çok az sayıda adaptif olmayan özellik veya kısıtlamanın organizmaların "mükemmel" adaptif tasarımına müdahale ettiği düşünülür.

Bilim felsefecisi Tim Lewens bu araştırma yaklaşımını İngiltere'deki "Neo-Paleyan "9 evrimsel biyoloji geleneği olarak adlandırmıştır; burada seçilim, organizmaların en küçük detaylarını işleyerek onları çevrelerine mükemmel bir şekilde adapte eden her yerde mevcut bir güçtür. Neo-Paleyan terimi, on sekizinci yüzyıl İngiltere'sinde yaşayan ve doğanın her yerinde tasarım gören ve bu tasarımı Tasarımcı'nın, her şeye kadir Tanrı'nın varlığının kanıtı olarak kabul eden doğal teolog Papaz William Paley'in entelektüel mirasına atıfta bulunmaktadır. Paley'in doğadaki tasarımla ilgili en meşhur benzetmesi şuydu: Eğer bir sahilde işleyen bir saat bulunursa, bu saati üreten bir tasarımcı olmalıdır. Neo-Paleyci evrimsel biyologların dar entelektüel araştırma geleneğinde, tarihsel mirasa, evrimsel kısıtlamalara ve organizmaların adaptif olmayan özelliklerine çok az yer vardır, çünkü doğada önemli olan tek evrimsel güç doğal seçilimdir.

Neo-Paleyan araştırma geleneğinin uç bir örneği, bir başka İngiliz evrimsel biyolog ve popüler bilim yazarı Richard Dawkins'in görüşlerinde görülmektedir. Dawkins, Paley'in aksine bir ateisttir, ancak popüler bilim kitabı Kör Saatçi'de (The Blind Watchmaker) Paley'e olan büyük hayranlığını ilan etmiştir. Bu iyi yazılmış kitapta Dawkins, neredeyse Tanrı'nın yerine Darwin'in Doğal Seçilim ilkesini koyar gibi görünmekte ve doğal seçilim tarafından neredeyse "tasarlanmış" olarak görülen organizmaların mükemmelliğini tekrar tekrar vurgulamaktadır. Dawkins'in bir diğer ünlü kitabı olan Bencil Gen (The Selfish Gene-1976), Kartezyen indirgemeci bakış açısını ve organizmaları iyi işleyen makineler olarak gören Neo-Paleyan görüşü daha da ileri götürmektedir. Bu kitapta ve diğerlerinde Dawkins, organizmaları genlerinin geçici yaşamsal makinelerine indirgemektedir. Organizmalar, tek önemli evrimsel birim olan çoğaltıcılar olarak adlandırılan genleri için geçici araçlar olmaları dışında kendi başlarına ilginç değildir.10 Bu aşırı indirgemeci görüşe göre, genetik düzey evrimde önemli olan tek düzeydir ve organizma düzeyindeki fenotipik değişimi açıklamak için yeterlidir.

Lewontin ve Levins, sahte bir tarafsızlığın arkasına saklanmak yerine felsefi ve siyasi görüşleri hakkında açık olmayı bir avantaj olarak görmüştür.

Lewontin ve diğer bazı Kuzey Amerikalı biyologlar tarafından temsil edilen evrimsel biyoloji geleneği, Büyük Britanya'daki davranışsal ekoloji geleneğinde Neo-Paleyan biyologlar tarafından temsil edilen aşırı adaptasyoncu ve aşırı Darwinist entelektüel gelenekten çok farklıdır. Buna karşın Kuzey Amerika'da popülasyon genetiğinde daha çok Sewall Wright'ın fikirlerine dayanan farklı bir araştırma geleneği gelişmiştir; Wright sadece doğal seçilimi değil, aynı zamanda evrimde rastlantısallık ve stokastikliğin, özellikle de genetik sürüklenmenin rolünü vurgulamıştır.11 Lewontin büyük ölçüde popülasyon genetiğindeki bu Wrightçı geleneğin bir temsilcisidir; burada İngiliz Fisherian ve Neo-Paylean geleneğin yalnızca doğal seçilime odaklanmasının aksine doğal seçilim, genetik sürüklenme ve stokastiklik arasındaki etkileşim ana odak noktasıdır.

Lewontin ayrıca doğadaki farklı parçalar arasındaki süreçlerin ve etkileşimlerin parçaların kendileri kadar önemli olduğunu defalarca vurgulamıştır. Organizmalar, popülasyonlar veya ekosistemler gibi karmaşık sistemleri anlamak için, sistemleri bileşen parçalarına (örneğin genler veya çevreler) ayırmak yeterli değildir. Parçalar arasındaki etkileşimleri de analiz etmek gerekir (örneğin genler ve çevrelerin nasıl etkileşime girdiği). Lewontin'e göre organizmaları anlamak için genlerin tek başına iş görmediğini, farklı çevresel bağlamlarda fenotipleri belirlediğini ve çevrenin bir yönünün aslında organizmadaki diğer genler olduğunu kabul etmeliyiz. Bu olgular için kullanılan teknik terimler gen-çevre etkileşimi ve epistazidir. Bu olgular, coğrafi çeşitlilik, tarihsel olumsallıklar ya da farklı popülasyonların ve türlerin benzer ekolojik "sorunlara" nasıl farklı adaptif "çözümler" geliştirdiğinden ziyade, esas olarak küresel adaptif çözümlerle ilgilenen Neo-Paleyanlar tarafından nadiren kabul edilmektedir. 

Lewontin'in bakış açısına göre, çevresel bağlam ve tarih önemlidir ve organizma evrimde merkezi bir rol oynar. Lewontin, organizmaların uyum başarısının (seçilim değerinin) ve gen varyantlarının (alellerin) seçilim avantajının sabit olmasının muhtemel olmadığını, ancak çevresel ve genetik koşullar değiştikçe zaman içinde değiştiğini defalarca vurgulamıştır. Örneğin, iyi bilinen bir evrimsel süreç, bir gen varyantının uyum başarısının (seçilim değerinin) popülasyondaki sıklığına bağlı olduğu frekansa bağlı seçilimdir.12 Bir gen varyantı nadir olduğunda yüksek uyum gücüyle ilişkilendirilebilir ve frekansa bağlı seçilim popülasyondaki genetik çeşitliliği koruyacaktır. Tersine, bir gen varyantı yaygın olduğunda taşıyıcılarına yüksek uyum başarısı sağlayabilir; o zaman popülasyonda yayılır ve mevcut diğer genetik varyantların yerini alır. Frekansa bağlı seçilim önemlidir çünkü organizmanın uyum gücü yalnızca kendi genotipinin bir sonucu değil, genotip ile içinde bulunduğu genetik ortam, yani popülasyondaki kendi genotipinin frekansı arasındaki etkileşimin belirmiş bir özelliğidir. Bu nedenle frekansa bağlı seçilim, bütünün parçaların toplamından daha fazlası olduğu diyalektik ilkesini; uyum gücünün (seçilim değerinin) doğru bir şekilde belirlenmesi için genotip ve çevrenin her ikisine de ihtiyaç duyulduğunu; belirli bir genotipe sabit bir seçilim değeri atamanın imkânsız ve anlamsız olduğunu göstermektedir. Uyum başarısı/gücü (seçilim değeri), yerel gen frekansı ortamına büyük ölçüde bağlıdır.

Lewontin tarafından tekrar tekrar vurgulanan bir diğer önemli ve ilgili nokta, Diyalektik Biyolog'un "Evrimin Öznesi ve Nesnesi Olarak Organizma" başlıklı 3. bölümünde güzel bir şekilde örneklenen organizma-çevre etkileşimidir. Burada Levin ve Lewontin diyalektik düşünceyi ve Marksist felsefi perspektiflerini kitabın diğer yerlerinden daha açık bir şekilde uygulamışlardır. Buradaki ana nokta, organizmaların doğal seçilim gibi dışsal evrimsel güçlerin basitçe pasif özneleri olmadığı, organizmaların aynı zamanda kendi başlarına aktif özneler olduğudur. Özellikle, organizmalar boş ekolojik nişlere basitçe girmezler, ancak nişlerini aktif olarak inşa ederler ve böylece kendileri üzerinde işleyen seçilim baskılarını etkilerler. Bir örnek olarak, vücut sıcaklığının büyük ölçüde dış ortam sıcaklığı tarafından belirlendiği kertenkeleler gibi bazı ektotermik ("soğukkanlı") organizmalarda termoregülasyonu ele alalım.13 Kertenkeleleri dış çevre koşullarının pasif nesneleri olarak, soğuk dönemlerde donarak, sıcak dönemlerde ise aşırı ısınmadan ölen canlılar olarak düşünebiliriz. Doğada gerçekte olan şey bu değildir. Bunun yerine, kertenkeleler soğuk hava koşullarında aktif olarak daha sıcak çevresel alanlar, sıcak hava koşullarında ise daha serin noktalar ararlar. Bu nedenle kertenkeleler, homeostazı koruyarak ve uygun vücut sıcaklıklarını muhafaza ederek kendi üzerlerinde işleyen seçilim baskılarına aktif olarak karşı koyarlar. Bu, Lewontin'in vurguladığı, evrimsel süreçte organizmaların merkezi rolüne mükemmel bir örnektir. Bölüm 3, evrimsel biyoloji araştırma topluluğunda organizmalar, çevreleri ve evrim arasındaki karmaşık ilişkiler hakkında canlı tartışmaları filizlendiren "niş inşası" teriminin ortaya çıkmasına neden olmuştur.14 Daha genel olarak, Levins ve Lewontin, evrimde karşılıklı nedenselliği, örneğin birlikte evrim sürecinde avcılar ve avlar arasındaki karşılıklı etkileşimlerle örneklenen15 nedensellik zincirlerinde bir nedenin daha sonra bir sonuç (ve tersi) haline geldiği seçici geri bildirimleri içeren nedenselliği vurgulamıştır.16

Evrimsel Biyoloji ve Marksizm: Doğal Ev Arkadaşları mı?

Diyalektik bir bakış açısı, doğanın statik bir olgu olarak değil, çeşitli karşıt güçlerin dengesi değiştikçe değişen bir dizi dinamik denge olarak görüldüğü bir dünya görüşüne çok iyi uymaktadır. Lewontin yalnız değildi; kendisini açıkça Marksist olarak tanımlayan tek büyük evrimsel biyolog o değildi. Aslında, evrimsel biyoloji ve popülasyon genetiği alanlarında, en azından hayatlarının bir bölümünde, yüksek profilli, açıkça Marksist olan pek çok bilim insanı olmuştur. Bunlar arasında popülasyon genetikçileri J. B. S. Haldane ve John Maynard Smith (Haldane'in öğrencisi), paleontolog Stephen Jay Gould ve bilim filozofu Elliott Sober sayılabilir. Bu büyük bilim insanlarının hepsinin ya popülasyon genetiğinde (Haldane, Maynard Smith, Lewontin, Sober), ya makroevrimsel düzeyde (Gould) ya da ekolojide (Levins) güçler dengesiyle ilgilenmesi ilginçtir ve belki de tesadüf değildir. 

Örneğin John Maynard Smith, akıl hocası Haldane gibi kararlı bir Marksist ve Büyük Britanya Komünist Partisi üyesiydi, ancak her ikisi de daha sonra partiden ayrıldı. Smith de Diyalektik Biyolog'a sempati duymuş ve onu olumlu bir şekilde değerlendirmiştir ve Lewontin ile tüm kariyerleri boyunca yakın arkadaş ve meslektaş olarak kalmışlardır.17 Belki de ana odak noktaları ve araştırma ilgi alanları, adaptasyonlar gibi evrimsel sonuçlardan ziyade evrimsel süreç olan popülasyon genetikçileri ve evrimsel genetikçiler, davranışsal ekologlar gibi biyologlara kıyasla diyalektik düşünceyi araştırma programlarına dahil etmeye daha yatkındırlar. Lewontin'in laboratuvarında bir süre çalışmış olan ve klasikleşmiş kitabı The Nature of Selection- Evolutionary Theory in Philosophical Focus (1994) ile tanınan filozof Elliott Sober'ın kendisini açıkça Marksist olarak tanımlaması ve Berlin Duvarı ile Doğu Bloku'nun yıkılmasından sonra 1994 yılında hala Marksizmi savunması bu yorumu güçlendirmektedir.18 Sober'ın çalışması mutasyon, seçilim, rekombinasyon ve gen akışı gibi farklı güçlerin evrimsel süreçte nasıl etkileşime girdiğini araştırmaktadır. Popülasyon genetiğinin felsefi çıkarımlarına dair mükemmel bir genel bakış niteliğindeki bu klasik metinde diyalektik teriminden açıkça bahsedilmemesine rağmen diyalektik düşüncenin işaretleri de görülebilmektedir. Doğal seçilime genellikle mutasyonlar ve genetik sürüklenme gibi diğer evrimsel güçler karşı çıkmaktadır ve bu da popülasyon genetiği araştırmalarının ortak odak noktasıdır. Evrimsel sürece ilişkin bu dinamik görüş, Dawkins'in statik adaptasyonculuğunda ve İngiltere'deki Neo-Paleyan evrimsel biyologlar arasında çok az görülür, ancak Marksistler için hem topluma hem de doğaya ilişkin doğal bir bakış açısıdır.

Organizmalar Kartezyen makineler değil, uzun bir evrimsel tarihin ürünleridir.

Araştırmalarında diyalektik düşünceyi örtük ya da açık bir şekilde kullanan ekolojist ve evrimsel biyologların yakın zamandaki örnekleri arasında, her ikisi de Rusya'da doğan ve Sovyetler Birliği'nde yetişirken Marksist felsefeye yönelen teorik biyolog Sergey Gavrilets ve eski popülasyon ekoloğu ve şu anda niceliksel tarihçi Peter Turchin yer almaktadır. Gavrilets, yakın akrabalarımız olan büyük maymunlardaki hiyerarşik sosyal sistemden kendi türümüz olan Homo sapiens'teki daha eşitlikçi avcı-toplayıcı toplumlara evrimsel geçişi modellerken açıkça diyalektik bir yaklaşım benimsemiştir.19 Gavrilets'in modellerinde, insan eşitlikçiliği ve sosyal normlar, astların baskın "zorbaların" kaynakları tekeline almasını önlemek için ittifaklar kurduğu grup içi çatışmalardan beliriveren sonuçlar olarak ortaya çıkmaktadır. Gavrilets'e göre, "son derece despotik grupların ortaya çıkışını şekillendiren aynı güçler diyalektik olarak baskıya karşıt olan güç birliği davranışının ve psikolojisinin evrimi için koşullar yaratmaktadır."20 Dahası, eşitlikçiliğe evrimsel geçiş çok hızlı olabilmişti ve daha büyük ve işbirlikçi ittifakların daha da büyüyerek eşitlikçi bir devrimle sonuçlandığı pozitif bir geri besleme döngüsü tarafından yönlendirilen hızlı bir faz geçişi şeklinde ilerleyebilmişti.21

Pozitif geri besleme döngüleri tarafından yönlendirilen bu tür hızlı faz geçişleri Engels tarafından Doğanın Diyalektiği'nde ve daha sonra Diyalektik Biyolog'da "niceliğin niteliğe dönüşümü" diyalektik ilkesine örnek olarak tartışılmıştır. Bunun en iyi bilinen örneği, kaynama sıcaklığına ulaşıldığında suyun sıvı halden gaz haline geçmesidir. Yavaş, kademeli değişimin, belirli kritik eşiklerin üzerine geçildiğinde hızlı büyük değişimleri tetiklediğine dair benzer fikirler, paleontolojideki "kesintili denge/sıçramalı evrim" ve türleşme araştırmalarındaki "devrilme noktaları" fikirleri de dâhil olmak üzere modern evrimsel biyolojinin çeşitli alanlarında ortaya atılmıştır.22

"Lysenko Olayı" ve Bilimin Siyasallaşması

Richard Lewontin'in Marksizmi siyasi dogmaları zorlamayı değil, bilimin eleştirel bir analizini amaçlıyordu ve bilim insanlarının farkında olmadığı gizli, bilimsel olmayan ve ideolojik varsayımlara işaret ediyordu. Lewontin, kapitalizm koşulları altındaki bilimin eleştirisinde Kartezyen indirgemeci yaklaşımın pek çok başarısını kesinlikle inkar etmemiş, hatta Diyalektik Biyolog'da evrimsel oyun teorisini burjuva iktisadının olağanüstü bir başarısı olarak tanımlamıştır. Lewontin için yakın zamanda yayınlanan bir ölüm ilanında Andrew Berry ve Dmitri Petrov, "onun Marksizminin, bilimsel başarısının tartışmasız kilit bir bileşeni olduğunu" ve "onun dogmatik olmadığını" belirtmişlerdir.23 

Bununla birlikte, liberal teknokratlar ve Marksizmin burjuva eleştirmenleri sıklıkla bilimin siyaset ve ideolojiden tamamen uzak tutulması gerektiğini, aksi takdirde sonuçlarının felaket olacağını iddia ederler. Buna örnek olarak da sıklıkla Stalin dönemi Sovyetler Birliği'ndeki "Lysenko Olayı"na işaret ederler. Okurlar muhtemelen "yalınayak" bilim adamı Trofim Lysenko'yu yüksek bir mevkiye terfi ettiren Stalin rejimi altında Mendel genetikçilerine yönelik korkunç devlet teröründen haberdardır. Lysenko, Mendel genetiğini "diyalektik olmayan" ve idealist olarak kınamış, bunun yerine bitkilerin yaşamları boyunca özellikler kazanabileceğini ve daha sonra bu özellikleri yavrularına aktarabileceğini öne süren Lamarckçı bir kalıtım teorisini desteklemiştir. Ancak Lysenko titiz bir bilim adamı değildi ve deneyleri, edinilen özelliklerin kalıtsal olabileceği iddiasını desteklemekte başarısız oldu. Lysenkoizm'in Sovyetler Birliği'nde tarım bilimi ve genetiğin gelişimi üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu açıktır ve Batı'daki pek çok Marksist ve komünist bu trajik olaylar sonucunda Sovyetler Birliği, komünizm ve Marksizm hakkındaki algılamalarını yitirmiştir.

Diyalektik Biyolog'un 7. bölümünde Levins ve Lewontin, Lysenko'nun Marksizmi bayağılaştırmasını ve yüzeysel diyalektik argümanlar kullanmasını eleştirel bir şekilde incelemiştir. Modern genetiğin gelişmesinin ardından makul bir hipotez olarak tamamen terk edildiği için, Lamarckçılığın çürütülmüş bir kalıtım teorisi ya da Mendelci kalıtıma geçerli bir alternatif olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmışlardır. Bu nedenle, Lysenko hareketini bilimsel bir devrime yönelik başarısız bir girişim olarak nitelendirmişler, ancak bu hareketi Komünist Parti, Stalin ve diğer siyasi liderler tarafından yukarıdan yaratılan bir hareket olarak nitelendiren Batılı liberaller tarafından göz ardı edilen Sovyet toplumundaki bazı gerçek gerilimleri ve sınıf temelli çatışmaları yansıttığını belirtmişlerdir. Dolayısıyla Levins ve Lewontin sadece Lysenko ve takipçilerini eleştirmekle kalmamış, aynı zamanda Sovyetler Birliği içinde ve dışında Lysenkoizm'i sadece otoriterliğe indirgeyerek açıklamaya çalışan basit görüşleri de eleştirmişlerdir. Levins ve Lewontin, Lysenkoizm'in, kalıtım ve biyolojinin nasıl işlediğine dair hatalı varsayımlar üzerine inşa edilmiş olsa da, gerçek bir popülist hareket olduğunu savunmuştur. O halde Lysenkoizm, Marksist bilimin doğal bir sonucu olarak değil, Marksizmin vulgarizasyonu olarak anlaşılmalıdır. Aynı zamanda, "Marksizm başarısızlıklarını incelemedikçe, bunların tekrarlanacağı" yönünde önemli bir uyarıda bulundular.24

Diyalektik Geleceğimiz: Ekososyalizm ya da İklim Krizi

Lewontin'i şahsen tanımıyordum, ancak 2001 yılında Tennessee'de Society for the Study of Evolution (SSE) tarafından düzenlenen bir toplantı sırasında kendisiyle kısa bir süre görüşmüştüm. Lewontin'in çalışmaları ve fikirleri bana ve evrimsel biyoloji alanındaki pek çok meslektaşıma her zaman ilham vermiştir. Yalnızca organizma adaptasyonuna güçlü bir vurgu yapan İngiliz davranışsal ekoloji araştırma geleneğinden güçlü bir şekilde etkilenmiş küçük bir ülke olan İsveç'te yetiştiğim için Lewontin'in çalışmalarını keşfetmem biraz zaman aldı. Bu keşiften önce, sosyalist siyasi sempatilerimi ve Marksist kimliğimi evrimsel biyolog olarak profesyonel araştırma kimliğimle uzlaştırmak için çok mücadele ettim. Bu kimlikleri ayrı tutmaya çalıştım -her zaman başarılı olamadım- çünkü ayrı tutulan kimlikler, benim kuşağıma aktarılan İngiliz davranışsal ekoloji ve evrimsel biyoloji geleneğinin idealleriydi ve hala da öyledir. Lewontin'i keşfettiğimde, Marksist olmanın aslında bir bilim insanı için avantaj olabileceğini fark ettim. Marksistler sorunları, organizmaları makine olarak gören katı Kartezyen ve indirgemeci bakış açısından farklı perspektifleri takdir etmekte genellikle büyük zorluklar yaşayan liberal entelektüellerden farklı görürler.

Levins ve Lewontin'in Diyalektik Biyolog'da belirttiği gibi, diyalektik perspektif bilimdeki çelişkileri çözmenin tek yolu değildir: "Diyalektik materyalizm belirli fiziksel sorunları çözmek için programatik bir yöntem değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. Daha ziyade, diyalektik analiz bize dogmatizmin ve düşünce darlığının belirli biçimlerine karşı bir genel bakış ve bir dizi uyarı işareti sağlar."25 Bu noktalar her zamankinden daha geçerlidir ve hem Levins ve Lewontin'in hem de temsil ettikleri Marksizmin dogmatik olmayan ve dinamik zihniyetlerini ortaya koymaktadır.

Diyalektik materyalizm bize tarihin olumsal olduğunu ve toplumların iç koşullarından ve çelişkilerinden etkilendiğini hatırlatır. Bu felsefe, insanları geleceğimizi şekillendirmeye muktedir aktif aktörler olarak tanımamıza yardımcı olabilir.

Lewontin tarafından Marksizm ve diyalektik materyalizm şemsiyesi altında birkaç on yıl önce ortaya atılan fikirlerin birçoğu, bugün ortaya çıkan iklim krizi ve bununla ilişkili tüm toplumsal geri bildirimler ışığında bir kez daha oldukça geçerli hale gelmiştir. Gerçekten de pek çok evrimsel biyolog, araştırmalarında bilinçsizce diyalektik bir bakış açısını benimsemektedir. Doğal sistemleri, birbirlerini az ya da çok dengede tutan çeşitli karşıt güçlerin sonuçları olarak görerek, evrimsel değişimin dinamiklerini, dünyayı bir dizi statik nesneden oluşmuş olarak gördüğümüzde anlayabileceğimizden daha iyi anlayabiliriz. Andreas Malm, Lewontin'in diyalektik geleneğinde çalışan İsveçli bir çevre tarihçisi, iklim aktivisti ve ekososyalist bir teorisyendir. Malm, iklim sistemlerini yönlendiren pozitif geri beslemenin ve fosil sermaye, doğa ve toplum arasındaki diyalektik ilişkilerin pek çok kişi tarafından fark edilmesini sağlamıştır.26 Bu tür diyalektik geri besleme döngüleri, insanlığın uzun vadede hayatta kalmasını tehdit eden hızlı iklim değişikliği çağımızda çok önemli bilgilerdir. İnsanlar belki de kendi nişini inşa edebilen (ve yok edebilen!) bir organizmanın en iyi örneğidir ve bu durum, Lewontin'in organizmaların doğal dış güçlerin pasif nesneleri olmadıkları, kendi nişlerini ve üzerlerindeki seçilim baskılarını aktif olarak inşa ettikleri şeklindeki perspektifini vurgulamaktadır. Gerçekten de, insanlar dünyanın en büyük evrimsel gücü olarak adlandırılmaktadır ve insan faaliyetleri diğer organizmaların evrimini güçlü bir şekilde etkilemekte, bu da kendi toplumlarımız ve dolayısıyla gelecekteki hayatta kalma beklentilerimiz için derin sonuçlar doğurmaktadır.27

Bu nedenle Malm, ben ve diğer ekososyalistler, insanlık için bu kasvetli beklentiler ışığında, yaklaşan felaketi önlemenin tek yolunun toplumsal bir devrim ve toplumun büyük ölçekli sosyalist bir dönüşümü olduğunu savunuyoruz. Diyalektik materyalizm bize tarihin olumsal olduğunu ve toplumların iç koşullarından ve çelişkilerinden etkilendiğini hatırlatır. Bu felsefe, insanları geleceğimizi şekillendirmeye muktedir aktif aktörler olarak tanımamıza ve fosil sermayenin ortadan kaldırılması, işçilerin ve yurttaşların finans ve üretim araçlarının kontrolünü ele geçirip toplumsallaştırması gerektiğini anlamamıza yardımcı olabilir.28 Nihayetinde, bilimsel ilkeler doğrultusunda ve çevresel olarak sürdürülebilir bir şekilde örgütlenmiş, demokratik ve merkezi olarak planlanmış bir ekonomi geliştirmeliyiz. Böylesi bir sosyalist dönüşümün alternatifi korkunçtur, bu nedenle Marksist olmayanlar bile sosyal devrimin bir tür olarak uzun vadede hayatta kalmak için kalan tek şansımız olduğunu kısa sürede anlayacaktır. Aksi takdirde, uygarlığımızın hızlanan iklim krizinin ağırlığı altında çöktüğünü görme riskiyle karşı karşıya kalacağız. Seçenekler, sosyalist devrimci Rosa Luxemburg'un ünlü bir sözünü ("Sosyalizm ya da barbarlık!") kendi zamanımızda karşı karşıya olduğumuz keskin seçimi vurgulamak için yeniden formüle ederek oldukça açık bir şekilde gösterilebilir: "Sosyalizm ya da yok oluş!"29

Kaynak: https://magazine.scienceforthepeople.org/lewontin-special-issue/richard-lewontin-dialectical-materialism-the-relationship-between-evolutionary-biology-and-marxism/ 3 Kasım 2021. Erik Svensson, İsveç'teki Lund Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde Evrimsel Ekoloji Profesörü olarak görev yapmaktadır.

Notlar:

1.Pankaj Mehta, “The People’s Scientist,” Jacobin, January 22, 2016, https://www.jacobinmag.com/2016/01/richard-levins-obituary-biological-determinism-dialectics.

2.Brett Clark and Richard York, “Dialectical Nature: Reflections in Honor of the Twentieth Anniversary of Levins and Lewontin’s The Dialectical Biologist,” Monthly Review 57, no. 1 (May 2005), https://monthlyreview.org/2005/05/01/dialectical-nature/.

3.Barry Sinervo and Erik Svensson, “Correlational Selection and the Evolution of Genomic Architecture,” Heredity 89 (2002): 948–955, https://doi.org/10.1038/sj.hdy.6800148; Erik Svensson et al., “Correlational Selection in the Age of Genomics,” Nature Ecology & Evolution 5, no. 5 (2021): 562–573, https://doi.org/10.1038/s41559-021-01413-3.

4.Svensson et al., “Correlational Selection,” 562.

5.Levins and Lewontin, The Dialectical Biologist, 197.

6.Evan E. Eichler et al., “Missing Heritability and Strategies for Finding the Underlying Causes of Complex Disease,” Nature Reviews. Genetics 11, no. 6 (June 2010): 446–50, https://doi.org/10.1038/nrg2809; Teri A. Manolio et al., “Finding the Missing Heritability of Complex Diseases,” Nature 461, no. 7265 (October 8, 2009): 747–53, https://doi.org/10.1038/nature08494.

7.Alan Grafen, “The Formal Darwinism Project in Outline,” Biology & Philosophy 29 (March 2014): 155–174, https://doi.org/10.1007/s10539-013-9414-y.

8.Ronald A. Fisher, The Genetical Theory of Natural Selection (Clarendon Press, 1930).

9.Tim Lewens, “Neo-Paleyan biology,” Studies in History and Philosophy of Science Part C 76 (August 2019): 101185, https://doi.org/10.1016/j.shpsc.2019.101185.

10.Richard Dawkins, “Replicators and Vehicles,” PhilPapers, accessed October 20, 2021, https://philpapers.org/rec/DAWRAV.

11.William B. Provine, Sewall Wright and Evolutionary Biology (University of Chicago Press, 1986); Ernst Mayr and William B. Provine, The Evolutionary Synthesis: Perspectives on the Unification of Biology (Harvard University Press, 1998).

12.Richard Lewontin, “A General Method for Investigating the Equilibrium of Gene Frequency in a Population,” Genetics 43, no 3 (May 1958): 419–434, https://doi.org/10.1093/genetics/43.3.419.

13.Raymond B. Huey, Paul E. Hertz, and B. Sinervo, “Behavioral Drive versus Behavioral Inertia in Evolution: A Null Model Approach,” The American Naturalist 161, no. 3 (March 2003): 357–366, https://doi.org/10.1086/346135.

14.John Odling-Smee, Kevin N. Laland, and Marcus W. Feldman, Niche Construction: The Neglected Process in Evolution (New Jersey: Princeton University Press, 2003); Thomas C. Scott-Phillips et al., “The Niche Construction Perspective: A Critical Appraisal,” Evolution 68, no. 5 (May 2014): 1231–43, https://doi.org/10.1111/evo.12332.

15.Erik I. Svensson, “On Reciprocal Causation in the Evolutionary Process,” Evolutionary Biology 45 (2018): 1–14, https://doi.org/10.1007/s11692-017-9431-x.

16.Svensson, “On Reciprocal Causation in the Evolutionary Process.”

17.John Maynard Smith, “Molecules Are Not Enough,” in Did Darwin Get It Right? Essays on Games, Sex and Evolution, ed. John Maynard Smith (Springer-Verlag, 1988): 30–38, https://doi.org/10.1007/978-1-4684-7862-4_5; John Maynard Smith, “Reconciling Marx and Darwin,” Evolution 55, no. 7 (July 2001): 1496–1498, https://www.jstor.org/stable/2680344.

18.Erik Olin Wright, Andrew Levine, and Elliott Sober, “Reconstructing Marxism: A Reply,” Science & Society 58, no. 1 (Spring, 1994): 53–60, https://www.jstor.org/stable/40403383; Elliott Sober, The Nature of Selection: Evolutionary Theory in Philosophical Focus (University of Chicago Press, 1984).

19.Sergey Gavrilets, Edgar A. Duenez-Guzman, and Michael D. Vose, “Dynamics of Alliance Formation and the Egalitarian Revolution,” PLoS ONE 3, no. 10 (October 2008): e3293, https://doi.org/10.1371/journal.pone.0003293; Sergey Gavrilets, “On the Evolutionary Origins of the Egalitarian Syndrome,” Proceedings of the National Academy of Sciences 109, no. 35 (August 2012): 14069–74, https://doi.org/10.1073/pnas.1201718109.

20.Gavrilets, “On the Evolutionary Origins of the Egalitarian Syndrome.”

21.Gavrilets, Duenez-Guzman, and Vose, “Dynamics of Alliance Formation”.

22.David Sepkoski, Rereading the Fossil Record: The Growth of Paleobiology as an Evolutionary Discipline (University of Chicago Press, 2012); Patrik Nosil et al., “Tipping Points in the Dynamics of Speciation,” Nature Ecology & Evolution 1 (Janurary 2017): 1–8, https://doi.org/10.1038/s41559-016-0001.

23.Andrew Berry and Dmitri A. Petrov, “Richard C. Lewontin (1929–2021),” Science 373, no. 6556 (August 2021): 745, https://doi.org/10.1126/science.abl5430.

24.Levins and Lewontin, The Dialectical Biologist, 166.

25.Levins and Lewontin, The Dialectical Biologist, 191.

26.Andreas Malm, “The Anthropocene Myth,” Jacobin, May 30, 2015, https://jacobinmag.com/2015/03/anthropocene-capitalism-climate-change.

27.Stephen R. Palumbi, “Humans as the World’s Greatest Evolutionary Force,” Science 293, no. 5536 (September 2001): 1786–90, https://doi.org/10.1126/science.293.5536.1786; Andrew P. Hendry, Kiyoko M. Gotanda, and Erik I. Svensson, “Human Influences on Evolution, and the Ecological and Societal Consequences,” Philosophical Transactions of the Royal Society B 372, no. 1712 (January 2017): 10160028, https://doi.org/10.1098/rstb.2016.0028.

28.Andreas Malm, “The Climate Movement Must Disrupt the Normal Routines of Fossil Capital,” Jacobin, October 14, 2020, https://jacobinmag.com/2020/10/ende-gelande-climate-justice-movement-nonviolence.

29.Mark Montegriffo, “Yes, Socialism or Extinction is Exactly the Choice We Face,” Jacobin, April 9, 2020, https://jacobinmag.com/2020/09/extinction-rebellion-socialism-capitalism.

9 Ağustos 2024 Cuma

Devrimci mücadele | Ufuk Akkuş

Yazarın onayıyla yazısını MAR'da yayınlıyoruz:


Devrimci bir hükümet iş başına geldikten sonra devletin dönüştürülmesi en zor süreçlerden biri olacaktır. Henüz aşılmamış olan eski düzenin devlet içindeki direncini kırmanın yolu kitlesel eylemlerin de yardımıyla onlar üzerinde baskı kurmaktan geçecektir. Devlet organlarının tasfiye edilmesi, üst düzey yöneticilerin tümünün halk tarafından seçilir, denetlenir ve her an çağrılabilir duruma getirilmesi, temsilcilik görevlerinin bireysel zenginleşme araçları olmaktan çıkarılması, halkın karar alma süreçlerine doğrudan doğruya katılabilmesi, ordunun gerçek anlamıyla halkın hizmetine sokulması gibi önlemlerin örgütlü bir halk hareketi mücadelelerinden destek almayan bir hükümet tarafından alınması hiç kolay değildir.

1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim devrimi, insanlığın eşitlik ve özgürlük arayışında çok önemli ve coşkulu bir başlangıç idi. Devrim ile kurulan sosyalist sistem o dönemde pek çok ülkeye esin kaynağı olmuştu. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nde sistemin çöküşüyle birlikte diğer sosyalist ülkeler de peşi sıra düştüler. En yaygın yorumla, 18. yüzyılda başlayan kapitalist sistemin ömrüyle kıyaslandığında tarihin 74 yıl gibi kısa bir dönemini kapsayan sosyalist sistem işçi sınıfına ve insanlığa büyük bir miras bırakmıştır.

Gelinen aşamada kapitalizmin insanlığa ve doğaya verdiği tahribat giderek artmış ve sistem tıkanma noktasına gelmiştir. Sistemin dünya genelinde hegemonik gücü azalmış olup ancak zor ve baskı politikaları ile yönetim sağlanabilmektedir. İnsanlığın yeni bir sosyalist devrime ihtiyacı yakıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Erkin Özalp, “Devrim Nasıl Yapılır? Dünyada Strateji Arayışları” adlı kitabında devrimlerin çeşitli ülkelerdeki yansımalarını, olumlu ve olumsuz yönleri ile ele alıyor. Başını Sovyetler Birliği’nin çektiği sosyalist uygulamaların çöküşü sonrasındaki mücadele deneyimlerinden hareketle, günümüzde kitlelerin kendi eserleri olan devrimlerin nasıl yapılabileceğini tartışıyor.

Özalp; Şili, Peru, Nepal, Venezüella, Bolivya, Meksika, Brezilya, Barselona, Rojava, Yunanistan, Fransa, Belçika, Avusturya ve ABD örneklerinden yola çıkarak devrimci girişim süreçlerini ortaya koyuyor. Pek çok ülkede iktidarı hedefleyen devrimci partilerin gerek mücadeleleri gerekse de iktidarı aldıktan sonraki uygulamaları siyasi konjonktüre ve güç mücadelelerine göre şekillenmiş, sapmalara ve savrulmalara uğramıştır.

Özalp’e göre; neoliberal politikaların ardında sermayedarların iki yüz yıllık sınıf mücadelelerinden çıkardığı dersler var. Neoliberalizmi bir gecede sıfırlamak hiç kolay değildir. Çok sayıda solcu liderin iktidara gelirken ya da geldikten kısa bir süre sonra radikal vaatlerini bırakması ve onları iktidara taşıyanlara ihanet etmiş olması tek başına bu kişilerin karakter zayıflığıyla açıklanamaz. Kapitalist üretim ilişkileri insanlığı, biri nüfusa oranla giderek büyüyen iki temel sınıfa ayırdı. Ama işçiler yalnızca sermayedarlara ve onların temsilcilerine karşı birlikte mücadele ettikleri sürece gerçek bir sınıf oluşturur. Bunun dışında kapitalist toplumda hayatta kalmanın vazgeçilmez bir gereği olan rekabet onları böler.

Nepal örneği

İncelenen ülkelerdeki sol hareketlerin seyri kültürel ve siyasal konjonktüre göre değişim göstermektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; silahlı mücadele yürüten Maoistlerin başını çektiği grup Nepal’de seçimle iş başına geçer. Kurulan koalisyon hükümeti köklü dönüşümlerden vazgeçer. Üstelik elde edilen bakanlıkların parti üyelerine maddi çıkar sağlaması gözetilir. Yani siyasal devrim toplumsal devrimle tamamlanamamış olur. Özalp’in dikkat çektiği gibi, ideal durumda silahlı mücadele yürüten bir örgüt tek başına iktidara gelir ve hem kadrolarını dönüştürmek hem de halkın kendi kendisini yönetmeye başlamasını sağlamak için bu iktidarı bir araç olarak kullanır. Ama bu ideal duruma ulaşmak mümkün olmadığında silahlı mücadele sayesinde elde edilen kısmi kazanımları koruma çabası, toplumsal bir devrim gerçekleştirmenin önündeki engellerden birine dönüşebilir. Yunanistan’da 2015 seçimlerinde en yüksek oyu alan Syriza, Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) yanaşmaması üzerine sağcı Bağımsız Yunanlar (ANEL) partisiyle koalisyon yapmak zorunda kalmıştır. Büyük bir borç yükü devralan yeni hükümet yeni borç bulabilmek için sosyal harcamaları kısar, özelleştirmelere ve kemer sıkma politikalarına ağırlık verir. Çipras hükümeti iktidarı esnasında sıradan insanlar bir yana, parti üyelerini bile karar alma süreçlerinin dışına itmiştir. Parti maddi çıkar sağlamak isteyenlere olanak sunmak ve hükümeti desteklemek dışında pek fazla işlevi kalmayan bir araca dönüşmüştür.

Halk hareketi olmazsa…

Özalp, seçimle iktidara gelen sol hükümetlerin kapitalizmin aşılması ve halkın tam anlamıyla kendi kendini yönetir duruma getirilmesi hedefleri doğrultusunda çok fazla yol alınamadığını söyler. Bunun en önemli nedenlerinden birinin; solun iktidara gelme olasılığı arttığında ve iktidara geldiğinde toplumsal devrim hedefini bir kenara bırakarak iktidara gelmeyi ve iktidarda kalmayı başka her şeyden önemli sayması olarak görür. Uzun vadeli hedefler kağıt üstünde kaldığında siyasi özneler güncel pratikler tarafından biçimlendirilir. Reform politikalarını savunmanın ve uygulamanın ötesine geçemeyen bir sol parti, sosyal demokrat siyasetçi ve uzmanlardan daha fazla yararlanırken, kendi kadrolarının da sosyal demokratlaşmasına yol açar. Her kesimden oy toplama çabası her şeyin önüne koyulduğunda örgütlü bir halk hareketini yaratma ve güçlendirme görevleri ihmal edilirken kadrolar ile düzen siyasetçileri arasındaki fark silikleşir. Uzun vadeli hedeflerle bağları kopan bir siyasal mücadele pratiği devrimciliklerini koruyan kadroların etkisizleşmesine hatta sorun yaratan tutucu unsurlar olarak görülmelerine yol açar. Bu durumun sonuçlarına üyelerin başka partiye geçmeleri, istifa edip örgütsüzlüğü seçmeleri veya ayrı bir parti kurmalarını da ekleyebiliriz.

Şili’deki Halk Birliği’nin 1970 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerine yönelik programında; Şili halkının örgütlenmesi ve iktidarı ele geçirebilmesi için Halk Birliği komitelerinin kurulması öngörülmüştü. Tek görevi seçim çalışması yürütmek olmayan bu komite, kitlelerin güncel talepleri doğrultusunda mücadele etmenin yanı sıra yönetmeyi de öğrenecekti. Ancak Halk Birliği hükümeti kurulduktan sonra Şili’de sosyalist ve komünist partilerin kendi oylarını artırmaya öncelik verirken halk hareketini güçlendirme görevinin bir yana bırakması, Halk Birliği’nin dağılmasına yol açmıştı. Venezüella’da da “komün ya da hiçbir şey” denilerek halk hareketinin önemi vurgulanmış, ancak Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) kitlesel olmasına karşın, devrimci kadroların ağırlık taşıdığı ve onların sayısını artıran bir parti değil, iktidarda olmanın nimetlerinden yararlanmak isteyenlerin kullandığı bir araçtı.

Örgütlü halk hareketine yaslanmayan bir sol parti iktidara geldiğinde devlet ve kamuda yöneticilik pozisyonlarını doldurmaya ve yöneticileri denetlemeye yetecek sayıda bilgili ve dürüst insan bulmak konusunda güçlük çekecektir. Devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olan, kendi temsilci ve yöneticilerini seçmenin yanı sıra denetleyen ve gerektiğinde geri çağıran bir halk hareketi sayesinde iktidara gelen sol, devlet kurumlarını ve kamu kurumlarını tam anlamıyla halkın denetimine sokma konusunda zorluk yaşamaz. Kitlelerin yönetmeyi öğrenmelerini de sağlayacak örgütlü bir halk hareketini yaratma ve güçlendirme görevi iktidar sonrasına bırakılmamalı, halkı iktidar mücadelesinin öznesi haline getirmek gerekmektedir. Burada halk hareketi ile onun temsilcileri arsındaki ilişkileri düzenleyen kurallar önem taşır. Her türlü temsilcilik görevine aday olanların halk hareketi tarafından ön seçimle belirlenmesi, seçilmişlerin görevleriyle ilgili konularda halkı eksiksiz bilgilendirmesi, ön seçime katılanların talebi halinde istifa etmeleri, her türlü gelir ve ayrıcalık konusunda şeffaflık sergilemeleri halkın yönetmeyi öğrenmesine yardımcı olur. Ayrıca halk hareketinin düzen değişikliğinin yolunu açan temel hedeflere sahip olması ve kitlelerin her türlü ayrımcılığını ortadan kaldırılmasına yönelik ideolojik dönüşümüne katkıda bulunması gerekir.

Kadroların rolü

Özalp’e göre; halkın karar alma ve denetleme süreçlerine katılımını sağlamanın vazgeçilmez koşullarından biri de, kişilikli kadroların varlığıdır. Özalp, kadrolar derken bazı ayrıcalıkları beraberinde getiren bir rütbenin taşıyıcılarından değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesi, sınıfların ve ulusal sınırların ortadan kaldırılması, insanların tam anlamıyla kendilerini yönetir duruma getirilmesi gibi uzun vadeli hedefleri benimseyen, devrim mücadelesine daha fazla katkıda bulunmak için özveride bulunan ve sorumluluk üstlenen örgütlü bireylerden söz ettiğini vurgular. Bir kadronun en önemli görevlerinden biri, birilerinin adamı olmamak, kişilere değil uzun vadeli hedeflere bağlı olmaktır. Bu nedenle, güncelliğin ötesine geçen bir teorik birikimin elde edilmesi ve zenginleştirilmesi kadro eğitiminin önemli bir bileşenidir.

Bunlar kadar önemli olan nokta ise uzun vadeli hedefler gözeterek yürütülen siyasi mücadeleler aracılığıyla alınan eğitimdir. Bir halk hareketinin devlet yönetiminde giderek daha fazla söz sahibi olmasını sağlamaları, kadroların kendilerini geliştirmelerinin en verimli yollarından biridir. Neredeyse tek siyasal işlevleri bildiri dağıtmak, sosyal medya paylaşımları yapmak, gazete satmak, basın açıklamaları ve mitinglere katılmak gibi parti merkezinin mesajlarını daha geniş kesimlere ulaştırmak olan üyelerin pek çoğu bir süre sonra örgütlü mücadelenin kendisini sorgulamaya başlayacaktır. Örgütlü mücadelelerin başarısı kadroların yaşamsal önem taşıyan bazı sorumlulukları yerine getirmesine bağlıdır. Örneğin, boş zamanları sınırlı olan insanları kazanmanın ve mücadelenin içinde tutmanın yolu, neler yapabilecekleri hakkında onlarla görüşerek, hangi konularda katkılarda bulunabilecekleri konusunda ortak karara varmak ve sonrasında da bu katkıların somut sonuçlarını birlikte değerlendirmekten geçer. Herhangi bir talep doğrultusunda eyleme çağrılan insanları o eylemin işe yarayacağına ikna edebilmek, dolasıyla eylemler planlanırken elle tutulur sonuçlar elde etme şansının hesaba katılması gerekir.

Kadroların kimlerden gelirse gelsin ilerletici önerileri desteklemeleri, tartışmaların kişiselleştirilmesine izin vermemeleri ve nesnel olarak trollük yapanların gündemi belirlemesini engellemeleri, hedeflerle uyumlu ve herkes için geliştirici olan bir iç tartışma ortamı yaratmaları gerekir.

Gerek iktidar mücadelesinde gerekse iktidarı aldıktan sonra halkı özne haline getirmenin önemine değinen Özalp, geçmişin sosyalist devletlerin temel sorunlarından birinin kendi halklarını dünya devrimi mücadelesinin özneleri haline getirmek konusundaki başarısızlıkları olarak görür. Sosyalist ülke yurttaşlarının kapitalist ülke yurttaşlarıyla daha fazla iletişim kurmaları, onları sosyalizmin kazanımları hakkında doğrudan doğruya bilgilendirmeleri , kapitalist dünyada yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek kendi ülkelerindeki eksikliklerin giderilmesini sağlamaları daha fazla etkili olabilirdi.

Bazı ülkelerdeki sol hükümetlerin başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini irdeleyen Özalp, “Devrim Nasıl Yapılır?” kitabında sosyalizm mücadelesinde kitle hareketinin, örgütlü halk gücünün, sınıf mücadelesinde halkı özne haline getirmenin, şeffaflığın, katılımın, kadroların işlevinin, toplumsal devrimin öneminin altını çizerek devrim sürecini analiz ediyor ve öneriler geliştiriyor.

Erkin Özalp, Devrim Nasıl Yapılır? Dünya’da Strateji Arayışları, Yordam Kitap, Ekim 2023, 238 sayfa.

7 Ağustos 2024 Çarşamba

Marx'ın Jules Guesde'ye yazdığı yeni bulunan bir mektup

MAR notu: Marx'ın Guesde'ye yazdığı bu mektupta altı çizilmesi gereken yanlar şunlardır:

i. Marx, işçi sınıfının ülkeler ölçeğinde "parti" formunda örgütlenmesi yolunda bir fikre sahiptir.

ii. Parti'nin kentlerle sınırlı kalmayıp, kırlardaki emekçileri de kapsaması yönünde düşünmektedir.

iii. Parti, aktüel/günün koşullarına uygun mücadeleler ve propaganda ile örgütlenir.

iv. Devrim, Rusya'dan başlayacak ve Batı'daki ülkelerdeki devrimlerle devam edecektir.

v. Kapitalizmin en gelişmiş durumda olduğu ülke olan İngiltere'de işçi sınıfı üzerinde kapitalist sınıfın hegemonyası pekişmiştir. Bu sınıf kendisi hakkında yanlış bilinçliliğe sahiptir. Bu ülkede devrimin nesnel unsurları mevcut olsa da, öznel bilinçlilik unsurunda sorun vardır.

vi. Bu mektup, Marx-Engels ile Lenin/Bolşevikler arasındaki siyaset teorisi alanındaki sürekliliği göstermesi açısından değerlidir.

Karl Marx’ın Jules Guesde’ye Fransızca olarak yazdığı bir mektup yakın zamanda ortaya çıkarıldı.

Jules Guesde
10 Mayıs 1879

41 Maitland Park Road Londra NW

Sevgili Yurttaş Guesde,

Benimle herhangi bir ilişkisi olan hiçbir Fransız mülteci, size duyduğum derin sempatiden ya da çalışmalarınıza duyduğum büyük ilgiden şüphe duymaz. Militan sosyalizmin Fransa'da pek çok taraftarı olduğu kesin, ancak sizin gibi cesaret ve bağlılıkla bilgi birikimini birleştiren çok az kişi var. Blanqui’nin sizin inisiyatifiniz sayesinde seçilmesi, iktidardaki sonradan görmelerin size çektirdiği acıların ve hakaretlerin ilk telafisidir.[1]

Yasama meclisinin Paris’e dönmesine gelince, hem Lissagaray’a hem de Longuet’ye makalelerinizle aynı doğrultuda konuştum.[2] Sonuçta, Messieurs les Gambettistes'in Versailles'da bitki yetiştirmektense Paris'te yaşamayı tercih edeceğine ikna olarak, bu konudaki tartışmalara konunun kendisinden daha fazla önem verdim.[3]

Fransa’daki sosyalistlerin önündeki büyük görev, bağımsız ve militan bir işçi partisinin örgütlenmesidir. Kentlerle sınırlı kalmayıp kırlara da yayılması gereken bu örgütlenme ancak propaganda ve sürekli mücadele yoluyla, her zaman o anın verili koşullarına, güncel gerekliliklere uygun bir gündelik mücadele yoluyla gerçekleştirilebilir. Sadece ölümünden sonra Jakobenler devrimci eylemin tek bir biçimini, patlayıcı biçimini bilirler. Bu, ancak egemen toplumsal konumları işgal ettikten sonra kalkanlarını kaldırmış olan burjuvalar açısından oldukça doğaldır.

Benim inancıma göre patlayıcı biçimdeki devrim bu kez Batı’dan değil, Doğu’dan – Rusya’dan – başlayacaktır. İlk olarak, şiddetli bir ayaklanmanın tarihsel bir zorunluluk haline geldiği diğer iki büyük despotizm [okunaksız[4]] Avusturya ve Almanya’da tepki gösterecektir. Bu genel kriz anında Avrupa’nın, Fransız proletaryasını hâlihazırda bir işçi partisi olarak kurulmuş ve rolünü oynamaya hazır durumda bulunması son derece önemlidir. İngiltere’ye gelince, toplumsal dönüşümünün maddi unsurları fazlasıyla mevcuttur, ancak eksik olan itici ruhtur. Bu ruh ancak kıtasal olayların patlamasıyla oluşacaktır. İngiliz işçi sınıfının büyük bölümünün durumu ne kadar sefil olursa olsun, bu sınıfın yine de bir dereceye kadar İngiltere’nin dünya pazarındaki imparatorluğuna katıldığını ya da daha da kötüsü, kendisini buna katılmış olarak algıladığını asla unutmamalıyız.

Longuet üzerine birkaç söz. Onun kişisel düşmanınız olduğunu düşünürseniz ona haksızlık etmiş olursunuz. Aksine, birkaç cilveli göçmen tarafından davet edilmesine rağmen, kendisinin şakaların içine çekilmesine izin vermedi. İzlenmesi gereken taktikler konusunda onun görüşleri bazen sizinkilerden farklı olsa da, temelde farklı olduklarını düşünmüyorum.[5] Son olarak, aile ilişkileri ve dostlukların, hiçbir zaman sapmadığım siyasi çizgim üzerinde hiçbir etkisi olamaz.

Özgürlüğünüze ve sağlığınıza yakında kavuşacağınız umuduyla, en içten dostunuz Karl Marx.[6]

JULES GUESDE’DEN CEVAP (TARİHSİZ)

Sayın vatandaşımız

Gösterdiğiniz sempati ve saygı için çok minnettarım ve Enternasyonal konusunda sizinle fikir ayrılığına düştüğüm zamanlarda bile Komünist Manifesto ve Kapital’in yazarına her zaman büyük bir hayranlık duyduğuma inanmanızı rica ediyorum.[7]

Bugün şunu söyleyebilirim ki, sizi daha iyi tanımış olsaydım bu anlaşmazlık – en azından benim açımdan – asla ortaya çıkmazdı.

Çünkü mektubunuzdaki her şeyi düşünüyorum – ve her zaman da düşündüm.

Eğer ben bir devrimciysem, eğer sizin gibi toplumsal sorunun kolektivist ya da komünist bir doğrultuda üstesinden gelmek için gücün gerekliliğine inanıyorsam, sizin gibi ben de -belki Rusya’da gerekli olan- ne Fransa’da, ne Almanya’da, ne de İtalya’da devrimin aciliyetlerinden hiçbirine karşılık gelmeyen Blanqui tarzı hareketlerin amansız muhalifiyim.[8] Bunu Radical’de Opéra Comique’deki isyancılara karşı yürüttüğüm kampanyadan anlayabilirsiniz.

Ben de sizin gibi, eylemi düşünmeden önce, sürekli olduğu kadar geniş bir propagandanın yardımıyla bir parti, bilinçli bir ordu kurmamız gerektiğine inanıyorum.

Ben de sizin gibi sadece var olanı yok etmenin istediğimiz şeyi inşa etmek için yeterli olacağına inanmıyorum ve aşağı yukarı uzun bir süre hareketin yukarıdan yönlendirilmesi gerekeceğini düşünüyorum.

İşte bu koşullar altında, döndüğümden beri, gerçekleşmek üzere olan olaylar karşısında haklı olarak “son derece önemli” olduğunu belirttiğiniz bu “bağımsız ve militan işçi partisini” kurmakla meşgulüm.

Ancak bu işçi partisinin hem “bağımsız” hem de “militan” olabilmesi için, Fransız proletaryasının burjuva radikalizminin saptırmalarından kurtarılması ve kurtuluşunun ancak mücadele yoluyla gerçekleşebileceğine ikna edilmesi şarttır.

İşçilerimizi hala burjuva radikalizminin sularında tutan kabloyu kesmek ve onlara dostane ya da barışçıl çözümlerin (işbirliği, bankalar vb.) yararsızlığını göstermek, şu anda başarıya ulaşma yolunda ilerleyen iki yönlü planımız olmalıydı ve oldu.[9] Sadece Longuet’yi değil, Vallès ve Jourde’u da kınadığım şey, oyunumuzu bozmak ve makaleleri ölçüsünde, bizimkinin karşısındaki tarafa yasaklamanın ağırlığını koymaktı.

Ama Longuet’yi hiçbir zaman kişisel bir düşman olarak görmedim, benim onun düşmanı olduğum kadar. Bundan emin olabilirsiniz.

Sürgünde olduğu için Paris’teki ve Fransa’daki gerçek durumdan habersiz olması gerekirken, burjuva liberalizmi ve devrimci sosyalizm tarafından paylaşılan bir gazetede devrimci sosyalizme karşı bir pozisyon almasına hayret ettim – ve en iyi ihtimalle acıdım.

La Révolution’da ortaya koymaya başladığı “sosyalist program” bile, işçi sınıfı Fransa’mızın tek kurtuluşunu, geliştirdiği tüm gayrimenkul ve menkul sermayeye kolektif olarak el konulmasında görmeye başladığı bir zamanda, bir hatadır ve çok büyük bir hatadır. Enternasyonal’in programı bu mu? Hadi ama! Bu olsa olsa Jura federasyonunun Proudhoncularının programıdır. Ve neyse ki bizim işçilerimiz, işçilerimizin en akıllıları, Proudhon’dan ve onun mutualist ‘şakalarından’ geri döndüler.

Tüm bu ayrıntılara girdiğim için özür dilerim, ancak bazı insanlara karşı olan huysuzluğumu açıklamanın yanı sıra, burada neler olup bittiği ve ne yaptığımız hakkında size bir fikir verecektir.

Eğer bu kadar hasta ve perişan olmasaydım size bir sonraki ziyaretimden bahseder, sizinle uzun uzun konuşmayı çok isterdim. Ancak elimde ne fiziksel ne de maddi imkânlar var. Size teşekkürlerimi ve bağlılığımın teminatını göndermekle yetinmek zorundayım.

Size ve Devrim’e

Jules Guesde

[1] Auguste Blanqui (1805-1881) Nisan 1879’da Meclis’e seçildi, ancak sadece birkaç ay görev yaptı, meclis üyeliği Haziran ayında geçersiz sayıldı; ancak yine de seçim kampanyasının amaçladığı gibi hapishaneden serbest bırakıldı.

[2] Prosper-Olivier Lissagaray (1838-1901) ve Charles Longuet (1839-1903) Komün’e katılmışlardır. Lissagaray bir süre Marx’ın ailesiyle birlikte kalmış ve Komün’ün tarihini yazmıştı, Longuet ise Marx’ın damadıydı.

[3] Ulusal Meclis Komün’den beri Versailles’da bulunuyordu. Léon Gambetta bir cumhuriyetçiydi ve o sırada alt meclisin başkanıydı. Parlamento nihayet Haziran ayında Versailles’dan Paris’e geri taşındı.

[4] Metni Actuel Marx’da ilk olarak yayınlayan Jean-Numa Ducange “bazı kelimelerin deşifre edilmesi imkânsız olduğunda okunaksız notlarla birlikte yeniden ürettik. Gerçekliği kesin olmayan bazı kelimeler de kalın ve italik olarak belirtilmiştir.” notunu düşmüştür.

[5] Charles Longuet 1872’den beri Marx’ın kızlarından biri olan Jenny ile evliydi.

[6] Guesde’nin zaten bilinen cevabı aşağıda yer almaktadır.

[7] Komün’den sonra İsviçre’de sürgünde bulunan Jules Guesde, başlangıçta bir anarşistti ve Karl Marx’a karşı bazı sert metinler yayınladı.

[8] Jules Vallès’in de yer aldığı Napolyon III’e suikast girişimine (5 Temmuz 1853, “Complot de l’Opéra Comique” olarak bilinir) gönderme.

[9] 1880’deki affa kadar Fransa’ya dönmelerine izin verilmeyen Komünarların yasaklanmasına atıf.

Kaynak: kostebek-kolektif.org ve leftcom.org

5 Ağustos 2024 Pazartesi

Çocuk ve genç emeği (her iki cinsiyetten) | Karl Marx

İngilizceden çeviren: Mahmut Boyuneğmez


Modern endüstrinin, her iki cinsiyetten çocuk ve gençleri toplumsal üretimin büyük işinde işbirliği yapmaya yöneltme eğilimini, sermaye altında bir iğrençliğe dönüştürülmüş olmasına rağmen, ilerici, sağlam ve meşru bir eğilim olarak görüyoruz. Rasyonel bir toplumda, 9 yaşından itibaren her çocuk, tıpkı hiçbir sağlıklı yetişkinin doğanın genel yasasından muaf tutulmaması gerektiği gibi, üretken bir emekçi haline gelmelidir: yemek yiyebilmek için çalışmak ve sadece beyniyle değil elleriyle de çalışmak.

Ancak şimdilik, farklı muamele görmek üzere üç sınıfa ayrılan her iki cinsiyetten çocuk ve gençlerle ilgilenmek zorundayız [a]; birinci sınıf 9 ila 12 yaş arasında; ikincisi 13 ila 15 yaş arasında; üçüncüsü ise 16 ve 17 yaşları kapsamaktadır. Birinci sınıfın herhangi bir atölye ya da ev işinde çalıştırılmasının yasal olarak iki; ikincinin dört; üçüncünün ise altı saatle sınırlandırılmasını öneriyoruz. Üçüncü sınıf için, yemek ya da dinlenme için en az bir saat ara verilmelidir.

9 yaşından önce ilkokul eğitimine başlamak arzu edilebilir; ancak biz burada sadece, çalışan insanı sermaye birikimi için sadece bir araç haline getiren ve ebeveynleri zorunlulukları nedeniyle kendi çocuklarının satıcıları olan köle sahiplerine dönüştüren bir sosyal sistemin eğilimlerine karşı en vazgeçilmez panzehirlerle ilgileniyoruz. Çocukların ve gençlerin hakları savunulmalıdır. Onlar kendi başlarına hareket edemezler. Bu nedenle, onlar adına hareket etmek toplumun görevidir.

Eğer orta ve üst sınıflar çocuklarına karşı görevlerini ihmal ederlerse, bu kendi hatalarıdır. Bu sınıfların ayrıcalıklarını paylaşan çocuk, onların önyargılarından muzdarip olmaya mahkûmdur.

İşçi sınıfının durumu ise oldukça farklıdır. Çalışan adam özgür bir özne değildir. Hatta pek çok durumda, çocuğunun gerçek çıkarını ya da insan gelişiminin normal koşullarını anlayamayacak kadar cahildir. Bununla birlikte, işçi sınıfının daha aydınlanmış kesimi, kendi sınıfının ve dolayısıyla insanlığın geleceğinin tamamen yükselen işçi neslinin oluşumuna bağlı olduğunu tamamen anlamaktadır. Onlar her şeyden önce çocukların ve genç işçilerin mevcut sistemin ezici etkilerinden kurtarılması gerektiğini bilirler. Bu ancak toplumsal aklın toplumsal güce dönüştürülmesiyle gerçekleştirilebilir ve verili koşullar altında bunu yapmanın, devlet gücüyle uygulanan genel yasalardan başka bir yolu yoktur. Bu tür yasalar uygulanırken, işçi sınıfı iktidarı güçlendirmez. Aksine, şu anda kendilerine karşı kullanılan bu gücü kendi araçlarına dönüştürürler. Çok sayıda münferit bireysel çabayla boşuna teşebbüs edecekleri şeyi genel bir eylemle gerçekleştirirler.

Bu noktadan hareketle, eğitimle birleştirilmediği sürece hiçbir ebeveynin ve patronun çocuk emeğini kullanmasına izin verilmemesi gerektiğini söylüyoruz.

Eğitimden üç şeyi anlıyoruz:

Birincisi: Zihinsel eğitim.

İkincisi: Jimnastik okullarında ve askeri egzersizlerde verildiği gibi bedensel eğitim.

Üçüncüsü: Tüm üretim süreçlerinin genel ilkelerini öğreten ve aynı zamanda çocuğu ve genci tüm işkollarının temel aletlerinin pratik kullanımına başlatan teknolojik eğitim. [Almanca metinde buna "politeknik eğitim" denmektedir - Ed]

Zihinsel, jimnastiksel ve teknolojik eğitimin aşamalı ve ilerleyen seyri, çocuk işçilerin sınıflandırılmasına uygun olmalıdır. Teknolojik okulların masrafları kısmen ürünlerinin satışıyla karşılanmalıdır.

Ücretli üretken emek, zihinsel eğitim, bedensel egzersiz ve politeknik eğitimin birleşimi, işçi sınıfını yüksek ve orta sınıfların seviyesinin çok üstüne çıkaracaktır.

Kendiliğinden anlaşılmaktadır ki, 9 yaşından 17 yaşına kadar (dâhil olmak üzere) tüm kişilerin gece işlerinde ve sağlığa zarar veren tüm işlerde çalıştırılması kanunen kesinlikle yasaklanmalıdır.

[a] Not: Fransızca ve Almanca metinlerde bu cümle yerine, bir önceki paragrafı sonlandıran ve yeni bir paragraf başlatan iki cümle bulunmaktadır:

"Ancak, şimdilik sadece işçi sınıfına mensup çocuk ve gençlerle ilgilenmek zorundayız.

"Fizyolojiye dayanarak, her iki cinsiyetten çocuk ve gençleri ayırmayı gerekli görüyoruz" ve ardından İngilizce metinde olduğu gibi.

4 Ağustos 2024 Pazar

Sendikalar: Geçmişleri, bugünleri ve gelecekleri | Karl Marx

Çeviren: Mahmut Boyuneğmez

Geçmişleri

Sermaye yoğunlaşmış toplumsal güçtür, işçi ise sadece kendi iş gücünü elden çıkarmaya mahkumdur. Bu nedenle sermaye ve emek arasındaki sözleşme hiçbir zaman adil koşullarda, hatta maddi yaşam ve emek araçlarının mülkiyetini bir tarafa, yaşamsal üretici enerjileri karşı tarafa koyan bir toplum için bile adil koşullarda yapılamaz. İşçilerin tek toplumsal gücü sayılarıdır. Ancak sayıların gücü sendikasızlık tarafından kırılır. İşçilerin sendikasızlığı, kendi aralarındaki kaçınılmaz rekabet tarafından yaratılır ve sürdürülür.

Sendikalar başlangıçta, işçilerin bu rekabeti ortadan kaldırmak ya da en azından kontrol etmek için, kendilerini en azından salt köle durumunun üzerine çıkarabilecek sözleşme koşullarını elde etmek için kendiliğinden girişimlerinden doğmuştur. Bu nedenle, sendikaların ilk hedefleri günlük ihtiyaçlarla, sermayenin aralıksız tecavüzlerini engellemeye yönelik tedbirlerle, tek kelimeyle, ücret ve emek zamanı sorunlarıyla sınırlıydı. Sendikaların bu faaliyeti sadece meşru değil, aynı zamanda gereklidir. Mevcut üretim sistemi devam ettiği sürece bundan vazgeçilemez. Aksine, tüm ülkelerde sendikaların oluşturulması ve birleştirilmesi yoluyla genelleştirilmelidir. Öte yandan, sendikalar, farkında olmadan, tıpkı ortaçağ belediyelerinin ve komünlerinin orta sınıf için yaptığı gibi, işçi sınıfının örgütlenme merkezlerini oluşturmaktadır. Eğer sendikalar sermaye ve emek arasındaki gerilla mücadeleleri için gerekliyse, ücretli emek ve sermaye egemenliği sistemini ortadan kaldıracak örgütlü kurumlar olarak daha da önemlidirler.

Bugünleri

Şu anki halleriyle sadece sermayeyle yerel ve anlık mücadelelere odaklanmış olan sendikalar, ücretli kölelik sistemine karşı harekete geçme güçlerini henüz tam olarak anlamamışlardır. Bu nedenle genel toplumsal ve siyasi hareketlerden çok fazla uzak durdular. Ancak son zamanlarda, örneğin İngiltere'de son siyasi harekete katılmalarından, Birleşik Devletler'deki işlevlerine ilişkin genişleyen görüşlerinden ve Sheffield'deki son büyük sendika delegeleri konferansında kabul edilen aşağıdaki karardan da anlaşılacağı üzere, büyük tarihsel misyonlarının bir miktar bilincine varmış görünüyorlar:

"Bu Konferans, Enternasyonal tarafından tüm ülkelerin emekçilerini ortak bir kardeşlik bağında birleştirmek için sarf edilen çabaları tamamen takdir ederek, burada temsil edilen çeşitli derneklere, tüm çalışan toplumun ilerlemesi ve refahı için gerekli olduğuna inanarak, bu kuruluşa üye olmalarını en içten şekilde tavsiye eder."

Gelecekleri

Asıl amaçlarından ayrı olarak, artık işçi sınıfının örgütlenme merkezleri olarak, onun tam kurtuluşunun geniş çıkarları doğrultusunda bilinçli bir şekilde hareket etmeyi öğrenmelidirler. Bu yöndeki her toplumsal ve siyasi harekete yardım etmelidirler. Kendilerini tüm işçi sınıfının savunucuları ve temsilcileri olarak görerek, toplum dışı insanları saflarına katmaktan geri kalamazlar. Olağanüstü koşullar nedeniyle güçsüz [Fransızca metinde: "örgütlü direnişten aciz"] hale gelen tarım işçileri gibi en düşük ücretli işkollarının çıkarlarını dikkatle gözetmelidirler. Tüm dünyayı, çabalarının dar ve bencil olmaktan uzak, ezilen milyonların kurtuluşunu hedeflediğine ikna etmelidirler [Fransızca ve Almanca metinler: "geniş işçi kitlelerini ikna etmelidirler"].

[MANTIK]: MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

[DEVRİM BİLİMİ]

E-KİTAP AKTÜALİTEYE MARKSİST YAKLAŞIM: PERSPEKTİFLER

MARKSİZM NEDİR? KLASİKLERİ OKURKEN

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]