MAR
1889 yılında Fransız
Devrimi’nin yüzüncü yıl dönümü vesilesiyle Paris’te toplanan uluslararası
sosyalist kongrelerle temelleri atılan II. Enternasyonal, 19. yüzyıl
sonu ve 20. yüzyıl başında uluslararası işçi hareketinin o döneme kadarki en
geniş, en kitlesel ve en kurumsallaşmış uluslararası koordinasyonunu temsil
etti. Birinci Enternasyonal'in daha gevşek federatif yapısının ve farklı
sosyalist, sendikal ve anarşist eğilimleri aynı çatı altında tutan
çoğulculuğunun aksine, II. Enternasyonal, milyonlarca işçiyi örgütleyen
kitle partilerinin, büyük sendikaların, parlamenter grupların ve geniş bir
sosyalist basın ağının uluslararası koordinasyon zemini haline geldi.
Ancak burada önemli bir
kavramsal ayrım yapmak gerekir: II. Enternasyonal, Birinci Enternasyonal gibi
merkezi olarak yönetilen bir "dünya partisi" değildi. Ulusal
sosyalist ve işçi partilerinin büyük ölçüde özerk kaldığı, kararlarının ulusal
partiler üzerinde bağlayıcı bir yürütme gücüne sahip olmadığı gevşek bir
uluslararası federasyondu. Bu nedenle 1914'teki çöküş yalnızca bir örgütün
dağılması değil, ulusal işçi hareketlerinin enternasyonalist ortak irade üretme
kapasitesinin sınırlarının açığa çıkmasıydı. Retorikteki devrimci sosyalizm ile
günlük pratikteki yasal-parlamenter mücadele arasındaki tarihsel gerilim, I.
Dünya Savaşı'nın başlamasıyla 1914'te büyük bir siyasal ve örgütsel krize
dönüştü.
1.
Doğuş, Kurumsal Yapı ve Örgütsel Sınırların Çizilmesi
Çifte
Kongre Krizinden Kuruluşa (1889)
II. Enternasyonal'in
doğuşu, Fransız sosyalist hareketindeki derin bölünmeyle şekillendi. Paul
Brousse önderliğindeki reformist Possibilist (İmkâncılar) kanat ile
Jules Guesde ve Paul Lafargue çevresindeki Marksist kanat Paris'te eşzamanlı
iki ayrı kongre topladı. Engels'in siyasal olarak desteklediği ve Alman sosyal
demokrasisinin güçlü biçimde temsil edildiği Guesdeci kongre, daha geniş
uluslararası temsile ve daha belirgin bir sosyalist programa sahip olması
nedeniyle tarihsel olarak II. Enternasyonal'in kuruluşuyla özdeşleşti.
Dolayısıyla "tek bir kuruluş kongresi yapıldı" demektense, 1889'da
iki rakip kongrenin düzenlendiğini ve II. Enternasyonal'in esasen Guesdecilerin
düzenlediği kongre çevresinde şekillendiğini söylemek daha doğrudur.
Kongrenin en kalıcı
kararlarından biri, işçi sınıfının uluslararası ölçekte sekiz saatlik iş günü
talebi etrafında birleşmesi ve 1 Mayıs 1890'ın uluslararası gösteri ve mücadele
günü olarak belirlenmesiydi. Bu karar enternasyonalizmi soyut bir dayanışma
ilkesinden, takvimsel ve kitlesel bir siyasal pratiğe dönüştürdü.
Anarşizmin
Dışlanması ve Siyasal Hat (1891-1896)
Örgüt ilk yıllarında
kendi siyasal sınırlarını belirlemek zorunda kaldı. 1891 Brüksel, 1893 Zürih ve
1896 Londra kongreleri boyunca anarşistlerin ve parlamenter siyasal faaliyeti
reddeden anti-parlamenter eğilimlerin Enternasyonal içindeki statüsü
tartışıldı. Bu dönemde henüz kurumsallaşmış bir "anarko-sendikalizm"
kategorisinden söz etmek yerine, anarşist ve anti-parlamenter eğilimlerin
dışlanmasından söz etmek daha isabetlidir.
1893 Zürih Kongresi,
kongrelere kabul için işçi örgütlerinin örgütlenmesini ve "siyasal
eylemin" gerekliliğini tanıma şartını getirdi. 1896 Londra Kongresi ise bu
ayrımı kesinleştirerek anarşistlerin katılımını fiilen sona erdirdi. Bununla
birlikte bu dışlama, anarşist ve anti-parlamenter fikirlerin işçi hareketi
içindeki etkisini ortadan kaldırmadı; sendikalist ve devrimci sendikalist
akımlar özellikle Fransa, İtalya, İspanya ve ABD'de bağımsız kanallar üzerinden
gelişmeye devam etti. Böylece II. Enternasyonal'in baskın siyasal modeli,
seçimlere, parlamentoya ve yasama mücadelesine katılan kitle partisi modeli
oldu. Ancak bu durum Enternasyonal'in başlangıçtan itibaren reformist olduğu
anlamına gelmiyordu; temel sorun, "nihai hedef" ile "günlük
mücadele araçları" arasındaki ilişkinin zamanla belirsizleşmesiydi.
İki
Ulusal Model ve Yapısal Sıkıntı
Enternasyonal esasen
farklı siyasal kültürlerin gerilimi üzerinde yükseldi:
- Alman Modeli (SPD):
August Bebel'in siyasal liderliği ve Karl Kautsky'nin teorik etkisi
altındaki Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD); güçlü parti
örgütü, büyük üye kitlesi, sendikal bağlantıları ve teorik üretimiyle
Enternasyonal'in en güçlü bileşeniydi.
- Fransız Modeli:
Fransız sosyalizmi daha parçalı ve heterojendi. Jean Jaurès çevresinde
şekillenen siyaset, parlamenter mücadeleyi Fransız devrimci geleneğiyle
birleştirmeye çalışıyordu (SFIO kavramı bütün döneme yayılmamalıdır, zira
SFIO ancak 1905'te sosyalist akımların birleşmesiyle kurulmuştur).
Kapitalizm
uluslararasılaşırken işçi sınıfının siyasal örgütlenmesi doğal olarak büyük
ölçüde ulusal devletler temelinde şekilleniyordu.
2.
Teori ile Pratik Arasındaki Yarılma: Üç Ana Akım
Dışarıdan homojen bir
"ortodoks Marksizm" kalesi gibi görünen Enternasyonal, kitleselleşme
ve parlamenter başarılar sonucunda üç ana teorik ve siyasal eğilime ayrıştı:
Sağ /
Revizyonist Kanat: Reformizm ve Sistem İçi Entegrasyon
Eduard Bernstein'ın
başını çektiği revizyonizm, kapitalizmin iç çelişkileri nedeniyle kısa veya
orta vadede kendiliğinden çökeceği şeklindeki mekanik yorumları eleştirdi.
Bernstein, kapitalizmin uyarlanma kapasitesini vurgulayarak sosyalizme ani bir
devrimci kopuş yerine kademeli reformlar, sendikal mücadele ve parlamenter
çoğunluk yoluyla ulaşılabileceğini savundu.
Bu tartışmanın pratik
sınaması Fransa'da yaşandı. Sosyalist Alexandre Millerand'ın 1899'da burjuva
hükümetine bakan olarak girmesi (Millerand Olayı), sosyalistlerin
kapitalist hükümetlere katılımı sorununu uluslararası bir krize dönüştürdü.
1904 Amsterdam Kongresi'nde bağımsız sınıf siyasetinin korunması vurgulanarak
koalisyoncu eğilimler sertçe eleştirildiyse de, kararın ulusal partiler
üzerinde merkezi bir yaptırım mekanizması yoktu.
Merkez
Kanat: Kautsky ve "Ortodoks" Sosyal Demokrasi
Karl Kautsky'nin temsil
ettiği merkez çizgi, Marksizmin devrimci hedeflerini açıkça terk etmiyor, ancak
günlük siyasette parti örgütünün ve parlamenter gücün korunmasına büyük önem
veriyordu. Kautsky'de kapitalizmin gelişiminin sosyalizmin koşullarını
olgunlaştıracağı fikri güçlüydü. Bu yaklaşım, özellikle Luxemburg ve Lenin gibi
devrimci Marksistler tarafından, devrimci öznenin aktif müdahalesini ikinci
plana atan ve kapitalizmin tarihsel olgunlaşmasına aşırı ağırlık veren bir
determinizm olarak eleştirildi. Kautsky'yi basitçe "reformist"
olarak sınıflandırmak doğru değildir; o, ortodoks Marksizm ile
parlamentarist-pratik sosyal demokrasi arasındaki merkezî konumu temsil
ediyordu.
Sol /
Devrimci Kanat: Militarizm, Emperyalizm ve Kitle Eylemliliği
Rosa Luxemburg, Lenin,
Troçki ve Anton Pannekoek gibi isimler, parlamenter mücadelenin tek başına
yetersiz olduğunu savundular. Lenin ve sol sosyalistler 1900'lerin başından
itibaren emperyalist rekabet ve savaş bağlantılarını tartışıyorlardı (Lenin'in Emperyalizm
eseri ise çöküşten sonra, 1916'da sistematikleşmiştir). Rosa Luxemburg,
Bernstein'a yanıt olarak yazdığı Sosyal Reform mu Devrim mi? eserinde,
reformların nihai hedefin yerini alamayacağını vurguladı. 1905 Rus Devrimi'nden
çıkarılan derslerle Luxemburg, kitle grevini siyasal öznenin oluştuğu ve
toplumun güç ilişkilerinin sarsıldığı ana mücadele biçimi olarak öne sürdü.
3.
Sömürgecilik, Ulusal Sorun ve Savaş Sınavı
- Sömürgecilik Tartışması:
1907 Stuttgart Kongresi'nde Eduard David ve Hendrik van Kol gibi sağ kanat
temsilciler sömürgeciliğin "uygarlaştırıcı" işlevini savunurken,
sol ve merkez kanat sömürgeciliği eleştirdi. Sömürgecilik karşıtı karar
kongrede açık bir çoğunlukla değil, 127'ye 108 oyla (10 çekimser) kabul
edilebildi. Bu dar fark, sömürge sorununun işçi sınıfının kendi
burjuvazisinin emperyalist çıkarlarından ne ölçüde bağımsızlaşabileceği
konusunda derin bir çatlak barındırdığını gösterdi.
- Ulusal Sorun ve Avusturya
Marksizmi: Avusturya-Macaristan gibi çok uluslu
yapılarda Otto Bauer ve Karl Renner tarafından geliştirilen Avusturya
Marksizmi, ulusal-kültürel özerklik gibi çözümlerle ulusal sorun ile sınıf
mücadelesini uzlaştırmaya çalıştı.
- Savaş Karşıtı
Manifestolar ve "Basel'in Çanları": 1907
Stuttgart ve 1912 Basel kongrelerinde savaş karşıtı kararlar alındı. 1912
Basel Kongresi'nde (ve Basel Katedrali'ndeki sembolik kitlesel toplantıda)
kabul edilen manifestoda, savaşın engellenmesi, savaş çıkması durumunda
ise krizin kapitalist sınıf egemenliğine karşı devrimci bir fırsat olarak
kullanılması ilan edildi. Ancak Enternasyonal, savaş çıktığında işçilerin
bunu pratikte nasıl engelleyeceğine dair (genel grev, savaş kredilerini
reddetme vb.) bağlayıcı ve ortak bir stratejik mekanizma geliştiremedi.
4.
1914 Yazı: İflas, Sosyal-Şovenizm ve Tarihsel Bilanço
Temmuz 1914 krizinde
Uluslararası Sosyalist Büro (ISB) etkili bir müdahale geliştiremedi. Barış
çağrısı yapan Fransız sosyalist lider Jean Jaurès'in 31 Temmuz 1914'te
öldürülmesi krizin sembolü oldu.
Ağustos 1914'te savaş
başladığında, başta Alman SPD olmak üzere birçok sosyalist parti kendi
hükümetlerinin savaş kredilerini destekledi. SPD parlamento grubu 4 Ağustos'ta
savaş kredilerine oy verdi; Almanya'da bu tutum Burgfrieden (sınıf
barışı) politikasıyla birlikte yürütüldü. Fransa'da da sosyalistler Union
sacrée (Kutsal Birlik) adı altında ulusal birlik siyasetine destek verdi.
Lenin ve savaş karşıtı
devrimci sosyalistler bu tutumu “sosyal şovenizm” olarak adlandırdılar. Sosyal
şovenizm, sosyalist söylemin korunmasına rağmen, bir ülkede sosyalistlerin
kendi ulusal burjuvazilerinin savaş politikasını desteklemesi ve uluslararası sınıf
dayanışmasının ulusal savaş hedeflerine tabi kılınmasıdır.
Çöküşün altında yatan
ana neden sadece "liderlerin ihaneti" değil, yapısal bir paradokstu:
İşçi hareketi kapitalist toplum içinde kurumsallaşıp parlamentoda ve
sendikalarda güçlendikçe, kapitalist devletin kendisinden siyasal olarak
bağımsız kalması zorlaşıyordu. Barış zamanında bir arada durabilen reformist ve
devrimci kanatlar, savaşın dayattığı enternasyonalist yükümlülükler ile ulusal
savunma söylemi arasındaki seçim karşısında geri döndürülemez biçimde ayrıştı. 1914'te
yaşanan bölünme, savaş karşısında “doğru teoriye ihanet” kadar, ulusal devlet,
seçim sistemi, sendikal pazarlık, parti örgütleri ve parlamenter temsil
üzerinden onlarca yıl içinde oluşmuş maddi çıkar ve kurumsal bağımlılıkların da
sonucuydu.
1914
Sonrası ve Genel Teorik Sonuçlar
- Zimmerwald ve Kienthal:
Savaş karşıtı sosyalistler 1915'te Zimmerwald ve 1916'da Kienthal
konferanslarında bir araya geldi. Lenin önderliğindeki Zimmerwald Solu,
emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürme ve yeni bir devrimci enternasyonal
kurma çizgisini savundu.
- Kalıcı Bölünme (1919):
1917 Ekim Devrimi’nin ardından, 1919'da Komünist Enternasyonal'in
(Komintern) kurulması ve aynı yıl II. Enternasyonal'in sosyal demokrat hat
olarak yeniden yapılandırılmasıyla uluslararası sol hareket (Komünizm ve
Sosyal Demokrasi) kalıcı örgütsel biçimini aldı.
Genel
Bilanço:
- Kitle Siyasetinin Paradoksu: Örgütlenmek ve kurumsallaşmak işçi hareketine muazzam haklar ve güç kazandırırken (8 saatlik iş günü, genel oy vb.), aynı zamanda hareketi mevcut düzenin kurumlarına bağımlı hale getirebilir.
- Enternasyonalizmin Sınırı: Uluslararası dayanışma ortak bağlayıcı siyasal mekanizmalarla desteklenmediğinde, kriz anında ulusal devletin çıkarları enternasyonalist ilkelerin önüne geçebilir.
- Öznellik - Nesnellik Gerilimi: 1914 kırılması, Kautsky'nin determinist "koşulların olgunlaşmasını bekleme" anlayışı ile Luxemburg ve Lenin'in devrimci öznenin aktif müdahalesine yaptığı vurgu arasındaki teorik ayrışmayı keskinleştirmiştir.
- Devlet Sorununun Geri Dönüşü: II. Enternasyonal deneyimi, sosyalist hareket açısından devlet sorununu yeniden merkezî hale getirdi. İşçi partileri parlamentoda güç kazandıkça, devlet mekanizmasının yalnızca burjuvazinin doğrudan aracı olmadığı, aynı zamanda sosyalistlerin seçimler, yasama ve reformlar aracılığıyla müdahale edebildiği bir alan olduğu görüldü. Ancak 1914 savaşı, devletin kriz anında sınıfsal ve ulusal güç ilişkilerinden bağımsız, tarafsız bir hakem olmadığını gösterdi. Böylece "işçi hareketi mevcut devlet içinde ne ölçüde dönüşüm yaratabilir?" sorusu, 1917 sonrasında reformist sosyal demokrasi ile devrimci komünizm arasındaki temel ayrım noktalarından biri haline geldi.
i) James Joll, İkinci Enternasyonal 1889-1914
ii) Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, 2. Cilt, 13. Bölüm

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Google hesabıyla yorum yapmak istemiyorsanız, yorum yazmadan önce Ad/Url seçeneğinde, sadece ad kısmını doldurabilirsiniz.